Sosyal Medyada “Filistin” Sansürü Devam Ediyor

Başta, Meta, TikTok, X ve Youtube olmak üzere sosyal medya platformlarının Filistin yanlısı içerikleri sansürlemeye devam ettiği belirtildi. 7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarında 42 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Dijital Hak İhlalleri Gözlemevi (Palestinian Observatory of Digital Rights Violations), çoğu Meta, TikTok, X ve Youtube ile ilgili olmak üzere, büyük platformlardan 1.350’den fazla çevrimiçi sansür vakası kaydetti.

İnsan hakları örgütleri, İsrail-Hamas çatışmasının tırmanmasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen sosyal medya platformlarında Filistin yanlısı paylaşımlara yönelik dijital sansürü durdurmak için çok az ilerleme kaydedildiğini belirtti.

Çatışmalar, 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın İsrail’in güneyinde 250 kişiyi rehin aldığı ve 1,200 kişiyi öldürdüğü bir saldırı başlatmasıyla patlak verdi.

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail’in hava saldırıları ve Gazze Şeridi’ne kara birlikleri göndererek karşılık verdiği savaşta yaklaşık 42.000 Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Dijital Hak İhlalleri Gözlemevi (Palestinian Observatory of Digital Rights Violations) 7 Ekim saldırısından bu yana, 1 Temmuz 2024’e kadar web sitelerinde yaptıkları açık çağrı aracılığıyla, çoğu Meta, TikTok, X ve Youtube ile ilgili olmak üzere, büyük platformlardan 1.350’den fazla çevrimiçi sansür vakası kaydetti.

Vakalar arasında, askıya alma, içerik kaldırma ve hesap kısıtlama olduğu belirtildi.

Arap Sosyal Medyayı Geliştirme Merkezi (7amleh) Eylül ayında yayınladığı bir raporda bu sonuçları “Filistin’le ilgili içeriğin agresif bir şekilde aşırı ılımlı” hale getirilmesine yönelik “kasıtlı bir karar” olarak yorumladı.

Raporda, “Çevrimiçi platformlar ağlarında nefret söylemi ve kışkırtmaya izin verdiklerinde, Filistinlilerin toplu cezalandırmalarını haklı çıkaran içeriğin yayılmasına yardımcı olmaktan suçlu olabilirler,” denildi.

Ancak İsrail yanlısı gruplar, antisemitizme yönelik sosyal medya kısıtlamalarını geri alma girişimlerini eleştirdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW) geçtiğimiz Aralık ayında yayınladığı bir raporda kullanıcıların içeriklerinin Meta tarafından nasıl engellendiğini ya da kaldırıldığını belgelemişti.

HRW’de kıdemli bir araştırmacı olan Rasha Younes’e göre, kullanıcıların önce Filistin’e atıfta bulunan tek bir gönderisi, hikayesi veya yorumu inceleniyor, ardından belirli bir politika ihlaline işaret eden çok az veya hiçbir açıklama yapılmadan kaldırılıyordu.

Younes, hesaplarının Filistin yanlısı diğer içeriklere yorum yapmaları kısıtlanan veya 24 saatten üç aya kadar herhangi bir süre için devre dışı bırakılan kullanıcılardan haber aldıklarını söyledi.

Younes, paylaşımlarının hem Instagram hem de Facebook’taki diğer kullanıcılar tarafından daha az görülebilmesi anlamına gelen “gölge yasaklı (shadowbanned)” olduklarını anlatan başka kullanıcılar da olduğunu sözlerine ekledi.

Younes, bu kısıtlamalara itiraz etmeye çalışan kullanıcıların, “Meta’nın kendi politikalarını ihlal ettiğine” inandığı “bir hata mı yaptık?” düğmesini devre dışı bıraktığını söyledi.

Engellenenlerin siyasi aktivizmlerini ya da çatışma sırasında yaşadıkları gerçekliği ifade etmek için “gidecek hiçbir yerleri olmayabileceğini” sözlerine ekledi.

Hem HRW hem de 7amleh’in raporları doğrudan kullanıcı deneyimlerine dayanıyor, ancak her iki gruptan araştırmacılar Meta gibi sosyal medya şirketlerini hangi paylaşımların otomatik moderasyonla engellendiğine dair verileri yayınlamaya zorlamak istiyor, böylece daha derinlemesine araştırma yapabilirler.

Euronews Next’e konuşan 7amleh’in Avrupa Birliği (AB) Savunuculuk Sorumlusu Taysir Mathlouthi, “Gördüğümüz şey, bu şirketlerde çalışan insanlar, bu değişiklikleri istiyorlar … ama ne yazık ki karar vericiler onlar değil, bu yüzden gerçekten hiçbir şeyi değiştiremezler,” dedi.

Meta ve TikTok, içerik denetleme politikalarıyla ilgili doğrudan soruları yanıtlamayı reddetti ve bunun yerine Euronews Next’i yanıtlarıyla ilgili son raporlara yönlendirdi.

Meta’nın Eylül ayındaki raporunda şirket,** Gazze’deki insani kriz ve Hamas’ın rehin alma eylemlerinin “değişen dinamiklerini yansıtmak” için yaklaşımlarını geliştirdiklerini söyledi.

