Bu Besinleri Tüketerek Diyabetin Önüne Geçebilirsiniz

Diyabet söz konusu olduğunda, çoğu kişinin aklına insülin, periyodik testler ve ilaçlar gelir. Ancak diyabetin önlenmesinde sağlıklı beslenmenin rolü de göz ardı edilemez.

Haber Merkezi / Sağlıklı besinler, özellikle düşük glisemik indekse sahip olanlar, kan şekeri seviyelerini optimum aralıkta tutabilir. Ayrıca, bu besinlerde bulunan bazı doğal bileşikler insülin fonksiyonunu artırmaya ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir.

İşte diyabet yönetiminde etkili olabilecek bazı besinler:

Tam tahıllar: Yulaf, kinoa, esmer pirinç gibi kompleks karbonhidratlar, düşük glisemik indeksleriyle kan şekerini yavaş yükseltir.

Yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, pazı, kale gibi sebzeler düşük kalorili, yüksek lifli ve antioksidan açısından zengindir.

Meyveler (Düşük Glisemik İndeksli): Elma, armut, çilek, yaban mersini gibi meyveler lif ve antioksidan içerir, ancak porsiyon kontrolü önemlidir.

Kurubaklagiller: Mercimek, nohut, fasulye gibi besinler yüksek lif ve protein içeriğiyle kan şekerini dengelemeye yardımcı olur.

Yağlı balıklar: Somon, sardalya, uskumru gibi omega-3 açısından zengin balıklar, insülin direncini azaltabilir.

Kuruyemişler ve tohumlar: Badem, ceviz, chia tohumu, keten tohumu gibi besinler sağlıklı yağlar ve lif sağlar.

Baharatlar: Tarçın, Zencefil ve Zerdaçal’in iltihap giderici ve kan şekerini düzenleyici özellikleri vardır.

Az yağlı ve fermente süt ürünleri: Yoğurt, kefir ve az yağlı ayran, protein ve kalsiyumun yanı sıra probiyotik de içeren süt ürünleri arasındadır. Bu yararlı bakteriler bağırsak sağlığını iyileştirmeye ve kan şekerini daha iyi kontrol etmeye yardımcı olur.

Yeşil çay: Şekerli içeceklere sağlıklı bir alternatif arıyorsanız, yeşil çay harika bir seçenektir. Yeşil çaydaki antioksidanlar, özellikle EGCG, hücrelerin insüline duyarlılığını artırabilir ve kan şekerinin yükselmesini önleyebilir.

Su: Basit görünebilir, ancak susuzluk yüksek kan şekerine yol açabilir. Gün boyunca yeterli su içmek vücudun insülinle daha iyi çalışmasına ve atık ürünleri ortadan kaldırmasına yardımcı olur.

Diyabet önleyici beslenme için bazı ipuçları:

İşlenmiş gıdalardan ve ilave şekerlerden uzak durun.
Öğünlerinizi daha az ve düzenli hale getirin.
Zeytinyağı ve susam gibi sağlıklı yağlar kullanın.
Egzersizi ve fiziksel aktiviteyi sağlıklı bir beslenmeyle birleştirin.

Paylaşın

Çocuklarda Korkuya Neden Olan Ebeveyn Hataları

Ebeveynler çocukları için en iyisini ister. Birçok ebeveyn, çocuklarının korkularıyla karşı karşıya kaldıklarında, içgüdüsel olarak onları kaygı uyandıran durumlardan uzak tutmaya çalışır.

Haber Merkezi / Ancak uzmanlar, bu “ebeveyn korumasının” çocuğu yalnızca geçici olarak sakinleştirdiği ve aslında çocuğun korkuyu yenmesine yardımcı olmaktan çok korkuyu pekiştirdiği konusunda uyarıyor.

Aşırı koruyuculuk: Ebeveynlerin çocuğu her türlü riskten koruma çabası, çocuğun kendi başına problem çözme yeteneğini kısıtlayabilir. Bu, bilinmezlikten korku geliştirmesine neden olabilir.

Tehdit ve korkutma: Disiplin sağlamak için “Öcü gelir” veya “Seni bırakırım” gibi ifadeler kullanmak, çocukta güvensizlik ve korku yaratabilir.

Duyguları hafife alma: Çocuğun korkularını ciddiye almamak veya alay etmek (“Bunda korkacak ne var?”) çocuğun duygularını bastırmasına ve korkularının büyümesine yol açabilir.

Olumsuz model olma: Ebeveynlerin kendi korkularını çocuk önünde abartılı şekilde göstermesi (örneğin, böcekten aşırı korkmak), çocuğun benzer korkular geliştirmesine neden olabilir.

Sert disiplin yöntemleri: Bağırarak, cezalandırarak veya fiziksel disiplin uygulayarak çocuğu kontrol etmeye çalışmak, çocukta güven kaybına ve korkuya sebep olabilir.

Belirsiz sınırlar: Tutarsız kurallar veya beklentiler, çocuğun ne yapacağını bilememesine ve kaygı geliştirmesine yol açabilir.

Aşırı eleştirel yaklaşım: Çocuğun hatalarını sürekli eleştirmek veya mükemmeliyetçilik beklemek, başarısızlık korkusunu tetikleyebilir.

Paylaşın

Yeterince Su Tüketmediğinizi Gösteren Yedi İşaret

Su, insan vücudunun temel bir parçasıdır ve insan kütlesinin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturur. Su, vücut sıcaklığını düzenlemekten sindirime yardımcı olmaya ve toksinleri atmaya kadar çeşitli biyolojik süreçlerde kritik bir rol oynar.

Haber Merkezi / Ancak birçok insan günlük olarak yeterli su tüketmez ve bu da çeşitli sağlık sorunlarına yol açar. İşte yeterli su tüketmediğinizi gösteren yedi işaret:

Sürekli yorgunluk ve enerji eksikliği: Görünürde hiçbir sebep yokken kendinizi bitkin hissediyorsanız, bu susuz kalmış olduğunuzun bir işareti olabilir. Susuzluk, kan hacminde azalmaya neden olarak kalbinizin hücrelerinize oksijen ve besin pompalamasını zorlaştırır. Sonuç olarak, vücudunuz yorgun ve enerjisiz hissedebilir.

Kuru cilt ve elastikiyet eksikliği: Cildiniz kuru, çatlamış veya parlaklığını kaybetmiş görünüyorsa, bu susuzluğun bir işareti olabilir. Su eksikliği cilt elastikiyetini azaltır ve kırışıklıklara ve tahrişe daha yatkın hale getirir.

Baş ağrısı ve baş dönmesi: Su, normal beyin fonksiyonunun sürdürülmesinde önemli bir rol oynar. Yetersiz sıvı alımı baş ağrısına ve baş dönmesine yol açabilir. Beyin, susuzluğa karşı aşırı hassastır ve bu da konsantrasyon ve bilişsel fonksiyonda azalmaya yol açabilir.

Koyu renkli idrar ve idrara çıkmada azalma: Yeterli su tüketmediğinizi anlamanın en kolay yollarından biri idrarınızın rengini izlemektir. Açık sarı veya berrak idrar iyi hidrasyonun bir işaretidir, koyu renkli idrar ise susuzluğun bir göstergesi olabilir. Ayrıca, normalden daha az sıklıkta idrara çıkmak da susuzluğun bir işareti olabilir.

Ağız kuruluğu ve kötü nefes: Tükürük, ağız hijyeninin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Yetersiz sıvı alımı ağız kuruluğuna yol açabilir, bu da kötü nefese ve diş eti enfeksiyonları ve çürük riskinin artmasına neden olabilir.

Kabızlık ve sindirim sorunları: Su, sindirim sisteminin düzgün çalışması için önemli bir bileşendir. Yeterli su tüketmemek kabızlığa yol açabilir, çünkü su yiyeceklerin bağırsaklarda hareket etmesine yardımcı olur ve atıkların vücuttan atılma sürecini kolaylaştırır.

Açlık ve aşırı kilo hissi: Bazen vücudunuz susuzluğu açlıkla karıştırabilir. Eğer sık ​​sık açlık hissediyorsanız, hatta yedikten sonra bile, bu susuz kaldığınızın bir işareti olabilir. Yeterli su tüketmek iştahınızı kontrol etmenize ve gereksiz kilo alımını önlemenize yardımcı olabilir.

Paylaşın

Kseroftalmi Nedir? Nedenleri, Belirtileri Ve Tedavisi

Kseroftalmi, A vitamini eksikliğinin kuru gözlere neden olduğu bir durumdur. Kseroftalmi, tedavi edilmez ise daha da kötüleşebilir ve gece körlüğüne veya gözlerde lekelere neden olabilir.

