Devasa Büyüklükte Ölü Yıldızlar ‘Mezarlığı’ Bulundu

Bilim insanları Samanyolu’nun üç katı yüksekliğine ulaşan devasa bir ölü yıldızlar “mezarlığı” buldu. Eski güneşlerden oluşan yığın, ilk “galaktik ölüler diyarı” haritasında keşfedildi. Bu harita, o zamandan beri kara delikler ve nötron yıldızları haline gelen çeşitli yıldız kalıntılarını gösteriyor.

Harita, bir zamanlar kendi galaksimizin içinde olan nesnelerin birçoğunun galaksiden dışarı atıldığını ortaya koyuyor. Onları ilk bulan araştırmacılara göre bu nesneler, bizim gördüğümüz şekliyle Samanyolu’ndan “temelde farklı bir dağılım ve yapıda” diziliyor.

Samanyolu gençliğinden beri milyarlarca yıldız oluşturmuş olmalı. Ama şimdiye kadar bunlar büyük ölçüde saklı kalmış, yıldızlararası uzayın karanlığına atılmışlardı.

Orada, gökbilimciler tarafından görülmemiş halde uzanıyorlardı. Ama şimdi bilim insanları, uzun süredir ölü olan bu cesetlerin yaşam döngüsünü yeniden oluşturmayı başardı ve şu anda nerede olabileceklerini çözdü.

Makalenin ortak yazarı, Sidney Astronomi Enstitüsü’nden Peter Tuthill, “Bu antik nesneleri bulmaktaki sorunlardan biri, şimdiye kadar nereye bakacağımızı bilmememizdi” dedi ve ekledi:

“En eski nötron yıldızları ve kara delikler, galaksi daha genç ve farklı şekildeyken yaratıldı ve ardından milyarlarca yıla yayılan karmaşık değişikliklere maruz kaldı. Onları bulmak için tüm bunları modellemek büyük çaba gerektirdi.”

Araştırmacılar bunu, yıldızların uzaydaki hareketlerinin tüm karmaşıklığını açıklayan karmaşık bir model oluşturarak yaptı. Samanyolu’nun galaktik ölüler diyarı versiyonu çok farklı görünüyor: Çok daha yükseklere uzanıyor ve normal galaksimizden gayet iyi tanıdığımız sarmal kolların hiçbiri yok.

Araştırma, bu ölü yıldızların yakınlarda bize dadanmış olabileceğini de gösteriyor. Profesör Tuthill, “İstatistiksel olarak en yakın kalıntılarımız sadece 65 ışık yılı uzakta olmalı; galaktik açıdan aşağı yukarı arka bahçemizdeler” dedi.

Bulgular, Royal Astronomical Society’nin Monthly Notices akademik dergisinde yayımlanan “The Galactic underworld: The spatial distribution of compact remidants” (Galaktik ölüler diyarı: Yoğun kalıntıların uzayda dağılımı) başlıklı yeni bir makalede bildirildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

James Webb, Sarmal Galaksinin ‘Kemiklerini’ Görüntüledi

James Webb Uzay Teleskobu, sarmal galaksi IC 5332’nin “kemiklerini” görüntüledi. Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency-ESA), galaksinin gözalıcı fotoğrafını dün yayımladı.

Dünya’nın 29 milyon ışık yılı uzaklığındaki IC 5332, 66 bin ışık yılı genişliğinde. Galaksinin boyutu, Samanyolu’nun üçte biri büyüklüğünde.

ESA, iki galaksinin “neredeyse mükemmel bir şekilde karşı karşıya olduğunu” yazdı. Uzmanlara göre bu, IC 5332’in sarmal kollarının iyi şekilde görülmesini sağlıyor.

MIRI adlı kızılötesi spektrumda çalışan görüntüleme aracıyla yakalanan görüntü, Hubble Uzay Teleskobu’nun aynı galaksiyi görüntülediği fotoğraftan çok daha farklı.