Ancak şirket, otomatik uygulama eşiklerinin düşürülmesi gibi bazı politika kararlarının “kritik dünya olaylarının tartışılmasını istemeden de olsa sınırladığını” kabul etti.

Bir Meta sözcüsü geçen yıl Euronews’e yaptığı açıklamada HRW raporunun “hızlı hareket eden, son derece kutuplaşmış ve yoğun bir çatışma sırasında politikalarımızı küresel olarak uygulamanın gerçeklerini göz ardı ettiğini” söyledi ve “belirli bir sesi kasıtlı ve sistematik olarak bastırdığımız iması yanlıştır” dedi.

TikTok ise 2 Ekim tarihli raporunda, 7 Ekim 2023 ile 15 Eylül 2024 tarihleri arasında Hamas’ı desteklediği, nefret söyleminde bulunduğu ya da yanlış bilgilendirdiği gerekçesiyle 4,7 milyon videoyu kaldırdıklarını ve 300.000 canlı yayını askıya aldıklarını açıkladı.

Bu yılın başlarında şirket, “Siyonist” içeriği “Yahudi veya İsrailli kimliği ile bir vekil olarak kullanıldığında” nefret söylemi politikalarına eklediklerini söyledi.

TikTok, “Bu politika, kelimenin nefret dolu bir şekilde nasıl kullanıldığına dair bir artış gözlemledikten sonra bu yılın başlarında uygulandı” dedi.

Euronews Next, YouTube ve X’e ulaştı, ancak hemen bir yanıt alamadı.

7amleh’ten Mathlouthi’ye göre, çatışma doğrudan kendi sınırları içinde olmasa bile AB’nin de üstlenmesi gereken bir sorumluluk var.

Yeni yasaya göre, Avrupa Komisyonu kısa bir süre önce yasa dışı çevrimiçi içerikle mücadele için yeni mekanizmalar getiren Dijital Hizmetler Yasasını (DSA) kabul etti.

Ancak Mathlouthi, yasanın “kışkırtma ya da zararlı içerik” olarak neyi kabul ettiğine dair gerçek bir tanım olmadığını, bunun da yasa aracılığıyla bu büyük şirketlere baskı yapılmasını zorlaştırdığını belirtti.

Mathlouthi, “Daha fazla düzenleme istiyoruz, daha fazla kontrol istiyoruz ve daha fazla şeffaflık istiyoruz ve bu baskı olmadan asla başarılamayacak,” dedi.

Geçtiğimiz Ekim ayında AB, X, Meta ve TikTok’tan çatışmayla ilgili içeriği nasıl düzenledikleri konusunda bilgi istedi. Bu, DSA kapsamında tam bir soruşturmanın gerekli olup olmadığını anlamanın ilk adımı.

Aralık ayında Avrupa Komisyonu, diğer endişelerin yanı sıra “Hamas’ın İsrail’e yönelik terörist saldırıları bağlamında yasa dışı içeriğin yayılması” konusunu ele almak üzere X’e karşı resmi işlemler başlattı.

AB o zamandan beri Meta, TikTok ve TikTok Lite hakkında diğer olası DSA ihlalleri için resmi soruşturmalar başlattı, ancak nedenlerinden biri olarak İsrail veya Filistin ile ilgili içerikten açıkça bahsetmedi.

Euronews Next, Meta ve TikTok’tan İsrail-Hamas savaşıyla ilgili moderasyon politikaları hakkında aldıkları bilgilerin tatmin edici olup olmadığını teyit etmek için Avrupa Komisyonu’na ulaştı ancak hemen bir yanıt alamadı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’ın “İsrail’in Sonraki Hedefi Biziz” Sözlerine Tepki

Erdoğan’ın “İsrail’in bir sonraki hedefi biziz” sözlerine tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Kimse bizi İsrail tehdidiyle korkutup, televizyonlarda savaş konuşturup, yoksulluğu, emekliyi, asgari ücretliyi, depremzedeyi, çiftçiyi, işçiyi konuşmamamızı beklemesin” dedi.

CHP’nin talebinin ardından katıldığı canlı yayında konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İsrail, Lübnan’dan sonra gözünü topraklarımıza dikecek” sözleri sonrası Meclis’in 8 Ekim Salı günü toplanacağını duyurdu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Meclis’in İsrail tehdidini kapalı oturumla gündeme almasına ilişkin Hatay’ın İskenderun İlçesinde yaptığı açıklamada değinen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Yarın Mecliste bizim çağrımızla bir gizli oturum yapılacak. Sebebi şu, ülkenin Cumhurbaşkanı hepimizin gözünün içine baka baka, Meclisin kürsüsünden dedi ki ‘İsrail’in bir sonraki hedefi biziz.’ Bu olacak bir iş değil. Bunu şöyle yapıyorlar.

Bir Türkiye, İsrail’den çok güçlü bir devlettir. İki Türkiye, İsrail’e karşı dünyadaki üye olduğu bütün yapılar tarafından korunmak, sahip çıkılmak zorundadır, başta NATO olmak üzere. Ayrıca bu memleket öyle Netenyahu’nun kendi halkının bile yaka silktiği birinin tehdidine cevap vermeyecek, ondan korkacak durumda değildir.

Bunu herkes bilir. Ama Cumhurbaşkanı diyor ki, ‘Bir sonraki hedefi biziz.’ Ona ne Netenyahu cesaret edebilir, ne dünyanın en akılsızları buna kalkışabilir. Ama bir şey var. Bir korku yaymak, o korkuyla insanları ‘Evet açsın, yoksulsun, işsizsin ama tehlike büyük. İsrail saldıracak, beni desteklemelisin’ demekse hesap işte bu parti bu numarayı yutmaz, geçmişte yaptığı oyunlara gelmez.”

“Kimse bizi İsrail tehdit ile korkutup…”

“O yüzden yarın Meclise çağırdık, ‘Kapalı oturum yap’ dedik. Kendi gelmiyor, gelmeli, gelmeliydi. Bakanları geliyor, gelsinler, en doğru bilgileri versinler” diyen Özel, şu ifadeleri kullandı: “Eğer yarınki oturum, 10 yıl gizliliği var, yarın bize İsrail saldırısının kapıda olduğunu, bir sonraki hedefin Türkiye olduğunu anlatırlarsa gereğini yaparız, susarız.

Ama yarın sakın ha sakın yarın bildiklerimizi bize anlatıp havanda su dövüp, ‘Tehlike var, olabilir’ deyip bu Meclis kürsüsünden Cumhurbaşkanı ağzıyla söylenen lafın altına tane tane doldurmazlarsa, evet oturum gizli, söyleneni söyleyemem ama söylenmeyeni ifşa ederim. Kimse bizi İsrail tehdit ile korkutup televizyonlarda savaş konuşturup yoksulluğu, emekliyi, asgari ücreti, depremzedeyi, çiftçi, işçiyi konuşmamamızı beklemesin bunun hesabını çok ağır sorarız.”

Paylaşın

Cinsel Taciz Dosya Sayısı 190 Bini Aştı

Türkiye’de 2021 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında cinsel dokunulmazlığa karşı suç kapsamında toplam 121 bin 242 dosya açıldı. Dosyalardaki şüpheli sayısının ise 114 bin 78 olduğu bildirildi.

2022 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında açılan cinsel dokunulmazlığa karşı suç kapsamındaki dosya sayısı ise 118 bin 959 oldu. 2022’deki şüpheli sayısı ise 125 bin 737 ile ifade edildi.

2023 yılında ise cinsel dokunulmazlığa karşı suçlama içeren dosya sayısı çarpıcı boyutlara fırladı. Cumhuriyet başsavcılıklarında 2023 yılında 193 bin 212 cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyası açıldı. Dosyalardaki toplam şüpheli sayısının ise 206 bin 852 olduğu belirtildi.

Ülkede son dönemde birbiri ardına yaşanan ve kamuoyunda infial yaratan olaylarda çok sayıda kadın yaşamını yitirdi. AK Parti iktidarlarında kadına yönelik şiddet olayları, Cumhuriyet tarihinde örneği olmayan boyutlara ulaştı.

Yaptırım içermeyen uygulamalar ve cezasızlık politikaları nedeniyle kadına yönelik şiddet hemen her yıl daha da tırmandı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Cumhuriyet başsavcılıklarındaki soruşturma dosyalarına yönelik veriler ise “Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar” kapsamında açılan soruşturmalardaki çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi. Cinsel saldırı kapsamında açılan dosya sayısının 2023 itibarıyla 200 bine dayandığı öğrenildi.

Türkiye’de 2021 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında cinsel dokunulmazlığa karşı suç kapsamında toplam 121 bin 242 dosya açıldı. Dosyalardaki şüpheli sayısının ise 114 bin 78 olduğu bildirildi. 2022 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında açılan cinsel dokunulmazlığa karşı suç kapsamındaki dosya sayısı ise 118 bin 959 oldu. 2022’deki şüpheli sayısı ise 125 bin 737 ile ifade edildi.

2023 yılında ise cinsel dokunulmazlığa karşı suçlama içeren dosya sayısı çarpıcı boyutlara fırladı. Cumhuriyet başsavcılıklarında 2023 yılında 193 bin 212 cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyası açıldı. Dosyalardaki toplam şüpheli sayısının ise 206 bin 852 olduğu belirtildi.

Cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyalarının detayları da dikkati çekti. Buna göre, Cumhuriyet başsavcılıklarındaki toplam 193 bin 212 cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyasının 66 bin 138’ini, “Çocuğun cinsel istismarı” dosyaları oluşturdu.

Soruşturma aşamasındaki cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyalarındaki diğer suç türleri ve dosya sayıları ise şöyle sıralandı:

Cinsel taciz: 63 bin 3
Cinsel saldırı: 36 bin 397
Reşit olmayanla cinsel ilişki: 27 bin 674

2023 yılında Ceza Mahkemelerinde, “Cinsel dokunulmazlığa karşı suç işlemek” gerekçesiyle toplam 43 bin 458 kişi yargılandı. Yargılamaların ardından 15 bin 474 kişi hakkında mahkumiyete hükmedildi. Toplam 7 bin 77 kişinin cezası ise Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kapsamına alındı.

Paylaşın

MHP İle DEM Parti Komşu Oldu

TBMM Genel Kurulu’nda, İYİ Parti’nin bir sıra kaybetmesi sonrası yapılan yeni düzenleme ile DEM Parti ve MHP eskisi gibi tekrar komşu oldu. Saadet Partisi, İYİ Parti, MHP, DEM Parti, CHP ve AK Parti.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, TBMM Genel Kurulu’nun açılış töreninde DEM Grubu’nu ziyaret ederek selamlaşması çok konuşulmuştu.

TBMM’de 28. Dönemin 3. yasama yılında geçtiğimiz yıl olduğu gibi Genel Kurul oturum planı değişti.

Partilerin seçimlerde çıkardığı milletvekili sayılarına göre düzenlenen TBMM Genel Kurulu oturum planı, geçtiğimiz yıl Saadet Partisi’nin Gelecek Partisi ile oluşturduğu Saadet Grubu nedeniyle değişmişti. Bu defa ise oturum planı İYİ Parti’de yaşanan kan kaybından dolayı oldu.

İYİ Parti, 2023 seçimlerinde çıkardığı 43 milletvekilinden 13 tanesini kaybetti.

Gerçek Gündem’in haberine göre; bu kan kaybı İYİ Parti’nin TBMM Genel Kurulu’ndaki yerini de etkiledi. Daha önce 3 sıra sandalyeye sahip olan İYİ Parti, bir sırasını MHP’ye devretmek zorunda kaldı. Böylece MHP, oturma planında tekrar üç sıra koltuğa sahip oldu.

TBMM Genel Kurulu’nun açılış töreninde DEM Grubu’nu ziyaret ederek selamlaşan MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu tavrı çok konuşulmuştu. TBMM Genel Kurulu’nda yapılan yeni düzenlemede ile de DEM ile MHP eskisi gibi tekrar komşu oldu.

TBMM Başkanlığı, yeni oturum planına göre Saadet Partisi’ni en küçük siyasi parti grubu olarak en başa alınırken, sırayla İYİ Parti, MHP, DEM, CHP ve AKP şeklinde oturup sıralaması yaptı.

Paylaşın

İpek Yolu’nun Mücevheri: Buhara

Özbekistan’ın Buhara şehri, sanki tarihin sayfalarından fırlamış gibi… İyi korunmuş ortaçağ mimarisi ve tarihi İpek Yolu ile olan derin bağlarıyla bilinen Buhara, geçmişe eşsiz bir bakış sunuyor.

Haber Merkezi / Buhara, sadece bir varış noktası değil; her caddesi her sokağı bir zaman yolculuğudur.

Ark Kalesi: Ark Kalesi, Buhara’nın zengin tarihine açılan anıtsal bir kapı olarak karşımıza çıkıyor. Zamanın yıpranmalarına maruz kalmış bu kale, ziyaretçilerine bir zamanlar burayı evleri olarak gören kraliyet ailesinin yaşamlarına dair eşsiz bir bakış açısı sunuyor.

Geniş alanlarını keşfederken, Buhara’nın köklü geçmişini anlatan eserlerle dolu müzelerle karşılaşacaksınız. Bu sadece bir ziyaretten çok daha fazlası; yüzyıllardır süregelen masallara bir dalış.

Kalyan Minaresi: Kalyan Minaresi görülmeden Buhara’ya yapılan hiçbir ziyaret tamamlanmış sayılmaz. Kasvetli tarihi nedeniyle Ölüm Kulesi olarak bilinen minare, günümüzde mimari harikaların sembolü olarak karşımıza çıkıyor.

Üzerine çıkılamıyor ama aşağıdan bakıldığında ihtişamı inkar edilemez. Yukarı baktığınızda sadece taş görmüyorsunuz; mimarisinde ayrıntılarıyla işlenmiş asırlık tarihe tanıklık ediyorsunuz.

Lyabi – Hauz: Buhara’nın hareketli merkezinde, tarihi medreseler ve hanlarla çevrili sakin bir vaha olan Lyabi – Hauz Topluluğu yer almaktadır. Göl kenarındaki bu dinlenme tesisi, gezginleri arkalarına yaslanıp antik binaların arasında dingin atmosferin tadını çıkarmaya davet ediyor.

Yolculuklarında huzur arayanlar veya yakınlardaki çay evlerinden gelen geleneksel Özbek çayını yudumlarken İslam mimarisini daha derinlemesine incelemek isteyenler için ideal bir nokta.

Antik kervansaraylar: İpek Yolu ticaretinin canlı tanıkları olan Buhara kervansarayları, tüccarlara ve develerine barınak sağlıyordu. Bu tarihi hanlar, uzak diyarlarda refah hayaliyle bu yolu kat edenlere somut bir bağ sunuyor.

Bugün, gezginleri taşlara kazınmış, antik sokaklarda esen rüzgarların fısıldadığı hikayeleri keşfetmeye davet ediyorlar ve Buhara’nın ticaret ve kültürdeki zamansız rolünü sergiliyorlar.

Paylaşın

Murat Yetkin Yazdı: CHP, Siyasi Miyopluk İçinde

Gazeteci Murat Yetkin, 31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimlerde, AK Parti’yi geride bırakarak, birinci parti konumuna yükselen CHP’nin “siyasi miyopluk” içinde olduğunu ifade etti.

Murat Yetkin, “CHP’nin seçimlerindeki kazanımlarını büyük bir müsriflikle harcayarak yeniden ikinci parti konumuna düşmek üzere” yorumunu yaptı.

Yetkin, bugünkü yazısında, CHP’nin önündeki en büyük sorunun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu aleyhindeki “ahmak davası” olduğunu belirtti.

Yetkin, yazısına şöyle devam etti: “İstinaf Mahkemesinde Demokles’in Kılıcı gibi bekletilen davadan CHP’nin elindeki (Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile birlikte) en önemli siyasi silah olan İmamoğlu’na siyaset yasağı çıkması için ellerini ovuşturan CHP’lilerin bulunduğu Ankara’da bir sır değil.

Erdoğan 1 Ekim Meclis’i açış konuşmasında muhalefetin yargı kararlarına itirazlarını hedef alarak endişe kaynağını göstermesine rağmen CHP İmamoğlu’nun siyaset yasağı ihtimaline karşı kampanya açacağı yerde tevekkülle kararı bekliyor. Adeta stratejisini yasağın çıkıp çıkmayacağı üzerine kurmayı bekleyen bir atalet içinde.

Siyasi miyopluk işte budur. Gözünün önündeki sorunu görememe, bindiği dalı kesmek de işte budur.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Gazze Açıklaması: Amansız Bir Trajedi

Gazze’ye düzenlenen saldırıları “amansız bir trajedi” olarak niteleyen OCHA Koordinatörü Joyce Msuya “Hiçbir istatistik veya kelime, gerçekleşen fiziksel, zihinsel ve toplumsal yıkımın boyutunu tam olarak anlatamaz” dedi.

Msuya, “Sivillerin sağlık hizmetlerine, gıdaya ve elektriğe erişimi ya çok kısıtlı ya da hiç yok. Çocuklar bir yıldır eğitimden uzak. Ailelerin sığındığı okullar defalarca bombalandı, sağlık çalışanları ve hastaneler sistematik biçimde hedef alındı” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) İsrail’in son bir yıldır Gazze’ye düzenlediği saldırıları “amansız bir trajedi” olarak niteledi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; OCHA Koordinatörü Joyce Msuya 7 Ekim’in yıl dönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, “Hiçbir istatistik veya kelime, gerçekleşen fiziksel, zihinsel ve toplumsal yıkımın boyutunu tam olarak anlatamaz” dedi.

Avrupa Birliği (AB) üyesi devletleri, “Uluslararası hukuk ve insan haklarına saygı duyulmasını sağlamak için” nüfuzlarını kullanmaya çağırdı.

OCHA, Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısını ve 200’den fazla kişinin rehin alınmasını kınadı. İsrail verilerine göre, Hamas’ın 7 Ekim saldırısında bin 200 kişi öldürüldü, yaklaşık 5 bin 500 kişi yaralandı ve 200’den fazla kişi de rehin alındı.

Msuya, “Sivillerin sağlık hizmetlerine, gıdaya ve elektriğe erişimi ya çok kısıtlı ya da hiç yok. Çocuklar bir yıldır eğitimden uzak. Ailelerin sığındığı okullar defalarca bombalandı, sağlık çalışanları ve hastaneler sistematik biçimde hedef alındı” ifadelerini kullandı.

Çatışmalarda çoğu BM’nin Filistinli mültecilere destek ajansı UNRWA personeli 300’den fazla yardım görevlisi öldü. Msuya, Gazze’nin yardım görevlileri için dünyanın en tehlikeli yeri olduğunu söyledi, mevcut hiçbir çatışmada bu kadar fazla yardım personelinin ölmediğine dikkat çekti.

İnsani yardım görevlilerinin korunmak zorunda olduğunu kaydeden Msuya, “Saldırganlar ihlallerinden sorumlu tutulmalı, Gazze’ye saldırılar durmalı” dedi.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 39 artarak 41 bin 909’a yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 137 artarak 97 bin 303’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Filistin Merkez İstatistik Bürosu (PCBS), Gazze’de İsrail saldırılarında kısmen hasar gören konut sayısının yaklaşık 297 bin, tamamen yıkılan konut sayısının ise 87 bin olduğunu açıkladı.

Paylaşın

Türkiye, Gıda Enflasyonunda Yine Birinci

Türkiye, OECD ülkeleri arasında, gıda enflasyonu alanında yine ilk sırada yer aldı. OECD ülkeleri arasında Türkiye haricinde kalan 24 ülkede enflasyon düşerken, dokuz ülkede artış, beşinde ise sabit kaldı.

Ekonomim’de yer alan habere göre; Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), ağustos ayında Türkiye’de yıllık enflasyondaki düşüşün etkisiyle genel enflasyonun bölgede gerilediğini duyurdu. Ancak Türkiye, gıda enflasyonu alanında yine ilk sırada yer aldı.

Temmuz ayında yüzde 50’yi aşan yıllık enflasyon, Ağustos ayında yaklaşık yüzde 10 puanlık bir düşüş gösterdi. Ancak bu düşüş, Türkiye’nin hala yüksek enflasyon oranlarına sahip olması nedeniyle ekonomik istikrar açısından bazı kaygıları da beraberinde getirdi. OECD ülkeleri arasında Türkiye haricinde kalan 24 ülkede enflasyon düşerken, dokuz ülkede artış, beşinde ise sabit kalma durumu gözlemlendi.

Bu durum, Türkiye’nin uluslararası ekonomik göstergelerdeki etkisini bir kez daha ortaya koydu. Yıllık OECD enerji enflasyonu, Temmuz ayındaki yüzde 3,3’ten Ağustos ayında yüzde 0,1’e düşüş gösterdi. Bu durum, 31 OECD ülkesinde düşüşler yaşanmasına neden oldu.

Yıllık gıda enflasyonu ve çekirdek enflasyon da benzer bir durum izledi. Çekirdek enflasyon, yalnızca 9 ülkede yükselirken, 19 ülkede sabit kaldı.

Enerji fiyatlarındaki bu keskin düşüş, gıda fiyatları üzerinde de olumlu bir etki yarattı. Yıllık OECD enerji enflasyonu, Temmuz ayındaki yüzde 3,3’ten Ağustos ayında %0,1’e önemli bir düşüş gösterdi. Bu durum, 31 OECD ülkesinde düşüşler yaşanmasına neden oldu.

Yıllık gıda enflasyonu ve çekirdek enflasyon da benzer bir trend izledi. Çekirdek enflasyon, yalnızca 9 ülkede yükselirken, 19 ülkede sabit kaldı. Enerji fiyatlarındaki bu keskin düşüş, gıda fiyatları üzerinde de olumlu bir etki yarattı. Ancak, gıda enflasyonundaki durgunluğu, bazı ülkelerde hâlâ kaygı yaratmaya devam ediyor.

Paylaşın

Vatandaşın En Önemli İki Sorunu: Ekonomi Ve Adalet

31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de Erdoğan’a sunulmak üzere hazırlanan raporda vatandaşın en önemli iki sorununun ekonomi ve adalet olduğu belirtildi.

Raporun AK Parti MYK toplantısında gündeme gelmesi bekleniyor. Erdoğan’ın, raporlar doğrultusunda parti kurmaylarına yeni talimatlar verebileceği belirtiliyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla organize edilen “Türkiye Buluşmaları” sona erdi.

Türkiye gazetesinden Emrah Özcan‘ın haberine göre; 81 ilde 11 bin program yapan AK Parti, vatandaşın talep, istek ve şikâyetlerini kayıt altına alırken, raporlardan ilginç sonuçlar çıktı. Vatandaş, parti kurmaylarına ekonomik meselelerle ilgili şikâyetlerini anlatırken, adalet alanındaki endişelerini de dile getirdi. Edinilen bilgilere göre, vatandaşın istek ve şikâyetleri ilgili bakanlıklara bildirildi. Bakanlıklar, vatandaşların şikâyetleri doğrultusunda yeni reformlar için çalışmalara başladı.

Adalet: Adalet Bakanlığının toplumun hassas olduğu konularda, adalet anlayışını güçlendirecek, cezasızlık anlayışını ortadan kaldıracak bir takım adımlar atma yolunda olduğu öğrenildi. Vatandaşın taleplerine göre şekillenecek yeni yargı reformunun önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ardından da Meclis’e sunulacağı kaydedildi.

Ekonomi: Vatandaşın bir diğer problem olarak gösterdiği “ekonomi” için de hükûmetin ekonomi kurmayları harekete geçti. Problemin çözüm adresi olan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, hâlen yürütülmekte olan programdan taviz vermeden, enflasyonu tek haneye düşürüp, vatandaşın alım gücünü artıracağı ve elini rahatlatacağı, gerek duyulduğu takdirde yeni bir dizi adımlar atacağı öğrenildi. Dar gelirli vatandaşların konut başta olmak üzere yaşadığı birçok sorun için yeni projeler geliştirileceği, önümüzdeki dönemde yaşanan sorunlara bir bir neşter vurulacağı öne sürüldü.

AK Parti kaynakları, yapılacak yeni ikinci dalga reformlarının, hepsinin sahadan gelen veriler ile beklentilere uygun bir şekilde gerçekleştirileceğine dikkati çekti. Reformların hepsinin teknik ve bürokratik bir anlayışla değil, milletin taleplerine yönelik dizayn edildiğini belirten parti kaynakları, hızlı bir reform süreci yaşanacağını söyledi. Konunun, bugün yapılması planlanan AK Parti MYK toplantısında da gündeme gelmesi bekleniyor. Erdoğan’ın, raporlar doğrultusunda parti kurmaylarına yeni talimatlar verebileceği belirtiliyor.

Paylaşın

Enflasyon Hedefleri Tutturulabilir Mi?

Prof. Dr. Sinan Alçın, “Merkez Bankası ve hükümetin yüzde 38 ila yüzde 42 bandında öngördüğü yıl sonu enflasyon tahmininin gerçekleşme ihtimali pek mümkün değil. Yıl sonunda enflasyonun yüzde 45’lerde olacağını düşünüyorum” dedi.

Sinan Alçın, 2023’ün yaz aylarında Cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık enflasyon artışlarının yaşanmasından dolayı, bu yıl Temmuz ve Ağustos aylarında enflasyonda kayda değer bir gerileme beklentisi olduğunu ancak hükümetin bu süreci doğru yönetemediğini ifade ediyor. Bu dönemde elektrik, doğal gazda fiyat artışları ve kira zamlarında üst sınırın kaldırılması gibi nedenlerle kamunun yön verdiği fiyatlarda ciddi artışlar yaşandığına işaret etti.

Alçın, “Önümüzdeki kış aylarında da her zaman olduğu gibi yaş meyve-sebze fiyatlarında artış, ısınma maliyetleri gibi konut harcamalarının artacak olması nedeni ile yine enflasyonda yükselişler göreceğiz. Bu süreçte bir de İsrail-İran çatışması nedeniyle petrol fiyatları yükselebilir. Dolayısıyla tüm göstergeler yıl sonu enflasyon hedefinin tutturulamayacağını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 3 Ekim’de açıklanan son enflasyon verileri, Eylül ayında tüketici enflasyonunun yüzde 2,97 artarak beklentilerin üzerine çıktığını gösterdi. Son 12 aylık enflasyon yüzde 49,38 ile Temmuz 2023’ten bu yana ilk kez politika faizi olan yüzde 50’nin altına gerilemiş olsa da hükümetin ve Merkez Bankası’nın (TCMB) eşgüdümünde yürütülen enflasyonla mücadele programının yeterince işleyip işlemediğine dair soru işaretleri oluştu.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan uzmanlara göre, hükümetin 15 aydır uyguladığı programa rağmen enflasyonda beklenen seviyede bir düşüş henüz sağlanamadı. Yıl sonu enflasyon hedefinin tutturulması da zora girmiş durumda.

TÜİK’in açıkladığı verilere göre, Eylül ayında tüketici fiyatları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 49,38 arttı. Eylül ayında aylık enflasyon ise yüzde 2,97 oldu. Piyasa beklentileri aylık enflasyonun yüzde 2,2 seviyesinde çıkacağı yönündeydi. Üretici enflasyonu ise aynı dönemde yıllık bazda yüzde 33,09, aylık bazda ise yüzde 1,37 olarak gerçekleşti. Eylül ayında özellikle gıda, eğitim ve kira fiyatlarında yaşanan artışlar enflasyonun beklentileri aşmasında etkili oldu.

TÜİK verilerine göre, aylık bazda en yüksek artış yüzde 14,21 ile eğitim grubunda gerçekleşirken, eğitimi yüzde 4,16 ile alkollü içecekler ve tütün, yüzde 3,86 ile de konut izledi. Yıllık olarak bakıldığında ise en yüksek artış yüzde 97,87 ile konut grubunda görüldü. Yıllık enflasyon bakımından konut grubunu yüzde 93,59 ile eğitim; yüzde 65,41 ile lokanta ve oteller izledi.

“Enflasyonla mücadele programı iyi işlemiyor”

Altınbaş Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’na göre, yıllık enflasyon yüzde 50’nin altına inmiş olsa da hükümetin enflasyon programı istendiği gibi işlemiyor.

Ekonomi yönetiminin yılın üçüncü çeyreği için ortalama yüzde 2,5’lik enflasyon artışı beklentisi olduğunu ama bu dönemdeki ortalama aylık artışın yüzde 3,2’ye çıktığını hatırlatan Prof. Kozanoğlu, “Son çeyrek için ise hükümetin beklentisi enflasyon artışının her ay ortalama yüzde 1,5 oranına gerilemesi. Ancak son açıklanan veriler ve ekonomide yaşananlar bu öngörünün de tutmayacağını gösteriyor. Enflasyonla mücadelede işler yolunda gitmiyor” diye konuşuyor.

Peki hükümetin enflasyonla mücadele programı neden istenen etkiyi yaratmıyor?

Prof. Hayri Kozanoğlu, bu soruya şöyle yanıt veriyor: “Enflasyonun başlıca nedenlerinden biri yaşanan arz sıkıntısıdır. Türkiye’de özellikle tarım olmak üzere üretimde yaşanan arz sıkıntısı fiyatları yukarı çekiyor. İnsanlar hâlâ yakın gelecekte enflasyonun kayda değer bir şekilde düşeceğine inanmadığı için de mal ve hizmet talebi azalmıyor.

İnsanların enflasyonun düşeceğine ikna olması halinde harcamaların kesilmesi, talebin zayıflaması gerekir, ama bunu görmüyoruz. Geçtiğimiz hafta açıklanan tüketici kredileri ve kredi kartı harcamalarındaki artış da bunu gösteriyor. Öte yandan devlet tarafından yönetilen ve yönlendirilen vergi ve elektrik fiyatlarında da artış sürüyor. Yani kamu da enflasyonu düşürmeye katkıda bulunmuyor. Tüm bunlar bir araya gelince beklentiler de düşmüyor.”

Türkiye’de ücretliler ve emeklilerin 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi, piyasa katılımcıları ve reel sektör ile karşılaştırıldığında yüksek değerini koruyor. İş dünyası oyuncuları enflasyonun yüzde 25-50 bandında seyredeceğini öngörürken, vatandaşların söz konusu dönemdeki enflasyon beklentisi hâlâ yüzde 70’in üzerinde seyrediyor.

Merkez Bankası’nın “Sektörel Enflasyon Beklentileri” başlıklı anket sonuçlarına göre, 2024 yılı Eylül ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri piyasa katılımcıları için 1,2 puan azalarak yüzde 27,5’ye, reel sektör için 2,7 puan azalarak yüzde 51,1’e ve hane halkı için ise 1,5 puan azalarak yüzde 71,6’ya geriledi.

Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hane halkı oranı ise bir önceki aya göre 0,6 puan azalarak yüzde 29 seviyesinde gerçekleşti.

Hükümetin gelecek üç yıla dair ekonomik tahminlerini içeren Orta Vadeli Program’da 2024 yılı için enflasyonun yüzde 41,5’e gerileyeceği ve 2025 sonunda yüzde 17,5 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor. Ancak bu hedeflerin tutturulması ihtimali giderek zayıflıyor.

Kırklareli Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, “Merkez Bankası ve hükümetin yüzde 38 ila yüzde 42 bandında öngördüğü yıl sonu enflasyon tahmininin gerçekleşme ihtimali pek mümkün değil. Yıl sonunda enflasyonun yüzde 45’lerde olacağını düşünüyorum” diyor.

Prof. Alçın, 2023’ün yaz aylarında Cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık enflasyon artışlarının yaşanmasından dolayı, bu yıl Temmuz ve Ağustos aylarında enflasyonda kayda değer bir gerileme beklentisi olduğunu ancak hükümetin bu süreci doğru yönetemediğini ifade ediyor. Bu dönemde elektrik, doğal gazda fiyat artışları ve kira zamlarında üst sınırın kaldırılması gibi nedenlerle kamunun yön verdiği fiyatlarda ciddi artışlar yaşandığına işaret eden Sinan Alçın, şu görüşleri dile getiriyor:

“Önümüzdeki kış aylarında da her zaman olduğu gibi yaş meyve-sebze fiyatlarında artış, ısınma maliyetleri gibi konut harcamalarının artacak olması nedeni ile yine enflasyonda yükselişler göreceğiz. Bu süreçte bir de İsrail-İran çatışması nedeniyle petrol fiyatları yükselebilir. Dolayısıyla tüm göstergeler yıl sonu enflasyon hedefinin tutturulamayacağını gösteriyor.”

Geçtiğimiz günlerde ABD Merkez Bankası Fed ve Avrupa Merkez Bankası’ndan (AMB) gelen faiz indirimleri, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye piyasalarında da yankı buldu. Ancak TCMB’nin Mart 2024’te yüzde 45’ten yüzde 50’ye yükselttiği politika faizi, Eylül ayında da sabit tutuldu ve böylelikle yüzde 50’lik faiz yedinci ayını tamamlamış oldu.

Öte yandan Para Politikası Kurulu (PPK) açıklamasında yer alan kimi ifadeler, TMCB’nin hem yıl sonunda bir faiz indirimine hazırlandığı hem de enflasyonda istikrarlı bir düşüş trendi gözlenmeden faiz indirimine yanaşmayacağı yorumlarına neden olmuştu. Eylül ayı enflasyonun beklenenden yüksek çıkması ise faiz indirimi beklentilerinin daha da ötelenebileceği yorumlarına yol açtı.

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’na göre, son enflasyon verisi nedeniyle Kasım ayı için beklenen faiz indirimi beklentisi 2025’e ertelenecek.

2024 içerisinde faiz indirimi yapılmaması halinde ise iş dünyasından çıkacak yüksek seslerin artacağını vurgulayan Prof. Kozanoğlu, “Küçük ve orta işletmeler, yani Anadolu sermayesi diyeceğimiz sermaye büyük ölçüde TL cinsinden borçlanıyor. Ve yüksek faizler o kesimin daha fazla belini büküyor. Şimdi yakın dönemde bir faiz indirimi olacak beklentisi ile seslerini yükseltmekle tereddüt ediyorlar. Ama beklenen faiz indirimi gelmezse seslerini yükselteceklerini düşünüyorum” diye konuşuyor.

“Kasım ve Aralık’ta faiz indirimi olacak”

Prof. Sinan Alçın ise, “Bana göre Merkez Bankası Kasım ve Aralık aylarında 250’şer baz puan indirime gidecek” diyor.

Amerikan Merkez Bankası Fed’in ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinden sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın da bu sürece kayıtsız kalamayacağını dile getiren Alçın, “Son 1,5 ayda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ve Merkez Bankası’nın kredi kartı borçlarının yapılandırılması ve konut kredilerinde daha uygun koşullar yaratılmasına ilişkin çalışmaları da bunun bir işareti” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın