Tavuk Ve Tatlı Patates Salatası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Tavuk ve tatlı patates salatası, temel besin maddelerinin bir kombinasyonunu sağlayan sağlıklı ve lezzetli bir tarif. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi yapın! Ortalama 25 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

3 su bardağı iri kıyılmış kıvırcık veya marul
½ su bardağı pişmiş küp küp doğranmış tatlı patates
75 gr parçalanmış pişmiş tavuk
¼ su bardağı dilimlenmiş elma

2 yemek kaşığı elma sirkesi
¼ su bardağı doğranmış avokado
2 yemek kaşığı kavrulmuş tuzsuz ayçiçeği çekirdeği
20 gr az yağlı cheddar peyniri, küp şeklinde doğranmış

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… 3 su bardağı kıyılmış kıvırcık marul, ½ su bardağı tatlı patates, 75 gr parçalanmış tavuk ve ¼ su bardağı dilimlenmiş elma sirkesi ile karıştırın; bir tabağa yerleştirin.

Üzerine ¼ su bardağı doğranmış avokado, 2 yemek kaşığı ayçiçeği çekirdeği ve ½ ons küp doğranmış cheddar peyniri ekleyin. Afiyet olsun…

Paylaşın

Kızarmış Tavuk Ve Keçi Peynirli Roka Salatası

Kızarmış tavuk ve keçi peynirli roka salatası, temel besin maddelerinin bir kombinasyonunu sağlayan sağlıklı ve lezzetli bir tarif. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi yapın! Ortalama 15 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

3 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı ince kıyılmış arpacık soğanı
1,5 yemek kaşığı elma sirkesi
1 yemek kaşığı akçaağaç şurubu
1,5 çay kaşığı limon suyu

1 tatlı kaşığı taze doğranmış kekik
1 çay kaşığı dijon hardalı
½ çay kaşığı taze çekilmiş karabiber
¼ çay kaşığı kosher tuzu
125 gr roka

1,5 su bardağı doğranmış havuç, kavrulmuş
2 yemek kaşığı kıyılmış ceviz, kavrulmuş
¼ su bardağı nar taneleri
2 yemek kaşığı ufalanmış keçi peyniri
300 gr kızarmış tavuk

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Sos  için küçük bir kasede zeytinyağı, arpacık soğanı, sirke, akçaağaç şurubu, limon suyu, kekik, hardal, karabiber ve tuzu çırpın.

Büyük bir servis kasesinde roka, kavrulmuş havuç ve cevizleri birleştirin. Üzerine sosu gezdirin; karıştırın. Nar taneleri ve peynir serpin. Servis yapmadan önce kızarmış tavuk ile süsleyin. Afiyet olsun…

Paylaşın

Kızarmış Tavuk Ve Kale Salatası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Kızarmış tavuk ve kale salatası, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. 

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

¼ su bardağı mayonez
2 yemek kaşığı elma sirkesi
1 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
1 tatlı kaşığı haşhaş tohumu
1 tatlı kaşığı şeker veya bal

¼ çay kaşığı tuz
¼ çay kaşığı öğütülmüş karabiber
4 su bardağı iri kıyılmış kale (kara lahana), sert sapları çıkarılmış
2 su bardağı ince kesilmiş kesilmiş brokoli sapı
2 su bardağı incecik doğranmış brüksel lahanası

½ su bardağı dilimlenmiş kırmızı hindiba
3 yemek kaşığı kurutulmuş kızılcık
3 yemek kaşığı kavrulmuş kabak çekirdeği
400 gr kızarmış tavuk

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Mayonez, sirke, yağ, haşhaş tohumu, şeker (veya bal), tuz ve karabiberi büyük bir kasede çırpın. Lahana, brokoli sapları, brüksel lahanası, kırmızı hindiba, kızılcık ve kabak çekirdeği ekleyin; sosla iyice kaplanana kadar karıştırın. Kızarmış tavuk ile süsleyip servis edin. Afiyet olsun…

Paylaşın

Özgür Özel: İlk Seçimi Kazanamazsak İstifa Edeceğim

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “İlk genel seçimde partimi birinci parti ve iktidar yapmazsam ertesi gün istifa ediyorum, dönememek üzere. Bu kadar netim” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TV 100 canlı yayınında Kübra Par’ın sorularını yanıtladı.  Dün TBMM’de yeni yasama yılının açılışında CHP milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ayağa kalkarak karşılamıştı.

CHP’li vekillerin cumhurbaşkanını ayakta karşılamasının ilk olmadığını söyleyen Özgür Özel, “2007 yılına kadar kalkıyorduk. Sayın Abdullah Gül’e hep kalktık. Sayın Erdoğan’a da 2007’ye kadar kalkıyorduk. Ama bir 2021 istisnası var, 2021’de kalkmışız. Bir parlamento geleneği, bu tartışma 1946’ya dayanıyor. 1946’da İsmet İnönü CHP’li cumhurbaşkanı olarak Meclis’e girince CHP grubu ayağa fırlıyor ve hararetle alkışlıyor. Demokrat Parti grubu oturuyorlar ve ‘Milletin vekilleri kimsenin karşısında ayağa kalkmaz’ diyorlar. 1950’den sonra bu sefer CHP muhalefette ve Demokrat Parti’den seçilen bir cumhurbaşkanı var. CHP ayağa kalkıyor ama alkışlamıyor. Demokrat Partililer de sözlerinin arkasında duruyorlar, oturdukları yerden alkışlıyorlar” dedi.

“Geldiğimiz noktada 2007’den beri biz kalkmıyorduk. Bu Kemal Bey’in ve MYK’nın aldığı bir karar… O zaman çok haklı söylemler vardı, ben de savundum” diyen Özel, “Şunu dedik, OHAL’de yapılmış bir referandumla gelen bir cumhurbaşkanına, biz artık ayağa kalkmıyoruz. Bu rejim tek adam yetkileri veriyor. Partili bir cumhurbaşkanına ayağa kalkmıyoruz. Bence kuvvetli argümanlar” ifadelerini kullandı.

Halkla en çok temas eden siyasetçi olduğunu savunan Özgür Özel, şunları söyledi: “Ben siyaseti sokakta yapıyorum ve sokaktaki sesi dinlemenin şöyle bir faydası var, yaptığınız işin sonuç alıp almadığını gösteriyor. Biz kalkmamakta çok haklıydık ama referandumundan, birinci ve ikinci seçimden sonra, sokaktaki insanlar ayağa kalkıp kalkmamamızı, bu meşruiyet tartışmasını konuşmadı. AK Parti seçmeni diyor ki, ‘Benim seçtiğim cumhurbaşkanına saygı göstermiyorsun’. Bu CHP açısından bir dezavantaj. Parti 47 yıl sonra birinci parti olduysa farklı şeyler yaptığımız için oldu. Yeni bir siyaset izliyoruz ve sonuç aldığımızı görüyoruz. Bir, 31 Mart’taki sonuç önemli. İki, 31 Mart’tan sonra şunu söyledim: Bu oyların hepsi bizim değil, her siyasi partiden oy var. Bu siyaset anketlerde CHP’yi birinci parti olarak tutuyor.”

Muhalefeti sürdürdüklerini vurgulayan Özel, “Cumhurbaşkanı makamına saygı göstereceğimizi söylemiştim ama bir kelime eksik muhalefet yapmıyorum. Yerel seçimden sonra 2-2,5 yıl miting yapılmazken, ben 11 tane miting yaptım. Türkiye’de insanlar sorunlarının konuşulmasını istiyor. Siyasetçilerin çıkardıkları, kendi yarattıkları gündemdeki kavgayı istemiyorlar. Kutuplaşmaya bugünkü iktidara yarıyor çünkü otoriter liderler kutuplaşmadan besleniyorlar. Arkasının kalabalık olması karşı tarafı düşman görmekten. Seçimden önce 105 tane miting yaptım, Erdoğan’la kişisel polemiğe girmedim” dedi.

Bazı CHP milletvekillerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında ayağa kalkmamak için TBMM’ye gelmemesi sorulan Özgür Özel, “Biz grup kararı almadık. Grup kararı bağlayıcıdır, uymayan disipline sevk edilir. ‘Cumhurbaşkanı’nı ayakta karşılayacağız’ dedik, kimseye de ‘Zorla ayağa kalkacaksınız’ demedik. Bunu yapmak istemiyorum diyen 10-12 arkadaşımız da asla, ‘Bu zorunlu, girmeyeni şöyle yaparız’ demedik. Salona girmeyen arkadaşlar için asla kötü bir şey söylemem. Bu konuda eski genel başkanlar Altan Öymen, Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın’dan görüş aldım. ‘Doğru olur’ dediler. 2 saat önceden arkadaşlara söyledik. Kalkan arkadaşlardan bazıları için de zor olmuştur. Zor bir karar verdik, siyasi sorumluluğu bana aittir. İlk genel seçimde partimi birinci parti ve iktidar yapmazsam ertesi gün istifa ediyorum, dönememek üzere. Bu kadar netim” yanıtını verdi.

CHP’li vekillerin Erdoğan’ı ayakta karşılaması üzerine eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Biz CHP’liler, yalnızca halk için ayağa kalkarız” eleştirisinde bulunmuştu. Dünkü resepsiyonda Kılıçdaroğlu’nun açıklaması sorulan Özel, “Parti içi bir meseleye TBMM’de cevap vermem. Onu bir gün vadeli alabilirsiniz” demişti.

Kübra Par’ın sorusu üzerine Kılıçdaroğlu’na yanıt veren Özgür Özel, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na saygıda kusur etmedim ve etmeyeceğim. Onun için de böyle tartışmalara polemiklere girmeyeceğim. Kemal Bey kimler için ayağa kalkarız dediyse, biz zaten onlar için toplumu ayağa  kaldırdık. Atanmayan öğretmenler, emekliler, asgari ücretliler, çiftçi için 11 tane miting yaptım” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun tek ifadesini incitici bulduğunu dile getiren Özel, “Benim o tweette üzüldüğüm tek nokta, grubun ayağa kalkmayan vekilleri için kurduğu o cümle, diğer vekiller için son derece incitici. Buna çok üzüldüm. Bunun dışında hiçbir şey demem. Benden önceki genel başkanların tüm eleştirileri başımın üstündedir” dedi.

Kılıçdaroğlu ayağa kalkmayan vekiller için “Bugün, yurtsever ve milletperver duruşlarıyla partimizi gururlandıran bütün milletvekillerini saygıyla selamlıyorum” ifadesini kullanmıştı.

Ekrem İmamoğlu: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret ettiği suçlamasıyla verilen siyasi yasak kararının onanması durumunda yol haritalarının ne olacağı sorulan Özel, “Bir yol haritamız var. Toplantılar yapıldı, birkaç kez Ekrem Bey’le de bir araya geldik. Böyle bir şey olduğunda kademe kademe, gün gün ne yapacağımızı konuştuk, orada genel bir mutabakatımız var. Ama bunu şimdiden açıklamak doğru bir şey olmaz. Bu cezayı normalleştirmememiz lazım. Onun için de sanki karar verilmiş de okunması bekleniyormuş… Öyle bir kararın alınmaması lazım. Alındığı takdirde Yargıtay aşaması var” şeklinde konuştu.

CHP’nin bir tartışma içinde tutulmak istendiğini belirten Özel, “Davayla ilgili kanaatim şu: Bence siyasi yasak istinafta onanacak ama Yargıtay aşaması kalacak. ‘Acaba Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak gelecek mi, cumhurbaşkanı adayı olabilecek mi, olmazsa kim olacak’ tartışmasının içinde bizi tutmaya çalışan bir akıl var. Bu oyuna gelmeyelim” dedi.

Özgür Özel, dava nedeniyle İmamoğlu’nun erkenden cumhurbaşkanı adayı ilan edileceği iddiasını ise yalanladı.

Devlet Bahçeli: TBMM’deki resepsiyonda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Birbirimizi kırmıyoruz inşallah” sözleri ve tokalaşmalarına da değinen Özel, şunları söyledi: “Bahçeli’nin 4 gazeteciyi, beni ve Sinan Ateş’in ailesini tehdit etmesini eleştirdim. Meclis’te rastladığımızda da sözlerini siyaseten söylediğini belirtti. Erdoğan, normalleşmeyi bitirmeye yönelik çok sert sözler söyledi. Teğmenlerin yeminiyle ilgili sert sözler söyledi. Devlet Bey gördüğüm kadarıyla şunu yapmak istiyor: Normalleşmeye biz de katılalım, tek başına CHP’ye kalmasın.

Devlet Bey’in yaptığı siyaset kurumunu yıpratan bir şey. Sabahki sözlerin dozu çok kaçıktı. Meclis’teki tavrı böyle olunca bu siyaseti yıpratıyor. Türkiye siyasetini kafes dövüşünden çıkarmamız lazım. Bir yuvarlak masaya sizlerin bizi davet etmesi lazım. Biz Biden ile Trump’tan geri kalabilir miyiz?”

(ABD’nin New York kentindeki Türkevi binasına ziyaretine yönelik eleştiriler) “Gitmem çok iyi oldu. Orada TÜRGEV’in yaptırdığı bir gökdelen var. Benim gittiğim yer Türkiye Cumhuriyeti’nin tapulu malı olan, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in satın aldığı gurur verici bir bina.

(“Size bir ofis tahsis edecekleri doğru mu?” sorusu üzerine) Bizce iktidar kullanıyor, o zaman muhalefet partilerine bir ofis tahsis edilebilir. Hangi muhalefet partisi giderse o kullanabilir.”

“Türkiye rüşvet vermiştir dememi kim bekliyor, anlamış değilim. Bir cümle üzerinden değerlendirilmesi kahrediyor beni. Bugün burada rüşvetle ilgili gündem var. ABD’de yargı bağımsız, rüşvet vakası varsa mutlaka ortaya çıkacaktır. ‘Türkiye’den bu işe karışan varsa Türkiye’ye büyük kötülük yapmıştır’ dedim. ‘Türkiye rüşvet verecek ülke değildir’ sözümle rüşveti akladığımı söylüyorlar. Bu mümkün mü?

Rüşvet olduysa en ağır cezayı almasını isterim, bizi rezil etti. Erdoğan ziyarete gelecek diye yetiştirmek için rüşvet verildiyse bu demokratik bir lidere olmaz. Bu korkulan bir lider için yapılır. ‘Yetiştiremezsek Erdoğan bizi mahveder’ diyenler yapar bunu. Böyle bir şey olmadıysa nasıl kendi vatandaşımı suçlayayım?”

Cumhurbaşkanı adaylığı: (Cumhurbaşkanı adayı nasıl belirlenecek sorusu ve ‘Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş arasında protokol imzalanacak’ iddiasına yanıt olarak) “Üyelerden böyle bir şey beklemem. En doğru adayın en doğru mutabakatla sağlanmasından yanayım.

Protokolle ilgili yazı itimatsızlıktır. Biz sevgi bağıyla bağlıyız. Artık özgüven eksikliğimiz de yok. Bambaşka bir isim çıkarsa Ekrem Bey bana der ki: ‘Bunu aday yapalım’. Ekrem Bey bana diyor ki ‘Ben İstanbul’a en iyi hizmeti yapmak istiyorum’. Mansur Bey de ‘Benim için bu tartışma doğru değil’ dedi. Bu tartışmaları bizden olmayanlar ve adım adım iktidara yürümemizi engellemek isteyenler yapıyor. Esas hedefimiz Türkiye’yi güçlü parlamentoya dönüştürmek. ABD dışında en güçlü devletler parlamentoyla yönetiliyor. Gücü dağıtan ülkelerde halk zenginleşiyor.”

Beşar Esad: (Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’dan randevu talebine ne yanıt verildiğinin sorulması üzerine) “‘Olumlu bakıyoruz’ dediler. Resmi talep yazımızı yolladık, o aşamada Erdoğan ‘Ben de görüşeceğim’ dedi. Tahmin ediyorum, Suriye tarafı bir durdu gibi geliyor bana. Gün bekliyoruz. Bu adımım Erdoğan-Esad görüşmesini başlatıyorsa ve sığınmacı sorununun çözümünü sağlayacaksa destekliyorum.”

Paylaşın

UEFA Konferans Ligi: Başakşehir Mağlubiyetle Başladı

UEFA Konferans Ligi ilk maçında Başakşehir ile Rapid Wien, Fatih Terim Stadı’nda karşı karşıya geldi. Hakem  Adam Ladeback’in yönettiği karşılaşmadan Başakşehir, 2-1 mağlup ayrıldı.

Haber Merkezi / Rapid Wien’in gollerini 43 ve 46. dakikada Louis Schaub, Başakşehir’in tek golünü ise 45+2. dakikada Krzysztof Piatek kaydetti.

Başakşehir, Konferans Ligi ikinci maçını Celje ile oynayacak, Rapid Wien ise aynı haftada sahasında Noah ile karşılaşacak.

43. dakikada sağ kanatta topla buluşan Schaub’ın ceza sahasına girer girmez ayak içiyle çok sert vuruşunda, meşin yuvarlak ters köşeden ağlarla buluştu: 0-1

45+2. dakikada Serdar Gürler’in sağ kanattan ortasında altıpas önüne gelen topa Piatek kafayı vurdu, yere de çarpan meşin yuvarlak köşeden ağlara gitti: 1-1

46. dakikada Auer’in sol taraftan yerden pasında ceza sahası içinde Burgstaller’in dokunduğu topu Louis Schaub tamamladı ve meşin yuvarlağı kaleci Deniz’in solundan filelere gönderdi: 1-2

Stat: BaşakşehirFatih Terim

Hakemler: Adam Ladeback, Niklas Nyberg, Daniel Yng

Başakşehir: Deniz Dilmen, Onur Ergün, Ousseynou Ba, Jerome Opoku, Olivier Kemen, Miguel Crespo (Berkay Özcan dk. 62), Berat Özdemir (Philippe Keny dk. 83), Joao Figueiredo (Dimitrid Pelkas dk. 62), Deniz Türüç (Lucas Lima dk. 75), Serdar Gürler (Davidson dk. 75), Krzysztof Piatek

Rapid Wien: Niklas Hedl, Bendeguz Bolla, Nenad Cvetkovic, Philippe Raux Yao, Jonas Auer, Louis Schaub (Maximilian Hofmann dk. 83), Lukas Grgic, Mamadou Sangare (Borkeeiet dk. 87), Guido Burgstaller (Noah Bischof dk. 90+5), Dion Drena Beljo (Nikolaus Wurmbrand dk. 83)

Goller: Louis Schaub (dk.43 ve 46) (Rapid Wien), Krzysztof Piatek (dk. 45+2) (Başakşehir)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Gazze’de Derhal Ateşkes İlan Edilsin” Çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Ortadoğu’da alevlenen yangınların hızla bir cehenneme dönüştüğünü” belirterek, yaşanan acıların sonlanması için Lübnan’da çatışmaların durdurulması ve Gazze’de derhal ateşkes ilan edilmesi çağrısında bulundu.

Antonio Guterres, Hamas tarafından 7 Ekim’de düzenlenen terör eylemlerin üzerinden neredeyse bir yıl geçtiğini ifade ederek, “İsrail’in askeri operasyonları, yerleşim yerleri inşası, tahliyeler, toprak gaspları ve yerleşimci saldırılarının yoğunlaşması ile giderek kötüleşmeye devam etmekte ve iki devletli bir çözüm ihtimalini giderek zayıflatmaktadır.

BM Güvenlik Konseyi, İran’ın İsrail’e 200’e yakın balistik füze fırlatması ve İsrail’in Lübnan’a “sınırlı” kara harekatı başlatmasının ardından Ortadoğu’da tırmanan gerilimi görüşmek üzere olağanüstü toplandı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre; Toplantının açılış konuşmasını yapan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Ortadoğu’da alevlenen yangınların hızla bir cehenneme dönüştüğünü” belirterek, yaşanan acıların sonlanması için Lübnan’da çatışmaların durdurulması ve Gazze’de derhal ateşkes ilan edilmesi çağrısında bulundu.

Genel Sekreter, bir hafta önce Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada Lübnan’da yaşanan gelişmelerin son derece endişe verici olduğunu vurguladığını hatırlatarak, “O zamandan beri işler kötüden çok daha kötüye gitti. Hizbullah ve Lübnan’daki diğer silahlı gruplar ile İsrail kuvvetleri arasında neredeyse her gün yaşanan çatışmalar 1701 sayılı Güvenlik Konseyi kararının ihlalidir” dedi.

Lübnan’da devlet dışı milislerin silah kullanmasının Güvenlik Konseyi’nin 1559 ve 1701 sayılı kararlarını ihlal ettiğini, Lübnan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini belirten Guterres, “Son bir haftadan bu yana geçen birkaç gün içinde dramatik bir tırmanış gördük. O kadar dramatik ki Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararla oluşturduğu çerçeveden geriye ne kaldığını merak ediyorum” dedi.

İsrail kuvvetlerinin Beyrut dahil Lübnan’ın dört bir yanında aralıksız hava saldırıları düzenlemeye devam ettiğini kaydeden Guterres, ABD, Fransa ve bazı ülkelerin de desteğiyle müzakerelerin yeniden başlamasına imkan tanıyacak geçici bir ateşkes önerisinde bulunduklarını anımsattı. BM Genel Sekreteri, “Ancak İsrail bu öneriyi reddetti ve liderinin öldürüldüğü Hizbullah karargahının bombalanması dahil saldırılarını arttırdı. Hizbullah İsrail’e roket ve füze saldırılarını sürdürdü. Dün de İsrail, güney Lübnan’a sınırlı saldırılar düzenlediğini açıkladı. BM barış gücü askerleri yerlerinde kalmaya ve İsrail’in yer değiştirme talebine rağmen BM bayrağı dalgalanmaya devam etmektedir. Tüm BM personelinin güvenliği ve emniyeti sağlanmalıdır” diye konuştu.

Bölgede sivillerin korkunç bedeller ödediğini belirten Guterres, geçtiğimiz Ekim ayından bu yana Lübnan’da aralarında 100’den fazla çocuk ve 194 kadının da bulunduğu 1700’den fazla kişinin öldürüldüğünü, 346 binden fazla kişinin evlerinden olduğunu, Lübnan’dan Suriye’ye kaçışların başladığını kaydetti. Guterres, “Lübnan’da derin ve yıkıcı sonuçları olacak bir savaştan kaçınılmalı” ifadesini kullandı.

İran’ın dün İsrail’e doğru yaklaşık 200 balistik füze fırlattığını, bu saldırıyı Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah ve diğer üst düzey komutanlarının öldürülmesine tepki olarak yapıldığını açıkladığını kaydeden Guterres, “İran’ın İsrail’e dünkü büyük füze saldırısını bir kez daha şiddetle kınıyorum. Bu saldırıların, Filistin halkının davasını desteklemek ya da acılarını azaltmak adına hiçbir katkısı olmayacaktır” dedi.

“Bu ölümcül kısasa kısas şiddet döngüsü sona ermelidir”

BM Genel Sekreteri Guterres, Hamas tarafından 7 Ekim’de düzenlenen eylemlerin üzerinden neredeyse bir yıl geçtiğini ifade ederek, “İsrail’in askeri operasyonları, yerleşim yerleri inşası, tahliyeler, toprak gaspları ve yerleşimci saldırılarının yoğunlaşması ile giderek kötüleşmeye devam etmekte ve iki devletli bir çözüm ihtimalini giderek zayıflatmaktadır” dedi ve ekledi:

“Gazze’de derhal ateşkes sağlanması, tüm rehinelerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması, Gazze’deki Filistinliler’e insani yardımların etkin bir şekilde ulaştırılması ve iki devletli çözüm yolunda geri dönülmez bir ilerleme kaydedilmesinin tam zamanıdır. Lübnan’da çatışmaların durdurulmasının, sürdürülebilir barış için diplomatik çabaların önünün açılmasının tam zamanıdır. Bu ölümcül kısasa kısas şiddet döngüsü sona ermelidir. Zaman daralıyor.”

Paylaşın

Plüton’un En Büyük Uydusu Charon’da Beklenmedik Keşif

NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu, Plüton’un en büyük uydusu Charon’da şaşırtıcı kimyasal izler tespit ederek, bir kez daha oyun değiştirici özelliğini kanıtladı.

Haber Merkezi / Güneş’ten 4,83 milyar kilometre uzakta yer alan Charon’un buzlu yüzeyinde karbondioksit (CO₂) ve hidrojen peroksit (H₂O₂) izleri ilk kez tespit edildi, bu uzak uyduya dair yeni bakış açıları sunuyor.

Plüton’un yaklaşık yarısı büyüklüğünde olan Charon, Kuiper Kuşağı’nda yörüngede olan birçok buzlu cisimden biri. Charon, 2015 yılında NASA’nın New Horizons uzay aracı, yanından geçtiğinde bilim insanlarının ilgisini çekmişti.

New Horizons, belirli kızılötesi dalga boylarında karbondioksit veya hidrojen peroksit gibi kimyasalları tespit edememişti. Bilim insanları, James Webb’in güçlü kızılötesi özellikleri sayesinde, bu boşluğu doldurdular.

Keşif, yalnızca Charon’un karmaşık yüzey bileşimine ışık tutmakla kalmıyor, aynı zamanda güneş sisteminde yer alan benzer buzlu uyduları şekillendiren süreçlere de işaret ediyor.

Bilim insanları, daha önce Charon’un yüzeyinde su buzu, amonyak ve organik maddelerin izlerini bulmuşlardı, ancak yeni tespit edilen karbondioksit ve hidrojen peroksit, uyduya ilişkin başka bir karmaşık durumu daha ortaya koyuyor.

Bilim insanları, hidrojen peroksitin, Charon’un yüzeyindeki su molekülleriyle etkileşime girmesiyle oluşabileceğine, karbondioksitin ise geçmişteki çarpışmaların sonucu olabileceğine inanıyor. Bu bulgular, uzak uyduların ve hatta Plüton’un ötesinde yer alan gezegenlerin oluşumuna ilişin önemli ipuçları sunuyor.

Gezegen bilimci Carly Howett, “Bu keşif, bu uzak uyduların nasıl oluştuğunu ve zorlu ortamlarıyla nasıl etkileşime girdiğini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir” dedi.

NASA’nın Jemes Webb Teleskobu, Charon gibi uyduların nasıl oluştuğu ve çevreleriyle nasıl etkileşime girdiği konusunda daha net bir anlayış sunarak dış güneş sistemini inceleme şeklinde devrim yaratmaya devam ediyor.

Paylaşın

Taliban’dan Basın Mensuplarına Fotoğraf Ve Video Çekme Yasağı

Taliban, ülkenin kuzeydeki Takhar eyaletinde, resmi toplantılar, seminerler ve çalıştaylar da dahil olmak üzere, basın mensuplarının toplantılarda, görüntü almasını yasakladı.

Haber Merkezi / Taliban’ın birkaç eyalette daha basın mensuplarına benzer kısıtlamalar uyguladığı bildirildi.

Taliban, geçtiğimiz şubat ayının başlarında, güney Kandahar eyaletinde, resmi toplantılar sırasında fotoğraf ve video çekimini yasaklayarak, basın mensuplarına yalnızca yazılı ve sesli formatta haber vermeleri talimatını vermişti

Taliban, geçtiğimiz Ağustos ayında “Haber Ahlakı Yasası”nı yürürlüğe koymuştu.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

 

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Bakırhan’dan “Köklü Değişim Kaçınılmaz” Açıklaması

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin, “DEM Parti olarak hiçbir kesimin sembolleriyle ve değerleriyle sorunumuz olmadı, ancak, biz herkesi tek bir etnik kimliğe indirgeyen bir Anayasa’ya karşı çıkıyoruz ve yurttaşlık tanımının cesurca yeniden ele alınması gerektiğini söylüyoruz” dedi ve ekledi:

“Ülkemizin başkenti veya resmi dili ile bir sorunumuz olmadığını, ancak her halkın kendi ana dilinde konuşma ve eğitim alma hakkının temel bir hak olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca, tekçi ve inkarcı yaklaşımlarla bir yüzyıl daha yaşamamızı bekleyen bir Cumhuriyet anlayışına karşı çıkıyoruz ve gerçekten demokratik bir Cumhuriyet istiyoruz. Mevcut Anayasa’nın sadece kötü bir kopyası olarak sunulan yeni taslaklar, ne yeni ne de demokratik bir anayasa yazmak anlamına gelir. Anayasa’nın her maddesinde 12 Eylül’ün ruhu ve kokusu hissedilmekte.

Tuncer Bakırhan, konuşmasının devamında, “Muhalefete açık bir çağrı yapıyoruz: Değişim iddiasındaki bir muhalefet, tutucu olamaz ve ilk yüz yılın tekrarını yaşatma politikasını sürdüremez. Yeni ve demokratik bir Anayasa konusunda herkese açık çağrımızdır: Ön yargılarınızı bir kenara bırakın, gelin hep beraber demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için çalışalım” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan’ın gündeminde İsrail’in Lübnan’a saldırıları, Ortadoğu’nun durumu, Türkiye’deki ekonomik kriz, yeni anayasa tartışmaları, Narin Güran cinayeti ve Kürt meselesi vardı.

Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle; “İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sonucunda 40 binden fazla insan yaşamını yitirdi, binlerce kişi kayıp durumda. 2,5 milyona yakın insan ise daracık bir alanda İsrail ablukası altında yaşamlarını sürdürmeye zorlandı ve zorlanıyor. Son günlerde bu saldırılar Lübnan’a da sıçradı. Lübnan’ın hikayesi, Ortadoğu’nun genel hikayesi gibi; savaş, göç, yıkım ve soykırım ile dolu. Beyrut, Feyruz’un şarkılarındaki gibi hüzün ve kederle yüklüdür.

Ortadoğu, bir ateş çemberi içinde. Geçtiğimiz yıl bu kürsüden uluslararası hukukun bu savaşı durduramazsa savaşın Lübnan’a sıçrayabileceğini söylemiştik ve şimdi Lübnan’da devam eden savaşın bir sonraki adımının Suriye ve İran olabileceğini görüyoruz. Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler toplantısında gösterdiği iki haritadan birinde “nimet”, diğerinde “lanet” yazıyordu. Lanetlenen yerler savaşın yayılacağı bölgeler, nimetli yerler ise enerji koridorlarının geçtiği yerlerdi. Görünen o ki, halklar savaşa sürüklenecek.

Ortadoğu’da mezhepçi, milliyetçi rejimler ve kapitalist-emperyalist güçlerin oluşturduğu sistemler felaketten başka bir şey getirmedi. Her iki yolun sonunda da halklar adına, demokrasi ve özgürlükler adına bir kazanım bulunmuyor. Ancak, ısrarla savunduğumuz bir çözüm yolu var; o da üçüncü yol. Yeni bir ulus tanımı kaçınılmaz. Ulus, tüm halkları ve inançları kapsamalı, adı da Demokratik Ulus olmalı. Devletlerin halkların üzerinden ellerini çekmeleri gerekiyor. Bu savaşlar, devletlerin savaşı; halkların değil.

Ortadoğu yangın yeriyken, Türkiye ise çatışma, çeteleşme, açlık, yoksulluk ve adaletsizliklerle mücadele ediyor. Yasama dönemi kapandığından bu yana, “Ekmek ve Adalet Buluşmaları” adı altında Mardin’den Manisa’ya, Tekirdağ’dan Ağrı’ya kadar Türkiye’nin dört bir yanında işçilerle, çiftçilerle, gençlerle bir araya geldik. TÜİK “ekonomi güven veriyor” derken emeklilerle yaptığımız buluşmalar bize başka bir tablo sundu.

İzmir’deki bir emekli, “Eskiden alışveriş yaparken cebimizdeki paranın hesabını yapardık, şimdi ise faturalar yüzünden cebimizde para kalmıyor,” diyor. İşte TÜİK’in bahsettiği bu. Mersin’deki sebze halinde bir esnaf, “Eskiden geceye kalan çürük sebzeleri atardık, şimdi ise çürük sebze-meyve kuyruğu oluşuyor,” diye anlatıyor. İktidar, “Bizden önce yağ kuyrukları vardı” derken, şimdi halka çürük veya çürümeye yüz tutmuş meyve – sebze kuyrukları yaşatıyor.

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları ile birlikte kent kent, köy köy dolaştık. Burada sorumluluk Meclis’e düşüyor. Türkiye Saray’ın koridorlarında yönetildikçe ekmek teknesi daha fazla batıyor, adalet daha çok çürüyor. “Yerliyiz ve milliyiz” diye övünenlere soruyoruz; bu nasıl bir millilik ki milleti soyup soğana çeviriyorsunuz? Bu soygun ve talan düzeninden bu Meclis hicap duymalı, esas sorumluluğunu yerine getirmeli, yeni bütçe döneminde ekmek, adalet ve barışı esas almalıdır.

Ankara’nın karanlık dehlizlerinde yapılan pazarlıklarda, sadece 8 yaşındaki Narin değil, bu ülkenin vicdanı da katledildi. Tüm bürokrasi ve devlet mekanizmaları, masum bir çocuğun trajik ölümü üzerine sessizce anlaşmış gibi duruyor.

Unutulacağını düşünenler yanılıyor; Narin’in ölümüne dair sorumluların peşini asla bırakmayacağız. Bu cinayeti tüm boyutlarıyla aydınlatmak için Meclis’e çağrıda bulunacağız. İnsan hakları örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve çocuk kurumlarıyla birlikte, bu alçakça işlenen cinayetin hesabını sormak için bir araya geleceğiz. Narin’in sesi, adalet arayışımızla yankılanacak.

Yeni Anayasa tartışmaları

Bütün yaz boyunca Ankara’da Anayasa üzerine tartışmalar sürüyordu. Bu tartışmaların gölgesinde, ülkemizde AİHM kararlarının göz ardı edildiği, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin sürdüğü ve cezaevlerinin toplama kampına dönüştüğü bir gerçekliğe dikkat çekiyoruz. Bu koşullar altında, köklü bir değişimin kaçınılmaz olduğunu belirtiyoruz.

DEM Parti olarak hiçbir kesimin sembolleriyle ve değerleriyle sorunumuz olmadı, ancak, biz herkesi tek bir etnik kimliğe indirgeyen bir Anayasa’ya karşı çıkıyoruz ve yurttaşlık tanımının cesurca yeniden ele alınması gerektiğini söylüyoruz.

Ülkemizin başkenti veya resmi dili ile bir sorunumuz olmadığını, ancak her halkın kendi ana dilinde konuşma ve eğitim alma hakkının temel bir hak olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca, tekçi ve inkarcı yaklaşımlarla bir yüzyıl daha yaşamamızı bekleyen bir Cumhuriyet anlayışına karşı çıkıyoruz ve gerçekten demokratik bir Cumhuriyet istiyoruz.

Mevcut Anayasa’nın sadece kötü bir kopyası olarak sunulan yeni taslaklar, ne yeni ne de demokratik bir anayasa yazmak anlamına gelir. Anayasa’nın her maddesinde 12 Eylül’ün ruhu ve kokusu hissedilmekte. Muhalefete açık bir çağrı yapıyoruz: Değişim iddiasındaki bir muhalefet, tutucu olamaz ve ilk yüz yılın tekrarını yaşatma politikasını sürdüremez. Yeni ve demokratik bir Anayasa konusunda herkese açık çağrımızdır: Ön yargılarınızı bir kenara bırakın, gelin hep beraber demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için çalışalım.”

Paylaşın

Kürt Seçmen Anketi: CHP Sürprizi

Spectrum House’un araştırmasına göre; “DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 38,2’si CHP, yüzde 10,9’u AKP, yüzde 9,3’ü TİP yanıtını verdi.

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz? sorusu bölge bazlı değerlendirildiğinde Kürt illerinde CHP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı yüzde 36, “ittifak yapılmasın diyenler” yüzde 34,3, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 11,5 olarak ölçüldü.

Türk kentlerinde ise CHP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 42,9, “ittifak yapılmasın” diyenler yüzde 20,9, TİP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 18, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı ise yüzde 9,6 oldu.

Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi, Kürt seçmenin “siyasi ittifaklara yönelik algı, tutum ve beklentilerini” anlamak amacıyla yaptığı saha araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

Araştırma, 4-23 Eylül tarihlerinde Diyarbakır, Van, Mardin, Batman, Şırnak, Bingöl, Kars, Antep Hakkâri, İstanbul, İzmir, Ankara ve Mersin’de Kürt olduğunu ifade eden bin 610 kişiyle yüz yüze yapıldı.

Tesadüfi örnekleme yöntemi ile yapılan araştırmada yüzde 95 güven aralığı içerisinde ± 2,44 hata payı ile belirlendi.

Araştırmaya göre; Kürt illerinde seçmenin yüzde 34,3’ü, Türk illerinde ise yüzde 20,9’u DEM Parti’nin herhangi bir parti ile ittifak yapmamasını istemedi. CHP ile ittifakı destekleyenlerin oranı Kürt illerinde yüzde 36, Türk illerinde yüzde 42,9 olarak ölçüldü. Kürt illerindeki katılımcılar DEM Parti’nin ittifakını “Kürt meselesinin çözümü” ile ilişkilendirdi

Araştırmada ilk olarak katılımcılara, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ne derece başarılı buluyorsunuz?” diye soruldu.

Görüşmecilerin yüzde 61,4’ü başkanlık sistemini başarısız (yüzde 32,8 başarısız, yüzde 28,6 çok başarısız), yüzde 21,1’i başarılı (yüzde 15,3 başarılı, yüzde 5,8 çok başarılı) bulduğunu belirtti. Ne başarılı ne başarısız bulduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 17,5 oldu.

“Sizce Türkiye Başkanlık Sistemi devam etmeli mi yoksa ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ ile mi yönetilmeli?” sorusuna ise görüşmecilerin yüzde 65,1’i “Türkiye Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile yönetilmeli” cevabını verdi. Yüzde 19,5’i “Başkanlık Sistemi (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi)” derken; yüzde 15,4’ü ise “kararsız” olduğunu belirtti.

“Türkiye’deki muhalefet partilerini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna da katılımcıların yüzde 58’i (yüzde 15,1’i çok başarısız, yüzde 42,9’u başarısız) “muhalefet partilerini başarısız”, yüzde 22,1’i “başarılı” (yüzde 18,4 başarılı, yüzde 3,7 çok başarılı), yüzde 19,9’u ise “ne başarılı ne başarısız” bulduklarını söyledi.

Araştırmada “siyasi partilerin neye göre ittifak kurması” gerektiği de soruldu. Görüşmecilerin önemli bir kısmı (yüzde 49’u) “vatandaşlık hakları temelli” dedi. Yüzde 27,6’sı “ideolojik temelli”, yüzde 11,6’sı “milliyetçilik temelli”, yüzde 7,6’sı “seçim sonuçlarına dayalı” yanıtını verdi. Yüzde 4,2’si de “hiçbiri’’ yanıtını verdi.

Siyasi parti tercihlerine göre değerlendirildiğinde “vatandaşlık hakları temelli” ittifak modeli öne çıkıyor.  AKP’ye oy verenlerin yüzde 53,8’i, CHP’ye oy verdiğini söyleyenlerin ise 55,1, DEM Parti’ye (HDP-Yeşil Sol Parti) oy verdiğini söyleyenlerin ise yüzde 44’ü “vatandaşlık temelli ittifak” kurulması gerektiğini söyledi.

Siyasi partililer arasında “ideolojik temelli” ittifak modeline en yakın bulan ise DEM Parti seçmeni oldu. “İdeolojik temelli” ittifak modeline en yakın parti ise HDP (Yeşil Sol Parti) olduğu görüldü.

Görüşmede partiler arası ittifaklar da soruldu. “CHP ile İYİ Parti arasındaki Millet İttifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna

Katılımcıların yüzde 67,9’u CHP ve İYİ Parti arasındaki ittifakı olumsuz (yüzde 48,6 olumsuz, yüzde 19,3 çok olumsuz) bulurken, yüzde 24,2’si olumlu (yüzde 19,8 olumlu, yüzde 4,4 çok olumlu) bulduğunu belirtti.  Kararsızların oranı yüzde 7,9 oldu.

Görüşmeciler “AKP ile MHP arasındaki Cumhur İttifakını” da değerlendirdi. Katılımcıların yüzde 67,6’sı AKP ve MHP arasındaki ittifakı olumsuz (yüzde 41 olumsuz, yüzde 26,6 çok olumsuz) bulurken, yüzde 25,2’si olumlu (yüzde 21,1 olumlu, yüzde 4,1 çok olumlu) bulduğunu söyledi. Kararsız olduğunu ifade edenlerin oranı 7,3 oldu.

“DEM Parti’nin yer aldığı emek ve özgürlük ittifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna yüzde 55,1 (yüzde 8,8 çok olumlu, yüzde 46,3 olumlu) “olumlu bulduğu” yanıtını verdi.  “Olumsuz bulanların” toplam oranı yüzde 36,6 (yüzde 28,3 olumsuz, yüzde 8,3 çok olumsuz), kararsızların oranı ise yüzde 8,4 olarak ölçüldü.

Görüşmeciler, “Hangi durumlarda DEM Parti’nin ittifak yapması sizin için daha kabul edilebilir olur?” sorusuna en fazla  “şeffaf ve açık diyalog” yanıtını verdi. İkinci sırada ise  “Kürt meselesinin çözümünde iyi niyet beyanı” cevabı verildi.

DEM Parti kiminle ittifak yapmalı?

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 38,2’si CHP, yüzde 10,9’u AKP, yüzde 9,3’ü TİP yanıtını verdi.

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz? sorusu bölge bazlı değerlendirildiğinde Kürt illerinde CHP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı yüzde 36, “ittifak yapılmasın diyenler” yüzde 34,3, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 11,5 olarak ölçüldü.  Türk kentlerinde ise CHP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 42,9, “ittifak yapılmasın” diyenler yüzde 20,9, TİP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 18, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı ise yüzde 9,6 oldu.

“Önümüzdeki dönemde DEM Parti’nin herhangi bir ittifakta yer almasını destekler misiniz? sorusuna yüzde 57,4 (yüzde 40,4 evet, yüzde 17 kesinlikle evet), “evet”, yüzde 42,6 (yüzde 29,3 hayır, yüzde 13,3 kesinlikle hayır) “hayır” yanıtını verdi.

Görüşmeciler, “CHP ve DEM Parti’nin gelecek seçimlerde (milletvekilli ve cumhurbaşkanlığı) birlikte hareket etmesini nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 56’sı CHP ve DEM Parti’nin gelecek seçimlerde birlikte hareket etmesini olumlu (yüzde 43,4 olumlu, yüzde 12,6 çok olumlu) bulduğunu söyledi.

Yüzde 34,5’si olumsuz (yüzde 26,7 olumsuz, yüzde 7,8 çok olumsuz) bulduğunu belirtti. Kararsızların oranı 9,5 oldu.

Paylaşın