Uzay ajansı, Hubble’ın fotoğrafında sarmal kolları ayırıyormuş gibi duran karanlık bölgelerin olduğunu kaydetti. James Webb’inkinde ise “sarmal kolların şeklini yansıtan sürekli yapı karmaşıklığı” dikkat çekiyor.

Görseller, teleskopların algıladığı farklı dalga boylarına bağlı olarak farklı yıldızları ortaya çıkarıyor.

İki görüntü arasındaki fark, galaksinin tozlu bölgelerinden kaynaklanıyor. Kozmik toz, morötesi ışığı engelleyebiliyor. Dolayısıyla Hubble’ın görüntüsü daha koyu görünüyor. James Webb ise kozmik tozun arkasını ortaya koyabiliyor.

Teleskobun kızılötesi gözleri evrenin derinliklerine bakıyor

25 Aralık 2021’de ESA’nın Ariane 5 adlı kargo roketiyle fırlatılan teleskobun kaydettiği görüntüler, yıldızların ve galaksilerin evriminin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak.

Gözlem aracının MIRI ve diğer kızılötesi kameraları, bir zaman makinesi görevi görüyor.

Güçlü teleskopları kullanarak çok uzaktaki gök cisimlerini inceleyen bilim insanları, ilgili gök cisminden gelen ışığın Dünya’ya ulaşma süresi uzadığı için “zamanda geriye bakma” imkanı yakalıyor.

James Webb Uzay Teleskobu ise 13,5 milyar yıl öncesini, yani evrenin yeni oluştuğu zamanı gözlemleyebilecek kadar güçlü bir cihaz.

Evrendeki en eski galaksiler, Büyük Patlama’ya o kadar yakın bir dönemde oluştu ki bunların ışığı Dünya yörüngesine ulaştığında son derece soluk oluyor.

Bu ışık evrende ilerlerken genişleyip dağılarak spektrumun kızılötesi ucuna doğru kayıyor. Gözlemlenebilmesi içinse son derece güçlü bir teleskop gerekiyor.

Hubble şimdiye dek geçmişe dair birçok gizemi aydınlatmayı başardı. Ancak gücü bu türden gözlemlere yetmiyordu. Ayrıca Hubble çoğunlukla ultraviyole ve görünür ışıkta gözlem yapmıştı.

Öte yandan James Webb Uzay Teleskobu, kızılötesinde rahatça gözlem yapabilmek için gereken tüm kriterleri karşılıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Jüpiter’in Gözalıcı Bir Görseli Daha Yayımlandı

Adını Roma mitolojisindeki tanrıların en büyüğü olan Jüpiter’den alan, Güneş Sistemi’nin kaotik gezegeni Jüpiter’in gözalıcı bir görseli daha yayımlandı. Fotoğraf, yaklaşık 600 bin görüntünün birleştirilmesiyle meydana getirildi.

Emektar astrofotoğrafçı Andrew McCarthy, saniyede yaklaşık 80 görüntü çektiğini açıkladı. Bütün bunları yakalamak yaklaşık iki saat sürdü.

McCarthy, 11 inçlik bir teleskop ve genellikle derin gökyüzünü görüntülemek için kullandığı kameradan yararlandığını belirtti.

Astrofotoğraçı şu ifadeleri kullandı:

Jüpiter’i seyretmek hiç eskimiyor. Muhteşem bir gezegen… O gece şartlar çok iyiydi. Bu yüzden gezegeni normalden çok daha ayrıntılı gördüm. Çok heyecan vericiydi.

McCarthy, yakaladığı çarpıcı görüntüleri Instagram hesabında paylaşıyor.

Jüpiter bugün (26 Eylül) son 59 yılda Dünya’ya en fazla yaklaştığı noktaya gelerek o akşam gökyüzü gözlemcilerine bir gösteri sunuyor.

Gezegen karşı konumda bulunuyor. Bu, gezegenin Güneş batıda batarken gökyüzünde doğu yönünde yükseldiği ve özellikle akşam saatlerinde görünür olacağı anlamına geliyor.

Dünya ve Jüpiter, dairesel yörüngelerden ziyade eliptik yörüngeleri takip eder ve birbirlerinin yanından geçme mesafeleri zamanla değişir. Jüpiter, yörüngesi boyunca Dünya’dan en uzak noktadayken iki gezegeni birbirinden ayıran yaklaşık 966 milyon kilometreye kıyasla, bugün Dünya’nın yaklaşık 591 milyon kilometre yakınına geliyor.

Her ne kadar Jüpiter 13 ayda bir karşı konuma gelse de NASA, gezegenin en son 1963’te Dünya’ya bu kadar yaklaştığını bildirdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Jüpiter, Dünya’ya Son 59 Yılın En Yakın Geçişini Gerçekleştirecek

Dünya ve Jüpiter, dairesel yörüngelerden ziyade eliptik yörüngeleri takip eder ve birbirlerinin yanından geçme mesafeleri zamanla değişir. Jüpiter, pazartesi günü, Dünya’ya son 59 yılın en yakın geçişini gerçekleştirecek.

Parlak ve nispeten yakın Jüpiter’i yakalamayı bekleyenler; 26 Eylül’e kadar ve ilerleyen günlerde, gün batımının etrafındaki doğu ufkuna bakabilirler, tüm bu günlerde gezegenin çıplak gözle görülmesi mümkün.

Bununla birlikte yakın geçiş ve karşı konum, teleskoplara veya diğer optik ekipmanlara erişimi olanlar için Jüpiter’in daha da çarpıcı hallerini sunacak.

26 Eylül Pazartesi günü Jüpiter, son 59 yılda Dünya’ya en fazla yaklaştığı noktaya gelerek o akşam gökyüzü gözlemcilerine bir gösteri sunacak.

Dahası, Jüpiter karşı konumda olacak, yani Güneş batıda batarken gökyüzünde doğu yönünde yükselecek, bu durum güneş sistemimizin en büyük gezegenini özellikle akşam saatlerinde görünür kılacak.

NASA Marshall Uzay Uçuş Merkezi araştırma astrofizikçisi Adam Kobelski yaptığı açıklamada, “Ay’ın dışında, gece gökyüzündeki en parlak nesnelerden biri (o da en parlağı değilse) olmalı” dedi.

Dünya ve Jüpiter, dairesel yörüngelerden ziyade eliptik yörüngeleri takip eder ve birbirlerinin yanından geçme mesafeleri zamanla değişir. Jüpiter, yörüngesi boyunca Dünya’dan en uzak noktadayken iki gezegeni birbirinden ayıran yaklaşık 966 milyon kilometreye kıyasla, pazartesi günü Dünya’nın yaklaşık 591 milyon kilometre yakınına gelecek.

Her ne kadar Jüpiter 13 ayda bir karşı konuma gelse de NASA’nın blog yazısına göre en son 1963’te Dünya’ya bu kadar yaklaştı. Jüpiter karşı konumdayken Dünya’nın bu kadar yakınından nadiren geçiyor.

Parlak ve nispeten yakın Jüpiter’i yakalamayı bekleyenler; 26 Eylül’e kadar ve ilerleyen günlerde, gün batımının etrafındaki doğu ufkuna bakabilirler, tüm bu günlerde gezegenin çıplak gözle görülmesi mümkün.

Bununla birlikte yakın geçiş ve karşı konum, teleskoplara veya diğer optik ekipmanlara erişimi olanlar için Jüpiter’in daha da çarpıcı hallerini sunacak. Jüpiter ve 50’den fazla uydusundan iyi bir gösteri izlemek için çok da fazla büyütme işlemine ihtiyacınız yok.

Dr. Kobelski açıklamasının devamında, “İyi bir dürbünle, Jüpiter’in halkalı yapısı (en azından merkezi halka) ve üç-dört Galilei uydusu (Jüpiter’in ayları) görülebilmeli” dedi.

Galileo’nun bu uyduları 17. yüzyıl optik ekipmanlarıyla gözlemlediğini hatırlamamız önemli.

İo, Europa, Ganymede ve Callisto’dan oluşan Galilei uyduları, Jüpiter’in en büyük doğal uyduları. NASA’nın Europa Clipper görevi, Ekim 2024 gibi yakın bir tarihte, bilim insanlarının küresel bir yeraltı okyanusu barındırdığına inandığı buzlu uyduyu incelemek için yola çıkabilir.

Dr. Kobelski’ye göre, daha da yakından bakmak isteyenler en az 10 santimetre veya daha büyük mercekli bir teleskop ve muhtemelen yeşil ve mavi filtreler kullanmayı düşünmeli; bu ekipmanlar, Jüpiter’in Büyük Kırmızı Lekesi’nin ve büyük gaz devi gezegenin bulut katmanlarının halkalı yapısının görünürlüğünü artıracak.

26 Eylül’den önceki ve sonraki birkaç gün boyunca manzara harika olmalı. Bu nedenle, 26 Eylül’ün öncesinde ve sonrasında güzel havadan yararlanıp manzarayı izleyin.

Paylaşın

Neptün’ün Halkalarının Şimdiye Kadarki En Net Fotoğrafı Çekildi

Dünya’dan çıplak gözle görünür olmayan tek gezegen olan Neptün’ün halkasının en net fotoğrafı çekildi. James Webb Uzay Teleskobu tarafından çekilen fotoğrafı Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından paylaşıldı.

Haber Merkezi / En son 1989’da NASA’nın gönderdiği Voyager 2 isimli uzay mekiğinde bu halkaların belirgin olduğu belirtildi. Yetkililer, halkaların ilk kez bu kadar net ve belirgin olduğunu açıkladı.

Hem Voyager 2 de hem de James Webb Uzay Teleskobu’nda görev yapan Dr. Heidi Hammel, “Neptün’ün fotoğraflarını gördüğümde ağlamaya başladım. Bu halkalara bakın dedim. Anneme, çocuklarıma, kedime bile gösterdim” dedi.

Görüntüler sadece net olmakla kalmıyor, aynı zamanda tozdan meydana gelen halkaları yakın kızılötesi spektrumda ilk kez görebilmeyi sağlıyor. Söz konusu dalga boylarında ‘mavi gezegen’ olarak bilinen Neptün, kızılötesi ve görünür kırmızı ışığı çok fazla emmesinden dolayı mavi görünmek yerine karanlık, hayaletimsi bir görünümde ortaya çıkıyor.

Fotoğraflarda ayrıca Neptün’ün şimdiye kadar tespit edilmiş 14 uydusu yer alıyor. Bu uydular arasında en popülerleri ise, Tritotn, Galatea, Naiad, Thalassa, Despina, Proteus ve Larissa yer alıyor.

Neptün bilim insanları için özellikle popüler bir araştırma hedefi olarak biliniyor. Çünkü Güneş’ten yaklaşık 2.8 milyar mil uzakta bulunan gezegen, yakın gezegenlerde bulunmayan çok düşük sıcaklıklar ve bir turu 164 yıl süren yörünge gibi özelliklere sahip. Ayrıca, Triton’un sıra dışı ters yörüngesi, uydunun Neptün’deki yerçekimine yenik düşen bir Kuiper Kuşağı nesnesi olabileceğini bile düşündürüyor.

James Webb teleskopunun gönderdiği yeni veriler teleskobun yapacağı keşiflerin yalnızca başlangıcı olarak görülüyor.

Araştırmacılar, gelecek yıl içinde hem Neptün hem de Triton hakkında daha fazla veri toplamayı umuyor. Dolayısıyla Neptün ve genel olarak uzay hakkındaki anlayışımızı geliştirebilecek çığır açan görüntüler için bir süre daha beklemek gerekebilir.

Neptün nasıl keşfedildi?

Neptün’ün keşfi, Uranüs’ün yörünge hareketlerinde anormal hareketler algılanmasıyla başlamıştır. Bu durum üzerine yapılan gözlemler sonucunda, çıplak gözle görülemeyen bir gök cisminin buna neden olabileceği düşünülmüştür.

Matematikçi Le Verrier, Uranüs’ün yörüngesini bozan gezegenin yerini ve büyüklüğünü kâğıt üzerinde belirlemeyi başarmıştır. 1846 yılındaysa Le Verrier’in verdiği koordinatlar ışığında; Berlin Rasathanesi’nde Gottfried Galle ve yardımcısı Heinrich Louis d’Arrest’ın yapmış olduğu gözlemler sonucunda Neptün keşfedilmiştir.

Böylece Neptün, keşfi öncesinde matematiksel olarak ilk kez tahmin edilen gezegen olarak literatüre geçmiş ve bu keşfi sayesinde, Isaac Newton’un kütleçekim teorisinin belli sınırlardaki başarısını doğrulamıştır

Paylaşın

‘Holografik Çağrı’ Denemeleri Başladı

Slovenyalı derin teknoloji şirketi MATSUKO Yıldız Savaşları (Star Wars) hologramları yapmaya odaklanan bir teknoloji geliştirdi, ancak benzer bir teknolojiyi daha gerçekçi hologramlar için kullanmaya başladı.

Holografik görüşme denemesi, Orange Innovation’ın Pazarlama ve Tasarım Bölümü Başkan Yardımcısı Karine Dussert-Sarthe tarafından “Metaverse’e doğru ilk ama anlamlı bir adım” olarak tanımlandı.

Bir zamanlar hayal bile edemediğimiz görüntülü görüşmeler artık gündelik hayatımızda iletişimin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Avrupalı cep telefonu operatörleri şimdi de iki boyutludan üç boyutluya geçerek geleceğin “holografik çağrıları” üzerine denemeler yapıyor.

Amaç yalnızca gerçek zamanlı görüntülü görüşme yapmanın ötesinde kişinin üç boyutlu sanal halini görmeyi sağlamak.

Slovenyalı derin teknoloji şirketi MATSUKO Yıldız Savaşları (Star Wars) hologramları yapmaya odaklanan bir teknoloji geliştirdi, ancak benzer bir teknolojiyi daha gerçekçi hologramlar için kullanmaya başladı.

Mobil operatörler Deutsche Telekom, Orange, Telefonica ve Vodafone da güçlerini üç boyutlu görüşmelere öncülük eden bu şirketle birleştirdi. Telekom şirketleri iletilebilir kalitede holografik görüşmeleri denemek amacıyla bir pilot programa dahil olduklarını açıkladı.

Holografik görüşmeler nasıl yapılıyor?

Teknoloji 5G kullanarak çalışıyor. Herkesi ve her şeyi, örneğin makineleri birbirine bağlamak için dizayn edilen mobil ağ internetin hızlı çalışmasını sağlıyor. Akıllı telefon kamerası hologram gönderecek kişinin iki boyutlu videosunu çekiyor. Video daha sonra bulutta işlenerek izleyenlere iletilebilecek üç boyutlu holograma dönüştürülüyor.

İlk kavram kanıtlama testi holografik çağrıya ve böylece izleyicilerin bir kişiyi hologram şeklinde görebilmesine olanak tanıdı.

Vodafone ticari yetkilisi Alex Froment-Curtil yayınladığı bir açıklamada “Bu kavram testi holografik iletişimi bilim-kurgudan çıkarıp gerçek hayattaki cep telefonlarına getirdi” diye açıkladı.

Metaverse’e ilk anlamlı adım

Telekom şirketleri henüz tam var olmamasına rağmen bazıları tarafından geleceğin çalışma, sosyalleşme ve ilişki kurma biçimi olacağına inandığı Metaverse gibi kapsamlı sanal dünyaya dikkatini çevirdi.

Holografik görüşme denemesi, Orange Innovation’ın Pazarlama ve Tasarım Bölümü Başkan Yardımcısı Karine Dussert-Sarthe tarafından “Metaverse’e doğru ilk ama anlamlı bir adım” olarak tanımlandı.

Bu teknolojinin ne zaman ya da nasıl kamuoyuna sunulacağı ya da belki de sunulmayacağına dair henüz bir bilgi bulunmasa da, teknolojiyi ilerletmek üzerine çalışmalar sürüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dünya Üzerinde Kaç Karınca Var Sorusu Yanıt Buldu: İnanılmaz

15 bin 700’den fazla türü olan ve doğada önemli rol oynayan karıncalar hem av hem de avcı. Karıncaların sayısını merak eden bilim insanları, Dünya üzerinde kaç karınca var sorusunun yanıtını araştırdı: 20 katrilyon.

Her bir insana karşılık 2,5 milyon karınca. Karıncaların toplam ağırlığının 12 megatona ulaştığı düşünülüyor.

Hong Kong Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, Dünya üzerindeki karıncaların sayısını hesapladı. Böceklerinin sayısının yaklaşık 20 katrilyona ulaştığı tahmin edildi.

PNAS adlı hakemli bilimsel dergide dün yayımlanan araştırmada, daha önce yapılan 489 çalışma incelendi. Bu çalışmalar, yapıldıkları yerdeki karınca sayısını belirlemişti.

Böylece her bir insana karşılık 2,5 milyon karınca bulunduğu tespit edildi.

Karıncaların toplam ağırlığının 12 megatona ulaştığı düşünülüyor. Bu, karıncaların bütün kuş ve memelilerin toplamından daha ağır olduğu anlamına geliyor.

Öte yandan incelenen çalışmalar bütün kıtalarda gerçekleştirilse de Orta Afrika ve Asya gibi bazı bölgelerde veriler yetersizdi.

Araştırma ekibi buradan hareketle karınca sayısının daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Makalenin başyazarı Patrick Schultheiss, bulgular için “akılalmaz” yorumunu yaptı.

Dünyadaki böcek popülasyonu gittikçe düşüyor. 2019’da yapılan bir çalışma, böcek türlerinin yüzde 40’ından fazlasının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu göstermişti.

Ancak Hong Kong Üniversitesi’nden uzmanlar, karıncaların sayısının azalıp azalmadığından emin değil. Araştırmacılar, bu sorunun cevabını bulmak istediklerini belirtti.

15 bin 700’den fazla türü olan karıncalar, doğada önemli rol oynuyor. Bu hayvanlar, bitkilerin tohumlarının dağılmasında kritik bir role sahip. Karıncalar hem av hem de avcı olarak bulunuyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

James Webb’in Mars’tan Çektiği İlk Fotoğraflar Paylaşıldı

Son olarak 1.350 ışık yılı uzaklıktaki Orion Nebulası’nı görüntüleyen James Webb Uzay Teleskobu, şimdi de Mars’ı görüntüledi: Artık gezegenin bu tam görüntüleri tüm kızılötesi aralığında inanılmaz hassasiyetlerde elde etmek mümkün.

Haber Merkezi / Teleskobun sağladığı görüntüler, Mars’ın doğu yarımküresini iki farklı kızılötesi dalga boyunda gösteriyor. Daha kısa dalga boyu (sağ üstte, üstte) yansıyan güneş ışığının bir sonucu. daha uzun dalga boyu görüntüsü rs yüzeyinden ve atmosferinden yayılan ısının yanı sıra konsantrasyonları hakkında bilgi veriyor.

Mars gibi yakın gezegenleri görüntülemek, çok uzak ve soluk nesneleri algılamak için tasarlanmış bir James Webb için zor bir görev. Kızıl Gezegen’den yansıyan güneş ışığı, teleskobun alıcılarına aşırı yükleme yaptığı için Villanueva ve ekibi, kısa pozlamalar alarak ve yalnızca dedektörlerden gelen ışığın bir kısmını örnekleyerek uyum sağlamaya çalıştı.

Bununla birlikte Webb, gezegenin atmosferine dair yeni verilere ulaşıldığını kaydetti. Teleskobun NIRSpec cihazı tarafından ölçülen verilerde, gezegenin atmosferinde su, karbondioksit ve karbon monoksit izlerini gözler önüne serdi. Bu veriler ayrıca gezegenin tozu, bulutları, kayaları ve daha fazlası hakkında da ipuçları sağlayabilecek.

Maryland’deki NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Geronimo Villanueva, yaptığı açıklamada, James Webb’in Mars üzerinden çalışırken uzak gezegenleri incelemekten daha zor bir iş yaptığını belirtti. Villanueva, “Artık gezegenin bu tam görüntülerini tüm kızılötesi aralığında inanılmaz hassasiyetlerde elde etmek mümkün” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Mars’tan yansıyan güneş ışığı, teleskobun alıcılarına aşırı yükleme yapıyor. Villanueva ve ekibi, görüntüleri kısa pozlamalarla ve yalnızca dedektörlerden gelen ışığın bir kısmını örnekleyerek almaya çalışıyor.

Ekip üyelerinden Sara Faggi, “Görüntüleri açtığımızda ve spektrumları aldığımızda, aslında verileri elde edebilmemiz ve bunların iyi veriler olması heyecan vericiydi” diye konuştu.

Çoğunlukla uzak evreni keşfetmek için tasarlanan James Webb Uzay Teleskobu, Mars’a dair çalışırken milyarlarca kilometre uzaklıktaki gezegenleri kaydetmekten daha zor bir işe imza atıyor. Temmuz 2022 tarihinden beri uzayı izleyen ve evrenden fotoğraflar sunan James Webb, bugüne dek Araba Tekeri Galaksisi, Phantom Galaksisi ve Tarantula Nebulası gibi uzak bölgeleri kaydetti.

James Webb Uzay Teleskobu, Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Kanada Uzay Ajansı (CSA) ve NASA tarafından gönderilmişti. Teleskop, en son 1350 ışık yılı uzaklıktaki Orion Nebulası’nı görüntülemişti. 10 milyar dolarlık maliyetiyle dünyanın en pahalı teleskobu olan James Webb, temmuz ayından bu yana Araba Tekeri Galaksisi, Phantom Galaksisi ve Tarantula Nebulası gibi uzak bölgeleri kaydetti.

Paylaşın

Kovid 19, Diyabete Neden Olabilir Mi?

Yakın zamanda yapılan araştırma, Kovid 19 ile Tip-2 diyabet arasındaki bağlantıya işaret etti. Araştırma, Kovid 19’dan kurtulduktan sonraki bir yıl içinde, diyabet geliştirme olasılığının yaklaşık yüzde 40 daha fazla olduğunu gösteriyor. 

Haber Merkezi / Araştırmada, Kovid 19 ile enfekte olan 180.000 kişi ile enfekte olmayanlar karşılaştırdı. Çalışmanın yazarları, daha önce Kovid 19 ile böbrek hastalığı, kalp yetmezliği ve felç arasındaki bağlantıya işaret etti.

Ancak henüz belirlenmemiş olan şey, Kovid ile diyabet arasındaki korelasyonun aslında Kovid 19’un diyabete neden olduğu anlamına gelip gelmediğidir.

Şunu düşünün: Bir sahil kasabasında yaşayanlar, dondurma satışları arttıkça köpekbalığı saldırılarının da arttığını fark ediyor. Bu, dondurma yemenin sizi köpekbalığına karşı karşı konulmaz kılan lezzetli dondurma kokulu terler salgılamanıza neden olduğu anlamına mı geliyor?

Yoksa sıcak günlerde insanların daha çok dondurma yemesi ve ayrıca köpekbalığı istilasına uğramış sularda yüzme olasılığının daha yüksek olduğu anlamına mı geliyor? Bu hipotezlerden biri diğerinden daha olası görünebilir, ancak daha fazla araştırma yapmadan kim kesin sonucu söyleyebilir?

Aynı şeyin Kovid 19 ve diyabet arasındaki ilişki için de geçerli olduğunu söyleyen uzmanlar, Kovid 19’un bazı insanlarda diyabete yol açabilecek değişiklikleri tetiklemesi olasılığını vurguluyor.

Uzmanlar, Diyabet ve Kovid arasında kesinlikle bir ilişki var, ancak Kovid 19 ile diyabet arasında nedensel bir ilişki olup olmadığını söyleyebilmek için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini söylüyor.

Diyabet belirtilerine dikkat edin

Kovid 19 geçirdiyseniz (veya diyabet için başka risk faktörlerine sahipseniz), aşağıdakiler gibi diyabet semptomlarına dikkat etmeniz gerekiyor;

  • Bulanık görme
  • Yorgunluk
  • Çok aç veya susuz hissetmek
  • Çok fazla idrara çıkma (genellikle geceleri)
  • Kesiklerin veya yaraların yavaş iyileşmesi
  • Ellerinizde veya ayaklarınızda  karıncalanma veya uyuşma
  • Açıklanamayan kilo kaybı

Bu diyabet belirtilerini tanımak, durumunuzu en iyi şekilde yönetmek için uygun bir teşhis ve tedavi planı almanıza yardımcı olacaktır.

Kovid 19’un diyabete neden olup olmadığını kesin olarak henüz bilmesek de, Kovid 19 enfeksiyonunun diyabet riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu biliyoruz. Araştırmalar devam ediyor.

Unutmadan… Dondurma yediyseniz köpek balıklarından uzak durun!

Paylaşın

NASA, Mars’ta ‘Organik Madde’ Hazinesi Buldu

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Perseverance uzay aracı, Mars’ta organik madde hazinesi buldu. Eski çağlardan kalma bir deltayı inceleyen Perseverance, karbon bazlı moleküllerin yer aldığı iki kaya numunesi topladı.

ABD’deki prestijli Berkeley Üniversitesi’nden David L. Shuster, perşembe günü yaptığı açıklamada “Bunların, mevcut görevde topladığımız en önemli numuneler olduğunu net şekilde söyleyebilirim” dedi.

Numunelerin potansiyel yaşam izleri taşıyabileceğini belirten bilim insanları, bunların bir zamanlar Mars’ta hayat olup olmadığına dair bilgi sağlayabilmesi için incelemelerin artırılması gerektiğini söyledi.

Shuster’la görevde yer alan Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Kenneth A. Farley de organik karbon moleküllerinin, yaşam izi taşımayan bir dizi kimyasal reaksiyon sonucunda oluşmuş olabileceğini ifade etti.

NASA’dan Sunanda Sharma ise numunelere dair “Bunu, başka bir gezegende hayat olup olmadığını dair potansiyel işaretlerin arandığı bir hazine avı gibi düşünürsek, organik madde bir ipucu olurdu. Deltada yaptığımız incelemelerde gittikçe daha sağlam ipuçları elde ediyoruz” dedi.

Bilim insanları, kurumuş bir deltanın yer aldığı 45 kilometre genişliğindeki Jezero kraterinin, Mars’ta 3,5 milyar yıl önce yaşam olup olmadığının araştırılması için en verimli bölge olduğunu düşünüyor.

Farley, “Burası, görev boyunca gerçekleştirilen incelemelerde bilimsel açıdan en büyük öneme sahip bölge. Gölde birikmiş, eski çağlardan kalma tortul kayaçların incelenmesi için en iyi fırsatı sunuyor” dedi.

Öte yandan NASA’daki araştırmacılar, Perseverance’ın taşıdığı cihazların, taşların niteliği hakkında net bilgi sağlayabilecek kapasitede olmadığını söyledi. Dolayısıyla numuneler, Dünya’ya getirildiğinde laboratuvarlarda incelenecek.

Avrupa Uzay Ajansı ve NASA, Mars’tan Numune Getirme Görevi (Mars Sample Return Mission) adı verilen bir proje kapsamında Kızıl Gezegen’e bir araç gönderip, Perseverance’ın bulduğu numuneleri geri getirmeyi hedefliyor. Görevin 2028’de başlaması, numunelerinse 2033’te Dünya’ya ulaşması planlanıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın