Türk-İş Açıkladı: Açlık Sınırı 7 Bin 245 Lira

Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için eylül ayında yapması gereken gıda harcaması tutarı yani ‘açlık sınırı’ 7 bin 245 lira oldu.

Haber Merkezi / Araştırmaya göre, gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen ‘yoksulluk sınırı’ ise 23 bin 600 lira olarak hesaplandı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş), çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay yaptığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”nın Eylül 2022 sonuçları açıklandı.

Araştırmaya göre, bu ay 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden ‘açlık sınırı’ 7 bin 245 lira oldu.

Gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen ‘yoksulluk sınırı’ ise 23 bin 600 lira olarak hesaplandı. Bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ aylık 9 bin 470 lira olarak belirlendi.

Ankara’da yaşayan 4 kişilik ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarı, bir önceki aya göre yüzde 5,15 artarken, son 12 ay itibarıyla artış oranı yüzde 130 oldu.

Araştırmaya göre, eylül ayında süt ve peynir fiyatları gerilerken, yoğurt fiyatları sabit kaldı. Balık ve dana eti fiyatı gerilerken, kuzu eti yüzde 7, tavuk eti yüzde 8, yumurta yüzde 11 zamlandı.

Nohut, kuru fasulye ve kırmızı mercimeğin fiyatları geriledi. Yeşil mercimeğin fiyatı düştü. Kuru fasulye fiyatı yüzde 21 yükseldi. Bulgurda yüzde 7, makarnada yüzde 6 fiyat artışı görüldü. Pirinç ve irmik fiyatları yükseldi. Un ve ekmek fiyatı aynı kaldı.

Ayçiçek yağının fiyatı değişmedi, margarin fiyatı düştü, zeytinyağı bir ayda yüzde 12 zamlandı. Çay ve ıhlamur fiyatları gerilerken şeker fiyatı sabit kaldı.

Bal yüzde 27, pekmez yüzde 21, reçel yüzde 19, yeşil zeytin yüzde 27, siyah zeytin yüzde 18, baharatlar yüzde 9 zamlandı. Salça yüzde 51 artışla eylül ayının en çok zamlanan gıdası oldu.

Semt pazarlarında maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşilliklerinin ve pırasa, ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin fiyatları yükseldi. Patates fiyatları değişmedi. Soğan ve domates fiyatı geriledi. Salatalık, biber, patlıcan, kabak fiyatları ise arttı.

Paylaşın

Türkiye’de Gençlerin Yüzde 24’ü ‘Sessiz İstifa’ Sürecinde

Genel anlamıyla “işte en azını yapmak, yapılması gerekenler dışında hiçbir şey yapmamak, özel hayatı korumak ve daha az sorumluluk almak” olarak ifade edilen sessiz bir vazgeçiş süreci olarak tanımlanan sessiz istifanın, Türkiye’de oldukça yaygın olduğu görüldü.

Bloomberght’nin aktardığına göre, yapılan çalışma Türkiye’de gençlerin yüzde 24’ünün şu an sessiz istifa sürecinde; yüzde 46,7’sinin ise bu kavrama yatkın olduğunu ortaya koydu.

Youthall’un çalışma hayatında gündeme oturan “Sessiz İstifa” konusunda gerçekleştirdiği ve gençlerin görüşlerini aldığı araştırmaya, 18-50 yaş arasındaki 1002 kişi katıldı. Araştırmaya katılanların yüzde 57,3’ü kadın, yüzde 41,6’sı erkek olarak dağılım gösterirken soruları yanıtlayanların yüzde 74,3’ü aktif çalışan, yüzde 25,7’si ise şu an çalışmayan katılımcılardan oluştu.

Sessiz istifa kavramıyla ilgili; iş-yaşam dengesi, iş yerlerine aidiyet, iş tanımlarının netliği gibi konu başlıklarının ele alındığı araştırma, kavrama yönelik eğilimleri, nedenleri ve süreçten vazgeçme kriterlerini de ortaya koydu.

Çalışan kendisini ş yerine ait hissetmiyor

İş yerine kendisini ait hissedenlerin oranı sadece yüzde 18,5. Araştırmaya katılan çalışanların yüzde 58,1’i çalışma hayatlarında iş-yaşam dengesini kuramadıklarını belirtirken “Bunu başarabiliyorum.” diyenlerin oranı yüzde 41,9 oldu.

