Sıcak Taş Masajı Nasıl Yapılır? Faydaları

Rahatlatıcı bir tedavi arıyorsanız, pürüzsüz bazalt taşlarla yapılan sıcak taş masajı denemeye değer. Bazalt taşlar bazen vücudun detoksuna yardımcı olabilen soğuk mermer taşlarıyla birlikte kullanılır.

Haber Merkezi / Bu masajı evde denemek isteyenler, taşları güvenli bir şekilde ısıttığından ve fazla sıcak olmadığından emin olmalı. Profesyonel bir terapistten yardım almak en iyisidir, çünkü teknikte ustalık farkı vardır.

Şimdi adım adım sıcak taş masajının nasıl yapıldığını ve faydalarını görelim:

Sıcak taş masajı nasıl yapılır?

Taşların hazırlanması: Genelde pürüzsüz, ısıyı iyi tutan bazalt taşları kullanılır. Bu taşlar, özel bir ısıtıcıda yaklaşık 50-60 dereceye kadar ısıtılır. Cildi yakmaması için çok sıcak olmamasına dikkat edilir.

Ortamın hazırlanması: Masaj yapılacak alan loş bir ışık, rahatlatıcı müzik ve hoş bir kokuyla sakin bir hale getirilir. Kişi, masaj masasına yüzüstü uzanır ve üstü bir havluyla örtülür.

Taşların yerleştirilmesi: Isıtılan taşlar, vücudun enerji noktalarına (örneğin omurga boyunca, avuç içlerine, ayaklara) yerleştirilir. Bu, kasların gevşemesini ve kan dolaşımının hızlanmasını sağlar.

Masaj uygulaması: Masaj terapisti, taşları ellerinde tutarak veya doğrudan cilt üzerinde kaydırarak nazik hareketlerle masaj yapar. Bazen taşların hareketi kolaylaştırmak için yağlar da kullanılır.

Son dokunuş: Masaj bittikten sonra taşlar kaldırılır ve kişi bir süre dinlenmeye bırakılır. Vücudun toksinlerden arınması için bol su içmesi önerilir.

Sıcak taş masajının faydaları nelerdir?

Kas gevşemesi: Taşların sıcak oluşu, gergin kasları yumuşatır ve ağrıları hafifletir. Bu masaj tekniği özellikle sırt ve boyun ağrısı çekenler için idealdir.

Stresi azaltma: Hem sıcaklık hem de masajın ritmik hareketleri zihni sakinleştirir ve kaygıyı azaltır.

Kan dolaşımını hızlandırır: Taşların sıcaklığı, kan akışını hızlandırır; bu da dokulara daha fazla oksijen gitmesini sağlar.

Detoks etkisi: Taşların sıcak oluşu, terlemeyi teşvik ederek vücudun toksin atmasına yardımcı olur.

Enerji dengesi: Taşların belirli noktalara yerleştirilmesi, enerji akışını düzenlediğine inanılır.

Paylaşın

Sağlıklı Kilo Almak İçin Beş Besin Kombinasyonu

Kilo aldıran besin kombinasyonları genellikle yüksek kalori içeriğine sahip, karbonhidrat, yağ ve protein açısından zengin gıdaların bir araya gelmesiyle oluşur.

Haber Merkezi / Eğer amacınız sağlıklı bir şekilde kilo almaksa, enerji yoğunluğu yüksek ama aynı zamanda besleyici gıdaları tercih etmek önemlidir.

İşte bazı etkili kilo alma kombinasyonları:

Fıstık ezmesi ve tam tahıllı ekmek: Fıstık ezmesi sağlıklı yağlar ve protein sağlarken, tam tahıllı ekmek ise kompleks karbonhidrat sağlar. Üzerine biraz bal ekleyerek kalori oranını artırabilirsiniz.

Muz ve yoğurt: Muz hızlı enerji veren karbonhidrat içerir, tam yağlı yoğurt ise protein ve yağla bu kombinasyonu dengeler. Bir avuç ceviz ya da badem eklemek kaloriyi daha da yükseltir.

