Otonomik Yetmezlik Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Otonom sinir sistemi, kan damarlarımızın genişlemesi veya daralması gibi istemsiz eylemleri kontrol eder. Bu sistemdeki başarısızlık ortostatik hipotansiyona yol açabilir, bu da özellikle yatarken veya otururken kan basıncında ani ve ciddi bir düşüş anlamına gelir.

Haber Merkezi / Otonomik yetmezliğin (PAF) kesin nedeni bilinmemektedir, ancak merkezi sinir sistemi (beyin veya omurilik) tutulumu olmaksızın otonomik yetmezlik olarak tanımlanmaktadır. PAF’ın ana semptomu ortostatik hipotansiyondur. Kan basıncının düşmesi nedeniyle kişilerde ciddi vakalarda baş dönmesi veya senkop (bilinç kaybı) dahil bayılma görülebilir.

İlgili diğer semptomlar arasında görme bozuklukları, boyun ağrısı, nefes almada zorluk ve ısı intoleransına yol açabilecek terlemede azalma yer alır. Yorgunluğun yanı sıra kabızlık ve sık idrara çıkma, sık idrar yolu enfeksiyonu gibi idrar sorunları da ortaya çıkabilir. Erkeklerde ilk işaret iktidarsızlık olabilir.

Ortostatik hipotansiyon belirtileri sabahları, yemekten sonra, egzersiz sonrasında, sıcak havalarda ve yüksek rakımlarda daha sık görülür. Semptomlar yürürken, ayakta dururken veya yemek yedikten sonra kötüleşir. Yatarak belirtiler hafifletilmelidir. PAF belirtileri arasında en az 1 dakika ayakta durmanın ardından kan basıncında sistolik 20 mm veya diyastolik 10 mm’den fazla düşüş yer alır.

PAF, otonom sinirlerde alfa-sinüklein adı verilen bir proteinin anormal birikmesinden kaynaklanır. Bu protein sinir hücrelerinin iletişim kurmasına yardımcı olur ancak işlevi tam olarak anlaşılamamıştır. PAF hastalarında omuriliğin intermediolateral kolonunda sinir hücreleri (nöronlar) kaybı vardır.

PAF tanısı diğer bozuklukların dışlanmasıyla konulur. En az 1 dakika ayakta durmanın ardından kan basıncında sistolik 20 mm veya diyastolik 10 mm’den fazla düşüş gösteren çoklu kan basıncı ölçümleri tipiktir.

Kandaki ve idrardaki norepinefrin seviyeleri genellikle büyük ölçüde azalır ve dik pozisyonda artmaz. PAF’lı bir hastanın nörolojik muayenesinde herhangi bir hareket bozukluğu belirtisi görülmeyecektir.

Şu anda PAF’ın spesifik bir tedavisi yoktur ve tedavi semptomların etkilerini azaltmaya yöneliktir. Kan basıncındaki ani değişikliklere yönelik tıbbi olmayan önlemler arasında sıkı kompresyon çorapları, yavaş ayağa kalkma, tuz ve su alımının arttırılması ve karın bağlayıcılar yer alır. Bu önlemler kan basıncındaki ani değişiklikleri dengelemek için alınır. Daha fazla tuz ve su tüketmek kan hacmini artırarak kan basıncının artmasına yardımcı olabilir.

Yavaş ayağa kalkmak kan basıncının çok fazla ya da çok hızlı düşmesini engelleyebilir. Kompresyon çorapları veya karın bandajları giymek, bacaklardan kalbe kan akışını hızlandırarak kan basıncının korunmasına yardımcı olur ve vücudun alt kısımlarında çok fazla kan kalmasını önler. Yatağın baş kısmını yaklaşık 4 inç kadar yükseltmek, yatarken kan basıncının çok fazla artmasını önlemeye yardımcı olabilir.

Kabızlık belirtileri yüksek lifli diyet ve dışkı yumuşatıcılarla yönetilebilir. İdrar yapma sorunları mesaneye ince bir lastik tüp (kateter) yerleştirilerek çözülebilir. Semptomatik rahatlamaya yönelik ilaç tedavileri arasında fludrokortizon, midodrin, droksidopa (Northera) ve vücudun su ve kan basıncı dengesini yönetmek için diğer vazopresörler bulunur.

Paylaşın

Mahmut Tuncer Kimdir? Hayatı, Albümleri

5 Mayıs 1961 yılında Şanlıurfa’da dünyaya gelen Mahmut Tuncer, Malatya’dan Şanlıurfa’ya göç etmiş Türkmen kökenli bir ailenin çocuğudur. Mahmut Tuncer Karakeçili Aşireti’dendir.

Mahmut Tuncer, İzzet Altınmeşe, Bedia Akartürk ve Selahattin Alpay’ın da aralarında bulunduğu ünlü isimlerin menajerliğini yapan Mehmet Ali Yanıkoğlu tarafından keşfedildi. Ankara’dan Şanlıurfa’ya gelen Yanıkoğlu, Tuncer’e “Seni sanatçı yapmaya geldim” dedi ve onu Ankara’ya götürdü.

O yıllarda pavyonda çalışmaya başlayan Tuncer’in hayatının bir diğer dönüm noktası Belkıs Akkale oldu. Akkale, Tuncer’e halk müziğinin ne olduğunu öğretti. Tuncer, 1979’da TRT Radyosu’nun sınavını kazanarak birinci olmuş ve müzik kariyerinde hızlı yükselişini sürdürdü.

1980 yılında “Uyandım Sabah ile” adlı ilk albümünü çıkardı. Gelen süreç ile birlikte hemen hemen her yıl bir albüm çıkarmaya başladı.

Mahmut Tuncer’in albümleri: Yeter, Yar Yüreğim Yar, Sevdim Seni, Sen Ağlama, Hediye, Nazlana Nazlana, Muhtar Emmi, Milcano, Meleğim, Maşallah (Uzelli Stereo), Kalbimde Sen, Kaderim Ağlıyor, Cenderme, Hasretim, Hıyriye, Hediye, Bileydim, Bu Nasıl Sevda, Ankara, Mahmut Tuncer, Zalim Orta Dünya, Lo by Mahmut Tuncer.

Mahmut Tuncer’in rol aldığı filmler: Milcan, Ağlayan Gülmedi Mi?, Can Kurban, Feryat, İkimiz De Sevdik, Uç Güzel Güvercinim, Gizli Yara, Sensiz Yaşayamam, Garip, Kader Böyle İstedi, Sevda, Veda Türküsü, Muhteşem Urfalı, Vahşiler, Yabancı, Yeter, Mutsuzlar,

Tel Örgü, Üç Kağıtçılar, Umutlara Güneş Doğsun, Yeşil Deniz, Sinyalciler, Hep Yek 3, Gönül Dağı, Bakkal Amca: Mahmut Tuncer.

Paylaşın

Muharrem Temiz Kimdir? Hayatı, Albümleri

1962 yılında Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı Kuyudere (Mineyik) köyünde dünyaya gelen Muharrem Temiz, ilkokulu köyde, ortaokul ve liseyi Adana’da tamamladı.

1980 – 81 yılında İstanbbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü’ne giren Muharrem Temiz, 1988 yılında mezun oldu. 1989 yılında TRT’de tonmaister olarak göreve başlayan Muharrem Temiz, 1998 yılında İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü T. H. M Anasanat dalında yüksek lisansını tamamladı.

Merkezi İstanbul’da bulunan Arguvan ve Köyleri Eğitim Kültür – Vakfı bünyesinde birçok kültürel çalışmalara öncülük eden Muharrem Temiz, Arguvan Yöresi’ne ait Türkülerden oluşan, Arguvan Ezgileri 1 adlı kitabı, Arguvan Türküleri 1-2 ve Arguvan Halk Aşıkları 1 adlı kaset çalışmalarını vakfa kazandırdı.

Muharrem Temiz’in albümleri: Arguvan Deyişleri, Dost İle Demler, Firkat, Kisb-i Kâr, Çıra, Meftun,

Muharrem Temiz’in katkıda bulunduğu albümler: Yare Dokunma, Türküler Sevdamız 3, Kızılbaş, Akarsu Türküleri, Yare Dokunma 2, Sularice.

Paylaşın

Muhlis Akarsu Kimdir? Hayatı, Albümleri

20 Şubat 1948 yılında Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyünde dünyaya gelen Muhlis Akarsu, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde 34 kişi ile birlikte öldürüldü.

1965 yılında İdareli Kullan / Çıkarım Dağlara Ederim Seyran adını verdiği ilk 45’liğini yayınlayan Muhlis Akarsu, 1970’li yılların başında İstanbul’a yerleşti. İstanbul’a yerleşene kadar on beşe yakın 45’lik çıkaran Muhlis Akarsu, 1974 yılında Muhlis Akarsu adını verdiği ilk albümünü yayınladı.

Daha sonra aynı yıl içinde Muhlis Akarsu 1, Muhlis Akarsu 2 ve Muhlis Akarsu 3 adındaki albümleri yayınlandı. Bir seri haline getiren bu albümlerin sonuncusu Muhlis Akarsu 8 (1978) adlı albümüydü. Muhlis Akarsu, bu seri albümleri yayınlarken bir yandan 45’lik ve farklı albümler yayınlamaya devam ediyordu.

1974 – 1978 yılları arasında yirmi beşe yakın 45’lik yayınlayan Muhlis Akarsu, 1970’li yıllarda yayınladığı albümlerin yanı sıra katıldığı radyo ve televizyon programlarıyla da tanınmaya başladı. Dönemin hızlı siyasi gündeminde Muhlis Akarsu’nun protest yanı şekillenmeye başladı.

Muhlis Akarsu, sanat hayatının başlangıçlarında Davut Sulari, Mahzuni Şerif, Feyzullah Çınar, Daimi gibi dönemin ünlü ozanlarından etkilendi. Muhlis Akarsu, 1980’li yılların başında Büyürsen Vururlar Seni (1980), Vururlar Seni / Sivaslı Kardaşım (1981) ve Bahar Seli Gibi (1982) adını verdiği albümlerini yayınladı.

Muhlis Akarsu, 1983 yılında Arif Sağ ve Musa Eroğlu ile birlikte Muhabbet 1 adında bir albüm yayınladı. Albüm çok büyük ilgi gördü ve bir yıl sonra aynı kadro Muhabbet 2 albümünü yayınladılar. 1983-1989 yılları arasında yedi albüm olarak yayınlanan albümün ekibine üçüncü albümde Yavuz Top’ta katıldı. Muhabbet albümü serisi modern Türk halk müziğinin en önemli eseri olarak bilinir.

Muhlis Akarsu, 1980’li yıllarda Muhabbet albümü serisinin yanı sıra on beş solo albüm yayınladı. 1985 yılında Mahsuni Şerif ile birlikte 2 Saz 2 Söz adlı bir albüm yayınladılar. Muhlis Akarsu, 1986 yılında ise Ali Ekber Çiçek ve Mehmet Erenler ile birlikte Gönülden Gönüle adlı albümü yayınladı. Bu dönemde sürekli yurt içi ve yurt dışında turnelere çıkan Muhlis Akarsu, 1990’lı yılların başında Dam Üstüne Çul Serer (1990), Dünü ve Bugünü (1990) ve son olarak Karlı Dağlar (1991) albümlerini yayınladı.

Muhlis Akarsu’nun albümleri: Muhlis Akarsu (1,2,3,4,5,6,7,8), Gurbeti Ben mi Yarattım, Sağın Solun Sayesinde, Büyürsen Vururlar Seni, Vururlar Seni Sivaslı Kardaşım, Bahar Seli Gibi, Deprem, Ne Çare / Deyişler, Deli Lemi, Dert Oldu, Ne Tadı Var Ömrümün, Aramam Seni, Kalmamış, Yazık Oldu Gençliğime (Seher Yeli), Kalk Gidelim Deli, Gönül, Ağlama Gülüm, Seher Yeli, Ömür Kervanı, Bırakmadı Sevdan Beni, Dam Üstüne Çul Serer, Dünü ve Bugünü, Karlı Dağlar, Sivas Ellerinde Ömrüm Çalınır.

Muhlis Akarsu’nun düet albümleri: Bu Milletin Kaderi (Gülabi Gültekin ile birlikte), Muhabbet 1 (Arif Sağ ve Musa Eroğlu ile birlikte), Muhabbet 2 (Arif Sağ ve Musa Eroğlu ile birlikte), Muhabbet 3 (Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte), 2 Saz 2 Söz (Mahzuni Şerif ile birlikte), Gönülden Gönüle (Mehmet Erenler ve Ali Ekber Çiçek ile birlikte), Muhabbet 5 (Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte), Muhabbet 88 (Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte), Muhabbet 7 (Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte).

Paylaşın

AB, Türkiye’ye Kapıları Kapatıyor: Vize Ret Oranları Rekor Seviyede

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun resmi verilerine göre, Türkiye, vize başvurularının reddedilme oranında İran’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. 2023 yılında yapılan 1 milyon 55 bin 885 vize başvurusundan yaklaşık yüzde 16’sı reddedildi.

2024 yılında bu oranın daha da artması beklenirken, Türkiye, AB ile olan ilişkilerini gözden geçirerek ve vize sorununu gündeme getirerek bu duruma çözüm bulmaya çalışıyor. Ancak AB’nin vize politikasındaki sıkılaşma, Türk vatandaşlarının Avrupa’ya seyahat etmelerini zorlaştırmaya devam ediyor.

Avrupa Birliği (AB), Türk vatandaşlarının vize başvurularını reddetme oranını artırarak vize uygulamasını sertleştirmeye devam ediyor. 2023 yılında 200 bin Türk vatandaşının vize başvurusu reddedilirken, bu sayının 2024 yılında daha da artması bekleniyor.

