Türkiye’de 36 Milyon “Ruhsatsız” Silah Var

Umut Vakfı’nın hazırladığı ‘Türkiye Silahlı Şiddet Haritası Raporu’na göre; Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah var. Ruhsatsız silah oranı, ruhsatlı silah oranının 9 katı.

Umut Vakfı, 28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü öncesi ‘Türkiye Silahlı Şiddet Haritası Raporu’nu yayınladı. Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi psikiyatrist Dr. Ayhan Akcan, rapora ilişkin Sputnik Türkçe’ye açıklamalarda bulundu.

Özellikle ‘ruhsatsız’ silah sayısındaki tehlikeli artışa dikkat çeken Dr. Ayhan Akcan şu bilgileri paylaştı: “Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah var. Ruhsatsız silah oranına baktığımızda 1’e 9. Yaklaşık 85 milyon olan Türkiye’nin nüfusunun üçte birinden fazlası hatta neredeyse yarısı bireysel silahlı olarak görünüyor. Bazı evlerde ise birden fazla silah bulunuyor. Silah edinim sayısı da her yıl yüzde 3.5 oranında artıyor.”

2014 yılından bu yana medyaya yansıyan silahlı şiddet haberlerinin günü gününe çetelesini tutarak her yıl ‘Türkiye’nin Silahlı Şiddet Haritası’nda raporlaştırdıklarını söyleyen Dr. Akcan şu bilgileri paylaştı: “Bu istatistiklere bakıldığında, 2014 yılından bugüne geçen 10 yılda; toplam 34 bin 197 silahlı şiddet olayı yaşandı, daha doğrusu medyaya yansıdı.10 yılda meydana gelen 34 bin 197 silahlı şiddet olayında toplam 21 bin 434 kişi öldü, bazıları ağır 31 bin 207 kişi de yaralandı.

Yani her üç vakada ikisi cinayetle sonuçlandı. Ağır yaralanan ve hastaneye kaldırılanların ne kadarının daha sonra öldüğünü ya da iyileştiği yine bu rakamlara yansımadı. 2023 yılında; 3 bin 773 silahlı şiddet olayı basına yansıdı. Basına yansıyan bu olaylarda 2 bin 318 kişi öldü, 3 bin 820 kişi de yaralandı. Yaşanan silahlı şiddet olaylarının 3 bin 212’sinde yani yüzde 85’inde ateşli silahlar kullanıldı.”

Akcan’ın dikkat çektiği başka bir nokta ise ‘kazayla ya da şakalaşırken’ meydana gelen ölümler. “Her 22 silahlı vakadan biri ‘aptalca kaza’ nedeniyle meydana geliyor ve maalesef yarısı ölümle sonuçlanıyor’ diyen Dr. Akcan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kazayla veya şakalaşırken olan olaylara evde, işte, avda, arabada, askerlik sırasında olmak üzere kısacası her yerde rastlanıyor. Kaza veya şakalaşırken vurma olaylarında 5-6 yaşındaki çocukların bile katil olabiliyor. Çünkü özellikle köy gibi kırsal yerler olmak üzere bazı evlerde ortalıkta gelişigüzel bırakılan silahları merakla alıp kurcalayan çocuklar, gençler ya kendilerinin ya anneleri dahil akrabalarını, arkadaşlarını vuruyorlar. Yine özellikle kutlama veya başka nedenlerle havaya ateş açma sonucu yaralanmaya sebebiyet verme olayları da bu gruba dahil edilince neredeyse yüzde 10’unu buluyor. Bu da demek oluyor ki bir yıl içinde bin cinayet işleniyorsa en az 100’ü bu şekilde ölenlerden oluşuyor. ”

Dr. Akcan, basına yansımayan tespit edilemeyen vakaların sayısına da dikkat çekerken, “Bunları da hesaba katarsak belki de bu rakamların 3-4 katı sonuçlara ulaşacağız. Çünkü kimi zaman aileler saklamayı tercih ediyorlar ya da yerel basın bu haberleri vermiyor. O zaman da tam anlamıyla bir veri elde edilemiyor” dedi.

Silahlanmayı engellemek için ne yapmak gerekiyor?

Asıl soru ise bireysel silahlanmayı engellemek için ne yapmak gerekiyor? Bunun yanıtı ise Dr. Akcan şöyle yanıtlıyor:
En önemlisi bireysel silahlanmanın sosyal bir güvenlik konusu olduğunu Kabullenmek şart. Çözüm otorite olarak TBMM’de ya da kanun koyucularda. Ruhsatlandırmak ya da cezayı artırmak da çözüm değil. En az 30 yıllık bir kararlılık gerekiyor. Toplumun tüm alanlarında şiddeti azaltmanı sınırlamanın ilk adımı; sivil silahlanmayı önce zorlaştırmak denetim altına almak. En uçta yasaklamak. Silah edinmeyi bir hak ve kayıt altına alarak vergi geliri olarak görmek halen taraf buluyor. Toplumun huzurunu kaçırıyor; hukuk işlemez oluyor, korkuyu artırıyor,insanların devlete inancında hasar oluşturuyor. Bu gerçeği kabullenmek, bu yanlışlar üzerinden çözüm aramamak gerekiyor.

