Hipertrofi nedir? Detayları

Dokuyu oluşturan hücrelerin sayıca değil de hacim olarak artış göstermesidir. Hipertrofide hücre sayısında artış, yeni hücre yoktur, hiperplaziden bu yönüyle ayrılır. Hipertrofi fizyolojik yada patolojik sebeplere bağlı fonksiyonel ihtiyaç artışı yada hormonal uyarı artışı ile oluşabilir.

Hipertrofi kısaca dokuyu oluşturan hücrelerin sayıca değil de hacim olarak artış göstermesidir. Kasın ortaya koyduğu kuvvet miktarı ile kasın kesit alanı arasında açık bir ilişki bulunmaktadır. Kas büyüklüğündeki artış temel olarak kas fibrillerinin sayıca artmasından değil, fibrillerin çapındaki artışın (hipertrofi) bir sonucudur. Eski araştırmalar, kişinin doğuştan yada doğuştan hemen sonra kas fibril sayısının tespit edildiğini ve bu sayının hayat boyunca değişmediğine işaret etmektedir.

Eğer bu doğruysa, o zaman kronik kas hipertrofisi ancak kas fibril hipertrofisi sonucu gerçekleşebilir. Bu da daha fazla miyofibril, daha fazla aktin ve miyozin lifleri, daha fazla sarkoplazma, daha fazla bağ dokusu yada hepsinin kombinasyonu olarak açıklanabilir. Direnç anrenmanına dayalı kas fibril hipertrofisi, kastaki protein sentezindeki artışa bağlıdır. Kasın protein içeriği devamlı değişim içindedir. Protein sürekli olarak sentezlenir yada seviyesi düşebilir. Fakat bu süreçlerin oranları vücudun ihtiyacına bağlıdır. Egzersiz boyunca, protein sentezi azalmakta yani protein seviyesindeki düşüş artmaktadır . Egzersiz sonrası dinlenme safhasında bu sürecin tam tersi yaşanmaktadır. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, egzersizin neden olduğu hipertrofi uzun vadede protein sentezindeki artıştan sonra gözlemlenmiştir.

Aynı zamanda testesteron hormonu da kas büyümesindeki artışın sorumlusu olarak düşünülmektedir. Aynı direnç antrenmanına maruz kalan bayan ve erkeklerdeki kas hacmi artışı ve kas gücü artışı buna işaret etmektedir. Testesteron bir androjendir, erkeğe özgü karakteristikler gösteren bir maddedir. Anabolik steroidler aynı zamanda androjendir ve çok iyi bilinir ki direnç antrenmanıyla birleşen dozlar kas hacminde ve gücünde önemli artışlara neden olmaktadır

Hipertrofi kabaca myofibrillar ve sarkoplazmik hipertrofi olarak ikiye ayrılır. Şimdi bu iki hipertrofi çeşidini tanıyalım. Myofibrillar hipertrofide kas fibrilleri güçlenirken sarkoplazmik hipertrofide sapkoplazmik sıvı artışı görülür.

Sarkoplazmik Hipertrofisi; Kas fibrilinin sarkoplazmik hipertrofisi, sarkoplazmadaki (kas fibrilleri arasındaki yarı akışkan maddelerdeki) ve kas kuvvetine direk olarak katkısı bulunmayan ve kasılgan olmayan proteinlerdeki büyüme ile tanımlanır. Sarkoplazmik hipertrofi, kasılmayan kas hücre sıvısının(sarkoplazma) hacmindeki artıştır. Bu sıvı kas büyüklüğünün %25-30unu teşkil etmektedir. Bununla birlikte kasın kesitinde artış, kas fibril yoğunluğunda düşüş ve buna bağlı olarak ta kas gücünde bir artış görülmemektedir . Bu tip hipertrofi genellikle vücut geliştiricilerin uyguladığı yüksek tekrarlı (8-12) antrenman sonucudur .

Unutulmaması gereken önemli unsur, bu tip hipertrofinin atlama, koşma, vurma, zıplama, bir tekrarlık patlayıcı hareketlerde çok yardımı yoktur. Bu nedenle genellikle Tip II A fibril hipertrofisi antrenmanı yaparak kasın kasılmayan yapılarını (sarkoplazmik hacmi, kılcal damar yoğunluğunu, mitokondri sayısının artması) geliştiren profesyonel vücut geliştiricileri diğer sporculara nazaran daha fazla kaslı görünmelerine rağmen en hızlı ve en güçlü sporcular değildir.

Myofibrillar hipertrofi; Myofibrillar hipertrofi, aktin ve myosin flamentleri ile birlikte kas fibril çapındaki artma ile tanımlanır. Bu tür hipertrofik gelişimde ise kasılabilir proteinlerin sentezlenmesine bağlı olarak kas kuvvetinde artış meydana gelir.

Bu tip hipertrofiyle miyofibril alan yoğunluğu artmakta ve buna bağlı olarak kasın daha fazla güç sarfedebilir hale gelmesidir . Bu tip hipertrofinin en iyi elde edilme şekli düşük tekrarlarda yüksek şiddette ağırlığın kullanılmasıdır . Daha önce de belirtildiği gibi çoğu hareket patlayıcı özelliktedir bunun için de sporcuların çalışmalarına maksimal kuvvet antrenmanlarını (1-5 tekrar) sokmaları zorunludur. Bu antrenman şekli kasın patlayıcı gücünü sağlayan kısmını çaliştırmaktadır. 1-5 tekrarlık setler yani %85-100 şiddetinde setler kullanılarak ayrıca kişinin sinir sistemini de geliştirmek mümkündür. Sporcu antrenmanında gözden kaçırılan önemli komponentlerden biridir. Sinir sisteminin çalıştırılmasının, kasta sinirsel iletişmin artması, motor ünitelerde senkronizasyon artışı, kasılan yapıların daha fazla harekete geçmesi ve kasın koruyucu mekanizması (golgi tendon organı) tarafından azalan inhibisyonu gibi bir çok faydalı sonuçları vardır. Bu antrenman metodları aynı zamanda hızlı kasılan fibrilleri (Tip II B fibrillerini) hipertrofiye uğratır. Hiç şüphesiz bu antrenman metodları, çalışmalara doğru zamanda eklendiğinde kasın daha fazla güç üretme kabiliyetini arttırır. Bu yüzden miyofibril hipertrofisiaynı zamanda fonksiyonel hipertrofidir.

İnsan gözü bu iki farklı hipertrofiyi ayırt edemez, ancak bu fark sporcu kasını devreye sokarak çok açık bir şekilde ortaya çıkar. Sporcu ve kuvvet profesyonelleri olarak 3 x 10 rutininden çıkmalı, kişisel eğitimle daha yaratıcı olunmalı, sonuç üreten programları birbirine harmanlayarak başarıya ulaşılmalıdır. Bu da amaç ve antrenman durumumuza göre her iki tip hipertrofiyi de çalışmamıza eklemek demektir. Ancak unutulmaması gereken konu, yüksek tekrarlar esnasında kasınız ne kadar yansa da hiçbir zaman az tekrarlı yüksek şiddette bir set kadar güç, kuvvet ve fonksiyonel hipertrofi yaratamazsınız.

Geçici Hipertrofi (Aktif Hiperemi); Bu iki kronik hipertrofiden başka geçici hipertrofide oluşmaktadır.Bu hipertrofi egzersiz boyunca kasın pompalanması sonucu ortaya çıkar. Bu kasın hücre içinde biriken sıvıların sonucudur. Bu sıvı kan plazmasından oluşmaktadır . İsminden anlaşılacağı gibi çok kısa süren bir hipertrofi şeklidir. Birkaç saat içinde bu sıvı kana geri dönmektedir.

Hiperplasia; Fibril hiperplasiası kas içindeki fibrilin dallanması olarak bilinmektedir.

