EURO 2024: İspanya, Gürcistan Engelini Rahat Geçti

Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) Son 16 Turu’nda İspanya ile Gürcistan, Köln Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Sahadan 4-1 galip ayrılan İspanya, çeyrek finale yükseldi.

Haber Merkezi / Fransız hakem François Letexier’in yönettiği mücadelede İspanya’nın gollerini 39. dakikada Rodri, 51. dakikada Fabian Ruiz, 75. dakikada Nico Williams ve 83. dakikada Dani Olmo, Gürcistan’ın tek golünü ise 18. dakikada Robin Le Normand (K.K.) kaydetti.

İspanya, çeyrek finalde turnuvaya ev sahipliği yapan Almanya ile karşılaşacak.

Mücadelenin 18. dakikasında Robin Le Normand’ın kendi kalesine attığı golle Gürcistan 1-0 öne geçti. 39. dakikada ceza sahası içi sol kanattan Nico Williams’ın pasında ceza yayı içinde Rodri’nin sert şutunda İspanya 1-1’lik eşitliği yakaladı ve takımlar soyunma odasına bu skorla girdi.

İkinci yarıda İspanya galibiyet için baskısını artırdı. 51. dakikada ceza sahası dışı sağ çaprazdan Yamal’ın ortasında arka direkte Fabian Ruiz, kafayla topu ağlara göndererek İspanya’yı 2-1 öne geçirdi. 75. dakikada çalımlarla sol kanattan ceza sahasına giren Nico Williams’ın golüyle İspanya skoru 3-1’e getirdi. 83. dakikada ceza yayı içinden Dani Olmo’nun şutunda fark 3’e çıktı.

Paylaşın

Ramsay Hunt Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Ramsay Hunt sendromu, genellikle 60 yaş üstü yetişkinleri etkileyen nadir bir nörolojik bozukluktur. Bozukluk, yüz sinirinin zayıflığı veya felci (yüz felci) ve kulak veya ağzı etkileyen bir döküntü ile karakterizedir.

Haber Merkezi / Semptomlar genellikle yüzün bir tarafındadır (tek taraflı). Kulaklarda çınlama (tinnitus) ve işitme kaybı da mevcut olabilir. Ramsay Hunt sendromu, çocuklarda suçiçeği ve yetişkinlerde zona (herpes zoster) hastalığına neden olan aynı virüs olan varicella zoster virüsünden (VZV) kaynaklanır. Ramsay Hunt sendromunda, daha önce inaktif (uykuda) olan varicella-zoster virüsü yeniden aktive olur ve yüz sinirini etkilemek üzere yayılır.

Ramsay Hunt sendromunun tedavisi, sinirlerin ağrısını ve şişmesini azaltmak için anti-inflamatuar ilaçlar (steroidler) içerir. Semptomların başlangıcından itibaren üç gün içinde tedaviye başlandığında genellikle iyi bir prognoz vardır. Ancak bazı hastalarda kalıcı yüz felci veya işitme kaybı olabilir.

Ramsay Hunt sendromunun belirtileri kişiden kişiye değişir. Etkilenen bireylerde genellikle yüz sinirinde felç ve kulağı etkileyen döküntüler görülür. Bu iki semptom her zaman aynı anda ortaya çıkmaz. Çoğu insanda yüzün yalnızca bir tarafı etkilenir.

Sinir felcinden etkilenen yüz kasları zayıflayabilir veya sertleşebilir ve gülümseyememeye veya alnı kırıştıramamaya neden olarak “sarkık bir yüz” görünümü yaratabilir. Semptomların başlamasından sonra yüz zayıflığı genellikle bir hafta içinde en şiddetli hale gelir. Asimetrik kas tonusu görülebilir ve bazı kişilerin ağzı sarkabilir ve salyaları akabilir. Genellikle gözü kapatamama meydana gelir ve tahrişle sonuçlanır. Nadir durumlarda gözün şeffaf ön kısmı (kornea) hasar görebilir ve görüş bulanıklaşabilir.

Ramsay Hunt sendromlu hastaların çoğunda kulağın dış kısmını (kulak kepçesi) ve sıklıkla dış kulak kanalını etkileyen kırmızımsı (eritemli), ağrılı, sıvı dolu kabarcıklı (veziküler) döküntüler vardır. Hastaların %80’inde kulak ve ağızda veziküler döküntüler rapor edilmiştir. Ağrılı kabarcıklar da dahil olmak üzere döküntü, kulak zarını, ağzı, yumuşak damağı ve özellikle etkilenen sinirin olduğu taraftaki boğazın üst kısmını da etkileyebilir. Kulağı etkileyen diğer semptomlar arasında kulak çınlaması (kulak çınlaması) ve kulak ağrısı (otalji) yer alır. Bazı hastalarda kulak ağrısı şiddetli olabilir.

Etkilenen bazı bireylerde, iç kulak veya işitme sinirindeki bir kusur nedeniyle ses titreşimlerinin beyne düzgün şekilde iletilmediği ve vücudun semptomatik tarafında (aynı taraf) işitme kaybına neden olan bir durum olan sensörinöral işitme kaybı gelişir. İşitme kaybı genellikle geçicidir ve hastaların %50 kadarında görülür. Nadiren işitme kaybı kalıcı hale gelebilir. Etkilenen bazı kişiler, kulak zarındaki stapedius kasındaki bir anormallik nedeniyle seslerin normalden daha yüksek (çoğunlukla dramatik) göründüğü ve çok büyük rahatsızlığa neden olduğu bir durum olan hiperakuzi yaşayabilir. Bazı kişilerde ağrı boynu etkileyecek şekilde yayılabilir.

Mevcut olabilecek ek semptomlar arasında mide bulantısı, kusma ve kişinin çevresinin döndüğü hissi (vertigo) yer alır.

Nadir görülen Ramsay Hunt sendromu vakalarındaki olası komplikasyonlar arasında tat algısında değişiklik, kornea ülseri ve enfeksiyonlardan kaynaklanan göz hasarından kaynaklanan görme kaybı, sinirlerin yanlış kaslara doğru büyümesi nedeniyle yüz hareketlerine anormal reaksiyonlar, kalıcı ağrı (postherpetik nevralji) yer alır. ve yüz zayıflığı. Nadir durumlarda virüs diğer sinirlere veya beyne ve omuriliğe yayılarak kafa karışıklığına, uyuşukluğa, uzuvlarda zayıflığa, baş ağrısına ve sinir ağrısına neden olabilir.

Ramsay Hunt sendromu bulaşıcı değildir, ancak varicella-zoster virüsünün yeniden aktive olması, suçiçeği geçirmemiş veya aşılanmamış kişilerde suçiçeğine neden olabilir. Hastalar, kabarcıklı döküntünün üzerinde kabuklanma oluşana kadar bu kişilerle ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerle temastan kaçınmalıdır.

Ramsay Hunt sendromlu bazı bireylerde, testlerle (örn. kan testleri) varisella-zoster virüsü kanıtı olan, ancak ilişkili cilt anormallikleri olmayan yüz felci olabilir. Bu vakalara zoster sinüs herpete adı verilebilir.

Ramsay Hunt sendromu, suçiçeği ve zona hastalığına neden olan aynı virüs olan varicella-zoster virüsünden kaynaklanır. Virüs, çocukken suçiçeği geçirmiş bir kişide onlarca yıl boyunca uykuda kalabilir. Varisella-zoster virüsünün yeniden aktif hale gelmesi zona salgınına neden olur ve varicella-zoster virüsünün yüz sinirlerine yayıldığı durumlarda Ramsay Hunt sendromu gelişir. Ramsay Hunt sendromunda virüsün neden yeniden aktif hale gelip yüz sinirini etkilediği bilinmemektedir.

Ramsay Hunt sendromunun tanısı zor olabilir çünkü bozukluğun semptomları (kulak ağrısı, yüz felci ve belirgin döküntü) her zaman aynı anda gelişmez.

Teşhis, kapsamlı bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı hasta geçmişine ve karakteristik semptomların (örn. tek taraflı yüz felci ve/veya kulak çevresinde döküntü) tanımlanmasına dayanır. Tanıyı doğrulamak için kulağı çevreleyen sıvı dolu kabarcıklı döküntüden alınan bir örnek kullanılabilir. Bu döküntü, hastalığın Bell felci, akustik nöroma veya trigeminal nevralji değil, Ramsay Hunt sendromu olduğunun iyi bir göstergesidir.

Viral çalışmalar tükürük, gözyaşı ve kanda varicella-zoster virüsünü tespit edebilir ancak Ramsay Hunt sendromu tanısını koymak için gerekli değildir.

Ramsay Hunt sendromunun tedavisi asiklovir veya famsiklovir gibi antiviral ilaçların yanı sıra prednizon gibi kortikosteroidleri içerir. İlaçlar varisella zoster virüsüyle mücadelede etkinliği artırmak için birlikte çalışır. Özellikle, anti-inflamatuar ilaçlar veya steroidler sinirlerin iltihaplanmasını azaltarak ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak, antiviral ilaçların etkinliğinin ve faydalarının doğrulanmadığı unutulmamalıdır. Tedaviye rağmen, bazı kişilerde bir miktar yüz felci ve işitme kaybı kalıcı hale gelebilir.

Daha ileri tedavi, her bireyde belirgin olan belirli semptomlara yöneliktir. Bunlara ağrı kesiciler, karbamazepin, nevraljik ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilen bir anti-nöbet ilacı ve antihistaminikler ve antikolinerjikler gibi vertigo baskılayıcılar dahildir. Diazepam (Valium) gibi anti-anksiyete ilaçları da ağrı ve vertigonun tedavisinde yardımcı olabilir.

Kapsaisin, postherpetik nevraljiyle ilişkili nöropatik ağrıyı yönetmek için ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylandı. Tedaviye semptomların başlamasından sonraki üç gün içinde başlamak en büyük faydayı sağlamak açısından önemlidir.

Ramsay Hunt sendromlu bireylerin tek gözünü kapatmakta zorluk çekmeleri nedeniyle kornea hasarını önlemek için özel dikkat göstermeleri gerekmektedir. Bu, korneayı anormal kurumaya ve yabancı cisim tahrişine maruz bırakabilir. Korneayı korumak için yapay gözyaşı ve yağlayıcı merhemler reçete edilebilir. Bazı hastalara göz bandı takmaları önerilebilir.

Varisella zoster virüsüne karşı önlem, çocuklarda su çiçeği aşısı ve 50 yaş ve üzeri kişilerde zona aşısı ile sağlanabilir. Bu aşılar, varisella zoster virüsüyle enfekte olma şansını büyük ölçüde azaltabilir ve bu da Ramsay Hunt sendromuna yakalanma şansını azaltır.

Paylaşın

Rasmussen Ensefaliti Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Rasmussen ensefaliti, bazen Rasmussen sendromu olarak da adlandırılır, bir serebral yarımkürenin kronik ilerleyici iltihabı (ensefalit) ile karakterize edilen merkezi sinir sisteminin nadir bir bozukluğudur.