“Hayatınızın ne kadarı özel yaşam odaklı?” sorusuna verilen yanıtlar, iş dışında yaşama ne kadar az vakit ayrıldığını gösterdi. “Hayatımın yüzde 30’undan azı özel yaşam odaklı.” diyenlerin oranı yüzde 41,1 iken sadece yüzde 30-50 arasında diyenlerin yüzdesi 36,4 oldu. Yüzde 50 ila 70 arasında “Özel yaşama vakit ayırabiliyorum” diyenler ise yüzde 17,3 oranında.

Dönemsel olarak değişiyor

Çalıştığı iş yerine aidiyetin de sorgulandığı “Sessiz İstifa” araştırmasında, dönemsel olarak hissiyatının değiştiğini söyleyenlerin oranı yüzde 48 iken, iş yerine kendilerini ait hissetmeyenlerin oranı yüzde 33,5 olarak tespit edildi. İş yerine kendini ait hissedenlerin oranı ise sadece yüzde 18,5.

Gençler yüzde 64,4 oranında iş tanımını net bulmuyorken yüzde 35,6 oranında görev tanımının net olduğunu belirtti.

“Sessiz İstifa” hakkında ne düşünüyorsunuz? sorusuna gençlerin yüzde 24’ünün sessiz istifa sürecindeyim demesi ve yüzde 46,6’sının bu kavrama yatkın olduğunu belirtmesi, dünya gündeminde olan konunun Türkiye’de de yaygın olduğunu ortaya koydu. Gençlerin yüzde 15’i bu yaklaşıma yatkın değilim derken, ne olduğunu bilmiyorum diyenlerin oranı 14,4’te kaldı.

“Sessiz İstifa” sürecini şu an yaşayan, konuya yatkın olan ve yatkın olmayan kişilerin yorumlarının ayrı ayrı analiz edildiği araştırmada; “Sessiz İstifa” yaklaşımına yatkın olmayanların yüzde 31,3’ü, çalıştıkları şirkette kariyer yollarının kapalı olduğunu hissettikleri takdirde bu sürece girebileceklerini belirtti. Bu oranı yüzde 24,7 ile iş-özel hayat dengesizliği, yüzde 18,7 ile iş tanımının net olmaması ve aynı oranda düşük maaş takip etti. Sürece uzak olanların hayatlarındaki öncelikler ise şu şekilde sıralandı: Kariyer yüzde 22,9, özel hayat yüzde 25, aile yüzde 21,5, sağlık yüzde 20,1 ve para yüzde 10,5.

En büyük etken düşük maaş

Youthall tarafından yapılan araştırmada “Sessiz İstifa” sürecinde olan gençlerin kendilerini bu duruma sürükleyen nedenlerin başında “düşük maaş” geliyor. Yüzde 35 oranında verilen düşük maaş yanıtını, yüzde 21,7 ile iş-özel hayat dengesizliği, yüzde 15 ile iş tanımının net olmaması, yüzde 14,2 ile kariyer yollarının kapalı olması ve yüzde 7,9 ile uzun mesai saatleri takip etti.

“Şu an sessiz istifa sürecindeyim” diyen yüzde 24 oranındaki kitle, hangi durumda sessiz istifalarını sonlandırabileceklerini de aktardı. Yüzde 35,8 yan hakların ve maaş haklarının düzenlenmesini ilk sırada belirtti. Buna en yakın oranda alınan cevap ise yüzde 32,9 ile “iş-özel hayat dengesine olumlu katkı sağlayacak düzenlemelerin gerçekleştirilmesi” olarak dikkat çekti. Yüzde 14,6 “kendi çalışma modelini oluşturma fırsatı” derken aynı oranda katılımcı “değişen motivasyonumun yöneticim/işverenim tarafından fark edilmesi” durumunda da “Sessiz istifadan vazgeçerim” dedi.

Z Kuşağında oran yüksek

Z kuşağının yüzde 64,2’sinin gündeminde sessiz istifa var. Yüzde 45,2 ile araştırmaya en yüksek oranda katılım gösteren 18-24 yaş bandının cevapları incelendiğinde yüzde 13,2’si sessiz istifa sürecinde olduğunu, yüzde 50,9’u ise sessiz istifa sürecine yatkın olduğunu belirtti. Bu da özellikle Z kuşağının temsilcilerinden oluşan gençler arasında bu kavramın gündemde olduğunu ortaya koydu. Tüm katılımcıların ortalamasında sessiz istifa sürecine götüren neden; maaş iken, 18-24 yaş grubunda neden olarak ilk sırayı iş-özel hayat dengesizliği aldı.

Araştırmada özgürlüklerine düşkünlükleri ve ne istediklerini net bir şekilde belirtmeleri ile iş hayatında ön plana çıkan Z kuşağının, verilen işler dışında ekstra sorumluluk almayarak ve mesai saatlerinin dışına çıkmayarak sessiz istifa sürecinde olduklarının sinyallerini yöneticilerine verdikleri gözlemlendi.

Kadınlar daha fazla sessiz vazgeçişte

Ankete katılan kadın çalışanların yüzde 68,6’sı sessiz istifa sürecinde olduğunu ya da sessiz istifa sürecine yakın olduğunu belirtti. Kadınların bu sürece yakın olmasının altında yatan en temel etken yüzde 33,9 ile iş-özel yaşam dengesi kuramamaları oldu. Erkeklerin yüzde 58,7’si sessiz istifa sürecinde ve sürece yatkın olduklarını belirtirken kendilerini bu sürece iten en büyük neden ise kadın çalışanlardan farklı olarak yüzde 21,2 ile düşük maaş olarak saptandı.

Paylaşın

Açlık Sınırı 7 Bin 667, Yoksulluk Sınırı 22 Bin 377 TL’ye Yükseldi

Yüksek enflasyon döngüsü yoksulluk ve açlık sorununu hızla büyütmeye devam ediyor. Temel gıda fiyatlarında yaşanan yüksek artışlar dört kişilik bir ailenin açlık sınırını eylül ayında  7 bin 667 liraya kadar çıkarırken, yoksulluk sınırını da 22 bin 377 liraya kadar yükseltti.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR, Açlık- Yoksulluk Araştırılması Eylül sonuçlarını yayınladı.

Buna göre, açlık sınırı eylülde bir önceki aya göre 385 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 244 lira artarak 14 bin 710 liraya yükseldi. Böylece yoksulluk sınırı da 629 lira daha arttı. Son bir yılda açlık sınırı 4 bin 39 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 5 bin 869 lira arttı.

Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı son bir yılda toplam 9 bin 908 liralık artış gösterdi.

Sağlıklı beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar bir önceki aya göre 7 lira, son bir yılda ise 782 lira artarak bin 823 lira oldu. Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre değişmezken, geçen yılın aynı ayına göre ise 118 liralık artışla 209 lira oldu.

Süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama eylülde bir önceki aya göre 19 lira artarak 2 bin 19 liraya yükseldi. Son bir yıllık dönemde ise bin 142 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para eylülde 74 lira artarken, geçen yılın aynı ayına göre ise 239 lira artarak 603 lira oldu. Sebze harcamasının parasal tutarı da eylülde önceki aya göre 82 lira arttı, geçen yılın aynı ayına göre ise 583lira artarak 876 lira oldu.

Eylülde, 26 lira artarak 785 liraya yükselen ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama son bir yılda 275 lira arttı.  Pirinç ve bulgur harcamaları eylülde 13 lira, son bir yılda ise 273 lira artarak 361 liraya yükseldi. Yağ için yapılması gereken harcama ise 235 lira oldu.

Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama da eylülde 137 lira artarak 587 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 22 lira artarak 170 liraya çıktı.

Yetişkin erkek için 2.800, yetişkin kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre eylülde açlık sınırı yetişkin erkek için 2 bin 239 lira, yetişkin kadın için bin 757 lira, çocuk için bin 276 lira ve genç için de 2 bin 395 lira oldu.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat artışları da esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da eylülde 244 liralık artışla 14 bin 710 liraya yükseldi.

Eylülde dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları 901 liraya, barınma (kira dahil) harcamaları 3 bin 264 liraya, ev eşyası harcamaları bin 944 liraya, sağlık harcamaları 637  liraya yükseldi. Ulaştırma harcamaları 3 bin 986 liraya inerken, haberleşme harcamaları 662 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 568 liraya, eğitim harcamaları 369 liraya, tatil-otel harcamaları bin 368 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar ise 961 liraya çıktı.

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı (içki ve sigara harcamaları hariç) ise eylülde 629 lira daha artarak 22 bin 377 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında, bu  yılın ilk dokuz aylık döneminde 8 bin 865 liralık,  son bir yılda ise 9 bin 908 liralık artış yaşandı.

Paylaşın

Türkiye ‘Gelir Adaletsizliği’nde 37 OECD Ülkesi Arasında 4. Sırada

İktidar ekonomide pembe tablolar çizse de açıklanan veriler, bunu doğrulamıyor. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 37 üyesi arasında gelir dağılımı adaletsizliğinin en yüksek olduğu 4. ülke.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içinde ise gelir eşitsizliğinde Türkiye’den daha kötü durumda olan tek ülke Bulgaristan.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de halkın yüzde 40’ı gelirin sadece yüzde 16,5’ini alıyor. En zengin yüzde 20’lik grup ise gelirin yüzde 47,5’ini alıyor.

Gelir dağılımı eşitsizliğinin ölçülmesinde en çok kullanılan yöntemlerin başında Gini katsayısı geliyor. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında bir değer. Sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça ise gelir dağılımında bozulmayı anlatıyor. OECD’nin 2021 veya en yakın yıl verilerine göre zirvede 0,487 puan ile Kosta Rika yer alıyor. Ardından Şili (0,46) ve Meksika (0,42) geliyor. Dördüncü sıradaki Türkiye’nin 2018 yılındaki Gini katsayısı ise 0,397 puan.

Türkiye’den sonra ABD ve İngiltere geliyor

OECD verisinde Türkiye’den hemen sonra ABD (0,395) ve İngiltere’nin (0,366) gelmesi dikkat çekiyor.

En az gelir adaletsizliği Slovakya ve Slovenya’da

Gini katsayısına göre gelir adaletsizliğinin en düşük olduğu ülkeler Slovakya (0,222) ve Slovenya (0,246). Diğer bazı ülkelerde ise Gini katsayısı şöyle: İtalya 0,33; İspanya 0,32; Yunanistan 0,308; Fransa 0,292; Almanya 0,289 ve Çekya 0,248.

AB üyeleri içinde ise en yüksek oran 0,402 puan ile Bulgaristan’da. Türkiye, AB ülkeleri içinde gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ikinci ülke konumunda.

Gelir dağılımının hesaplandığı diğer yöntem ise toplumdaki en yüksek ve en düşük gelire sahip grupların toplam gelirden aldıkları payların karşılaştırılması. Toplumun en zengin yüzde 20’lik kesiminin geliri ile en yoksul yüzde 20’lik kesiminin gelirine oranı karşılaştırılarak P80/P20 hesaplanıyor. Farkın fazla olması gelir dağılımı eşitsizliğinin yüksek olması anlamına geliyor.

OECD’nin 2021 veya en yakın yıl verilerine göre Türkiye 37 OECD üyesi arasında gelir dağılımı eşitsizliğinin en yüksek olduğu 5. ülke. P80/P20 oranında eşitsizliğin en fazla olduğu 13,3 puan ile Kosta Rika. Ardından Şili (10,3), Meksika (8,9) ve ABD (8,4) geliyor. En düşük ise 3,2 puan ile Slovakya’da.

Türkiye’de gelirin yarısını yüzde 20’lik kesim alıyor

TÜİK’in sıralı yüzde 20’lik gruplar itibarıyla yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirinin dağılımı da Türkiye’de gelir adaletsizliği gösteriyor. 2020 anket yılı ve 2019 referans yılı verilerine göre Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesim gelirin yüzde 47,5’i alıyor. En yoksul yüzde 20’lik kesim ise gelirin sadece yüzde 5,9’unu alabiliyor.

Paylaşın

8 Ayda İşsizlik Ödeneğine Başvuran Sayısı 1.1 Milyonu Aştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Utanmadan sıkılmadan işsizlik var diyorlar” dese de yılın ilk 8 ayına ilişkin veriler Erdoğan’ı yalanladı. Öyle ki bu yılın ilk 8 ayında çalışırken işten atılan ve işsizlik ödeneğine başvuran kişi sayısı 1 milyon 105 bin 947 oldu. Böylece 8 aylık dönemde her ay 138 bin 243 kişi, her gün ise 4 bin 608 kişi işten atılmış oldu.

Konu hakkında açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Bakan Nebati her ne kadar Türkiye’nin büyüdüğünü, istihdamın arttığını söylese de resmi veriler bunun tam tersini iddia etmeye devam ediyor. Sadece temmuz ve ağustos ayında yani bir aylık dönemde işten çıkartılanların sayısı ise 140 bin 889 kişi oldu” dedi.

Bu yıl şu ana kadar en çok işten atılmaların olduğu şehrin 236 bin 400 kişi ile İstanbul olduğunu anlatan Ağbaba, “İstanbul’u 73 bin 440 kişi ile Ankara ve 58 bin 121 işten atılmayla İzmir izledi. Sanayinin yoğun olduğu Bursa ‘da 47 bin 84 kişi işten atılırken, Kocaeli’de bu yıl içerisinde işten atılanların sayısı ise 30 bin 718 olarak kayıtlara geçti” diye konuştu.

İşsiler kaderlerine terk ediliyor

Ocak-ağustos ayları arasında 1 milyon 105 bin 947 kişi işten atıldığı için işsizlik ödeneğine başvuru yaparken, başvuru yapanların sadece 538 bin 798’i ödenek almaya hak kazandı. Bu durumda işten atılanların neredeyse yarısı ödenek almaya hak kazanamadı. Türkiye’de işsizlik sigorta fonu işsizlerden çok işverenlere ve yandaş sermayeye kaynak olarak aktarılırken, işsizler ve işten atılanlarda bizzat iktidar tarafından kendi kaderlerine terk ediliyor.

Paylaşın

Açlık Sınırı 7 Bin, Yoksulluk Sınırı 24 Bin Lirayı Aştı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı ağustos ayında 7 bin 2 liraya, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yoksulluk sınırı ise 24 bin 221 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Birleşik Metal İş Sendikası Araştırma Merkezi (BİSAM) Açlık ve Yoksulluk Sınırı Ağustos 2022 Dönem Raporu’nu açıkladı.

Açıklanan verilere göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı ağustos ayı için 7 bin 2 liraya, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplamaya göre ise yoksulluk sınırı 24 bin 221 liraya yükseldi.

Günlük harcamalarda süt ve süt ürünleri grubu 80 liraya, et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı 40.33 liraya, sebze ve meyve için yapılması gereken günlük harcama tutarı 38.73 liraya, ekmek için yapılması gereken günlük harcama tutarı 23.41 liraya, katı yağ ve sıvı yağ ise 16.15 liraya yükseldi. Yumurta için günlük harcama tutarı 5.51, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 7,29 lira oldu.

Sağlıklı beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 1.918 liradır. Bu değer yetişkin bir kadın için 1.803, 15-18 yaş bir genç için 1.983, 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.298 liradır.

Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 7 bin 2 lira olarak tespit edilmiştir. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 24 bin 221 liraya ulaşmaktadır.

4 Kişilik ailenin sağlıklı beslenmek için yapması gereken minimum aylık gıda harcaması AÇLIK SINIRI olarak belirlenmektedir. Bu verinin Hanehalkı tüketim harcamasına dağıtılması ile elde edilen veri ise bize YOKSULLUK SINIRINI vermektedir. Tüketim Harcama Kalıbı dikkate alınırken, tüm içecekler, tütün ve gıda harcamaları bir kalem olarak belirlenmiştir.

Paylaşın

Kadıköy Belediyesi, İşçilerin Zam Taleplerini Reddetti

İstanbul’da Kadıköy Belediyesi işçileri toplu iş sözleşmeleri görüşmelerinde taleplerine karşılık bulamadı. Nerdeyse 2500’e yakın işçi, enflasyon ve ekonomik kriz etkilerinin göz önünde tutulmasını ve maaşlarına bu koşullar doğrultusunda zam yapılmasını istedi.

Fakat uzlaşma sağlanamadı. Genel İş İstanbul Anadolu Yakası 1 No’lu Şube Başkanı Murat Aydoğan sürecin belli noktalarda tıkandığını ifade etti.

Maltepe, Kartal, Ataşehir gibi ilçelerin ardından Genel-İş Sendikası, Kadıköy Belediyesi ile de masaya oturdu. Aydoğan yıl içinde iki altı aylık dönemde zam almayı talep ettiklerini bununla birlikte ikramiye, kapsam ve idari mevzuat hakkında olan isteklerini de belediyeye ilettiklerini ifade etti. Aydoğan ayrıca kapsam düzenlemeleriyle her ilçede aynı mesleğe mensup mühendis, tekniker, mimar vb. çalışanlarının kapsamlarını ayırdıklarını, artık Kartal, Ataşehir ve Maltepe Belediye’lerinde  çalışan aynı işi yapan kişilerin maaşlarının eşit olacağını vurguladı.

Diğer yandan Kadıköy Belediyesi’nde geçerli olan 4250 Tl’lik asgari ücret üzerinden %98 miktarında zam talep ettiklerini ama bunun belediye tarafından geri çevrildiğini söyledi. Aydoğan, Anadolu Yakası’nda Ataşehir, Kartal ve Maltepe’de Ocak 2023’te yüzde 20, Temmuz 2023’te yüzde 30 ve Ocak 2024’te yüzde 20 olmak üzere bir zam kazancı elde ettiklerini ama Kadıköy Belediyesi’nde bu sürecin tıkandığını da vurguladı.

Kötü giden ekonomik koşullar ve enflasyon karşısında talep ettikleri zamlarda haklı olduklarını düşünen Aydoğan, bir iki gün içinde grev kararı alacaklarını belirtti. Kararın alınmasının ardından altı iş günü içerisinde Kadıköy Belediyesi’nde işçiler greve gidecek.

Paylaşın

Ağustos Ayında En Az 186 İşçi İş Cinayetlerinde Yaşamını Yitirdi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG), açıkladığı rapora göre Ağustos’ta en az 186 iş cinayeti yaşandı. Ağustos verilerinin yayınlanmasıyla birlikte yılbaşından bu yana iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerin sayısı 1202’e yükseldi.

Ocak’ta 120, Şubat’ta 109, Mart’ta 122, Nisan’da 129, Mayıs’ta 176, Haziran’da 189, Temmuz’da ise 171 işçi öldü.

2022’nin ilk sekiz ayında hayatını kaybeden işçilerin 1029’u ücretli (işçi ve memur), 173’ü ise kendi nam ve hesabına çalışan (çiftçi ve esnaf) kişilerdi. Yani ölenlerin yüzde 86’sını ücretliler, yüzde 14’ünü ise kendi nam ve hesabına çalışanlar oluşturdu. İşçilerin 36’sı (yüzde 2,99) sendikalı, 1166’sı ise (yüzde 97,01) sendikasızdı.

Ölen işçilerin 80’i kadın, 1122’si ise erkek işçilerdi. 14 yaş ve altı 18 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 30 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş arası 182 işçi, 28-50 yaş arası 585 işçi, 51-64 yaş arası 249 işçi, 65 yaş ve üstü 74 işçi hayatını kaybetti. İSİG Meclisi 64 işçinin ise yaşını belirleyemedi.

Ölen mülteci işçiler 

Yine yılbaşından bu yana Türkiye’de iş cinayetlerinde ölen işçilerin 67’si mülteci/göçmen işçiydi. Bu işçiler Suriyeli (27), Afganistanlı (16), Türkmenistanlı (6) Özbekistanlı (4), İranlı (3); Azerbaycan, Belaruslu, Endonezyalı, Iraklı, Kuveytli, Rusyalı, Pakistanlı, Sırbistanlı, Ukraynalı ve Yunanistanlıydı (1’er işçi).

En çok ölüm tarım ve orman işkolunda

Yılın ilk sekiz ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle:

Tarım, orman işkolunda 244 emekçi (120 işçi ve 124 çiftçi); inşaat, yol işkolunda 225; taşımacılık işkolunda 147; metal işkolunda 74; ticaret, büro, eğitim, sinema işkolunda 70; belediye, genel işler işkolunda 64; konaklama, eğlence işkolunda 53; sağlık, sosyal hizmetler 52 işçi; madencilik işkolunda 48; enerji işkolunda 37; gemi, tersane, deniz, liman işkolunda 28; savunma, güvenlik işkolunda 26; petro-kimya, lastik işkolunda 26; tekstil, deri işkolunda 22; ağaç, kâğıt işkolunda 15; çimento, toprak, cam işkolunda 11; gıda, şeker işkolunda 10; basın, gazetecilik işkolunda 7; banka, finans, sigorta işkolunda 3; iletişim işkolunda 2 işçi.

İSİG Meclisi hayatını kaybeden 38 işçinin işkolunu ise belirleyemedi.

En çok ölüm nedeni servis kazaları

İş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı da şöyle:

Trafik, servis kazası nedeniyle 275; ezilme, göçük nedeniyle 223; yüksekten düşme nedeniyle 177; kalp krizi, beyin kanaması nedeniyle 131; elektrik çarpması nedeniyle 64; zehirlenme, boğulma nedeniyle 58; intihar nedeniyle 55; şiddet nedeniyle 48; Covid-19 nedeniyle 45; patlama, yanma nedeniyle 36; nesne çarpması, düşmesi nedeniyle 17; kesilme, kopma nedeniyle 9; diğer nedenlerden dolayı 64 işçi.

Not: İSİG, iş kazalarını iş cinayetleri olarak değerlendiriyor.

Paylaşın

Modern Kölelik: Zorla Çalıştırılan Veya Evlendirilenlerin Sayısı 50 Milyona Yükseldi

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun tahminine göre şu anda dünyada her 150 kişiden biri ya zorla çalıştırılıyor ya da zorla evlendirildi. Örgüt, bu sayının son beş yıl içinde 10 milyon artarak toplam 50 milyona ulaştığını söylüyor.

ILO kölelik konusunda olumlu ilerleme sağlanması bir yana, durumun daha da kötüleşmesini “şoke edici” diye niteliyor.

“Hiç bir şey insan haklarının bu temelden ihlalinin devam etmesini haklı kılamaz” diyen ILO genel başkanı Guy Ryder sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne yapılması gerektiğini biliyoruz. Herkesin birlikte harekete geçmesi gerekiyor. Sendikalar, işveren örgütleri, sivil toplum ve sıradan insanlar. Hepsine düşen hayati roller var.”

BM’nin çalışma örgütü, modern köleliğin Batı dünyasının uzağındaki, yoksul ülkelerle sınırlı olmadığını, zorla çalıştırılanların yarıdan fazlasının orta ve yüksek gelirli ülkeler grubunda yaşadığını vurgulamaya özen gösteriyor.

Zorla çalıştırma ve zorla evlendirme

Modern kölelik kavramı hem zorla çalıştırılan hem de zorla evlendirilenleri kapsıyor çünkü her iki durumda da insanlar “tehdit, şiddet, kandırma, suistimal ve diğer boyun eğdirme yöntemleri kullanılarak” istemedikleri ama içinden çıkamadıkları durumlara hapsoluyorlar.

ILO raporunda, “Zorla çalıştırma tuzakları yıllar sürebilirken, zorla evlendirme çoğunlukla hayat boyu devam ediyor” ifadesi kullanılıyor.

Örgüt şu anda dünyada 27 milyon 600 bin insanın zorla çalıştırıldığını, bunların 3 milyon 300 bininin çocuk olduğunu söylüyor. Bu çocukların yarıdan fazlası ticari cinsel istismara zorlanıyor.

22 milyon kişi ise zorlandıkları evliliklere mahkum olmuş bulunuyor. Bunların üçte ikisi kadın ve bir çoğu da 15 yaşın altındayken evliliğe zorlanıyor.

ILO son yıllarda yoksulluğun, dolayısıyla köleleşme riskini artıran bir dizi krizin biraraya gelişiyle birlikte durumun daha da kötüleştiğini bildiriyor.

Örneğin Covid-19 salgını insanların gelirlerinde kesinti ya da azalmaya ve borçlarında büyük artışlara yol açtığı için, zorla çalıştırmaya uygun koşullar yaratmış olabilir.

Uluslararası Çalışma Örgütü pandeminin son yirmi yıl içinde ilk kez “aşırı küresel fakirlik” düzeyinde artışa yol açtığını söylüyor.

Savaş ve silahlı çatışmalar da benzer bir şekilde yoksulluğu ve sıkıntıları artırıyor, çocukları zorla çalıştırılması ya da silah altına alınmasının koşullarını hazırlıyor.

Diğer yandın iklim değişikliği nedeniyle evlerini, köylerini terketmek zorunda kalanlar göçe zorlanıyor ve kölelik şebekelerine düşmeleri riski hemen artıyor.

ILO raporunda sorunun çözümü için uluslararası eşgüdümlü bir çabayla kaynak oluşturulması, ve gerçek bir çözüm iradesi gösteriylesi çağrısı yapılıyor ve “Vaadler ve iyi niyet açıklamaları yeterli değil” deniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

DİSK-AR: İşsiz Sayısı 8,5 Milyona Yükseldi

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR), Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bugün açıkladığı işsizlik verilerine ilişkin bir rapor yayımladı.

TÜİK’in verilerinin genişletilmiş hali olan rapora göre Türkiye’de geniş tanımlı işsiz sayısı 8,5 milyon kişiye yükseldi. Ayrıca geniş tanımlı işsizlik son bir yılda 781 bin kişi arttı. Geniş ve dar tanımlı işsizlik arasındaki puan farkı da 12,4’e çıktı.

Öte yandan İŞKUR’a göre işsiz sayısı son bir yılda 542 bin artarken TÜİK’e göre 307 bin azaldı. İŞKUR’un Temmuz 2021 ile Temmuz 2022 arasında son 1 yıllık dönemde kayıtlı işsiz sayısı 2 milyon 995 binden 3 milyon 538 bine yükseldi, kayıtlı işsiz sayısında yaklaşık yüzde 18,1’lik bir artış gerçekleşti.

Kadın istihdamı azalıyor

İŞKUR’a işsizlik kaydı yaptıranların 301 binini kadınlar, 241 bini ise erkekler oluştu. TÜİK’e göre ise son 1 yılda kadın işsizliği 40 bin, erkek işsizliği ise 267 bin azaldı.

DİSK-AR raporda bununla ilgili “İŞKUR’un kayıtlı işsiz sayıları kayıtlara, TÜİK’in işsizlik verileri ise ankete dayalı olarak hesaplanıyor. İki kurumun metodolojileri farklı da olsa İŞKUR tarafından aylık istatistik bültenlerinde açıklanan kayıtlı işsiz sayıları işsizliği anlamamız açısından önemli göstergedir. Olağan seyirde İŞKUR’un kayıtlı işsiz sayılarının TÜİK’in işsiz sayılarına yansıması beklenir. Ancak uzun bir süredir iki kurumun işsiz sayıları arasındaki farklar birbirinden zıt bir eğilim izlemektedir” dedi.

DİSK-AR “İŞKUR ile TÜİK arasındaki sayılardaki uyumsuzluğun sorunlu olduğunu düşünüyoruz” yorumu yaptı.

Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 29,9

DİSK-AR ayrıca TÜİK veririne göre işsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategorinin yüzde 29,9 ile geniş tanımlı kadın işsizliği olduğunu aktardı. İkinci yüksek işsizlik kategorisi ise genç kadınları gösterdi.

“Temmuz 2022’de genç kadın (15-24) işsizliği 24,7’dir. Bilindiği gibi salgın döneminde diğer işsizlik kategorilerine göre kadın işsizlik türleri genele göre çok daha yüksek gerçekleşti ve bu eğilim devam ediyor.” dedi.

DİSK-AR işsizlikle mücadelede şu önerileri sıraladı:

  • Haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
  • İş Yasasının 25/II. Maddesi (Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller) yeniden düzenlenmeli ve keyfi işten çıkarmalar sona ermelidir.
  • İşsizlik sigortası ödeneğinden yararlanma koşulları ve ödenek miktarı iyileştirilmelidir.
  • İşsizlik Sigortası Fonu’nun amaç dışı kullanımına son verilmelidir. Fon’dan işverenlere dönük teşvik ve destekler sona erdirilmelidir.
  • Kamu istihdamının artırılması, kamuda eğreti ve güvencesiz çalışma biçimleri yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam artışının sağlanması yaşamsal önemdedir. Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalı ve kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.
  • İşbaşında eğitim adı altında çırak, stajyer, kursiyerlerin ve bursiyerlerin ucuz işgücü deposu olarak kullanılması uygulamasına son verilmelidir.
  • Uluslararası çalışma normları doğrultusunda herkese en az bir ay ücretli yıllık izin hakkı tanınmalıdır.
  • Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımı güvence altına alınmalı, sendikal barajlar kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır.
Paylaşın