Yakın zamanda hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar kas hipertrofisinin nedeninin hiperplasia olabileceğini göstermektedir. Kediler üzerinde yapılan deneysel çalışmalarda fibrilin yüksek ağırlık antrenmanları sonucunda dallanmasının mümkün olduğu görülmüştür . Kedilere yemeğe ulaşabilmek için yüksek kiloda ağırlık kaldırmaları öğretilmiştir. Güç sarfetmeyi öğrenen kedilerde, şiddetli güç antrenmanı nedeniyle seçilen kas fibrillerinin yarıdan ayrıldıkları ve her birinin hacminin artmış olduğu tespit edilmiştir. Sonradan yapılan çalışmalarda ise tavuk, sıçan gibi hayvanlarda hipertrofiye uğrayan kasların sadece mevcut fibrillerin hipertrofisinden ibaret olduğu gözlenmiştir . Bu araştırmalarda kastaki her fibril sayılmış ve fibril sayısında değişiklik olmadığı açığa çıkmıştır.

Kediler üzerinde yapılan araştırmadan elde edilen bulgular, diğer bir araştırmayı da beraberinde getirdi. Bu kez hipertrofinin fibril hipertrofisinden mi yoksa fibril dallanmasından mı kaynaklandığının tespiti için fibril sayımı yapıldı . 101 hafta süren direnç antrenman programından sonra kediler tek bacakla kendi ağırlıklarının ortalama %57sini kaldırabiliyorlardı. Kas ağırlığında ise %11lik bir artış vardı. En önemlisi ise araştırmacılar toplam kas fibril sayısında %9luk bir artış tespit etmişlerdir. Bu da fibril dallanmasının gerçekleştiğini ıspatlamaktadır. Kedilerle yapılan araştırma sonuçlarının, diğer hayvanlarla yapılan araştırma sonuçlarından farklı olması hayvanların çalıştırılma şeklinden kaynaklanmaktaydı.

İkinci araştırmada kediler yüksek direnç ve düşük tekrarla çalıştırılırken, diğer hayvanlar daha çok dayanıklılık tipi antrenman yani düşük direnç ve yüksek tekrarlarla çalıştırılmışlardı . Hiperplasiaya bağlı kas hipertrofisini araştırmak üzere bunlara ek olarak farklı bir hayvan araştırma modeli daha uygulanmıştır. Bilim adamları tavuğun anterior latissimus dorsi kasına ağırlık bağlayarak kronik bir gerilme durumu yaratıp diğer kanadını da normal halinde bırakmışlar. Bu modelin kullanıldığı birçok araştırmada, kronik germenin önemli derecede hipertrofi ve hiperplasia sonucunu doğurmuş olmasına rağmen aynı modeli kullanan diğer araştırmalarda ise hiperplasia sonucu elde edilememiştir .

Bir çalışmada profesyonel vücut geliştiricilerin vastus lateralis ve deltoid fibril alanının, profesyonel halterciler, sıradan spor akademisi öğrencileri hatta hiç ağırlık çalışması yapmayan kişilerinkine çok yakın olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgu, vücut geliştiriciler için sadece fibril hipertrofisinin, kas kütlesini artırmak için yeterli olmadığının bir kanıtıdır .

Buna benzer sonuçlar bu araştırmayı takip eden başka bir araştırmada daha tespit edildi. Çok iyi antrene edilmiş vücut geliştiriciler ve aktif ama antrene olmamış kişiler arasında yapılan bu araştırmada vücut geliştiricilerin kas fibril alanının diğer konrol deneklerinkinden çok farklı olmadığı buna rağmen ekstremitelerinin çevresinde hayli fark olduğu gözlemlenmiştir . Araştırmacılar antrene edilmiş vücut geliştiricilerle antrene edilmemiş kişileri aynı anda kıyasladıklarında motor ünite başına daha fazla kas fibriline rastlamışlardır. Çünkü vücut geliştiricilerin kas çevreleri önemli ölçüde daha büyüktür buna karşın kas fibrilinin çapraz-bölge alanları normaldir. Bu bulgu kas fibril sayılarında bir artışın meydana geldiğini gösterir. Buna alternatif bir açıklama ise bu sporcuların doğuştan daha fazla fibril sayısına sahip olduğudur. Bunun aksi olarak en azından bir araştırmada, vücut geliştirciler ile erkek ve bayan spor akademisi öğrencileri kıyaslandığında, kas fibril alanında bariz bir fark tespit edilmir . Vastus lateralis kasının fibril alanları her üç grup için şöyleydi:

  • Vücut geliştiriciler: 8,400 μm2
  • Erkek spor akademisi öğrencileri: 6,200 μm2
  • Bayan spor akademisi öğrencileri: 4,400 μm2

Bu araştırmalar arasındaki farklar antrenman yüklemesine de bağlanabilir. Yüksek şiddette antrenman yapmak düşük şiddette antrenman yapmaktan, özellikle FT fibrillerinde daha fazla fibril hipertrofisi yaratır .

İnsanda, rekreasyon olarak direnç antrenman tecrübesi olan erkek deneklerde yapılan ve uzun vadeye yayılan araştırmada, hiperplasianın oluşabileceği görülmüştür. 12 hafta süren direnç antrenmanı sonrasında 12 denekten birkaçında biceps brachii kasındaki fibril sayısında önemli artışlar saptanmıştır. Bu çalışma belirli kişi yada belli koşullarda insanda da hiperplasianın oluşabileceğini göstermiştir. Hiperplazi yani mevcut kas fiberinin ikiye bölünerek yeni kas fiberi oluşturması.

Bütün bu araştırmalara göre insan ve hayvanlarda hiperplasianın oluşabildiği ortaya çıkmaktadır. Bu hücrelerin oluşması, varsayıma göre her fibrilin iki ayrı üniteye ayrılabilme kapasitesinin olduğudur. Bu ünitelerin daha sonra fibrile dönüşme kabiliyetleri vardır. Yeni araştırmalarda iskelet kasının rejenerasyonunda görev yapan uydu hücreleri adı verilen hücreler tespit edilmiştir. Bunların aynı zamanda yeni fibril yapısının oluşumunda da katkısının olduğu varsayılmaktadır. Bu hücreler kas yaralanmalarıyla aktive edilmektedir.

Atrofi; Ağır egzersizler vb. sonucunda doğal olarak kaslarınız hipertrofiye mağruz kalıcaktır. Fakat yine doğal bir süreç olan atrofide hayatımızın bir parçasıdır.

  • Kas atrofisi Kasın total kitlesinin (hücre çaplarında küçülme) azalmasıdır
  • Kaslar kullanılmaz ya da ancak çok zayıf kasılmalar için kullanılırsa atrofi meydana gelir
  • Kasta denervasyon sonucu da atrofi gelişebilir
  • Yaralanmalar veya ameliyatlar sonrası oluşan kas atrofisinin 3:1 oranına göre iyileşeceği büyük ölçüde kabul edilmektedir
  • Bu kaçırılan bir antrenman haftasından sonra aynı düzeye geri dönebilmek için 3 haftanın gerektiği anlamına gelir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Hipertansiyon nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hipertansiyon (yüksek tansiyon) kan basıncının sürekli olarak yükselmesidir. Normal değer olarak kabul edilen 120/80 kan basıncının her ikisinin ya da sadece birinin 140/90 değerlerinde olması hipertansiyon olduğunu gösterir. Basit bir tanımla kanın damarlarda dolaşırken oluşturduğu basınçtır.

Kan kalpten pompalanır ve damarlarda dolaşırken damarlara bir basınç uygular. Tansiyon olarak tanımlanan kan basıncı değeri kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kan basıncı sistolik ve diastolik olmak üzere ikiye ayrılır. Kalp kasılır ve damarlara doğru kanı atar. Kanın damarlara attığı kan basıncına sistolik denir. Kalp gevşediğinde ise hâlâ damarlarda kan basıncı bulunur. Bu basınca diastolik denir. Sistolik kan basıncı büyük tansiyon; diastolik küçük tansiyon olarak da bilinir.

