Yaşlanmanın İlk Belirtileri Hangi Organlarda Ortaya Çıkar?

Vücuttaki yaşlanma süreci tüm organlarda aynı anda veya aynı şekilde gerçekleşmez. Örneğin, çocukluk çağı hızlı büyüme ve değişimlerle, gençlik çağı da istikrar ve aktiviteyle karakterize edilir.

Haber Merkezi / Ancak 50 yaşından sonra organ ve dokulardaki tüm süreçler ve değişimler hızlanır.

Çin Bilimler Akademisi’nde yürütülen yeni bir araştırma, vücuttaki organ ve dokuların yaşlanma sürecinin 50 yaşından sonra önemli ölçüde hızlandığını ortaya koydu.

Bilim insanları, 14 – 68 yaş arası kişilerden alınan doku örneklerini analiz ederek, çeşitli organların protein bileşimine ve bunlarda meydana gelen değişiklikleri incelediler.

Araştırmada, kan damarlarının diğer organlardan daha hızlı yaşlandığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, yaşlanma sürecinde dolaşım sistemi ilk sırada yer alıyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre, özellikle 45 – 55 yaşları arasında vücudun protein bileşiminde keskin bir değişim yaşanıyor.

Bilim insanları, bu sürece “proteomik yeniden yapılanma” adını veriyor. Bu süreçte sadece kan damarları değil, pankreas ve dalak gibi organlar da bu değişime maruz kalıyor.

Bilim insanları, yaşlanma ve hastalıklarla ilişkili 48 protein tespit etiler. Bu proteinlerin seviyeleri yaşla birlikte artıyor.

Bu proteinler arasında kardiyovasküler sorunlar, doku fibrozu ve yağlı karaciğer hastalığıyla ilişkili olanlar da bulunuyor.

Daha önceki araştırmalarda, yaşlanmanın yaklaşık 44 ve 60 yaşlarında olmak üzere iki zirve noktasının olduğu tespit edilmişti. 

Yeni sonuçlar, bu sürecin sıçramalar ve duraklamalarla gerçekleştiğini ve farklı organları farklı zamanlarda etkilediğini gösteriyor.

Bilim insanları, protein değişimlerinin haritasının, yaşa bağlı hastalıklar için yeni, hedefe yönelik tıbbi tedavilerin geliştirilmesinde gelecekte büyük önem taşıyacağını düşünüyor.

Paylaşın

Günde Sadece 15 Dakika Hızlı Yürüyüş Hayatınızı Kurtarabilir

Hızlı yürüyenlerin, beslenme ve sigara gibi diğer yaşam tarzı faktörleri hesaba katıldığında bile, hızlı yürümeyenlere kıyasla neredeyse yüzde 20 daha düşük ölüm oranına sahip olduğu ortaya çıktı.

Haber Merkezi / Vanderbilt Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan araştırmada, yaklaşık 80 bin yetişkinin verileri 16 yıl boyunca takip edildi.

Araştırmanın baş yazarı Dr. Wei Zheng, “Araştırma, günlük yürüyüşün ölüm oranı üzerindeki etkisini ölçen az sayıdaki çalışmadan biri” dedi.

Zheng, “Hızlı yürüyüş, her yaştan ve kondisyon seviyesinden bireyin genel sağlık ve özellikle kardiyovasküler sağlığı iyileştirmek için kullanabileceği, rahat ve erişilebilir bir aktivite” dedi.

Araştırmada öne çıkan temel bulgular ise şöyle:

“Günde sadece 15 dakika hızlı yürümenin, her türlü ölüm oranında yüzde 19’luk bir azalmayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Günde üç saatten fazla yavaş yürüyüşün ölüm oranında sadece yüzde 4’lük bir azalma sağladığı görüldü.

Hızlı yürüyüş, önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan kardiyovasküler hastalıktan ölüm riskini azaltıyor.

Hızlı yürümenin faydaları, fiziksel olarak aktif olmayan kişiler için bile geçerliliğini korudu.”

