Yeni Doğan Bebek Ne Kadar Yemeli?

Ebeveynler olarak, bebeğiniz için yaşına ve ihtiyacına göre bir beslenme programı sürdürmeye dikkat etmelisiniz. Yeni doğan bebeğin midesi başlangıçta o kadar küçüktür ki bir seferde sadece 1 – 1.5 çay kaşığı sıvı alabilir. Bebek büyüdükçe mide büyür ve gerilir.

Haber Merkezi / Bebekler çok hızlı büyüdüğü için ne kadar beslenmeye ihtiyaçları olduğunu anlamak zordur. Biberonla besleniyorsanız daha kolaydır. Yeni doğmuş bir bebeğiniz varsa, işte size yardımcı olabilecek bir kaç ipucu;

Anne sütüyle beslenen bebekler için beslenme programı;

Yeni doğan bebeğin, ilk hafta günde en az 8 -12 kez emzirilmesi önerilir. Bebeğinizi bir seferde 4 saatten fazla beslemeden bırakmayın. Bebek büyüdükçe süt miktarı da artar ve böylece bebek her beslenmede daha kısa sürede daha fazla süt tüketebilir.

Her ne kadar farklı bebeklerin farklı beslenme şekilleri olsa da, 1 ila 3 aylık bebekler günde 7 ila 9 kez, 3 ila 6 aylık bebekler günde 6-8 kez beslenir ve 6 aydan sonra bebekler günde ortalama 6 kez beslenir. Yarı katıların eklenmesi bebeğin ekstra beslenme ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olduğundan, bebek 12 aya ulaştığında emzirme günde dörde kadar azaltılabilir.

Biberonla beslenen yeni doğan bebekler için beslenme programı;

Biberonla beslenen bebekler her 2 – 3 saatte bir beslenirler ve iki aydan sonra zaman aralığı 3 – 4 saate kadar çıkabilir. 4 ila 6 ay arasında bebekler her 4 – 5 saatte bir 6 aydan sonra ise yine 4 – 5 saatte bir beslenmesi önerilir.

Yeni doğan bebeklerin beslenmesinde dikkat edilmesi gerekenler;

Bir yaşın altındaki bebeklere süt dışında sıvı verilmemelidir. Su, meyve suyu veya inek sütü verilmemelidir. Bunlar uygun beslenme değildir ve bebeğinizin midesini bozabilir. Bebek 6 aylık olduktan sonra su verilmelidir.

Biberona tahıl ürünleri eklenmemelidir, boğulma tehlikesine yol açabilir. Bir bebeğin sindirim sistemi 4-6 aya kadar tahılları kaldıramaz.

Bebeğinizin aç olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Zamanında programlanmış besleme, erken doğan ve herhangi bir tıbbi durumu olan bebekler için en iyisidir. Ebeveynler ayrıca bebeğin aç olup olmadığına dair ipuçlarını arayabilir ve bebeği buna göre besleyebilir. Buna talep üzerine besleme veya duyarlı besleme denir.

Elleri ağzına sokmak, yalamak, ağzını açmak, telaş olmak gibi basit ipuçları bebeğinizin aç olduğuna işaret edebilir.

Aşırı beslenme belirtileri;

Aşırı beslenen bebeklerde mide ağrısı, gaz veya kusma görülebilir. Bu bebekler ayrıca yaşamlarında daha sonra obezite geliştirme riski altında olabilir. Doyduklarını anlamaları kolay olsun diye, onları arzularından daha az beslemeleri tavsiye edilir.

Paylaşın

Yatmadan Önce Egzersiz Yapmamanız İçin 3 Neden

Yoğun çalışma temposu içinde geçen günler size gece egzersiz yapmaktan başka seçenek bırakmıyor mu? Cevap evet ise, yeni bir çalışma, bunu yapmayı hemen bırakmanız gerektiğini söylüyor.

Haber Merkezi / Yeni bir araştırmaya göre, yatmadan önce egzersiz yapmak uyku döngünüzü olumsuz yönde etkileyebilir. Egzersizi düzenli ama yanlış zamanda yapıyorsanız size hiçbir fayda sağlamaz. Araştırmayla ortaya çıktı ki, gece geç saatlerde egzersiz yapmak sağlığınız üzerinde bazı olumsuz etkilere neden olabilir.

Yeni araştırmaya göre, gece geç saatlerde egzersiz yapmak kalp atışlarınızı hızlandırabilir ve uyku döngünüzü bozabilir. Egzersiz, genellikle sizi susuz bırakır ve vücuttaki stres hormonlarını serbest bırakarak uyanık kalmanıza neden olur. Spor salonundaki parlak ışıklar, uyku hormonu olan melatonin üretimini durdurur.

İşte, gece geç saatlerde egzersiz yapmamanız için üç neden daha;

Uyanıklığı arttırır;

Egzersiz yaptığınızda, adrenal bez olarak bilinen epinefrin adrenalin üretmemeye başlar. Bu durum, kalbi en üst seviyede çalıştırır ve kalp atış hızının artmasına neden olur. Aynı zamanda, kaslardaki oksijen seviyesini ve kan akışını artırır. Bütün bunlar, uykunuzu olumsuz yönde etkiler.

Yoğun egzersizler sinir sistemini uyarabilir ve normale dönmesi zaman alabilen kalp atışlarını yükseltebilir. Bu da uykunuzu bozar. Birkaç yoğun egzersiz, koşma, yüzme, bisiklete binme ve ağır halter içerir.

Sinir sistemi uyarılır;

Sinir sisteminin uyku öncesi toparlanmak için zamana ihtiyacı vardır. Sinir sistemi aşırı yüklendiğinde, vücudun sallanmasına ve titremesine yol açarak kas ağrısına, ağrıya ve yetersiz uykuya neden olabilir.

Kas gelişim sürecini etkiler;

Yoğun tempoda bir antrenman yaptığınızda kaslarınız kırılır ve yırtılır. Dinlenmek, kasları sağlıklı tutmanın ve büyümelerini artırmanın başlıca yoludur. Yatmadan önce yapılan egzersiz uykunuzu bozabileceği gibi kas büyüme sürecini de bozabilir.

Uzmanlar, gece geç saatlerde egzersiz yapmanın olumsuz etkileriyle mücadele etmek için üç basit yol önermektedir:

  • Yatmadan en az üç saat önce egzersiz yaptığınızdan emin olun
  • Kaslarınızı gevşetmek için sıcak bir duş alın
  • Rahatlatıcı etki için yatak odanızda biraz uçucu yağ yakabilir veya banyo suyunuza biraz karıştırabilirsiniz
Paylaşın

Sigarayı Bıraktıktan Sonra Neden Kilo Alınır?

Sigara, fiziksel ve zihinsel sağlığı olumsuz etkileyen bir bağımlılıktır. Ancak, bu bağımlılıktan kurtulmak kolay bir iş değildir. Sigarayı bırakmaya çalışanlar genellikle istenmeyen yan etkilerle karşı karşıya kalırlar ve bu da nikotin bağımlılığından vazgeçmeyi daha da zorlaştırır; bunlardan biri de kilo alımıdır.

Haber Merkezi / Sigarayı bırakmaya çalışırken kilo almanız normaldir. Bu, sigara içmeye devam etmeniz gerektiği anlamına gelmez. Sigara, kanser, kalp hastalığı, felç, akciğer hastalıkları ve diyabet gibi birçok sağlık sorununa yol açabilir. Sigarayı bıraktıktan sonra oluşan kilo fazlalıklarından rahatlıkla kurtulabilirsiniz, ancak sigaraya bağlı diğer kronik hastalıklar ölümcül olabilir.

Uyuşturucu ve Alkol Bağımlılığı dergisinde yayınlanan bir araştırma, sigarayı bırakırken kilo almanın asıl suçlusunun beynimiz olduğunu ortaya çıkardı. Sigara, iştahı azaltan bir etkiye sahiptir. Bu nedenle, sigarayı bıraktığınızda kendinizi daha aç hissedebilir ve normalden daha fazla yemek yiyebilirsiniz. Nikotin yoksunluğu, sağlıksız ve işlenmiş gıdalar için özlemimizi artırır.

Tüm bu faktörler bir arada kişinin sigarayı bırakmaya çalışırken kilo almasına neden olur. Sigarayı bıraktıktan sonra kilo almanın bir başka nedeni de nikotin yokluğunda meydana gelen yavaş metabolizmadır; bir kişi sigara içmediğinde daha az kalori yakar.

Sigarayı bıraktıktan sonra kilo alımını tamamen tersine çevrilebilirsiniz. Sigarayı bırakmaya çalışıyorsanız, en başından itibaren sağlıklı bir kiloyu korumak için adımlar atmak iyidir. Önce kilo alıp sonra verme derdinden kurtulursunuz.

Sigarayı bırakırken veya bıraktıktan sonra sağlıklı kilonuzu korumak için izlemeniz gereken birkaç şeyi listeledik.

Hareketli olun;

Egzersiz yapıyorsanız devam edin, yapmıyorsanız, biran önce başlamalısınız. Egzersiz yapmak metabolizmanızı hızlandırır ve normalden daha fazla kalori yakmanıza yardımcı olur. Egzersiz rutininize kardiyo ve kuvvet antrenmanı seansları ekleyin. Her gün en az 45 dakika egzersiz yapın.

Beslenmenize daha fazla lif ekleyin;

Lif sizi daha uzun süre tok tutar. Lif bakımından zengin yiyecekleri tüketmek, sağlıksız yağlı ve şekerli yiyecekler için istek duymanızı engelleyebilir. Kilo vermek ve korumak için renkli sebzeler, meyveler ve sağlıklı yağlar tüketin. Sağlıklı beslenme, kronik hastalık riskini de azaltabilir.

Kendinizi asla çok aç bırakmayın;

Bir yemek programı yapın ve buna bağlı kalmaya çalışın. Yemek zamanlamanız arasındaki boşluk uzun olmamalıdır. Düzenli aralıklarla ve sağlıklı yiyecekler yiyin. Ayrıca tüm mikro ve makro besinleri içeren dengeli bir beslenme yapın.

Zamanında uyuyun;

Kilo vermeye çalışırken uyku programınız da önemlidir. Uykusuzluk veya daha az saat uyumak, sabahları sağlıksız yiyecekler için özleminizi artırabilir. Ayrıca uyku eksikliği, strese, sinirliliğe ve konsantrasyon eksikliğine de yol açabilir.

Paylaşın

Bebekler Hakkında Bilmediğiniz İlginç Gerçekler

Yeni doğmuş bir bebek kadar saf, güzel ve mutlu bir şey yoktur. Birçok kişi için neşe kaynağıdırlar. Bununla birlikte, söz konusu bebekler olduğunda, çözülecek çok şey var. Ebeveynler, bir süre, bebeklerinin neyi sevdiğini, onları neyin rahatsız ettiğini ve onları uyutan şeyin ne olduğunu anlamaya çalışırlar.

Haber Merkezi / Ama aslında, bebekleri hakkında muhtemelen bilmediğiniz pek çok ilginç şey var. İşte bebekler hakkında bilmek isteyeceğiniz birkaç ilginç gerçek.

Yeni doğmuş bir bebek gözyaşı dökemez;

Yeni doğan bebekler ağlamalarıyla bilinirler. İster uykulu ister aç olsunlar, ne olursa olsun büyük bir yaygara koparırlar ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.

Peki gözyaşları bir nehire dönüşür mü? Tabi ki de hayır! Bebekler, bir aylık olana kadar gözyaşı dökmezler. Bazı durumlarda bir bebek ilk gözyaşını dört veya beş aylıkken dökebilir.

Bebeğin ilk kakası kokmaz;

Yeni doğan bir bebeğin, ilk birkaç gün kakası güçlü bir kokuya sahip değildir. Çünkü sindirim sistemleri bakterilere sahip değildir. Bağırsak bakterileri, kakaları daha kokulu yapan şeydir.

Bebekler bazen nefes almayı bırakabilirler;

Birçok şey bir ebeveynde paniğe neden olabilir. Ama ya yeni doğan bebeğin nefes almayı bırakması, bu kesinlikle büyük bir kaosa neden olur. Bununla birlikte, düzensiz solunum, bebeklerde normal kabul edilen bir şeydir. Özellikle bir bebek uyurken 5-10 saniye nefesini kesebilir.

Genellikle sağa bakarlar;

Bebekler söz konusu olduğunda, sadece yüzde 15’i sola bakmayı sever ve geri kalanı doğal olarak başlarını sağa bakar. Bir gen ile ilişkili olduğu söylenir. Ancak bu durum sadece birkaç ay sürer.

Siyah, beyaz ve gri görürler;

Yeni doğmuş bir bebeğin görme bozukluğu olması muhtemeldir. Doğumdan sonraki ilk birkaç haftada sadece siyah, beyaz ve gri görebilirler ve yüzlerinden sadece 25 ile 35 cm. kadar uzağa odaklanabilirler. Ancak birkaç hafta sonra renkli görmeye başlayabilirler.

Erkek bebekler ereksiyon olabilirler;

Erkek bebeklere gelince, özellikle çiş yapmak üzereyken ereksiyon olabilir. Korkacak veya utanacak bir şey yok. 

Bebekler ağlayarak kendilerini korkutabilirler;

Yeni doğmuş bir bebek, yüksek bir gürültüden ve hatta kendi ağlamalarından dahi korkabilirler. Yani kendilerini korkutma potansiyeline sahiptirler. Buna Moro Refleksi denir. Bebeklerin yaptığı ve birkaç ay içinde yavaş yavaş bıraktığı bir şeydir.

Paylaşın

Delta Varyantı Kovid 19 Semptomlarını Değiştirdi Mi?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), delta varyantını ‘endişe verici bir varyant’ olarak sınıflandırdı. Bununla birlikte, delta varyantını bu kadar endişe verici ve tehlikeli yapan şeyin ne olduğu sorusu hala devam ediyor?

Haber Merkezi / Delta varyantı önceki varyantlardan 2 kat daha fazla bulaşıcıdır. Bazı veriler, delta varyantının aşılanmamış insanlarda önceki varyantlardan daha ciddi hastalığa neden olabileceğini ortaya koymaktadır.

Virüsler değişmeye ve mutasyona uğramaya programlanmıştır. Koronavirüs de mutasyona uğrar ve bu nedenle Alfa, Beta, Gama ve en ölümcüü olanl Delta’ya kadar çok çeşitli varyantlar vardır.

WHO’ya göre, bir virüs kendini kopyalar veya çoğaltır. Bu değişiklik veya değişikliklere tanım gereği “mutasyon” denir. Bir veya daha fazla yeni mutasyonu olan bir virüs, orijinal virüsün bir “varyantı” olarak adlandırılır.

Koronavirüs söz konusu olduğunda, B.1.617.2 olarak da bilinen delta varyantı, bugüne kadarki en baskın tür olarak kabul ediliyor.

Kovid 19 mutasyonları, genomik dizilemede, kendilerini sağlıklı hücrelere daha derinden bağlamalarına veya onları aşmalarına izin verebilecek bir farklılığa sahip olabilir. Delta varyantı, E484Q ve L452R mutasyonları arasında bir çapraz olarak kabul edilir ve bu da onu orijinal türe kıyasla daha bulaşıcı hale getirir.

Delta varyantının ortaya çıkmasıyla birlikte Kovid semptomları değişti mi?

Şu an itibariyle, Kovid 19’un en klasik semptomları ateş, öksürük, yorgunluk, koku ve tat alma kaybı ve hatta bazılarında gastrointestinal problemler olmaya devam ediyor.

Delta varyantının başlamasıyla uzmanlar, başta virüse daha az duyarlı olduğu söylenen genç insanlar olmak üzere insanların daha hızlı hastalandığını bildirdi.

Bununla birlikte, delta varyantı olan hastalarda klasik semptomlar aynı kalırken, burun akıntısı, baş ağrısı, hapşırma gibi semptomların daha yaygın hale geldiği tespit edildi.

Aşılar yeni Kovid varyantlarına karşı etkili mi?

Birçok belirsizlik olmasına rağmen, araştırmalar belirli Kovid aşılarının delta varyantına karşı etkili olabileceğini iddia ediliyor. Tam aşılı kişilerin hala virüse yakalanması ve semptomlar geliştirmesi, birçok kişinin kafasını karıştırmış ve aşı tereddütüne yol açmış durumda.

Nasıl korunmalı?

Aşı, Kovid 19 ve türevlerine karşı en iyi kalkan olmaya devam ediyor. Uzmanlar, tam bağışıklığı garanti etmese de, aşıların ciddi hastalık ve hastaneye yatış riskini kesinlikle sınırlandırdığını söylüyor. Ayrıca, maske takmanız, sosyal mesafeyi korumanız ve uygun el hijyenine uymanız çok önemli.

Paylaşın

Her Gün Kahve İçmek Felç Riskini Yüzde 21 Azaltıyor

Güne bir fincan kahve içmeden başlayamayan kaç kişi var? Pek çoğumuz, sadece sabah değil, kendimizi enerjik ve uyanık tutmak için gün boyunca daha fazla kahve tüketiriz. Yakın zamanda yapılan bir araştırma, her gün içtiğimiz kahve miktarının kalp krizi ve felç riskini etkilediğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / 11 yıl süren araştırma, 468.629 katılımcıyı içeriyordu. Araştırmaya katılanlar, kahve tüketimlerine göre üç gruba ayrıldı: düzenli olarak kahve içmeyen, az veya orta düzeyde kahve tüketen ve çok fazla kahve tüketen.

Sonuçlar yaş, cinsiyet, kilo, boy, sigara içme durumu, fiziksel aktivite, yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol düzeyi, sosyoekonomik durum, alkol alımı, et, çay, meyve ve sebze tüketimine göre ayarlandı.

Araştırmada, az ve orta derecede kahve tüketen kişilerin, kahve içmeyenlere kıyasla tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin yüzde 12 daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Ayrıca araştırmanın diğer bir çarpıcı sonucu da, az ve orta derecede kahve tüketen kişiler de, kardiyovasküler hastalıktan ölüm riskini yüzde 17 ve felç riskini ise yüzde 21 daha azalttığını buldu.

Görüntüleme analizi ile elde edilen bulgular da, günlük kahve tüket kişiler ve düzenli olarak kahve içmeyen kişiler karşılaştırıldığında, günlük kahve tüketenlerin daha sağlıklı büyüklükte ve daha iyi işleyen bir kalbe sahip olduğunu gösterdi. Bu, yaşlanmanın kalp üzerindeki zararlı etkilerini tersine çevirmekle ilgili.

Uzun vadede her gün 0,5 ila 3 fincan kahve içmenin, kalp sağlığımız ve genel sağlığımız üzerinde faydalı bir etkiye sahip olduğu bulundu. Her gün 0,5 ila 3 fincan kahveyi güvenle tüketebilirsiniz.

Ancak, her ay bir hafta gibi bir süre kahve içmeye de ara verin. Kahve tüketmek için doğru zamanın uyandıktan bir saat sonra ve yatmadan bir kaç saat önce olduğu söyleniyor.

Paylaşın

Kalp Krizi Gençlerde Neden Bu Kadar Yaygınlaştı?

Kalp krizi, kalp durması ve diğer kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor, ancak genç nüfus arasında kardiyovasküler problemi son zamanlarda oldukça artmış durumda. Doktorlar ve tıp uzmanları bu duruma henüz kesin cevaplar bulamamış olsalar da, buna yol açabilecek birkaç faktör üzerinde duruyorlar.

Haber Merkezi / Kalp krizi veya miyokard enfarktüsü, atardamarlarda oluşan bir tıkanıklık sonrası kalbe giden kan akışının engellenmesi sonucu oluşur. Kalp krizlerinin çoğu ölümcül olabilir, bu nedenle ortaya çıktıklarında acil tıbbi bakıma ihtiyaç vardır.

Gençlerde kalp krizine ne yol açar?

Kardiyovasküler hastalıklar çok eski zamanlardan beri var olmuştur. Son zamanlarda teşhis edilen veya keşfedilen bir şey değil. Bununla birlikte, yaşlı nüfusu ve önceden kalp rahatsızlığı olanları hedef alan kalp hastalıkları, genç nüfusu da etkilemenin bir yolunu bulmuş gibi gözüküyor. Bu durum endişeleri arttırdı.

Uzmanlara göre temel nedenler;

  • Bilinçsizce yapılan spor
  • Sağlıksız beslenme

Egzersiz ve sağlıklı beslenme yeterli mi? Yoksa genetik faktörler rol oynuyor mu?

Sağlıklı bir yaşam tarzının kardiyovasküler hastalıkları engelleyebileceğine ve ayrıca diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol ve hiperglisemi gibi diğer kronik hastalıklara yakalanma riskini azaltabileceğine şüphe yoktur. Düzenli egzersiz ve sağlıklı bir beslenme, hastalıkları uzak tutmada kesinlikle hayati bir rol oyuyor.

Bununla birlikte, genç nüfus içerisinde artan kalp hastalıkları, göründüğünden daha fazlasının olduğunu düşündürüyor. Kardiyovasküler hastalığı tamamen önlemek için yapılabilecek pek bir şey yoktur, ancak risk faktörleri hafifletilebilir.

Stres ve kaygı;

Kardiyovasküler hastalıklar genellikle stres ve kaygı ile ilişkilendirilmiştir. Araştırmalar, uzun süreli stresten kaynaklanan yüksek kortizol düzeylerinin, bir kişiyi yüksek kan kolesterolü, trigliserit, kan şekerine daha yatkın hale getirebileceğini ve hipertansiyon riskini artırabileceğini ileri sürmektedir. Uzmanlara göre, bunlar kalp hastalığı için yaygın risk faktörleridir.

Günümüz toplumunda gençler çok fazla strese sahipler; iş ve eğitim stresi, yaşam tarzı ile ilişkili stres. Ayrıca, sigara ve alkol tüketimi, sağlıksız beslenme alışkanlıklarını da bu duruma olumsuz katkı sağlayan faktörler arasında sayabiliriz.

Önleyici tedbirler;

Önlemek tedaviye ihtiyaç duymaktan daha iyidir. Bunun için yapabilecekleriniz var;

  • Hareketsiz yaşam tarzı değiştirin, mutlaka egzersiz ve yürüyüş yapın
  • Şeker tüketimini azaltın veya sınırlayın
  • Sağlıksız yağlardan uzak durun
  • Sigara ve alkolü bırakın
  • Sağlıklı yiyecekler tüketin
  • Düzenli ve yeterli uyuyun
Paylaşın

Göz Yorgunluğu Nedir Ve Nasıl Giderilir?

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını, yalnızca biz çalışanlar için değil, çocuklar için de ekran başında geçirilen sürenin artmasına neden oldu. Uzun süre yoğun bir şekilde ekrana odaklanmak, uzun süre araba kullanmak, uzun süre yazı yazmak, okumak gibi detaylı çalışmalar göz yorgunluğuna neden olabilir.

Haber Merkezi / Yoğun odak, sık sık göz kırpmadığınız anlamına gelir. Dijital ekranlar göz kırpmanızı azaltabilir ve göz bebeklerinizi kuru ve tahriş edebilir. Bu, herhangi bir şeye çok uzun süre odaklandığınızda gözlerinizin biraz dinlenmeye ihtiyacı olduğu anlamına gelir.

Göz yorgunluğunun belirtileri;

Gözlerinizin ne zaman yorulduğunu anlamak kolay değildir. Gözleriniz sulanabilir, görüş bulanıklaşabilir, gözleriniz yanabilir veya kaşınabilir veya ışığa karşı ekstra hassasiyet hissedebilirsiniz. Tüm bu belirtiler, gözlerinizin biraz dinlenmeye ihtiyacı olduğunu gösterebilir.

Göz yorgunluğu nasıl önlenir?

– Bilgisayarınızda ve telefonlarınızda yazı  boyutunu artırın. Ekrandaki parlama ve yansıma gözleri daha fazla zorlayabilir. Yazı tipini artırmak yardımcı olabilir.

– Ekranı, gözleriniz biraz aşağı bakacak şekilde ayarlayın.

– Ekranın parlaklığını azaltın ve arada göz kırpmayı unutmayın. Göz kırpmanızı hatırlatmak için telefona bir alarm veya ekranınızın yanına bir not koyabilirsiniz.

– 20-20-20 kuralına uyun. Her 20 dakikada bir, 20 metre uzaktaki bir cisme en az 20 saniye bakın. Bu, gözlerinize çok gerekli olan molayı verecektir.

Göz yorgunluğunu gidermenin yolları;

– Kendinizi daha iyi hissetmeye başlayana kadar herhangi bir ekrana bakmayı bırakın.

– Yılda bir kez göz muayenenizi yaptırın.

– Göz yorgunluğu, miyopi gibi altta yatan göz problemlerinden dolayı kötüleşebilir.

 

Paylaşın

Yatağınızın Sırt Ağrısına Neden Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

Sırt ağrısı, çeşitli nedenlerden kaynaklanan yaygın bir sorundur. Uzun saatler oturmak, kötü duruş, çok fazla cep telefonu kullanmak, yattığınız yatak gibi her şey sırt ağrısına neden olabilir.

Haber Merkezi / Sırt ağrısının altında yatan neden, doğal olmayan bir pozisyonda uzun süre durmak veya yatmak nedeniyle omurgaya uygulanan baskıdır. Sırt ağrısı, belinizde ağrı, boynunuzda tutukluk, bacaklarınızda ve ayaklarınızda uyuşma şeklinde kendini gösterebilir.

Ancak sırt ağrınızın önemli bir nedeni, üzerinde uyuduğunuz yatak olabilir. Sırt ağrınızın nedeninin yatağınız olup olmadığını buradan öğrenebilirsiniz.

Çok sert ve çok yumuşak yatak, kalktıktan hemen sonra rahatsızlığa ve kronik sırt ağrısına neden olabilir.

Yataktan kalktıktan hemen sonra veya kalktıktan 10 ila 30 dakika arası ağrıyı hissediyorsanız ve biraz yürüdükten veya esnedikten sonra daha iyi hissediyorsanız, bunun suçlusu yatağınızdır.

Uyurken sürekli huzursuzluk yaşıyorsanız ve eklemlerde artan baskı ile birlikte bütün gece sağa sola dönüp duruyorsanız. Yatağınızı değiştirmeniz gerekebilir.

