‘Libya Tezkeresi’ 2 Yıl Daha Uzatıldı

Libya’ya asker gönderilmesi için verilen izin süresinin 2 yıl daha uzatılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşüldü.

Haber Merkezi / Konuşmaların ardından yapılan oylamada Libya tezkeresi kabul edildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulan Lübnan tezkeresi, yapılan açık oylamada çoğunluğun “evet” oyu vermesiyle kabul edildi. Tezkere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Lübnan’da konuşlu Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücüne (UNIFIL) katkısının iki yıl daha uzatılmasını öngörüyor.

Tezkerede, Türkiye’nin 2006’dan bu yana UNIFIL’e yaptığı katkının “barışın korunmasına ve Türkiye’nin görünürlüğünün artmasına hizmet ettiği” savunuldu. Metinde, “Lübnan ile ikili ilişkiler ve bölgedeki güvenlik koşulları göz önünde bulundurularak UNIFIL’e katkımızın sürdürülmesinin önem arz ettiği değerlendirilmektedir” ifadeleri yer aldı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2790 sayılı kararıyla UNIFIL’in görev süresi 2026 sonuna kadar uzatılmış, 2027’de ise tedricen tasfiyesi kararlaştırılmıştı.

Ayrıca TBMM Genel Kurulunda Irak ve Suriye’ye asker gönderme tezkeresinin süresinin 3 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri de görüşülecek. EMEP, DEM Parti ve CHP tezkerelere ‘hayır’ oyu vereceklerini açıklamıştı.

Tezkerede, şunlar kaydedildi: “Lübnan ile ikili ilişkilerimiz ve bölgedeki güvenlik koşulları da göz önünde tutularak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması ve tedricen tasfiyesi yönündeki 2790 Sayılı Kararı uyarınca hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının 1701 Sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ve 880 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında 31 Ekim 2025 tarihinden itibaren 2 yıl daha UNIFIL’e iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için gereğini Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bilgilerinize sunarım.”

Paylaşın

Ay’ın Evreleri Dünya’yı Nasıl Etkiliyor?

Ay, gece gökyüzündeki uzak bir cisimden çok daha fazlasıdır. Ay’ın evrelerinin en belirgin etkisi gelgitler üzerinedir, ancak biyolojik ve kültürel etkileri de önemlidir.

Haber Merkezi / Bilimsel açıdan,Ay’ın evrelerinin insan davranışları veya hava durumu üzerindeki etkisi sınırlıdır ve çoğu zaman kültürel inanışlarla şekillenir.

İşte Ay’ın evrelerinin Dünya üzerindeki başlıca etkileri:

Gelgitler (Medcezir): Ay’ın çekim gücü, Dünya’daki okyanuslarda gelgitlere neden olur. Yeni ay ve dolunay evrelerinde, Ay ve Güneş’in çekim güçleri birleştiğinde daha güçlü gelgitler (yüksek gelgitler veya büyük gelgitler) oluşur. İlk dördün ve son dördün evrelerinde ise gelgitler daha zayıftır (küçük gelgitler veya ölü dalga). Bu, özellikle kıyı ekosistemlerini ve denizcilik faaliyetlerini etkiler.

Biyolojik Etkiler: Bazı deniz canlıları, örneğin mercanlar ve belirli balık türleri, üreme döngülerini Ay evreleriyle senkronize eder. Örneğin, mercan resiflerinde üreme genellikle dolunay zamanlarında gerçekleşir. Ayrıca, bazı hayvanların (özellikle gece aktif olanların) davranışları, Ay ışığının yoğunluğuna bağlı olarak değişebilir.

İklim ve Hava Durumu: Ay evrelerinin hava durumu üzerindeki etkisi bilimsel olarak kesinleşmemiştir, ancak bazı geleneksel inanışlar dolunay veya yeni ay dönemlerinde hava olaylarının değişebileceğini öne sürer. Modern bilim, bu konuda net bir ilişki bulmamıştır.

İnsan Kültürü ve Davranışları: Ay evreleri, tarih boyunca tarım, balıkçılık ve kültürel ritüeller gibi insan faaliyetlerini etkilemiştir. Örneğin, çiftçiler ekim ve hasat zamanlarını Ay evrelerine göre planlayabilir. Ayrıca, dolunayın insan davranışları (örneğin uyku düzeni veya psikolojik durum) üzerindeki etkisi halk arasında tartışılır, ancak bilimsel kanıtlar bu etkileri sınırlı bulmuştur.

Gece Görüşü ve Aydınlatma: Dolunay, gece daha fazla ışık sağladığından, insan ve hayvan aktivitelerini etkileyebilir. Örneğin, avcı hayvanlar dolunayda daha aktif olabilir, çünkü avlarını görmek daha kolaydır.

Paylaşın

Dijital Sömürü

Dijital sömürü, dijital teknolojilerin – sosyal medya, veri toplama araçları, yapay zeka ve platform ekonomisi – bireylerin verilerini, emeğini veya mahremiyetini izinsiz ve etik dışı yollarla sömürmesini ifade etmektedir.

Kurtuluş Aladağ / Bu kavram, sadece bireysel mağduriyetleri değil, toplumsal eşitsizlikleri, ekonomik sömürüyü ve hatta küresel güç dengesizliklerini de kapsamaktadır.

Araştırmalar, dijital sömürünün yıllık ekonomik maliyeti milyarlarca doları aştığını göstermekte; örneğin, veri ihlalleri ve dolandırıcılıklar küresel olarak 2025 yılı genelinde 10 trilyon dolara ulaşabileceği öngörülüyor.

1990’lı yıllarda internet patlamasıyla başlayan Dijital sömürü, endüstriyel kapitalizmin doğal bir uzantısı olarak görülebilir. Klasik sömürü (emeğin metalaşması) dijital çağda veri ve dikkat ekonomisine evrilmiş durumda.

Shoshana Zuboff’un “Gözetim Kapitalizmi” kavramı burada kilit rol oynamaktadır: Şirketler, kullanıcı verilerini (konum, arama geçmişi, etkileşimler) “davranışsal fazlalık” olarak toplayıp, bu verileri reklam ve manipülasyon için satmaktadırlar.

Dijital Sömürünün Ana Türleri:

Veri Sömürüsü: Veri sömürüsü (veya veri sömürgeciliği), büyük teknoloji şirketleri ve hükümetler gibi kuruluşların, kullanıcıların dijital izlerini, kişisel verilerini ve davranışlarını izinsiz veya yetersiz rıza ile toplayarak ekonomik, siyasi veya stratejik çıkarları için kullanmasını ifade etmektedir.

Bu süreç, bireylerin mahremiyetini ihlal eder ve veriyi “sömürge” gibi kaynak olarak gören bir eşitsizlik yaratmaktadır; örneğin, ücretsiz hizmetler karşılığında veri toplanmasıyla reklam hedeflemesi yapılmaktadır.

Dikkat Ekonomisi: Dikkat ekonomisi, insan dikkatinin sınırlı bir kaynak olarak kabul edildiği bir yaklaşımı ifade etmektedir; bilgi bolluğunda dikkat, en değerli emtiadır ve ekonomik teorilerle yönetilmektedir.

Dijital çağda platformlar (örneğin sosyal medya), reklam ve içerikle bu dikkati çekerek kar elde etmektedir, ancak bu süreç odak kaybı ve bilgi aşırı yüküne yol açmaktadır.

Cinsel ve Çocuk İstismarı: Dijital platformlarda cinsel ve çocuk istismarı, internetin yaygınlaşmasıyla artan bir tehdit olup, sosyal medya, video paylaşım siteleri ve anonim ağlar üzerinden çocuklara yönelik cinsel taciz, istismar materyallerinin (ÇCİM) yayılması, canlı yayın tacizleri ve grooming (çocuğu kandırma) gibi yöntemlerle gerçekleşmektedir.

Meta gibi platformlarda her gün yaklaşık 100 bin çocuğun cinsel tacize uğradığı tahmin edilirken, OnlyFans gibi siteler riski artırmaktadır. Bu, çocukların mahremiyetini ihlal eder, ruhsal travmalara yol açmaktadır.

Ekonomik Sömürü: Dijital platformlarda ekonomik sömürü, gig ekonomisi (Uber, Upwork gibi) ve sosyal medyada (Facebook, TikTok) kullanıcı emeğinin ve verilerinin ücretsiz sömürülmesini ifade etmektedir.

Siber Suç ve Dolandırıcılık: Dijital araçlarla siber suç ve dolandırıcılık, bilgisayar, internet, sosyal medya (Instagram, Facebook gibi) ve mobil uygulamalar üzerinden işlenen yasa dışı faaliyetleri kapsamaktadır. Bu suçlar bireyleri, şirketleri ve devletleri mağdur etmektedir, mahremiyet ihlali ve ekonomik zarara yol açmaktadır.

Bu türler, yapay zeka ile daha da karmaşıklaşmış durumda: AI, deepfakeleri kolaylaştırırken, algoritmalar eşitsizliği pekiştiriyor (örneğin, düşük gelirli kullanıcılara pahalı reklamlar).

Dijital Sömürünün Bireysel Etkileri:

Verilerin izinsiz toplanması, kimlik hırsızlığı ve dijital ayak izinin kalıcı olması bireyleri sürekli izleme ve manipülasyona maruz bırakmaktadır; kariyer ve sosyal hayatı tehdit etmektedir.

Bağımlılık yaratan algoritmalar anksiyete, depresyon, sosyal izolasyon ve FOMO (kaçırma korkusu) gibi etkiler yaratmaktadır; beyin sağlığını bozarak “dijital demans” semptomlarına (hafıza zayıflığı, dikkat dağınıklığı) neden olmaktadır.

Ekran bağımlılığı uyku bozuklukları, hiperaktivite ve empati eksikliğine yol açmaktadır; özellikle çocuklarda dikkat süresi kısalır ve sosyal beceriler zayıflatmaktadır.

Platformlar üzerinden ücretsiz emek (içerik üretimi) sömürülmektedir; bireyler “dijital kölelik” yaşar, gelir kaybı ve tükenmişlik hissetmektedir.

Deepfakeler, siber zorbalık veya cinsel istismar bireysel özerkliği yok etmektedir; travmatik etkiler (anksiyete, travma) uzun vadeli kalmaktadır.

Dijital Sömürünün Toplumsal Etkileri:

Erişim eşitsizliği, düşük gelirli ve kırsal kesimleri marjinalleştirmektedir; gelişmekte olan ülkelerde veri sömürüsü, küresel zengin-fakir kutuplaşmasını derinleştirmekte ve ekonomik gelişimi engellemektedir.

Aşırı platform kullanımı, yüz yüze etkileşimleri azaltarak yalnızlık ve empati kaybına neden olmaktadır; gençlerde sosyal beceri eksikliği artmakta, toplumsal bağlar zayıflamaktadır.

Algoritmalar, echo chamberlar yaratarak ideolojik bölünmeleri körüklemektedir; nefret söylemi, şiddet ve dezenformasyon artmakta, demokratik kurumlar zarar görmektedir.

Gig ekonomisi ve otomasyon, emekçileri güvencesizliğe itmektedir; orta sınıflar erozyona uğramakta, gelir eşitsizliği büyümekte ve toplumsal huzursuzluk tetiklenmektedir.

Sosyal medya, çocuk ve kadın sömürüsünü kolaylaştırmakta (yılda 300 milyondan fazla çocuk mağdur); deepfakeler ve trafik, toplumsal travmaları ve insan hakları ihlallerini çoğaltmaktadır.

Paylaşın

Anket: İmamoğlu İle Erdoğan Arasındaki Fark 9 Puan

Son seçim anketine göre; Ekrem İmamoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 54.5’i İmamoğlu’na, yüzde 45.5’i ise Erdoğan’a oy verebileceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

ALF Araştırma, 06-09 Ekim 2025 tarihleri arasında Türkiye genelinde 2 bin katılımcıyla gerçekleştirdiği “Seçmen Eğilimleri Araştırması” sonuçlarını açıkladı.

“Bu pazar cumhurbaşkanlığı seçimi olsa kime oy verirsiniz” sorusunun sorulduğu ankette, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Özgür Özel yer aldı.

Ankette yer alan cumhurbaşkanlığı seçim senaryolarında ise Erdoğan’ın üstünlük kuramadığı görüldü:

Ekrem İmamoğlu vs. Recep Tayyip Erdoğan: İmamoğlu yüzde 54.5 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 45.5’de bırakarak galip geldi.

Mansur Yavaş vs. Recep Tayyip Erdoğan: Yavaş yüzde 55.7 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 44.3’de bırakarak açık ara önde yer aldı.

Özgür Özel vs. Recep Tayyip Erdoğan: Özgür Özel yüzde 50.5 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 49.5’de geride bıraktı.

Paylaşın

İlişkilerde Kızgınlığın Üstesinden Nasıl Gelinir?

Kızgınlık, genelde öfke ve kırgınlık duygularını içermektedir. İlişkilerde bu tür duyguların ortaya çıkması çok sık olsa da, kızgınlık ilişkiyi, fiziksel ve ruhsal sağlığı olumsuz etkileyebilir.

Haber Merkezi / Bir ilişkide kızgınlığı bırakmak genellikle empati kurmayı, minnettarlığa odaklanmayı, kendini (ve diğer kişiyi) affetmeyi ve ilk etapta “neden” bu kadar kızgın hissettiğini anlamayı gerektirir.

İlişkilerde kızgınlığın üstesinden gelmek için şu adımlar izleyebilirsiniz:

Duyguları Tanıyın ve Kabul Edin: Kızgınlığınızın kaynağını anlamaya çalışın. Neden öfkeli olduğunuzu netleştirin ve bu duyguyu bastırmak yerine kabul edin.

Sakinleşin: Öfke anında tepki vermeden önce derin nefes alın, meditasyon yapın ya da kısa bir yürüyüşe çıkın. Sakinleştikten sonra durumu daha net değerlendirebilirsiniz.

Açık İletişim Kurun: Kızgınlığınızı yapıcı bir şekilde ifade edin. “Ben” dili kullanın (örneğin, “Böyle hissettiriyor” yerine “Beni sinirlendiriyorsun” demekten kaçının). Karşı tarafı suçlamadan duygularınızı paylaşın.

Empati Kurun: Karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalışın. Onların niyetini veya davranışlarının ardındaki sebepleri düşünmek öfkenizi hafifletebilir.

Sorunu Çözmeye Odaklanın: Kızgınlığı beslemek yerine, sorunu çözmek için ortak bir yol arayın. Uzlaşma ve çözüm odaklı konuşmalar ilişkiyi güçlendirir.

Bağışlayın ve Bırakın: Kızgınlığı içinizde tutmak size zarar verebilir. Affetmek, olayı unutmak anlamına gelmez, ancak duygusal yükten kurtulmanıza yardımcı olur.

Profesyonel Destek Alın: Eğer kızgınlık sürekli tekrarlıyor veya çözülemiyorsa, bir terapist veya ilişki danışmanından destek almak faydalı olabilir.

Bu adımlar, hem kendinizi hem de ilişkinizi daha sağlıklı bir şekilde yönetmenize yardımcı olabilir.

Paylaşın

Aziz İhsan Aktaş İddianamesi Tamamlandı

“Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması tamamlandı: Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, resmî ve özel belgede sahtecilik, dolandırıcılık ve malvarlığı aklama.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturmasında önemli bir aşamaya gelindi.  Başsavcılığın açıklamasına göre, 40’ı tutuklu olmak üzere toplam 200 kişi hakkında 20 Ekim 2025 tarihinde kamu davası açıldı.

Sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma”, “resmî ve özel belgede sahtecilik”, “dolandırıcılık” ve “malvarlığı aklama” gibi ağır suçlar yer alıyor. Suç örgütü lideri olarak iddianamede yer alan ve 704 yıla dek hapsi istenen Aktaş tutuksuz yargılanırken, belediye başkanları ise tutuklu bulunuyor.

23 Mart’ta “yolsuzluk” suçlamasıyla görevden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan “‘suç örgütü lideri” olarak bahsedilen iddianamede, “rüşvetle” suçlanan CHP milletvekilleri Özgür Karabat ve Burhanettin Bulut hakkında da fezleke düzenlendi. Fezlekeler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Başsavcılığın açıklaması şöyle: “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte “Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması sonucunda 40’ı tutuklu toplam 200 şüpheli hakkında Suç İşlemek Amacıyla Örgütü Kurma ve Yönetme, Suç Örgütüne Üye Olma, Suç Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüte Yardım Etme, İhaleye Fesat Karıştırma, Edimin İfasına Fesat Karıştırma,

Resmi Belgede Sahtecilik, Özel Belgede Sahtecilik, Rüşvet Alma, Rüşvet Vermek, Rüşvetin Temin Edilmesine Aracılık Etme, Kamu Kurum Kuruluşları Zararına Dolandırıcılık, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama, Haksız Mal Edinme ve Gerçeğe Aykırı Fatura Düzenleme suçlarından 20/10/2025 tarihinde iddianame düzenlenmiş olup İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır.

Özel: İftiralar çökecek

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iddianameye tepki gösterdi. Özel, iddianamenin “tel tel döküldüğünü” vurgulayarak, “Deliller tartışıldığında iftiraların çökeceğini herkes görecek” dedi.

Çankaya Belediyesi Atatürk Sanat Merkezi’nin açılışında konuşan Özel, 704 yıla kadar hapisle yargılanması istenmesine rağmen serbest bırakılan suç örgütü lideri Aziz İhsan Aktaş’ın durumuna dikkat çekti. “Yapmadığı kalmamış ama itirafçı olmuş, örgüt kurmuş dışarıda geziyor; onun iftira ettiği belediye başkanları içeride. Bu iddianame baştan sona tutarsızlıklarla dolu” ifadelerini kullandı.

Özel, CHP’li belediye başkanlarına yönelik suçlamaların da dayanaksız olduğunu vurgulayarak, “Adana, Adıyaman, Seyhan, Ceyhan belediye başkanlarına birer satır suçlama yazılmış. Onların İstanbul’daki bu dosyayla ne ilgisi var? Suçlamanın türünü değiştirerek dosyaya eklemişler. Bu işin bahanesi kalmamıştır” dedi.

“Yargılama sürecinde gerçeklerin ortaya çıkacağını” söyleyen Özel, “Deliller tartışılacak, savunmalar yapılacak, iftiralar çökecek. İftiracılar bakalım sözlerinin arkasında nasıl duracak” diyerek davaya tepki gösterdi.

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Diploma” Davası 8 Aralık’a Ertelendi

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep edilen diploma davası 8 Aralık’a ertelendi.

Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması salon tartışmaları arasında ertelendi.

Duruşma salonunun küçüklüğü gerekçesiyle davayı izlemek isteyen gazeteci ve avukatların salona alınmamasının ardından Ekrem İmamoğlu duruşmaya katılmama kararı aldı. Duruşma sonrasında daha büyük bir salona taşındı ve hakim İmamoğlu’nun salona getirilmesine karar verdi. Ancak bu salon da ilk duruşmanın görüldüğü en büyük salon değildi.

İmamoğlu mahkemede, “Salon değişikliğinden bu sabah haberimiz oldu. Kalabalık avukat ve seyirci kitlesi diğer salonu düşünüp geldiler. En dar salona alınmasından dolayı birçok avukat içeri giremedi. Aralarında benim müdafilerim vardı” dedi.

İmamoğlu, “içeri giremeyen müdafilerinden dolayı savunma yapmasının mümkün olmadığını” söyledi ve duruşmanın ertelenmesini talep etti.

İmamoğlu’nun savunma yapmadığı duruşma 8 Aralık’a ertelendi.

Silivri’de kameraların karşısına geçen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Ekrem İmamoğlu’nun zorla salona getirilmesi söz konusu olamaz. Ekrem İmamoğlu müdafiileri ile müzakere içerisinde bu kararı almıştır. Olağan yargılama koşulları söz konusu olduğunda Ekrem İmamoğlu salonda yerini alacaktır” dedi.

Duruşmanın küçük bir salona taşınmasını keyfi olarak değerlendiren Günaydın, “Olağanüstü koşullar söz konusu olduğu sürece buraya çıkmayacağız” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’un tutuklu olduğunu da hatırlatan Günaydın, “Avukatının bu duruşmaya SEGBİS’le bağlanması dahi son dakika kararı ile oradan kaldırılmıştır” dedi.

İddianamede neler var?

İmamoğlu 1990’da Kıbrıs’ta öğrenim gördüğü Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yapmış ve 1994’te işletme fakültesinden mezun olmuştu. İddianamede, GAÜ’nün 1990 yılında YÖK tarafından tanınan bir üniversite olmadığı, 1993 yılında tanındığı vurgulandı.

O yıllarda Kıbrıs’ta faaliyet gösteren kurumlardan sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığı, ancak “yatay geçiş kontenjanlarının usulsüz olarak arttırıldığı” iddia edildi.

İmamoğlu’nun yatay geçiş sürecinde İstanbul Üniversitesi’ne ibraz ettiği belgelerin, Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne ait olmadığı ifade edildi.

“İstanbul Üniversitesi tarafından İmamoğlu’nun kaydının Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak yapıldığı, gerçeğe aykırı resmi belgenin açık bir hile ile düzenlendiği” iddia edilen belgenin “şeklen doğru ancak içerik bakımından sahte” olduğu savunuldu.

İddianamede, İmamoğlu’nun “resmi belgede sahtecilik” suçunu “zincirleme şekilde” işlediği, “hileli bir şekilde aldığı evrakı” yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi’ne, askerlik hizmeti için Milli Savunma Bakanlığı’na ve Yüksek Seçim Kurulu’na sunduğu iddia edildi.

Paylaşın

Türk Edebiyatında Doğalcılık (Natüralizm)

Türk edebiyatında doğalcı akım (natüralizm), 19. yüzyılın sonlarında Batı’dan (özellikle Emile Zola’nın etkisiyle) etkilenerek ortaya çıkmış, gerçekçilik akımının daha bilimsel ve katı bir uzantısıdır.

Haber Merkezi / İnsanı çevresel, biyolojik ve toplumsal etkenlerin bir ürünü olarak ele alır; irade özgürlüğünü reddeder ve determinizmi (belirlenimcilik) benimser. Türk edebiyatında bu akım, Servet-i Fünun dönemiyle (1896-1901) ve sonrasında yoğunlaşmıştır.

Doğalcı Akımın Özellikleri:

Bilimsel Yaklaşım: Eserler, deneysel roman yöntemiyle yazılır. Yazar, bir “müdahale etmeyen gözlemci” gibi davranır.
Determinist Görüş: Karakterlerin davranışları, kalıtım (genetik), çevre (yoksulluk, slum mahalleleri) ve toplumsal koşullar tarafından belirlenir.
Ayrıntılı Betimlemeler: Fiziksel ve psikolojik gerçeklik, en küçük detayına kadar işlenir (hastalıklar, pislik, sefalet).
Konular: Alt sınıflar, yoksulluk, ahlaksızlık, cinayet, hastalık, fuhuş gibi “çirkin” gerçekler.
Objektiflik: Yazarın duygusal yorumu minimumdur; olaylar “fotoğraf gibi” aktarılır.
Dil: Sade, günlük dil; argo ve lehçeler kullanılır.

Türk Edebiyatında Doğalcı Akımın Gelişimi

Emile Zola’nın eserleri (özellikle Germinal, Nana) 1890’lar ile 1910’lar arasında Türk yazarları etkilemiştir. II. Meşrutiyet’le (1908) birlikte roman ve hikayede bilimsel akımlar ön plana çıkmaya başlamıştır.

Nabızade Nazım’ın “Karabibik” romanı Türk edebiyatının ilk doğalcı romanı olarak kabul edilir. Köylü Karabibik’in miras ve töre yüzünden yaşadığı dram, kalıtımsal ve çevresel determinizmle açıklanırken, romandaki, detaylı doğa betimlemeleri ve lehçe kullanımı dikkat çekmektedir.

Hüseyin Cahit Yalçın, “Hayal İçinde” romanında İstanbul’un yoksul mahallelerinde, ahlaki çöküşü ve fuhuşu bilimsel bir gözle işlemiştir.

Doğalcılık akımı, Türk romanını romantizmden uzaklaştırıp bilimsel temellere oturtmuştur; sosyal sorunlara gerçekçi bir bakış getirmiştir.

Akımın günümüze etkileri, doğrudan bir akım olarak devam etmese de derin izler bırakmıştır. Natüralizmin çevresel determinizm, sosyal gerçekçilik ve objektif betimleme gibi unsurları, modern Türk romanında, hikayede ve hatta sinemada yaşamaktadır.

Doğalcıların alt sınıflara odaklanması, günümüz yazarlarında gecekondulaşma, işçi sınıfı, göç ve marjinalleşme temalarıyla devam etmektedir.

Paylaşın

CHP’li Altı Başkan Hakkında Tutukluluğuna Devam Kararı

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat başta olmak üzere CHP’li Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Seyhan ve Ceyhan Belediye Başkanları ile Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutuklanmasına neden olan ve kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş” ya da “Beşiktaş Soruşturması” olarak bilinen dosyada bugün akşam saatlerinde tutukluluk incelemesi yapıldı.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Avukat Ersöz, geçen hafta cuma günü söz konusu dosyada tefrik (ayırma) kararı verildiğini duyurmuştu. Ersöz, sosyal medya hesabında bugünkü karara ilişkin, “Bu uygulama, ‘iddianame mahkemeye gönderilmeden hemen önce’, değerlendirme kararı verilmesi ve tensip zaptı düzenlenmesi için mahkemeye zaman kazandırmak amacıyla gerçekleştirilen son tutukluluk incelemesi olarak da nitelendirilebilir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Parti Meclisi üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin isimleri tutukluluk incelemesinde yer almadı.

Avukat Ersöz bu isimlerin yakın zamanda mahkemeye sunulması planlanan iddianamede yer almayabileceklerini belirterek “Ana dosyada (2024/236201) tutuklu bulunan Parti Meclisi Üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Behçetepe tutukluluk incelemesinde yer almadı. Eğer başka bir Mahkeme tarafından yapılan bir tutukluluk incelemesi yoksa, bu isimlerin iddianame dışında kalabileceği anlamı taşıyabilir” dedi.

Paylaşın

Entelektüel Tekelci Kapitalizm

Entelektüel tekelci kapitalizm, Cecilia Rikap tarafından geliştirilen bir kavram olup, kapitalizmin bilgi ve teknolojiye dayalı yeni bir birikim aşamasını tanımlamaktadır.

Haber Merkezi / Bu sistemde, entelektüel tekeller (örneğin, GAFAM gibi teknoloji devleri) maddi olmayan varlıklar (patentler, veriler, algoritmalar) üzerindeki kontrolü yoğunlaştırarak sermaye birikimini şekillendirmektedir.

Küresel değer zincirlerinin 1970’lerde oluşumu, fikri mülkiyet haklarının güçlenmesi (örneğin, Bayh-Dole Yasası) ve derin öğrenme gibi teknolojik ilerlemeler, bu yapının temelini oluşturmuştur.

Bu sistemde, entelektüel tekeller diğer kurumların ürettiği bilgiyi “avlar” ve bu bilgiyi metalaştırarak rant elde etmektedir. İnovasyon, güç ilişkilerine dayalı bir süreç olarak işler; mucitler küçük ödüller alırken, tekeller süreci domine etmektedir. Bu, bilgi erişimini kısıtlar ve gelir eşitsizliklerini artırmaktadır.

Örneğin, Siemens’in tıp alanındaki yapay zeka patentleri veya GAFAM’ın genel amaçlı teknolojilerdeki hakimiyeti bu yapıyı ilişkin iyi örneklerdir.

Ayrıca, bu tekeller vergi cennetlerini kullanarak kârlarını maksimize eder ve finansal piyasalarla entegre bir rantiye stratejisi izlemektedirler. Bu durum, kapitalizmin geleneksel üretim odaklı yapısından ziyade, bilgi ve teknoloji üzerindeki tekelci kontrolle şekillenen bir ekonomik düzen yaratmaktadır.

“Entelektüel Tekelci Kapitalizmin” temel özellikleri:

Bilgi ve Teknoloji Üzerinde Tekelci Kontrol: Büyük teknoloji şirketleri (örneğin, GAFAM), patentler, veriler, algoritmalar ve yapay zeka gibi maddi olmayan varlıklar üzerinde tekel kurmaktadır. Bu, inovasyon süreçlerini ve küresel değer zincirlerini domine etmelerini sağlamaktadır.

Bilginin Metalaştırılması ve Rantiye Kapitalizmi: Entelektüel tekeller, diğer aktörlerin (küçük firmalar, mucitler, üniversiteler) ürettiği bilgiyi “avlayarak” metalaştırır ve bu bilgiden rant elde etmektedir. Fikri mülkiyet hakları (örneğin, patentler) bu süreci desteklemaktedir.

Küresel Değer Zincirlerinde Hakimiyet: Tekeller, genel amaçlı teknolojiler (yapay zeka, bulut bilişim) aracılığıyla küresel değer zincirlerini kontrol etmektedir. Diğer firmalar, bu teknolojilere bağımlı hale gelir ve tekellerin kurallarına uymak zorunda kalmaktadır.

Eşitsizliklerin Artması: Bilgi üretiminin ve inovasyonun tekelci yapısı, gelir ve güç eşitsizliklerini derinleştirmektedir. Mucitler ve küçük aktörler sınırlı ödüller alırken, tekeller kârın büyük kısmını toplamaktadır.

Vergi Cennetleri ve Finansal Entegrasyon: Entelektüel tekeller, vergi cennetlerini kullanarak kârlarını maksimize eder ve finansal piyasalarla entegre bir rantiye stratejisi izlemektedir. Bu, geleneksel üretim odaklı kapitalizmden farklı bir birikim modeli yaratmaktadır.

Bilgi Commons’unun Özelleştirilmesi: Ortak bilgi havuzu (bilgi commons), tekeller tarafından özelleştirilmekte ve bilgiye erişim kısıtlanmaktadır, bu da inovasyonun demokratik potansiyelini zayıflatmaktadır.

İnovasyonun Güç İlişkilerine Dayalı Yapısı: İnovasyon, bağımsız bir süreç olmaktan çıkar; tekellerin çıkarlarına hizmet eden, hiyerarşik bir yapıya dönüşmektedir. Örneğin, yapay zeka patentlerinin büyük ölçüde birkaç şirkette toplanması bu dinamiği yansıtmaktadır.

Paylaşın