Avokado ve yumurta: Avokado sağlıklı tekli doymamış yağlarla doludur, yumurta ise protein ve ek kalori sağlar.

Kuruyemiş ve kuru meyve: Badem, fındık, kaju gibi kuruyemişler ile kuru üzüm, incir veya kayısı birleştiğinde hem kalori hem de besin değeri açısından güçlü bir atıştırmalık olur.

Peynir ve zeytinyağlı makarna: Zeytinyağı ve peynir ile desteklenmiş tam buğday makarnası, karbonhidrat, yağ ve protein dengesiyle kilo alımına destek olur.

Bunların yanında, porsiyonları artırmak ve gün içinde sık sık yemek yemek de kilo alımını destekler. Eğer daha spesifik bir hedefiniz varsa (mesela kas kütlesi artışı), protein ağırlıklı kombinasyonlara odaklanabilirsiniz.

Paylaşın

Ana Öğünlerden Sonra Neden Meyve Yememeliyiz?

Ana öğünden hemen sonra, genellikle şeker (fruktoz) içeriği yüksek ve hızlı sindirilen besinler içeren meyvelerle ilgili görüş, meyvelerin sindirim sürecine olan etkisinden kaynaklanmaktadır.

Haber Merkezi / Ana öğünde tüketilen besinler genelde sindirimi daha uzun süren protein, yağ ve kompleks karbonhidratlar içerir.

Meyveler, bu yavaş sindirilen besinlerin üzerine tüketilirse, mide ve bağırsaklarda fermantasyon başlayabilir. Çünkü meyvedeki şekerler, diğer besinlerin sindirimi tamamlanana kadar beklemek zorunda kalır ve bu sırada mayalanarak gaz, şişkinlik gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

Meyve, sindirim sisteminin rahatça işleyebilmesi için aç karnına ya da hafif bir öğünden sonra tüketildiğinde daha iyi tolere edilir:

Kahvaltıdan önce veya sonra: Sabah uyanır uyanmaz aç karnına meyve tüketmek, hızlı bir enerji artışı sağlar ve meyve daha kolayca eritilir. Eğer kahvaltıda hafif bir şeyler yiyorsanız (örneğin yulaf, yoğurt gibi), sonrasında meyve tüketebilirsiniz. Ancak ağır bir kahvaltı (yumurta, peynir, sucuk gibi) yaptıysanız, meyveyi 1 – 2 saat sonrasına bırakabilirsiniz.

Öğle yemeğinden sonra: Eğer öğle yemeğinde hafif bir şeyler yediyseniz (salata, çorba gibi), hemen sonrasında meyve yiyebilirsin. Ama et, makarna, pilav gibi ağır bir yemek yediyseniz, meyveyi sindirimin tamamlanması için yine 1 – 2 saat sonrasına bırakabilirsiniz. Öğle yemeğinden önce ara öğün olarak meyve tüketebilirsiniz.

Akşam yemeğinden sonra: Akşam yemeği genelde ağır olduğu için (özellikle protein ve yağ içeriği yüksekse), meyveyi yemekten hemen sonra yemek yerine yatmadan birkaç saat önce hafif bir atıştırmalık olarak tercih edebilirsin.

Genel olarak, meyveyi ana öğünden 30 dakika önce ya da 2 saat sonra yemek, sindirim sistemini yormamak için ideal dönemdir.

Paylaşın

NiMe Diyeti: Kalori Saymadan Kilo Verin

NiMe diyeti temel olarak sanayileşme öncesi dönemin ilkel beslenme alışkanlıklarını modern çağa uyarlamayı hedefler. Bu diyet, bağırsak mikrobiyomunu güçlendirmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlar.