Orta yumuşak ile orta sert yatak, daha yumuşak ve daha sert yataklara kıyasla sırt ağrısı olasılığını azaltır. Yatak, tüm vücudu, özellikle omurganızın ve kemerinizin hizasını desteklemelidir. Sert bir yatak omurganıza baskı yapar, yumuşaksa omurganızı desteklemez.

Yeni yatak almak

Yeni bir yatağa geçtiğinizde vücudunuz yattığınız yatağa alıştığı için sırtınız da bir geçiş sürecinden geçer. Bu nedenle, yeni yatağınız daha sağlıklı olsa bile, omurganızı nötr konuma getirmek zaman aldığından, bu durum sırt ağrısına neden olabilir.

Yeni yatağa alışmak zaman alır, çünkü ilk başta yaylar ve köpükler serttir ve yavaş yavaş yumuşar ve omurganızın konumuna göre hizalanır. Geçiş dönemi 21 gün kadar sürebilir ve sonunda kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız.

Yeni bir yatak satın almak için ipuçları;

  • Satın almadan önce deneyin
  • İade ve deneme süresinden emin olun
  • Gerçek müşterilerden gelen yorumları okuyun
  • Omurga ile ilgili herhangi bir sorununuz varsa sağlık uzmanınıza danışın
Paylaşın

Kalbinizin Acı Çektiğine Dair Uyarı İşaretleri

Tarihsel süreç içerisinde, ileri teknolojinin ve gelişmiş tesislerin ortaya çıkmasıyla, kalp rahatsızlıklarını tanımlamanın ve yönetmenin yolları hakkında daha bilinçli ve daha bilgili hale geldik. Kalp durması ve kalp krizi, en yaygın ancak ölümcül kalp komplikasyonlarından bazılarıdır.

Haber Merkezi / Bununla birlikte, ne zaman harekete geçeceğimizi bilmemiz son derece önemlidir. İşte dikkat etmeniz gereken bazı uyarı işaretleri.

Aşırı kaygı ve kalp çarpıntısı;

Kalp rahatsızlıkları olan kişiler anksiyete nöbetleri ve kalp çarpıntısı yaşayabilirler. Araştırmalar, hayatlarının çok erken dönemlerinden itibaren aşırı kaygı problemi olan kişilerin, kalp hastalığına daha yatkın olduğunu göstermiştir.

Anksiyete, stresli bir yaşam tarzının veya zihinsel sağlık bozukluklarının bir sonucu olabilir. Düzensiz kalp atış hızına sahip kişilerin genellikle kalp komplikasyonları riski altında olma olasılığı daha yüksektir.

Kola doğru yayılan ağrı;

Birçok insan, kalp krizi geçirmeden önce, göğsün merkezinde birkaç dakikadan fazla süren ağrı ve rahatsızlık bildirmiştir. Sol kol ağrısı, kalp krizinin en sık görülen semptomlarından biridir.

Mide bulantısı ve iştah kaybı;

Hazımsızlık, karın ağrısı, mide bulantısı ve iştahsızlık sorunları kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilendirilmiştir. Bu semptomlar yaygın gastrointestinal rahatsızlıklar gibi görünse de, dikkatli olunmalı ve dikkat edilmelidir.

Baş dönmesi veya bilinçsiz düşme hissi;

Kalp, kanı iyi pompalamadığında ve beyne giden kan azaldığında, baş dönmesi ve bilinç kaybı olabilir. Böyle bir durum yaşadığınızda, doktorunuzla iletişime geçmeniz ve kalbinizi muayene ettirmeniz önemlidir.

Ciltteki renk değişimi;

Cildiniz ayrıca kalbinizin ne kadar iyi çalıştığı hakkında çok şey ortaya koyabilir. Kalbinizin yeterince kan pompalamaması durumunda ciltte renk değişimleri olabilir. En sık görülen belirti olmasa da, ciltteki renk değişiminin kaynağını ayırt etmek için doktorunuza başvurun.

Paylaşın