Demirtaş’tan “Süreç” Mesajı: Yasa Yapma Süreçleri Hızlanmalı

Tuncer Bakırhan ile bir mesaj ileten Selahattin Demirtaş’ın, “Barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti. Ziyareti sonrası Edirne Cezaevi önünde açıklama yapan Eş Genel Başkanlar şunları söyledi.

Hatimoğulları, şunları söyledi: “Değerli basın emekçileri, bugün Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ile birlikte Sevgili Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ettik. Buradan da Kandıra’ya geçerek Sevgili Figen Yüksekdağ’ı, Semra Güzel’i ziyaret edeceğiz. Bugünkü ziyaretimizde Belediye Eşbaşkanımız Selçuk Mızraklı’yı da ziyaret ettik. Türkiye toplumunun tamamına çok selamları var. Onları soran herkese kucak dolusu selam ve sevgilerini ilettiler. Sağlık durumları son derece iyiydi, moralleri oldukça yüksek ve barışa dair umutları da son derece yüksek.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; 4 Kasım’da Eş Genel Başkanlarımızın da içinde bulunduğu kapsamlı bir operasyonla Türkiye bir karanlığa sürüklendi. 10’uncu yılını geride bıraktık tutukluluklarının. Ortada AİHM Büyük Dairenin kararı olmasına rağmen hala içerideler. Bunun hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bugün Türkiye’de mevcut yasalar ve mevcut anayasaya karşı bir ihlal söz konusudur. Türkiye AİHS’e taraf bir ülkedir. AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararlarının uygulanmaması uluslararası hukuku tanımamak anlamına gelir.

9 yılı bitirip 10’uncu yılına girecek tutukluluk süreleri. Haksız ve hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızın hala içeride olmasını kabullenmek mümkün değildir. Özellikle bizlerin barış sürecini ve demokratikleşmeyi konuştuğumuz bugünlerde atılacak en önemli adımlardan bir tanesi AİHM kararlarının hayata geçirilerek Kobanî Kumpas Davasından tutuklu bulunan Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsaklarının acilen serbest bırakılmasıdır.

Arkadaşlarımızın dışarıya gönderdikleri çok önemli bir mesaj var. Barış sürecini sonuna kadar desteklerinin bir kez daha bugün altını çizdiler. Sevgili Selahattin Demirtaş’ın ısrarla yaptığı en temel vurgu barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması. Bu konuda bizler de bir kez daha DEM Parti olarak diyoruz ki bu süreçte atılacak önemli adımlardan biri AİHM kararlarının hayata geçmesi ve Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsaklarının serbest bırakılmaları.

Cezaevinde dört duvar arasında barışı desteklemekten öte açık alanda bugün bizlerle birlikte dışarıda barış sürecinin toplumsal inşasında çok büyük katkıları olacak ve bu katkıyı cezaevinde değil dışarda özgür bir şekilde bütün toplumla paylaşabilmeleri çok önemli ve çok anlamlı.

Son cümlem şudur. AİHM kararı derhal uygulanmalıdır. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobanî Kumpas Davasının bütün tutsakları acilen serbest bırakılmalıdır. Bunun barış sürecine büyük katkı sağlayacağına inancımız da sonsuzdur. Arkadaşlarımızın serbest olarak bugün basın karşısında sizlerle konuşabiliyor olması gerekiyor. Bu konuda beklenecek bir durum kalmamıştır. Karar acilen hayata geçirilmelidir.

“Suçsuz insanlar özgürleşmeyecekse bu sürece güveni nasıl toparlayacağız? “

Tuncer Bakırhan da şunları söyledi: “Başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı ve Kobanî Kumpas Davasında yargılanan bütün yoldaşlarımızın suçsuz olduklarını biliyoruz. Suçsuzlukları da mahkeme kararlarıyla aslında netleşti. Mahkeme Kobanî Kumpas Davasındaki tutsakların suçsuz olduğunu defalarca belirtmesine rağmen arkadaşlarımızın halen cezaevinde tutuluyor olmaları anlaşılır gibi değil. Eleştiriyoruz, kınıyoruz. Yeni bir sürece girdik. Yeni bir sürecin tartışmalarını yürütüyoruz.

Suçsuz insanlar, 10 yıldır içeride olan insanlar özgürleşmeyecekse, özgür olmayacaksa biz bu sürece güveni, desteği nasıl toparlayacağız? Dolayısıyla en başta suçsuzlukları mahkeme kararlarıyla kesinleşmiş olan başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobanî Kumpas Davasındaki yoldaşlarımızın bir an önce artık bırakılması gerekiyor.

Gerçekten bir süreç yürütüyorsak, gerçekten bu sürece inanıyorsak, bu sürece en büyük katkıyı sunacak arkadaşlarımızın halen cezaevlerindeki hücrelerde bulunmasının bir anlamı yoktur. Biz arkadaşlarımızın, Eş Genel Başkanımızın dediği gibi bu sürece büyük katkılar sunacaklarını düşünüyoruz.

Onların yeri artık hücreleri değil, cezaevleri değil, bizim yanımızdır. Bizimle birlikte bu barışı toplumsallaştırmak için bir an önce bırakılmaları gerektiğini tekrar ediyorum. Selamlarımı, saygılarımı Türkiye haklarına gönderiyorum. Bu konuda duyarlı olmaları gerektiğini belirtiyorum. Hepimize kolay gelsin. Teşekkürler.”

Eş Genel Başkanlar daha sonra Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmek üzere Kandıra Cezaevine geçti.

Paylaşın

Bu Sağlık Sorunu Pankreas Kanserinin Sessiz İşareti Olabilir

Pankreas kanseri en ölümcül kanser türlerinden biridir. Pankreas kanserinin belirli bir türü olan pankreas Duktal Adenokarsinomu (PDAC), tüm pankreas kanseri vakalarının yüzde 90’ından fazlasını oluşturur.

Haber Merkezi / Boston Tıp Merkezi’nden bilim insanlarının yakın zamanda yaptığı bir araştırma, safra kesesi taşı olan kişilerin (çok daha yaygın ve daha az tehlikeli bir sağlık sorunu) PDAC teşhisi alma riskinin daha yüksek olabileceğini ortaya koydu.

Safra kesesi taşları, safra kesesinde oluşabilen küçük, sert yumrulardır. Safra kesesi, karaciğerin altında bulunan ve vücudun yağları sindirmesine yardımcı olan safra adı verilen bir sıvıyı depolayan küçük bir organdır. Safra kesesi taşları, safradaki maddelerin dengesi bozulduğunda oluşur. Bazı safra taşları kum taneleri kadar küçükken, bazıları golf topu kadar büyük olabilir.

Çoğu insan safra kesesi taşı olduğunun farkında bile değildir çünkü safra taşları genellikle belirti göstermez. Ancak bazı durumlarda safra kesesi taşları mide ağrısına, mide bulantısına ve diğer sindirim sorunlarına yol açabilir.

Yeni araştırmada bilim insanları, PDAC hastası 18 binden fazla kişinin tıbbi kayıtlarını inceledi. Ayrıca, kanser hastası olmayan yaklaşık 100 bin kişinin kayıtlarını da incelediler. PDAC teşhisi konmadan önceki yıl, kanser hastalarının yaklaşık yüzde 4,7’sinde safra taşı vardı. Ayrıca, yüzde 1,6’sının safra kesesi ameliyatla alınmıştı. Kansersiz grupta ise sadece yüzde 0,8’inde safra taşı vardı ve sadece yüzde 0,3’ü safra kesesi ameliyatı geçirmişti.

Bu, PDAC’li kişilerin teşhislerinden önceki yıl safra kesesi taşı geliştirme olasılığının yaklaşık altı kat daha fazla olduğu anlamına geliyor. Sonuçlar, 2022’de Sindirim Hastalıkları Haftası adlı büyük bir tıp konferansında paylaşıldı.

Araştırmacılar, safra taşlarının pankreas kanserine gerçekten neden olduğunu düşünmüyor. Bunun yerine, safra taşlarının erken bir uyarı işareti olabileceğine inanıyorlar. Doktorlar, başka hastalık belirtileri de gösteren birinde safra taşı fark ederlerse, pankreas kanserini daha erken teşhis edebilirler. Ve konu bu hastalık olduğunda, erken teşhis hayat kurtarıcı olabilir.

Bilim insanları, bu bağlantıyı daha iyi anlamak için incelemeye devam etmek istiyor. Laboratuvar sonuçlarında veya taramalarda, doktorların pankreas kanseri riskinin kimlerde daha yüksek olduğunu belirlemelerine yardımcı olabilecek belirli kalıplar keşfetmeyi umuyorlar. Bu araştırma, safra kesesi taşı gibi yaygın sağlık sorunlarının bazen daha tehlikeli hastalıklara işaret edebileceği fikrini destekliyor.

Paylaşın

Otomobilden Konuta Yeni Vergiler Geliyor

AK Parti’nin bazı vergi istisnalarının kaldırılması ve vergi dışında kalan alanların vergi kapsamına alınmasına yönelik düzenlemesi, bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) ele alınacak.

AKP milletvekilleri, vergi kanununda değişiklik öngören kanun teklifini geçen hafta TBMM Başkanlığına sunmuştu. Teklif 21 Ekim Salı günü Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek.

Düzenleme ile konut kira gelirlerine uygulanan istisnanın kaldırılması hedefleniyor. Daha önce 2025 yılı için 47 bin TL’ye kadar olan kira gelirleri vergiden muaf tutuluyordu. Yeni paket ise, emekli konut sahipleri hariç kira geliri ne kadar olursa olsun gelir vergisi ödenmesini öngörüyor.

İşverenlere Hazine’den sağlanan yüzde 4’lük Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim desteği de yüzde 2’ye düşürülüyor. İmalat sektörü için ise sigorta primlerine yönelik yüzde 5’lik destek aynen sürdürülecek.

Teklif daha önce alınmayan yeni harçlar da getiriyor. Buna göre; muayenehane, poliklinik, ağız ve diş sağlığı merkezleri ile veteriner hekim muayenehane, poliklinik ve hayvan hastanesi ruhsatları yıllık harca tabi olacak. Mevcut durumda ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları ile ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarına ait belgeler; ayrıca veteriner hekim muayenehane ve poliklinikleri ile hayvan hastanelerine verilen ruhsatlar harca tabi değildi.

Değişiklik ile; her yıl için muayenehane uygunluk belgesi 20 bin lira, özel poliklinik ruhsatnamesi 30 bin lira, özel tıp merkezi ruhsatnamesi 50 bin lira olacak. Ağız ve diş sağlığı muayenehanelerinden her yıl alınacak bedel 20 bin lira, ağız ve diş sağlığı polikliniklerinden 30 bin lira, ağız ve diş sağlığı merkezlerinden 40 bin lira, ağız ve diş sağlığı hastanelerinden 40 bin lira olacak. Bu harçlar, büyükşehir belediyesi olan illerde bir kat artırımlı olarak uygulanacak.

Her yıl için veteriner hekim muayenehane ruhsatı 10 bin lira, veteriner hekim poliklinik ruhsatı 20 bin lira, hayvan hastanesi ruhsatı ise 40 bin lira olarak belirlendi.

Özel hastane ve laboratuvarlar ile turizm işletmeleri için verilen işletme belgelerine ilişkin harçlar da yıllık hale getiriliyor. Normalde bu tesisler için yalnızca ruhsat alımında tek seferlik harç ödeniyordu.

Kuyum ve ikinci el motorlu kara taşıtı ve taşınmaz ticareti yetki belgelerinden de yıllık harç alınacak. Buna göre, her yıl için şubeler dahil kuyum işletmeleri adına düzenlenen yetki belgelerinden 30 bin lira; ikinci el motorlu kara taşıtı ile taşınmaz ticareti için şubeler dahil düzenlenen yetki belgelerinden ise 20 bin lira alınacak. Bu harçlar da büyükşehir belediyesi olan illerde bir kat artırımlı uygulanacak.

Tasarının yasalaşmasıyla, noterler tarafından gerçekleştirilen ikinci el araçların satış ve devir işlemlerine ilişkin harç istisnası da kaldırılacak. Buna göre; noterde yapılan sıfır araçların ilk tescili işlemlerinden ve ikinci el araçların satış ve devrine ilişkin işlemlerden, bin liradan az olmamak üzere satış ve devir bedeli üzerinden nispi harç alınacak.

Paket Cumhurbaşkanı’na, Bireysel Emeklilik Sistemi’nde (BES) halen yüzde 30 olan devlet katkısı oranını sıfıra kadar indirme veya yüzde 50’ye kadar artırma yetkisi de veriyor.

Yeni düzenleme ile, vakıf üniversitelerinde hazırlık dönemi hariç eğitim ücretlerini belirleme yetkisi Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) bırakılıyor. YÖK fiyat belirlerken haziran ayı yıllık üretici fiyat endeksi (ÜFE) artışı ile aynı ayın yıllık tüketici fiyat endeksi (TÜFE) artışı ortalamasını dikkate alacak.

Paylaşın

Türkiye’de Yağışlar Son 52 Yılın En Düşük Seviyesine Geriledi

2025 Su Yılı Raporu’na göre metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından, 1 Ekim 2024 – 30 Eylül 2025 dönemini kapsayan “2025 Su Yılı Raporu” geçen hafta açıklandı. Rapor, Türkiye’nin ciddi bir kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre, metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Yağışlarda en büyük düşüş sırayla; yüzde 53 ile Güneydoğu Anadolu, yüzde 35 ile İç Anadolu ve yüzde 34 ile Marmara bölgelerinde gözlemlendi.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye’nin son yıllarda giderek derinleşen bir kuraklık döngüsüne sürüklendiği uyarısında bulunuyor.

Ülkenin üçte ikisinden fazlasının yıllık su açığıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Prof. Türkeş, “İklim değişikliğinin etkisiyle bu oran (su açığı yaşayan bölgeler) önümüzdeki 20–25 yıl içinde yüzde 80’e ulaşabilir. Bu tablo yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir kriz anlamına geliyor” diyor.

Türkeş’in verdiği bilgilere göre, Akdeniz ikliminin egemen olduğu Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’nun büyük bölümü Türkiye’de kuraklıktan en fazla etkilenen alanlar arasında. Güney Marmara ve Doğu Anadolu’nun güney kesimlerinin de bu riskli kuşağa eklenebileceğini ifade eden Türkeş, “Kuraklık olasılığı açısından en kırılgan bölgeler ise Güneydoğu Anadolu, Akdeniz kıyıları ve Batı Anadolu” değerlendirmesini yapıyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün raporuna göre geçen 12 aylık dönemde; Bilecik, Çorum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Kayseri, Kırşehir, Kilis, Mardin, Nevşehir, Şanlıurfa, Van, Batman, Edirne, Tekirdağ, Siirt, Şırnak ve Çanakkale’de 65, Kırıkkale’de 64, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Bursa, Kahramanmaraş, Karaman, Osmaniye’de 52, Aksaray, Konya, Niğde’de 51, Hakkari 50, Yalova’da son 40 yılın en düşük yağış seviyeleri görüldü.

Raporda, Doğu Anadolu’da kar örtüsünün azalması ve ani sıcaklık değişimlerinin yeraltı su kaynakları için ciddi risk oluşturduğuna işaret edilirken; Ege ve Akdeniz’de ise yaz kuraklıkları ve yeraltı suyu kullanımının artmasının tarımsal üretim ve su kalitesi üzerinde baskı yaptığına dikkat çekildi.

İç Anadolu’da özellikle Konya Ovası’nın tarımsal sulamadaki verimsizlik nedeniyle yılda milyonlarca metreküp su kaybettiği ifade edilen raporda, Ege ve Akdeniz’deki turizm bölgelerinde ise kişi başına günlük 600 litreyi aşan su tüketiminin yaz aylarında su bütçesinde ciddi dengesizlik yarattığı tespiti yapıldı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’deki su krizinin temelinde yönetim eksikliği ve plansızlık olduğunu söylüyor.

Türkiye’de yerel yönetimlerin su yönetimine dair sürdürülebilir bir planı bulunmadığını ifade eden Prof. Kadıoğlu, “Yerel yönetimler yıllık su bütçesi hazırlamıyor, aylık ya da mevsimsel su tahminleri yapmıyor. Sonra barajlar ve göller kuruyunca suçu tamamen iklim değişikliğine atıyoruz” diyor.

Sorunun sadece iklim değişikliğinden kaynaklanmadığını, asıl problemin plansızlık olduğunu vurgulayan Kadıoğlu, “İklim değişikliği tersine işlese ve yağışlar artsa bile yine su kıtlığı yaşanır. Çünkü büyük şehirler ayağını yorganına göre uzatmıyor. Türkiye’deki en büyük kuraklık, zihinsel kuraklık. Suyu bitirene kadar kullanıyoruz, sonra da ağlıyoruz” diye konuşuyor.

İklim değişikliğinin yarattığı kuraklık ve don olayları, Anadolu’daki tarımsal üretime de büyük zararlar veriyor. Son bir yılda yaşanan olumsuz hava koşulları başta incir, kayısı, kiraz gibi ürünlerde yüzde 80’i aşan üretim kayıplarına neden oluyor.

Prof. Murat Türkeş’e göre son üç yıldır gözlenen kuraklık nedeniyle gıda fiyatları 2026 yılında da artmaya devam edecek. Bu durumun gıda enflasyonunu tetikleyeceğini ve özellikle dar gelirli aileleri olumsuz etkileyeceğini dile getiren Türkeş, şöyle konuşuyor:

“Ne yazık ki Türkiye dinamik bir kuraklık yönetim sistemine sahip değil. Suyun az olduğu yerlerde çok su tüketen ürünler artık ekilmemeli. Silajlık mısır, yonca gibi çok su isteyen yem bitkilerinin salma sulama yöntemleriyle ekilmesi, hem yeraltı sularını tüketiyor hem de krizi derinleştiriyor.”

Peki Anadolu’da giderek yayılan kuraklık tehlikesini engellemek mümkün mü?

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetimi Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu’na göre, Türkiye’nin su krizinden çıkış yolu hem kısa hem de uzun vadeli önlemlerden geçiyor.

Türkiye’de son 5 yılda kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının yüzde 20-25 azaldığına işaret eden Ekmekcioğlu, “Bu gidişle Türkiye su kıtlığı eşiğine hızla yaklaşıyor. Hem iklimsel kayma hem de su yönetimi eksikliklerinin yarattığı çift yönlü bir krizle karşı karşıyayız. Eğer bugünden önlem almazsak, bu tablo gıda güvenliğinden ekonomik sürdürülebilirliğe kadar birçok alanda ciddi tehditler yaratacak. İklimi değiştiremeyiz ama bilinçli su yönetimi ile uyum sağlayabiliriz” diyor.

Kısa vadede kayıp-kaçakların azaltılması, basınçlı sulama sistemlerine geçilmesi ve tarımsal ürün deseninin değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Ekmekcioğlu, orta ve uzun vadede ise yeraltı sularının kayıt altına alınması, stratejik su yönetimi ve iklim senaryolarına göre yıllık kotaların belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

Homo Ergaster: Modern İnsana Benzeyen İlk İnsan

Erken insan türlerinden biri olarak kabul edilen Homo Ergaster, yaklaşık 1.8 ila 1.3 milyon yıl önce Afrika’da yaşamıştır. “Ergaster” ismi, Yunanca’da “işçi” anlamına gelmektedir.

Haber Merkezi / Bazı bilim insanları Homo Ergaster’ı Homo erectus’un bir alt türü veya bölgesel varyantı olarak sınıflandırırken, bazı bilim insanları da Homo Ergaster’ı ayrı bir tür olarak değerlendirilmektedir. Bu taksonomik tartışmalar, fosil kayıtlarının yorumlanmasındaki farklılıklara dayanmaktadır.

Homo ergaster, modern insana (Homo sapiens) giden evrimsel zincirde önemli bir halka olarak görülür ve Homo Heidelbergensis, Homo Neanderthalensis ve Homo Sapiens gibi daha sonraki türlerin atası olabileceği düşünülmektedir.

En ünlü Homo Ergaster fosili, Kenya’daki Turkana Gölü yakınlarında bulunan ve yaklaşık 1.6 milyon yıl öncesine tarihlenen “Turkana Çocuğu” (KNM-WT 15000) adlı neredeyse tam bir iskelettir. Bu 8 – 12 yaşlarında ölmüş bir erkek bireye aittir ve Homo Ergaster’ın anatomisi hakkında detaylı bilgiler sunmaktadır.

Turkana Çocuğu’nun uzun bacakları, dar pelvisi ve modern insanlara benzer vücut oranları, bu türün açık arazilerde hareket kabiliyetinin yüksek olduğunu göstermektedir.

Homo Ergaster, Afrika’nın savan ve otlak bölgelerinde yaşamış, muhtemelen avcı – toplayıcı bir yaşam tarzı benimsemiştir. Homo Ergaster, Acheulean alet teknolojisiyle tanınmaktadır. Bu aletler, daha önceki Oldowan aletlerine kıyasla daha karmaşık ve simetrikti (örneğin, el baltaları ve yontma aletler). Bu, planlama ve zihinsel becerilerde bir artışa işaret etmektedir.

Ateş kontrolüne dair kesin kanıtlar sınırlı olsa da, bazı arkeolojik bulgular (örneğin, yanmış kemikler) Homo Ergaster’ın ateşi sınırlı bir şekilde kullanmış olabileceğini öne sürmektedir. Bu, yiyeceklerin pişirilmesi ve korunması açısından önemli bir yenilik olurdu.

Homo Ergasterlerin küçük gruplar halinde yaşadıkları ve işbirliği yaptıkları düşünülmektedir. Alet yapımı ve avcılık gibi faaliyetler, sosyal organizasyon ve iletişim gerektirmektedir. Ancak, dil kullanıp kullanmadıkları bilinmiyor; muhtemelen jest ve basit seslerle iletişim kuruyorlardı.

Homo Ergaster ile Homo Erectus arasındaki ilişki, Paleoantropolojide tartışma konusudur. Bazı bilim insanları, Afrika’daki Homo Ergaster’ın Asya’daki Homo Erectus’tan farklı fiziksel özelliklere (örneğin, daha ince kafatası kemikleri) sahip olduğunu savunmaktadır ve bu nedenle ayrı bir tür olarak sınıflandırılmasını önermektedirler.

Bazı bilim insanları ise, bu farklılıkların bölgesel varyasyonlar olduğunu ve tüm fosillerin Homo Erectus altında birleştirilmesi gerektiğini düşünmektedirler.

Sonuç olarak, Homo Ergaster, insan evriminde kritik bir rol oynamış, modern insanlara giden yolda önemli fiziksel ve kültürel adaptasyonlar geliştirmiştir. Acheulean aletleri, uzun mesafeli hareket kabiliyeti ve sosyal işbirliği, bu türün Afrika’nın zorlu savan ortamlarında başarılı olmasını sağlamıştır.

Paylaşın

KKTC’de Seçimi Tufan Erhürman Kazandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC), resmi olmayan sonuçlara göre seçimleri ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman kazandı.

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman oyların yüzde 62,80’ini, mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,77’sini aldı.

KKTC’de cumhurbaşkanlığı büyük oranda sembolik bir rol ancak Kıbrıs sorununun çözümüne dair müzakerelerde Kıbrıslı Türkleri temsil edeceği için oldukça önemli. Ersin Tatar ve Tufan Erhürman Kıbrıs meselesi, Türkiye ile ilişkiler ve dış politika konularında farklı ekolleri temsil ediyor.

CTP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, eşi Nilden Bektaş Erhürman ile birlikte Gönyeli Dr. Suat Günsel İlkokulu’nda oyunu kullandı. Oy kullanmasının ardından basına açıklama yapan Erhürman, uzun bir seçim sürecinin geride kaldığını belirterek şunları söyledi:

“Bu seçim, çocuklarımızın seçimi. Bu bilinçle hareket ettik. Burada verilecek karar, geleceğimiz üzerinde etkili olacak. Kıbrıs Türk halkı demokrasiyi içine sindirmiş bir halk. Bu süreç içerisinde büyük bir olgunlukla seçim sürecinde yerini aldı. Bugün iradesini sandığa yansıtacak. Halkımızın iradesi herkes için hayırlı olsun.”

KKTC Cumhurbaşkanı ve bağımsız cumhurbaşkanı adayı Ersin Tatar ise eşi Sibel Tatar ile oyunu Şehit Tuncer İlkokulu’ndaki 157 numaralı sandıkta kullandı. Oy kullanmasının ardından açıklamalarda bulunan Tatar, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye hükümetine destekleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimini “referandum niteliği taşıyan bir varoluş seçimi” olarak tanımlayan Tatar, “Önemli olan Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda verdiği yaşam mücadelesi, önümüzdeki dönemde refahının artması, Kıbrıs Türkü’nün asli unsur olarak Kıbrıs’ın iki halkından bir tanesi olarak hakkıyla, hukukuyla, egemenliğiyle geleceğe güçlü bir şekilde yürüyüşüdür” dedi.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı: Sıkı Para Politikamızı Koruyacağız

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Enflasyon orta vadeli hedefimiz olan yüzde 5’in çok üzerinde ama patikamız çok açık. Yüzde 5 hedefine ulaşana kadar programımızı uygulamaya devam edeceğiz” dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Washington’da düzenlenen Atlantik Konseyi Panelinde konuştu. BloombergHT’nin aktardığına göre; Karahan, dezenflasyonun son aylarda biraz hız kestiğini ancak durumu yakından takip ettiklerini belirtti. Karahan enflasyon yüzde 5’lik hedefe ulaşana kadar sıkı para politikasını koruyacaklarını dile getirdi.

TCMB olarak parasal sıkılaşmaya başladıklarını ve o dönemden beri enflasyonda aşağı yönlü hareket olduğunu kaydeden Karahan “Bu aşağı yönlü hareket son dönemde biraz hız kesti ama yakından takip ediyoruz. Enflasyon orta vadeli hedefimiz olan yüzde 5’in çok üzerinde ama patikamız çok açık. Yüzde 5 hedefine ulaşana kadar programımızı uygulamaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Güven konusunda yol kat ettiklerini kaydeden Karahan “Ama hala daha fazla yola ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.

Paylaşın

RTÜK Başkanı Şahin Sokak Röportajlarını Hedef Aldı

YouTube kanallarında yayınlanan sokak röportajları ile ilgili önlemler alacaklarını dile getiren RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, bu röportajlarda bilinçli yönlendirme çabaları ile “her şeyin kötüye gittiği” yönünde algı oluşturulduğunu savundu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, genellikle YouTube kanallarında yayınlanan sokak röportajları ile ilgili önlemler alacaklarını dile getirdi.

Bu röportajlarda bilinçli yönlendirme çabaları ile “her şeyin kötüye gittiği” yönünde algı oluşturulduğunu savunan Şahin, “RTÜK olarak daha önce de açıkça uyardığımız bu tür yayınların, toplumda umutsuzluk ve ayrışma oluşturmasına asla izin vermeyeceğiz. Kamuoyunu kasıtlı biçimde yönlendiren, halkı karamsarlığa sürükleyen içeriklere müsamaha gösterilmeyeceğini bir kez daha vurguluyor, benzeri yayınlarla ilgili tüm yasal yetkileri sonuna kadar kullanacağımızı önemle hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

RTÜK Başkanı Şahin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Üst Kurulumuzun İzleme ve Değerlendirme Uzmanları tarafından yapılan analizler sonucunda; sokak röportajları adı altında bazı yayınların sistematik biçimde ve röportajı yapan kişinin bilinçli yönlendirme çabaları ile ‘her şeyin kötüye gittiği’ yönünde algı oluşturma çalışmalarında son zamanlarda artış olduğu tespit edilmiştir” dedi.

“Belirli kesimlerin duygularını istismar eden, halkın umut duygusunu zedeleyen bu yayınlar; medya etiğine, ifade özgürlüğünün sınırlarına ve kamu yararına aykırıdır” diyen Şahin, mesajını şöyle tamamladı: “Eleştiri elbette demokrasinin vazgeçilmez unsurudur; ancak yapıcı eleştiriler ile toplumun moralini ve geleceğe inancını yok etmeyi amaçlayan sistematik karamsarlık dili aynı şey değildir.”

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Savcılara Hakaret” Davası Düşürüldü

Ekrem İmamoğlu hakkında, kent uzlaşısı soruşturmasını yürüten iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava düştü.

Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, kent uzlaşısı soruşturmasını yürüten iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava düştü.

Kararın gerekçesinde, “Her ne kadar iş bu dava dosyasının duruşması 22/10/2025 tarihine bırakılmış ise de; sanığın celse arasında önödeme ihtaratı kapsamında ödeme yaptığı görülmekle, işin sürüncemede kalmaması için duruşmaya mahsus salonda re’sen celse açıldığı ve ön ödemenin vezneye yatırıldığı anlaşıldı” ifadelerine yer verildi.

İmamoğlu hakkında 4 yıl 1 aya kadar hapis talep edilen iddianame, gönderildiği İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti. İmamoğlu’nun bu dava nedeniyle 22 Ekim’de hakim karşısına çıkması bekleniyordu.

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, İki cumhuriyet savcısı, “müşteki” sıfatıyla yer alıyordu.

İddianamede, İmamoğlu’nun 23 Mart’ta “silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçundan yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildiği anımsatılarak, hakimlikteki sorgusunda İmamoğlu’nun, tutuklamaya sevk yazısında isimleri bulunan iki cumhuriyet savcısına yönelik “hakaret içerikli” beyanları gerekçesiyle soruşturma başlatıldığı kaydedilmişti.

İddianamede, İmamoğlu hakkında “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan 9 aydan 4 yıl 1 aya kadar hapis cezası verilmesi, ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” hükmünün uygulanması istenmişti.

İddianame, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Paylaşın

Enflasyon, Avrupa’da Yüzde 2.2, Türkiye’de Yüzde 32.1

Eylül sonu itibarıyla enflasyon, yıllık Euro Bölgesi’nde yüzde 2,2, Avrupa Birliği (AB) genelinde ortalama yüzde 2,6, Türkiye’de ise yüzde 32,1 kayıtlara geçti.

Avrupa Birliği istatistik kurumu Eurostat’ın Eylül 2025 verilerine göre, Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon oranı yüzde 2,2’ye yükseldi. Avrupa Birliği genelinde ortalama oran yüzde 2,6 olarak kaydedilirken, Türkiye yüzde 32,1’lik oranla en yüksek enflasyonu yaşayan ülke oldu.

Para politikalarında sıkı duruşunu sürdüren Avrupa Merkez Bankası’nın etkisiyle fiyat artışları Euro Bölgesi’nde yeniden hedef aralığına yaklaştı. Eurostat verilerine göre, hizmetler grubu yüzde 1,49 puanla enflasyona en yüksek katkıyı sağladı. Gıda, alkol ve tütün ürünleri yüzde 0,58 puanla ikinci sırada yer alırken, enerji kalemi -yüzde 0,03 puanla düşüş yönlü etki yaptı.

Eurostat’ın uyumlaştırılmış tüketici fiyat endeksi (HICP) kapsamında değerlendirilen Türkiye, Eylül 2025 itibarıyla yüzde 32,1’lik yıllık enflasyonla Avrupa ortalamasının 15 kat üzerine çıktı. Türkiye’yi yüzde 8,6 ile Romanya ve yüzde 5,3 ile Estonya izledi. Uzmanlara göre Türkiye’de fiyat artışları, yüksek kur seviyesi, ücret baskısı ve gıda kalemlerindeki artıştan besleniyor.

Enflasyonun en düşük olduğu ülkeler Kıbrıs (yüzde 0), Fransa (yüzde 1,1), İtalya ve Yunanistan (yüzde 1,8) oldu. Almanya’da oran yüzde 2,4, İspanya’da ise yüzde 3,0 olarak ölçüldü. Veriler, Avrupa genelinde fiyat artışlarının büyük ölçüde kontrol altına alındığını ortaya koydu.

Enerji fiyatları son bir yılda yüzde 0,4 düşerek enflasyon üzerindeki baskıyı hafifletti. Buna karşın işlenmemiş gıda fiyatlarında yüzde 4,7’lik artış sürdü. Çekirdek enflasyon (enerji ve gıda hariç) yüzde 2,4 seviyesinde sabit kaldı.

Paylaşın