Karar Gazetesi‘nin AB Komisyonu’nun resmi verilerinden aktardığına göre, Türkiye, vize başvurularının reddedilme oranında İran’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. 2023’te yapılan 1 milyon 55 bin 885 vize başvurusundan yaklaşık yüzde 16’sı reddedildi. Bu durum, Türkiye’nin AB ile olan Ortaklık Anlaşmaları’na rağmen vize konusunda zorluklar yaşadığını gösteriyor.

Almanya gibi bazı AB ülkelerinde vize randevuları 7 aya kadar uzayabiliyor. Randevu sonrası işlemler de birkaç ay sürebildiğinden, vize başvurularının sonuçlanması bir yılı bulabiliyor. Bu durum, özellikle aile birleşimi ve iş dünyası ziyaretleri gibi durumlarda büyük mağduriyetlere yol açıyor.

Vize ret oranlarının artmasında birçok faktör etkili oluyor. Koronavirüs pandemisi sonrası yaşanan yoğunluk, ekonomik kriz, Avrupa’ya kaçak girişler ve vizelerin daha sıkı incelenmesi bu faktörler arasında sayılabilir.

Türkiye, AB ile olan ilişkilerini gözden geçirerek ve vize sorununu gündeme getirerek bu duruma çözüm bulmaya çalışıyor. Ancak AB’nin vize politikasındaki sıkılaşma, Türkiye vatandaşlarının Avrupa’ya seyahat etmelerini zorlaştırmaya devam ediyor.

Paylaşın

Ekonomik Kriz: Vatandaş Borçlanarak ‘Yaşamaya’ Çalışıyor

Artan fiyatlar karşısında geliri yetersiz kalan vatandaş kredi kartlarına sarılmaya devam ederken, gıda-market ve akaryakıt fiyatlarındaki artışlar kart harcamalarını katladı.

Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) verilerine göre ocak-nisan döneminde kredi kartı ile market ve alışveriş merkezi harcamalarının tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 114,28 artış gösterdi. Kartlarla yapılan yemek harcamalarının tutarı ise yüzde 146,36 oranında arttı.

Milyonlarca yurttaş yılın ikinci yarısını korkuyla bekliyor. Temmuz itibarıyla başta enerji olmak üzere birçok üründe zam bekleniyor.

Ücretlere “enflasyonu artırır” gerekçesiyle ara zam yapılmasını istemeyen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetimi, dolaylı vergi ve harçlara yüksek oranlı zam yapmaktan vazgeçmiyor. Benzin ve motorin fiyatlarına temmuz ayı başında otomatik ÖTV zammı gelecek.

Buna rağmen iktidar, ara zam beklentilerine kulak tıkarken borçlar yurttaşın yakasına yapıştı. Faiz oranlarının yüksek seyretmesine ve ekonomi yönetiminin iç talebi baskılayarak enflasyonu düşürme çabalarına rağmen yurttaşlar borçlanarak harcamaya devam ediyor.

Birgün’den Havva Gümüşkaya‘nın haberine göre; Tüketicilerin bankalara olan borçları 2024 yılı başından bu yana yüzde 17,7 oranında arttı. Bu dönemde bireysel kredilerin bakiyesi 185 milyar lira, kredi kartı borç bakiyesi ise 298 milyar lira artış kaydetti.

Risk Merkezi’nin verilerine göre bankalara bireysel kredi borcu bulunanların sayısı son bir yılda 1 milyon 969 bin kişi artarak nisan sonu itibariyle 40 milyon 447 bine yükseldi. Aynı dönemde 2 milyon 627 bin kişi artan kredi kartı borcu bulunanların sayısı; 37 milyon 328 bin kişiye, kredili mevduat hesabı bulunanların sayısı da 1 milyon 483 bin kişi artarak 29 milyon 230 bin kişiye çıktı.

Artan fiyatlar karşısında geliri yetersiz kalan vatandaş kredi kartlarına sarılmaya devam ederken, gıda-market ve akaryakıt fiyatlarındaki artışlar kart harcamalarını katladı. Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) verilerine göre ocak-nisan döneminde kredi kartı ile market ve alışveriş merkezi harcamalarının tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 114,28 artış gösterdi. Kartlarla yapılan yemek harcamalarının tutarı ise yüzde 146,36 oranında arttı.

Yüksek faiz politikası batık kredi miktarının artmasına neden oldu. Bankalar ve finans kuruluşlarının tüketicilerden zamanında tahsil edilemediği için icra takibine aldıkları bireysel kredi ve kredi kartı alacakları ise 31 Mayıs – 7 Haziran haftasında 1,3 milyar lira daha artarak 66,5 milyar lira oldu.

Batık kredi kartı borçlarında yüzde 86,1, batık bireysel kredi borçlarında ise yüzde 26,55 oranında artış yaşandı. Risk Merkezi’nin verilerine göre ocak-nisan döneminde bireysel kredi borcu nedeniyle icra takibine alınanların sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 87 bin 15 kişi, kredi kartı borcu nedeniyle takibe alınanlar ise 176 bin 693 kişi arttı.

Paylaşın

Gazze’de Yüz Binlerce Çocuk Eğitim Haklarından Mahrum

İsrail saldırılarında harabeye dönen Gazze Şeridi’nde insani durumun giderek kötüleşirken, Birleşmiş Milletler, yarım milyonu aşkın çocuğun 8 aydır eğitim hakkından mahrum olduğunu açıkladı.

Haber Merkezi / Gazze’deki Filistin hükümeti ise, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş nedeniyle, 7 Ekim’den bu yana 800 bin öğrencinin eğitim haklarından mahrum bırakıldığını duyurdu.

Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Planlama Direktörü Sam Rose’un, Al Jazeera English’e yaptığı açıklama, Ajansın sosyal medya hesabından yayımlandı.

Rose, “Gazze genelinde 39 bin lise öğrencisinin üniversite sınavlarına girememesi hüznümüzü bir kat daha artırdı. Gazze’de yarım milyonu aşkın çocuk da 8 aydır eğitim hakkından mahrum. Bu çocukların, her şey bir yana eğitim imkanı bulamaması korkunç” dedi.

Gazze’deki Filistin hükümetinden önceki gün yapılan açıklamada, “İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş nedeniyle, 7 Ekim’den bu yana 800 bin öğrencinin eğitim haklarından mahrum bırakıldığı” kaydedildi. Açıklamada ayrıca Gazze’de yaklaşık 40 bin lise öğrencisinin de üniversite sınavlarına giremediği belirtildi.

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Avrupa Kriz Yönetimi Komiseri Janez Lenarčič ile Pazar günü akşam saatlerinde yayınladığı ortak açıklamada, Gazze’deki insani durumun giderek kötüleştiğini vurguladı ve bölgeye yardımların ulaştırılmasının “imkansız hale” geldiğini açıkladı.

“Gazze’deki kriz bir kırılma noktasına daha ulaştı. Gazze’ye anlamlı bir insani yardımın ulaştırılması neredeyse imkansız hale geldi ve sivil toplumun yapısı çözülüyor,” diyen Borrell, sivillerin açlıktan ölmek üzere olduğunu ve bölgeye gelen “sınırlı yardıma” da ulaşamadıklarını belirtti.

İsrail’in Gazze’de devam eden askeri operasyonlarına ve “kanun ve düzenin çökmesine” de değinen Borrell, yardım kuruluşlarında çalışanların “kabul edilemeyecek derecede güvensiz bir ortamda faaliyet göstermek zorunda kaldığını” da belirtti.

“Taktiksel ateşkeslerin” Gazze’deki hayatta hiçbir iyileşmeye yol açmadığını vurgulayan Borrell, ayrıca insani yardım kuruluşlarından gelen raporların da “ciddi şekilde endişe verici olduğunu” belirtti ve yardım faaliyetlerinin “herhangi bir adım atılmadığı takdirde çökme riskinde olduğunu” sözlerine ekledi.

“Bir kez daha, çatışmaya dahil olan tüm taraflara uluslararası yasal sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısında bulunuyoruz: sivilleri korumak, temel hizmetlere erişimlerini sağlamak, insani operasyonlar için güvenli bir ortam sağlamak ve insani yardımlara engelsiz erişim sağlamak,” diyen Borrell, rehinelerin “derhal ve koşulsuz serbest bırakılması” çağrısında da bulundu.

“AB tarafından finanse edilen önemli yardımlar da dahil olmak üzere, Mısır ve Ürdün sınırlarında insani yardım birikiyor,” diyen Borrell, bekleyen gıda maddelerinin bozulma riskine de dikkat çekti.

“Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana Gazze’ye 56 insani hava köprüsü uçuşu düzenledik ve en sonuncusu geçen hafta tamamlandı. Yardım ulaştırmak için mümkün olan her yolu kullandık,” ifadelerini de kullanan Borrell, “Gazze’ye ve Gazze’nin iç bölgelerine erişimimiz olmadan, Gazze‘ye yardım göndermek boşunadır,” diye ekledi.

“Tüm tarafları derhal ateşkes ilan etmeye, rehineleri koşulsuz olarak serbest bırakmaya, insani yardım çalışanları dahil sivilleri korumaya ve Gazze halkına hayat kurtaran yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak için ortak eylemde bulunmaya çağırıyoruz.”

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 47 artarak 37 bin 598’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 121 artarak 86 bin 32’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun (BMGK) derhal ateşkes ilan edilmesini öngören kararına rağmen Gazze’ye yönelik saldırılarını ve sivil katliamlarını sürdürürken, uluslararası kınamalarla karşı karşıya kaldı. Harabeye dönüşen Gazze’nin pek çok bölgesinde gıdaya, temiz suya ve ilaca ulaşmak hala çok zor.

Güney Afrika’nın açtığı bir dava kapsamında İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırımla suçlanıyor. Mahkeme, Başbakan Binyamin Netanyahu yönetiminin, 6 Mayıs tarihinde işgal edilmeden önce bir milyondan fazla Filistinlinin sığındığı güneydeki Refah kentindeki faaliyetlerini derhal durdurmasına hükmetmişti.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 311’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 662 askerinin öldüğünü duyurdu. 24 Kasım 2023’te başlatılan 7 günlük insani arada 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail askerleriyle Filistin topraklarını gasp eden yerleşimcilerin saldırılarında 7 Ekim’den beri 553 Filistinli hayatını kaybetti.

Paylaşın

Rusya’nın Dağıstan Bölgesi’nde Sinagog Ve Kiliselere Saldırı: 15 Polis Öldü

Rusya’nın Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Dağıstan’da sinagog ve kiliselere yönelik eş zamanlı saldırılarda 15 polis memuru, bir rahip ve bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

Haber Merkezi / Rusya Soruşturma Komitesinden yapılan açıklamada, saldırıların terör eylemi olarak değerlendirildiği ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığı ifade edildi.

Rusya’nın en fakir bölgelerinden biri olan Dağıstan’da çoğunluğu Müslümanlar oluşturuyor. Saldırılar, IŞİD’in ve Moskova yakınlarındaki bir konser salonuna düzenlediği ve 145 kişinin öldüğü saldırıdan üç ay sonra meydana geldi.

Rusya’nın Dağıstan bölgesinde iki ayrı şehirde eş zamanlı terör saldırıları meydana geldi.

Pazar günü bir grup silahlı saldırgan, Mahaçkale ve Derbent şehirlerinde kilise ve sinagoglar ile polis kontrol noktasına saldırdı. Her iki kentte de ibadethaneler ateşe verilirken, çıkan çatışmada en az 15 polis memuru öldü. Rus Ortodoks Kilisesi, kurbanlar arasında rahip Nikolai Kotelnikov’un da olduğunu açıkladı.

Saldırının gerçekleştiği Pazar günü Ortodoks Kilisesi için Pentekost Bayramının kutlandığı özel bir gündü.

Polis, Mahaçkale’de dört, Derbent’te ise iki silahlı saldırganın öldürüldüğünü açıkladı. Saldırganlardan kaçmayı başaranlar olup olmadığı ise bilinmiyor. Rus güvenlik servisleri saldırının ardından terör soruşturması başlattı.

Olay sonrası bölgede 3 gün yas ilan edilirken, saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

Dağıstan Valisi Sergey Melikov Melikov Telegram mesajlaşma uygulamasından bu sabah paylaştığı bir videoda, 15’ten fazla polisin saldırılar sonucu hayatını kaybettiğini kaydetti ancak kaç kişinin yaralandığına dair bilgi paylaşmadı.

Melikov ayrıca, “Saldırıları düzenleyen altı militan etkisiz hale getirildi. Dış güçler tarafından hazırlanan tüm oyunların ve terör hücrelerinin tespit edilmesi yönünde gerekli çalışmalar gerçekleştirilecek. Durum, devletin kurumları tarafından kontrol altında bulunuyor” dedi.

Saldırıları üstlenen olmazken, Sergey Melikov saldırganların kimliklerinin tespit edilmeye çalışıldığını belirterek, ölenler arasında 40 yılı aşkın süredir Derbent’te görev yapan bir Ortodoks rahibin de bulunduğunu söyledi.

Rus Ortodoks Kilisesi sözcüsü Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, rahip Nikolai Kotelnikov’un “vahşice öldürüldüğünü” söyledi.

Olayların ardından İsrail Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yayınlayarak, “Dağıstan Cumhuriyeti’ndeki iki şehir olan Mahaçkale ve Derbent’e ortak saldırı” düzenlendiğini doğruladı.

Açıklamada, “Derbent’teki sinagog ateşe verildi ve yakıldı. Yerel muhafızlar öldürüldü. Mahaçkale’deki sinagoga silahlı saldırı düzenlendi, daha fazla ayrıntı yok” denildi: Aynı zamanda Mahaçkale’de kiliselere saldırı düzenlendi ve Derbent’te bir rahip öldürüldü.

Açıklamada, “Bilindiği kadarıyla saldırı sırasında sinagoglarda ibadet eden kimse yoktu ve Yahudi cemaatinden bilinen bir kayıp da yok” denildi: Moskova’daki İsrail büyükelçiliği bölgedeki Yahudi cemaatinin liderleriyle temas halinde.

Avrupa medyasına yansıyan haberlerde, saldırıların arkasında IŞİD terör örgütünün olduğu öne sürüldü.

Mart ayında IŞİD, Moskova yakınlarında “Crocus City Hall” adlı konser salonuna saldırı düzenlemiş, olayda 145 kişi yaşamını yitirmişti. Saldırıyı IŞİD’in üstlenmesine rağmen Rus yetkililer, bir kanıt göstermeden Ukrayna’yı suçladı. Kiev yönetimi saldırıyla ilgisi olduğu iddiasını reddediyor.

Paylaşın

Doğu Ve Güneydoğu’da Bin Kişiye Bir Hekim

Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Veysi Ülgen, ‘Hekimler, bölgede çalışmak istemiyor. Özellikle KHK’lerle ihraçlar ve ihraç riski nedeniyle pek çok hekimin burada çalışma şevki kırıldı” dedi ve ekledi:

Mezun olan hekimler 4. ve 5’inci sınıftan itibaren yurtdışına gitmenin hazırlığını yapıyor. Bu durum çalışma şartlarının ağırlığından kaynaklanıyor. Hekimler kendini güvende hissetmeyince mesleğini başka yerlerde icra etmek istiyorlar. Hekimlerin çalışma ortamı düzeltilmeli.’’

Bölgede hekim sayısının giderek düştüğünü anlatan Ülgen, ayrıca hekime şiddetin de önemli bir faktör olduğunu kaydetti. Uzman hekim sorununun arttığını vurguladı.

Ülkede sağlık kurumlarına başvuran hasta sayısı artarken, hekim dağılımındaki bölgesel eşitsizlik dikkat çekiyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine de yansıyan rakamlarda Urfa, Bingöl, Bitlis, Muş, Siirt, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Iğdır, Mardin, Batman’da bin kişiye düşen hekim sayısının 1 olarak yer aldığı, hatta bazı illerde uzman hekimlerin 1 bile olmadığı görülüyor. Hastane sayıları ve yatak sayılarındaki eşitsizlik de yine bu bölgelerde fazla. Sağlık emekçileri ‘‘En önemli neden çalışma şartları. Bu tablo bize sağlıktaki eşitsizliği de belirgin şekilde gösteriyor’’ dedi.

Sağlık Bakanlığı İstatistik Yıllığı’nın ardından TÜİK verileri de hekim, yatak ve hastane sayılarının bölgesel dağılımındaki eşitsizliği bir kez daha gözler önüne serdi. Bin kişiye düşen hekim sayısının en yüksek olduğu il 4 hekim ile Ankara. Bu ili İstanbul, İzmir, Eskişehir, Isparta, Trabzon, Edirne izliyor. Ege, Akdeniz, Marmara ve Karadeniz’in pek çok kentinde bin kişiye 2 hekim düşüyor.

Ancak bu oran Doğu ve Güneydoğu’da 1 olarak haritada yer alıyor. Benzer tablo hastane sayısında da kendini gösteriyor. İstanbul, çoğunluğu özel olmak üzere 234 hastane ile hastanenin en çok olduğu il olarak geliyor. Bunu 84 ile Ankara, 63 ile İzmir izliyor. Hastane sayısının en az olduğu iller ise Kilis, Ardahan, Iğdır.

Birgün’den Sibel Bahçetepe‘ye konuşan Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Veysi Ülgen, bu durumun pek çok nedeni olduğunu söyledi.

Özellikle hekim göçüne dikkat çeken Ülgen ‘‘Hekimler, bölgede çalışmak istemiyor. Özellikle KHK’lerle ihraçlar ve ihraç riski nedeniyle pek çok hekimin burada çalışma şevki kırıldı. Mezun olan hekimler 4. ve 5’inci sınıftan itibaren yurtdışına gitmenin hazırlığını yapıyor. Bu durum çalışma şartlarının ağırlığından kaynaklanıyor. Hekimler kendini güvende hissetmeyince mesleğini başka yerlerde icra etmek istiyorlar. Hekimlerin çalışma ortamı düzeltilmeli’’ dedi.

Bölgede hekim sayısının giderek düştüğünü anlatan Ülgen, ayrıca hekime şiddetin de önemli bir faktör olduğunu kaydetti. Uzman hekim sorununun arttığını vurgulayan Ülgen, şöyle devam etti: ‘‘Bin kişiye 1 hekim deniyor ama bunların büyük çoğunluğu yeni mezun ya da mecburu hizmet için gelen hekimler. Hastane ve yatak dağılımında da eşitsizlik var. Kamuda yatırımlar yetersiz. Özellikle Diyarbakır merkeze bakınca 7 özel ve 4 tane de kamu hastanesi var. Kamu hastanelerinde özellikle kardiyoloji, nöroloji gibi dallarda uzman hekim bulmak çok zor. Türkiye’nin diğer yerlerinden mecburi hizmete gelmiş o gidiyor ama buralı olan da gidiyor. Ülkeyi yönetenler önlem almak yerine ‘Giderlese gitsinler’ diyorlar. Bazı yerlerde bazı branşlarda uzman hekim bile yok.’’

Nevşehir, Niğde, Aksaray ve Bayburt’ta da bin kişiye bir hekim düşüyor. Dr. Ülgen’e göre bu durumun nedeni de hastane idarecilerin baskısı, ekonomik sorunlar ve sağlıkta şiddet.

“Eşitsizlik giderek derinleşti”

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’ndan (SES) Kubilay Yalçınkaya da sağlıktaki bölgesel eşitsizliğin giderek derinleştiğini söyledi.

Yalçınkaya ‘‘Ülke, Sağlık Bakanlığı tarafından hizmetin dengeli dağılımı için 30 bölgeye ayrılmış. Temel amaç, her bölgenin kendi sağlık hizmet ihtiyacını kendi içinde yeterliliğini sağlamak. Ancak hekim eksikliği, ülke içinde ve ülke dışına hekim göçü bunu engelledi. Özellikle şehir hastaneleri yatak ve hekim dağılımını olumsuz etkiledi. Büyükşehirlerdeki özel hastane dağılımı eşitsizliği daha da derinleştirmiş durumda. Sağlık emek göçü arttıkça hastaların sağlık hizmeti almak için göçü de artıyor’’ dedi.

Yalçınkaya, özetle şu değerlendirmeleri yaptı: ‘‘2022’de Türkiye geneli kişi başına hekime başvuru 10. En yüksek hekime başvuru olan il 12,7 ile Isparta. En düşük olan il ise 6,8 ile Hakkari.  Hakkari’de bin kişiye düşen uzman hekim sayısı 0,7. Isparta’da bin kişiye düşen uzman hekim sayısı 1,4. Hakkari’de Isparta’nın yarısı kadar uzman hekim sayısı var dolayısı ile kişi başına başvuruda Ispartanın yarısı kadar.’’

TÜİK’e göre, 2023 yılında enfeksiyon ve parazit kaynaklı ölüm sayısı, son 5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. 2018’de 10 bin 854 kişi bu hastalıklardan yaşamını yitirirken, 2023’te ise bu sayı 19 bin 591’e yükseldi.

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, özetle ‘‘Bu artışın iki nedeni var; birinci neden; 3 yıl boyunca insanları izole ederek solunum yolu enfeksiyonlarının insanlar arasında yayılmasını engelledik. İkinci neden ise özellikle pandemi döneminde aşı karşıtı grupların yaydığı yanlış bilgilerin son derece rahat bir ortamda yayılması ve buna müdahale edilmemesi sonucunda insanlar daha az aşı yaptırmaya başlaması’’ dedi.

Paylaşın

“İkinci Kobani Davası”nın İlk Duruşması Yarın

HDP’li 5 siyasetçi hakkında 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 19 bin 680’er yıl hapis cezası istenen “Kobani Davası”nın ilk duruşması yarın Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülecek.

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Kobani’ye dönük saldırıları sonrası 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen eylemler gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekilleri Hüda Kaya, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan, Garo Paylan ve Pero Dündar hakkında açılan davanın ilk duruşması yarın görülecek. Duruşma, yarın saat 10.00’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülecek.

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin baktığı davada, siyasetçiler hakkında 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 19 bin 680’er yıl hapis cezası isteniyor.

İddianame, 22 Mayıs’ta Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti. 298 sayfalık iddianame iki bölümden oluşmuş, 183 sayfalık ilk bölümde, “maktul ve mağdurların isimleri” ile iddialara yer verilmişti. İkinci bölümde ise, davaya gerekçe yapılan Kobanê eylemlerine dair detaylar yer almıştı.

Paylaşın