Nedenleri;

  • Aşırı sigara kullanımı
  • Dengesiz ve düzensiz beslenme
  • Aşırı fastfood tüketimi
  • Kronik alkol kullanımı
  • Obezite
  • Genetik faktörler
  • Stres
  • Tuzlu yeme alışkanlığı
  • Böbrek hastalıkları
  • Doğuştan gelen ve sonradan oluşan kalp ve damar hastalıkları
  • İleri yaş
  • Diyabet
  • Gebelik
  • Hareketsiz yaşam
  • Kullanılan bazı ilaçlar

Belirtileri;

  • Aniden oluşan baş ağrısı
  • Bulanık görme
  • Kulak çınlaması
  • Çarpıntı
  • Ayaklarda ve bacaklarda şişkinlik
  • Çift görme
  • Baş dönmesi
  • Burun kanaması
  • Ritim bozukluğu
  • Nefes darlığı
  • Kalp sıkışması
  • Kalpte ağrı
  • Halsizlik
  • Sık sık idrara çıkma

Tanısı;

Uygun şartlarda yapılan düzenli tansiyon ölçümü ile konulmaktadır; en az 5 dakikalık dinlenme sonrası her iki koldan yapılan ölçümlere göre hipertansiyon tanısı konulur. Ayrıca ölçümden 1 saat önce sigara, çay, kahve vb. tüketilmemelidir. Bazı durumlarda yüksek tansiyon problemi olmadığı halde hastane ortamında tansiyon değerleri yüksek çıkabilmektedir. “Beyaz Önlük Hiperansiyonu” denilen bu durumda tansiyon takipleri veya tansiyon holter cihazı ile tanı konulabilmektedir. Çok nadir rastlansa da, kişi de yüksek tansiyon olduğu halde tansiyon değerleri normal olarak ölçülebilmektedir. Böyle bir durumda damar içine girilerek doğrudan basınç ölçümleri yapılabilmektedir.

Tedavisi;

Yüksek tansiyon hastalarının tedavisi için öncelikli olarak hastaların yaşam tarzında değişiklikler yapması istenir. Tansiyon hastası ideal kilonun üzerindeyse ideal kilosuna dönmesi için yeterli ve dengeli bir diyet programı uygulaması önerilir. Tuz tüketimi kısıtlanır ve meyve, sebze tüketimi artırılır. Margarin, tereyağı ve kuyruk yağı gibi doymuş yağ oranı yüksek gıdalar diyetten çıkarılır. Alkol ve sigara kullanımı kesinlikle bırakılmalıdır.

Tansiyon hastalarının düzenli fiziksel aktivite yapması, kan basınçlarının düzenlenmesini sağlar. Yaşam tarzındaki değişikliklere uyum sağlayamayan ya da değişikliklere rağmen tansiyonu düşürülemeyen hastalara ila tedavisi uygulanır. Kronik bir hastalık olan hipertansiyon yaşam boyu belirli aralıklarla doktor kontrolü gerektirir. Doktor tarafından önerilen ilaçların düzenli olarak alınması ve doktora danışılmadan dozunda oynamalar yapılmaması gerekir.

Tansiyonu ne düşürür?

  • Yüksek tansiyon durumunda hastanın ellerini, ayaklarını ve kollarını normal musluk suyu ile yıkaması önerilir. Soğuk su ile yapılan duş da kan basıncının düşürülmesine yardımcı olur
  • Tansiyon yükseldiği zaman hemen bir limonun suyunu sıkıp sulandırarak içmek kan basıncını düşürebilir
  • Tuzsuz yoğurt ve ayran da tansiyonu düşürücü etki gösterir. Ancak yoğurt ya da ayranın tuzsuz olmasına ekstra özen gösterilmelidir
  • Nar suyu ve greyfurt gibi meyvelerin suları ve kekik suyu da tansiyon düşürücüdür
  • Halk arasında da tansiyon yüksekliğinde kullanılan sarımsağın da kan basıncını düşürücü etkisi vardır

Hipertansiyon hastalarının yapması gerekenler?

  • Egzersiz yapmalı
  • Tuzlu beslenmekten kaçınılmalı
  • Spor aktiviteleri yapılabilir
  • Yağlı ağır yiyecekler tüketilmemeli
  • Stresten uzak durulmalı
  • Sigara ve alkol kullanılmamalı ya da azaltılmalı
  • Hangi hastalıklardan kaynaklanıyorsa o hastalıklar tedavi edilmeli
  • Tansiyonu yükselten gıdalar tüketilmemeli
  • Fazla kilolar verilmeli
  • Karbonhidrat tüketimi azaltılmalı
  • Bol sıvı tüketilmeli
  • Kafein tüketirken aşırıya kaçılmamalı

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Hiperplazi nedir? Detaylar

Herhangi bir dokunun veya organın hücre sayısındaki artış nedeniyle büyümesi. Farklı bir tanımla, bir organ içindeki hücre sayısının artmasına bağlı olarak o organın büyümesi. Hiperplazi terimi sıklıkla prostat ve böbrek üstü bezleri gibi bezler için kullanılır.

Hiperplazi, bir doku veya organda hücre sayısındaki artışı belirtir ve böylelikle volüm olarak da artış vardır. Hücreler, fonksiyonel gereksinim artmasına bir yanıt olarak nasıl hipertrofiye olursa, aynı şekilde stress altında kalınca veya stimüle edilince, mitotik bölünerek çoğalırlar. Bu şekilde organ veya dokuda hücre sayısının artmasına “hiperplazi” adı verilir. Hücre sayısı artması ile, organ veya dokunun büyümesi söz konusudur.

Hiperplazi gösteren hücrelerin fonksiyonlarında artma olur. Özellikle bu, iç salgı gudde hücrelerinde belirgindir. Vücuttaki her hücre tipinin hiperplazik kapasitesi yoktur. Örnek; kalb ve iskelet kası ile sinir hücreleridir. Epidermis, intestinal epitel, hepatositler, fibroblastlar ve kemik iliği hücreleri hiperplaziye uğrar. Hiperplazi; fizyolojik ve patolojik olarak ikiye bölünebilir.

Fizyolojik Hiperplazi; Fizyolojik hiperplazi de ikiye ayrılır.

  • Hormonal hiperplazi; en iyi örnek puberte (ergenlik) ve gebelikte; meme glandüler epitel proliferasyonu ve ayrıca gebelikte uterusda kas hücrelerinde hiperplazi ve hipertrofi görülür.
  • Menstrüel siklusdaki “proliferatif faz” (endometrial proliferasyon) fizyolojik bir hiperplazidir. Kompensatuvar hiperplazi; parsiyel hepatotektomi yaparak, karaciğer dokusunun bir parçasının çıkarılmasın- dan sonra, karaciğerin rejenerasyon kapasitesi ile yeni karaciğer hücreleri yapılır.

Patolojik Hiperplazi; Patolojik hiperplazinin pek çok şeklinde, aşırı hormonal veya büyüme faktörü stimülasyonu vardır. Normal menstrüel perioddan sonra, endometrial doku guddelerinde aşırı proliferasyon görülür.

Bu endometrial proliferasyon esasda fizyolojik bir hiperplazidir; fakat hormonal dengelerin bozulduğu bazı durumlarda (östrojen ve progesteron ara- sındaki balans) östrojenin artması durumunda, endometrium guddelerinde aşırı bir hücre artımı ortaya çıkar.

Bu endometrial hiperplazi sonrası, kanser sürpriz olmamalıdır; çünki endometrial hiperplazilerde kanser riski vardır. Ayrıca, endometrial hiperplazi, anormal menstrüel kanamaların başlıca nedenidir. Prostat kanseri tedavisi için, östrojen hormonu verildiğinde veya karaciğer sirozunda olduğu gibi, östrojenin inaktivite edilemediği durumlarda, hastalarda hiperöstrinizm (östrojen fazlalığı) ortaya çıkar.

Bu gibi, erkek hastaların memelerinde büyümeler (jinekomasti) meydana gelir. Kanın kalsiyum düzeyindeki uzun süreli düşmeler, paratiroid salgılıklar üzerine uyarıcı etki yapar, paratiroid hiperplazisi (sekonder hiperparatiroidizm) saptanır.

ACTH verilmesi sonucu, sürrenal korteks hiperplazisi gelişir (Cushing sendromu) x. Patolojik hiperplaziye örnek olarak iltihabi iritasyon ve enfeksiyon hiperplazisini gösterebiliriz. Kötü yapılmış bir protez, alttaki dokuda epitel ve bağ dokusu olmak üzere hücre proliferasyonlarına neden olur.

Bunlara “iltihapsal fibröz hiperplazi” denir. Protez vuruğu hiperplazisi veya epulis fissuratum olarak adlandırılır. Hiperplazi, yara iyileşmesindeki bağ dokusu hücrelerinin verdiği önemli bir yanıt olabilir. Prolifere olan fibroblast ve kan damarı hücreleri bir onarım işlemine yol açarak bir granulasyon dokusunu oluşturur. Bu hücreler, fibroblast ve endotel hücreleri, büyüme faktörlerinin stimülasyonu (uyarısı) ile prolifere olarak hiperplaziye neden olur.

Büyüme faktörlerinin stimülasyonu, keza human papilloma virus gibi bazı viral enfeksiyonlarda da hiperplazilere neden olarak karşımıza çıkabilir. Bu tür lezyonlara örnek, deride görülen bildiğimiz deri siğilleridir (verruka vulgaris). Gerçi hipertrofi ve hiperplazi tanımlamada iki farklı olaylarsa da, aynı mekanizma tarafından başlatılır ve pek çok durumda beraber oluşur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hidrosel ve Kordon Kisti nedir? Detaylar

Halk arasında torbaların şişmesi ve su toplaması olarak bilinen Hidrosel, fıtık kesesinin içinin sıvı dolu olması ve aynı zamanda karın tarafındaki ucun da kapanması durumudur. Kordon kisti ya da kord hidroseli ise, kasık kanalı boyunca oluşmuş kistik (içi sıvı dolu) oluşumlara denir. 

Daha ayrıntılı bir tanım yapmak istersek; Bebeğin anne karnında gelişimi sırasında, erkek çocuklarda testis denilen yumurtalıklar ilk önce böbreklerin üst kutbunda oluşmaya ve gelişmeye başlar, sonra karın içinde göç ederek, kasık kanalından geçer ve skrotum adı verilen torbalara iner. Kasık kanalından geçerken beraberinde karın içi organların üzerini kaplayan periton adı verilen karın zarını da birlikte sürüklerler.

Her 10 erkek çocuğundan dokuzunda bu zar kapanır, ancak birinde kapanmaz. İşte bu zarın kapanmadığı durumlarda, karın boşluğu ile skrotum adı verilen torbalar arasında bir kesecik oluşur ki biz buna kasık fıtığı adını veriyoruz. Ancak bu açıklık bazen karın içi organların geçmesine değil, sadece karın içindeki suyun geçmesine müsaade edecek kadar dar olabilir. Bu durumlarda da ortaya çıkan hastalığa hidrosel denir.

Hidrosel de sadece karın içindeki su kasık kanalından aşağı geçer. Kasık kanalında ve/veya skrotumda şişlik oluşturur. Bazen de sıvı sadece kasık kanalında belirgindir. Yani hidrosel kesesinin üst ve alt kısımları kapanmış, sıvı sadece kanalın orta kesiminde hapsolarak kist halini almıştır. Muayenede yalnızca kasık kanalında bir kitle ele gelir. Ultrasonografide bu kitle dışı zarla kaplı bir su kesesi gibi görünür. Buna da kordon kisti denir.

Hidrosel sıklıkla doğumda bulunur. Doğuştan olan bu tip hidroselden başka; çoğunlukla bir üst solunum yolu ya da benzer bir enfeksiyonunu takiben gelişen türüne de akut hidrosel adı verilir. Akut hidrosel 2-3 hafta içinde kendiliğinden kaybolabilir. Kaybolmaması halinde operasyona gerek olabilir. Hidrosel en sık ilk aylarda fıtıkla karışır. Boğulmuş fıtık aynen bir hidrosel gibi görülebilir ve mutlaka ayırt edilmelidir. Öncelikle ultrasonografi, mümkün olmaz ise karın filmi yardımcı olabilir.

Tedavisi;

Hidrosel genel olarak ilk 4 aydan sonra küçülmeye başlar ve 6-12 aylar arası kaybolur. Bu tarzda seyreden hidrosel ameliyata gerek olmadan iyileşebilir. Ancak eğer 12 aylığa kadar kaybolmamışsa ya da kaybolma eğilimi göstermiyorsa ameliyat edilmelidir. Operasyon kasık fıtığındaki gibidir, hidrosel kesesinin açılarak boşaltılması yanında bu hastalara da fıtık ameliyatındaki işlemler uygulanır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hepatit A nedir? Belirtileri, Tedavisi

Gelişmemiş ülkelerde ve hijyenik olmayan bölgelerde sıkça rastlanan Hepatit A hastalığı, Hepatit A virüsünün bulaşması sonucu ortaya çıkan bir karaciğer enfeksiyonudur. Yaklaşık % 99’u kendiliğinden ve tam olarak iyilen, kalıcı karaciğer hasarı oluşturmayan Hepatit A hastalığı, bir kez geçirildiği zaman tekrar etme şansı çok düşük bir hastalıktır.

Hepatit A, bulaşıcı hastalıklar arasında bulunmaktadır. Bulaşıcı özelliği bulunan bu hastalığı geçiren kişilerin dikkat etmesi gerekenler vardır. Ülkemizde Hepatit A aşısı bebeklik döneminin rutin aşı takviminde yer alır ve iki doz şeklinde verilir. Bu sayede ömür boyu koruyuculuk sağlar.

Nasıl bulaşır?

Hepatit A, hasta kişilerin dışkısında bulunabileceği için kişiden kişiye bulaşabilir. Eller, su, gıda ve her türlü eşya ile bulaşabilir. Bu nedenle sanitizasyon (içilen suyun temizliği) ve hijyen eksikliği olan her yerde kolaylıkla yayılabilir. Hepatit A’lı kişi evdeki diğer kişilere hastalığı kolaylıkla bulaştırabilir.

  • Daha önce hepatit A geçirmeyen ve aşılanmamış olan kimseler için hastalığa yakalanma tehlikesi vardır
  • Hepatit A virüsü, enfekte kişilerin dışkılarında mevcut olup sağlam kişilere
  • Hastalığı taşıyanların dışkısı ile (mikroskobik miktarlarda olsa dahi) bulaşmış yiyecek ve içeceklerin kaynatılmadan, çiğ ya da az pişmiş olarak tüketimi ile
  • Hastanın dışkısının bulaştığı kişisel eşya teması ile (çocuk bezi, çamaşır ve havluları v.b.)
  • Kirli, klorlanmamış havuzlarda yüzme nedeniyle
  • Ellerini düzgün bir şekilde yıkamayan ya da mikroplu suda yıkayan, Hepatit A enfeksiyonuna sahip tarafından hazırlanan yiyecekleri yeme ile
  • Kirli su içme (buz küpleri dahil) ile
  • Kirli sudan çıkmış çiğ veya az pişmiş kabuklu deniz ürünleri yeme ile,
  • Daha az yaygın olarak, Hepatit A taşıyıcısı olan biriyle cinsel temas ile (özellikle anal yolla cinsel temasta) bulaşabilir

Belirtileri;

Hepatit A virüs enfeksiyonları erişkinlerde çoğunlukla belirti verirken, 6 yaşından küçük çocuklarda genellikle hafif seyreder. İleri yaşlarda hastalığın ciddiyeti giderek artar. Genellikle bulgular virüsle temas ettikten sonra 15-50 gün (ortalama 28 gün) sonra  ortaya çıkar. Belirtiler:

  • Halsizlik, yorgunluk
  • İştah kaybı
  • Bulantı-kusma, mide rahatsızlığı
  • İshal
  • Karın ağrısı
  • Kilo kaybı
  • Ateş
  • Gözlerde ve ciltte sararma
  • Koyu renkli (çay rengi) idrar
  • Çamur gibi veya beyazımsı dışkı

Tanısı;

Hepatitten şüphelenilen bir durumda hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Testler ile hastalığın hem tanısı hem de hangi aşamada olduğu, ilerleyip ilerlemediği, kanda dolaşan virüs miktarı ve bundan sonraki seyri hakkında bilgi sahibi olunabilmektedir.

Tedavisi;

Hepatit A tedavisi için özel bir yöntem bulunmamaktadır. Hepatit B ve C’nin aksine, akut / fulminan seyir denen ve karaciğer yetmezliği ve karaciğer nakli gereği ile sonlanan tablo, Hepatit A’da çok daha az görülmektedir. Bunun yanı sıra tedavide kullanılan ajanlar etkene yönelik olmaktan çok karaciğere destek amacını taşır. Kronikleşme denen tablo da benzer şekilde B ve C Hepatitte daha çok olduğu için virus tedavi edici ilaçların burada yeri yoktur. Hastaların büyük bir çoğunluğuna ev istirahati verilmekte ve belirli aralıklarla izlenmektedir.

Bu süreçte hastaların aç kalmayacak şekilde beslenmesi ve sıvı alımına dikkat edilmesi önerilmektedir. Çok özel bir diyet programının uygulanmadığı iyileşme sürecinde hastanın az yağlı ve sindirimi kolay yiyecekler tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Alkolden kesinlikle uzak durması gereken hastaların doktorun verdiği ilaçlar dışında başka ilaç kullanmaması gerekmektedir. Hasta aynı zamanda iyileşme sürecinde evdeki diğer kişiler ile çok fazla temas halinde olmamalı ve hijyen kurallarına dikkat etmelidir.

Hepatit A belirtileri ile bazı hastalar kısa süreliğine hastanede gözetim altında tutulabilmektedir. Bu sürede etkene yönelik eğil de ortaya çıkan bulguların giderilmesine yönelik olarak hastanın kusma ve bulantı gibi şikayetleri için serum tedavisi uygulanmaktadır.

Kimler daha fazla risk altındadır?

  • Kronik karaciğer hastalığı olanlar
  • Kronik Hepatit B ve Hepatit C  hastaları
  • HIV/AIDS hastaları
  • Pıhtılaşma bozukluğu olanlar
  • Organ ve kemik iliği nakli adayları ve alıcıları
  • Eşcinsel/biseksüel erkekler
  • Kanalizasyon işçileri
  • Hepatit A’nın yaygın olarak görüldüğü ülkelere seyahat edenler
  • Sağlık kurumlarında alt bakımı hizmeti verilen servislerde (çocuk enfeksiyon servisleri, yoğun bakım üniteleri gibi) çalışan personeller
  • Dışkı materyali ile çalışan laboratuvar çalışanları daha fazla risk altındadır

Korunma;

  • Tuvaleti kullandıktan sonra, çocuğunuzun bezini değiştirdikten sonra, yemek hazırlamadan önce, yemek yemeden önce ellerinizi sabun ve su ile yıkayın,
  • Çiğ kabuklu deniz ürünlerinden ve az pişmiş etten uzak durun,
  • Sebze -meyveleri soyarak, yeşillikleri temiz suyla yıkayarak tüketin,
  • Sadece güvenli su için,
  • Hepatit A aşısı için doktorunuza başvurun.

Hepatit A enfeksiyonunu önlemenin en iyi yolu aşı olmaktır. Hepatit A aşısı yüksek koruyuculuktadır. İlk dozdan 6 ay sonra 2. dozu yapılır. Toplam 2 dozdur. Hepatit A görülme riski yüksek olan ülkelere seyahat öncesi Hepatit A aşısının ilk dozunun en az 2-4 hafta önce yapılması gerekir.

Herhangi bir aşı bileşenine alerjisi olan, 6 aydan küçük olan ya da aşı uygulanamayan gezginlere,  verilen doza bağlı olarak 2 aya kadar Hepatit A virüs enfeksiyonuna karşı etkili koruma sağlayan tek bir doz immünglobulin uygulanabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hemospermi nedir? Nedenleri, Tedavisi

Menide kırmızı veya kahverengi lekeler ile kendini belli eden hemospermi, genç ve cinsel ilişkide aktif olan yaşları 30-40 arasındaki erkeklerde daha sık görülen bir rahatsızlıktır. Kısaca, menide kan ya da kan pıhtısı gelmesi durumudur.

Genç erkeklerde özellikle uzamış ereksiyon ve zorlanmaların olduğu cinsel aktivitelerden sonra görülebilir. Önemli bir rahatsızlık değildir. Bu kahverengi leke biçimindeki pıhtılar bir kaç boşalmada daha görülebilir, ve sonra genellikle kendiliğinden düzelme olur. Eğer kanama artar veya devam ederse, idrar yapma veya boşalma sırasında acıma – yanma hissi ortaya çıkarsa, idrarda kanama olursa bir hekime başvurulmalıdır.

Nedenleri;

  • % 20 ideopatik (sebebi bilinemeyen)
  • %80 fonksiyonel (normal işlevi sonucu)
  • Organik
  • Enfexiyon
  • Taş
  • Tümör
  • Kanama diatezi
  • Seminal kese hastalıkları
  • Utrikül kisti
  • Kronik prostatitler; En sık sebeplerinden biridir.

Tanısı;

Alt idrar yolu denen aşağıdaki şekilde belirtilen alan titizlikle incelenerek tanı konmaya çalışılır.

  • Hastanın öyküsü
  • Trans rektal ultrasonografi: Makattan girerek yapılan  ultrasonografidir. Prostatı en net inceleme imkanı verir
  • Sistoskopi: İdrar yolunan içine girerek doğrudan alet ile  muayenesi esastır. Gerekirse diğer muayeneler de yapılır

Tedavisi;

Hemospermi hastalığı tedavisi hastaların yüzde 15’inde gerekmemektedir. Diğerlerinde ise tedavi yapılmaksızın izlem ve takip gerekiyor. Bu süre zarfı içinde temek tetkikler yapılmakta, kanser araştırılmakta ve cinsel yolla bulaşan bir hastalık var mıdır diye detaylı araştırmalar yapılmaktadır. İdrarda kan, idrar yaparken ağrı gibi şikayetler de husule gelirse hastaların yeniden uzman bir hekime başvurması önerilmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

HBA1C testi nedir, ne işe yarar, nasıl yapılır?

Diyabeti (şeker hastalığı) kontrol altına almak ve diyabet tanısı koymak için yapılan HBA1C testi, hemoglobin adı verilen kan hücrelerinin kandaki şeker oranından nasıl etkilendiği uygulanan bir yöntemdir. Bir anın değil bir sürecin resmini verir. Diyabet tanısı koymada büyük öneme sahiptir.

Hareketsiz yaşayan, hipertansiyon ve aşırı kilo sorunu olan kişilerin diyabet riskine karşı her yıl en az bir kez Hga1c testi yaptırması önerilmektedir.

Nasıl yapılır?

Kişinin kanındaki şeker seviyesinin üç aylık ortalamasını veren bir testtir. Damardan bir tüp kan alınarak test yapılır ve sonuç paylaşılır. HBA1C testi için aç olmak ya da tok olmak gerekmez. Üç aylık kan şekeri ortalamasının 7,5 altında olması beklenir. Fakat HBA1C değeri aynı olan hastalar arasında günlük sürekli ölçüm sonuçları analiz edildiğinde bazı hastaların günlük şeker trendlerinin çok dalgalı olabildiği görülmüştür. Her ne kadar HBA1C değeri beklenen değer olsa da bu dalgalanmaların da önüne geçilmesi gereklidir.

Kırmızı kan hücreleri yani alyuvarların içinde oksijen taşıyan hemoglobinler bulunur. Ayrıca glikoz da aynı hücrede yer alır. Alyuvarın 3 aylık ömrü boyunca glikozlar oksijen taşıyan hemoglobinlere yapışarak onların değişimine ve HBA1C adlı yeni hallerine dönüşmelerine neden olurlar. Eğer kandaki şeker seviyesini ölçen ve üç aylık ortalamayı veren bu testin sonucunda glikozillenme oranı fazla ise kişinin diyabetinin kontrolünün yeterli olmadığı anlaşılır.

Neden yapılır?

Hekim, diyabet tanısı için HBA1C testi isteyebilir. Ancak genellikle zaten diyabet tanısı konulmuş olan kişilerde diyabetin kontrol altına alınıp alınamadığını izlemek üzere A1c testi yapılır. Bu test, bir başka deyişle diyabet tedavisinin başarısını ölçer. Fakat genel bir ortalama verdiği için diyabetli kişinin gün içerisindeki tüm glikoz seyir profiline hakim olabilmek elbette diyabet tedavisinde çok çok önemlidir.

HBA1C testi için aç olmak gerekir mi?

Hekim, HBA1C testi istediğinde Hemoglobin A1c nasıl yapılıyor ya da HBA1C testi için açlık gerekir mi sorusu akla geliyor. HBA1C testi için aç ya da tok olmanız fark etmez. Kan alınır ve bir laboratuvar ortamında kandaki glikozillenmiş hemoglobin seviyesi değerine bakılır.

Kimler yaptırmalı?

  • Diyabet riski ve belirtileri taşıyan kişile
  • Fazla kilolu olan kişiler
  • Yüksek tansiyon ve kalp sorunu olanlar
  • Diyabet hastası olan kişiler hastalığın seyrini saptamak için yaptırmalıdır

HBA1C testi nasıl çalışır?

Teste konu olan HBA1C ne demek sorusunun yanıtı, glikozillenmiş hemoglobinlerdir. Kana kırmızı rengini veren hücreler olan hemoglobinler, kan şekeri yüksek olan bireylerde glukoz ile birleşerek glikozillenmiş hemoglobinlere dönüşür. Bu birleşmenin nedeni vücudun kanda bulunan şekeri doğru şekilde kullanamaması ve dokulara taşıyamamasıdır. Protein yapılı hemoglobinlerle birleşen glukoz miktarı, kan şekerinin o andaki seviyesi ile doğru orantılıdır.

Vücutta üretilen hemoglobinler ortalama 2 ile 3 ay aralığında yaşam süresine sahiptirler. Bu nedenle kandaki HBA1C düzeyinin ölçülmesi ile 2-3 aylık sürece ilişkin kan şekeri düzeylerinin ortalama değeri elde edilebilir. Belirli bir sürece ilişkin ortalama kan şekeri düzeyini yansıtması nedeniyle HBA1C, diğer kan şekeri taramalarına oranla çok daha yüksek bir doğruluk oranına sahiptir.

Genellikle tip 1 ve tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri kontrolünün ne derecede sağlanabildiğinin araştırılmasına yönelik olarak başlangıçta 3 ayda bir, kan şekeri regülasyonu oturtulduktan sonra ise 6 ayda bir veya yılda bir tekrarlanır. Diyabet hastası olmayan sağlıklı bireylerde kanda bulunan hemoglobinlerin yaklaşık olarak %5’i glikozillenmiş halde bulunur. HBA1C testi sonucunda bu değerin hafif yüksek bulunması prediyabeti, daha da yükselmesi ile diyabet hastalığını işaret eder.

HBA1C normal değeri;

  • Normal: %5,7’nin altında
  • Prediyabet: % 5.7 ile 6.4 arası
  • Diyabet: %6.5 veya daha yüksek

HBA1C neden yükselir?

  • İnsülin üretilememesi veya kullanılamaması
  • Hipertansiyon
  • Aşırı kilolu olmak veya obezite
  • Hareketsiz bir yaşam tarzı

Bu faktörler aynı zamanda diyabet geliştirme riskinin de başlıca nedenleridir.

HBA1C yüksekliği ne tür sorunlara yol açar?

  • Kalp-damar hastalıkları
  • Kalp krizi
  • İnme veya felç
  • Böbrek hasarı
  • Sinir hasarı
  • Körlük, katarakt gibi göz rahatsızlıkları
  • Kol veya ayak kaybetme olasılığı (ampütasyon)
  • Enfeksiyon riskinde artış
  • Tüm hastalıklarda iyileşme süresinin uzaması

HBA1C nasıl düşürülür?

  • Kan şekerini yükselten karbonhidratlı ve şekerli gıdaları tüketmemek
  • Sigarayı ve alkolü tamamen bırakmak
  • Sağlıklı ve dengeli beslenmek (sebze ağırlıklı, lifli gıdalar yemek)
  • Bol su içmek
  • Fazla kiloları vermek için diyet yapmak
  • Yürüyüş, yüzme vb. aktiviteler yapmak
  • Stresle başa çıkma yöntemlerini (nefes teknikleri vb.) öğrenmek
  • Antibiyotik, ağrı kesici gibi böbrekleri yoran ilaçları zorunlu olmadıkça kullanmamak
  • HBA1C yüksek çıktığında doktorunuz yukarıdaki öneriler dışında gerek duyarsa sitagliptin (januiva) ve repaglinid (prandin) gibi ilaçlar reçete edilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hemofili nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Nadir görülen bir kanama bozukluğu olan Hemofili, kanını normal olarak pıhtılaşmama durumudur. Hemofili genetik bir hastalıktır. Taşıyıcı genler annede bulunur ancak bu hastalıkla genel olarak erkekler karşılaşır. Ancak genetik mutasyon sonucu nadirde olsa kadınlarda da görülebilir.

İleri yaşlarda pıhtılaşma faktörlerine karşı antikor oluşan kişilerde sekonder hemofili gelişebilir. Hemofili faktör eksikliğinin düzeyine göre hafif, orta ve ağır olarak sınıflandırılır. Belirtilerin ortaya çıkma yaşı ve şiddeti faktör eksikliğinin şiddetine bağlıdır.

Çeşitleri;

  • Hemofili A; Klasik hemofili olarak da adlandırılır. Kanın pıhtılaşmasında gereken ara basamaklardan faktör 8 (hemofili A) adı verilen proteini üreten genlerde bir bozukluk vardır. Bu faktör kanda çok azdır ya da yoktur
  • Hemofili B; Pıhtılaşma esnasında gerekli bir başka protein olan Faktör 9’u üreten genlerde yapısal bozukluk vardır. Aynı şekilde bu faktör kanda çok azdır ya da yoktur

Nedenleri;

İnsan vücudunda bir kanama meydana geldiğinde, vücut kanamayı durdurmak için yaranın bulunduğu bölgede pıhtı oluşturur. Bu pıhtının oluşması için yaranın etrafında kan hücreleri bir araya gelir. Bu kan hücrelerinin bir araya gelmesini sağlayan bazı faktörler vardır. Hemofili, bu faktörlerin birinde herhangi bir eksiklik veya değişiklik olması durumunda ortaya çıkar. Bu değişikliğin veya eksikliğin sebebi genetik mutasyondur. Mutasyondan dolayı pıhtılaşmayı sağlayan protein düzgün çalışmaz. Bu proteinler X kromozomunda bulunur ve X kromozomu kadınlarda ve erkeklerde ortaktır. Bu nedenle hemofili hem kadınlarda hem de erkeklerde görülür. Birkaç hemofili türü vardır ve çoğu kalıtsal durumlardan dolayı ortaya çıkar.

Ancak yapılan araştırmalar, ortaya çıkan hemofilinin %30’luk bir kısmının genetik olmadan da ortaya çıkabildiğini göstermiştir. Bu %30’luk oran içinde olan hastalarda hemofili ile ilişkili genlerde beklenmedik değişiklikler meydana gelir ve hastalık ortaya çıkar. Bu şekilde sonradan ortaya çıkan hemofilinin nedeni, bağışıklık sisteminin kandaki pıhtılaşma faktörlerine saldırmasıdır ve nadir bir durumdur. Hamileliği sonunda olanlar veya henüz doğum yapmış olanlar, otoimmün durumlar, bazı kanserler ve MS hastalığı hemofiliye neden olabilmektedir.

Belirtileri;

Hemofilinin belirtileri ve semptomları, pıhtılaşma faktörlerinin seviyesine bağlı olarak değişiklik gösterir. Pıhtılaşma faktörü seviyesi yavaşça azalıyorsa, sadece ameliyatlar veya şiddetli travmalar sonrasında ciddi kanamalar ortaya çıkar. Ancak pıhtılaşma faktörleri ciddi olarak düşük seviyelerde ise hastalarda kendiliğinden kanama görülme olasılığı da yüksektir. Hastalarda:

  • Kesiklerden, yaralanmalardan, ameliyatlardan veya diş tedavilerinden sonra açıklanamayan aşırı kanamalar
  • Kanamaların durdurulmasından bir süre sonra tekrarlayan kanamalar
  • Küçük darbelerden sonra oluşan büyük veya derin çürükler
  • Aşılardan veya enjeksiyonlardan sonra olağan dışı kanamalar
  • Hastaların eklemlerinde ağrı, şişme veya gerginlik
  • İdrarda veya dışkıda kan görülmesi
  • Ortada herhangi bir darbe veya neden olmadan oluşan burun kanamaları
  • Bebeklerde açıklanamayan sinirlilik en yaygın semptomlar arasındadır

İdrarda veya dışkıda kan görülmesi çoğunlukla bir iç kanamanın işaretçisidir. Kafayı hafif şiddette çarpma beyin kanamalarına neden olabilir. Bu nedenle hemofilisi olan hastaların bu durumları ciddiye alması gerekir. Hemofilinin ciddiye alınmayan belirtilerinin tedavi edilmemesi halinde hayati risk oluşturması söz konusudur.

Tanısı;

Olağan olmayan şekilde kanama yaşayan ya da sık tekrarlayan kanama öyküsü olan bir hastaya pıhtılaşma testleri yapılır. Pıhtılaşma testleri birinci ve ikinci basamak testler olarak sınıflandırılır. En basit ve her yerde yapılabilen testler tam kan sayımı, PT, PTT ve faktör düzeyleridir. Bunlarla büyük ölçüde ilk tanı konulabilir.

Tedavisi;

Hemofili hastaları:

  • Normal pıhtılaşma faktörlerinin % 5-30 una sahip hastalar hafif hemofili
  • Normal pıhtılaşma faktörlerinin % 1-5 ine sahip hastalar orta hemofili
  • Normal pıhtılaşma faktörlerinin %1 inden azına sahip hastalar ağır hemofili şeklinde gruplandırılır. Hemofili hastalığının tedavisi hastalığın şiddetine göre yapılır

Hemofili tedavisinde eksik olan faktörün yerine yenisi konularak tedavi yapılır. Bunun için faktör konsantreleri kullanılır. Faktör konsantreleri, insan kanından yüksek teknoloji kullanılarak elde edilir. Bulaşıcı hastalıklar yönünden testlerden geçirilirler. Tedavi ağır ve orta hastalarda koruyucu olarak belli aralıklarla yapılır. Ayrıca kanama anında tedavi edici dozlarda kullanılır. Hemofili hastasının diş çekimi veya cerrahi operasyona hazırlık döneminde koruyucu tedavi uygulanır. Uzun süre koruyucu faktör alan hastalarda bir zaman sonra inhibitör gelişebildiği gözlenmiştir. Bazı hastalara evde tedavi yöntemi öğretilerek ilacı kendilerinin kullanımı sağlanır. Hemofilide hatalı genin düzeltilmesine yönelik genetik araştırmalar son hızda devam etmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hematüri nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Her yaşta kadın erkek insanın karşılaşabileceği Hematüri, idrarda kan hücreleri (eritrosit, alyuvar) bulunması durumudur. Enfeksiyonlar, böbrek hastalığı, kanser ve nadir kan hastalıkları hematüriye neden olabilir. Bu nedenle mümkün olan en kısa sürede doktorunuzla konuşmalısınız.

Kanlı idrarın rengi içerdiği kan miktarına göre açık pembeden koyu kırmızı ya kadar değişir. Kanlı idrar bulanıktır; cam bir kap içinde bir süre hekletilirse üstte görece duru, altta ise kanlı çökelti nedeniyle daha koyu renkli ve hulanık iki bölüme ayrılır. İdrarda kan belirtisi boşaltım sisteminin herhangi bir yerinden kaynaklanabılır.

Böbrek taşları, idrar yolları veremi, kötü huylu tümörleri ya da enfarktüsü, akut glomerülonefrit, idrar borusu taşları, idrar kesesi tümörleri, veremi, taşları ya da basit bir idrar kesesi iltihabı ya da üretra taşları ve iltihabı buna yol açabilir. İdrarda kan her zaman gözle görülmeyebilir. İdrarın rengini değiştirmeyecek kadar azsa ancak kimyasal deneylerle ya da idrar çökeltisinin mikroskopla incelenmesiyle saptanabilir.

Nedenleri;

  • İdrar yolu enfeksiyonu ile birlikte seyredebilir genellikle karın ağrısı,ateş ve idrarda yanma ile birliktedir. Mikroskopik ya da makroskopik olabilir
  • Halk arasında nefrit olarak bilinen “pyelonefrit” olarak tıpta adlandırdığımız böbreğin dahil olduğu idrar yolu enfeksiyonunda görülebilir. Bir önceki maddedeki bulgu ve şikayetlere ilaveten üşüme-titreme ve kostovebral açı hassasiyeti dediğimiz hekimin tespit edebileceği bulgulara rastlanır
  • “Nefrolitiazis”, “ürolitiazis” olarak tıpta adlandırdığımız böbrekte ya da idrar yollarının diğer seviyelerinde taş veya kalkül tespitinde görülür. İdrar yolu enfeksiyonu semptomları eklenebilir. Sırta ve kasıklara yayılan ağrı tanıda yardımcı olur
  • Böbreğin inflamatuvar hastalıkları olarak tarifleyebileceğimiz “glomerulonefritler” bir diğer hematüri nedenimizdir. Hematüri genellikle makroskopiktir, idrarda köpüklenme, ellerde yüzde ayaklarda şişme belirgin semptom ve bulgularıdır
  • Zorlu egzersiz seansları ya da ciddi yaralanmalar sonrası geçici masum hematüriler görülebilir. Tarif edilen durumların tekrarı olmadığı takdirde hematüri sebat etmez ve ağrısızdır
  • İleri yaş erkek hastalarda operasyon gerektirecek kadar büyümüş prostat varlığında da hematüri görülebilir.
  • Mesane, böbrek, prostat dokusuna ait kanserlerde de yine hematüri eşlik eder

Bunun yanında regl döneminde olduğunu hatırlatmayan kadınlarda, gıda boyası içeren gıdaları fazla tüketenlerde, kas yıkılımı artışı ile seyreden(zorlu fizik egzersiz, bir kısım ilaçlara bağlı, künt vasıflı travmalar sonrası) durumlarda yapılan idrar tetkikinde yalancı hematüri durumu görülebilir.

Teşhisi;

İdrardan kan gelmesi durumunda doktorunuz sağlık geçmişiniz hakkında size sorular soracak ve fizik muayene yapacaktır. Bu, doktorunuzun semptomlarınızı daha iyi anlamasına yardımcı olur. Daha sonra doktorunuz duruma göre sizden başka testler yaptırmanızı da isteyebilir. Bu testler genellikle aşağıdakileri içerir:

  • İdrar tahlili: İdrar örneği üzerinde bir test yapılır
  • İdrar kültürü: Bir enfeksiyonu kontrol eden idrar testidir
  • İdrar sitolojisi: Anormal görünen hücrelerin olup olmadığını kontrol eden bir idrar testidir
  • Sistoskopi: Mesanenin ve üretranın içine bakmak için sitokop adı verilen test cihazıyla yapılan teşhis yöntemidir
  • Bilgisayarlı tomografi: Bilgisayarlı tomografi, karın ve pelvisin kesit görüntülerini oluşturmak için X ışınları ve bilgisayar kullanan bir testtir

Tedavisi;

Hematüri hastalığınızın nedeni ne tür tedavi alacağınızı belirleyecektir. İdrar yolu enfeksiyonu gibi bir enfeksiyon sorumluysa, doktorunuz enfeksiyona neden olan bakterileri öldürmek için antibiyotik reçete edecektir.

Büyük böbrek taşlarının neden olduğu hematüri tedavi edilmezse ağrılı olabilir. Reçeteli ilaçlar ve tedaviler taşları dökmenize yardımcı olabilir.

Doktorunuz taşları kırmak için ekstrakorporeal şok dalgası litotripsi adı verilen bir prosedür kullanmanızı önerebilir. Bu prosedür, böbrek taşlarını idrarınızdan geçebilecek şekilde küçük parçalara ayırmak için ses dalgalarının kullanılmasını içerir. Prosedür genellikle yaklaşık bir saat sürer ve hafif anestezi altında yapılabilir.

Prostat büyümesi hematüriye neden oluyorsa, doktorunuz alfa blokerleri veya 5-alfa redüktaz inhibitörleri gibi ilaçları reçete edebilir. Bazı durumlarda cerrahi de bir seçenek olabilir. Bunların haricinde, nedene bağlı olarak olası birçok tedavi görmeniz de mümkündür.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hemanjiom nedir? Nedenleri, Tedavisi

Halk arasında gül lekeleri olarak bilinen hemanjiomlar çocuklarda sık görülen iyi huylu tümörlerdir. Hemanjiomun kelime anlamı ‘iyi huylu damar tümörü’dür. Bu tümörler 1 mm’den bir bacağı veya yüzün tüm bölgesini saracak kadar büyüyebilmektedir.. Genellikle kol, bacak ve yüz bölgelerinde dudak kenarında, göz ve dilde görülürler.