Haber Merkezi / Kseroftalmi ayrıca, gözün korneasına zarar verebilir ve kalıcı körlüğe yol açabilir.

Kseroftalminin nedenleri nelerdir?

A vitamini veya retinol, temel bir besindir ve işlevi göz sağlığını ve görüşünü korumasına yardımcı olmaktır. A vitamini ayrıca, akciğerler ve kalp gibi hayati organları korur ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Vücut kendi başına A vitamini üretmez. A vitamini için havuç ve et gibi A vitamini açısından zengin yiyecekler tüketilmeli veya takviyeler alınmalıdır.

Kseroftalminin belirtileri nelerdir?

Gözün dış tabakasının veya konjonktivanın kuruması ve kırışması,
Gece körlüğü,
Korneadaki ülserler veya yara izleri
Konjonktivada bitot lekeleri veya beyaz lekeler
Kornea yumuşaması

Kseroftalmi nasıl tedavi edilir?

Kseroftalminin ana tedavisi A vitamini takviyesidir. A vitamini oral yoldan veya enjeksiyonla verilebilir. Doktor ayrıca, göz enfeksiyonlarını önlemek için antibiyotikler gibi başka ilaçlar da yazabilir.

Kseroftalmi nasıl önlenebilir?

Kseroftalmi, A vitamini takviyeleri tüketerek önlenebilir. Yeterli miktarda A vitamini içeren bazı yiyecekler şunlardır:

Balık ciğeri veya balık yağı
Tavuk
Yumurta
Havuç
İimon
Mango
Süt veya süt ürünleri
Yeşil sebzeler.

Paylaşın

Karaciğer Kanseri Riskini Artıran Beslenme Alışkanlıkları

Küflü yiyecekler, alkol ve kızarmış yağları tekrar kullanımı gibi beslenme alışkanlıkları, karaciğerin detoksifikasyon sürecine gereksiz stres yükleyerek zamanla karaciğer kanseri riskini artırabilir.

Haber Merkezi / İşte karaciğer kanseri riskini artırabilecek beslenme alışkanlıkları:

Aşırı alkol tüketimi: Kronik ve fazla alkol tüketimi, karaciğerde yağlanma, siroz ve nihayetinde kanser riskini artırır.

Yüksek şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi: Şekerli içecekler, tatlılar ve işlenmiş karbonhidratlar (beyaz ekmek, makarna) karaciğerde yağ birikimine (NAFLD) yol açabilir, bu da kanser riskini artırır.

İşlenmiş ve kızartılmış gıdalar: Trans yağlar, fast food ve kızartmalar karaciğerde iltihaplanmaya neden olabilir ve uzun vadede kanser riskini yükseltebilir.

Küflü gıdalar ve aflatoksin: Küflü kuruyemişler, tahıllar veya baharatlarda bulunan aflatoksin adlı toksin, karaciğer kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Özellikle uygun olmayan koşullarda saklanan gıdalarda bulunur.

Yetersiz sebze ve meyve tüketimi: Antioksidan ve lif açısından zengin sebze-meyve tüketiminin az olması, karaciğer sağlığını koruyucu etkilerden yoksun bırakır.

Aşırı kırmızı ve işlenmiş et tüketimi: Sucuk, sosis gibi işlenmiş etler ve fazla kırmızı et tüketimi, karaciğerdeki yükü artırabilir ve kanser riskiyle ilişkilendirilmiştir.

Karaciğer kanseri riskini azaltmak için Akdeniz tipi diyet (bol sebze, meyve, tam tahıl, zeytinyağı, balık), alkolü sınırlamak, aflatoksine maruz kalmamak için gıdaları uygun koşullarda saklamak ve düzenli sağlık kontrolleri önemlidir.

Paylaşın

Kilo Verme İlaçlarının İşe Yaramamasının Nedenleri

Kilo verme ilaçlarının işe yaramamasının temel nedenleri, fizyolojik farklılıklar, ilaçların yanlış kullanımı, yaşam tarzı hataları, altta yatan sağlık sorunları ve gerçekçi olmayan beklentilerdir.

Haber Merkezi / İlaçların etkili olabilmesi için, doktor ve diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir plan oluşturulmalı, sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıkları benimsenmelidir. Ayrıca, hormonal veya metabolik sorunların araştırılması ve psikolojik destek alınması, başarı şansını artırabilir.

İşte, kilo verme ilaçlarının etkisiz olmasının başlıca nedenleri:

Fizyolojik farklılıklar

Metabolizma hızı: Her bireyin metabolizma hızı farklıdır ve bu, ilaçların etkisini değiştirebilir. Yavaş bir metabolizma, kilo verme ilaçlarının beklenen etkiyi göstermesini zorlaştırabilir.

Hormonal dengesizlikler: İnsülin direnci, tiroid hormonlarının yetersizliği (hipotiroidizm), kortizol fazlalığı (Cushing Sendromu) veya leptin/ghrelin gibi iştah düzenleyici hormonlardaki bozukluklar, kilo verme sürecini engelleyebilir. Örneğin, insülin direnci olan kişilerde, vücut yağ depolamaya eğilimli olduğundan ilaçlar etkisiz kalabilir.

Genetik faktörler: Genetik yapı, ilaçların vücuda nasıl işlediğini etkileyebilir. Bazı kişiler, genetik olarak belirli ilaçlara daha az yanıt verebilir.

Yanlış ilaç kullanımı

Uygunsuz doz veya süre: Kilo verme ilaçlarının etkili olabilmesi için doktorun önerdiği dozda ve sürede kullanılması gerekir. Erken bırakma veya düzensiz kullanım, etkisizliğe neden olabilir.

Doktor kontrolü olmadan kullanım: Reçetesiz veya uygunsuz şekilde kullanılan kilo verme ilaçları, yanlış dozaj veya uygunsuz bir sağlık durumu için alındığında işe yaramayabilir.

Yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları

Yetersiz diyet ve egzersiz: Kilo verme ilaçları genellikle diyet ve egzersizle birlikte kullanıldığında etkilidir. Eğer kalori alımı kontrol edilmez, öğün atlanır veya hareketsiz bir yaşam tarzı sürdürülürse, ilaçlar tek başına yeterli olmaz. Örneğin, düşük kalorili diyetlerin yanlış uygulanması veya öğün atlama, metabolizmayı yavaşlatarak kilo kaybını durdurabilir.

Gizli kalori alımı: Farkında olmadan tüketilen yüksek kalorili yiyecekler (örneğin, şekerli içecekler, atıştırmalıklar, soslar) veya porsiyon kontrolünün olmaması, ilaçların etkisini gölgeleyebilir.

Yetersiz uyku ve stres: Yetersiz uyku, ghrelin (açlık hormonu) seviyelerini artırırken leptin (tokluk hormonu) seviyelerini düşürebilir, bu da iştahı artırarak kilo vermeyi zorlaştırır. Stres ise kortizol üretimini artırarak yağ depolanmasını teşvik eder.

Altta yatan sağlık sorunları

İnsülin direnci ve diyabet: İnsülin direnci, vücudun glikozu enerjiye dönüştürmesini zorlaştırır ve yağ depolanmasını artırır, bu da kilo verme ilaçlarının etkisini azaltabilir.

Tiroid hastalıkları: Hipotiroidizm, metabolizmayı yavaşlatarak kilo vermeyi zorlaştırır. Tiroid hormonlarının düşük olması, ilaçların etkisini sınırlayabilir.

Polikistik Over Sendromu (PKOS): PKOS, insülin direnci ve hormonal dengesizliklerle ilişkilidir ve kilo vermeyi zorlaştırabilir.

Psikolojik durumlar: Depresyon, anksiyete veya yeme bozuklukları (örneğin, anoreksiya veya bulimiya), ilaçların etkisini dolaylı olarak azaltabilir. Stres veya olumsuz beden algısı, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürmeyi zorlaştırabilir.

İlaçlara bağlı faktörler

İlacın etki mekanizması: Kilo verme ilaçları genellikle iştahı baskılama, yağ emilimini azaltma veya metabolizmayı hızlandırma yoluyla çalışır. Ancak, bu mekanizmalar her bireyde aynı etkinlikte çalışmayabilir. Örneğin, bazı ilaçlar sadece iştahı kısa süreli baskılar, ancak uzun vadede alışkanlık değişmezse etkisi azalır.

Vücudun adaptasyonu: Uzun süreli ilaç kullanımı, vücudun ilaca alışmasına (tolerans gelişmesine) neden olabilir, bu da ilacın etkisini zamanla azaltır.

Yan etkiler: Bazı kişilerde ilaçların yan etkileri (örneğin, mide bulantısı, yorgunluk) ilaca uyumu zorlaştırabilir, bu da düzenli kullanımı engeller.

Psikolojik ve davranışsal engeller

Ya hep ya hiç düşüncesi: Kilo verme sürecinde mükemmeliyetçi bir yaklaşım, küçük kaçamaklarda motivasyon kaybına yol açabilir. Bu, diyet ve ilaç kullanımını sürdürmeyi zorlaştırır.

Motivasyon eksikliği: Kilo verme sürecinde plato evresi (kilo vermenin durması) gibi durumlar, bireylerin ilaçlara olan inancını azaltabilir. Bu, ilaca bağlı kalmayı zorlaştırabilir.

Olumsuz beden algısı: Kendi bedeninden memnun olmama, kilo verme sürecini psikolojik olarak sabote edebilir ve ilaçların etkisini dolaylı olarak azaltabilir.

Plato etkisi

Kilo verme sürecinde vücut, enerji dengesini korumak için metabolizmayı yavaşlatabilir. Bu, “plato etkisi” olarak bilinir ve ilaçların etkisini sınırlayabilir. Vücut, daha az kalori harcayarak kilo kaybını durdurabilir.

Sağlıksız beklentiler

Hızlı sonuç beklentisi: Kilo verme ilaçlarının hızlı ve mucizevi sonuçlar vereceği beklentisi, gerçekçi olmayabilir. Sağlıklı kilo verme, haftada 0.5-1 kg gibi sürdürülebilir bir hızda gerçekleşir. Hızlı kilo verme girişimleri genellikle su ve kas kaybına yol açar, bu da ilaçların uzun vadeli etkisini gölgeler.

Kilo geri alımı: İlaçlar bırakıldığında, eğer yaşam tarzı değişiklikleri yapılmazsa, verilen kilolar hızla geri alınabilir (yo-yo diyeti). Bu, ilacın işe yaramadığı algısına neden olabilir.

Paylaşın

Disfaji Diyeti Nedir? Bilinmesi Gerekenler

Disfaji diyeti, yiyecek ve sıvılarını yutmada zorluk çeken bireyler için bir diyet stratejisidir. Bu diyet, disfajisi olan bireylerin yiyecek ve sıvıları güvenli bir şekilde ve minimum rahatsızlıkla tüketebilmelerini sağlar.

Haber Merkezi / Disfaji diyetinin uygulanması, hastanın yutma güçlüğünün türüne, şiddetine ve altta yatan sağlık durumuna bağlı olarak kişiselleştirilir. Genellikle bir diyetisyen, konuşma – dil terapisti ve doktorun iş birliğiyle planlanır.

Bir konuşma – dil terapisti veya doktor, yutma testleri (örneğin baryum yutma testi, endoskopi) yaparak hangi yiyecek veya sıvıların yutulmasının zor olduğunu belirler. Hastanın yutma güçlüğünün oral, faringeal veya özofageal disfaji olup olmadığına göre diyet planı şekillenir.

Disfaji diyetinde yiyecek ve içecekler, hastanın yutma kapasitesine uygun olacak şekilde modifiye edilir. Uluslararası Disfaji Diyeti Standardizasyon Girişimi (IDDSI) tarafından belirlenen kıvam seviyeleri kullanılır:

Seviye 0 (İnce sıvılar): Su, çay, kahve gibi normal sıvılar (bazı hastalar için riskli olabilir).
Seviye 1-3 (Hafif kalın sıvılar): Kalınlaştırılmış sıvılar, örneğin nektar veya bal kıvamında içecekler.
Seviye 4 (Püre): Pürüzsüz, topaksız yiyecekler (örneğin patates püresi, yoğurt).
Seviye 5-6 (Yumuşak ve kolay çiğnenebilir): Yumuşak, küçük parçalı yiyecekler (örneğin haşlanmış sebzeler, yumuşak et).
Seviye 7 (Normal gıdalar): Normal diyet, ancak küçük lokmalar halinde.

Sert, kuru, lifli veya yapışkan yiyecekler (örneğin çiğ sebzeler, fıstık ezmesi) genellikle kaçınılır, çünkü bunlar yutmayı zorlaştırabilir.

Beslenme teknikleri:

Küçük lokmalar: Yiyecekler küçük parçalar halinde hazırlanmalı ve iyi çiğnenmelidir.
Dik oturma pozisyonu: Yemek yerken 90 derece dik oturmak, aspirasyon riskini azaltır.
Yavaş yeme: Yiyeceklerin acele edilmeden, dikkatlice tüketilmesi önerilir.
Kıvam arttırıcılar: İnce sıvılar (örneğin su) yutma zorluğu yaratıyorsa, kıvam artırıcı ürünler kullanılarak sıvılar daha güvenli hale getirilir.

Özel beslenme yöntemleri: Eğer yutma çok zor veya riskliyse, nazogastrik tüp (burundan mideye tüp) veya PEG (perkütan endoskopik gastrostomi) ile beslenme gerekebilir. Bu yöntemler, yeterli besin ve sıvı alımını sağlar.

Egzersiz ve terapi: Konuşma-dil terapistleri, yutma kaslarını güçlendirmek için dil, dudak ve boğaz egzersizleri önerebilir (örneğin suyla gargara yapma, küçük yutma pratikleri). Sesli kitap okuma gibi aktiviteler, boğaz kaslarını aktive edebilir.

Diyetisyen desteği: Beslenme planı, hastanın kalori, protein ve diğer besin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenir. Örneğin, püre haline getirilmiş gıdalar besin değeri açısından zenginleştirilebilir (tereyağlı sebzeler, protein takviyeli püreler).

Disfaji diyetinin faydaları:

Disfaji diyeti, yutma güçlüğü yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artırmak ve komplikasyonları önlemek için tasarlanmıştır. Başlıca faydaları şunlardır:

Aspirasyon riskini azaltır: Doğru kıvamda gıdalar ve uygun yutma teknikleri, yiyecek veya sıvının akciğerlere kaçmasını (aspirasyon) önler, böylece zatürre gibi ciddi komplikasyon riskini azaltır.

Yeterli beslenmeyi sağlar: Disfaji, yetersiz beslenme ve dehidrasyon riskini artırabilir. Özel diyet, hastanın kalori, protein ve sıvı ihtiyaçlarını karşılayarak kilo kaybını ve besin eksikliklerini önler.

Yutma konforunu artırır: Yiyeceklerin kıvamını ve yapısını düzenlemek, yutma işlemini kolaylaştırır, ağrı ve rahatsızlığı azaltır.

Yaşam kalitesini iyileştirir: Güvenli ve rahat beslenme, hastanın iştahını ve yemek yeme keyfini artırabilir, böylece sosyal ve psikolojik açıdan olumlu etkiler sağlar.

Komplikasyonları önler: Disfaji diyetine uyum, boğulma, öksürme, öğürme gibi belirtileri azaltarak solunum yolu enfeksiyonları ve diğer sağlık sorunlarını önler.

Paylaşın

Yaşlılarda Böbrek Yetmezliğinin Uyarı İşaretleri

Böbrek yetmezliği, son evre böbrek hastalığı olarak da adlandırılır, böbrekler kandan atık ve aşırı sıvıyı filtreleme özelliğinin çoğunu veya tamamını kaybettiğinde ortaya çıkar. Böbrek yetmezliği, her yaştan bireyi etkileyebilir, ancak özellikle yaşlılarda yaygındır.

Haber Merkezi / Yaşlandıkça böbrekler doğal olarak bazı işlevlerini kaybeder, ancak bazı yaşlılarda bu düşüş daha şiddetli hale gelir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Semptomları erken fark etmek yaşam kalitesini iyileştirmeye ve önemli bakım kararlarını almaya yardımcı olabilir.

Yaşlılarda böbrek yetmezliğinin belirtileri ilk başta genellikle belirsizdir ve normal yaşlanma veya diğer sağlık sorunlarıyla karıştırılabilir.

En erken belirtilerden biri sürekli yorgun hissetmektir. Bu, böbreklerin atıkları düzgün bir şekilde filtrelememesi nedeniyle olur, bu da kanda toksin birikmesine ve yorgunluğa neden olabilir. Bu durumdan etkilenenler gün içinde güçsüz, uykulu hissedebilir veya konsantre olmada sorun yaşayabilir.

Bacaklarda, ayak bileklerinde veya göz çevresinde şişlik de yaygın bir belirtidir. Böbrekler sağlıklı çalışmayı bıraktığında, vücuttan fazla sıvıyı atamazlar. Bu sıvı, özellikle yer çekimi nedeniyle vücudun alt kısımlarında birikir. Şişlik veya ödemin genellikle böbrek fonksiyonlarında bir sorun olduğunun ilk belirtilerinden biri olduğu belirtiliyor.

Bir diğer belirtide idrara çıkmada meydana gelen değişikliklerdir. Bazı yaşlılar daha az idrara çıkabilirken, diğerleri daha sık idrara çıkabilir, özellikle geceleri. İdrar köpüklü, koyu görünebilir veya içinde kan olabilir.

İştahsızlık ve mide bulantısı da böbrek fonksiyonlarının azaldığının erken belirtileridir. Böbrekler atık ürünleri düzgün bir şekilde temizleyemediğinde, kanda birikme üremi adı verilen bir duruma yol açabilir. Bu, yiyeceklerin tadının farklı olmasına, kötü nefes kokusuna (genellikle “idrar benzeri” olarak tanımlanır) veya mide rahatsızlığına yol açabilir. Sonuç olarak kilo kaybı meydana gelebilir.

Kaşıntı ve kuru cilt, kanda mineral ve atık ürünlerinin birikmesinden kaynaklanan böbrek yetmezliğinin bir diğer belirtisidir. Bazı yaşlılar, böbrek hastalığında yaygın görülen, yeterli sayıda sağlıklı kırmızı kan hücresinin olmadığı bir durum olan anemi nedeniyle oda sıcaklığı normal olsa bile üşüyebilirler.

Zihinsel karışıklık, şeyleri hatırlamada zorluk ve ruh hali değişiklikleri böbrek yetmezliği olan yaşlılar da görülebilir. Bu belirtiler kolayca bunama veya beyinle ilgili diğer sorunlarla karıştırılabilir. Araştırmalar, yaşlı yetişkinlerde azalan böbrek fonksiyonu ile bilişsel değişiklikler arasındaki bağlantıyı vurgulamaktadır.

Böbrek yetmezliği ilerledikçe nefes darlığı da meydana gelebilir. Bu, akciğerlerde sıvı birikmesi veya anemi nedeniyle olabilir. Ayrıca böbrekler düzgün çalışmadığında potasyum gibi elektrolitlerin dengesi bozulduğundan göğüs ağrısı veya düzensiz kalp atışları da görülebilir.

Yaşlılarda böbrek yetmezliğinin nedenleri arasında diyabet, yüksek tansiyon ve kalp hastalığı gibi uzun vadeli rahatsızlıklar bulunur. Bu rahatsızlıklar zamanla böbreklerdeki kan damarlarına zarar verir. Düzenli kan testleri ve idrar testleri böbrek sorunlarını erken, hatta belirtilerini ortaya çıkmadan önce tespit etmeye yardımcı olabilir.

Özetle, yaşlılarda böbrek yetmezliğinin belirtileri genellikle yorgunluk, şişkinlik, idrar sıklığında değişiklik, iştahsızlık, kafa karışıklığı ve nefes almada zorluk şeklinde ortaya çıkar.

Paylaşın

Yetişkinlerde Otizmin En Önemli Belirtileri

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), yaygın olarak otizm olarak kısaltılır, sosyal etkileşimleri, iletişimi, öğrenmeyi ve davranışı etkileyen geniş bir gelişimsel durum yelpazesini ifade eder.

Haber Merkezi / Belirtiler genellikle yaşamın ilk iki yılında ortaya çıktığı için otizm sıklıkla çocukluk gelişimsel bir sorun olarak kabul edilir. Ancak otizm yaşam boyu süren bir durumdur, yani yetişkinleri de etkiler.

Yetişkinlerdeki otizmin birçok belirtisi çocuklardaki belirtilere benzerdir, ancak daha belirsiz olabilirler. Siz veya çevrenizdeki birinin otizmli olduğunu düşünüyorsanız, işte belirtileri:

Sosyal etkileşimde zorluklar:

Göz teması kurmakta zorlanma veya kaçınma.
Sosyal ipuçlarını (yüz ifadeleri, beden dili) anlamada güçlük.
Arkadaşlık kurma veya sürdürmede zorluk, sosyal izolasyon eğilimi.
Karşılıklı sohbetlerde zorlanma, konuşmayı başlatma veya sürdürmede güçlük.

İletişim zorlukları:

Sözlü veya sözsüz iletişimde farklılıklar, örneğin monoton konuşma veya mecazi ifadeleri anlamama.
Konuşurken karşısındakinin ilgisini gözetmeme, tek taraflı konuşma eğilimi.
Kelimeleri veya cümleleri tekrar etme (ekolali).

Tekrarlayıcı davranışlar ve özel ilgi alanları:

Yoğun ve dar kapsamlı ilgi alanları (örneğin, belirli bir konuya aşırı odaklanma).
Tekrarlayıcı hareketler (el çırpma, sallanma) veya ritüeller.
Rutinlere sıkı sıkıya bağlılık, değişikliklere karşı direnç veya rahatsızlık.

Duyusal hassasiyetler:

Ses, ışık, doku veya kokulara karşı aşırı duyarlılık veya duyarsızlık: Örneğin, yüksek seslerden rahatsız olma veya belirli kumaşlara dokunamama.

Planlama ve organizasyon zorlukları:

Zaman yönetimi veya görev önceliklendirmede güçlük.
Soyut düşünme veya problem çözme becerilerinde zorlanma.

Duygusal düzenleme sorunları:

Duyguları ifade etmede veya anlamada zorluk.
Stresle başa çıkmada güçlük, ani duygusal tepkiler.

Paylaşın

Demans Ve Alzheimer: Farkları Nelerdir?

Demans, hafıza, muhakeme veya diğer düşünme becerilerinde düşüşle ilişkili bir grup semptomu tanımlar. Birçok farklı demans türü vardır ve birçok durum buna neden olur.

Haber Merkezi / Karma demans, birden fazla demans türünün beyinde aynı anda meydana geldiği bir durumdur. Alzheimer hastalığı, demansın en yaygın nedenidir ve demans vakalarının yüzde 60-80’ini oluşturur.

Demans, yaşlanmanın normal bir parçası değildir. Beyin hücrelerinin iletişim kurma yeteneğini etkileyen hasardan kaynaklanır ve bu da düşünmeyi, davranışı ve hisleri etkileyebilir.

Alzheimer ise, hücre hasarını takiben oluşan karmaşık beyin değişimlerinden kaynaklanan dejeneratif bir beyin hastalığıdır. Zamanla giderek kötüleşen bunama semptomlarına yol açar.

Alzheimer’ın en yaygın erken belirtisi, hastalığın genellikle ilk önce öğrenmeyle ilişkili beyin bölümünü etkilemesi nedeniyle yeni bilgileri hatırlamada zorluktur.

Alzheimer ilerledikçe semptomlar daha şiddetli hale gelir ve yönelim bozukluğu, kafa karışıklığı ve davranış değişiklikleri içerir. Sonunda konuşma, yutma ve yürüme zorlaşır.

Alzheimer için bilinen en büyük risk faktörü artan yaş olsa da, hastalık yaşlanmanın normal bir parçası değildir.

Belirtileri:

Demansın belirtileri şunlardır :

Hem kısa hem de uzun vadeli hafıza kaybı,
Bir kişinin günlük aktivitelerini yerine getirme yeteneğini azaltacak kadar ciddi düşünme, problem çözme veya dil ile ilgili zorluklar ve ruh halinde veya davranışta değişiklikler.

Alzheimer hastalığının belirtileri çoğunlukla diğer demans tipleriyle örtüşür, ancak bazı farklılıklar da olabilir.

Alzheimer ve demans hakkında sıkça sorulan sorular:

Alzheimer riskini neler artırır?

Alzheimer riskini artıran pek çok şey vardır; 65 yaş üstü olmak, Alzheimer hastası bir ebeveyne veya kardeşe sahip olmak, sigara içmek, fiziksel ve sosyal olarak aktif olmamak gibi yaşam tarzı faktörleri ve yüksek tansiyon, diyabet ve obezite gibi sağlık sorunları.

Alzheimer hastası birinin yaşam beklentisi nedir?

Alzheimer hastasının yaşam beklentisi 3-11 yıl arasında değişirken bazı durumlarda 20 yıla kadar çıkabilir.

Demans hastası bir kişi kafasının karışık olduğunu bilir mi?

Demans hastası bir kişi, semptomları durumunun erken evrelerinde hafif olduğunda kafasının karışık olduğunu anlayabilir. Daha sonraki evrelerde kafasının karışık olduğunu muhtemelen anlamaz.

Paylaşın