Paylaşın

Tek Bir Antrenmanla Kansere Karşı Mücadele Edebilirsiniz

Yeni yayınlanan bir araştırma, meme kanseri atlatanlardan egzersizden hemen sonra alınan kan örneklerinin, egzersizin kanser hücresi büyümesini yüzde 30’a kadar azaltabildiğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Bu etkinin, egzersiz sırasında doğal olarak salgılanan ve kanser karşıtı özelliklere sahip olduğu görülen miyokin adı verilen kas salgılı proteinlerin neden olduğu tespit edildi.

Edith Cowan Üniversitesi’nden (ECU) Francesco Bettariga liderliğindeki ekip, araştırmada I ve III. evre meme kanseri için birincil tedavisini tamamlamış 32 kadının verilerini inceledi.

Katılımcılar, direnç antrenmanı (RT) veya yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman (HIIT) seansları için rastgele seçildi. Kan örnekleri egzersizden önce, hemen sonra ve 30 dakika sonra alındı. Bu örnekler daha sonra üçlü negatif meme kanseri hücrelerini tedavi etmek için kullanıldı.

Bettariga, “Araştırmanın sonuçları, her iki egzersiz türünün de meme kanseri hastalarında bu kanser karşıtı miyokinleri üretmede gerçekten işe yaradığını gösteriyor” dedi.

Miyokinler, kas kasılmalarına yanıt olarak kaslar tarafından salgılanan hormon benzeri moleküllerdir. Bilim insanları metabolizmayı ve iltihabı düzenlemeye yardımcı olduklarını biliyorlardı, ancak bu araştırma tümör biyolojisi üzerindeki doğrudan etkilerini vurguluyor.

Bilim insanları, egzersizden birkaç dakika sonra incelenen dört temel miyokinden üçünde önemli artışlar gözlemlediler ve bunu kanser hücresi çoğalmasında azalmalar izledi.

Bettariga, egzersizin, kanser tedavisinde terapötik bir müdahale olarak ortaya çıktığını vurgulayarak, “Egzersizin, kanser tedavisi sırasında veya sonrasında güvenli ve etkili olduğunu gösteren çok sayıda kanıt bulunmaktadır” dedi.

Breast Cancer dergisinde yayınlanan araştırma, egzersizin meme kanseri hastalarında inflamasyonu ve uzun vadeli sonuçları nasıl etkilediğine dair daha kapsamlı bir araştırmanın parçasıdır.

Kalıcı inflamasyonun, bağışıklık savunmalarını baskılayarak ve hücre sağkalımını ve yayılmasını destekleyerek tümör ilerlemesine ve tekrarlamasına katkıda bulunduğu bilinmektedir.

Paylaşın

Yüksek Kolesterol Sadece Kilolu Kişilerde Mi Olur?

Kolesterol, vücudun indirim ve hormon üretimi gibi temel işlevler için kullandığı mumsu, yağ benzeri bir maddedir. Karaciğer ihtiyaç olan tüm kolesterolü üretir, ancak vücut hayvansal gıdalar gibi besin kaynaklarından fazladan kolesterol alabilir.

Haber Merkezi / İdeal olarak, toplam kolesterol desilitre başına yaklaşık 150 miligram (mg/dL), LDL (“kötü”) kolesterol yaklaşık 100 mg/dL ve HDL (“iyi”) kolesterol erkeklerde yaklaşık 40 mg/dL, kadınlarda ise yaklaşık 50 mg/dL olmalıdır. 200 ile 239 mg/dL arasındaki daha yüksek seviyeler sınırda, 240 mg/dL’nin üzerindekiler ise yüksek olarak kabul edilir.

“Yüksek kolesterol sadece kilolu kişilerde mi olur?” sorusunun cevabı ise, hayırdır. Kolesterol seviyeleri, kilo durumundan bağımsız olarak çeşitli faktörlerden etkilenebilir.

Yüksek kolesterolün nedenleri:

Genetik faktörler: Ailede yüksek kolesterol öyküsü (familial hiperkolesterolemi) varsa, normal kiloda olan kişilerde de yüksek kolesterol görülebilir.

Beslenme alışkanlıkları: Doymuş yağlar (kırmızı et, tam yağlı süt ürünleri), trans yağlar (işlenmiş gıdalar) ve yüksek şekerli diyetler kolesterolü yükseltebilir.

Hareketsiz yaşam tarzı: Düzenli egzersiz yapmamak, HDL (iyi kolesterol) seviyesini düşürüp LDL (kötü kolesterol) seviyesini artırabilir.

Yaş ve cinsiyet: 40 yaş üstü kadınlarda ve erkeklerde kolesterol seviyeleri doğal olarak yükselebilir. Menopoz sonrası kadınlarda östrojen azalması da kolesterolü etkileyebilir.

Sağlık durumları: Diyabet, hipotiroidizm, böbrek veya karaciğer hastalıkları kolesterolü yükseltebilir.

Sigara ve alkol: Sigara HDL’yi düşürür, fazla alkol ise trigliseridleri artırabilir.

Stres: Kronik stres, kolesterol seviyelerini dolaylı olarak etkileyebilir.

Kimlerde görülebilir?

Normal kilolu kişiler: Genetik yatkınlık, kötü beslenme veya hareketsizlik nedeniyle zayıf veya normal kilolu kişilerde de yüksek kolesterol olabilir.

Zayıf ama sağlıksız beslenenler: Örneğin, fazla fast food veya işlenmiş gıda tüketen zayıf bireylerde kolesterol yüksek olabilir.

Yaşlılar: Yaş ilerledikçe kolesterol metabolizması değişebilir.

Herkes: Kolesterol, sadece kiloyla değil, yaşam tarzı ve genetikle de ilgilidir.

Ne yapılabilir?

Kontrol: Düzenli kan testi ile kolesterol seviyeleri kontrol edilebilir.

Beslenme: Akdeniz diyeti (zeytinyağı, balık, sebze, tam tahıllar) kolesterolü düşürmeye yardımcı olabilir.

Egzersiz: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz (yürüyüş, bisiklet) önerilir.

Doktor kontrolü: Yüksek kolesterol tespit edilirse, doktorunuz diyet, yaşam tarzı değişiklikleri veya ilaç önerebilir.

Paylaşın

40 Yaş Üstü Kadınlar İçin Kas Güçlendirme Egzersizleri

40 yaş üstü kadınlar için kas güçlendirme egzersizleri, kemik sağlığını desteklemek, metabolizmayı hızlandırmak ve günlük yaşamda hareket kabiliyetini artırmak için önemlidir.

Haber Merkezi / Başlamadan önce bir doktora danışmanız önerilir, özellikle herhangi bir sağlık sorununuz varsa.

Egzersiz Programı (Haftada 3-4 Gün, 30-45 Dakika)

Isınma (5-10 Dakika)Hafif tempolu yürüyüş veya yerinde diz çekme.
Omuz çevirme, kol sallama ve hafif esneme hareketleri (örneğin, yan esneme veya baldır germe).

Kuvvet Egzersizleri

Squat (Çömelme): Alt Vücut (Bacaklar ve Kalça)

Nasıl Yapılır?: Ayaklar omuz genişliğinde açık, sırt düz. Kalçanızı yavaşça geri iterek dizlerinizi bükün, sanki bir sandalyeye oturuyormuş gibi. Dizler ayak parmaklarını geçmesin. Başlangıç için 10-12 tekrar, 2-3 set.
Faydası: Bacak ve kalça kaslarını güçlendirir, dengeyi artırır.

Duvar Şınavı (Wall Push-Up): Üst Vücut (Göğüs, Omuz, Kol)

Nasıl Yapılır?: Duvara omuz hizasında ellerinizi yerleştirin, ayaklar biraz geride. Vücudunuz düz bir çizgi oluşturacak şekilde yavaşça göğsünüzü duvara yaklaştırın ve geri itin. 10-12 tekrar, 2-3 set.
Faydası: Kol ve göğüs kaslarını güçlendirir, omuz sağlığını destekler.

Plank – Core (Karın ve Bel):

Nasıl Yapılır?: Yüzüstü yere uzanın, dirsekleriniz omuzlarınızın altında olsun. Ayak parmaklarınız üzerinde vücudunuzu düz tutarak 15-30 saniye bekleyin. 2-3 set.
Faydası: Karın, sırt ve omurga kaslarını güçlendirir, duruşu iyileştirir.

Dumbbell Row (Sırt Çekişi): Sırt ve Kollar

Nasıl Yapılır? Hafif bir dumbbell (veya su şişesi) kullanın. Bir el ve dizinizi bir sandalyeye dayayın, diğer elinizle ağırlığı yavaşça göğsünüze çekin ve indirin. Her kol için 10-12 tekrar, 2-3 set.
Faydası: Sırt kaslarını güçlendirir, kambur duruşu önler.

Deadlift (Hafif Ağırlıkla): Tüm Vücut

Nasıl Yapılır?: Ayaklar omuz genişliğinde, hafif bir dumbbell veya su şişesi elinizde. Sırt düz, kalça geriye doğru itilerek eğilin, ardından yavaşça doğrulun. 10-12 tekrar, 2-3 set.
Faydası: Kalça, sırt ve bacak kaslarını çalıştırır, günlük hareketleri kolaylaştırır.

Esneme ve Soğuma (5-10 Dakika)

Hamstring esnetme (bacak arkası), kuadriseps esnetme (bacak önü), göğüs açma ve omuz esneme hareketleri.
Derin nefes alarak rahatlayın.

Önemli İpuçları

Ağırlık Seçimi: Yeni başlayanlar 1-3 kg dumbbell veya su şişesi kullanabilir. Kaslar geliştikçe ağırlığı artırabilirsiniz.
Teknik: Hareketleri yavaş ve kontrollü yapın, doğru form sakatlanmayı önler.
Dinlenme: Setler arasında 30-60 saniye dinlenin.
Beslenme: Kas gelişimi için yeterli protein (örneğin, yumurta, yoğurt, tavuk, baklagiller) tüketin.
İlerleme: Haftalar geçtikçe tekrar sayısını veya ağırlığı artırabilirsiniz.
Ek Aktiviteler: Yürüyüş, yüzme veya yoga gibi düşük etkili kardiyo egzersizleri eklemek genel sağlığı destekler.

Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Eklem ağrısı veya rahatsızlık hissederseniz egzersizi durdurun.
Osteoporoz veya başka kronik rahatsızlıklarınız varsa, doktorunuza uygun egzersizleri sorun.
Egzersizleri düzenli yapmak önemlidir, ancak aşırıya kaçmayın.

Bu program, genel bir rehberdir. Daha kişiselleştirilmiş bir plan için bir fizyoterapist veya kişisel antrenörle çalışabilirsiniz.

Paylaşın

“Kaygı Bozukluğu”nun 10 Gizli Belirtisi

Kaygı bozukluğunun belirtilerini fark etmek her zaman kolay değildir ve kişiden kişiye büyük ölçüde değişir. Bazıları panik atak geçirirken, bazıları da fobiler geliştirir.

Haber Merkezi / Kaygı bozukluğu, genellikle belirgin belirtilerle kendini gösterse de, bazen daha az fark edilen, gizli belirtilerle de ortaya çıkabilir.

İşte, kaygı bozukluğunun daha az bilinen, ancak dikkat edilmesi gereken belirtileri:

Sürekli endişe ve aşırı düşünme: Zihnin sürekli “ya olursa” senaryolarıyla dolu olması, küçük sorunları büyütme eğilimi veya olayları kontrol edememe korkusu.

Fiziksel belirtiler:

Nedensiz yorgunluk veya enerji eksikliği.
Kas gerginliği, özellikle boyun, omuz veya çene bölgesinde.
Mide problemleri (örneğin, hazımsızlık, karın ağrısı).
Baş ağrısı veya migren.
Ellerde titreme veya terleme.

Uyku problemleri: Uykuya dalmakta zorluk, sık uyanma veya huzursuz uyku. Kaygı, zihni gece boyunca aktif tutabilir.

Karar vermede zorluk: Basit kararlar bile (örneğin, ne yiyeceğine karar verme) zorlayıcı hale gelebilir, çünkü birey yanlış yapma korkusu taşır.

Mükemmeliyetçilik: Hata yapmaktan aşırı korku, her şeyi kontrol etme ihtiyacı veya sürekli onay arayışı.

Duygusal dalgalanmalar:

Ani sinirlilik veya tahammülsüzlük.
Aşırı duygusal tepkiler (örneğin, küçük bir eleştiriye aşırı üzülme).
Sürekli bir huzursuzluk hissi.

Sosyal kaçınma: Sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınma, başkalarının ne düşündüğü hakkında aşırı endişelenme veya sosyal ortamlarda rahatsızlık hissi.

Konsantrasyon sorunları: Zihnin dağınık olması, odaklanamama veya sık sık dalgınlık hali.

Aşırı kontrol ihtiyacı: Planların sürekli değişmesinden rahatsızlık duyma, belirsizliğe tahammül edememe.

Kendini eleştirme: Kendi kendine olumsuz konuşma, yetersizlik hissi veya sürekli kendini suçlama.

Ne Yapılabilir?

Farkındalık ve tanı: Bu belirtileri fark etmek, kaygı bozukluğunu anlamanın ilk adımıdır. Eğer bu belirtiler günlük yaşamı etkiliyorsa, bir uzmana (psikolog veya psikiyatrist) başvurmak önemlidir.

Nefes ve rahatlama teknikleri: Derin nefes egzersizleri veya meditasyon kaygıyı hafifletebilir.

Destek sistemi: Güvenilir bir arkadaş veya aile üyesiyle konuşmak, duyguları paylaşmak yardımcı olabilir.

Paylaşın

Kronik Ağrınız mı Var? Uzmanlar Bu Egzersizleri Denemenizi Öneriyor

Kronik ağrılar varsa, düzenli egzersiz yapmak imkansız görünebilir, ancak kronik ağrılar, düzenli ve doğru egzersizlerle yönetilebilir. Egzersiz seçimi ağrının türüne, şiddetine ve genel sağlık durumuna bağlıdır.

Haber Merkezi / İşte kronik ağrıları azaltmaya yardımcı olabilecek egzersizler:

Düşük etkili aerobik egzersizler: Aerobik egzersizler endorfin salgısını artırarak doğal ağrı kesici etkisi sağlar.

Yürüyüş: Eklem dostu bir egzersizdir. Günde 10 – 30 dakika tempolu yürüyüş, kan dolaşımını artırır ve kas gerginliğini azaltır.

Yüzme veya su aerobiği: Suyun kaldırma kuvveti eklemlere binen yükü azaltır. Haftada 2 – 3 kez 20-30 dakika yüzme veya su egzersizi ağrıyı hafifletebilir.

Bisiklet: Sabit bisiklet, diz ve kalça ağrısı olanlar için idealdir. Düşük dirençle başlayın, 10 – 20 dakika sürün.

Esneme ve esneklik egzersizleri: Esneme, kas ve eklem sertliğini azaltarak hareket kabiliyetini artırır.

Yoga: Hafif yoga pozları (örneğin, kedi-inek pozu, çocuk pozu) kasları gevşetir ve esnekliği artırır. Haftada 2 – 3 kez 15 – 20 dakikalık seanslar uygundur.

Tai Chi: Yavaş, kontrollü hareketler içeren bu egzersiz, dengeyi geliştirir ve eklem sertliğini azaltır.

Statik esneme: Her büyük kas grubu için 10 – 30 saniye süren esnemeler (örneğin, hamstring veya omuz esnetme) gerginliği azaltır.

Kuvvetlendirme egzersizleri: Güçlü kaslar, eklemlere daha az yük bindirir ve duruşu iyileştirir.

Direnç bandı egzersizleri: Hafif direnç bantlarıyla kol, bacak ve sırt kaslarını güçlendirin. Örneğin, bantla omuz çekme veya bacak açma hareketleri.

Vücut ağırlığı egzersizleri: Duvara dayalı squat veya yarım şınav gibi düşük etkili hareketler kas gücünü artırır. Haftada 2 kez, 10 – 15 tekrar yapın.

İzometrik egzersizler: Kasları hareket ettirmeden sıkma (örneğin, plank pozisyonu) ağrıyı artırmadan güç kazandırır.

Denge ve koordinasyon egzersizleri: Denge egzersizleri düşme riskini azaltır ve özellikle fibromiyalji veya artrit gibi durumlarda faydalıdır.

Tek ayak üzerinde durma: Bir sandalyeye tutunarak 10 – 20 saniye tek ayak üzerinde durun, diğer ayağınızla değiştirin. Günde 2 – 3 set yapın.

Topuk parmak yürüyüşü: Düz bir çizgide topuklarınızla yürüyün, ardından parmak uçlarınızda yürüyün. 1 – 2 dakika tekrarlayın.

Nefes ve rahatlama egzersizleri: Nefes egzersizleri kaygıyı azaltır ve ağrıyla başa çıkmayı kolaylaştırır.

Diyafram nefesi: Sırt üstü yatın, bir elinizi göğsünüze, diğerini karnınıza koyun. 5 saniye burundan derin nefes alın, 5 saniye ağızdan verin. Günde 5 – 10 dakika yapın.

Progresif kas gevşetme: Kas gruplarını sırayla sıkıp gevşetin (örneğin, önce eller, sonra omuzlar). Bu, stres ve ağrıyı azaltır.

Genel ipuçları:

Yavaş başlayın: Egzersiz süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Aşırı zorlama ağrıyı kötüleştirebilir.

Isınma ve soğuma: Her seans öncesi 5 dakika hafif yürüyüş veya esneme yapın. Seans sonrası da esneme ile kasları rahatlatın.

Ağrıyı dinleyin: Hafif rahatsızlık normaldir, ancak keskin veya artan ağrı hissederseniz durun.

Düzenli olun: Haftada 3 – 5 gün, 10 – 30 dakikalık egzersizler idealdir.

Hidrasyon ve beslenme: Bol su için ve eklem sağlığını destekleyen besinler (örneğin, omega-3, antioksidanlar) tüketin.

Not: Herhangi bir egzersize başlamadan önce bir doktor veya fizyoterapiste danışılması önemlidir.

Önemli not: Egzersiz programı, kronik ağrının nedenine (örneğin, artrit, fibromiyalji, sırt ağrısı) ve bireysel duruma göre özelleştirilmelidir. Bir fizyoterapist, kişiye özel bir plan oluşturabilir.

Ayrıca, bazı durumlarda (örneğin, iltihaplı romatizma) egzersiz öncesi ilaç kullanımı gerekebilir.

Paylaşın

“Bezelye Virüsü” Kanserle Mücadelede Oyunun Kurallarını Değiştirebilir

Tümörlere doğrudan enjekte edildiğinde bağışıklık sistemini güçlü bir şekilde tetikleyen ve genellikle kara baklagillerini enfekte eden bir virüs, kanser tedavisi olarak umut vadediyor.

Haber Merkezi / Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları, bu zararsız bitki virüsünün vücudun bağışıklık sisteminin, kanser hücrelerini hedef almasına ve yok etmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfettiler.

Araştırmanın sonuçları yakın zamanda Cell Biomaterials dergisinde yayımlandı.

İnek bezelye mozaik virüsü (CPMV) adı verilen virüs, insan hücrelerini enfekte etmiyor; ancak tümörlere doğrudan enjekte edildiğinde bağışıklık sistemini güçlü bir şekilde tetikliyor.

Fareler ve hatta kanserli evcil köpekler üzerinde yapılan araştırmalarda, CPMV’nin tümörlere saldıran bağışıklık hücrelerini başarıyla aktive ettiği ve kanserin yayılmasını önlemeye yardımcı olduğu görüldü.

CPMV, nötrofiller, makrofajlar ve doğal öldürücü hücreler gibi bağışıklık hücrelerini, tümör bölgesine çekiyor ve kanser hücrelerini yok ediyor. CPMV ayrıca, bağışıklık hafızasından sorumlu olan B ve T hücrelerini de uyandırıyor.

Bu, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanımayı öğrenmesi ve bunlarla yalnızca enjeksiyon bölgesinde değil, vücudun diğer bölgelerinde de savaşabileceği anlamına geliyor.

Araştırmanın lideri Dr. Nicole Steinmetz, CPMV’nin bu etkiye sahip olmasının, diğer benzer bitki virüslerinin ise bu etkiye sahip olmamasının şaşırtıcı olduğunu söyledi.

Araştırmada yer alan ekip, bunun nedenini daha iyi anlamak için CPMV’yi, yakından ilişkili bir virüs olan inek bezelyesi klorotik benek virüsü (CCMV) ile karşılaştırdı. Her iki virüs de birbirine benziyor ve insan bağışıklık hücreleri tarafından benzer şekillerde alınıyor, ancak yalnızca CPMV güçlü bir kanser karşıtı tepkiyi tetikliyor.