Süngerimsi yapıda damar yumağı şeklindedir. Damardan çok zengindir ve çok kanlanır. Basit Tip ve Yaygın Tip olmak üzere iki çeşidi vardır.

  • Basit Tip; Hemanjiomların farklı şekilleri vardır. Sadece deride kırmızı renk değişikliği şeklinde olanlar en sık rastlananlarıdır. Bebeklerin alnında “melek öpücüğü”, ense kökünde “leylek ısırığı” adlarını alan bu doğumsal lekeler zamanla solarlar. Tedavileri gerekmez.
  • Yaygın Tip; Hemanjiomlar bazen tüm vücuda yayılmış birkaç milimetreden santimetre büyüklüğüne kadar değişen çok sayıda lekeler halinde bulunurlar. Bu tip hemanjiomlar tıpta çok sayıda hemanjiom anlamına gelen “hemanjiomatozus” adı ile bilinir. Bu durumda başta karaciğer olmak üzere iç organlarda görülme riskleri artmıştır. Bu hastalarda iç organlar hemanjiomların varlığı yönünden araştırılmalıdır.

Bulguları;

Bu hemanjiomların çoğu kozmetik problemlere neden olur. Göz çevresindekiler görmeyi, ağız çevresi ve içindekiler beslenme ve solunumu etkileyebilir. Bu hemanjiomlar psikolojik sorunlara da neden olabilir.

Çocuklarda görülen hemanjiomların %80 kadarı tek lezyondan ibarettir. Tanımlanan olguların %20’sinde birden fazla hemanjiom vardır. Beşten fazla sayıda, kubbe gibi kabarık hemanjiomu olan çocuklarda parankimal organlarda hemanjiomlardan şüphe edilmelidir. Bazı bebeklerde sayısız küçük cilt hemanjiomları gözlenir.

Lezyonlar yüzlerce olabilir. Bu lezyonlar yalnız ciltte ise benign neonatal hemanjiomatozis olarak isimlendirilir. Visseral tutulum varsa dissemine veya multiple neonatal hemanjiomatozis olarak tanımlanır.

Organ tutulumu, bu bebeklerin %64’ünde karaciğerde, %52’sinde santral sinir sisteminde, %50’sinde gastrointestinal sistemde, %50’sinde akciğerde, %30’unda gözde, %40’ında ağız ve dildedir. Daha nadiren tiroid, dalak, kaslar, pankreas, timus, böbrek, mezenter ve kalpte tutulum tanımlanmaktadır. Sonuç olarak hemanjiomların en sık yerleştiği iç organ karaciğerdir.

Tanısı;

Hemanjiomlar gösterdikleri gelişim evresine bağlı olmak üzere nevüsler veya diğer tümörlerle karışabilir. Erken lezyonlar pigmentasyon değişiklikleri ve vasküler malformasyonlarla karışabilir. Hemanjiomlar ve vasküler malformasyonların farkı klinik davranış ve hücre kinetiğine dayalıdır. Hemanjiomlar endotel hiperplazisi gösteren tümörlerdir. Vasküler malformasyonlar ise kan ve lenf damarlarının gelişimsel hatası ile ortaya çıkan yapısal anomalilerdir. Malformasyonlar doğumdan itibaren vardır.

Vasküler malformasyonlar kız ve erkeklerde eşit görülür. Vasküler malformasyonlarda sadece arteriyel, venöz, lenfatik veya kapiller kanallar görülebileceği gibi karma lezyonlar olması mümkündür. Vasküler malformasyonlar hemanjiomlarda görülen büyüme fazlarını göstermez. Çocuğun büyümesi ile orantılı genişleme söz konusudur. Büyümekte olan hemanjiomlar lenfanjiomlarla, piyojenik granülom, dermoid kist, infantil myofibromatosis, nöroblastoma, lipom ve pleksiform nörofibroma ile karışabilir.

Tedavisi;

Hemanjiomların çoğu iyi seyirli ve kendiliğinden gerileyen lezyonlardır. Bu nedenle girişimde bulunmadan hastayı izlemek en sık tavsiye edilen yoldur. Ağızdan kullanılan tablet ve şuruplar, lezyona damlatılan damlalar hastayı rahatsız edici bir girişim olmadığından son dönemlerde sıkça kullanılmaktadır. Anne-babaya iyi bilgi verip rahatlatmak önemlidir. Büyüyen çocuk görüntüden rahatsız olduğunda ailenin sıkıntısı artmaktadır. Okul öncesi dönemde gerileme olmamış hemanjiomlarda girişim düşünülmelidir.

Bazı durumlarda erken girişim gerekir. Buna örnek olarak hızlı büyüyen ve bulunduğu bölgeyi deforme eden hemanjiomlar, göz, genital, anal hemanjiomlar, ağız içi ve derinde yerleşenler, ülserasyon ve Kasabach-Merritt sendromu gelişenler, kanama problemi olanlar ve kalp yetmezliğine neden olanlar sayılabilir. Tedavi seçenekleri cerrahi girişim, skleroterapi, kompresyon sargıları, embolizasyon, lazer ablasyonu, iyonizan radyasyon, kortikosteroidler, alfa interferon ve oral beta-blokerler gibi çok farklı seçeneklerden oluşur.

Elastik bandaj ve kompresyon çocuğa vereceği rahatsızlığa ek olarak hemanjiomun ülserasyonuna yol açabilir. Seçilmiş olgularda embolizasyon tekniği yararlıdır. Deneyimli ekiplerde uygulanması önerilir. Lazer uygulaması bazı hastalarda önerilmektedir. Lazer daha çok yüzeysel lezyonlarda yararlıdır. Fazla etkin olmayan kriyoterapi ve önemli yan etkilere yol açan radyoterapi tercih edilmeyen yöntemlerdir. Kortikosteroidler bazı durumlarda uygulanabilir. İnterferon yaşamı tehdit eden durumlarda verilmektedir.

Son dönemlerde oral beta-blokerler ve skleroterapi ön plana çıkmıştır. Ağız yolu ile alınan beta-bloker içeren şurubun veya tabletin erken yaşlarda uygulanması yararlıdır.

Beta bloker tedavisi (Propronalol- dideral tablet veya hemangiol şurup): Son yıllarda hemanjiom tedavisinde propranolol adlı tansiyon ilacı kullanılmakta ve oldukça iyi yanıtlar alınmaktadır. Ayrıca yan etkileri diğer tedavi yöntemlerine göre çok daha az olduğundan ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Propranolol verilen hastalarda yan etki olarak bronkokonstrüksiyon, bradikardi, hipotansiyon ve hipoglisemi görülebilir. Bu nedenle tedavi öncesi ekokardiyografiyi de içeren tam bir kardiolojik inceleme yapılmalı, hasta hastenede 24-48 saat gözlenmeli, bu sırada vital bulgular (tansiyon, nabız, solunum) ve 8 saat ara ile kan şekeri takibi yapılmalıdır. Bu ilacın en etkin olduğu dönem 0-1 yaş arasıdır. Yani ilaç bu dönemde erken başlanırsa fayda oranı yüksektir.

Sklerozan madde enjeksiyonu (skleroterapi): Skleroterapi birçok vakada etkin rol oynamaktadır. Skleroterapi, ince bir iğne yardımı ile lezyonun içine özel bir ilaç vererek uygulanır. Bu madde dokuda inflamasyon yaparak fibrozis ve damar yataklarının tıkanmasını sağlayan trombojenik ajandır. Yemek borusu varisleşmesinde, hemoroidde, varis hastalığında kullanılmakta olan bu yöntem uzun süredir, özellikle kavernöz (cildin yüzeyinden derinine doğru tutan ) hemanjiomların tedavisinde , özellikle propranololün etkili olmadığı iki yaş üzerindeki hastalarda, tek başına veya radyasyon, lazer gibi yöntemlerle kombine olarak kullanılmaktadır. Enjeksiyonlar 3-4 hafta aralıklarla tekrarlanabilir. Uzman kişilerce yapıldığında sonuçlar yüz güldürücüdür. Aşağıda resmi bulunan hasta skleroterapi ile tedavi edilmiş bir hemanjiom hastasıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın