Cilt (Deri) Kanseri nedir? Belirtileri, Tedavisi

Tüm kanserler içinde en yaygın görülen kanser türü olan Cilt (Deri) Kanseri; hücrelerin kanserli gelişmesinden kaynaklanır. Cilt (Deri) Kanseri, cilt hücrelerinin anormal büyümesidir. Cilt kanserinde yaşam kaybı oranı ise her 100 hastada 1 olarak tahmin edilmektedir.

Tüm kanser çeşitlerinde olduğu gibi cilt kanserinin tedavisi için de erken tanı büyük önem taşır, dolayısıyla ciltte meydana gelen kanser belirtilerinin erken fark edilmesi ve doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir.

Cilt kanseri türleri;

  • Bazal hücreli karsinom
  • Skuamöz hücreli karsinom
  • Melanoma
  • Kaposi sarkomu
  • Merkel hücreli karsinom
  • Yağ bezi karsinom

Bazal hücreli karsinomun türü cilt kanseri bulguları ve belirtileri;

Bazal hücreli karsinom, en sık görülen cil kanseridir. Çoğunlukla boyun veya yüz gibi vücudun güneşe maruz kalan alanlarında meydana gelir. Bazal hücreli karsinom türü cilt kanseri belirtileri aşağıda açıklanan şekilde görülebilir:

  • İnciye benzer, sedefimsi veya mumsu kabarıklık
  • Düz, et renginde veya kahverengi nedbeye benzer lezyon

Skuamöz hücreli karsinom türü cilt kanseri belirtileri ve bulguları;

Skuamöz hücreli karsinom en sık yüz, kulaklar ve eller gibi vücudunuzun güneşe maruz kalan alanlarında ortaya çıkar. Cilt rengi koyu olan insanlarda, skuamöz hücreli karsinomun güneşe sık maruz kalmayan cilt alanlarında gelişmesi daha fazla görülen cilt kanseri türüdür. Skuamöz hücreli karsinom türü cilt kanseri aşağıda açıklanan şekilde görülebilir:

  • Sert, kırmızı nodül
  • Yüzeyi pullu veya kabuklu düz lezyon

Melanoma türü cilt kanseri belirtileri ve bulguları;

Melanoma, vücudunuzun herhangi bir yerinde, başka bir belirti gözlenmeyen ciltte veya kansere dönüşen bir cilt beninde ortaya çıkabilir. Melanoma, en sık etkilenen erkeklerin yüzünde veya gövdesinde görülür. Kadınlarda, bu kanser türü en sık baldırlarda ortaya çıkar. Melanoma hem erkeklerde hem de kadınlarda güneşe maruz kalmamış ciltte meydana gelebilmektedir.

Melanoma, cilt rengi dikkate alınmaksızın tüm insanlarda görülebilir. Cilt rengi koyu olan kişilerde, melanoma el ayası veya ayak tabanı veya el ve ayak tırnaklarının altında ortaya çıkma eğilimindedir. Melanoma türü cil kanseri bulguları aşağıdakileri içerir:

  • Koyu beneklerin gözlendiği büyük kahverengimsi leke
  • Renk, büyüklük veya his değişikliği gösteren veya kanamanın gözlendiği cilt ben
  • Düzensiz sınırlı ve kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah gözüken bölümlerinin bulunduğu küçük lezyon
  • El ayası, ayak tabanı, parmak uçları veya ayak parmaklarında veya ağız, burun, vajen veya anüsü döşeyen muköz zarlardaki koyu renkli lezyonlar

Daha az sıklıkta görülen cilt kanserleri belirtileri ve bulguları:

Kaposi sarkomu türü cilt kanseri; Bu nadir görülen cilt kanseri türü cildin kan damarlarında ortaya çıkar ve ciltte veya mukoza zarlarında kırmızı veya mor renkli yamalara neden olurlar. Kaposi sarkomu temelde AIDS hastaları ve organ nakli yapılan hastalar gibi doğal bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları alan kişiler örnek olmak üzere bağışıklık sistemi zayıflamış insanlarda genellikle ortaya çıkmaktadır. Kaposi sarkomu riski artmış diğer kişiler içerisinde Afrika’da yaşayan genç erkekler veya İtalyan veya doğu Avrupalı Yahudi kalıtımına sahip yaşlı erkekler yer almaktadır.

Merkel hücreli karsinom; Merkel hücreli karsinom cilt üzerinde veya cildin hemen altında ve saç köklerinde meydana gelen sert, parlak nodüllere neden olur. Merkel hücreli karsinom en sık baş, boyun ve gövdede bulunur.

Yağ bezi karsinomu; Bu nadir ve agresif kanser ciltteki yağ bezlerinden köken alır. Çoğunlukla sert, ağrısız nodül şeklinde görülen yağ bezi karsinomu herhangi bir yerde ortaya çıkabilir, ancak çoğunlukla göz kapağında meydana gelir ve sıklıkla diğer göz kapağı sorunlarıyla karıştırılır.

Nedenleri;

Cilt kanseri, cilt hücrelerinin DNA’sında bir hata (mutasyon) meydana geldiğinde ortaya çıkar. Bu mutasyonlar hücrelerin kontrol edilemez şekilde büyümelerine neden olurlar ve kanserli hücrelerden meydana gelen bir kitle oluştururlar.

Cilt kanserinde görülen hücreler; Cilt kanseri, cildinizin en üstteki katmanı olan epidermiste başlar. Epidermis, vücuttan sürekli dökülen cilt hücrelerinden oluşan koruyucu kılıfı sağlayan ince bir katmandır. Epidermis üç ana hücre türünü barındırır;

  • Skuamöz hücreler en dıştaki yüzeyin hemen altında yer alırlar ve cildin iç hücre döşemesi görevini üstlenirler.
  • Bazal hücreler yeni cilt hücrelerini üretirler ve skuamöz hücrelerin hemen altında bulunurlar.
  • Melanositler cilde normal rengini veren pigment olan melanini üretirler ve epidermisin en alt bölümünde bulunurlar. Melanositler cildin derin katmanlarının korunmasına yardımcı olmak için güneşe maruz kaldığınızda daha fazla melanin üretirler.

Kanserinizin başladığı yerin bilinmesi, kanser türünün ve tedavi seçeneklerinin belirlenmesine imkan tanır.

Ultraviyole (kızıl ötesi) ışık ve diğer potansiyel nedenler; Cilt hücrelerindeki DNA hasarının büyük bölümü güneş ışığında ve solaryumlarda kullanılan ışıklarda bulunan ultraviyole (UV-mor ötesi ışık) radyasyondan ileri gelir. Ancak güneşe maruz kalmak normal koşullarda güneş ışınlarına maruz kalmayan ciltte ortaya çıkan cilt kanserlerini açıklayamamaktadır. Bu bulgu, toksik maddelere maruz kalmak veya bağışıklık sistemini zayıflatan bir rahatsızlığınızın bulunması gibi kanser riskinize katkıda bulunan diğer faktörlerin de olabileceğini göstermektedir.

Tanısı;

Cilt kanseri belirtilerini gösteren ve taşıyan lezyonlar önce fiziksel muayene ile detaylı şekilde değerlendirilir. Daha sonra doktor tarafından tercih edilen tarama yöntemine göre dermoskopik veya histopatolojik inceleme yapılır.

  • Dermoskopik inceleme, lezyonun özel ışık sistemine sahip dermoskop adlı bir cihaz ile görüntülenmesi işlemidir. Gelişmiş aydınlatma sistemi ile lezyonun üst tabakaları detaylı bir şekilde görüntülenebilir. Bu yöntem erken tanı imkânı sunması ve hiçbir yan etkiye neden olmamasından dolayı sıklıkla tercih edilen bir tanılama yöntemidir.
  • Histopatolojik inceleme yapılabilmesi için tümörlü lezyonun tamamen çıkarılması ve laboratuvar ortamında patoloji uzmanları tarafından incelenmesi gerekir. Öncelikle lezyonun çıkarılacağı bölgeye lokal anestezi uygulanır ve ardından şüpheli doku doğru sınırlar çizilerek ciltten çıkarılır. Bu yöntem melanom teşhisini kesinleştirebilmek için son derece önemli bir tanılama yöntemidir.

Tedavisi;

Cilt kanseri tedavisi için en temel tedavi yöntemi cerrahidir. Ancak bununla birlikte tek başına ya da bir arada uygulanabilen kemoterapi, immunoterapi ve radyoterapi uygulamaları da tercih edilebilir. Tedavi yöntemi kanser evresine, tümörlü lezyonun özelliklerine ve hastanın taşıdığı risk unsurlarına göre belirlenir.

  • Evre 0 durumundaki cilt kanserleri için uygulanabilecek tek tedavi yöntemi tümörlü lezyonun cerrahi operasyonla çıkarılmasıdır. Hastaya lokal anestezi uygulanır ve ardından tümörlü doku hem etrafından hem de altından 1/2 cm genişliğinde normal doku ile birlikte çıkartılır.
  • Evre I – II melanomda kanser lenf bezlerine yayılım göstermemiştir. Bu durumda cerrahi girişim ile tümörlü melanom dokusu tamamen çıkarılır ve yayılımın gözlenmediğinden emin olabilmek adına lenf bezlerinden biyopsi alınır.
  • Evre III cilt kanseri lenf bezlerine yayılım göstermiş olan ileri derece kanser çeşididir. Bu durumda etkili tedavinin sağlanabilmesi için hem kanserli cilt lezyonunun hem de lenf bezlerinin cerrahi operasyonla tamamen çıkarılması gerekir.

Risk faktörleri;

  • Açık cilt rengi. Ten rengi ne olursa olsun, herkes cilt kanseri olabilir. Bununla birlikte, cildinizde pigment (melanin) miktarının az olması zararlı ultraviyole radyasyonu karşısında daha az korunma sağlar. Eğer sarı veya kızıl renkli saçlara ve renkli gözlere sahip iseniz ve kolayca çil ya da güneş yanığı oluşuyorsa, daha koyu ten rengine sahip birine göre sizde cilt kanseri gelişme olasılığı daha yüksektir.
  • Güneş yanığı geçmişi. Çocukluk veya gençlik döneminde bir ya da birden çok kez kabarıklıkların eşlik ettiği güneş yanığı geçirmiş olmanız yetişkinlikte kanseri geliştirme riskinizi arttırıyor. Erişkinlikteki güneş yanıkları da bir risk faktörüdür.
  • Aşırı güneş maruziyeti. Özellikle cilt güneş kremi veya losyonu veya bir kıyafet ile korunmuyorsa, güneş altında hatırı sayılır vakit geçiren herkeste cilt kanseri oluşabilir. Solaryum cihazlarına maruz kalmak dahil olmak üzere, bronzlaşmak da sizi riske atabilir. Bronzluk, cildinizin aşırı UV radyasyonuna karşı verdiği yaralanma yanıtıdır.
  • Güneşli veya yüksek-irtifa iklimleri. Güneşli, sıcak iklimli bölgelerde yaşayan insanlar daha soğuk iklimlerde yaşayan insanlara göre daha fazla güneş ışığına maruz kalmaktadırlar. Güneş ışığının en güçlü olduğu yüksek rakımlarda yaşamak da sizi daha fazla radyasyona maruz bırakır.
  • Cilt benleri. Çok sayıda cilt benlerine veya displastik nevüs diye adlandırılan anormal cilt benlerine sahip kişilerde kanser riski artar. Düzensiz görünüme sahip ve genellikle normal cilt benlerine göre daha büyük olan bu anormal cilt benlerinin kansere dönüşmesi diğerlerine göre daha olasıdır. Eğer anormal cilt benleri öykünüz varsa, değişiklik olup olmadığını görmek için benlerinizi düzenli olarak izleyin.
  • Prekanseröz cilt lezyonları. Aktinik keratozlar olarak bilinen cilt lezyonlarına sahip olmanız cilt kanseri oluşması riskinizi arttırabilir. Bu prekanseröz cilt büyümeleri genel olarak kahverenginden koyu pembe rengine kadar değişen sert, pullu yamalar şeklinde görünürler. Bunlar yaygın olarak ciltte güneş hasarı oluşmuş açık tenli kişilerin yüzünde, kafalarında ve ellerinde görülür.
  • Ailede cilt kanseri öyküsü. Eğer anne veya babanız ya da kardeşiniz geçmişte cilt kanserine yakalanmışsa, sizde de bu hastalık riski artabilir.
  • Kişisel cilt kanseri öyküsü. Eğer bir kez cilt kanserine yakalandıysanız, yeniden olma riskini taşırsınız.
  • Zayıflamış bağışıklık sistemi. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler cilt kanseri açısından daha yüksek risk altındadırlar. Bu, HIV/AIDS’li kişileri ve organ nakli sonrası bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları kullanan hastaları içerir.
  • Radyasyon maruziyeti. Egzema ve akne gibi cilt hastalıkları için radyasyon tedavisi alan kişilerde, bazal hücreli karsinom başta olmak üzere cilt kanseri riski artmış olabilir.
  • Belirli maddelere maruziyet. Arsenik gibi bazı maddelere maruz kalmak kanser riskinizi artırabilir.
Paylaşın

Serumen (Kulak Kiri, Buşon) nedir, neden olur?

Dış kulak olarak tanımlanan ve kulak kepçesi ile kulak zarı arasında yer alan bölgede oluşan Serumen (Kulak Kiri, Buşon), sanılanın aksine kir değil, vücudun doğal bir salgısıdır. Bu salgı, dışarıdan gelen toz ve diğer partikülleri tutarak dış kulak yolundaki cildi enfeksiyonlardan korumak için üretilir. 

Bu salgının temizlenmesi kulak zarını enfeksiyonlara karşı savunmasız bırakır. Serumen, zaman içinde kulağın iç kısmına doğru giren partikülleri yakalayarak katılaşır. Buşon olarak adlandırılan katılaşmış ya da sıkışmış serumen, görevini tamamladığında kulak tarafından dışa doğru atılır. Tozlu ortamlarda uzun süre ile bulunmak, buşon miktarının artmasına yol açan faktörlerden biridir.

Belirtileri;

  • Kulak ağrısı, kulakta dolgunluk ve kulakta tıkanıklık hissi
  • Kısmi veya giderek artan işitme azlığı
  • Çınlama, kulakta zil veya gürültü sesi
  • Kulak kaşıntısı, kulaktan kötü koku gelmesi ve koyu renkli kulak akıntısı
  • Kuru öksürük

Nedenleri;

Kulak kiri olarak adlandırılan buşon, normalde kulak tarafından düzenli olarak kulak kepçesine atılan, işlevini tamamlamış vücut salgısıdır. Bu yüzden kulak kiri olarak adlandırılması yanlıştır. Serumen, sürekli olarak üretilerek kulak zarını korur. Havayı sürekli olarak filtreleyen serumenin partikülleri yakalayarak kuruması, buşon olarak adlandırılan yarı katı cisimlerin oluşmasına yol açar. Farklı bir deyişle buşonun oluşmasının sebebi, havada bulunan partiküllerin kulak ile temasından kaynaklanır. Kulak kiri olarak bilinen kulak salgısının kulakta birikmesinin sebepleri aşağıda sıralanmıştır:

  • Tozlu ve kirli ortamlarda çalışmak ya da uzun süre bulunmak
  • Denize girdikten ya da banyo yaptıktan sonra buşonun şişmesi
  • Dış kulak yolunda var olan yapısal darlık nedeniyle buşonun kulak dışına atılamaması
  • İşitme cihazı, kulaklık ve tıkaç gibi cihazların kullanılması
  • Kulağın sürekli olarak yabancı cisimlerle temizlenmeye çalışılması

Neler yapılmalı?

İlk olarak bir Kulak Burun Boğaz uzmanının fizik muayenesi sonrasında tıkanıklığın gerçekten kulak kirine bağlı olup olmadığı belirlenmelidir. Kulak kiri belirlendikten sonra yapılacak tek şey kiri çıkarmaktır. Bunun için en sık kullanılan üç yöntem:

  • Küret ile temizleme
  • Aspiratör ile vakumlama
  • Su ile yıkama

Bu metotlardan hangisinin kullanılacağı, dış kulak yolunun ve kirin durumuna göre Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından seçilir. Su ile yıkamanın tek dezavantajı kulak zarının delik olduğu durumlarda orta kulağa zarar vermesi ve dış kulak yolu iltihaplarında da uygulanmasının sakıncalı olmasıdır.

Kulak temizliği nasıl yapılmalı?

Kulaklar, hiçbir zaman herhangi bir aletle temizlemeye çalışılmamalıdır. Dış kulak yolunun en derin kısmında kulak zarı bulunduğundan dolayı; kulağı temizlemek için sokulacak herhangi bir cisim kulak salgısını zara doğru itebileceği gibi kulak zarına da zarar verebilir. Pamuklu kulak temizleme çubuğu kullanan kişiler, pamuğun ucuna sıvanan salgıyı gördüklerinde kulağı temizlediklerini düşünürler fakat salgının çoğunu zara doğru itmektedirler.

Kulak zarı delinmesi, kulak zarı çökmesi, kulak zarına tüp uygulanmış hastalar, kontrolsüz diyabet ve bağışıklık yetmezliği olan hastaların kulak kiri temizliğine özellikle özen gösterilmeli ve mutlaka Kulak Burun Boğaz hastalıkları uzmanı tarafından yapılmalıdır. Kulak kiri temizlenmesi sonrasında zaman zaman bir dakika kadar süren dengesizlik görülebilmekte olup bu durum normaldir.

Hekim, kulak temizliğini nasıl yapar?

Halk arasında kulak kiri olarak adlandırılan buşon, kesinlikle kulak çubuğu, kulak temizleme mumu gibi temizlik aletleriyle temizlenmemelidir. Kulakta tıkanma, dolgunluk, tıkanıklık hissi, çınlama, uğultu, işitme şiddetinde azalma ve kulaktan akıntı ya da koku gelmesi gibi semptomların varlığında mutlaka kulak burun boğaz hekimine başvurulmalıdır. Hekim, kulakta biriken ve kişiye rahatsızlık veren buşonu şu yollarla temizleyebilir:

  • Lavaj: Kulağın yıkanması olarak da bilinen lavaj işlemi, en sık kullanılan kulak temizleme işlemleri arasında yer alır. Hekim, hastanın kulağına özel bir solüsyon sıkarak kulak içindeki tüm yabancı yapıların ve buşonun yumuşamasını sağlar. Temizlenecek olan kulağın zemine bakacak şekilde konumlandığı işlem sırasında bu solüsyon sürekli olarak kulak içine püskürtülür. Solüsyon berrak bir görünüm alana kadar işleme devam edilir. İşlem sonrasında kişi, hemen gündelik hayatına dönebilir.
  • Aspirasyon: Vakumlama işlemi olarak da bilinen bu yöntemde kullanılan aspiratör cihazıyla kulak içinde yer alan sertleşmiş buşon, dışarı çıkarılır. İşlem öncesinde özel solüsyon kullanılarak buşonun yumuşaması sağlanır.
  • Küret: Hekim, özel solüsyonla yumuşatılan buşonu küret aleti kullanarak dışarı çıkarır.

Kulak temizletmek alışkanlık yapar mı?

Kulak temizletmenin ve özellikle kulak yıkatmanın alışkanlık yarattığına dair yaygın bir inanış olsa da bu doğru değildir. Kulağın temizlendikçe daha fazla buşon üretmesi, daha sık tıkanması mümkün değildir. Kulağın sıklıkla buşon yüzünden tıkanması, çoğunlukla kişinin kirli havaya maruz kalmasıyla alakalı bir durumdur. Dış kulak yolunda var olan yapısal darlık da buşonun kulak dışına atılmasını zorlaştıran etkenlerden biridir.

Bu gibi durumların varlığında kişi, kulaklarını daha sık temizletme ihtiyacı hisseder. Ancak kulak temizletme ihtiyacının kulağın yıkanması ya da temizletilmesi ile direkt bir ilişkisi bulunmaz. Siz de işitme ile ilgili problem yaşıyorsanız, gerekli taramaların yapılması ve gerekiyorsa kulağınızın temizlenmesi için uzman bir hekime başvurmayı unutmayın.

Paylaşın

CA 15-3 nedir, yüksekliği ne anlama gelir?

Kanserli hastalarda hayat kalitesini artırmak erken teşhis ve yeterli mütli-modal tedavi yanında hastaya belli aralıklarla takip ederek lokal nüks veya uzak metastazları erkenden yakalayıp ona göre önlemler almakla mümkündür.

Görülme sıklığı bakımından kadınlarda birinci sırayı alan meme kanseri; erken tanı, yeterli cerrahi, postoperatif radyoterapi, adjuvan kematerapi, hormonoterapi; metastazlı dönemlerinde ise palyatif radyoterapi ve sistemik kemoterapi, kurtarma cerrahileri ile % 60’ın üzerinde şifa elde edilen bir kanser türüdür.

CA 15-3 nedir?

Kanser antijeni 15-3 (CA 15-3), normal göğüs hücreleri tarafından üretilen bir proteindir. Kanserli göğüs tümörleri olan birçok insanda, CA 15-3 ve ilgili kanser antijeninin 27.29’un üretimi artmıştır. CA 15-3 kansere neden olmamakta daha çok tümör hücreleri tarafından saçılmakta, kan dolaşımına girerek kanser seyrini takipte yararlı bir tümör belirtecine dönüşmektedir.

Erken lokalize meme kanseri olan kadınların yaklaşık % 10’u ve metastatik meme kanseri olanların ise % 70’inde CA 15-3 yükselmektedir. CA 15-3 ayrıca sağlıklı kişilerde, kolorektal kanser, akciğer kanseri, siroz, hepatit, ve iyi huylu meme hastalığı gibi kanser, rahatsızlıklar veya hastalıklar olanlarda da yükselebilmektedir. CA 15-3 erken evre meme kanserlerinin çoğunda yükselmeyeceğinden, meme kanseri taramasında kullanılmaz. CA 15-3’ün referans aralığı 30 U / mL’den azdır.

CA 15-3 testi, bir iğne ile yapılan bir kan testidir. Genellikle özel bir laboratuvarda veya hastane laboratuarında yapılır. Özel hazırlık yapmanıza gerek yoktur.

CA 15-3 yüksekliği ne anlama geliyor?

CA15-3 seviyeleri kanserli ve kanserli olmayan koşullarda normalden daha yüksek olabilir. CA15-3, çoğu zaman vücudun diğer bölgelerine yayılmış olan meme kanserinde artmaktadır.

Genel olarak, kandaki CA15-3 seviyesi arttıkça, vücutta daha fazla kanser olasılığını akla getirir. Meme kanseri, kemiklere, karaciğere veya her ikisine yayıldığında, seviyeler en yüksek seviyededir. CA15-3 seviyesi düşerse veya normale dönerse, bu tedavinin olumlu olduğu anlamına gelebilir. Eğer seviyeler zamanla artarsa, kanserin tedaviye iyi yanıt vermediği, hala büyüyeceği veya geri geldiği anlamına gelebilir (tekrarlayan).

CA15-3, akciğer, pankreas, yumurtalık ve prostat kanserinde normalden daha yüksek olabilir, ancak bu seviyeler meme kanseri kadar yüksek değildir.

CA 15-3’ü arttıran kanserli olmayan durumlar arasında endometriozis, pelvik inflamatuar hastalık ve karaciğer hastalığı bulunur. Hamilelik sırasında da artırılabilir. Bu koşullar ile, CA15-3 seviyeleri genellikle sadece çok yüksek gider. Genellikle zaman içinde artmaya devam etmezler.

Paylaşın

CPR (Yaşam Desteği) nedir, nasıl uygulanır?

Bir kişinin kalbinin durması veya nefes alamaması gibi acil durumlarda uygulanan bir prosedür olan CPR (Yaşam Desteği), ‘Cardiyopulmoner Resüsitasyon’un kısaltılmış halidir. ‘Kardiyo’ kalbi, ‘Pulmoner’ akciğerleri, Resüsitasyon ise solunumu veya kan dolaşımı durmuş bir kişiye dışarıdan yapılan destekleyici müdahaleleri ifade eder.

CPR, kalbin ve solunumun aniden durması gibi acil vakalarda uygulanan yöntemlerin bütünüdür. Kalp durması ya da nefes alamama gibi durumlarda en geç 4 dakika içinde CPR’a başlanırsa, hastaların %7’si sorunsuz şekilde hayata geri dönmektedir. İlk 4 dakika içinde genellikle herhangi bir beyin hasarı oluşmamaktadır. Bu sürede CPR’a başlanırsa kalıcı bir hasar olmadan hastayı kurtarma şansı yüksektir. 4-6 dakika arasında beyin hasarı başlar. 6-10 dakika arasında beyinde kalıcı hasarlar oluşabilir. 10 dakikadan sonra ise geri dönüşümsüz şekilde ölümcül hasarlar oluşabilir. Bu nedenle, herhangi bir kişi fenalaştığında vücut dokularının özellikle de beynin oksijensiz kalmaması için CPR’a en kısa sürede başlanması gerekir.

Kalp durmasından kaynaklanan ölümlerin büyük orandaki sebebi CPR yapılmamasından ve hastaneye zamanında yetişememekten kaynaklanmaktadır. Özellikle bilinçli şekilde yapılan CPR’la hastaların yaşama dönme şansı artmaktadır. İlk yardımın önemini, yaşadığımız veya duyduğumuz olaylardan dolayı biliyoruz. Bu nedenle CPR uygulamalarının detaylarını öğrenmek herhangi bir acil durumda hayat kurtarıcı olabilir.

CPR ne zaman yapılır?

Kardiyak arrest, kalbin durmasıyla birlikte vücuttaki kan dolaşımının kesilmesidir. Genellikle kalp ritminin düzensizlikleri sonucu oluşur. Kardiyak arrest vakalarının %75’i evlerde meydana gelir. Özellikle evde yalnız olan kişilerin böyle bir durumla karşılaşması oldukça ölümcül sonuçlar doğurabilir. Tek başına kardiyak arrest yaşayan kişilerde ölüm oranı yüksektir.

Eğer yakınımızdaki biri fenalaşırsa öncelikle soğukkanlı olmak ve rahatsızlanan kişinin yaşamsal fonksiyonlarını kontrol etmek gerekir. Mantıklı düşünmeli ve panik halinde hareket edilmemelidir. Bu tip olaylarda saniyeler bile çok önemlidir. Ancak, 3-5 saniye mantıklı düşünmek için geçen süre panik halindeki 3-5 dakikadan çok daha kısadır ve hayat kurtarabilir. Hastanın o anki yaşadığı sorun izlenmeli ve anlamaya çalışılmalıdır. Rahatsızlanan hastanın büyük ihtimalle ilk anda bilinci hala açık olacaktır ve hareketleriyle iletişim kurabilecektir. Ne yaşadığı ve neye ihtiyacı olduğu kısa sürede tespit edilmelidir.

Kardiyak Arrest belirtileri nelerdir?

‘Kardiyak arrest’ öncesinde veya sonrasında aşağıdaki belirtilerin bir kısmı veya hepsi görülebilir:

  • Kalp çarpıntısı
  • Bayılma
  • Bayılmadan hemen önce baş dönmesi ve sersemlik hissi
  • Göğüs ağrısı
  • Bulantı ve kusma
  • Bilinç kaybı
  • Nabız alamama, tansiyonun sıfıra düşmesi
  • Anormal nefes alıp verme
  • Solunumun durması

Yukarıda belirtilen sorunların bir kısmı hasta tarafından da fark edilebilir. Ancak baygınlığa kadar geçen süre çok kısa olacaktır. Hastanın kendisi herhangi bir önlem alacak vakti bulamayabilir.

Yakınınızdaki bir kişide kardiyak arrest belirtileri görürseniz sakin kalıp hemen 112 acil servisi aramalısınız. Yetkililere açık adresi bildirip, verilecek talimatlara uymalısınız. Sonrasında yapmanız gereken, ilk yardım uygulamaları için hazırlanmaktır. Hastanın yanında birden fazla kişi varsa zaman kaybetmemek için biri  çevreden yardım çağrısında bulunurken diğeri CPR’a başlamalıdır.

Önemli not: Evdeyseniz ve hastanın yanında tek kişiyseniz dış kapıyı açık bırakmayı unutmayın. Size yardıma gelen kişiler olabilir. Böylece, kapıyı açmak için CPR’ı yarıda bırakmak zorunda kalmazsınız.

Çevrede doktor, hemşire veya herhangi bir sağlık çalışanı varsa onlardan yardım istemelisiniz. Eğer yoksa ambulans ve sağlık ekipleri gelene kadar hastanın hayatta kalabilmesi için CPR’a kesintisiz devam etmelisiniz. Kalbi ve solunumu duran kişiye zamanında ilk yardım uygulanmazsa 10 dakika kadar oksijensiz kalan beyin geri dönüşümsüz şekilde hasar görmeye başlayacaktır. Hasta hayata geri dönse bile vücudunda kalıcı hasarlar oluşabilir. Bu nedenle en kısa sürede CPR’a başlanmalı ve sağlık ekipleri gelene kadar da durmadan devam edilmelidir.

CPR, en basit şekilde hastanın ağzından hava üflenmesi (suni solunum) ve kalbinin bulunduğu bölgeye el ile baskı uygulanması yöntemi (kalp masajı) olarak açıklanabilir. Kişinin ağzından hava üflenmesiyle akciğerlerine hava gitmesi sağlanırken, göğüs kafesine baskı uygulanması kalbin kan pompalamasını sağlar. Bu sayede öncelikle beyin olmak üzere diğer organlara ve dokulara kan akışı devam edebilir. Eğitimi olan kişiler ‘göğüs kompresyonu + solunum’ şeklinde, eğitimi olmayan kişiler ise sadece “göğüs kompresyonu” şeklinde uygulama yapabilir.

Solunum yolu tıkanıklığı nasıl anlaşılır?

Solunum yolunun kısmi tıkanık olduğu durumda kişi nefes alabilir, öksürebilir ve konuşabilir. Tam tıkanıklık olduğu durumda ise nefes alamaz, konuşamaz, acı çeker ve ellerini refleks olarak boynuna götürür. Tıkanıklığın hangi seviyede olduğu hastanın hareketlerinden anlaşılabilir.

Eğer solunum yolu tıkalıysa, öncelikle tıkanıklığa neden olan maddeler ağızdan ve boğazdan temizlenmelidir. Bu işlem esnasında hasta, omurga kırığı ihtimaline karşı olabildiğince az hareket ettirilmeli ve sağa sola çevrilmemelidir. Temizleme hızlı bir şekilde tamamlanamıyorsa beyne kan gidebilmesi için kalp masajına başlanmalıdır. Son yıllarda dolaşımın solunumdan daha öncelikli olduğuna kanaat getirilmiştir.

Yine de, eğer suni solunum yapılacaksa solunum yolunun temiz ve açık olması gerektiği unutulmamalıdır.

CPR nasıl yapılır?

CPR’ın uygulanması, yetişkinlerde, çocuklarda ve bebeklerde birbirinden biraz farklıdır. Yetişkin bir hastaya CPR şu şekilde uygulanır:

Öncelikle hastaya basit sorular sorarak, cevap verip vermediği kontrol edilir. Şok ihtimaline karşı hastanın omzuna elle vurularak bilinç kontrolü yapılır. Ellerle göz takibi sağlanır. Bunların sonucunda hastadan cevap alınamıyorsa ve kardiyak arrest belirtileri söz konusuysa vakit kaybetmeden CPR’a başlanır.

Eğer çevrede birkaç kişi varsa, CPR’ı uygulayacak kişi diğerlerini yardım çağırmaları için görevlendirebilir. Kurtarıcı tek başınaysa önce 112 acil servisi aramalıdır. Acil servisle görüşürken hastanın yanından ayrılmamalıdır.

İlk yardım uygulayacak kişi öncelikli olarak kendi güvenliğinin, sonra çevre ve hasta güvenliğinin sağlandığından emin olmalıdır.

Hasta düz ve sert bir zemine mümkün olduğu kadar az hareket ettirilerek sırt üstü yatırılır.

Yaşanan olaydan dolayı hastanın boyun veya omurga travması söz konusu olabilir. Bu nedenle çok dikkatli bir şekilde müdahale edilmesi gerekir. Hatta boyun bölümü olabildiğince sabitlenmelidir.

Alt Çene İtme (Jaw Thrust)

Baş Geri Çene Yukarı (Head Tilt Chin Lift)

Solunum yolunun tıkanıklığını kontrol etmek için birkaç teknik vardır. Boyun travması şüphesi varsa, alt çene itme (jaw thrust) manevrası uygulanır. Travma şüphesi yoksa, bir elle hastanın alnı diğer elle de çenesi tutularak başı geriye doğru itilir. Buna da baş geri çene yukarı (head tilt chin lift) manevrası adı verilir. Bu yöntemler sayesinde solunum yolu açılacaktır, hastanın nefes alıp almadığı ve solunum yolunun bir nesne tarafından tıkanıp tıkanmadığı daha kolay bir şekilde kontrol edilebilecektir. Eğer tıkalıysa, öncelikle orada bulunan maddeler temizlenmelidir. Solunum yolunun temizliği, hasta yan çevrilerek daha kolay yapılabilir. Tıkanıklık açıldıktan sonra hastanın yan tarafına geçerek CPR’a başlanabilir. İkinci bir yardımcı varsa, suni solunum için solunum yolu açıklığı manevrasını sağlayıp hastanın baş kısmında hazır olarak beklemelidir.

Kişi nefes almıyorsa ve kalp atışı yoksa, burnu kapatılır ve ağız yoluyla iki saniye boyunca “ilk kurtarıcı nefes” üflenir. Hava geçirgenliği olan bir bez ağız üzerine konularak hijyen sağlanabilir. Ağız yoluyla verilen nefes sayesinde hastanın göğüs kafesinin yukarı doğru hareket etmesi gerekir. Göğüs kafesi hareket etmezse nefes vermeye devam edilmelidir. Güçlü şekilde nefes üflenmesine rağmen hastanın göğüs kafesi hareket etmiyorsa solunum yolunda bir tıkanıklık söz konusu olabilir. Bu tıkanıklığın temizlenmesi gerekir. Temizleme işleminden sonra kurtarıcı, derin nefesler alıp hastanın göğüs kafesi yükselene kadar üflemeye devam etmelidir. Hastanın akciğerlerine en az “dakikada 1 litre” kapasiteyle hava üflenmelidir. Bu hacim, her iki yanağı balon üfler gibi şişirerek sağlanabilir.

Önemli not: Dışarı üflediğimiz havanın tamamı karbondioksit gazı değildir. Bir kişiye verdiğimiz solukta, onun ihtiyacını karşılayacak kadar oksijen vardır.

Hastaya 2 kere nefes verdikten ve göğüs kafesinin hareket ettiğini gördükten sonra kalp masajına başlanabilir. Sternum (iman tahtası veya göğüs kemiği) olarak bilinen bölümün alt ve üst noktaları gözle belirlenir. Hayali olarak iki eşit parçaya ayrılır. Tespit edilen alt bölümün ortasına avuç içinin bilekle birleştiği kısım yerleştirir. Diğer el, hastanın göğüs kafesinin üzerine yerleştirilen elin üzerine koyulur ve altta kalan elin parmakları göğüs kafesine değmeyecek şekilde yukarı kaldırılır. Bunun sebebi, uygulanacak baskının kaburgalara zarar vermesini önlemek ve gücün doğrudan sternuma iletilmesini sağlamaktır. El pozisyonu bozulmadan ve kollar düz tutularak dik bir açıyla omuz ve belden destek alarak kalp masajına başlanır. Bastırma süresi, serbest bırakma süresine eşit olmalıdır. Gevşetme fazında uygulanan baskı tamamen azaltılarak göğsün normal pozisyonuna dönmesine izin verilmelidir. Bunu yaparken el, hastanın cildinden tamamen ayrılacak şekilde kaldırılmamalıdır.

Önemli not: Kalbi çalışan bir hastaya kalp masajı uygulamanın zarar verme olasılığı zayıftır.

Kurtarıcının gövdesi hastanın gövdesine paralel olacak şekilde konumlanmalıdır. Gücü etkili şekilde iletmek için kollar dik bir açıyla tutulmalıdır. Aksi halde kurtarıcı fazla efor sarf ederek hızlı şekilde yorulur. Vücut ağırlığıyla, omuz ve belden de destek alarak hastanın göğüs kafesini en az 5 cm aşağı indirmek için bastırılır ve bırakılır. Baskı 6 cm’den fazla olmamalıdır. Bu şekilde dakikada 100-120 baskı hızıyla, yaklaşık saniyede bir defadan daha hızlı olacak şekilde 30 kere baskı uygulanır. 30 baskı yaklaşık 18 saniye kadar sürmelidir. Kalp masajını sayarken tek basamaklı sayılar arasında “ve” demek suretiyle ritim ayarlanabilir (örneğin: 1 ve 2 ve 3 ve 4 ve 5 ve 6 ve 7 ve …), çift basamaklı sayıların söylenişi daha uzun sürdüğü için bunların arasına “ve” kelimesini eklemeye gerek yoktur (örneğin: … 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30). Sonra hastanın solunum yolu uygun manevra ile açık hale getirilerek tekrar 2 nefes verilir. Hasta kendiliğinden nefes alıp verene veya sağlık ekipleri gelene kadar 2 nefes ve 30 kalp masajı şeklinde CPR’a devam edilir. 2 nefes ve 30 kalp masajı turuna “1 siklus” adı verilir. Her 5 siklus tamamlandığında hastadaki yaşamsal bulgular hızlıca kontrol edilmelidir.

Kurtarıcı tek kişiyse kalp masajı ve suni solunum geçişlerinde hızlı hareket etmelidir. Hastanın yanında iki kişi varsa biri kalp masajı yaparken diğeri akciğerlere hava üfleme (suni solunum) işlemine devam edebilir. Kalp masajı çok yorucu bir işlem olduğu için 2 dakikada bir diğer kişiyle yer değiştirilebilir.

Suni solunum eğitimi olmayan veya herhangi bir nedenle suni solunum yapamayacak durumda olan kişiler yardım gelene kadar sadece kalp masajına devam edilebilirler. Kanda bulunan mevcut oksijen yaşamsal fonksiyonlar için bir süre daha yeterli olacaktır.

CPR’ın ABC’si diye tanımlanan solunum yolu, nefes ve dolaşım sıralaması son yıllarda CAB şeklinde değiştirilmiştir. Önem sırasına göre solunum yolu, nefes, dolaşım olan düzen dolaşım, solunum yolu ve nefes haline dönüşmüştür. Burada en önemli olan kısım kan dolaşımının devamını sağlamaktır. Diğerleri sırayla solunum yolunun açılması (solunum yolu) ve suni solunumun (nefes) yapılmasıdır. Uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmeler sonucu dünya çapında bu şekilde bir değişiklik uygun görülmüştür.

C = Circulation = Dolaşım
A = Airway = Solunum yolu
B = Breathing = Nefes

Solunum ve kalp atışı geri geldiyse hasta yan tarafına döndürülerek iyileşme (recovery) pozisyonu verilmeli ve yaşamsal fonksiyonları düzenli olarak kontrol edilmelidir.

CPR riskli midir?

CPR uygulamasının ölümcül bir riski yoktur. Aksine, binlerce kişi bu sayede hayata geri dönmektedir. CPR yapılırken göğüs üzerine uygulanan baskı dokulara zarar verebilir ya da kaburga kemiklerini kırabilir. Buna rağmen hastanın hayatta kalabilmesi daha önemlidir. Doğru tekniklerle, hastaya en az şekilde zarar vererek veya hiç zarar vermeden, hayat kurtarmak mümkündür.

Enfeksiyon bulaşması da çok nadir görülmektedir. AIDS gibi hastalıkların bulaştığına dair bir kayıt mevcut değildir. Yine de hastalıkların bulaşması riskine karşı olabildiğince hijyen kurallarına uyulması gerekir.

(Kaynak: sesanltd.com.tr)

Paylaşın

Coğrafik (Harita) Dil nedir? Belirtileri, Tedavisi

Sık karşılaşılan bir durum olan Coğrafik (Harita) Dil, dilin üstünde, yanlarında, bazen de altında görülür. Dilin üzeri halı gibi bir örtü ile kaplıdır. Bazı yerleri biraz daha çökük bazı yerleri ise tümsekli olabilir. Yapısal bir değişiklik, farklılıktır. Bazı durumlarda şekil değiştirebilir.

Dilin eski yüzeyinin kendini yenilemesi nedeniyle ortaya çıkar. Bazen bu yenilenme sırasında dilin derisinin üst tabakası eşit bir şekilde çıkmaz. Bazı kısımlarda yeni yüzey çok erken ortaya çıkar ve çizik gibi kırmızı ve ağrıyan bir alan oluşur. Kırmızı alanlar ince olduğa için enfekte olarak pamukçuk ortaya çıkabilir. Bu yüzden ağrı hissedilebilir. Pamukçuk çok sık rastlanan bir rahatsızlıktır.

Belirtileri;

Coğrafik dilin belirtilerini şöyle sıralayabiliriz; birden fazla alanda yamalar, çeşitli şekillerde ve boyutlarda yamalar, beyaz renkte görülen yükseltilmiş kenarlık, belirli zaman içerisinde dilin farklı kısımlarında gelişen, iyileşen ve giden yamalar ve yine belirli zaman içerisinde boy olarak değişen yamalar görülebilir. Bunların dışında genel olarak tüketilen gıdalar ya da diğer maddeler ile temas sırasında olur.

Coğrafik dili oluşumunu; sigara içmek, baharatlı ya da asitli tüketilen gıdalar, sıcak yemek yenilmesi, diş macunu, gargara ve tütün çiğnemek tetikleyebilir.

Tedavisi;

Coğrafik dil tedavisi olarak anestezik ve gargara önerilmektedir. Tedavi edilmediği takdirde, çoğu coğrafik dil durumu tıbbi müdahale olmaksızın kendi kendine temizlenir. Sahip olduklarını anlamayan insanlar asla tedavi görmeyebilirler ve hiçbir hastalığa yakalanmayabilirler.

Tedavi edildikten sonra bile, coğrafik dilin belirtileri bir süre sonra geri dönebilir. Coğrafik dillere yönelik tedaviler şunlardır:

  • Anestezik ve gargara
  • Oral ağrı kesiciler
  • Ağız suyu
  • B vitamini ve çinko takviyeleri

Tedaviler iyi araştırılmamıştır. Coğrafik dil zaten müdahale olmaksızın ortadan kalkma eğiliminde olduğu için, kişiler bu durumun gidişatı üzerinde bir etkisi olup olmadığını anlayamayabilirler. Coğrafik dil ile ilişkili önemli bir komplikasyon yoktur. Yukarıda belirtildiği gibi, coğrafik dilden kaynaklandığı bilinen hiçbir hastalık veya kanser yoktur. Görünüşü nedeniyle, coğrafik dil bazı insanların kaygı veya diğer psikolojik komplikasyonları yaşamalarına neden olabilir. Kaygı, başkalarının olumsuz karar verme korkusundan kaynaklanabilir.

Kişi dilde pürüzsüz, kırmızı lekeler fark ederse, doktor ya da diş hekiminden teşhis almalıdır. Coğrafik dil, ilişkili hiçbir komplikasyon olmaksızın iyi huylu olsa da bazı ciddi durumlar olabilir. Doktor veya diş hekimi coğrafik dil hastalığını teşhis edebilir. Örneğin;

  • Şişmiş bezler, ateş veya diğer semptomlar gibi hastalık belirtilerin kontrol edilmesi
  • Işık altında dile bakılması
  • Hassasiyet olup olmadığının kontrol edilmesi
  • Dilin hareket ettirilmesini istemek

Bazı durumlarda, doktorlar ek testler isteyebilir. Coğrafik dil ile, kişi normal sosyal hayatını yaşayabilir. Dilin ve hafif rahatsızlığın ortaya çıkması çoğu zaman kişinin sahip olabileceği en büyük sorunlardır. Çoğu durumda, yamalar müdahaleye gerek kalmadan netleşir. Kişinin yapması gereken herhangi bir yaşam tarzı değişikliği yoktur, çünkü durumun gelecekte tekrar ortaya çıkmasını engellemeye yardımcı olacak hiçbir şey yoktur. Ancak, asidik veya baharatlı yiyeceklerden kaçınmak gerekmektedir.

 

Paylaşın

Candıda nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Cildinizde enfeksiyona neden olabilen bir mantar türü olan Candida (Candida Albicans), ağızda, bağırsak sisteminde ve vajinada (vajinal / genital kandidiyaz) bulunan en yaygın maya enfeksiyonu türüdür. Candida (Candida Albicans) cildi ve diğer mukoza zarlarını etkileyebilir.

Candida kontrolden çıkmadığı zaman vücudumuzda tehlikeli olmaz. Ancak mantarın kontrolsüzce çoğalması çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Candida tedavisi bu aşamada oldukça önemlidir. Mantarın çoğalmasına engel olmak ve çoğalan mantarları yok etmek için mutlaka tedavi uygulanmalıdır. Etkin bir tedavi için antifungal ilaçlar ve beslenme ön plana çıkmaktadır.

Türleri;

  • Ayak parmağı
  • Oral pamukçuk
  • Vajinal mantar enfeksiyonu
  • Tırnak mantarı
  • Kasık mantarı

Nedenleri;

  • Zayıflamış bağışıklık sistemi
  • Şeker hastalığı
  • Kanser tedavileri
  • Oral kortikosteroidler
  • Doğum kontrol hapları
  • Geniş spektrumlu antibiyotikler

Belirtileri;

  • Kronik yorgunluk
  • Duygu düzensizlikleri
  • Yineleyen vajinal ve idrar yolu enfeksiyonları
  • Ağız pamukçuğu
  • Sinüzit enfeksiyonları
  • Bağırsak sıkıntıları
  • Bilinç bulanıklığı
  • Deri ve tırnakta mantar enfeksiyonları
  • Hormonal dengesizlik

Teşhis;

Candida enfeksiyonunun teşhisi öncelikle görünüme ve cilt örneklerine dayanır. Doktorunuz, ciltten parça kazıyacak, tırnak parçası ya da etkilenen bölgeden tüyler alıp inceleme yapacaktır. Candida enfeksiyonu tanısı konduğunda, ilk adım alttaki nedenleri araştırmaktır. Genellikle bir enfeksiyon geçirdiğinizde doktorunuzdan randevu almanız önerilir. Bu, doktorun uygun şekilde teşhis koymasına ve size en iyi tedavi seçeneklerini sunmasına izin verir. Candida sıklıkla tekrar eder.

Tedavisi;

Candidanın tedavisi genellikle basittir. Bağışıklık sisteminizle ilgili problemleriniz olmadıkça veya kandida kan dolaşımına yayılmadıkça hastaneye yatırılmanıza gerek yoktur. Doktorunuz, cildinize uygulanan antifungal kremler, merhemler veya losyonlar gibi ilaçlar reçete edebilir.

Enfeksiyon tipine ve etkilenen vücut kısmına göre farklı ilaçlar kullanılacaktır;

  • Vajinal maya enfeksiyonları için sıklıkla vajinal jeller veya mikonazol gibi kremler kullanılır.
  • Pamukçuk genellikle pastil, tablet veya sıvı gargara şeklinde antifungal ilaçlarla tedavi edilir.
  • Ayak mantarı çoğu zaman tablet, ayak banyosu ve merhemler ile tedavi edilir.
  • Şiddetli enfeksiyonlar çoğunlukla oral veya hatta intravenöz ilaçlarla tedavi edilir.
  • Çoğu ilaç günde bir veya iki kez kullanılır.
  • Miconazole ve clotrimazol gibi bazı ilaçlar, gebeliğin herhangi bir döneminde candida enfeksiyonunu tedavi etmek için güvenle kullanılabilir. Tüm ilaçların potansiyel yan etkileri vardır.

Antifungal ile ilgili sıklıkla görülen yan etkiler şunlardır:

  • Uygulama yerinde kaşıntı
  • Topikal uygulama alanında kızarıklık veya hafif yanma
  • Baş ağrısı
  • Hazımsızlık ya da mide rahatsızlığı
  • Ciltte döküntüler
  • Karaciğer hasarı olanlar, bir doktorun gözetimi olmaksızın antifungal ilaç kullanmamalıdır. Antifungal ilaçlar, sağlıklı hastalarda karaciğer hasarına yol açabilir, ancak zaten karaciğer hasarı olanlarda şiddeti artırma olasılığı daha yüksektir.

Çocuklarda Candida;

Çocuklar erişkinlere kıyasla candida enfeksiyonlarına daha eğilimli olabilirler. Çocuklar sinüs enfeksiyonları, deri döküntüleri (isilik dahil) ve oral pamukçuk tablolarını daha kolay geliştirmektedir. Bebekler ve küçük çocuklardaki semptomlar şunlar şunlardır:

  • Pişik tablosu
  • Egzamaya benzeyen deri döküntüleri
  • Dil, ağız veya yanakların içinde beyaz veya sarı lezyonlar
  • Tekrarlayan kulak problemleri
  • Nemli ortamlarda veya nemli havalarda kötüleşen belirtiler

Candida önlemek için yapabilecekleriniz:

  • Nefes alan kıyafetler ve ayakkabılar giyin.
  • Koltuk altlarınızı, kasık bölgesini ve enfeksiyona eğilimli diğer bölgeleri temiz ve kuru tutunuz.
  • Terledikten sonra her zaman duş alın ve cildinizi kurutun.
  • Aşırı kiloluysanız, cilt kıvrımlarınızı düzgün bir şekilde kurulayın.
  • Çoraplarınızı ve iç çamaşırlarınızı düzenli olarak değiştirin.
Paylaşın

CA 19-9 nedir, yüksekliği ne anlama gelir?

Kanser antijen (CA) 19-9 safra kanalı, kolon, mide, over, hepatosellüler, özofagus ve pankreas kanserleri gibi malign durumlarda yüksek seviyelerde görülebilen bir tümör göstergesidir. Pankreas kanseri ile karışacak durumların ayırıcı tanısı ve yine pankreas kanserinde tedaviye cevap ve nüksün değerlendirilmesinde kullanılır.

Yüksek seviyeler safra yolu obstrüksiyonu, kolanjit, inflamatuvar barsak hastalığı, akut veya kronik pankreatit, karaciğer sirozu, kistik fibrozis ve tiroid hastalıkları gibi benign durumlarda da görülebilir. Nüfusun % 5’inde vücudun CA 19-9 üretmediği bilinmektedir. Sağlıklı bireylerde de yüksek seviyeler görülebilmektedir. Dalak kistleri nadir olmalarına rağmen, modern görüntüleme yöntemleri sayesinde sık tespit edilirler. Hastaların çoğunluğu 40 yaş altı ve kadındır.

CA 19-9 yüksekliği ne anlama gelir?

19-9 normal değeri 37 U / Ml’den düşük olması gerekmektedir. Bu değerden yüksek çıkan sonuçlar, kişinin vücudunda bazı hastalıkların ya da kanser hücrelerinin barındığını göstermektedir. Kanser ile ilgili ipuçları veren bu test, tek başına kanser teşhisi için kullanılmamaktadır.

Değiştirilmiş bir kan grubu antijeni olan Ca 19-9 normal değeri olan 37 U/ Ml’den yüksek çıktığı zaman, o kişide kesin kanser hücrelerinin olduğu anlamına gelmemektedir. Başka testler yapılarak sonuç netleştirilmelidir. CA 19 -9 değeri başka sebeplerle de yüksek çıkabilmektedir.

CA 19-9 yüksekliğinin nedenleri;

CA 19-9’un yükseldiği kötü huylu hastalıklar;

  • Pankreas kanserleri: Pankreas karsinomlarının yaklaşık %80’inde yükselir.
  • Kolanjiokarsinom; safra yollarından gelişen bir kanser türü
  • Bazı karaciğer kanserleri (hepatoselüler karsinom)
  • Mide kanserlerinin yaklaşık %42’sinde
  • Kolon kanserlerinin %24’ünde
  • Akciğer kanserleri
  • Adenokarsinomlarda
  • Yumurtalık (over) kanserlerinde
  • Yemek borusu kanserlerinde
  • Meme ve rahim kanserlerinde

CA 19-9’un yükseldiği iyi huylu hastalıklar;

  • Pankreas iltihabında(pankreatit) artış görülse de bu artış pankreas kanserindeki kadar değildir.
  • Ana safra kanalı iltihabı (kolanjit)
  • Siroz
  • Hapatit
  • Safra kesesi iltihabı (kolesistit)
  • Safra taşları
  • Tiroid hastalıkları
  • İnflamatuvar barsak hastalıkları: Ülseratif Kolit ve Crohn
  • Kistik fibrozis; dış salgı bezlerini tutan genetik geçişli bir hastalık.
Paylaşın

C Vitamini nedir, hangi besinlerde bulunur?

Askorbik asit ve L-askorbik asit olarak da bilinen C Vitamini, insan vücudunda çok önemli görevleri bulunan bir besin ögesidir. Suda çözünen vitamin türleri arasında yer alan askorbik asit vücut tarafından üretilemediğinden gereksinimin tamamı besinlerden alınmalıdır.

C Vitamini kaynakları, meyve ve sebzelerdir. Narenciye sınıfında yer alan meyveler, C Vitamini olan meyveler arasında yer almaktadır. C Vitamini 1912’de keşfedilmiş, 1928’de izole edilmiştir. Daha sonra da 1933 yılında kimyasal olarak üretilen ilk vitamin olmuştur. C Vitamininin yaklaşık % 70- % 90’ı günlük gıdalardan alınır.

C Vitamini hangi besinlerde bulunur?

  • Siyah frenk üzümü
  • Kırmızıbiber
  • Kivi
  • Yeşil dolmalık biber
  • Portakal
  • Çilek
  • Papaya
  • Brokoli
  • Maydanoz
  • Ananas
  • Brüksel lahanası
  • Karnabahar
  • Mango
  • Limon
  • Greyfurt
  • Bezelye
  • Domates

C Vitamininin faydaları nelerdir?

İnsan vücudu doğal olarak kendiliğinden C vitamini üretmediği için beslenme aracılığıyla doğal kaynaklardan vücuda almak gereklidir. C vitamini vücudun besinlerden aldığı demirin sindirim sistemi tarafından emilmesine ve daha sonra kullanmak üzere depolanmasına yardımcı olur.

Uzmanlar, C vitamininin en güvenli ve vücut için en faydalı besinlerden biri olduğunu ifade etmektedirler. C vitamininin faydaları arasında bağışıklık sistemini güçlendirmek, kardiyovasküler hastalıklara, doğum öncesi sağlık sorunlarına, göz hastalıklarına ve hatta cilt kırışıklıklarına karşı koruma sağlamak sayılabilir.

Gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda C vitamininin stres nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflamış olan bireyler için yararlı olduğunu görülmüştür. Alkol kullananların, sigara içenlerin ve obez bireylerin vücutlarında en hızlı tükenen besin maddelerinden birisi olduğu için genel sağlık ölçümünde önemli bir kriter olarak görülür.

Vücudunda düşük oranda C vitamini bulunan bireyler ile karşılaştırıldığında yüksek oranda C vitamini bulunan bireylerin inme (felç) riski ile daha düşük oranlarda olduğu gözlemlenmiştir. C vitamini vücudun hem içindeki hem de dışındaki hücreleri etkilediği için cilt kuruluğu ve yaşlanmaya karşı olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir.

C vitamini eksikliği nispeten nadir karşılaşılan bir durumdur ve yetersiz beslenen yetişkinlerde daha yaygın olarak görülür. Buna bağlı olarak bazı kanser türleri ve sindirim sistemi rahatsızlıklarının C vitamini eksikliğine karşı daha duyarlı olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır.

Ağır C vitamini eksikliği görülen bireylerde anemi (kansızlık), diş eti kanaması, ciltte morarma gibi durumlar görülebilir. Bazı durumlarda ise yara iyileşmesinde yavaşlama ile tanımlanan, iskorbüt adı verilen bir hastalığın ortaya çıkabileceği görülmüştür.

Meyve ve sebze açısından zengin bir diyet ile beslenmenin meme, kolon ve akciğer kanserleri gibi birçok kanser türünün ortaya çıkması riskinin azaldığı düşünülmektedir. Ancak bu koruyucu etkilerin doğrudan gıdada bulunan C vitamini ile ilişkili olup olmadığı açık değildir.

Bunun yerine meyve ve sebzeler ile sağlıklı beslenmenin bu etkiye yol açtığı kanısı tıp uzmanlarınca daha yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Aynı zamanda oral C vitamini takviyelerinin doğal beslenme yoluyla alınan C vitamini kadar fayda sağladığı düşünülmemektedir.

Nezle, soğuk algınlığı durumunda ise, ağızdan C vitamini takviyeleri almak soğuk algınlığını engellemez. Bununla birlikte, düzenli olarak C vitamini takviyesi alan bireylerde soğuk algınlığı görüldüğünde, hastalığın daha kısa süre devam ettiği ve hastalığın seyri boyunca ortaya çıkan semptomların daha az şiddetli olduğunu gösteren bazı kanıtlar vardır.

Ancak soğuk algınlığı başladıktan sonra C vitamini takviyesine başlamak bu tür hastalıklara karşı bir fayda sağlamamaktadır.

C vitamini takviyelerinin diğer vitaminler ve minerallerle birlikte alınmasının, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun ya da diğer adıyla sarı nokta hastalığının daha ağır bir hal almasına karşı önleyici etkileri olduğu gözlemlenmiştir. Buna ek olarak beslenmeleri esnasında daha yüksek C vitamini tüketen bireylerin katarakt geliştirme riskinin daha düşük olduğu görülmüştür.

C vitamini takviyesi kullanılmalı mı?

C vitamini, günlük olarak gereksinimi tamamen karşılanması gereken önemli bir besin ögesidir. Bu nedenle halk arasında C vitamini takviyeleri de oldukça yaygındır. Fakat tüm besin takviyelerinde olduğu gibi C vitamininin de aşırı alımı bazı sağlık sorunlarını beraberinde getirebilir. Sağlıklı ve dengeli beslenme ile C vitamini gereksinimi tamamen karşılanabilir. Bu durumda herhangi bir vitamin takviyesine gerek kalmaz. Sağlıklı bireylerde günlük 3 porsiyon meyve 2 porsiyon salata veya söğüş sebze tüketimi ile C vitamini gereksiniminin karşılanması mümkündür.

Fakat herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle bu besinleri tüketemeyenlerde, C vitamini eksikliği olanlarda veya enfeksiyon hastalıkları gibi nedenlerle C vitamini gereksinimi artmış olan kişilerde C vitamini takviyeleri hekim tarafından reçetelendirilebilir. Bu takviyeler ağız yoluyla alınan haplar, suda çözünen tabletler veya C vitamini serumu şeklinde verilebilir. Bunların haricinde hekime danışılmadan C vitamini takviyelerinin kullanımı önerilmez.

Eğer siz de C vitamininin olumlu etkilerinden faydalanmak ve sağlığınızı korumak istiyorsanız C vitamini kaynağı olan besinleri günlük beslenme planınız içerisine mutlaka dahil etmelisiniz. C vitamini eksikliğinizin olduğunu düşünüyorsanız veya buna ilişkin belirtiler yaşıyorsanız bir sağlık kuruluşuna başvurarak doktor kontrolünden geçebilir, gerekli testlerinizi yaptırarak vitamin takviyesine ihtiyacınızın olup olmadığını öğrenebilirsiniz.

Paylaşın

Bronkoskopi nedir, nasıl yapılır?

Teşhis ve tedavi amacıyla geliştirilen Bronkoskopi, solunum yollarını görmek ve çeşitli akciğer hastalıklarını teşhis etmek için yapılan bir testtir. Başka bir deyişle, Bronkoskopi gırtlak bölgesinden sonraki solunum yollarını ve akciğerleri incelemek, tanı ve tedavi için bir takım işlemler, girişimler yapmak kullanılan bir tür endoskopi yöntemidir.

Yaygın olarak kullanılan bronkoskoplar fleksibl özellikte olup bu cihazlarda hastanın bronş ağacına giren kısım oldukça incedir ve bu sayede hastada fazla bir rahatsızlık hissi uyandırmaz. Esnekliği sayesinde burun veya ağızdan uygulanabilir. Cihazın uç kısmında yer alan mercek ile havayollarından alınan görüntü fiberoptik sistem ve bu sisteme ilave edilen bir kamera ile monitörden izlenir.

İşlem esnasında bronş mukozasından biyopsi alınabilir, fırçalama ile materyal elde edilebilir, ya da bronş ağacına serum fizyolojik verilip geri çekilerek elde edilen bu sıvıda bakteri veya tümör hücrelerinin varlığı incelenebilir. Rijit bronkoskop esnek olmayan açık tüp şeklinde olup genel anestezi altında, ağızdan uygulanır. Yabancı cisim çıkarılması veya tedavi amaçlı kullanılır.

Bronkoskopi iki ana nedenle yapılır;

  • Tanı amaçlı: Çeşitli nedenlerle çekilmiş akciğer grafisi ya da bilgisayarlı tomografide anormal bulgular saptandığında, 2 haftadan uzun süren ve doğrudan ses tellerinin bir hastalığı düşünülmemiş ses kısıklığı varlığında, nedeni açıklanamamış ve uzun süredir devam eden öksürük varlığında, öksürükle birlikte kanlı balgam ya da kan tükürme durumunda, nefes borusuna yabancı bir cisim kaçıran hastalarda uygulanır.
  • Tedavi amaçlı: Bronşlarda aşırı sekresyon (ifrazat) birikimi varlığında bunları temizlemek amacıyla, havayollarındaki yabancı cisimleri çıkarmak amacıyla, nefes borusu veya ana bronşlardan kaynaklanan iyi ya da kötü huylu tümörlerin girişimsel bronkoskopi uygulamaları yani lazer, argon plazma koter, elektrokoter, kriyokoter ile tümörün çıkarılması amacıyla, nefes borusu ve ana bronşların çeşitli nedenlerle oluşmuş darlıklarının tedavisi için stent uygulaması amacıyla, terapötik bronkoskopi uygulanır.

Bronkoskopi nasıl yapılır;

Bronkoskopi sırasında burun ve boğaza lokal anestezik sprey uygulanır. Ayrıca doktor, hastanın rahatlamasına yardımcı olacak bir sakinleştirici ilaç verebilir. Oksijen, genellikle bu uygulama sırasında verilir. Genel anestezi çok nadiren gereklidir

Hasta rahatladıktan sonra doktor cihazı burun bölgesine yerleştirir. Cihaz, burundan ve boğazdan geçerek bronşlara ulaşır. Akciğerden doku örnekleri almak için bronkoskopa fırçalar veya iğneler takılabilir. Bu örnekler doktorun, olabilecek tüm akciğer hastalıklarını teşhis etmesine yardımcı olabilir.

Doktor, ayrıca hücreleri toplamak için bronşiyal yıkama denilen bir işlemi kullanabilir. Bu, solunum yollarının yüzeyine tuzlu su çözeltisinin püskürtülmesiyle yapılır. Yüzeyden yıkanmış hücreler daha sonra toplanır ve mikroskop altında incelenir. Hava yolları tıkanmışsa, açık kalması için stente ihtiyaç olabilir. Stent, cihazla beraber bronşlara yerleştirilebilecek küçük bir tüptür.

Doktor akciğerleri incelemeyi bitirdiğinde cihazı tekrar çıkararak işlemi bitirir. Bu işlemden sonra 1,5-3 saat arası herhangi bir şey yemek veya içmekten kaçınılması gerekir. Bu test ortalama 25-30 dakika sürebilir. Testten sonra bir süre solunum ve kan basıncı izlenir. Boğaz kısmında birkaç gün boyunca geçici olarak ağrı, ses kısıklığı ve hışırtılar olabilir. Bu semptomlar için herhangi bir ilaca gerek yoktur.

Bronkoskopi sonrası;

Verilen sakinleştirici ilaçlar uyku hali yapacağından hasta odasında bir süre istirahat eder. Boğaz ve gırtlak bölgesindeki uyuşmanın geçmesi ve uyutma refleksinin normal haline gelebilmei için yaklaşık 2 saatin geçmesi gerekmektedir. Bu nedenle bronkoskopi yapıldıktan sonra 2 saat içinde yemek yenmemeli ve su içilmemelidir. Bronkoskopi işleminden 24 saat sonra bu belirtiler tamamen kaybolur. Boğazdaki hafif ağrı hissi ve sesteki boğukluk bir süre devam edebilir. Bronkoskopiden sonra balgamda kan görülebilir. Bununda hiçbir tehlikesi yoktur.

Eve dönüş;

Hastanın aynı gün içinde eve dönmesi halinde, yanında mutlaka bir refakatçinin bulunması gerekmektedir. Eve döndükten sonra günün kalan saatlerini istirahat ile geçiriniz. Anestezinin etkisi bazen uzun sürer. Bu nedenle aşağıda belirtilen işlemlerin yapılmaması gerekmektedir.

  • Otomobil kullanmak
  • Bir iş makinesini işletmek
  • Alkol almak

Anestezinin etkisi ertesi gün geçeceğinden normal faaliyetlerinize devam edebilirsiniz.

Sonuçları ne zaman alınır?

Doktor, bazı hastalara uyanır uyanmaz sonuç hakkında bilgi verebilir. Patolojik muayene için doku alınmış ve bronş lavaj sıvısı bakteriyolojik incelemeye gönderilmişse laboratuvardan sonuçların alınması 5-10 gün sürebilir. Uyuşturucu ilaçlar size söylenenleri unutmanıza neden olabilir. Bu nedenle bir yakınınızın size eşlik etmesinde yarar vardır. Laboratuvar sonuçlarının alınmasından sonra gerekli tedaviyi doktorunuz size tavsiye edecektir.

Paylaşın

Bradikardi (Kalp Ritmi) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Belki sizde de farkında olmadığınız bir aritmi olabilir. Kalpteki ritim bozukluklarından biri bradikardidir. Bradikardi mutlaka dikkatle takip edilmelidir. Eğer kontrol altına alınmazsa bayılmaya, kalp yetmezliğine ve ani ölümlere yol açabilir.

Kalp atışlarının dakikada 60’tan az olması bradikardi olarak değerlendirilir. Sağlıklı insanlarda dinlenme halinde kalp ritmi 60 ila 100 arasındadır. 100’den fazla olduğu durumlar da yine ritim bozukluğu sınıfına girer. Buna taşikardi denir.

Nedenleri;

  • Yaşlılık:İleri yaşlarda kalbin ileti dokusunun iletkenliğinin azalması sebebiyle olur.
  • Damar tıkanıklığı:Kalp krizi sonrasında ileti sisteminin hasar görmesine bağlı olur.
  • Kalp dokusunun enfeksiyonu.
  • Doğumsal kalp bozuklukları.
  • Tiroid bezinin az çalışması.
  • Potasyum ve kalsiyum gibi elektrolit bozuklukları.
  • Uykuda solunum durması (OSAS).
  • Kalp ameliyatı sonrası oluşabilecek komplikasyonlar.
  • İlaç veya bal zehirlenmesi.

Belirtileri;

Bradikardi olunca kalbin oksijenden zengin kanı yeterli derecede pompalayamamasına bağlı olarak aşağıdaki belirtiler olabilir:

  • Baş dönmesi
  • Aşırı halsizlik
  • Bayılma
  • Nefes darlığı
  • Göğüs ağrısı
  • Erken yorulma
  • Göz kararması
  • Bilinç bulanıklığı

Teşhisi;

Bayılma, sürekli halsizlik gibi şikayetler ile doktora gittiğinizde size ailenizde kalp hastalığı geçiren var mı diye soracaktır. Hastanın aile öyküsünün alınması çok önemlidir çünkü bu tip şikayetlerin çok sayıda sebebi olabilir. Bayılma kardiyolojik kökenli olabileceği gibi nörolojik kökenli de olabilir. Önce hastanın fizik muayenesi yapılır, kullandığı ilaçlar ve şikayetlerin ne zaman başladığı sorulur.

Fizik muayenede doktor kalp ritmini bizzat kendisi ölçer ve atışların düzenini kontrol eder. Doktor hareket etmenizi veya oturmanızı söyleyebilir. Tiroid sorunlarından şüphelenirse tiroid belirtilerine bakacaktır. Örneğin boğazı muayene ederek bezlerin şişkinliğini kontrol eder. Saçların ve cildin ne kadar kuru olduğunu inceler.

İleri tetkiklerde elektrokardiyografi (EKG) çekilerek hastada bradikardi değerlendirmesi yapılır. Belki EKG çektirmişsinizdir. Çok kolay ve hızlı bir görüntüleme yöntemidir. Kalbin atışları bir kağıt üstüne dökülür. Bazı bradikardi türleri EKG’de belli olmayabilir. Böyle durumlarda ambulatuvar EKG çekilir. Bu testte hasta Holter adı verilen giyilebilir bir EKG cihazını üstüne geçirir. Holter genellikle 24 saat boyunca hastanın üzerinde kalır. Eğer bradikardinin belirtileri sık sık olmuyorsa Holterin süresi uzayabilir. Bradikardinin halsizlik, yorgunluk gibi belirtileri ortaya çıktığında Holterin kayıt düğmesine basmalısınız. Bu şekilde en net kalp ritmi elde edilir.

Tedavisi;

Sağlıklı bir atlette bradikardi için çoğu zaman tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Bu kişilerin kalp atışları normalden az olsa bile vücut yeterli miktarda kanı alır. Hastaların günlük hayatlarını zorlaştıracak bir belirtileri bulunmuyorsa doktorlar hemen ilaç tedavisine başlamayabilir. Bunun yerine hasta önce takip edilir. Eğer sinüs nodunda veya atriyoventriküler nodda bir bozukluk varsa o zaman tedavi gerekir.

Bradikardiden korunmak için özel bir yöntem yoktur. Genel olarak sağlığınıza dikkat etmelisiniz. Dengeli ve sağlıklı beslenin, düzenli sporunuzu yapın. Kullandığınız ilaçların yan etkisi sonucu oluşan bradikardi vakaları ilacı bıraktığınızda geçecektir. Bazen dozu azaltmak da çare olabilir. Hangi yöntemi denerseniz deneyin bir doktor kontrolünde olduğunuzdan emin olun.

Paylaşın