Araştırmaya konu olan virüsler arasındaki temel fark, CPMV’nin insan bağışıklık hücreleri içindeki davranışında yatmakta. CPMV, hücrelere girdiğinde, uzun zamandır kanserle savaştığı bilinen interferon adı verilen proteinleri aktive ediyor. Erken dönem bazı kanser ilaçları bu proteinlere dayanıyordu.

Bir diğer önemli keşif ise CPMV’nin genetik materyalinin (RNA) hücre içinde nasıl davrandığıydı. CPMV’nin RNA’sı hücrede daha uzun süre kalıyor ve endolizozom adı verilen bir bölüme ulaşarak TLR7 adlı bir sensörü aktive ediyor.

Bu sensör, vücudun virüsleri tespit etmesine ve güçlü bir savunma mekanizmasını tetiklemesine yardımcı oluyor; bu savunma mekanizması aynı zamanda kanserle savaşmaya da yardımcı oluyor. Ancak CCMV’nin RNA’sı bu aşamaya ulaşamıyor.

Paylaşın

Tip 2 Diyabet Hastalarında Kan Şekeri Ölçümü Ne Sıklıkla Yapılmalı?

Vücudun şekeri işleme biçimini etkileyen kronik bir rahatsızlık olan Tip 2 diyabette kan şekeri seviyelerini sağlıklı bir aralıkta tutmak, hastalığın yönetiminin en önemli kısımlarından biridir.

Haber Merkezi / Bu nedenle, sıkça sorulan sorulardan biri de kan şekerinin ne sıklıkla ölçülmesi gerektiğidir. Cevap ise, kişinin tedavi planı, kan şekerinin ne kadar iyi kontrol edildiği ve kişisel sağlık ihtiyaçları gibi çeşitli faktörlere bağlıdır.

Genellikle hemen insülin gerektiren tip 1 diyabetin aksine, tip 2 diyabet hastaları durumlarını diyet, egzersiz ve ağızdan alınan ilaçlarla yönetebilirler. Bazılarının sonunda insüline veya diğer enjekte edilebilir ilaçlara ihtiyacı olabilir.

Kan şekeri testi, vücudun yiyeceklere, egzersize, ilaçlara ve strese nasıl tepki verdiğini anlamaya yardımcı olur.

İnsülin kullanmayan ve kan şekerini iyi kontrol edilen bireyler için doktorlar, kan şekeri seviyelerinin daha seyrek ölçülmesini önerebilirler. Bazı araştırmalar, bu bireyler için haftada bir veya iki kez, hatta ayda birkaç kez kan şekeri ölçümü yapmanın yeterli olabileceğini göstermektedir.

JAMA Internal Medicine’de yayınlanan 2017 tarihli bir araştırma, insülin kullanmayan iyi kan şekerini iyi kontrol edilen hastalarda rutin günlük testlerin kan şekeri kontrolünü iyileştirmediğini ortaya koydu.

Ancak insülin veya kan şekerini düşürebilecek başka ilaçlar kullanan hastalarda daha sık test yapılması gerekebilir. İnsülin kullanan hastaların kan şekerlerini günde birkaç kez test etmeleri önerilmektedir.

Bu, yemeklerden önce, yemeklerden sonra, yatmadan önce ve araba kullanma veya egzersiz gibi aktivitelerden önce test yapılmasını içerebilir. Test, özellikle ilaç değiştirirken, yeni yiyecekler denerken veya hastalık ya da duygusal stresle başa çıkarken önemlidir.

Bazı hastalar sürekli glikoz ölçüm cihazlarından (CGM) da faydalanabilir. Bu cihazlar, gün ve gece boyunca her birkaç dakikada bir kan şekerini ölçerek gerçek zamanlı bilgiler sunmaktadır.

CGM’ler, özellikle sık sık yüksek veya düşük tansiyonu olanlar veya tedavilerine rehberlik edecek daha detaylı bilgi isteyenler için faydalıdır. 

HbA1c, tip 2 diyabetin yönetiminde önemli bir araçtır. Bu test, son iki ila üç aylık kan şekeri seviyelerinin ortalamasını verir. Diyabet hastalarının çoğu, HbA1c değerlerini yılda en az iki kez, tedavi planları değişiyorsa daha sık kontrol ettirmelidirler. 

Bu test, günlük testlerin yerini tutmasa da, genel kontrol hakkında daha geniş bir bakış açısı sağlar.

Kan şekeri hedeflerinin kişiden kişiye değişebileceğini unutmamak da önemlidir. Birçok uzman, genellikle yemeklerden önce 80 ila 130 mg/dL arasında ve yemeklerden iki saat sonra 180 mg/dL’nin altında kan şekeri seviyelerini hedeflemeyi önermektedir.

Ancak bazı kişilerin yaşlarına, sağlık durumlarına veya düşük kan şekeri risklerine bağlı olarak farklı hedefleri olabilir.

Paylaşın

Her İki Dizde Ağrının Nedeni Ne Olabilir?

Diz eklemleri, insan vücudundaki en büyük ve en fazla yük taşıyan eklemler arasındadır. Her iki dizde de sürekli ağrı genellikle kemiklerde, eklemlerde, kaslarda ve damar sistemindeki değişikliklerle ilişkilidir.

Haber Merkezi / Bu durum kadınlarda, yaşlı bireylerde ve ağır fiziksel işlerde çalışanlarda daha yaygındır. Her iki dizde ağrıya aşağıdaki durumlar neden olabilir:

Eklemdeki metabolik süreçlerin bozulması: Artroz veya artrit gibi eklem hastalıklarına, kemik uçlarını kaplayan dokuların bozulması eşlik eder. Bu gibi durumlarda, hareket sırasında dizde basınç, çıtırtı, ağrı ve ağırlık hissi oluşabilir.

Kalsiyum ve tuz birikimi: Kemik yapısında yer alan mineral maddelerin eşit olmayan dağılımı, eklemlerde tuz birikmesine neden olur. Bu durum kemik hareketini kısıtlar ve ağrıya neden olur.

Zararlı ortamlara uzun süre maruz kalma: Soğuk ve nemli yerlerde çalışmak diz eklemlerine baskı uygular. Özellikle zeminde, beton yüzeylerde veya rüzgarlı havalarda çalışanlar arasında yaralanmalar sıklıkla görülür.

Mekanik yaralanmalar: Ağır kaldırma, yanlış hareket veya travma diz yaralanmalarına neden olabilir. Bunlardan bazıları anında ağrıya neden olurken, bazıları zamanla ağrımaya başlar.

Ağrıyla birlikte hangi belirtiler ortaya çıkar?

Oturma ve ayağa kalkmada zorluk;
Uzun mesafe yürüyememe veya aksayarak yürüme;
Yürürken ağırlık hissi, sinir çekilmesi hissi;
Bağdaş kurarak oturulduğunda kaslarda uyuşma ve gerginlik;
Bacaklarda şişlik ve damarların belirginleşmesi;
Soğuğa karşı hassasiyet, hatta yazın sıcak giyinme isteği.

Bazı hastalarda varisli damar genişlemesi de görülebilir. Bu gibi durumlarda, şişlik ve kan dolaşımı sorunlarını daha da kötüleştirebileceğinden ısı tedavisi önerilmez.

Diz ağrısından kurtulmak için ne yapılmalı?

Öncelikle hastanın profesyonel bir tıbbi muayene ve testlerden geçmesi gerekir. Teşhis için röntgen, biyokimyasal kan testleri ve bazı durumlarda BT taramaları kullanılabilir.

Ciddi bir değişiklik saptanmadığı halde ağrı devam ediyorsa fizyoterapi yöntemleri etkili olabilir. Radon ve kükürt banyoları, sıcak kumla tedavi ve sanatoryum-tatil köyü ortamında yapılan terapiler dizlerdeki kan dolaşımını iyileştirerek ağrıyı azaltır.

Önlenebilir mi?

Diz ağrısının önlenmesine erken yaşlardan itibaren başlanmalıdır. Düzenli fiziksel aktivite, koşu, hafif egzersizler, yüzme ve doğru duruşu korumak dizlere binen yükü azaltır.

Ayrıca, doğru beslenme ve kalsiyum ve D vitamini açısından zengin besinler tüketmek de kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur.

Paylaşın