Bunları maddeler halinde sıralamak gerekirse; “Yeni silah yasası tekrar tartışmaya açılmalı, ruhsatsız silahlarla ilgili caydırıcı çezalar getirilmeli, ruhsat süresi iki yıla indirilmeli, evde silah bulundurma ruhsatında eş rızası alınmalı, silah ruhsatı başvurusunda en az 14 gün bekleme süresinin getirilmeli., ruhsat öncesi eğitim, ruhsat sonras denitim yapılmalı. Yine ciddi sağlık muayenesi uygulanmalı. Özellikle kişilik bozukluğu, bağımlılık düzeyi, öfke kontrol problemi ve psikopatolojik testlerin uygulanması zorunlu hale getirilmeli. Kamu spotu ile bilgilendirmeler yapılmalı, silah reklamları yasaklanmalı, internetten satış kargo ile teslim, teşhir, tanıtım yasaklanmalı. “

Umut Vakfı, her yıl bireysel silahlanma nedeniyle hayatını kaybedenleri anmak için ‘Sessiz Ayakkabılar Yürüyüşü’ etkinliği düzenliyor. Bu yıl da 28 Eylül’de Levent Meydanı’nda saat 13.00’de düzenlenecek etkinlikte yakınlarını kaybedenler bir araya gelecek.

Paylaşın

Mansur Yavaş’tan Ekrem İmamoğlu’na Destek Mesajı

Ekrem İmamoğlu’na açılan siyasi yasak davasına ilişkin konuşan Mansur Yavaş, “Yargı sopası göstererek siyaseti dizayn etme çabalarına karşıyız. Bu konuda Ekrem beyin sonuna kadar yanında olacağımızı da açıklamalarımızda belirttik. Sayın Kılıçdaroğlu’na açılan davalar da siyasidir, sayın İmamoğlu’na açılan davalar da siyasidir” dedi ve ekledi:

“Ben hukukçuyum hangi kelimelerin suç olup olmadığı Yargıtay kararlarında açıkça bellidir. Bu davanın açılması bile yanlıştır. Umarım yanlış bir karar verilmez. İnşallah İmamoğlu’nun suçlu olmadığı yönünde karar verir ve ülke gerçek gündemine döner. Kararın beraat yönünde verilmesini talep ediyorum. Sonuna kadar İmamoğlu’nun yanındayız. Aksi bir karar çıkarsa da ne şekilde tepki gösterip, protesto edeceğimizi o gün gösteririz.”

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Mansur Yavaş’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Cumhurbaşkanlığı adaylığı: Türkiye’de bilgiye dayalı olmayan bazı görüşleri maalesef ki uydurmak serbest. Hiçkimse sorgulamadan kendi düşüncelerini ‘kulis bilgisi’ olarak ortaya atıyor. Açıklamalarımız gayet ortadadır. Genel Başkanımız günü geldiğinde parti olarak kimin aday olacağına karar vereceklerini açıkladı.Henüz ortada böyle bir gündem yokken bu tarz tartışmaları üzücü buluyoruz. Daha öncesinde de bunu yaşadık.

Bu tartışmalar özellikle yapıldı arayı bozmak için. Bunu yaparken ülke gündemini de ortadan kaldırdılar. Şu anda yapılanlar da aynısı. Sayın İmamoğlu’nun veya benim, ağzımızdan hiçbir şey çıkmadığı halde kulis bilgisi adı altında hem hükümeti eleştirip hem de hükümete hizmet edecek gereksiz tartışmalar yaptırıyorlar ve gündemi unutturuyorlar. Ülkeni tek bir gündemi var; emeklilerin durumu, yaklaşan kış şartları, insanların gıdaya erişimindeki zorluk, vatandaşlar aç kalıyorlar.

Fakat bazı şahısların kişisel kariyerleri ya da kendilerini gündeme getirmek için beyanları bunlar. Neye hizmet ettiklerini anlamak mümkün değil. Her zaman söyledik, ‘Partimiz aday gösterirse aday oluruz.’ Bence muhalefet tüm gücüyle ülkede yaşana sıkıntıların çözümü ve halka duyurulması konusunda çalışmalıdır. Bunun haricindeki konuşmalar boş laftır. Bunlara tüketeceğimiz vaktimiz yoktur. Boş laflara, hükümetin işine yarayan, bazı insanları ortaya attığı gündemi unutturan şeylere kulak verilmemesi gerekir.

Ekrem İmamoğlu: Yargı sopası göstererek siyaseti dizayn etme çabalarına karşıyız. Bu konuda Ekrem beyin sonuna kadar yanında olacağımızı da açıklamalarımızda belirttik. Sayın Kılıçdaroğlu’na açılan davalar da siyasidir, sayın İmamoğlu’na açılan davalar da siyasidir.

Ben hukukçuyum hangi kelimelerin suç olup olmadığı Yargıtay kararlarında açıkça bellidir. Bu davanın açılması bile yanlıştır. Umarım yanlış bir karar verilmez. İnşallah İmamoğlu’nun suçlu olmadığı yönünde karar verir ve ülke gerçek gündemine döner. Kararın beraat yönünde verilmesini talep ediyorum. Sonuna kadar İmamoğlu’nun yanındayız. Aksi bir karar çıkarsa da ne şekilde tepki gösterip, protesto edeceğimizi o gün gösteririz.”