Haber Merkezi /Kalori açığı ile kilo vermek, yani harcadığınızdan daha az kalori tüketerek, kilo vermenin kanıtlanmış yöntemidir. Ancak kalori saymayı denediyseniz bunun ne kadar yorucu ve motivasyon bozucu olabileceğini biliyorsunuzdur.

Peki her lokmayı sayma stresi yaşamadan kilo vermek mümkün mü? Yeni keşfedilen NiMe diyeti sayesinde bunun mümkün olabileceği ortaya çıktı.

NiMe, Non-industrialized Microbiome Restore’un kısaltmasıdır ve bağırsak mikrobiyomu üzerine yapılan araştırmalardan esinlenerek oluşturulmuş bir diyettir.

NiMe diyeti temel olarak sanayileşme öncesi dönemin ilkel beslenme alışkanlıklarını modern çağa uyarlamayı hedefler. Bu diyet, bağırsak mikrobiyomunu güçlendirmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlar.

NiMe diyetinin özü, bitki bazlı beslenmeye dayanır. Sebzeler, baklagiller (mercimek, nohut gibi), lif açısından zengin gıdalar ve az miktarda hayvansal protein içeren bir beslenme modelini teşvik eder. İşlenmiş gıdalar, rafine şekerler ve endüstriyel ürünlerden uzak durmayı savunur.

NiMe diyeti, bağırsak florasını yenileyerek kronik hastalıkların (diyabet, kalp hastalıkları gibi) riskini azaltmayı ve vücudun doğal dengesini geri kazanmayı vadeder.

Diyetin savunucuları, bilimsel çalışmalarla bağırsak mikrobiyomunun sağlık üzerindeki etkisinin kanıtlandığını öne sürer. Örneğin, Cork Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, NiMe diyetini uygulayan küçük bir grubun bağırsak sağlığında iyileşme gösterdiğini ortaya koymuştur.

Ancak bu diyet, özünde bitki bazlı beslenmenin bilinen faydalarını farklı bir isimle sunuyor gibi göründüğü için bazı eleştirilere de maruz kalmaktadır.

NiMe diyeti uygulamak isteyenler için genel öneriler şunlar olabilir: Bol miktarda taze sebze ve lifli gıdalar tüketin, hayvansal ürünleri minimumda tutun ve işlenmiş gıdalardan tamamen vazgeçin.

Yine de bu diyete başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışmak, bireysel ihtiyaçlara uygunluğunu değerlendirmek açısından önemlidir.

Kısacası NiMe, bağırsak sağlığına odaklanan, doğaya dönüşü vurgulayan bir beslenme tarzı olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

Kalori Açığı Nedir Ve Doğru Şekilde Nasıl Hesaplanır?

Kalori açığı, bir kişinin vücudunun harcadığından daha az kalori alması durumudur. Bu, kilo verme diyetlerinin temelinde yatan prensiptir. Kilo kaybının sağlıklı ve güvenli olabilmesi için bu açığın doğru hesaplanması önemlidir.

Haber Merkezi / Kalori, yiyeceklerden alınan enerji birimidir, vücut bu kalorileri yaşamı sürdürmek, fiziksel aktivite ve diğer ihtiyaçlar için kullanır. Harcanılan kaloriden daha azı tüketildiğinde, vücut enerji için depolanmış yağ rezervlerini kullanmaya başlar, bu süreç kilo kaybına yol açar.

Kalori açığını doğru hesaplayabilmek için günlük kalori ihtiyacını bilmek gerekir. Bu ihtiyacı belirlemenin birkaç yolu vardır ancak en yaygın olanı Mifflin-St Jeor formülünü kullanmaktır.

Mifflin-St Jeor formülü

Erkekler için: (10 x kg cinsinden ağırlık) + (6,25 x cm cinsinden boy) – (5 x yıl cinsinden yaş) + 5
Kadınlar için: (10 x kg cinsinden ağırlık) + (6,25 x cm cinsinden boy) – (5 x yıl cinsinden yaş) – 161

Ortaya çıkan sayı, vücudun dinlenme halindeyken işlevini sürdürmesi için gereken kalori miktarı olan bazal metabolizma hızıdır (BMR).

Daha sonra fiziksel aktivite seviyesi göz önünde bulundurulması gerekir. Bunun için BMR uygun katsayı ile çarpılır:

Düşük aktivite (hareketsiz çalışma, egzersiz yok): BMR x 1.2
Orta aktivite (haftada 1-3 kez hafif egzersiz): BMR x 1.375
Yüksek aktivite (haftada 3-5 kez yoğun egzersiz): BMR x 1.55
Çok aktif (günlük yoğun fiziksel egzersiz): BMR x 1.725

Ortaya çıkan sayı, mevcut kiloyu korumak için günlük kalori ihtiyacıdır.

Kalori açığı oluşturmak için bu gereksinimden yüzde 10-20 oranında bir miktar çıkarılması gerekir. Yavaş yavaş ve güvenli bir şekilde kilo kaybını sağlamak için genellikle günlük 500 kaloriyi geçmeyecek bir kalori açığı oluşturulması önerilir.

Kalori açığınızı hesaplamak yaş, cinsiyet, aktivite seviyesi, sağlık durumu gibi birçok faktöre bağlı olan bireysel bir işlemdir. Diyete başlamadan önce mutlaka doktora veya beslenme uzmanına danışılmalı.

Sadece kalori açığı yaratmak değil, aynı zamanda doğru beslenmek, gerekli tüm besinleri almak da önemlidir. Kalori açığı kilo vermenin etkili bir yoludur; ancak bunun için doğru hesaplanması ve dengeli beslenmek gerekir.

Paylaşın

Soğuk Havanın Sağlık Üzerindeki Şaşırtıcı Faydaları

Havalar soğudukça ve gün ışığı saatleri azaldıkça, kanepede kıvrılıp bahara kadar kış uykusuna yatmak daha cazip gelebilir. Peki soğuk havanın sağlık  faydalarını hiç merak ettiniz mi? 

Haber Merkezi / İşte soğuk havanın sağlık üzerindeki şaşırtıcı faydalarından bazıları:Bağışıklık sistemini güçlendirir: Soğuk hava, vücudunuzun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemini aktive ederek hastalıklara karşı daha dirençli hale gelmesine yardımcı olabilir.

Kan dolaşımını iyileştirir: Soğuk hava, kan damarlarının büzülmesine neden olarak kan dolaşımını hızlandırabilir. Bu, özellikle soğuk havada egzersiz yaptığınızda kalp ve kaslarınız için faydalı olabilir.

Stresin azaltır: Bazıları soğuk havayı daha canlandırıcı bulur. Bu durum, stres seviyesini düşürmeye yardımcı olabilir.

Kilo vermeye yardımcı olur: Soğuk havalarda, vücut, sıcaklığını korumak için daha fazla enerji harcar. Bu da metabolizmayı hızlandırarak daha fazla kalori yakmaya neden olur.

Cilt sağlığını iyileştirir: Soğuk hava, yağlı cildin kurumasını sağlayarak sivilce oluşumunu azaltabilir. Ayrıca, soğuk havada dışarıda vakit geçirmek, cildin doğal yenilenme sürecine katkıda bulunabilir.

Soğuk havanın ulumlu etkilerinin yanında olumsuz etkileri de olabilir.

Uzun süre soğuk havaya maruz kalmak, hipotermiya, soğuk algınlığı ve solunum yolu sorunları gibi sorunlara neden olabilir. Bu riskleri en aza indirmek için uygun giysiler giymek ve soğuk havaya maruz kalma süresini sınırlamak önemlidir.

Paylaşın

Mide Ekşimesi İçin Yedi Doğal Çözüm

Mide ekşimesi (reflü) oldukça rahatsız edici bir durumdur ve neyin tetikleyeceğini bilmek de oldukça zordur. Neyse ki, ilaçlara gerek kalmadan mide ekşimesini hafifletmenin birçok doğal yolu vardır.

Haber Merkezi / İşte mide ekşimesini doğal ve hızlı bir şekilde gidermenin bazı yolları:

Karbonat: Bir bardak ılık suya bir çay kaşığı karbonat ekleyip karıştırarak içebilirsiniz. Bu, mide asidini nötralize etmeye yardımcı olabilir. Ancak, bunu sık sık yapmaktan kaçının, çünkü fazla karbonat tüketimi başka sorunlara neden olabilir

Elma sirkesi: Bir bardak suya bir çay kaşığı organik elma sirkesi ekleyip içmek, mide asidini dengede tutmaya yardımcı olabilir. Ancak, elma sirkesi herkes için uygun olmayabilir; eğer rahatsızlık hissederseniz, kullanmayı bırakın.

Zencefil: Zencefil, mideyi sakinleştirmek ve sindirimi iyileştirmek için doğal bir çözümdür. Bir bardak zencefil çayı içebilir veya küçük bir parça taze zencefil çiğneyebilirsiniz.

Nane çayı: Ilık nane çayı, mide ekşimesini hafifletebilir. Ancak, nane bazılarında reflüyü artırabilir, bu yüzden dikkatli olmakta fayda var.

Aloe vera suyu: Günde bir küçük bardak saf aloe vera suyu (şeker ilavesiz olanı), mideyi yatıştırabilir ve mide iltihabını azaltabilir.

Yemek Düzeni Değişiklikleri:

Yemekleri küçük porsiyonlar halinde ve yavaş yiyin.
Yatmadan en az 2-3 saat önce yemek yemeyi bırakın.
Baharatlı, yağlı ve asitli yiyeceklerden (turunçgiller, domates, çikolata) kaçının.
Kahve, alkol ve karbonatlı içecekleri sınırlayın.

Baş pozisyonunuzu yükseltin: Uyurken başınızı biraz yükselterek mide asidinin boğazınıza geri kaçmasını önleyebilir.

Bu doğal çözümler genellikle hafif vakalar içindir. Mide ekşimesi kronik hale gelmiş veya ciddi belirtiler (göğüs ağrısı, yutma güçlüğü) yaşıyorsanız, mutlaka bir doktora danışmalısınız.

Paylaşın

Kronik Ağrı, Hafıza Kaybına Neden Olabilir Mi?

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’u kronik ağrı çekiyor. Dahası, bunların yaklaşık üçte ikisi de hafıza kaybı yaşıyor. Bunun nedeni, ağrı ve hafızanın birbirini karşılıklı olarak etkileyebilen sinirleri paylaşmasıdır.

Haber Merkezi / İnsanlar, ağrıyı yorumlamak ve yanıt vermek için öğrenme, geçmiş deneyimler ve karar verme gibi bir dizi bilişsel sürece güvenir. Bu nedenle, ağrının biliş üzerindeki etkilerini, özellikle de hafıza üzerindeki etkisini anlamak, bu sorunu yaşayan bireylerin semptomlarını iyileştirmek ve yaşam kalitelerini artırmak için temel bir ön koşuldur.

Hafıza için kritik öneme sahip bir beyin bölgesi olan hipokampüs, kronik ağrı yaşayan bireylerde sıklıkla etkilenir. Önceki araştırmalar, kronik nöropatik ağrının, mekansal hafızayı bozduğunu ve ayrıca hipokampüste yeni nöronların üretimini baskıladığını göstermiştir; bu, kronik ağrısı olan bazı bireylerde gözlemlenen hafıza eksikliklerini açıklayabilir.

Xuzhou Tıp Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, kronik ağrı ve hafıza kaybı arasındaki bağlantıya ışık tutmaya yardımcı olabilecek fareler üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını açıkladılar.

Bilim insanları, araştırmada, S1P/S1PR1 sinyal yolunun bu duyarlılığı etkileyen kritik bir faktör olduğunu belirlediler. Sfingozin 1-fosfat reseptörü 1’in kısaltması olan S1PR1, S1P adı verilen bir sinyal molekülü için bir transmembran reseptör proteinidir.

Beyninizi, anıları oluşturmak ve depolamak için sürekli olarak yeniden yapılandırılan karmaşık bir sinaptik bağlantı ağı üzerinden iletişim kuran bir hücre havuzu olarak hayal edin. Dendritik dikenler adı verilen yapılar, bu bağlantıların oluşumunda önemli bir role sahiptir.

Bilim insanları, bazı deneklerde kronik ağrının, dendritik dikenlerin içinde bulunan aktin sitoskeletonunun korunması için çok önemli olan reseptör S1PR1 seviyelerinde bir azalmaya neden olduğunu ortaya koydu. Bu durumda, hücreler arasındaki sinaptik bağlantılar zayıflar ve beynin önemli bilgileri hatırlama özelliği bozulur.

Araştırmanın sonuçları, S1PR1’in kronik ağrıyla ilişkili hafıza kaybını önlemek için umut verici bir terapötik hedef olabileceğini göstermektedir.

Bu bulgular ümit verici olsa da, hala birçok soru var. Örneğin, S1PR1 sinyallemesi burada incelenenlerin ötesinde başka hafıza türlerini etkileyebilir mi? Bu, ağrı ve bilişsel işlev bozukluğu içeren diğer nörolojik durumlarda da geçerli olabilir mi?

Paylaşın

Tükenmişlik Sendromu İle Nasıl Başa Çıkılır?

Masanızda oturmuş, uzun ve yorucu bir iş gününe daha başlamaya hazırlanıyorsunuz. Ancak biriken işleri kontrol altına almak için kendinizi bir türlü motive edemiyorsunuz.

Haber Merkezi / Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyorsunuz ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorsunuz. Uzun süre aşırı oranda strese maruz kalmak bitkin düşmenize veya “tükenmiş” hissetmenize neden olabilir.

Tükenmişlik durumu, bunalmış, endişeli, hayal kırıklığına uğramış veya yorgun hissetmenin ötesine geçebilir. Kas gerginliği, baş ağrısı veya sindirim sorunları gibi fiziksel etkiler bile yaşayabilirsiniz.

Tükenmişliğin en yaygın belirtilerinden bazıları:

Fiziksel veya duygusal yorgunluk
Hayal kırıklığı, sabırsızlık ve sinirlilik
Odaklanma ve konsantre olmada zorluk
Çalışma motivasyonu kaybı
Önemli olan şeylere karşı umutsuzluk veya anlamsızlık hissi
Gerçeklikten kaçma arzusu
İzole olma isteği
İlişkilerde zorluk
Uyku sorunu
Hastalığa karşı artan duyarlılık
Başa çıkmak için yiyecek, uyuşturucu veya alkol kullanımı

Tükenmişliğin en yaygın nedenlerinden bazıları:

Ağır iş yükü
Uzun çalışma saatleri
İş kaynaklı görevlerde son tarihler üzerinde asgari kontrol
İş beklentileri konusunda netlik eksikliği
Sıkıcı ve/veya monoton çalışma düzeni
Yüksek baskı altında performans göstermek zorunda kalmak
İşlevsiz ortamlara ve/veya insanlara maruz kalma

Örneğin, tükenmişlik şunlardan kaynaklanabilir:

Aşırı başarılı veya işkolik olmak
İnsanları memnun etmek (ya da her şeye “evet” demek)
Mükemmeliyetçi olmak
Karamsar veya alaycı olmak
Arkadaşlar, aile veya meslektaşlarla yakın, destekleyici ilişkilerin eksikliği

Tükenmişlikle nasıl başa çıkılır?

Endişeleriniz hakkında aileniz, arkadaşlarınız, meslektaşlarınız veya bir terapistle konuşarak sorunla başa çıkma stratejileri keşfedin. Birisi sizi dinlemek için müsait olmadığında, düşüncelerinizi ve hislerinizi ifade etmenize yardımcı olması için kendi kendinize konuşmayı veya günlük tutmayı deneyin.

Zihninizin ve vücudunuzun düzgün bir şekilde işlemesi için yeterince uyuyun. Ayrıca yatma ve uyanma saatine uyduğunuzdan, uyku ortamınızı optimize ettiğinizden ve yatmadan önce gevşemek için sağlıklı bir rutin oluşturduğunuzdan emin olun.

Gün boyunca ruh halinizi ve enerji seviyenizi yüksek tutmaya yardımcı olmak için besin açısından zengin yiyecekler tüketin. Örneğin, B12 vitamini, ruh halinizi düzenlemeye yardımcı olan bir kimyasal olan serotoninin metabolize edilmesinde önemli bir rol oynar.

Kaygıyı, depresyonu ve olumsuz ruh hallerini azaltmaya yardımcı olmak için düzenli egzersiz yapın. Egzersiz ayrıca öz saygıyı ve düşünme, öğrenme ve yargılama gibi bilişsel işlevleri  de artırabilir.

Gerektiğinde diğerlerinin isteklerine “hayır” diyebilmenizi sağlayan sınırlar belirleyin. Sağlıklı sınırlar, zamanınızı ve enerjinizi daha iyi yönetmeniz için önemlidir.

Her şeyi tek başınıza yapmak zorunda kalmamak için çevrenizden destek alın. Yardım isteyerek iş yükünüzü ve ilişkilerinizi yönetmenize yardımcı olabilirsiniz.

Profesyonel ve kişisel hayatınız sıkıntılıysa, tükenmişliğinizin kökenine inebilmeniz ve uygun bir eylem planı geliştirmek için birlikte çalışabilmeniz için bir terapistle görüşmeyi düşünün.

Tükenmişlikle mücadele etmek, hayatın zorluklarıyla başa çıkamayacağınız anlamına gelmez; sadece daha sağlıklı bir denge bulmanıza yardımcı olacak yeni bir stratejiye ihtiyacınız olduğu anlamına gelir.

Paylaşın

Olumsuzlama Nedir Ve Nasıl Başa Çıkılır?

“Olumsuzlama (Negging)”, birinin güvenini sarsmak için dolaylı bir iltifat (övgü olarak yapılan bir hakaret) yapmayı içeren bir duygusal manipülasyon biçimi olarak tanımlanabilir.

Haber Merkezi / “Olumsuzlama” genellikle kontrolü ele geçirmek veya bir kişinin var olan durumu onaylamasını sağlamak için kullanılır.

Olumsuzlama, bir tür gaslighting midir?

Olumsuzlama ve gaslighting, ikisi de duygusal taciz biçimleridir, ancak aynı şey değildirler. Olumsuzlama, birinin güvenini manipüle etmek için iltifat kisvesi altında yapılan ince hakaretleri içerir.

Gaslighting, manipülatörün kurbanın kendi gerçekliğinden, hafızasından veya algılarından şüphe etmesini sağladığı ciddi bir psikolojik taciz biçimidir.

Olumsuzlama örnekleri: 

İkiyüzlü iltifatlar: Yaşına göre harika görünüyorsun.
Şaka kılığına girmiş hakaretler: Senin gibi birinin bu göndermeyi anlayacağını beklemiyordum.
İnce aşağılamalar: Bir kız için oldukça zekisin.
Karşılaştırmalar: Bu konuda neredeyse eski sevgilim kadar iyisin.
Gizli eleştiri: Bu çok özgün bir saç modeli, gerçekten dikkat çekiyor.

Şaşırmış gibi yaparak: Vay canına, bu kadar sofistike bir şeye ilgi duyacağını düşünmemiştim.
Başarılarınızı küçümsemek: Çok zorlayıcı olmasa da iyi bir iş çıkardın.
Zevkinizi sorgulamak: İlginç bir kıyafet seçimi, bunu giymeye cesaret edemezdim.
Yeteneklerinden şüphe etmek: Bunu tek başına başarabilmene şaşırdım.
İlgi alanlarınızı en aza indirmek: Bu küçük hobiye sahip olmanız çok hoş.

Olumsuzlama ve şaka: Olumsuzlama ile şaka arasındaki farkı nasıl ayırt edeceğinizi merak ediyor olabilirsiniz. Temel fark niyette ve duygusal etkide yatar. Şaka karşılıklıyken, olumsuzlama tek taraflıdır ve gizli bir amacı vardır.

Olumsuzlamanın arkasındaki psikoloji: Olumsuzlama, ilişkilerde muhtemelen güç dinamiklerine dayanan bir kırmızı bayraktır. Bir kişi, kendi statüsünü yükseltirken diğer kişinin öz saygısını düşürerek bir dengesizlik yaratmaya çalışır.

Olumsuzlama sağlığı nasıl etkiler?

Olumsuzlama, hem zihin hem de beden üzerinde derin etkilere neden olabilir. Olumsuzlamanın etkileri henüz özel olarak incelenmemiş olsa da, araştırmacılar olumsuzlamanın uzun vadeli sağlık sonuçları olabileceğini ortaya koymuştur. Bunlar:

Değersizlik duygusu,
Kendine güvensizlik,
Bunalmış hissetmek,
Kaygı ve depresyon,
Sosyal izolasyon ve yalnızlık duygusu.

Birinin sizi olumsuzladığını nasıl anlarsınız?

Birinin sizi olumsuzladığını düşünüyorsanız ama emin değilseniz, bunu tespit etmenize yardımcı olacak bazı ipuçları vardır:

Birisiyle konuştuktan sonra sık sık küçümsenmiş, kafası karışmış veya özgüvensiz hissediyorsanız, olumsuzlama taktikleri kullanıyor olabilir.

Birisi, tekrar ve tekrar özgüveninizi veya özsaygınızı zedeleyecek ifadeler kullanıyorsa, bu bir kırmızı bayraktır.

Konuştuğunuz kişinin yorumları yapıcı mı ve sizin gelişmenize yardımcı olmayı mı amaçlıyor yoksa sadece kendinizi kötü hissetmenize mi hizmet ediyor?

Yine konuştuğunuz kişi eğer sık ​​sık kendinizden şüphe etmenize neden oluyorsa ve aynı zamanda onayınızı arıyorsa, bu tutarsızlık olumsuzlamanın bir işareti olabilir.

Eğer birinin sizi olumsuzlayıp olumsuzlamadığından hala emin değilseniz, duruma dair bakış açısı kazanmak için güvendiğiniz bir arkadaşınızla veya konunun uzmanıyla konuşmayı düşünün.

Olumsuzlamaya nasıl yanıt verilir?

Soğukkanlılığınızı koruyun ve duygusal tepki vermekten kaçının. Bu, kişinin istediği tepkiyi almasını engeller.

Yorumu nazikçe ama kararlı bir şekilde ele alın. Örneğin, “Bu yorum inciticiydi. Bunu neden söyledin?”

Yorumların kabul edilemez olduğunu ve hoş görülmeyeceğini açıkça belirtin. Örneğin, şunu söyleyebilirsiniz: “Bu tür yorumları takdir etmiyorum. Lütfen durun.”

Olumsuzlama devam ederse, uzaklaştırmaktan başka seçeneğiniz olmayabilir. Bazı durumlarda, kişiyle teması kesmek zihinsel ve duygusal sağlığınızı koruyabilir.

Kişiyi hayatınızdan çıkarmak mümkün değilse (örneğin bir iş arkadaşınız veya aile üyeniz varsa) veya durumla tek başınıza başa çıkmakta zorlanıyorsanız, konunun uzmanından yardım almayı düşünün.

Paylaşın