Haber Merkezi / Sonuç olarak, hasta genellikle epileptik nöbetlere (epilepsi) ve ilerleyici serebral yıkıma neden olan beyinde kontrol edilemeyen elektriksel bozuklukların sık ataklarını yaşar. Zamanla, vücudun bir tarafında ilerleyici güçsüzlük (hemiparezi), dil sorunları (beynin sol tarafındaysa) ve zihinsel engeller gibi başka semptomlar da olabilir. Bu bozukluğun kesin nedeni bilinmemektedir.

Önde gelen iki fikir, beyin iltihabının yabancı bir antijene (enfeksiyon) karşı bir reaksiyon veya beynin bir tarafıyla sınırlı ve beyin hasarına yol açan bir otoimmün hastalık olabileceğidir. Çoğunlukla, ancak her zaman değil, iki ila on yaş arasındaki çocuklarda görülür ve birçok hastada hastalığın seyri ilk 8 ila 12 ayda en şiddetlidir. Enflamatuar yanıtın zirveye ulaşmasından sonra, bu bozukluğun ilerlemesi yavaşlar veya durur ve hastada kalıcı nörolojik defisitler kalır.

Tipik olarak, etkilenen bireylerde epilepsiapartiis kontinua (EPC) olarak adlandırılan neredeyse sürekli nöbetlere ilerleyebilen fokal nöbetler gelişir. EPC, bir kas veya kas grubunun (miyoklonus), özellikle kollar, bacaklar ve yüzün tek tek veya tekrarlayan, sürekli bir seri halinde meydana gelebilen hızlı, ritmik kasılma ve gevşemeleri ile karakterize edilir. Rasmussen’de bu durum sürekli olarak vücudun bir tarafında, iltihaplı tarafın karşı tarafında meydana gelir.

Etkilenen çocukların çoğunda, vücudun bir tarafında ilerleyici felç (hemiparezi) ve nöbetlerin devam etmesi durumunda gelişimsel bozukluklar ortaya çıkacaktır. Çoğu durumda, etkilenen çocukların fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin gelişimi durabilir (gelişimsel duraklama). Ayrıca etkilenen çocuklar daha önce edinilen fiziksel ve zihinsel yetenekleri kaybedebilir (gelişimsel gerileme). Etkilenen bazı çocuklarda beynin bir tarafında dejenerasyon (atrofi) ve/veya ilerleyici kafa karışıklığı, yönelim bozukluğu ve entelektüel yeteneklerde bozulma (demans) görülebilir.

Rasmussen ensefalitinin kesin nedeni bilinmemektedir. Çoğu araştırmacı, mikroskop altında ilgili dokunun histopatolojik incelemesinin ardından Rasmussen ensefalitinin bir otoimmün bozukluk olduğundan şüphelenmektedir. Otoimmün bozukluklarda, vücudun doğal savunmaları (antikorlar ve T hücreleri) kendi dokusuyla savaşır ve görünürde hiçbir sebep yokken onu yabancı organizmalarla karıştırır.

Bazı araştırmacılar Rasmussen ensefalitinin grip, kızamık veya sitomegalovirüs gibi tanımlanamayan bir enfeksiyon tarafından tetiklenebileceğini düşünüyor.

Rasmussen ensefaliti, kapsamlı bir klinik değerlendirme, ayrıntılı hasta öyküsü ve elektroensefalografi (EEG) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi ileri teknikleri içeren tam bir nörolojik değerlendirme temelinde klinik olarak teşhis edilebilir.

EEG sırasında beynin elektriksel uyarıları kaydedilir. Bu tür çalışmalar, belirli epilepsi türlerinin karakteristiği olan beyin dalgası modellerini ortaya çıkarabilir. MRI sırasında beynin kesitsel ayrıntılı görüntülerini oluşturmak için manyetik alan ve radyo dalgaları kullanılır. Tanının, beynin etkilenen tarafının ilerleyici küçülmesini ayrıntılarıyla gösteren en az iki taramadan sonra yapılması olağandır.

Rasmussen ensefalitinin tedavisi çoğunlukla semptomatik ve destekleyicidir. Etkilenen çocuklara faydalı olabilecek özel hizmetler arasında özel sosyal destek, fizik tedavi ve diğer tıbbi, sosyal ve/veya mesleki hizmetler yer alır.

Nöbetleri tedavi etmek için çeşitli nöbet önleyici ilaçlar (antikonvülzanlar) reçete edilebilir. Ancak çoğu hastada antikonvülsanların etkisiz olduğu kanıtlanmıştır. Steroidler, immünoglobulin ve takrolimus dahil olmak üzere olası otoimmün hastalığı hedef alan tıbbi tedaviler denenebilir. İmmünolojik tedaviler (takrolimus, intravenöz immünoglobulinler, potansiyel olarak diğerleri de) nörolojik ve yapısal bozulmayı yavaşlatabilir ancak genellikle epilepsiyi veya ilerleyici beyin atrofisini iyileştirmez. Rasmussen ensefalitinin tedavisindeki kesin rolü henüz belirlenmemiştir.

Genellikle serebral hemisferektomi şeklindeki cerrahi, nöbetleri iyileştirmenin ve nörogelişimsel gerilemeyi durdurmanın tek yoludur. Ancak hemiparezi (bir tarafın zayıflığı) ve hemifield defekti (tek tarafın görme bozukluğu) gibi kaçınılmaz fonksiyonel eksiklikler vardır ve beynin baskın tarafı etkilendiğinde dil üzerinde de bir etki olabilir.

Zorluk genellikle epilepsinin ciddiyetine ve hastalığın öğrenilmesi ve ilerlemesi üzerindeki etki derecesine bağlı olarak ameliyatın gerekli ve en iyi zamanlamasına karar vermektir. Karar, aile ve bu durumdaki hastaların tedavisinde deneyimi olan uzman merkez tarafından ortaklaşa verilmelidir.

Paylaşın

Reaktif Artrit Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Reaktif artrit, vücudun başka bir bölgesindeki (yani eklemlerin dışındaki) bir enfeksiyona “tepki” olarak gelişen bir eklem iltihabı (artrit) formu için kullanılan genel bir terimdir. Eklem iltihabı, etkilenen eklemde ve çevresinde kızarıklık, şişlik, ağrı ve sıcaklık ile karakterizedir.

Haber Merkezi / Reaktif artritte, alt ekstremitelerin büyük eklemleri ve sakroiliak eklemler en sık etkilenir. Reaktif artritin diğer iki yaygın belirtisi, idrar yolu iltihabı ve göz kapaklarını kaplayan zarın (konjonktiva) iltihabıdır (konjonktivit). Bu üç karakteristik belirti ayrı ayrı, hepsi birden veya hiç ortaya çıkmayabilir. Ateş, kilo kaybı, alt sırt ağrısı ve topuk ağrısı gibi ek belirtiler de ortaya çıkabilir. Reaktif artrit genellikle Klamidya, Salmonella, Shigella, Yersinia ve Campylobacter gibi belirli bakteriyel enfeksiyonlarla bir arada görüldükten sonra gelişir.

Reaktif artrit, spondiloartritler olarak bilinen bir grup ilişkili bozukluğa aittir. Bu bozukluklar benzer semptomların ve HLA-B27 adı verilen belirli bir genetik belirtecin ilişkisi ile bağlantılıdır. Bu bozukluklarda yaygın olan semptomlar arasında artrit, özellikle alt ekstremitelerde, alt sırt ağrısı ve tendonların kemiğe bağlandığı noktada iltihaplanma ile karakterize bir durum olan entezit bulunur. Bu bozukluk grubu reaktif artrit, ankilozan spondilit, psoriatik artrit, farklılaşmamış spondiloartrit ve inflamatuar bağırsak hastalığı ile ilişkili spondiloartriti içerir.

Reaktif artrit, tıp literatüründe birçok farklı ad altında tanımlanmış, iyi tanımlanmamış bir bozukluktur. Tıp camiasında evrensel olarak kabul görmüş kesin bir tanı veya sınıflandırma kriteri geliştirilmemiştir.

Reaktif artritli bazı bireylerde göz veya idrar yolu tutulumu olmadan sadece hafif artrit gelişebilir. Diğer bireylerde günlük aktiviteyi önemli ölçüde sınırlayabilen şiddetli bir reaktif artrit vakası gelişebilir. Semptomlar genellikle 3 ila 12 ay arasında sürer ve gelip gidebilir. Hastaların yaklaşık %30-50’sinde semptomlar daha sonra geri dönebilir veya kronik (6 aydan uzun) uzun vadeli bir sorun haline gelebilir. Etkilenen bireylerin aşağıda tartışılan semptomların hepsine sahip olmayabileceğini belirtmek önemlidir. Etkilenen bireyler, özel durumları, ilişkili semptomlar ve genel prognoz hakkında doktorları ve tıbbi ekipleriyle konuşmalıdır. Belirli semptomlar ve şiddetleri bir kişiden diğerine büyük ölçüde değişebilir.

Reaktif artrit semptomları birkaç haftadan birkaç aya kadar değişen bir süre boyunca gelip gidebilir. Semptomlar genellikle gastrointestinal veya genitoüriner enfeksiyondan bir ila altı hafta sonra gelişir. Eklemlerde, idrar yollarında ve gözlerde iltihaplanma en sık görülen bulgulardır. Ek belirtiler de gelişebilir.

Artrit, göz ve idrar semptomlarından önce, aynı zamanda veya bunlar geçtikten sonra ortaya çıkabilir. Artrit genellikle alt bacak eklemlerini etkileyerek dizlerde, ayak bileklerinde ve ayaklarda ağrı, kızarıklık ve şişmeye neden olur. Bilekler, dirsekler ve parmaklar gibi diğer eklemler daha az etkilenir. Başlangıç ​​genellikle hızlıdır ve birkaç gün içinde iki ila dört eklem etkilenir. Topuk ağrısı da yaygındır. Topuk ağrısı, tendonun kemiğe bağlandığı noktada iltihaplanma ile karakterize bir durum olan entezitten kaynaklanır. Bazı durumlarda, ayak parmakları ve/veya parmaklar iltihaplanıp şişebilir (daktilit), böylece büyük ve güdük görünebilirler. Sırtın alt kısmında veya kalçada ağrı da oluşabilir.

Reaktif artritte idrar yolu tutulumu herhangi bir semptoma neden olmayabilir (asemptomatik). Diğer vakalarda, özellikle erkeklerde, idrar yolu iltihabı gelişen ilk semptom olabilir. Kadınlarda idrar yolu semptomları genellikle yoktur. Bazı erkeklerde, idrar yolu iltihabı idrar yaparken ağrıya veya yanma hissine, idrara çıkma sıklığında artışa veya idrar yaparken sıvı akıntısına neden olabilir. Şiddetli vakalarda, prostat bezinin iltihabı (prostatit) meydana gelebilir. Bu semptomlara rağmen, idrar kültürü genellikle negatif olacaktır.

Reaktif artrit nedeniyle idrar yolu iltihabı olan kadınlarda rahim ağzında iltihaplanma, fallop tüplerinde iltihaplanma (salpenjit) veya vulva ve vajinada iltihaplanma (vulvovajinit) gelişebilir. Etkilenen bazı kadınlar idrar yaparken yanma hissi yaşayabilir.

Etkilenen bazı kişilerde göz kapaklarını kaplayan zarın (konjonktiva) iltihabı gelişir (konjonktivit). Bazı kişilerde ayrıca iris, koroid ve siliyer cisimden oluşan göz kısmı olan ön üveanın iltihabı (üveit) da gelişebilir. Konjonktivit ve üveit, gözlerde kızarıklık ve şişme, göz ağrısı, bulanık görme, ışığa karşı anormal hassasiyet (fotofobi) ve sabahları kabuklanmaya neden olabilir. Bulanık görme ve fotofobi, üveitte daha yaygındır. Göz belirtileri reaktif artritin seyrinin erken dönemlerinde ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda, belirtiler hastalığın süresi boyunca gelip gidebilir (artma ve azalma).

Reaktif artritli bireylerde birçok farklı hastalıkla ilişkilendirilebilen genel, belirsiz semptomlar da görülebilir. Bu semptomlar arasında yorgunluk, ateş, istenmeyen kilo kaybı ve genel olarak sağlıksız olma hissi (halsizlik) bulunur.

Ek semptomlar potansiyel olarak reaktif artritli bireyleri etkileyebilir. Bazı erkeklerde penis üzerinde küçük, yüzeysel, ağrısız ülserler oluşabilir; buna sirkinat balanit denir. Bu ülserler artrit gelişiminden önce gelebilir. Bazen bu ülserler plak benzeri bir lezyon oluşturabilir ve kronikleşebilir. Ayrıca bazı kişilerde ağızda, özellikle de dilde veya sert damakta küçük, yüzeysel ülserler gelişebilir. Bu lezyonlar gelip gidebilir, genellikle ağrısızdır ve sıklıkla fark edilmeden gider. Shigella, Yersinia, Campylobacter veya Salmonella enfeksiyonu sonrası gelişen vakalarda akut ishal ortaya çıkabilir. İshal, kas-iskelet sistemi semptomlarının gelişmesinden bir ay kadar önce ortaya çıkabilir.

Reaktif artritli bazı bireylerde keratoderma blennorrhagia adı verilen bir cilt rahatsızlığı gelişir. Bu cilt lezyonu genellikle avuç içlerini veya ayak tabanlarını etkiler ve kırmızımsı, kabarık, mumsu şişlikler veya nodüllerden oluşabilir. Bu şişlikler genellikle yayılır ve sonunda bir araya gelerek (birleşerek) sedef hastalığına benzeyebilecek daha büyük, pullu bir döküntü oluşturur. Reaktif artritli bazı bireylerin tırnakları kalınlaşabilir.

Reaktif artrit vücudun başka bir yerinde meydana gelen bir enfeksiyon nedeniyle gelişir. Fark edilmeyen hafif enfeksiyonlar bile reaktif artrite neden olabilir. Bu özellikle reaktif artritin oldukça sık görülen bir nedeni gibi görünen klamidyal enfeksiyonlar için geçerli olabilir. Bazı vakalarda öncesinde semptomatik bir enfeksiyonun bulunmaması tanıyı gizler. Reaktif artritle en sık ilişkilendirilen beş bakteriyel enfeksiyon Chlamydia, Salmonella, Shigella, Yersinia ve Campylobacter’dir. Bu bakteriler genellikle gastrointestinal veya genitoüriner enfeksiyonlara neden olur.

Klamidya, Amerika Birleşik Devletleri’nde reaktif artritin en yaygın nedenidir ve genellikle cinsel temas yoluyla edinilir. Salmonella, Shigella, Yersinia ve Campylobacter, reaktif artriti tetikleyebilecek bir gastrointestinal enfeksiyona neden olabilir. Salmonella, Shigella, Yersinia ve Campylobacter sıklıkla kontamine gıdaların tüketilmesinden, yanlış hazırlanmış gıdaların kullanılmasından veya kontamine olmuş bir kişinin dışkısıyla temastan sonra bulaşır. Daha az sıklıkla, diğer bazı bakterilerin reaktif artrite neden olan ajanlar olduğu öne sürülmüştür. Ancak bazı araştırmacılar reaktif artrit terimini yalnızca yukarıda adı geçen beş bakterinin neden olduğu vakalar için ayırmaktadır.

Reaktif artrite neden olan kesin altta yatan mekanizmalar tam olarak anlaşılmamıştır. Araştırmacılar, reaktif artritin bir otoimmün bozukluk olduğuna inanmaktadır. Otoimmün bozukluk, vücudun bağışıklık sistemi yanlışlıkla sağlıklı dokuya saldırdığında ortaya çıkar. Reaktif artritte, önceki bir enfeksiyon bir bağışıklık sistemi tepkisi başlatır. Çalışmalar, bakterilerin veya bakteri ürünlerinin, enfeksiyonun ilk bölgesinden kan yoluyla eklemleri kaplayan dokuya (sinovyal doku) gittiğini göstermiştir. Klamidya durumunda, bu sinovyal tabanlı organizmalar anormal bir durumda olsa da yaşayabilir. Bu sinovyal tabanlı organizmaların veya bakteri ürünlerinin önemi tam olarak anlaşılmamıştır.

Bu bakteriyel enfeksiyonları geliştiren herkesin reaktif artrit geliştirmeyeceğini belirtmek önemlidir. Aslında, reaktif artrit yalnızca neden olan organizmalardan birine maruz kalan bireylerin az bir kısmında gelişir. Araştırmacılar, bazı kişilerde reaktif artrit gelişirken bazılarında neden geliştiğini tam olarak bilmiyorlar. Bazı kişilerde bu bozukluğa genetik yatkınlık olabilir. Araştırmacılar, etkilenen birçok bireyin HLA-B27 olarak bilinen belirli, genetik olarak belirlenmiş bir “insan lökosit antijeni” (HLA) olduğunu belirlediler.

HLA’lar, vücudun bağışıklık sisteminde önemli bir rol oynayan proteinlerdir; organ nakillerinin sonucunu etkilerler ve bir bireyin belirli hastalıklara yatkınlığını etkiliyor gibi görünürler. Özellikle, HLA -B27 antijeni reaktif artrit ve ilgili bozuklukları olan birçok bireyde mevcuttur. Ancak, reaktif artrit geliştiren hastaların çoğunun HLA-B27 negatif olduğunu ve bu nedenle reaktif artritin genetik bileşeninin tam olarak anlaşılmadığını belirtmek önemlidir . Bazı araştırmacılar, HLA-B27’nin duyarlılıktan ziyade hastalık şiddetinin daha iyi bir göstergesi olduğuna inanmaktadır.

HLA-B27 genine sahip birçok kişide, yukarıda bahsedilen enfeksiyonlardan birine yakalandıktan sonra bile reaktif artrit gelişmez; bu, ek genetik (örneğin ek genler), çevresel ve/veya immünolojik faktörlerin hepsinin, artritin gelişiminde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. reaktif artrit. Reaktif artrite neden olan altta yatan mekanizmaların kesin olarak belirlenmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Reaktif artrit için belirli, kesin bir tanı testi yoktur. Birkaç grup reaktif artrit için tanı kılavuzları yayınlamıştır. Ancak, bu kılavuzlar genellikle tanı için neyin gerekli olduğu konusunda fikir ayrılığına düşmektedir. Reaktif artrit için belirli, tutarlı tanı kılavuzları henüz oluşturulmamıştır.

Reaktif artrit tanısı, karakteristik semptomların tanımlanması, ayrıntılı bir hasta öyküsü, kapsamlı bir klinik değerlendirme ve kan testleri, eklem sıvısı testleri ve özel görüntüleme testleri gibi çeşitli özel testlere dayanarak yapılır. Bu testler reaktif artrit tanısına yardımcı olabilir veya bozukluğu ekarte edebilir. Ancak, bu testlerin hiçbiri bir kişinin bozukluğa sahip olup olmadığı konusunda kesin değildir. Kan testleri, reaktif artrit ile ilişkili belirli bulguları ortaya çıkarabilir, bunlar şunlardır:

HLA -B27 genetik belirteci: Bu genetik belirteç, reaktif artrit dahil olmak üzere spondiloartropatilerle ilişkilidir. Reaktif artritin teşhisine yardımcı olabilir, ancak bu belirteci olan her kişide bu bozukluk gelişmez.

Reaktif artrite neden olabilen Klamidya gibi bakterilerin varlığı: Ancak, reaktif artrit semptomları genellikle bir birey enfeksiyondan kurtulana kadar belirginleşmediğinden, enfeksiyona dair hiçbir belirti olmayabilir. Hastada akut bir ishal hastalığı varsa ve semptomların başlamasından 1-6 hafta önce Salmonella, Shigella, Campylobacter veya Yersinia için pozitif test sonucu çıktıysa, bu hastanın muhtemelen post-enterik reaktif artriti olduğunun çok iyi bir göstergesidir.

Yüksek sedimantasyon hızı: Sedimantasyon hızı, kırmızı kan hücrelerinin bir test tüpünün dibine yerleşmesi için geçen süredir. Yüksek sedimantasyon hızı, vücudun herhangi bir yerinde iltihaplanmanın göstergesidir, ancak iltihaplanmaya neden olan bozuklukları ayırt edemez. Bu, reaktif artritin akut aşamasında en çok faydalıdır ve bu durumun kronik formunda genellikle normaldir.

Diğer koşulları eleyin: Kan testleri, romatoid artrit gibi reaktif artrit ile benzer semptomlara sahip diğer bozukluklarla ilişkili bazı bulguları ortaya çıkarabilir. Bu bozukluklar arasında romatoid faktör adı verilen spesifik bir antikor veya anti-siklik sitrülinat peptit (CCP) antikoru ile ilişkilidir. Lupus ise antinükleer antikorlarla ilişkilidir.

Doktorlar eklemlerdeki sıvıyı (sinovyal sıvı) da test edebilirler. Sinovyal sıvının incelenmesi eklemdeki enfeksiyonu ekarte etmek, eklemdeki iltihaplanma miktarını değerlendirmek ve gut veya diğer kristalle ilişkili artrit türleri gibi diğer durumları ekarte etmek için yapılır.

Doktorlar reaktif artrit tanısına yardımcı olmak veya diğer durumları ekarte etmek için özel görüntüleme teknikleri (x-ışınları) de kullanabilirler. X-ışını çalışmaları, sakroiliak eklemlerin iltihabı (sakroiliit) gibi reaktif artrit gibi spondiloartropatilerin ayırt edici özelliklerini ortaya çıkarabilir. X-ışını muayenesi ayrıca diğer durumları da ekarte edebilir. X-ışınlarındaki tipik değişikliklerin gelişmesinin aylar sürebileceğini ve bu nedenle akut ortamda x-ışınlarının daha az yararlı olduğunu belirtmek önemlidir. Kullanılabilecek özel görüntüleme teknikleri arasında bilgisayarlı tomografi (BT) taramaları, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya ultrason bulunur. Bu gelişmiş görüntüleme teknikleri erken veya akut değişiklikleri tespit etmede daha yararlıdır.

Reaktif artrit tedavisi her bireyde belirgin olan spesifik semptomlara yöneliktir. Tedavi, uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir. Ortopedistler, oftalmologlar, dermatologlar, ürologlar, jinekologlar ve diğer sağlık profesyonellerinin uygun tedaviyi sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlamaları gerekebilir.

Reaktif artritli bireyler, ibuprofen, naproksen sodyum ve aspirin gibi steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlarla (NSAID’ler) tedavi edilebilir. NSAID’ler, reaktif artrit ile ilişkili iltihabı ve ağrıyı en aza indirmeye yardımcı olabilir. Eklem iltihabını tedavi etmek için kortikosteroidler kullanılabilir. Genellikle, kortikosteroidler şiddetli iltihabı hafifletmek için doğrudan (lokal olarak) etkilenen eklemlere ve/veya tendonların etrafına enjekte edilir. Genellikle krem ​​veya losyon olan topikal kortikosteroidler, iltihabı azaltmak ve iyileşmeyi desteklemek için cilt anormalliklerine uygulanabilir. Sistemik kortikosteroidler genellikle diğer inflamatuar artrit tiplerini tedavi etmekten daha az etkili olmuştur.

Fizik tedavi ve egzersiz, eklem fonksiyonunun desteklenmesinde ve iyileştirilmesinde faydalı olabilir. Eklem fonksiyonunun korunmasına veya iyileştirilmesine yardımcı olmak için güçlendirme ve hareket açıklığı egzersizleri kullanılabilir. Bu teknikler eklemlerin etrafında kas oluşturarak desteği güçlendirebilir, eklemlerin esnekliğini artırabilir ve eklem sertliğinin azaltılmasına yardımcı olabilir.

Reaktif artrit bakteriyel bir enfeksiyonun ardından ortaya çıktığı için, antibiyotik kullanımı potansiyel bir tedavi olarak incelenmiştir. Antibiyotikler, reaktif artrite neden olan bakteriyel enfeksiyonu ortadan kaldırmak için reçete edilir. Kullanılan antibiyotik türü, enfeksiyon türüne bağlıdır. Reaktif artritli bireylerde uzun süreli antibiyotik tedavisinin faydasına ilişkin çalışmalar tutarsız ve kesin olmayan sonuçlar vermiştir ve sonuç olarak, tıbbi literatürde reaktif artritli bireylerde antibiyotik tedavisinin genel değeri ve faydası konusunda fikir ayrılığı vardır. Son veriler, Klamidya kaynaklı reaktif artritin, bir antibiyotik kombinasyonunun uzun süreli (6 ay) uygulanmasına yanıt verebileceğini göstermektedir.

Paylaşın

CHP’den “Geçinemiyoruz” Mitingi: Geçim Olmazsa Seçim Olur

Gebze’de düzenlenen Geçinemiyoruz Mitingi’nde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Buradan sesleniyoruz. Geçim olmazsa seçim olur. Ey iktidar sesimizi duyun; geçim olmazsa seçim olur. Geçim yoksa, seçim var” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında asgari ücrete de değinen Özgür Özel, “Asgari ücret verildiği günden bugüne neredeyse 4 bin lira kaybetti, bugünkü 17 bin lira o günkü 13 bin lira. Asgari ücrete en az enflasyon kadar zam istiyoruz. En az enflasyon kadar artış istiyoruz. 25 bin liranın altındaki asgari ücreti asla kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Özel, “Emekliye bir asgari ücret alana kadar mücadeleye söz mü, yandaşa değil esnafa can suyu verilene kadar mücadeleye söz mü?” sözleriyle emeklilerin çektiği sıkıntılara da değindi.

Özel, Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasına ilişkin ise “Gri liste dediğin Burkina Faso’dur, Suriye’dir… Kara para cennetinin olduğu ülkelerdir. Bunu başarı diye anlatanlara yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Özgür Özel, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde düzenlenen “Geçinemiyoruz” mitinginde konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Bugün ülkede gelir adaletsizliği en üst noktaya çıktı. Bugün Türkiye’de en zengin yüzde 20, bütün varlıkların yüzde 81’ini alıyor. En yoksul yüzde 20 sadece 0.5’ini alıyor.

Birileri yüzde 81’i alırken, bizler yüzde 1’i bile alamıyoruz. İşine gelince ‘aynı gemideyiz’…Yazıklar olsun bu düzene!

Türkiye’nin en zengin yüzde 20’si 32 bin dolar milli gelirle geçiniyor ama en yoksul yüzde 20’si 3 bin 600 dolar gelirle geçiniyor. Hakkımız almadan durmayacağız ve söke söke alacağız.

Bu meydanda geçinemeyen herkes var. Herkesin sesini hep birlikte duyurmaya geldi sıra. Eğer herkes, herkesin sesini duyar ve hep birlikte sesini yükseltirse başarmamamız için bir neden yok.

Alın teri dökmüş, dirsek çürütmüş ve en sonunda emekli olmuş insanlarımızı bugün dünyanın en düşük emekli maaşlarına muhatap ediyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde 1,5 asgari ücret düzeyinde olan en düşük emekli maaşı, bugün 0.6 asgari ücret düzeyindedir. Bu düzen büyük bir yoksulluk, büyük bir açlık getirmiştir.

270 euroluk sefalet maaşına isyan ediyor musunuz? Emeklinin hakkını söke söke alacak mıyız? Önce emekli maaşı bir asgari ücret olana kadar, son CHP iktidar olduğunda her emeklinin en düşük maaşı 1,5 asgari ücret oluncaya kadar durmayacağız, hep beraberiz ve hep beraber başaracağız.

Vergide adalet istiyoruz. Yani yılbaşında vergi, maaş başlayıp da 3. ayda kuşa dönmesin istiyoruz. Bugün 17 bin liralık asgari ücret ilk verildiği gün 9 gram altın alırken şu an asgari ücret 7 gram altın alabiliyor. Asgari ücret o günden bugüne kadar 3 bin 850 lira eridi. Diyorlar ki enflasyon farkı vermeyiz. Vermezsiniz ocaktan bugüne emekçinin maaşından 11 kilo kıymayı çaldınız, 24 kilo pirinci çaldınız… Enflasyon farkı hakkımızdır, refah payı hakkımızdır, Türkiye emekçi sınıfı bundan sonra hakkını size bırakmayacak, söke söke alacaktır.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanındaki çiftçilerin de kulağı burada. Tarlalar teker teker satılıyor. 500 bin çiftçi tarımı bıraktı. Her 4 gençten 3’ünün çiftçi maaşlı işte. Tarlasını arkada bırak gözü yolda… Bu çiftçiler geçinemedikleri gibi yaratılan sıkıntı büyük bir gıda enflasyonuna neden oluyor.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanındaki çiftçilerin de kulağı burada. Tarlalar teker teker satılıyor. 500 bin çiftçi tarımı bıraktı. Her 4 gençten 3’ünün çiftçi maaşlı işte. Tarlasını arkada bırak gözü yolda… Bu çiftçiler geçinemedikleri gibi yaratılan sıkıntı büyük bir gıda enflasyonuna neden oluyor.

Bir yılda işsiz kişi sayısı 1 milyon 200 bin kişi arttı. Resmi işsizlerin yüzde 90’ı işsizlik sigortasından yararlanamıyor.

Gri listeden çıktığımızı ilan ettiler. Sanki gri liste Ecevit’ten, Özal’dan, Demirel’den kalmış gibi anlatıyorlar. Bugün güç bela gri listeden çıkılınca bunu başarı gibi anlatıyorlar. Gri liste dediğin Burkina Faso’dur, Suriye’dir… Kara para cennetinin olduğu ülkelerdir. Bunu başarı diye anlatanlara yazıklar olsun.

Asgari ücret verildiği günden bugüne neredeyse 4 bin lira kaybetti, bugünkü 17 bin lira o günkü 13 bin lira. Asgari ücrete en az enflasyon kadar zam istiyoruz. En az enflasyon kadar artış istiyoruz. 25 bin liranın altındaki asgari ücreti asla kabul etmiyoruz.

Emekliye bir asgari ücret alana kadar mücadeleye söz mü, yandaşa değil esnafa can suyu verilene kadar mücadeleye söz mü?… Parayı nerede bulacaksın? Biz gittik anlattık, gösterdik. Dedik ki vergide adalet istiyoruz.”

Paylaşın

Babacan: Yeni Vergilerle Fakir Daha Fakir, Zengin Daha Zengin Olacak

DEVA Lideri Ali Babacan, “Yeni vergilerle de belli ki millet zenginleşmeyecek. Belli ki fakir daha fakir, zengin daha zengin olacak. Hükûmete soruyorum: Belli ki millet zenginleşmiyor. Ama diyorsunuz ki ekonomi büyüyor. O zaman siz kimi zenginleştiriyorsunuz? Şu %5’i bir bilsek ya…” dedi ve ekledi:

“Bu vatandaşın boğazından geçen lokmaları küçülterek mi başaracağınızı zannediyorsunuz? Emeklinin açlık sınırının altında bir maaşla hayat sürdürmesine sebep olarak mı başardığınızı zannediyorsunuz? Asgari ücretlinin, aylık 17 bin lirayla geçim mücadelesi vermesine sebep olarak mı başaracağınızı zannediyorsunuz? Bunun adı başarı mı? Ama bilmiyorlar, umursamıyorlar. Milleti fakirleştirmek pahasına bazı göstergeleri iyileştirmekle övünüyorlar.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 2. Olağan Kocaeli İl Kongresi’nde konuştu. Ali Babacan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

Ekonomik kriz: Öğrencilerimizi burslarıyla geçinebilecek bir refah seviyesine ulaştırmıştık. Şimdi hepsi hayal oldu. Gençlerin tabiriyle ‘yalan’ oldu. Yeni vergilerle de belli ki millet zenginleşmeyecek. Belli ki fakir daha fakir, zengin daha zengin olacak. Hükûmete soruyorum: Belli ki millet zenginleşmiyor. Ama diyorsunuz ki ekonomi büyüyor. O zaman siz kimi zenginleştiriyorsunuz? Şu %5’i bir bilsek ya…

Bu vatandaşın boğazından geçen lokmaları küçülterek mi başaracağınızı zannediyorsunuz? Emeklinin açlık sınırının altında bir maaşla hayat sürdürmesine sebep olarak mı başardığınızı zannediyorsunuz? Asgari ücretlinin, aylık 17 bin lirayla geçim mücadelesi vermesine sebep olarak mı başaracağınızı zannediyorsunuz? Bunun adı başarı mı? Ama bilmiyorlar, umursamıyorlar. Milleti fakirleştirmek pahasına bazı göstergeleri iyileştirmekle övünüyorlar.

Seçimlerden bu yana on üç ay geçti. Bu süre içerisinde yükü hafifleyen var mı? Her gün zam haberi. Her gün vergi artışı haberi. Aradan geçen bir yıldan uzun bu sürede ben daha iyi geçinebiliyorum, ekonomik açıdan daha rahatım diyebilen var mı? Yok arkadaşlar yok.

‘Ekonomi şu kadar büyüyor’ diyorlar, ‘Başardık’ diyorlar, değil mi? Madem ekonomi büyüyor diyorsunuz, bunun nimetini sadece %5 görmesin. Herkes görsün.  Milletin %95’inin geliri son beş yıldır ya düşmüş ya sabit kalmış bu ülkede. Vatandaşın ekmeğini küçülterek krizden çıkılmaz. Yoksulun ahını alarak ekonomi düzeltilmez.”

Sayın Erdoğan’ın ‘Benim alanım ekonomi’, ‘Ben ekonomistim’ diye diye beş yılda tamamen rasyonalite dışı, akıl dışı bir uygulamayla patlattığı enflasyonun bedelini milletimiz şu anda yüksek faizle ve yüksek vergiyle ödüyor. Yazık günah bu millete yahu. Dünyadaki en yüksek ikinci faizi bizim Merkez Bankası uyguluyor şu anda. Sen enflasyonu kendi elinle patlat, sonra millete bedelini ödet.

Başbakanlık ofisinin önüne yazar kasa fırlatacak kadar vatandaşımızı isyan ettiren 2001 krizinden bu ülkeyi çıkarmış bir ekibin başında olduğum için ben bunu söylüyorum. Tüm dünyayı etkileyen 2008-2009 krizinin ülkemizi teğet geçmesini sağlayan kadroyu yöneten bir arkadaşınız olarak söylüyorum bunu. Hiç bu işleri yapmasak bizi de aldatacaklar, kandıracaklar. Gayet böyle masum cümlelerle gerçeği bambaşka sunuyorlar bu millete.

Ticarette de değerli arkadaşlar, vergi politikalarında bir kavram vardır. Nedir bu? Sürümden kazanmak. Sürümden kazanmak. Ben Çıkrıkçılar Yokuşu’nda esnaflık yapmış bir arkadaşınızım. Ticarette sürümden kazanmak nedir? Fiyatını makul tutacaksın. Kâr oranının düşük olacak ama çok satarak kazanacaksın. Yani bazı genişleteceksin. Ciroyu arttıracaksın. Ve kâr haddin düşük olsa da yine kazanacaksın. İşte biz yıllarca devlette Çıkrıkçılar Yokuşu’nun sürümden kazanmak kavramını uyguladık. Ekonomiyi büyüttük ekonomiyi.

KDV oranını yüzde 18’den 8’e indirdik, KDV tahsilatımız çoğaldı. Niye? Çünkü sürümden kazandık vergide. Bilmiyorlar, bilmiyorlar. Zannediyorlar ki vergi oranını yükselteyim, daha fazla vergi toplayayım. Ekonomiyi vergiyle boğarsanız mümkün değil. Yapamazsınız. Kurumlar Vergisi oranını yüzde 33’ten önce 30’a indirdik, sonra da 20’ye indirdik. Hiçbir şey olmadı. Tahsilatımız arttı. Şimdi bunlar tekrar 25’e çıkarttılar bakın. Üstelik yatırım çevreleri açısından gittikçe vergi oranını düşüren bir ülke mi caziptir, yoksa vergi oranlarını artıra artıra giden bir ülke mi caziptir? Ya sen o yüzde 20’den 25’e Kurumlar Vergisi’ni artırıyorsun ama onu artırmasan, düşük tutsan bu ülkede yatırım artacak.

Neymiş, enflasyonla mücadeleymiş. Ali Babacan döneminde enflasyon tek haneye düştü, yıllarca da tek hanede kaldı. Ama hiçbir zaman ne emekli maaşı, ne de asgari ücret enflasyonun altında kalmadı. Peki biz nasıl başardık bunu? Nasıl başardık? İnanın bilmiyorlar ya, dibimizde çalışanlar bile anlamamış, ben onu görüyorum şu anda.

Siyasette normalleşme: Yumuşama dedikleri, ülkenin Cumhurbaşkanının muhalefet partisi genel başkanıyla kahve içmesinden ibaret kaldı. Oturdular, konuştular, dağıldılar; normalleşme dedikleri bu. Maalesef ülkemizdeki siyasetin hali bu. Bir tarafta iktidar partisi, öbür tarafta ana muhalefet partisi. Ana muhalefet partisinin de geçmişinde işine geldiğinde bu ülkeyi nasıl gerdiğini hatırlıyoruz.

Ülkemizi yöneten, hükûmetin tepesindeki isim muhalefet lideriyle selamlaşmayı ‘yumuşama’ sanıyor. Muhalefet genel başkanıyla oturup memleket meselelerini konuşmasının adı da ‘normalleşme’ oluyor.  Peki sonuç? Koca bir hiç.  Sayın Erdoğan son grup konuşmasıyla 90 gün bile sürmeyen bu süreci de bitirmeye niyetli olduğunu açıkça ortaya koydu. ‘Bu kadar’ dedi, ancak üç ay yapabildi.

Bir ülkenin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, ‘Ben bu ülkenin evladı değil miyim’ diyor ve göz yaşı döküyor. Ama bugünlere dair de çok şey anlatıyor… Sayın Erdoğan, şunu bilin. Sizin yıllar önce geceleri düşünüp göz yaşlarınızı tutamadığınız duyguyu, bu ülkede şu anda milyonlar yaşıyor. Milyonlarca insan ucuz ekmek kuyruğunda beklerken soruyor; ‘Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz?’ diyor.

KYK bursuyla geçinmeye çalışan, başka ülkelerde yaşayan yaşıtları istedikleri cep telefonunu alırken vergisiz cep telefonu vaadiyle kandırılıp, sonra 9 bin 500 TL sınırlama ile karşılaşan gençler, bu ülkenin vatandaşı değil mi? Soruyorum: Artık kendi vatandaşlarımızın gidemediği tatil beldelerinde, müstemleke ülkelerde olduğu gibi, yurt dışından gelen turistlere hizmet eden fakat kendileri denize giremeyen çalışanlarımız, bu ülkenin vatandaşı değil mi

Kürsülerden bağırarak millî iradeye parmak sallayanların mı yanındasınız, yoksa demokrasinin mi yanındasınız? Sayın Erdoğan size de sesleniyorum; faili meçhullerin, 90’ların karanlık cinayetlerinin mi yanındasınız; yoksa gözlerinize bakarak ‘Babamın katillerini bulun Tayyip Dede’ diyen Sinan Ateş’in evlatlarının mı yanındasınız? Gelin, partinize gönül verenlerin yüzünü yere düşürmeyin.” 

Bu milletin aklını, ferasetini asla hafife almayın.  İnsanlar her şeyi izliyor, gayet iyi biliyor. Ve günü geldiği zaman da söyleyeceğini sandık başında söylüyor. Samimi olun. Geldiğiniz yeri, geçtiğiniz yolları, yaşadığınız zorlukları unutmayın. Ve bir karar verin: 28 Şubatçıların izinden mi gideceksiniz, yoksa milletle beraber mi olacaksınız?

Sinan Ateş cinayeti: İktidarın ve küçük ortağının parti mensuplarına, milletvekillerine, bakanlara, kıymeti kendinden menkul danışmanlara seslenmek istiyorum: Yarın başlayacak davada, sadece Sinan Ateş cinayetinin zanlıları yargılanmayacak arkadaşlar. Yarın başlayacak davada, henüz farkında olmasanız da sizin vicdanınız, sizin insanlığınız da yargılanacak.

Bir kent diyor ki, İstanbul diyor ki; ‘Önlem alın’ diyor. ‘Binalar kendi başlarına çöküyor, bir şeyler yapın’ diyor. ‘Deprem olursa, çok canlar gidecek, çok insanın canı yanacak’ diyor. İstanbul’u dinleyen yok, kulak veren yok. Ben hemen hemen her konuşmamda söyledim. Bugün de tekrar ediyorum. Ülkemizin bir numaralı sorunu şu anda deprem sorunudur.

Depreme karşı iktidar-muhalefet demeden çözüm üretmek zorundayız. Kamu-sivil toplum el ele verip formül bulmak zorundayız. Rant duyunca koşanlar, kamu arazilerini görünce dosya dosya projelerle gelenler; bir de onlara da seslenmek istiyorum. İstanbul’un büyük bir kentsel yenilenmeye, depreme karşı bir seferberliğe ihtiyacı var. Şu rant gözlüklerinizi bir kenara koyun ve İstanbul için hemen şimdi çalışmaya başlayın.”

Paylaşın

EURO 2024: İngiltere Çeyrek Finalde

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) Son 16 Turu’nda İngiltere ile Slovakya, AufSchalke Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. İngiltere, karşılaşmadan 2-1 galip ayrılarak çeyrek finale yükseldi.

Haber Merkezi / Halil Umut Meler’in yönettiği mücadele İngiltere’nin gollerini 90+5. dakikada Bellingham ve 91. dakikada Harry Kane, Slovakya’nın tek golünü ise 25. dakikada Ivan Schranz kaydetti.

İngiltere, çeyrek finalde İsviçre ile karşı karşıya gelecek. Düsseldorf Arena’da oynanacak müsabaka 6 Temmuz Cumartesi günü TSİ 19.00’da başlayacak.

Mücadelenin 25. dakikasında David Strelec’in ara pasında kaleci Jordan Pickford ile karşı karşıya kalan Ivan Schranz topu ağlara göndererek Slovakya’yı 1-0 öne geçirdi. İlk yarı bu skorla sona erdi. İkinci yarı İngiltere beraberlik için rakip kaleye yüklenirken, umutlandıran gol 90+5. dakikada geldi.

Sağ kanattan kullanılan köşe atışında Marc Guehi’nin kafayla aşırttığı topa Jude Bellingham’ın vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti ve 90 dakika 1-1 sona erdi. Uzatmalara giden mücadelenin 91. dakikasında Harry Kane topu ağlara göndererek İngiltere’yi 2-1 öne geçirdi.

Paylaşın

Radyasyon Hastalığı Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Radyasyon hastalığı, iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmanın neden olduğu zararlı etkileri (akut, gecikmiş veya kronik) tanımlar. Radyasyona maruz kalma nedeniyle gözlemlenebilir bir etki, birkaç yüz radlık tek bir dozdan sonra oldukça kesin hale gelir.

Haber Merkezi / Kural olarak, büyük radyasyon dozları vücut üzerindeki ani etkileri (somatik) nedeniyle endişe vericidir, düşük dozlar ise olası geç somatik ve uzun vadeli genetik etkiler nedeniyle endişe vericidir. Radyasyona maruz kalmanın bir birey üzerindeki etkileri kümülatiftir.

Radyasyondan zarar görmüş hücreleri onarmak için şu anda bir tedavi olmasa da, FDA yakın zamanda vücuttan radyoaktif elementleri uzaklaştırmada çok etkili olan ilaçları onayladı. Hasar geri döndürülemez olduğundan, radyasyona maruz kalan ve semptomlar yaşayan hastalar ilaç verilebilmesi için derhal tıbbi yardım almalıdır.

Akut radyasyon hastalığı mide bulantısı, kusma, ishal, iştahsızlık, baş ağrısı, halsizlik ve hızlı kalp atışı (taşikardi) ile karakterizedir. Hafif ARS’de rahatsızlık birkaç saat veya gün içinde azalır. Ancak, yüksek dozlardan (örneğin, atom patlaması) küçük dozlara (örneğin, günler veya haftalar boyunca tekrarlanan röntgenler) kadar gelişebilen üç farklı şiddetli ARS türü vardır:

Şiddetli ARS’nin türü doza, doz oranına, vücudun etkilenen bölgesine ve maruziyetten sonra geçen zamana bağlıdır. Şiddetli ARS, kısa bir süre içinde, genellikle birkaç dakika içinde vücudun çoğuna veya tamamına nüfuz eden radyasyondan kaynaklanır. Herhangi bir tür şiddetli ARS’ye sahip bir hasta genellikle üç aşamadan geçer: Prodromal aşamada, klasik semptomlar mide bulantısı, ishal ve kusmadır. Bu aşama birkaç dakikadan birkaç güne kadar sürebilir. Latent aşama olarak adlandırılan bir sonraki aşamada, hasta genellikle birkaç saat veya hatta birkaç hafta boyunca sağlıklı olduğu noktaya kadar iyileşir. Açık veya belirgin hastalık aşaması olarak adlandırılan son aşama, her türe özgüdür. Bunlar kardiyovasküler/merkezi sinir sistemi hastalığı, gastrointestinal hastalık ve hematopoietik hastalıktır.

Kardiyovasküler/merkezi sinir sistemi hastalığı, aşırı yüksek toplam vücut dozlarında radyasyonun (3000 rad’dan fazla) ürettiği ARS türüdür. Bu tip en şiddetli olanıdır ve her zaman ölümcüldür. Serebral sendromlu hastalarda prodromal dönemde bulantı ve kusmanın yanı sıra anksiyete, konfüzyon ve bilinç kaybı da yaşanacak, birkaç saat içinde latent dönem meydana gelecektir. İlk radyasyona maruz kaldıktan 5 veya 6 saat sonra titremeler ve kasılmalar başlayacak ve sonunda 3 gün içinde koma ve ölüm kaçınılmaz olacaktır.

Gastrointestinal hastalık, toplam radyasyon dozunun düşük ancak yine de yüksek (400 veya daha fazla rad) olduğu durumlarda ortaya çıkabilen ARS türüdür. İnatçı mide bulantısı, kusma, elektrolit dengesizliği ve şiddetli dehidratasyona, plazma hacminin azalmasına, vasküler çöküşe, enfeksiyona ve yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açan ishal ile karakterizedir.

Hematopoietik hastalık (kemik iliği hastalığı), 200 ila 1000 rad arasında maruziyette ortaya çıkan ARS türüdür. Başlangıçta iştahsızlık (anoreksi), ateş, halsizlik, mide bulantısı ve kusma ile karakterizedir ve maruziyetten sonra 6 ila 12 saat içinde maksimuma ulaşabilir. Semptomlar daha sonra maruziyetten sonra 24 ila 36 saat içinde azalır. Bu tip için latent dönemde, lenf düğümleri, dalak ve kemik iliği atrofiye başlar ve bu da tüm kan hücresi tiplerinin yetersiz üretimine (pansitopeni) yol açar. Periferik kanda, lenf hücresi eksikliği (lenfopeni) hemen başlar ve 24 ila 36 saat içinde zirveye ulaşır.

Bir tür beyaz kan hücresi olan nötrofil eksikliği daha yavaş gelişir. Kan trombositlerinin eksikliği (trombositopeni) 3 veya 4 hafta içinde belirginleşebilir. Granülosit ve lenfositlerin azalması, antikor üretimi ve granülosit göçünün bozulması, bakterilere saldırma ve onları öldürme yeteneğinin azalması, deri altı dokularda difüzyona karşı direncin azalması ve bakterilerin girişini ve büyümesini teşvik eden cilt ve bağırsakta kanama (hemorajik) bölgelerinin oluşması nedeniyle enfeksiyona karşı artan duyarlılık gelişir. Kanama esas olarak kan trombositlerinin eksikliğinden kaynaklanır.

Radyasyonun gecikmiş etkileri ara etkilere ve geç somatik ve genetik etkilere yol açabilir. Çeşitli kaynaklardan düşük radyasyon dozlarına uzun süreli veya tekrarlanan maruziyetin ara etkileri adet görmeme (amenore), her iki cinsiyette de doğurganlığın azalması, kadınlarda libidonun azalması, anemi, beyaz kan hücrelerinin azalması (lökopeni), kan trombositlerinin azalması (trombositopeni), cilt kızarıklığı (eritem) ve kataraktlara neden olabilir. Daha şiddetli veya oldukça lokalize maruziyet saç dökülmesine, cilt atrofisine ve ülserasyonuna, cildin kalınlaşmasına (keratoz) ve ciltte vasküler değişikliklere (telanjiektazi) neden olur. Sonuç olarak skuamöz hücreli karsinom adı verilen bir cilt kanseri türüne neden olabilir.

Böbrek fonksiyon değişiklikleri arasında renal plazma akışında, glomerüler filtrasyon hızında (GFR) ve tübüler fonksiyonda azalma bulunur. Son derece yüksek dozda radyasyondan sonra altı aydan bir yıla kadar süren latent bir periyodun ardından idrarda protein, böbrek yetmezliği, anemi ve yüksek tansiyon gelişebilir. Toplam böbrek maruziyeti 5 haftadan kısa bir sürede 2000 rad’dan fazla olduğunda, vakaların yaklaşık %37’sinde idrar çıkışında azalma ile böbrek yetmezliği meydana gelebilir.

Kaslarda biriken yüksek dozda radyasyon, atrofi ve kalsifikasyonla birlikte ağrılı miyopatiye neden olabilir. Akciğerler arasındaki orta bölgenin (mediastinum) geniş çaplı radyoterapi görmesi sonucu, kalbin etrafındaki kesenin (perikardit) ve kalp kasının (miyokardit) iltihabı oluşmuştur.

Miyelopati, omuriliğin bir bölümünün 4000 rad’ın üzerinde kümülatif dozlar almasının ardından gelişebilir. Seminom, lenfoma, yumurtalık karsinomu veya kronik ülserasyon için abdominal lenf düğümlerinin kuvvetli tedavisini takiben bağırsakta fibroz ve perforasyon gelişebilir.

Radyasyonun geç somatik ve genetik etkileri, vücudun çoğalan hücrelerindeki ve germ hücrelerindeki genleri değiştirebilir. Vücut hücrelerinde bu, en sonunda kanser (lösemi, tiroid, cilt, kemik) veya katarakt gibi somatik hastalıklar olarak ortaya çıkabilir. Başka bir kanser türü olan osteosarkom, radyum tuzları gibi radyoaktif kemik arayan nükleidleri yuttuktan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Kanser tedavisi için kapsamlı radyasyon tedavisinden sonra bazen maruz kalan organlarda yaralanma meydana gelebilir.

Hücreler radyasyona maruz kaldığında mutasyon sayısı artar. Mutasyonlar çocuklara aktarılırsa, bu durum yavrularda genetik bozukluklara neden olabilir.

İyonlaştırıcı radyasyonun zararlı kaynakları öncelikle teşhis ve tedavi için kullanılan yüksek enerjili x-ışınları ve radyum ve ilgili radyoaktif malzemelerle sınırlıdır. Mevcut potansiyel radyasyon kaynakları arasında nükleer reaktörler, siklotronlar, doğrusal hızlandırıcılar, alternatif gradyan senkrotonlar ve kanser tedavisi için kapalı kobalt ve sezyum kaynakları bulunmaktadır. Reaktörlerde nötron aktivasyonu ile tıpta ve endüstride kullanılmak üzere çok sayıda yapay radyoaktif malzeme üretilmiştir.

Reaktörlerden orta ila büyük miktarlarda radyasyonun kazara kaçması birkaç kez meydana geldi. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından yayılan radyasyon, patlamadan yıllar sonra yüzlerce kanser vakasına, mutasyona ve genetik bozukluğa neden oldu. Örneğin Çernobil gibi reaktör kazalarından kaynaklanan radyasyona maruz kalma 134 hastalık ve 28 ölümle sonuçlandı.

Kaçınılmaz arka plan radyasyonu (yaklaşık 0,1 rad/yıl) gibi çok düşük radyasyon dozları ölçülebilir bir etki yaratmaz. 30 rad kadar düşük dozlarda hafif semptomlar gözlenmiştir. Ölçülebilir etkilerin olasılığı doz hızı ve/veya toplam doz arttıkça artar.

Radyasyona maruz kalan vücut alanı da önemli bir faktördür. Tüm insan vücudu muhtemelen ölümcül olmadan akut olarak 200 rad’a kadar emebilir. Ancak, tüm vücut dozu 450 rad’a yaklaştığında ölüm oranı yaklaşık %50 olacak ve çok kısa bir sürede alınan 600 rad’dan fazla toplam tüm vücut dozu neredeyse kesinlikle ölümcül olacaktır. Buna karşılık, uzun bir süre boyunca verilen binlerce rad (örneğin kanser tedavisi için), küçük hacimli dokular ışınlandığında vücut tarafından tolere edilebilir. Dozun vücut içinde dağılımı da önemlidir. Örneğin, bağırsak veya kemik iliğinin uygun kalkanlama ile korunması, maruz kalan bireyin aksi takdirde ölümcül olabilecek tüm vücut dozundan kurtulmasını sağlayacaktır.

Tanı genellikle önemli radyasyon maruziyeti geçmişine dayanarak yapılır. Maruziyet ile kusma arasındaki zaman da bir hastadaki maruziyet seviyeleri hakkında iyi tahminler verebilir.

Cildin radyoaktif maddelerle kirlenmesi, su ve birçok radyoaktif izotopu bağlayan bir kenetleme maddesi olan EDTA (etilendiamin tetraasetik asit) gibi bir madde içeren özel solüsyonlarla bol miktarda durulanarak derhal giderilmelidir. Küçük delinme yaraları, kontaminasyonu gidermek için kuvvetli bir şekilde temizlenmelidir. Yara radyoaktiviteden temizlenene kadar kontamine dokunun durulanması ve uzaklaştırılması gerekir. Yutulan materyal kusturarak veya maruziyet yakın zamanda olmuşsa mideyi yıkayarak derhal uzaklaştırılmalıdır.

Radyoaktif iyot büyük miktarlarda solunmuş veya yutulmuşsa, hastaya tiroid tutulumunu günlerce, haftalarca bloke etmek için potasyum iyodür verilmeli ve diürez desteklenmelidir.

2015 yılında Neupogen (filgrastim), miyelosupresif dozda radyasyona (akut radyasyon sendromunun hematopoietik sendromu veya radyasyon hastalığı) akut olarak maruz kalan yetişkin ve pediatrik hastaları tedavi etmek için onaylandı. Neupogen, Amgen, Inc. tarafından üretilmiştir.

Prusya mavisi endüstride yüzyıllardır kullanılan bir pigmenttir ve aynı zamanda radyoaktif sezyum ve radyoaktif olmayan talyum maruziyetinin tedavisi için FDA tarafından da onaylanmıştır. Prusya mavisi bu elementleri bağırsakta hapseder, böylece emilmek yerine dışkı olarak vücuttan atılabilirler.

Ca-DTPA ve Zn-DTPA da plütonyum, amerisyum ve küriyum gibi elementlerin vücuttan atılımını hızlandıran FDA onaylı ilaçlardır. Ca-DTPA daha etkili olduğu için ilk doz olarak verilir, ancak ilk 24 saatten sonra ikisi de eşit derecede etkilidir ve Zn-DTPA çinko gibi daha az önemli metalleri uzaklaştırdığı için tercih edilir hale gelir.

Kardiyovasküler/merkezi sinir sistemi hastalığında tedavi semptomatik ve destekleyicidir. Şok ve oksijen eksikliği ile mücadele etmek, ağrı ve kaygıyı gidermek ve konvülsiyonların kontrolü için sedasyon sağlamak amaçlanmaktadır.

Eğer gastrointestinal hastalık dış tüm vücut ışınlanmasından sonra gelişirse, tedavinin türü ve derecesi semptomların şiddetine göre belirlenir. Orta düzeyde maruziyetten sonra, antiemetikler ve sedasyon yeterli olabilir. Oral beslenmeye başlanabiliyorsa, yumuşak bir diyet en iyi şekilde tolere edilir. Sıvı, elektrolitler ve plazma büyük miktarlarda gerekebilir. Miktar ve tür kan kimyasal çalışmaları (özellikle elektrolitler ve proteinler), kan basıncı, nabız, idrar çıkışı ve cilt turgoru tarafından belirlenir.

Enfeksiyon, kanama ve anemi gibi belirgin potansiyel olarak öldürücü faktörleri olan hematopoetik hastalığın yönetimi, herhangi bir nedene bağlı ilik hipoplazisi ve pansitopeni tedavisine benzerdir. Antibiyotikler, taze kan ve trombosit transfüzyonları ana terapötik yardımcılardır. Ancak, trombosit transfüzyonlarının bir yan etkisi, gelecekteki trombosit transfüzyonlarına karşı bir bağışıklık tepkisi gelişmesi olabilir. Tüm cilt delme prosedürleri sırasında katı mikropsuz koşullar (asepsis) ve hastalığa neden olan mikroplara maruziyeti önlemek için sıkı izolasyon zorunludur.

Eş zamanlı antikanser kemoterapisi veya diğer kemik iliği baskılayıcı ilaçların kullanımından kaçınılmalıdır. Radyasyon ülserleri ve kanserleri cerrahi olarak çıkarılmasını ve plastik onarımı gerektirir. Radyasyona bağlı lösemi, kendiliğinden oluşan herhangi bir lösemi gibi tedavi edilir. Anemi kan nakli ile düzeltilir. Trombosit eksikliğine bağlı kanama (trombositopeni) trombosit transfüzyonu ile azaltılabilir.

Kısırlık veya yumurtalık ve testis fonksiyon bozuklukları için (bazı durumlarda hormon desteği hariç) etkili bir tedavi şu anda mevcut değildir.

Paylaşın

Rusya’dan Ukrayna’ya Eş Zamanlı Roketli Saldırılar: En Az 11 Ölü

Ukrayna İçişleri Bakanı Ihor Klimenko, Rusya’nın ülkenin birçok bölgesine aynı anda düzenlediği roketli saldırılarda en az 11 kişinin hayatını kaybettiğini, 4’ü çocuk 18 kişinin de yaralandığını açıkladı.

2022 yılının Şubat ayına gelindiğinde ise Rusya, Ukrayna’nın “Nazilerden arındırılması gerektiğini” öne sürerek ülkeye karşı geniş çaplı bir işgal başlattı ve bilhassa Ukrayna’nın doğusunda çatışmalar hala sürüyor.

2022 yılının Şubat ayına gelindiğinde ise Rusya, Ukrayna’nın “Nazilerden arındırılması gerektiğini” öne sürerek ülkeye karşı geniş çaplı bir işgal başlattı ve bilhassa Ukrayna’nın doğusunda çatışmalar hala sürüyor.

Rusya, ilk olarak 2014 yılında Ukrayna’nın Karadeniz kıyısındaki Kırım yarımadasını işgal etti. Kırım’ın işgalinden kısa sonra, Donbas’ta yer alan, nüfusu etnik Rus ağırlıklı olan Luhansk ve Donetsk oblastları da Rusya’nın desteğiyle Ukrayna yönetimine savaş açtılar ve tanınmayan iki cumhuriyet kurdular. Sonrasında Rusya, Ukrayna işgali kapsamında bu iki cumhuriyeti de ilhak etti.

Rusya’nın Ukrayna’nın doğusunda yer alan birçok kente düzenlediği saldırılarda bilanço belli oldu. Yetkililer Cumartesi günü yaptıkları açıklamada, Dnipro kentinde enkaza dönüşen dokuz katlı bir apartmanda hayatını kaybeden bir sivil de sahil olmak üzere en az 11 kişinin öldüğünü duyurdu.

Ukrayna Başsavcısı Andriy Kostin yaptığı açıklamada, Ziporijya yakınlarındaki Vilniansk kasabasına düzenlenen roket saldırısında evler, bir dükkan ve şehrin altyapısının zarar gördüğünü açıkladı.

Ukrayna İçişleri Bakanı Ihor Klimenko, saldırıda ikisi çocuk 7 kişinin öldüğünü yine 4’ü çocuk 18 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Zaporijya Bölge Valisi Ivan Fedorov da Telegram mesajlaşma uygulamasında yayınladığı bir videoda “Bugün düşman, sivil halka karşı korkunç bir terör eylemi daha gerçekleştirdi” dedi.

Fedorov, saldırının “gün ortasında, iş olmayan bir günde, insanların dışarıda dinlendiği ve askeri hedeflerin olmadığı şehir merkezinde” meydana geldiğini söyledi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski sosyal medya platformundan yaptığı bir paylaşımda, ülkenin güneydoğusundaki Zaporijya kentinin dışında yer alan Vilniansk kasabasının füzelerle hedef alındığını, yedi sivilin hayatını kaybettiğini yazdı.

Ukrayna halkının her gün bu tür saldırılara maruz kaldığını söyleyen Zelenski, Rus işgalinden kurtulmanın güçlendirilmiş bir savunma sistemi ile olacağını yineleyip Kiev’e yardımcı olan tüm ülkelere teşekkürlerini sundu.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Kursk kentine düzenlenen Ukrayna saldırısında beş kişinin hayatını kaybettiği, ölenler arasında iki çocuğun olduğu da belirtildi.

Yine Tver, Bryansk, Belgorod kentleriyle, 2014’te Ukrayna’dan ilhak ettikleri Kırım Yarımadası’nda gece boyu altı tane Ukrayna menşeli insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü belirtildi.

Paylaşın

Q Ateşi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Q ateşi , Legionellales takımına ait Coxiella burnetii olarak bilinen bir bakterinin solunması veya yutulması yoluyla yayılan bulaşıcı bir hastalıktır . Sığır, koyun ve keçi gibi hayvanlar bu bakterinin yaygın bakteriyel konakçılarıdır. C. burnetii esas olarak kirli havanın solunması veya kontamine gıdaların yenilmesi veya içilmesi yoluyla yayılır.

Haber Merkezi / Çiftlik çalışanları, özellikle hayvanlarla çalışanlar, mezbahalarda çalışanlar ve veteriner hekimler bu hastalığa karşı özellikle savunmasızdır. Diğer bulaşma biçimleri nadirdir ancak kene ısırıkları ve insandan insana bulaşmayı içerir. Q ateşi, akut (çoğunlukla kendi kendini sınırlayan) enfeksiyondan ölümcül kronik enfeksiyona kadar değişen oldukça değişken semptomlara neden olur.

Q ateşinin akut enfeksiyondan kronik ateşe ilerlemesi hastaların %5’inden azında görülür. Dış belirtilere neden olmayan (subklinik) veya hiçbir belirtiye neden olmayan (asemptomatik) enfeksiyonlar da yaygındır. Akut Q ateşi antibiyotiklerle tedavi edilir. Kronik Q ateşinin tedavisi daha karmaşıktır ve kişinin mevcut semptomlarına bağlıdır. Her yaştan insan Q ateşine karşı hassastır.

Q ateşinin belirtileri kişiden kişiye önemli ölçüde değişebilir. Enfeksiyon hiçbir belirgin belirtiye neden olmayabilir (asemptomatik); kendi kendine kaybolan (kendi kendini sınırlayan) veya daha ciddi semptomlara neden olan, grip benzeri bir hastalıkla karakterize edilen akut bir hastalık şekli; veya ciddi komplikasyonlarla ilişkilendirilebilecek kronik bir form. Araştırmacılar, Q ateşinin şiddetini yaş, cinsiyet ve kişinin genel sağlığı ve önceden var olan tıbbi durumlar (örn. kalp hastalığı) dahil olmak üzere çeşitli faktörlerin etkileyebileceğine inanmaktadır.

Akut Q Ateşi: Q ateşinin akut formu, bakteriye maruz kaldıktan yaklaşık iki ila üç hafta sonra başlar. Akut Q ateşi, yüksek ateş, titreme, kas ağrısı (miyalji), kas güçsüzlüğü, yorgunluk ve baş ağrısı gibi grip benzeri semptomlarla karakterizedir. Bazı hastalarda ateş oluşmaz. Öksürük, göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, deri döküntüsü veya gastrointestinal semptomlar gibi ek nonspesifik semptomlar da ortaya çıkabilir. Birçok kişi ayrıca küçük iltihaplı bölgelerden (granülom) muzdariptir.

Zatürre ve karaciğer iltihabı (hepatit) genellikle akut Q ateşi ile ilişkilidir. Zatürre genellikle hafiftir ancak potansiyel olarak akut solunum sıkıntısı sendromuna (ARDS) neden olabilir. Hepatit karaciğerin anormal büyümesine (hepatomegali) neden olabilir. Daha nadiren, cildin ve göz aklarının sararmasına (sarılık) neden olabilir. Bazı etkilenen bireylerde kalbin kas duvarının iltihabı (miyokardit), kalbi çevreleyen kese benzeri zarın iltihabı (perikardit) ve cildin yüzeyinin hemen altındaki küçük kan damarlarından kanama (hemoraji) nedeniyle oluşan mor bir cilt döküntüsü gelişimi gibi başka semptomlar da ortaya çıkabilir.

Akut Q ateşi, beyni ve omuriliği veya beyni (meningoensefalit) kaplayan ince zarın iltihaplanmasının neden olduğu nörolojik bir hastalık olarak ortaya çıkabilir. Bazı bireylerde akut Q ateşi böbrekleri, tiroidleri veya cinsel organları etkileyebilir.

Kronik Q Ateşi: Kronik Q ateşi, akut hastalıktan aylar veya yıllar sonra ortaya çıkabilir veya semptomatik akut Q ateşi öyküsü olmadan da ortaya çıkabilir. Kronik Q ateşi vakalarının çoğu, mevcut kalp kapakçığı veya kan damarı (vasküler) anormallikleri veya zayıflamış bağışıklık sistemi gibi yatkınlık yaratan rahatsızlıkları olan kişilerde görülür.

Kronik Q ateşinin en sık görülen belirtisi, kalbin ve kalp kapakçıklarının içini kaplayan ince zarın iltihaplanmasıdır (enfektif endokardit), potansiyel olarak kalp kapakçıklarına veya kalp dokusuna zarar verebilir. Kalp kası iltihabı (miyokardit) nadir görülse de mümkündür. Diğer semptomlar arasında kan damarlarında iltihaplanma (vaskülit), düşük kırmızı kan hücresi sayısı (hemoglobin), düşük trombosit sayısı (trombositopeni), antikardiyolipin IgG antikor pozitifliği, antimitokondriyal antikor pozitifliği ve idrarda kan (hematüri) yer alır.

Etkilenen bireylerde, akciğerlere ve vücudun geri kalanına kan dolaşımındaki sınırlı yeteneğin kalpte, akciğerlerde ve çeşitli vücut dokularında sıvı birikmesine neden olduğu ciddi bir komplikasyon olan konjestif kalp yetmezliği gelişebilir. Ayrıca Q ateşi, karaciğer iltihabına (hepatit), karaciğer büyümesine (hepatomegali), karaciğer ve dalak büyümesine (hepatosplenomegali), akciğer çevresinde sıvıya (plevral efüzyon) ve solunum sıkıntısına neden olabilir.

Daha az yaygın olarak, kronik Q ateşi, kemik ve eklem ağrısına neden olabilen osteomiyelit veya osteoartrit gibi kemik ve eklem enfeksiyonu (osteoartiküler enfeksiyon) olarak ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda damar enfeksiyonları, kronik hepatit ve kronik akciğer hastalığı da görülmektedir. Kronik hepatit karaciğerin büyümesine veya sarılığa neden olabilir. Kronik akciğer hastalığı nefes almada zorluk (nefes darlığı) ve diğer solunum anormalliklerine neden olabilir. Daha az görülen diğer semptomlar arasında anormal kalp kapakçığı morfolojisi, immün yetmezlik, dolaşımdaki antikor seviyesinin artması, düz ve kabarık cilt lezyonları (makülopapüler ekzantem), zatürre, ciltte kırmızı veya mor lekeler (purpura) ve romatoid faktör pozitifliği yer alır.

Kronik Q ateşi olan bireyler, akut Q Ateşi hastalarının deneyimlediklerine benzer çeşitli semptomlar da yaşayabilirler. Bunlar arasında uzun süreli ateşler (ateşler genellikle olmasa da), eklem ağrısı (artralji), kas ağrısı (miyalji), gece terlemeleri, titreme, yorgunluk ve istenmeyen kilo kaybı bulunur. Q ateşi olan bazı bireylerde kronik, kalıcı yorgunluk gibi uzun vadeli komplikasyonlar gelişir. Bazı araştırmacılar, Q ateşi enfeksiyonunun bir bireyin ileriki yaşamında kardiyovasküler hastalık geliştirme riskini artırdığına inanmaktadır.

En nadir semptomlar (bireylerin yaklaşık %1 ila %4’ü) sol ventrikülün anormal fonksiyonunu, anormal amiloid oluşumunu (amiloidoz), safra kesesi iltihabını (kolesistit), beyin iltihabını (ensefalit), lupus antikoagülanını, şişkinliği içerir. Lenf düğümleri (lenfadenopati) veya beyin ve omurilik çevresindeki sıvı ve zarın iltihaplanması (menenjit).

Q ateşi, Coxiella burnetii bakterisinin solunması veya yutulması sonucu oluşur . İnsanlar bakteriye en çok enfekte hayvanların sütünden, idrarından ve dışkısından (örneğin, bir ahırdaki kirli havayı soluyarak) maruz kalırlar. Bu atık maddeler havada kuruduğunda, bakteriler etrafta uçuşan ahır tozuyla karışabilir. Sonuç olarak, bu enfeksiyon öncelikle kirli tozu soluduklarında akciğerleri aracılığıyla insanlara aktarılır.

Ayrıca, enfekte bir hayvan doğum yaptığında, bakteri amniyotik sıvıda ve plasentada yüksek sayılarda bulunabilir. Q ateşi bakterisi öncelikle sığır, koyun ve keçi gibi çiftlik hayvanlarını enfekte eder. Ancak, köpekler, kediler ve tavşanlar gibi evcil hayvanlar da dahil olmak üzere çok çeşitli hayvanlarda bildirilmiştir. C. burnetii bakterisi oldukça bulaşıcıdır. Bakteri, ısı ve basınç gibi çevre koşullarına dayanıklı olduğu için çevrede uzun süreler yaşayabilir. Ayrıca birçok yaygın dezenfektana da dayanıklıdır.

İnsanlara daha az görülen bulaşma yolları arasında mezbahada çalışmak, pastörize edilmemiş süt içmek ve enfekte hayvanları avlamak, kesmek veya giydirmek yer alır. Tıbbi literatüre göre çok nadir durumlarda insandan insana bulaşın olduğu rapor edilmiştir.

Yabani ve evcil hayvanlardaki bulaşma şekli, insandaki bulaşma tarzından farklıdır. Hayvanlar, enfekte kenelerden C. burnetii ile enfekte olur. Başlangıçta Q ateşi, insanlara çoğunlukla kenelerden yayılan bir grup bulaşıcı hastalık olan riketsiyal bir hastalık olarak sınıflandırılıyordu. Ancak DNA-DNA hibridizasyon çalışmaları ve genom dizilimine dayanarak C. burnetii , Legionnaires hastalığına neden olan Legionella pneumophila bakterisini de içeren Legionellales takımına yerleştirildi.

Önceden mevcut rahatsızlıkları olan kişilerin kronik Q ateşi geliştirme riski daha yüksektir. Bu koşullar arasında kalp kapak hastalığı, kan damarı anormallikleri, zayıflamış bağışıklık sistemi veya bozulmuş böbrek fonksiyonu yer alır.

Q ateşinin belirti ve semptomları spesifik değildir ve çok çeşitli hastalıklarla ilişkilendirilebilir. Q ateşi tanısı genellikle antikorları ölçen ve karakterize eden serolojik inceleme gerektirir. Q ateşinin faz I ve faz II adı verilen iki antikor üreten (antijenik) fazı vardır. Bu fazlar tanıyı doğrulamaya yardımcı olabilir ve akut Q ateşi enfeksiyonunu kronik Q ateşi enfeksiyonundan ayırmaya yardımcı olabilir.

Enfekte bireylerde immünoglobulin G (IgG), immünoglobulin A (IgA) ve immünoglobulin M (IgM) dahil olmak üzere Q ateşine karşı spesifik antikorlar gelişir. Bu antikor sınıflarının seviyelerini ölçmek Q ateşi tanısını doğrulamaya yardımcı olabilir. Q ateşinin akut fazında IgG ve IgM antikorları tespit edilebilir. Kronik Q ateşinde IgG veya IgA seviyeleri tespit edilebilir.

Akut Q ateşinde C. burnetii’nin faz II antijenine karşı antikor seviyeleri, faz I antijenine karşı olanlardan daha yüksektir. C. burnetii’nin Faz II antijenleri normalde hastalığın ikinci haftasında tespit edilir. Kronik Q ateşinde, diğer yüksek inflamatuar belirteçlerin yanı sıra, sabit veya düşen düzeyde faz II antikorları ile birlikte yüksek düzeyde faz I antikorları da yaygındır.

Q ateşi için en yaygın üç serolojik test, dolaylı immünofloresan, kompleman fiksasyonu ve enzime bağlı immünosorbent tahlilidir (ELISA). Dolaylı immünofloresan, kanda veya diğer sıvılarda spesifik antikorların varlığını tespit edebilen bir testtir. Antikorlar, ultraviyole ışığa maruz kaldıklarında parlamalarına neden olan bir maddeyle etiketlenir. Kompleman fiksasyonu ve ELISA testleri ayrıca spesifik antikorların veya antijenlerin varlığını da tespit edebilir. Enfeksiyöz ajanın hücre kültürlerinde, embriyonlu tavuk yumurtalarında ve laboratuvar hayvanlarında izolasyonu da mümkündür, ancak biyogüvenlik seviyesi üçe (BSL3) sahip özel bir laboratuvar gerektirir.

Bazı durumlarda Q ateşinin teşhisine yardımcı olmak için kullanılan yaygın bir test, polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) testidir. PCR testi, belirli bir DNA segmentini veya örneğini çoğaltarak o segmentin milyarlarca kopyasını oluşturan oldukça hassas bir testtir. Bir segmentin çok sayıda kopyasını oluşturmak için üç temel adım vardır. İlk olarak DNA iplikçikleri ısıtılır ve böylece ayrılırlar. Daha sonra reaksiyon, primerin DNA’ya bağlanabilmesi için soğutulur. Primer, DNA sentezi reaksiyonu için bir başlangıç ​​noktası sağlamak üzere kullanılan kısa bir nükleotid dizisidir.

Son olarak, primerlerin uzatılması ve yeni DNA iplikçiklerinin sentezlenmesi için reaksiyonun sıcaklığı tekrar yükseltilir. Bu güçlendirilmiş segment daha sonra C. burnetii enfeksiyonunun varlığını tespit etmek için incelenebilir . Hücre kültürlerinde ve biyolojik örneklerde C. burnetii DNA’sını tespit etmek için başarıyla kullanılmıştır . PCR testi son derece hassas olmasına rağmen, negatif sonuç mutlaka Q humması enfeksiyonunu dışlamaz. Negatif sonucun nedenleri arasında PCR’nin inhibisyonu veya polimeraz zincir reaksiyonuyla tespit edilemeyen düşük C. burnetti seviyeleri yer alır.

Antibiyotik tedavisi Q ateşi olan bireyleri tedavi etmek için kullanılır. Bazı hafif Q ateşi vakaları tedavi olmaksızın iyileşebilir, ancak antibiyotik tedavisi genellikle enfeksiyonun süresini kısaltmaya yardımcı olabilir. Doktorlar, Q ateşi tespit edilen tüm bireylerin, hatta fark edilebilir semptomları olmayanların bile antibiyotik tedavisi almasını önermektedir.

Doksisiklin şu anda Q ateşi olan bireylerin tedavisinde en çok kullanılan antibiyotik tedavisidir ve enfeksiyondan sonraki üç gün içinde başlandığında en etkili olanıdır. Bireyler antibiyotiklere yanıt vermezse antiinflamatuar ilaçlar kullanılabilir. Sıtma tedavisinde sıklıkla kullanılan hidroksiklorokin, Q ateşi tedavisinde de kullanılıyor. Hidroksiklorokin, lizozomal bölmelerin pH’ını yükseltmeye yardımcı olarak bakterilere karşı daha etkili antibiyotik aktivitesine izin verebilir.

Kronik Q ateşinin tedavisi daha zordur. Endokardit, genellikle birden fazla ilaçla tedaviyi içeren uzun süreli antibiyotik tedavisi gerektirebilir. Böyle bir kombinasyon, doksisiklin ve hidroksiklorokin kullanımıdır. Doksisikline alerjisi olan hastalarda bunun yerine trimetoprim-sülfametoksazol kullanılabilir. Optimum tedavi süresi bilinmemektedir ve kişiden kişiye değişir. Kalp kapakçıklarında hasar olan veya kalp yetmezliği öyküsü olan kişilerde ameliyat gerekli olabilir.

Paylaşın