Paylaşın

Dünya Genelinde Her Üç Çocuktan Biri “Miyop”

Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre, dünya genelinde her üç çocuk veya gençten birinin miyop olduğunu ortaya koydu. Miyop tedavi edilemiyor, ancak gözlük veya lenslerle düzeltilebiliyor.

Dünya genelinde yapılan bir analiz, çocukların görme yetisinin giderek kötüleştiğini ve her üç çocuktan birinin artık miyop olduğunu, yani uzaktaki nesneleri net göremediğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, çocukların ekran başında daha fazla, açık havada ise daha az zaman geçirmelerine neden olduğu için Covid karantinalarının görme yetisi üzerinde olumsuz bir etki yarattığını söylüyor.

Çalışma, miyopluğun giderek büyüyen küresel bir sağlık sorunu olduğu ve 2050 yılına kadar milyonlarca çocuğu daha etkileyeceği uyarısında bulunuyor.

Çocuklar arasında miyop en fazla Asya’da yaygın. Japonya’daki çocukların yüzde 85’i, Güney Kore’deki çocukların yüzde 73’ü, Çin ve Rusya’da ise yüzde 40’tan fazlası miyop.

Paraguay ve Uganda yaklaşık yüzde 1 ile en düşük miyopluk seviyelerine sahipken, İngiltere ve ABD’de bu oran yüzde 15 civarında.

British Journal of Ophthalmology dergisinde yayınlanan çalışma, altı kıtada 50 ülkeden beş milyondan fazla çocuk ve genci kapsayan araştırmayı inceledi.

Veriler, 1990 ile 2023 yılları arasında miyopluğun üç kat artarak yüzde 36’ya yükseldiğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, Covid pandemisinden sonraki artışın “özellikle dikkat çektiğini” söylüyor.

Miyopluk genellikle ilkokul yıllarında başlıyor ve yaklaşık 20 yaşında gözün büyümesi durana kadar kötüleşme eğilimi devam ediyor.

Bu aynı zamanda genetiğe de bağlı. Ancak Singapur ve Hong Kong gibi yerlerde çocukların eğitime özellikle küçük yaşta (2 yaşında) başlaması gibi başka faktörler de var.

Araştırmalara göre, çocukların ilk yıllarında kitaplara ve ekranlara odaklanmış halde daha fazla zaman geçirmeleri göz kaslarını zorlayarak miyopluğa yol açabiliyor.

Türkiye’den uzmanlar benzer durumun Türkiye için de geçerli olduğunu söylüyor.

Okullaşmanın 6 – 8 yaşlarında başladığı Afrika’da miyopluk Asya’ya kıyasla çok daha az yaygın.

Dünya genelinde milyonlarca insanın Covid kısıtlamaları sırasında uzun süre kapalı ortamlarda kalması nedeniyle de çocukların ve gençlerin görme yetisi zarar gördü.

Araştırmacılara göre, “Ortaya çıkan kanıtlar, pandemi ile genç yetişkinler arasında görme bozukluğunun hızlanması arasında potansiyel bir bağlantı olduğunu gösteriyor”.

Araştırma, 2050 yılına kadar miyopun dünya genelindeki gençlerin yarısından fazlasını etkileyebileceğini öngörüyor. Çalışmaya göre, kız çocukları büyüdükçe okulda ve evde açık hava etkinlikleri için daha az zaman harcama eğiliminde oldukları için, erkeklere göre daha yüksek oranlara sahip olabilirler.

Ergenlik de dahil olmak üzere kız çocuklarının büyüme ve gelişmesi daha erken başlıyor, bu da daha erken yaşta miyop olmaları anlamına geliyor.

Araştırmacılar, 2050 yılına kadar Asya’nın yaklaşık yüzde 69 miyop oranıyla diğer tüm kıtalara kıyasla en yüksek seviyelere ulaşması bekleniyor; gelişmekte olan ülkelerin de yüzde 40’a ulaşabileceği belirtiliyor.

Göz uzmanları, çocukların miyop olma ihtimallerini azaltmak için şu tavsiyelerde bulunuyor: Özellikle 7-9 yaş arasında her gün en az iki saat dışarıda vakit geçirmeliler. Bu konuda fark yaratan şeyin güneş ışığı mı, açık havada yapılan egzersiz mi ya da çocukların gözlerinin daha uzaktaki nesnelere odaklanması mı olduğu net değil.

Çocuklar daha erken yaşta göz kontrolüne götürülmüş olsa bile, özellikle 7-10 yaşlarında göz testine götürülmeli.
Ebeveynler de çocuklarını dikkatli gözetlemeli: Miyopluk aileden geçer; siz miyopsanız, çocuklarınızın da miyop olma ihtimali diğerlerine göre üç kat daha fazladır.

Tedavisi var mı?

Miyopi tedavi edilemiyor, ancak gözlük veya lenslerle düzeltilebiliyor.

Takılan özel lensler, gözün farklı şekilde büyümesini teşvik ederek, küçük çocuklarda miyopluk gelişimini yavaşlatabilir, ancak bunlar pahalı.

Bu özel lenslerin çok popüler olduğu Asya’da ayrıca açık havada ders havası yaratmak üzere, boydan boya camla kaplı sınıfların sayısı da artıyor.

Yüksek miyopluk oranlarının ileri yaşlarda birçok olağandışı göz rahatsızlığına yol açabileceğinden endişe ediliyor.

Miyop belirtileri neler?

Okulda tahtayı görmede ve kelimeleri uzaktan okumakta zorluklar,
Televizyona veya bilgisayara yakın oturmak ya da cep telefonunu veya tableti yüze yakın tutmak,
Baş ağrısı çekmek,
Gözleri sık sık ovuşturmak.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Hatimoğulları, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Ekonomik kriz üzerinden iktidara yüklenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İktidar bir avuç insana kazandırmak, bir avuç insanı sarayın refahında yaşatmak için milyonlarca insanı aç bırakıyor. Türkiye, vergi adaletsizliğinde dünyada ilk sıralarda yer alacak ülkelerden biri” dedi ve ekledi:

“Küçük üreticiden, çiftçiden, işçinin maaşından vergi alan iktidar şimdi alınan bahşişlerin bile peşine düştü. Kominin, garsonun aldığı bahşişlere bile ‘kayıt dışı para’ diye göz dikti. Ne yazık ki durum çok kötü. Türkiye’nin her yerinde dolaştık. Muğla’da, Antalya’da insanların nasıl gece gündüz çalışıp açlığa yoksulluğa mahkum edildiğini gördük.

İnsanların domateslerini nasıl döktüğüne tanıklık ettik. Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor. ‘Yeter artık bizim sırtımıza bindirilmiş vergiler’ diyor. Siz kayıt dışı ekonomi arıyorsanız serbest bıraktığınız Polat ailesine gideceksiniz. O milyarlarca lirayı, kara para aklayıcılarından, vergi ödemeyenlerden, servet sahibi olup yurt dışında yatırım yapıp vergi cennetlerine gidenlerde arayacaksınız. İşçinin, emekçinin sırtından aramayacaksınız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ‘Ekmek ve Adalet’ buluşmaları kapsamında GATEM Toptancılar Sitesi’nde, Türk İş’e bağlı Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (TÜMTİS) Şubesi’ni ziyaret etti. Hatimoğulları’na Antep programında PM Mehmet Bozgeyik, Şırnak Milletvekili Zeki İrmez, İl Eşbaşkanları Hacer Ayhan ve Mehmet Satan eşlik etti.

Artı Gerçek’ten Sinan Şahin‘in aktardığına göre, burada açıklamalarda bulunan Hatimoğulları, ‘ekmek ve adalet’ buluşmaları kapsamında Antep’te temaslarda bulunuyor. Şahinbey’de Tuğcan Otel’de gazetecilerle bir araya gelen Hatimoğulları, “Adalet talep eden, barış talep eden herkesle buluşmalarımızı gerçekleştirdik. Neden ekmek talebi, neden adalet talebi bugünlerde bu kadar yükselmiş durumdadır? Ülkenin içinden geçtiği ekonomik krizi ne kadar anlatsak yetersiz kalır. İnsanların hal komplekslerinin önünde bayatlamış, çürümüş sebzeleri götürüp evinde yemek yapmak zorunda kaldıkları bir dönemden geçiyoruz. Çiftçi bu ülkede bu iktidar tarafından bitirildi. Tarım komple bitirildi bu iktidar tarafından. İnsanlar açlık ve yoksullukla adeta baş başa bırakıldı” dedi.

Hatimoğulları, “Bu ülke son yıllarda o kadar kötü yönetiliyor ki gençler artık umudunu Avrupa’da arıyor. 1980 döneminde biliyorsunuz çok önemli göç dalgası olmuştu Avrupa’ya doğru Türkiye’den ama şu anda işsizlikten, yoksulluktan, gençler gelecek görmediği için mutsuzluktan kaynaklı Avrupa’ya göç etmeye çalışıyor. Türkiye, birkaç sene sonra emek gücüne ciddi ihtiyaç duyacak bir ülke pozisyonuna gelecek, bu göçen dolayı.

Ve bütün bunların altında yatan çok sebep var. Bir kere gençlerin özgürlükleri elinden alınmıştır. Gençler umut hissetmiyor. Çünkü bu kadar mutsuz, umutsuz, işsiz, geleceksiz. Ayrıca gençler sosyal ortamlarını da kaybediyor. AKP iktidarının yaratmak istediği yeni toplum modelinde gençlerin özgürlüğünü kısıtlayan, kadınların özgürlüğünü kısıtlayan, onların üzerinde ağır mahalle baskısı duran bir anlayışla karşı karşıyayız” diye konuştu.

İktidarın eğitim politikalarını eleştiren Hatimoğulları, “Bakın MESEM’i getirdiler. MESEM çocuk işçiliğine adeta yasal kılıf bularak çocukları küçücük yaşlarda çalıştıran, onrların emeğini sömüren bir uygulama. Yine eğitimde yeni politikalarıyla özellikle ÇEDES projesi ile, maarif projesi ile Türkiye’de eğitimi aşırı dindarlaştıran, bilimden uzaklaştıran bir yaklaşım içindeler.

Elbette bizler Türkiye’de bütün halkların ve inançların kendi dilleriyle, kendi mezhepleriyle kendi inançlarını özgür ve eşit bir yurttaş olarak yaşamasıyla ilgili en fazla katkısı olan siyasi parti olarak eğitimdeki müfredattaki bu değişikliği kesinlikle kabul etmiyoruz. Gençleri daha da mutsuzlaştıran yaklaşımlardan birinin bu olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum” dedi.

Baskılara ve adaletsizliğe değinen Hatimoğulları, “Emine Şenyaşar biliyorsunuz haftalardır Meclis’te nöbette. Yıllardır alanlarda, meydanlarında, adalet nöbetinde ve adalet yok ne yazık ki Emine Şenyaşar için. Öte yandan son zamanlarda artan Kürt diline baskılar, Kürt halkının düğünlerde halay çekmesi, Kürtçe müzik söylemesi … Bütün bu baskıları göz önünde bulundurduğumuzda adaletsizliğin, özgürlüklerin kısıtlanmasının ne kadar önemli boyutlara varlığını bizlere en iyi şekilde gösteriyor” diye konuştu.

“Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor”

Hatimoğulları, “İktidar bir avuç insana kazandırmak, bir avuç insanı sarayın refahında yaşatmak için milyonlarca insanı aç bırakıyor. Türkiye, vergi adaletsizliğinde dünyada ilk sıralarda yer alacak ülkelerden biri. Küçük üreticiden, çiftçiden, işçinin maaşından vergi alan iktidar şimdi alınan bahşişlerin bile peşine düştü. Kominin, garsonun aldığı bahşişlere bile ‘kayıt dışı para’ diye göz dikti. Ne yazık ki durum çok kötü.

Türkiye’nin her yerinde dolaştık. Muğla’da, Antalya’da insanların nasıl gece gündüz çalışıp açlığa yoksulluğa mahkum edildiğini gördük. İnsanların domateslerini nasıl döktüğüne tanıklık ettik. Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor. ‘Yeter artık bizim sırtımıza bindirilmiş vergiler’ diyor. Siz kayıt dışı ekonomi arıyorsanız serbest bıraktığınız Polat ailesine gideceksiniz. O milyarlarca lirayı, kara para aklayıcılarından, vergi ödemeyenlerden, servet sahibi olup yurt dışında yatırım yapıp vergi cennetlerine gidenlerde arayacaksınız. İşçinin, emekçinin sırtından aramayacaksınız” dedi.

Paylaşın

ABD Ve Müttefiklerinden Lübnan’da 21 Günlük Ateşkes Çağrısı

Aralarında ABD, Fransa ve İngiltere’nin de bulunan 12 ülke, Lübnan Hizbullahı ve İsrail arasındaki çatışmaların artması sebebiyle taraflara 21 günlük geçici ateşkes çağrısı yaptı.

Haber Merkezi / New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu sırasında ABD ve Fransa’nın katkısıyla hazırlanan çağrı metninde, İsrail ve Lübnan halkının çıkarına olmayan, geniş bölgesel çatışma riskinin kabul edilemez olduğu belirtildi.

ABD, Avustralya, Kanada, Avrupa Birliği, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve Katar’ın imzaladığı çağrı, İsrail Genel Kurmay Başkanı Herzi Halevi’nin kara harekatı için hazırlık yaptıklarına dair verdiği mesajın hemen ardından geldi.

Lübnan Başbakanı Necib Mikati ateşkes çağrısını memnuniyetle karşılarken, bunun uygulanmasının anahtarının İsrail’in uluslararası kararları uygulayıp uygulamayacağı olduğunu söyledi. Mikati daha önce Reuters’a verdiği demeçte yakın zamanda bir ateşkese varılıp varılamayacağı sorusuna “Umarım, evet” yanıtını vermişti.

İsrail ise Lübnan konusunda diplomatik adımları memnuniyetle karşıladığını ancak Hizbullah’ı zayıflatma hedefinin sürdüğünü belirtti.

İsrail’in BM temsilcisi Danny Danon, gazetecilere yaptığı açıklamada “Tırmanışı ve tam bir savaşı önlemek için diplomasiyle samimi bir çaba gösteren herkese minnettarız” dedi. Danon amaçlarına ulaşmak için uluslararası hukuka uygun olarak ellerindeki tüm araçları kullanacaklarını söyledi.

Geçen hafta İsrail ordusunun Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine yönelik başlattığı hava saldırısında şimdiye kadar en az 600 kişi hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi’nin (OCHA) açıkladığı verilere göre Lübnan’da yalnızca Pazartesi gününden bu yana 90 bine yakın kişi evlerini terk etti. 7 Ekim’den bu yana evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısının 200 bini geçtiği hesaplanıyor.

Paylaşın

CHP, Vergi Paketi’ni Anayasa Mahkemesi’ne Taşıdı

CHP, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren vergi kanunlarında değişiklik yapan düzenlemenin bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüklerinin durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, sosyal medya hesabı üzerinden, partisinin “Vergi Paketi Kanunu” olarak tanımlanan yasanın iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) başvurduğunu açıkladı.

Günaydın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Mülkiyet hakkının ve mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesinin aksine; kamu idareleri ile bu idarelere bağlı döner sermaye işletmelerinin; mahkeme kararları ve icra dairelerinin ödeme veya icra emirleri üzerine ödeme yapmaları durumunda; istihkak sahibinden borcu yoktur belgesi istemesi.

Mülkiyet hakkının ve verginin kanuniliği ilkesinin aksine; gelir ve kurumlar vergisinde, vergi tevkifatı ve vergi kesintisi yapılacak sektör veya faaliyet konularının kanuni ölçüt olmaksızın Cumhurbaşkanınca belirlenmesi.

Devletin engellilerin korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğünün aksine; malul ve engellilerin kullanımına mahsus eşyanın ithalinden katma değer vergisi alınması. Mülkiyet hakkının aksine; faaliyetini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerin bünyesinde bulunan sonraki döneme devreden KDV tutarlarının, devralan şirkette indirilecek KDV olarak kullanılabilmesi için yapılacak vergi incelemelerinin zamanaşımına tabi olmaması.

Mülkiyet hakkının aksine; beş takvim yılı süresince indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin, hesaplanan katma değer vergisinden indirilememesi ve bu tutarın özel hesaba alınması. Ölçülülük ilkesinin aksine; bazı tütün mamulleri bakımından Cumhurbaşkanının birim ambalaj itibarıyla maktu vergi tutarı belirlemeye yönelik yetkisinin genişletilmesi.

Eşitlik ilkesi bağlamında sosyal güvenlik hakkının aksine; Türkiye Kızılay Derneği ile bu derneğe ait veya bağlı işletmelerde çalışanların (varsa) emeklilik veya yaşlılık aylıklarının kesilmemesi. Sosyal güvenlik hakkının aksine; Cumhurbaşkanına kısa vadeli sigorta kollarının prim oranını belirleme yetkisi verilmesi. Bütçe hakkının aksine; Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin ilgili tertibine 2024 yılında ödenek eklemeye Cumhurbaşkanının yetkili kılınması.

Küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin sıfır olarak kabul edilebileceği güvenli limanların kanuni ölçüt olmaksızın Cumhurbaşkanınca belirlenmesi. Cumhurbaşkanın kanuni ölçüt olmaksızın sayılı türden küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin uygulandığı yerler ile sayılı türden yerel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin uygulandığı yerleri belirlemesi.

Seyahat özgürlüğünün aksine; yurt dışına çıkış harcının 500 TL olarak belirlenmesi ve Cumhurbaşkanına üç katına kadar artırma yetkisi verilmesi. Kamu görevlilerinin özlük haklarının kanuniliği ilkesinin aksine; Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’nda istihdam edilen kişilerin özlük haklarının idarece belirlenmesi.”

Paylaşın

Beyin Göçü: Her Yüz Üniversite Mezunundan İkisi Gitti

Yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2015 yılında yüzde 1,6 iken, 2023 yılında yüzde 2 oldu. 2023 yılında yükseköğretim mezunu kadınların beyin göçü oranı yüzde 1,6, erkeklerin beyin göçü oranı ise yüzde 2,4 oldu.

Haber Merkezi / En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanları yüzde 6,8 ile bilişim ve iletişim teknolojileri, yüzde 4,4 ile mühendislik, imalat ve inşaat ve yüzde 2,6 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik oldu.

Bir lisans programını tamamlayanların göç etmek için tercih ettikleri ilk beş ülke sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri (yüzde 21,4), Almanya (yüzde 17,5), Birleşik Krallık (yüzde 11,2), Hollanda (yüzde 6,9) ve Kanada (yüzde 4,9) oldu.

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’ya göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı işletme olurken, Almanya, Birleşik Krallık ve Hollanda’yı en fazla tercih eden mezunlar bilgisayar mühendisliği bölümünden oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri 2021 2023” verilerini açıkladı.

Buna göre; Yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2015 yılında yüzde 1,6 iken, 2023 yılında yüzde 2,0 oldu. 2023 yılında yükseköğretim mezunu kadınların beyin göçü oranı yüzde 1,6, erkeklerin beyin göçü oranı ise yüzde 2,4 olarak gerçekleşti.

En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanları bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 6,8), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 4,4) ve doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 2,6) oldu.

Mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, en yüksek beyin göçü oranına sahip lisans programları sırasıyla, moleküler biyoloji ve genetik (yüzde 17,9), biyomühendislik (yüzde 10,2), işletme mühendisliği (yüzde 9,8), elektronik mühendisliği (yüzde 9,1), matematik mühendisliği (yüzde 8,9) ve bilgisayar mühendisliği (yüzde 8,4) oldu.

Bir lisans programını tamamlayanların göç etmek için tercih ettikleri ilk beş ülke sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri (yüzde 21,4), Almanya (yüzde 17,5), Birleşik Krallık (yüzde 11,2), Hollanda (yüzde 6,9) ve Kanada (yüzde 4,9) oldu.

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’ya göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı işletme olurken, Almanya, Birleşik Krallık ve Hollanda’yı en fazla tercih eden mezunlar bilgisayar mühendisliği bölümünden oldu.

Paylaşın

ABD, Beşar Esad İle Normalleşmeye Karşı

Türkiye ile Suriye arasında süren normalleşme çabalarına ilişkin soruları yanıtlayan ABD yönetiminden bir yetkili, Suriye’de çatışmaları sonlandıracak siyasi bir çözüme yönelik ilerleme olmadan rejim ile ilişkilerin normalleşemeyeceğini ifade etti.

Erdoğan, “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esat ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz” demişti. Türk askerlerinin Suriye’den çekilmesini isteyen Beşar Esat, “Türkiye ile ilişkileri düzeltme çabalarının şimdiye kadar somut bir sonuç getirmediğini” söylemişti.

ABD yönetimi, Türkiye’nin son dönemde Beşar Esat rejimiyle ilişkileri normalleştirme çabalarının hatırlatılması üzerine, Suriye rejimi ile normalleşmeye karşı olduğunu vurguladı.

VOA’nın, “ABD yönetiminin Arap ülkeleri ile Suriye rejimi arasındaki normalleşme çabalarına karşı olduğu ve Türkiye’nin Esat rejimiyle yakınlaşma çabalarıyla ilgili ABD yönetiminin tutumunun ne olduğunun” sorması üzerine, ABD yönetiminden bir yetkili, bu haberleri gördüklerini, bu konunun Türkiye’ye sorulması gerektiğini, geçmişte de benzer haberler çıktığını ama bunların bir sonucunun görülmediğini kaydetti.

Yetkili, Esat rejimiyle normalleşmeyi desteklemediklerini vurgulayarak, ABD yönetiminin Suriye’de çatışmaları sonlandıracak siyasi bir çözüme yönelik ilerleme olmadan rejim ile ilişkilerin normalleşemeyeceğini belirtti.

Amerikalı yetkili ayrıca, bir ülke Suriye rejimi ile ilişkiler yürütüyorsa, bu angajmanın Suriyeliler’in insani, insan hakları ve güvenlik durumlarını iyileştirmek ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararının hedeflerine ulaşmak için kullanılması çağrısında bulunduklarını kaydetti.

BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Aralık 2015’te oy birliği ile kabul ettiği 2254 sayılı kararda, Suriye’de acil bir ateşkesin sağlanması ve ülkede siyasi çözüme ulaşılması çağrısı yapılıyor.

Türkiye bir süredir Esat rejimiyle normalleşme isteğini ortaya koyuyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD ziyareti öncesi ,“Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esat ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz” demişti.

Türk askerlerinin Suriye’den çekilmesini isteyen Beşar Esat, geçen ay yaptığı açıklamada, “Türkiye ile ilişkileri düzeltme çabalarının şimdiye kadar somut bir sonuç getirmediğini” söylemişti.

“IŞİD’le mücadele ve SDG’ye destek sürecek”

Rusya Dışişleri Bakanı’nın geçtiğimiz günlerdeki “Suriye’deki Kürtler Amerika’ya güvenmemeli” sözlerinin hatırlatılması ve ABD’nin Suriye’deki Kürtler’e verdiği desteğin geleceğine ilişkin bir soru üzerine de Amerikalı yetkili, Suriye’de IŞİD’le mücadeleye ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de dâhil olmak üzere oradaki ortaklara desteğin sürdüğünü belirtti.

ABD’nin Irak ve Suriye’deki askeri varlığıyla ilgili basında yer alan haberlere rağmen, bu bölgedeki güçlerini geri çekmediklerini ve bölgeden de kovulmadıklarını kaydeden yetkili, yaptıkları şeyin koalisyonun Irak’taki askeri misyonunu sona erdirmek ve IŞİD’in yeniden oluşmasını engellemek üzere ortaklarıyla çalışmaya devam ederek ikili güvenlik ortaklıklarına geçiş yapmak olduğunu söyledi.

Türkiye, ABD’den Suriye’de IŞİD’le yürüttüğü mücadelede, Suriye’deki Kürt partisi Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve silahlı kanadı YPG’ye verdiği desteği kesmesini talep ediyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Galatasaray, Avrupa Ligi’ne 3 Puanla Başladı

UEFA Avrupa Ligi ilk hafta maçında Galatasaray ile PAOK, Ali Sami Yen’de karşı karşıya geldi. Hakem Alejandro Hernandez’in yönettiği karşılaşmadan Galatasaray, 3 – 1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Bu sonuçla birlikte Galatasaray, Avrupa Ligi’ne galibiyetle başlamış oldu.

Galatasaray’ın gollerini 48. dakikada Abdul Rahman Baba (Kendi Kalesine), 75. dakikada Yunus Akgün ve 90+5’te Icardi, PAOK’un tek golünü ise 67. dakikada Konstantelias kaydetti.

Galatasaray bir sonraki Avrupa maçını 3 Ekim’de Rigas ile deplasmanda oynayacak. PAOK ise aynı tarihte FCSB’yi konuk edecek.

Avrupa’da 319. maçına çıkan Galatasaray, 144. galibiyetini aldı. Yunanistan takımlarıyla şu ana dek 7 maça çıkan Galatasaray 6 galibiyet, 1 beraberlik aldı.

48. dakikada Mertens’in sol taraftan kullandığı kornerde altıpas üzerinde Osimhen’in yaptığı kafa vuruşu sonrası çizgide Abdul Baba, ters dokunuşunda meşin yuvarlağı kendi ağlarına gönderdi. 1-0

67. dakikada Andrija Zivkovic’in pasında ceza sahası içi sağ tarafında Castro Jonny’nin vuruşunda kaleci Günay Güvenç’ten seken topu altıpas üzerinde önünde bulan Giannis Konstantelias’in vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-1

76. dakikada sağ taraftan Kaan Ayhan’ın yaptığı ortada arka direkte Dries Mertens’in kafa vuruşu sonrası altıpas çizgisi üzerinde Victor Osimhen kafayla indirdi. Yunus Akgün’ün altıpasın gerisinden yaptığı vuruşta kaleci Dominik Kotarski’nin müdahalesi yeterli olmadı ve meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 2-1

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Alejandro Hernandez, Jose Naranjo, Diego Sanchez Rojo

Galatasaray: Günay Güvenç, Kaan Ayhan (Elias Jelert dk. 84), Davidson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs, Lucas Torreira, Gabriel Sara, Yunus Akgün (Berkan Kutlu dk. 88), Dries Mertens (Kerem Demirbay dk. 78), Barış Alper Yılmaz (Michy Batshuayi dk. 87), Victor Osimhen (Maura Icardi dk. 78)

PAOK: Dominik Kotarski, Jonathan Otto, Tomasz Kedziora, Omar Colley, Abdul Baba, Mohamed Camara (Tiemoue Bakayoko dk. 81), Magomed Ozdoev (Stefan Schwab dk. 77), Andrija Zivkovic, Giannis Konstantelias (Kiril Despodov dk. 77), Taison Freda, Fedor Chalov (Tarik Tissoudali dk. 71)

Goller: Abdul Baba (dk. 48 k.k.), Yunus Akgün (dk. 76), Mauro Icardi (dk. 90+5) (Galatasaray), Giannis Konstantelias (dk. 67) (PAOK)

Paylaşın

İstanbul’da Üniversite Öğrencisinin Aylık Maliyeti 23 Bin Liraya Çıktı

İPA’nın “Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması”na göre, özel yurtta kalan bir üniversite öğrencisinin yaşam maliyeti bir sene içerisinde yüzde 57,17 oranında artış göstererek aylık 22 bin 920 liraya çıktı.

Araştırmaya göre, üç kişilik bir evde kalan bir öğrencinin aylık maliyeti bir yıl içerisinde yüzde 49,59’luk artışla 12 bin 535 liradan asgari ücretin de üstüne çıkarak 18bin 750 liraya yükseldi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) “İstanbul’da Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması 2024/2025” araştırması yayınlandı. Araştırmada, İstanbul’da yaşayan bir üniversite öğrencisinin aylık ve yıllık yaşam maliyetinin ne kadar değiştiği hesaplandı.

Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması’na göre, özel yurtta kalan bir üniversite öğrencisinin yaşam maliyeti bir sene içerisinde yüzde 57,17 oranında artış göstererek aylık 22 bin 920 TL’ye yükseldi.

Üç kişilik bir evde kalan bir öğrencinin aylık maliyeti bir yıl içerisinde yüzde 49,59’luk artışla 12 bin 535 TL’den asgari ücretin de üstüne çıkarak 18 bin 750 TL’ye yükseldi. En yüksek artış kültür sanat ve kırtasiyede gözlenirken en düşük artış ulaşım ve teknoloji harcamalarında gözlendi.

İPA’nın araştırmasına göre, barınma, büyük kentlerde öğrenci olanların en büyük gider kalemi olmakla birlikte; yükseköğrenim gören gençlerin pek çok ihtiyacı artan enflasyon oranları ile birlikte daha maliyetli hale geldi.

Hesaplamada, öğrencilik durumuna özgü yaşam maliyetini oluşturan unsurlar olarak tanımlanabilecek barınma, market ve dışarıdan yemek gideri, fatura ödemeleri, kültür sanat, kırtasiye, kişisel bakım, ulaşım harcamaları gibi temel harcama kalemlerine yönelik veriler kullanıldı.

Barınma, market ve dışarıdan yemek harcaması, fatura ödemeleri gibi kalemler aylık harcama düzeyinde hesaplanırken; kıyafet ve teknoloji giderleri gibi düzenli olmayan harcamalar yıllık hesaplandı. Harcama kalemleri içerisinde en yüksek artış kültür sanat ve kırtasiyede olurken, en düşük artış ulaşım ve teknoloji harcamalarında oldu.

Üniversite öğrencilerinin yaşam maliyetleri içerisinde yer alan barınma ve fatura ödemelerinin payını doğru tespit edebilmek amacıyla hane tiplerine göre farklı hesaplamalar yapılırken, üniversite öğrencileri; özel yurtlarda ve öğrenci evinde yaşama durumlarına göre farklı kategorilerde değerlendirildi.

Özel yurtlarda kalan gençlerin barınma masrafı yapılan saha araştırmasından elde edilen değerlerin ortalaması üzerinden değerlendirilirken, öğrenci evi ücretleri için ise İstanbul’da mahalle düzeyinde elde edilen kira birim fiyatları üzerinden gerçekleştirilen kümeleme yöntemi sonucu İstanbul’da üniversite öğrencilerinin sıklıkla ev kiraladığı mahalleler üzerinden ortalama kira birim fiyatı belirlenerek; ortalama 120 metrekare, 3+1 odalı, 3 öğrencinin barınacağı bir ev için kişi başına düşen kira maliyeti hesaplandı.

2023-2024 yılında özel yurtta kalan bir öğrencinin İstanbul’da aylık yaşam maliyeti 14 bin 583 lira olurken, 2024-2025 öğretim döneminde bu maliyet yüzde 57,17 oranında artışla 22 bin 920 liraya çıktı. Aynı hesaplama, kiralık bir evde 3 kişi yaşayan öğrenciler için 12 bin 535 liradan 18 bin 750 liraya çıktı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın