Süper Lig: Trabzonspor Uzatmalarda Yıkıldı

Süper Lig’in 10. hafta maçında Göztepe ile Trabzonspor, Gürsel Aksel Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Cihan Aydın’ın yönettiği karşılaşmadan Göztepe, 2-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Göztepe’nin gollerini 60. dakikada Isaac Solet ve 90+2. dakikada David Tijanic, Trabzonspor’un tek golünü ise 64. dakikada penaltıdan Simon Banza kaydetti.

Göztepe, bu galibiyet ile puanını 15’e yükseltirken, Trabzonspor 12 puanda kaldı.

İlk yarısı golsüz tamamlanan müsabakada Göztepe, 60. dakikada Isaac Solet’in golüyle öne geçse de 64. dakikada Simon Banza’nın penaltıdan attığı gole engel olamadı. David Tijanic ile 90+2. dakikada bir gol daha bulan Göztepe, karşılaşmayı 2-1 üstün tamamladı.

Trabzonspor’un teknik direktörü Şenol Güneş, “Kötü bir mağlubiyet, çok büyük bir hayal kırıklığı. Üzgün olmak da özür dilemek de yetmiyor, rakibin istekli oyununa hiç cevap veremedik.” dedi. Güneş, müsabakadan sonra yaptığı değerlendirmede, kazanma düşüncesiyle geldikleri müsabakada tam bir hayal kırıklığı yaşadıklarını söyledi.

Stat: Gürsel Aksel

Hakemler: Cihan Aydın, Bilal Gölen, Abdullah Uğur Sarı

Göztepe: Lis, Koray Günter, Heliton, Bokele, Ogün Bayrak (Dk. 65 Nielsen), Dennis, Isaac Solet (90+4 İsmail Köybaşı), Tijanic (Dk. 90+4 Victor Hugo), Djalma Silva, Juan (Dk. 70 Matsuki), Fofana (Dk. 65 Ahmed Ildız)

Trabzonspor: Uğurcan Çakır, Malheiro (Dk. 46 Denswil), Mendy, Lundstram, Eren Elmalı (Dk. 88 Barisic), Okay Yokuşlu, Ozan Tufan (Dk. 78 Umut Bozok), Visca, Bardhi (Dk. 46 Cham), Draguş (Dk. 46 Nwakaeme), Banza

Goller: Dk. 60 Isaac Solet, Dk. 90+2 Tijanic (Göztepe), Dk. 64 Banza (Penaltıdan) (Trabzonspor)

Paylaşın

Erdoğan: Kardeşliğimizi Bozamayacaklar

Hatay’da konut teslim töreninde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Kurulan tuzakları bozarak hedeflerimize yürüyeceğiz. Ülkemizde olan tüm imkanları kullanarak terörün, şiddetin olmadığı huzur, demokrasi ve kardeşliğin olduğu bir Türkiye’yi inşa edeceğiz” dedi ve ekledi:

“Bu topraklar üzerinde nice asırlar üzerinde Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni demeden hep beraber kardeşçe yaşayacağız. Terör örgütleri bizi maşa gibi kullanamayacak, ezeli ve ebedi kardeşliğimize pusu kuramayacaklar, nifak tohumu sokamayacaklar, kardeşliğimizi bozamayacaklar. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hatay’da konut teslim töreninde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Hatay’ın tamamına selam ve sevgilerimi iletiyorum. Bugün kardeşlik, barış ve tarih şehrimiz Hatay’da çok önemli bir tören için birlikteyiz. Hatay 1 Nisan’da gerçek belediyecilikle tanıştı. Şükran borcumuzu ödemek istiyorum. Bundan 7 ay önce çok çekişmeli geçen bir yerel yönetimler seçimi yaşadık. En fazla örselenen, tartışılan şehirlerimizin başında Hatay geliyordu. Üzüntü verici hadiselere şahit olduk. Depremin yaraları sarılmaya çalışılırken başkaları kendi aralarında koltuk kapmaca oynuyordu. Hatay bakımsızlığa terk edilmişti. Cumhur İttifakı olarak Hataylı kardeşlerimizin çığlıklarına kulak verdik.

Sizlere öyle bir belediye başkanı gönderdik ki milletvekilleriyle beraber inşallah çift göz de olacak dört göz de olacak, cumhurbaşkanıyla beraber burası tekrar ayağa kalkacak. Büyükşehir belediyesiyle birlikte toplam 8 ilçemiz emin ve ehil ellere teslim edildi. Hatay halkına gönülden teşekkür ediyorum. Sizlerin teveccühüne layık olmaya çalışacağız. Oy yoksa hizmet de yok diyenlerden değil, Hataylı kardeşlerimizin tamamına hizmet götürenlerden olacağız. Bizde ayrımcılık olmaz. Siz bize inandınız, bize itimat ettiniz. İnşallah biz de her günü fırsat bilecek, sizlere aşkla hizmet edeceğiz.

6 Şubat depremlerinin vurduğu şehirlerimizi yeniden ihya ve inşa etmek için dinlenmeden çalışıyoruz. İktidarımızın ve ittifakımızın birinci gündemi depremzedelerimizi süratle yeni yuvalarına yerleştirmektir. Devletimizin tüm kapasitesini deprem bölgesine yönlendirdik. Türkiye 6 Şubat’ta tam anlamıyla asrın felaketini yaşamıştır. Haiti’deki depremden 15 kat büyük enerji ortaya çıkaran bir depremle sarsıldık. Bu depremden Hatayımız başta olmak üzere 11 ilimizde büyük yıkım oluştu.

O gün kimi kardeşlerimizin ifadesiyle hüznü, çaresizliği yaşadık. Yüreğimizdeki acı, yaşadığımız yıkım çok büyük olsa da umudumuzu daima diri tuttuk. Depremin hemen ardından 3 ayda 180 bin konutumuzun yapımına başladık. 11 ilimizi dünyanın en büyük şantiye sahasına dönüştürdük. 1900 şantiyede ve 4333 köyümüzde 160 bin mimar, mühendis ve işçi kardeşimiz çalışıyor. 350 bin 430 konut ve iş yerinin ihalesini yaptık. 18 bin 404’ü Hatay’da olmak üzere 101 bin 254 tanesini teslim ettik.

Bugün de toplam 29 bin 311 yuvamızın daha kuralarını çekip hak sahiplerine teslim ediyoruz. 130 bininci afet konutumuzun anahtarlarını teslim etmenin bahtiyarlığını yaşıyoruz. Yeni evlerimizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Hatay’da toplam 152 bin 959 hak sahibimiz var. 11 ilde ise 442 bin 709 hak sahibi bulunuyor. Bu yıl 201 bin 688 ev ve iş yerimizin daha teslimini yapacağız. 2025 yılı sonunda 452 bin 958 konut, iş yeri ve ahırı teslim etmiş olacağız.

Biz meydanlarda verdiğimiz sözü unutanlardan değiliz, sözlerine sadık bir yönetimiz. Biz bir şeyi yapacağız dersek Allah’tan bir mani olmazsa yaparız. AFAD yardımıyla nakdi yardımlarımızın toplamı 36 milyar 150 milyon lirayı aştı. Devlet millet el ele vermiş durumdayız. Bu vesilesiyle depremde vefat eden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Alın teri döken mimar, mühendis, işçi kardeşlerimizi tebrik ediyorum. Desteklerini esirgemeyen Baykar’a, Doğuş Grubu’na, Türkiye İş Bankası’na ve tüm hayırseverlere kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

Gelişmiş denilen ülkelerin daha küçük afetlerde nasıl zorlandığını görüyoruz. Devletimizin organizasyon kapasitesini görüyoruz. Şehirlerimizi bir an önce ayağa kaldırma irademiz görünüyor. Yeniden daha güçlü Anadolu diyoruz, büyük ve güçlü Türkiye diyoruz, bu yüzde Türkiye Yüzyılı diyoruz. Ne kandan gözyaşından beslenen terör baronları, ne emperyalizmin uşakları, ne de terör devletleri… Bunların hiçbiri Türkiye Yüzyılı’nı durduramaz. Biz meseleleri başkaları gibi yarım asırlık tecrübeyle değil 2 bin 200 yıllık köklü hafızayla değerlendiriyoruz. Bin düşünüyor bir söylüyoruz. İktidar ve ittifak olarak her şeyi hesaba katıyoruz.

Kurulan tuzakları bozarak hedeflerimize yürüyeceğiz. Ülkemizde olan tüm imkanları kullanarak terörün, şiddetin olmadığı huzur, demokrasi ve kardeşliğin olduğu bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Bu topraklar üzerinde nice asırlar üzerinde Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni demeden hep beraber kardeşçe yaşayacağız. Terör örgütleri bizi maşa gibi kullanamayacak, ezeli ve ebedi kardeşliğimize pusu kuramayacaklar, nifak tohumu sokamayacaklar, kardeşliğimizi bozamayacaklar. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. İran’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, siyonist İsrail hükümeti bölgesel çatışmanın ateşini yakmaya çalışıyor. Bu oyuna gelinmemesi çok önemlidir. İsrail bu kafayla bir yere varamayacaktır. Allah’tan bunların kahrını bekliyoruz.”

Paylaşın

Göz Altı Milialardan Nasıl Kurtulunur?

Milia, genellikle yüzde görülen küçük, sivilceye benzeyen kistlerdir. Milialar genel sağlık açısından zararsız olsalar da, birçok kişi göz altındaki milialardan nasıl kurtulacaklarına dair ipuçları ararlar.

Haber Merkezi / Tıbbi müdahaleler yerine doğal yöntemleri tercih ediyorsanız, birkaç faydalı ev ilacı göz altındaki milialarla başa çıkmanıza yardımcı olabilir.

Peeling: Hafif bir peeling ürünü veya yumuşak bir bez kullanarak, milia çevresindeki ölü deri hücrelerini nazikçe temizleyin. Bu, zamanla milia dökülmesini teşvik etmeye yardımcı olabilir. Peeling yaparken dikkatli olun, cildinizi tahriş edebileceğinden aşırı baskı uygulamaktan veya sertçe ovalamaktan kaçının.

Sıcak kompres veya buhar: Sıcak kompres uygulamak veya bölgeyi buhara maruz bırakmak cildi yumuşatmaya ve gözenekleri açmaya yardımcı olabilir. Ilık suyla ıslatılmış bezi göz altı milialara uygulayın ve birkaç dakika tutun, bunu günde birkaç kez tekrarlayın.

Bal: Bal, nemlendirici ve antibakteriyel özellikleriyle bilinir. Az miktarda balı doğrudan milialara uygulamak ve ılık suyla durulamadan önce yaklaşık 10 – 15 dakika bekletmek yardımcı olabilir. Ancak önce, bala alerjiniz olmadığından emin olun ve daha geniş bir alana uygulamadan önce bir yama testi yaptırın.

Retinol veya alfa hidroksi asit (AHA) ürünleri: Retinol veya glikolik asit veya laktik asit gibi AHA’lar içeren reçetesiz kremler veya serumlar cilt hücrelerinin yenilenmesini ve eksfoliasyonunu desteklemeye yardımcı olabilir.

Bu içerikler zamanla miliaların görünümünü azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak dikkatli olun ve ürün üzerindeki talimatları izleyin, çünkü bu ürünlerin içerisinde yer alan bazı bileşenler hassas göz bölgesini tahriş edebilirler.

Miliaların hemen ortadan kalkmayabileceğini unutmamak önemlidir. Milia sorununuz devam ederse veya rahatsız edici hale gelirse, bir dermatolog veya cilt bakım uzmanından profesyonel tavsiye almanızı öneririz.

Paylaşın

Kuru Üzümün Dokuz Şaşırtıcı Faydası

Kuru üzüm, zengin bir temel vitamin, mineral ve antioksidan kaynağı, besin açısından yoğun ve çok yönlü bir atıştırmalık olarak öne çıkar. Bu nedenle, kuru üzümü günlük beslenme rutininize dahil etmek genel sağlığınızı korumaya katkıda bulunabilir.

Haber Merkezi / İşte kuru üzümün dokuz şaşırtıcı faydası:

Hipertansiyonu kontrol edebilir: Hipertansiyon, yüksek tansiyon ve yüksek LDL veya kötü kolesterol nedeniyle oluşan metabolik bir hastalıktır. Araştırmalar, kuru üzüm tüketmenin kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olduğunu göstermektedir.

Bağırsak sağlığını destekler: Bir porsiyon kuru üzüm, hem çözünür hem de çözünmez olmak üzere 2 gram lif içerir. Beslenme lifi içeriği, düzenli bağırsak hareketlerine yardımcı olarak sindirim sağlığını destekler. Ayrıca, çözünür lifler, bağırsak bakterilerinin gelişmesi için istenen bir ortam sunarak bağırsak sağlığının korunmasına yardımcı olur.

Mükemmel antioksidan kaynağı: Kuru üzümlerin kuersetin, kateşinler ve flavonoidler gibi çok çeşitli faydalı antioksidanlar içerdiği bilinmektedir. Bu bileşikler, vücutta oksidatif stres, dejeneratif hastalıklar ve inflamasyona neden olan reaktif oksijen türlerini nötralize etmeye yardımcı olur.

Anemiyi önler: Kuru üzüm, kırmızı kan hücrelerinde hemoglobin oluşumu için önemli bir mineral olan demirin iyi bir kaynağıdır. Bu molekül, kırmızı kan hücrelerinin hücrelere oksijen taşıması için anahtardır. Bu nedenle, yeterli demir içeriği, normal metabolik işlevleri yerine getirmek için gerekli olan hücrelere oksijen transferini dolaylı olarak düzenler, böylece yorgunluğu ve anemi adı verilen bir demir eksikliği hastalığını önler.

Kemikleri güçlendirir: Araştırmalar, incir, hurma, kuru üzüm veya yaban mersini gibi tam gıdaları tükettikten sonra kemik kaybının geri kazanıldığını göstermiştir. Bunun nedeni, kuru üzümlerde kemik sağlığını destekleyen kalsiyum ve bor gibi minerallerin bulunmasıdır. Yeterli kalsiyum alımı, güçlü kemikleri korumak ve osteoporoz gibi durumları önlemek için önemlidir.

Kardiyovasküler sağlığı korur: Kuru üzüm, kan basıncını düzenlemede önemli rol oynayan bir mineral olan potasyum içerir.

Diş sağlığını iyileştirir: Kuru üzümlerde bulunan oleanolik asit ve diğer fitokimyasallar gibi bileşikler, etkili antimikrobiyal özellikler sunarak ağız bakterilerinin büyümesini baskılamaya yardımcı olabilir.

Kilo yönetimine yardımcı olur: Beslenmenize orta miktarda kuru üzüm eklemek, açlığı azaltarak ve temel besinleri sağlayarak kilo yönetimine yardımcı olabilir. Özellikle yüksek doğal şekerleri ayrıca hızlı bir şekilde enerji sağlar ve bu da onları kilo verme diyetinize uygun ve lezzetli bir katkı haline getirir

Egzersiz sonrası: Kuru üzümdeki glikoz ve fruktoz gibi doğal şeker, hızlı ve kolay sindirilebilir bir enerji kaynağı sağlar. Bu, kuru üzümü özellikle fiziksel aktiviteler sırasında veya egzersiz sonrası atıştırmalık olarak hızlı bir enerji artışı için ideal bir atıştırmalık yapar.

Paylaşın

Yüksek Tansiyon, Kemiklerin Zayıflamasına Nasıl Neden Olabilir?

Yüksek tansiyonun kalp hastalığı ve felç için bilinen bir risk faktörü olmasına rağmen, son araştırmalar başka bir potansiyel riski daha ortaya çıkardı: Kemik zayıflaması.

Haber Merkezi / Osteoporoz, kemiklerin kırılgan hale geldiği ve kırılma olasılığının daha yüksek olduğu bir durumdur ve genellikle yaşlılıkla ilişkilendirilir. Bilim insanları, hipertansiyonun da kemiklerin zayıflamasında rol oynayabileceğini ortaya koydular.

Bilim insanları, yüksek tansiyon ile kemik yoğunluğu kaybı arasındaki ilişkinin hipertansiyonun kan damarlarını nasıl etkilediğiyle ilgili olduğuna inanıyor.

Journal of Bone and Mineral Research dergisinde yayınlanan bir araştırmada, yüksek tansiyonu olan kişilerde özellikle kalça ve alt omurgada düşük kemik yoğunluğu ve osteoporoz riskinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Bu bağlantının bir nedeni yüksek tansiyonun neden olduğu iltihaplanmadır. Tansiyon yüksek olduğunda, kan damarlarında küçük yaralanmalar oluşturur ve iltihaplanmaya yol açar. Bu iltihaplanma yalnızca kalbi ve kan damarlarını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda kemiklere de ulaşır.

İltihaplanma, vücutta osteoblast adı verilen kemik oluşturan hücreleri ve osteoklast adı verilen kemik kıran hücreleri bozabilecek belirli kimyasallar salgılar. Bu dengesizlik, yeniden inşa edilenden daha fazla kemiğin parçalanmasına ve bunun sonucunda daha zayıf kemiklere yol açar.

Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen başka bir araştırma, yüksek tansiyonun idrar yoluyla kalsiyum atılımını artırabileceğini bulunmuştur. Kalsiyum, güçlü kemikler oluşturmak ve korumak için gereklidir.

Kan basıncı yüksek olduğunda böbrekler çok fazla kalsiyumu filtreleyebilir ve kemik sağlığını desteklemek için kullanılabilecek kalsiyum miktarını azaltabilir. Zamanla, bu kalsiyum kaybı kemik yoğunluğunda azalmaya yol açabilir, kemikleri daha kırılgan ve kırılmaya yatkın hale getirebilir.

Bazı tansiyon ilaçları da kemik yoğunluğu üzerinde de etkili olabilir. Örneğin diüretikler, vücuttaki fazla tuzu ve suyu atarak tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Ancak, bu ilaçlar vücudun kalsiyum kaybetmesine de neden olabilirler.

Osteoporosis International dergisinde yayınlanan bir araştırmada, uzun süre belirli tipte diüretik kullanan kişilerin kemik yoğunluğunun, diğer tansiyon ilaçları kullanan kişilere kıyasla daha düşük olduğu bulunmuştur.

Ancak, tüm tansiyon ilaçları bu etkiye sahip değildir. Kan damarlarını gevşetmek için kullanılan kalsiyum kanal blokerleri, kemik yoğunluğunu etkilemiyor gibi görünüyor.

İlginçtir ki, yüksek tansiyon ve kemik kaybı da benzer risk faktörlerini paylaşır. Örneğin, tuz oranı yüksek bir beslenmenin tansiyonu yükselttiği bilinir, ancak bu beslenme modeli vücuttaki kalsiyum emilimini de azaltabilir.

Ayrıca, hareketsiz bir yaşam tarzı sürdüren veya yeterli egzersiz yapmayan kişilerde hem yüksek tansiyon hem de osteoporoz riski daha yüksektir. Bu, daha sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemenin her iki duruma karşı da aynı anda korunmaya yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.

Hem yüksek tansiyon hem de kemik yoğunluğu kaybı riskini azaltmanın yolları var. Yürüme, ağırlık antrenmanı veya yoga gibi düzenli egzersizler kemikleri korumaya ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir.

The American Journal of Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırma, haftada birkaç kez yapılan orta düzeyde egzersizin bile yaşlılarda hem kan basıncını hem de kemik yoğunluğunu iyileştirmeye yardımcı olduğunu göstermiştir.

Ayrıca kemik sağlığı için kalsiyum ve D vitamini açısından zengin bir beslenme düzenine sahip olmak, tuz alımını azaltmak da kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, araştırmalar yüksek tansiyonun kemik yoğunluğunda kayba ve osteoporoz riskinde artışa katkıda bulunabileceğini göstermiştir. Bu, iltihaplanma, kalsiyum kaybı ve bazı ilaçların etkileri yoluyla gerçekleşmektedir.

Sağlıklı bir yaşam tarzı benimseyerek hem kalbinizi hem de kemiklerinizi koruyabilirsiniz: Düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve uygun kan basıncı yönetimi…

Paylaşın

Erdoğan, Sosyal Medyayı Hedef Aldı: Operasyon Aygıtı Gibi

TUSAŞ’a yapılan saldırı sonrası sosyal medyayı hedef alan Erdoğan, “Terörün gayesi sadece kan dökmek değildir, toplumda korku ortamı oluşturmaktır. Ülkemizde bazı çevreler bilerek veya bilmeyerek terörün bu hedefine ulaşmasına yardım ediyor” dedi ve ekledi:

“Sosyal medya operasyon aygıtı gibi. Hassasiyetler ülkemize gelince esirgeniyor. Bizi asıl üzen böyle meselelerde daha çok sorumlu çok daha titiz yayın yapmasını beklediğimiz yazılı görsel medyamızdır. Son dönemde medyamız bu hadiselerde kötü bir sınav veriyor. Sorumsuz yayınları TUSAŞ’ta gördük. Bunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, SAHA EXPO 2024 Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii Fuarı Programı’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Önceki gün TUSAŞ’ın Kahramankazan yerleşkesinde menfur bir terör saldırısı düzenlendi. Şehitlerimiz sebebiyle acımız büyük olsa da Türkiye Yüzyılı ülkümüze kasteden alçaklarla mücadele azmimiz çok daha büyüktür. Bize geri adım attıramazlar. Türkiye tüm tehditleri kaynağında bertaraf edecek.

Milletimizin huzur ve güvenliğini hedef alan her türlü saldırı başarısız olacak. En sonunda dönüp kandan beslenen terör baronlarını vuracaktır. Saldırıya misliyle karşılık verdik. Suriye ve Irak’ta terör hedeflerini imha ediyoruz. Kalleş teröristlerin inlerini başlarına yıkıyoruz.

Kiralık katil sürülerinin emellerinin ne olduğunun da gayet farkındayız. Bölücü canilerin kanlı eylemlerinin hangi amaca hizmet ettiğinin bilincindeyiz. Güvenlik toplantımızda atacağımız adımları detaylıca ele aldık. Terörsüz Türkiye hedefimizle aramıza kimse giremez. Oyunlarını başlarına yıkacağız.

Terörün gayesi sadece kan dökmek değildir, toplumda korku ortamı oluşturmaktır. Ülkemizde bazı çevreler bilerek veya bilmeyerek terörün bu hedefine ulaşmasına yardım ediyor. Sosyal medya operasyon aygıtı gibi. Hassasiyetler ülkemize gelince esirgeniyor.

Bizi asıl üzen böyle meselelerde daha çok sorumlu çok daha titiz yayın yapmasını beklediğimiz yazılı görsel medyamızdır. Son dönemde medyamız bu hadiselerde kötü bir sınav veriyor. Sorumsuz yayınları TUSAŞ’ta gördük. Bunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok.

Terör eylemi akabinde milletimizin yanı sıra muhalefet dahil siyasi partilerimizin benimsediği müşterek duruşu takdirle karşılıyoruz.

Fuar boyunca 4,6 milyar doları ihracat sözleşmesi olmak üzere 6,2 milyar dolarlık anlaşmaların imzalanacak olması dikkate değerdir. Türkiye global savunma sanayii sektöründe güçlü bir oyuncu olma yolunda emin adımlarla yürüyor. Sadece 2024 yılı içerisinde savunma sanayi şirketlerimiz 178 farklı ülkeye ürün ihraç ederek ciddi bir rekora imza attı.

Çelik Kubbe ile ve diğer pek çok projemizle kendimizi sürekli geliştirmeye çalışıyoruz. Birilerinin Demir kubbesi olabilir bizim de Çelik Kubbe’miz var. Öte yandan TÜRKSAT 6A ve İMECE projelerinde de edindiğimiz kabiliyetleri, Ay misyonumuzun hazırlık ve gerçekleştirme süreçlerinde de kullanacağız.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Öcalan, Meclis’e Gelmek Zorunda Değil

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Devlet Bahçeli’nin dile getirdiği Abdullah Öcalan’ın TBMM’den konuşmasının zorunlu olmadığına dikkat çekerek,  “Öcalan’a bulunduğu yerde imkan verilir oradan çağrısını yapar, illa Meclis’e gelmek zorunda değil” dedi.

Özel ayrıca, İstanbul’un Beşiktaş ilçesindeki “Yaşam Hakkı Mitingi” için çağrısını yineleyen Özel, “Tüm İstanbulluları bekliyoruz” dedi. Özel, “Yaşam mitingini iptal etmeyeceğiz. Zaten biz bunları yapmayalım, cesaretimizi kaybedelim istiyorlar. Teröre ve her türlü şiddete karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Biz korkmayacağız, sinmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 23 Ekim’de saldırı düzenlenen Türk Havacılık ve Uzay Sanayini (TUSAŞ) ziyaret etti. Özgür Özel, ziyaretin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Saldırı öncesi yapılan ‘yeni süreç’ açıklamalarına değinen Özel, 22 Ekim’deki grup toplantısında sarf ettiği ‘el yükseltiyorum, Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum’ sözlerini hatırlattı.

Sözlerinin çarptırıldığını belirten Özel, şöyle konuştu: “Teklif ettiğimiz, Türkiye Cumhuriyeti devletini 86 milyon olarak sahiplenmek. Buna kim karşı çıkabilir? ‘Yok efendim Abdullah Öcalan’ın fikri’. O fikir Sayın Bahçeli’nin fikri. Biz dedik ki ‘Meclis odaklılık ve ne yapılacaksa Meclis karar verecek’. Sayın Bahçeli kendine özgü, çok tartışmalı bir şey söyledi. Ve bizim pozisyonumuz çok net. ‘Biz şehit ailelerinin ve gazilerin de yüzüne bakamayacağımız hiçbir sürecin içinde olmayız’ dedik. Biz barışı destekliyoruz, silah bırakmayı destekliyoruz.

“Bizim duruşumuz, pozisyonumuz nettir”

Ama Abdullah Öcalan‘ı buraya getirme fikrinin sahibi Sayın Bahçeli’dir. Ona sorulması lazım. Bizim öyle bir fikrimiz yok. Ama biz ‘Tüm aktörlerin sözü kıymetlidir’ diyoruz. Öcalan konuşacak diye illa o kürsüye gelmek zorunda değil. Öcalan’a bulunduğu yerden imkân verilir, o çağrısını yapar. Bu kadar basit bir meseleyi bir parti siyasi yankesicilik yapacak, Cumhuriyet Halk Partisi’ni yıpratacak diye bu algı oyunlarına kimse alet olmasın. Bizim duruşumuz, pozisyonumuz nettir.”

Özel’e Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla ilgili Erdoğan’ın sessiz kalması da soruldu. Özel bu soruya ise şu yanıtı verdi: “Sorunun muhatabı ben değilim. Uçakta gazeteci yokmuş bu soruyu sormamışlar. Ama mutlaka gazeteciler bu soruyu soracaklar ve Erdoğan’dan bir yanıt alacaksınız. Dikkatle takip ettim haberi. Altını çizmişler hiçbir gazeteci bu soruyu sormadı. Halkımızın, milletimizin bizim merakımızı giderecek olan, herkesin merakını giderecek olan ben değilim. Ben Erdoğan yerine konuşamam. O merakın giderilmesine katkı sağlayacak olanlar sizlersiniz.”

“Teröre ve her türlü şiddete karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz”

Özel, İstanbul’un Beşiktaş ilçesindeki “Yaşam Hakkı Mitingi” için çağrısını yineleyen Özel, “Tüm İstanbulluları bekliyoruz” dedi. Özel, “Yaşam mitingini iptal etmeyeceğiz. Zaten biz bunları yapmayalım, cesaretimizi kaybedelim istiyorlar. Teröre ve her türlü şiddete karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Biz korkmayacağız, sinmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, “Elbette kişisel endişeler, yakınlarımızın güvenlik endişeleri son derece haklı ve insani endişeler. Ama terör bu endişeleri, bu korkuyu yönetmek istiyor. Terörden medet umanlar bunu yapmak istiyorlar. O yüzden çok açık bir şekilde biz korkmuyoruz, biz sinmeyeceğiz. Biz pazar günü saat 14.30’da Beşiktaş Meydan’da olacağız ve hem teröre hem her türlü şiddete meydan okumak için oradayız. Tüm İstanbulluları, İstanbul’a erişim mesafesinde olan herkesi de bu kararlılıkla mitinge bekliyoruz. O mitingi siyasi bir miting olmaktan çok korkuya karşı meydan okuma mitingi olarak görüyoruz” dedi.

CHP lideri 29 Ekim kutlamalarına ilişkin ise “Etkinliklerin iptal edilmemesi ve 29 Ekim’e sahip çıkmak da CHP’nin ruhuna uygundur. 86 milyonu, 29 Ekim günü sokaklarda, meydanlarda olmaya çağırıyorum” diye konuştu.

Paylaşın

STK’lardan Casusluk Düzenlemesi “Etki Ajanlığı” Çağrısı: Ret Oyu Verin

Kamuoyunda “etki ajanlığı” olarak bilinen “casusluk düzenlemesi”nin de yer aldığı kanun teklifi Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçerken, STK’lar, tüm milletvekillerini yasa teklifine ret oyu vermeye çağırdı.

Muhalefet, haziran ayında geri çekilen düzenlemeye ilişkin, gazetecilerin, sivil toplum örgütlerinin, araştırmacıların kolaylıkla “etki ajanı” ilan edilip tutuklanabileceği uyarısında bulunmuştu.

Kamuoyunda “etki ajanlığı” olarak bilinen “casusluk düzenlemesi”nin de yer aldığı “Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçti. Tepki çeken 16. maddeye göre Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle casuslukla ilgili yeni bir suç ihdas edilecek.

TCK’nin “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” bölümüne eklenecek maddede, “Devlet güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler hakkında üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası verilir” denildi.

Eylem “savaş sırasında veya askeri hareketleri tehlikeye sokacak bir süreçte işlenmiş” ise bu ceza 8 yıldan 12 yıla kadar çıkartılabilecek. Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması Adalet Bakanı’nın iznine bağlı olacak.

Sivil Toplum Kuruluşları (STK), kamuoyunda “etki ajanı” olarak bilinen; aşırı geniş ve muğlak maddeleriyle sivil toplumu tehdit eden casusluk yasalarında değişiklik öngören yeni yasa teklifiyle ilgili ortak bir açıklama yayımladı.

23 Ekim’de Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçen ve TBMM Genel Kurulu’nda oylamaya sunulacak olan yasa teklifinin yürürlüğe girmesi halinde sivil toplumun özgürce faaliyet yürütmesine yönelik önemli bir tehdit oluşacağı vurgulanan açıklamada, “Yasa teklifi, sivil toplum örgütlerinin, devlet veya devlet dışı aktörler tarafından işlenen insan hakları ihlallerini belgelemek gibi meşru faaliyetlerini suç kapsamına alma riski taşımakta ve uzun süreli hapis dahil ağır cezalar öngörmektedir” denildi.

Düzenlemenin meşru olan sivil toplum faaliyetlerini suç kapsamına aldığının vurgulandığı metinde, “Kamuoyunda ‘etki ajanı’ yasası olarak bilinen yasa teklifi, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ‘Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk’ başlıklı yedinci bölümüne 339/A maddesiyle ‘Devletin güvenliği ve siyasal yararları aleyhine suç işleme’ başlığı altında yeni bir suç eklenmesini teklif etmektedir Yasa teklifi, sivil toplum örgütlerinin, devlet veya devlet dışı aktörler tarafından işlenen insan hakları ihlallerini belgelemek gibi meşru faaliyetlerini suç kapsamına alma riski taşımakta ve uzun süreli hapis dahil ağır cezalar öngörmektedir.

Ayrıca, bu suçların cezası, ‘savaş zamanında’ veya ‘devletin savaş hazırlığı veya askeri hareketleri’ bağlamında işlenmesi halinde ceza sekiz ila on iki yıl hapis cezası olarak öngörülmektedir. İlgili suçların ‘milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birimler ile proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren kurum ve kuruluşlarda görev yapanlar tarafından işlenmesi halinde’ verilecek ceza bir kat artırılacaktır” denildi.

“Yasa teklifinin mevcut halinin olası suistimallere karşı yeterli güvence veya etkili hukuk yolu içermemesinden ve hangi belirli fiillerin suç teşkil ettiğine ilişkin açık ve net kriterler getirmekte yetersiz kalmasından kaygı duymaktayız” denilen açıklamaya şöyle devam edildi:

“Stratejik çıkar’, ‘talimat’, ‘organizasyon’ ve ‘devletin iç veya dış siyasi yararları’ gibi kavramlar son derece geniş ve muğlaktır. Yeterince açık tanımlanmamış veya aşırı geniş kapsamlı yasalar keyfi uygulamaya veya suistimale yol açabilir ve bu nedenle devlet yetkilileri tarafından muhalif olarak görülen kişileri hedef almak veya ülkedeki insan hakları ihlallerini belgeleyen örgütler gibi sivil toplum örgütlerini kriminalize etmek için araçsallaştırılabilir. Yasa teklifi yürürlüğe girerse, sivil toplum örgütleri, gazeteciler, insan hakları savunucuları da dahil olmak üzere herkesin bilgi talep etme ve edinme hakkını da içeren ifade özgürlüğü hakkı ihlal edilme riski altına girecektir.”

Yasa teklifinin anayasaya aykırı olduğuna vurgu yapılarak, “Yasa teklifi, ceza hukukunun temel bir kavramı olan öngörülebilirlik ilkesini de içeren suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğinden, uluslararası hukuk ve standartların, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin yanı sıra Türkiye’nin Anayasası ile iç hukukuna da aykırıdır. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 15. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. Maddesi ile güvence altına alınmıştır.

Bu ilke aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38. Maddesi ve Türk Ceza Kanunu’nun 2. Maddesi ile de korunmaktadır. Bu ilke gereğince yasa maddeleri, ilgili kişiler tarafından anlaşılabilir ve öngörülebilir olmalıdır; yani kişiler, hangi fiillerin veya ihmallerin onlara cezai sorumluluk yükleyeceğini ve gerçekleştirilen fiil veya ihmalden ötürü hangi cezanın uygulanacağını öngörebilmelidir” ifadeleri kullanıldı.

“Yasa teklifi, yürürlüğe girmesi halinde Türkiye’de insan hakları savunucuları, gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum örgütleri gibi pek çok grubun meşru faaliyetleri nedeniyle hedef alınmasına ve uluslararası hukuk ve standartlar uyarınca korunan faaliyetlerinin büyük bir bölümünün kriminalize edilmesine zemin hazırlayacaktır” denilen açıklamada, “Yasa, sivil toplum üzerinde önemli insan hakları çalışmalarını durdurmaları yönünde de caydırıcı bir etki yaratacak ve potansiyel anlamda faaliyetlerini engelleyecektir. Ayrıca yasa teklifindeki suçların yargılanması Adalet Bakanı’nın iznine tabi olduğundan yasa teklifi, yürürlüğe girmesi halinde, dava açılıp açılmayacağının belirlenmesinde olası bir siyasi müdahalenin önünü açacaktır. Bakanlık onayı gerekliliği göz önüne alındığında, savcılar ve müfettişler, siyasi muhaliflere ve/veya hükümete karşı çıktığı düşünülen sivil toplum aktörlerine karşı dava açmaları yönünde teşvik edilebilecektir” ifadelerine yer verildi.

Metin şu çağrı ile sonlandırıldı: “İmzası bulunan örgütler olarak, Türkiye yetkililerine hem Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan uluslararası hukuk uyarınca, ‘ulusal güvenliğin’ muğlak veya keyfi kısıtlamalar getirmek için bahane edilemeyeceğini ve ancak yeterli güvenceler ve etkili hukuk yolu mevcut olduğunda konu edilebileceğini hatırlatmaktayız. Tüm milletvekillerini bu yasa teklifine ret oyu vermeye çağırıyoruz.”

İmzacı Kurumlar: 17 Mayıs Derneği, Ali İsmail Korkmaz Vakfı, Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER), Başka Bir Okul Mümkün Derneği, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Göç İzleme Derneği, Haber-Sen, Hak İnisiyatifi, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İnsan Hakları Derneği Ankara Şube LGBTİ+ Komisyonu,

İnsan Hakları Gündemi Derneği, İzmir Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği, Kadının İnsan Hakları Derneği, Kaos GL Derneği, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği, Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Mekanda Adalet Derneği, Özgür Renkler Derneği, Özgürlük için Hukukçular Derneği, P24 Bağımsız Gazetecilik Derneği,

Rosa Kadın Derneği, Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği, Sosyal ve Ekonomik Yaşamda Nitelikli Değişim ve Gelişime Destek Derneği (SenDeGel), Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, Üniversiteli Kuir Araştırmaları ve LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Yaşam Bellek Özgürlük Derneği, Yeşil Düşünce Derneği.

Paylaşın

DEM Parti, Devlet Bahçeli’nin Çıkışını Nasıl Yorumluyor?

DEM Parti, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve Meclis’te konuşması yönündeki çağrısını değerlendirmeye devam ediyor.

Bahçeli’nin Öcalan çağrısının birkaç önemli boyutu olduğuna dikkat çeken bir parti yöneticisi şu ifadeleri kullandı: “Öncelikle tecridi kabul etti. Bu çok önemli. Kürt sorunundaki muhataplık meselesinde kamuoyundaki tartışmalara noktayı koydu, muhatabın Öcalan olduğunu kendi durduğu yerden ifade etti. Öcalan’ın toplumsal gücü itibariyle biz de bunu söylüyoruz.

Türkiye’deki Kürt sorununun ve Ortadoğu’daki sorunların çözülmesine dair Öcalan’ın önermeleri var, bir barış aklı, bir formülü var. Aslında bizim yıllardır söylediğimiz hakikat Bahçeli’nin ifadeleriyle açığa çıktı. Ayrıca Bahçeli’nin umut hakkından bahsetmesi de çok önemli. Bunu silahların bırakılması koşulunun arkasından da söylemiş olsa bunu önemli buluyoruz. Umut hakkı insani bir haktır, hukuki haktır.”

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; DEM Parti, Bahçeli’nin açıklamaları ve sonrasında gerçekleşen İmralı ziyaretinin ardından yeni yol haritasını belirlemek için bir dizi toplantı yaptı. Kürt sorununun çözümüne dair olumlu bir sürece girildiğine dair sinyaller olduğunu değerlendiren parti yöneticileri, diyalog kanallarının açılmasının önemine vurgu yaptı. Yeni yol haritasında da daha fazla diyalog ve istişare zemini için ne yapılacağı konuşuldu.

Liderler düzeyinde görüşmeler yapılmasının sürece katkı sunabileceğine dikkat çeken DEM Parti yöneticileri, bu kapsamda adım atmayı tartışıyor. DEM Parti’nin masasında son süreci değerlendirmek üzere AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dahil olmak üzere tüm genel başkanlardan randevu istemek var. Ancak öneri henüz karara bağlanmadı.

Yöneticiler Kürt sorununun çözümüne dair oluşan olumlu havanın sürdürülmesini sağlamak için liderler düzeyinde görüşme yapılmasının önemli olduğunu ifade ederken “Tüm açıklama ve tartışmaların olumlu bir sürece evrilmesi, süreci sabote edecek yaklaşımlardan uzak durulması için üst düzeyde diyaloglar önemli. Sadece üst düzeyde de değil siyasette her düzeyde diyalog kanalının açılması sürece katkı sunacaktır” dedi.

DEM Parti kaynakları olası lider görüşmelerinde İmralı ile görüşmelerin devamlılığının sağlanmasının önemine de vurgu yapılacağını ifade etti.

Öte yandan DEM Parti’nin yeni süreci değerlendirmek için parti örgütleriyle toplantılar yapacağı da kaydedildi. Partinin yakın dönemde 8 bölgede 81 il ve ilçe örgütünün yöneticileriyle bir araya geleceği ve sürece dair seçmeninin fikirlerini alacağı ifade edildi.

Öte yandan DEM Parti TBMM Grup yönetimi, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un 29 Ekim sebebiyle düzenleyeceği yemek davetine katılma kararı aldı. Daha önce de benzer davetlere katılım sağlandığı ancak bu kez daha geniş bir heyetle yemeğe gidileceği öğrenildi. Edinilen bilgiye göre yemeğe Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, Meclis İdare Amiri Salihe Aydeniz, Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli katılacak.

Partide MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin açıklamalarına dair değerlendirmeler sürüyor. Bahçeli’nin Öcalan çağrısının birkaç önemli boyutu olduğuna dikkat çeken bir parti yöneticisi şu ifadeleri kullandı: “Öncelikle tecridi kabul etti. Bu çok önemli. Kürt sorunundaki muhataplık meselesinde kamuoyundaki tartışmalara noktayı koydu, muhatabın Öcalan olduğunu kendi durduğu yerden ifade etti.

Öcalan’ın toplumsal gücü itibariyle biz de bunu söylüyoruz. Türkiye’deki Kürt sorununun ve Ortadoğu’daki sorunların çözülmesine dair Öcalan’ın önermeleri var, bir barış aklı, bir formülü var. Aslında bizim yıllardır söylediğimiz hakikat Bahçeli’nin ifadeleriyle açığa çıktı. Ayrıca Bahçeli’nin umut hakkından bahsetmesi de çok önemli. Bunu silahların bırakılması koşulunun arkasından da söylemiş olsa bunu önemli buluyoruz. Umut hakkı insani bir haktır, hukuki haktır.”

Öcalan’ın müzakere edeceği koşulların oluşturulmasının önemine dikkat çeken parti kaynakları, “Bu tartışmaların diyalogla devam etmesi önemli bir eşik olacak. Doğru yere evriltilir, altı doldurulur, samimiyetle adım atılırsa ilerleyebileceğini düşünüyoruz” değerlendirmesini yaptı.

TUSAŞ saldırısı süreci sekteye uğratır mı?

TUSAŞ saldırısının süreci sekteye uğratmamasını umduklarını kaydeden DEM Partili bir yönetici şunları söyledi:
“Çatışma çözümünün olduğu tüm ülkelerde bu gibi olumsuz gelişmeler olur. Barış zordur. Bu zora var mıyız yoksa ilk engelde vaz mı geçeceğiz?

Vazgeçmeden bu sorunu yaratan nedenlere yoğunlaşmak ve vazgeçmemek gerekiyor. Bu işe emek vermek lazım. Barışın taraftarlarını çoğaltmak lazım. En şoke edici, infial yaratacak meselede de o çözüm aklını sahiplenmemiz lazım. O kısır döngüye hapsolmamak lazım. Yıkmak çok kolay ama pozitif olanı büyütmek ve ısrar etmek gerek. Israr etmek tek ilerletici güç.”

Paylaşın

Eğitim Ve İstihdamda Yer Almayan 2,5 Milyon Genç Nerede?

“Ne eğitimde ne işte olan gençleri” Meclis gündemine taşıyan DEVA Partisi Milletvekili Cem Avşar, “En büyük sermayemiz genç nüfusumuzdur. Asıl mesele bu potansiyelin eğitime ve istihdama ne kadar katıldığıdır” dedi.

Haber Merkezi / Cem Avşar, eğitim ve istihdamda yer almayan genç sayısının 2 buçuk milyon dolaylarında olduğunu ve toplumda oluşan negatif algının onların içe kapanık, izole yaşamasına yol açtığını belirterek, gençlerin suça sürüklendiğini dile getirdi. Cem Avşar, sorumlu Bakanlıkların ise konuyla ilgili bir çalışmasının olmadığı ifade etti.

Avşar, “Bu çocukların neredeyse tamamı bu iktidar döneminde doğdu, bu iktidarın politikalarıyla yetişti. Beyin göçü, psikososyal sorunlar, suç oranları, aile huzurunun bozulmasının nedeni nedir? Sorumlusu kimdir?” dedi ve 23 yılın muhasebesinin yapılması gerektiğini söyledi. Avşar, kamu kurum ve kuruluşları, iş dünyasını ve ilgili STK’ları iş birliğine davet etti.

Sözlerinin başında TUSAŞ’a yapılan saldırıyı kınayan Avşar şöyle konuştu: Türk “Havacılık Uzay Sanayi’nin Kahramankazan yerleşkesine gerçekleştirilen kalleş terör saldırısında şehit düşen TUSAŞ çalışanları Cengiz Coşkun, Zahide Güçlü, Hasan Hüseyin Canbaz, Atakan Şahin ve taksi şoförü Murat Arslan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır; yaralanan vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Terör örgütü ve işbirlikçisi emperyalist güçlerin birlik, beraberlik ve kardeşliğimiz üzerinde yaptığı kirli hesapların hiçbir zaman tutmayacağını, emellerine asla ulaşmayacaklarını belirtiyor ve terörü lanetliyorum.”

Uluslararası literatürde ne eğitimde ne işte olan gençlere verilen ismin NEET (Neither İn Employment Nor İn Education Or Training) “ne işte ne de eğitimde” olan nüfus olduğunu kaydeden Avşar; “Hepinizin bildiği üzere Türkiye’nin zengin petrol kaynakları, doğalgaz kaynakları veya altın madenleri yok. Bizim en büyük sermayemiz, en büyük potansiyelimiz genç nüfusumuzdur. Geleceğimiz, emeklerimiz, gelişmemiz geçmişte olduğu gibi bugünde bu genç nüfusa ve çalışıp üretmelerine bağlıdır. Biz açık ara farkla genç nüfusu olarak Avrupa’da birinci sırada yer alıyoruz” diye konuştu.

Cem Avşar, “tahmin edileceği üzere ne eğitimde ne işte olan genç nüfusta da açık ara farkla birinciliği kimseye kaptırmadığımızı” belirtti. Avşar “Niye tahmin edeceğiniz gibi diyorum. Çünkü bu iktidar sayesinde olumsuz şeylerde yani enflasyonda, işsizlikte, gelir adaletsizliğinde birinciliği kimse kaptırmıyoruz. Gerçi, hak yememek lazım, olumlu konularda da birinciyiz ama sondan.” dedi.

Avşar, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminin verilerine göre 2023 yıl sonu itibarıyla 15-24 yaş grubundaki genç nüfusun 13 milyon civarında olduğu ve  bu oranın toplam nüfusun %15 ini oluşturduğunu söyledi ve asıl meselenin bu enerjinin ve bu potansiyeli ne kadarının değerlendirildiği, eğitime ve istihdama katıldığının olduğunu ifade etti.

Cem Avşar, “OECD’nin ‘Bir Bakışta Eğitim’ raporuna göre ülkemizde 18-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 31,1’i ne bir okulda eğitim alıyor ne de bir işte çalışıyor. Bu oran, OECD ülkeleri ortalamasında yüzde 13,7 olarak kayıtlara geçerken Almanya’da yüzde 9, İngiltere ve ABD’de yüzde 14’tür. Ülkemizde 18-24 yaş aralığında ne eğitimde ne istihdamda olan kadınların oranı ise yüzde 41,4’tür. Bu oran OECD ortalamasında ise yüzde 14,4’tür” diye konuştu.

‘Bu gençlerin yüzde 86,3’ü ‘bir tanıdığı olmadan Türkiye’de iş bulmanın zor olduğunu’ düşünüyor.’
Avşar, sahip oldukları enerji, düşünce ve fikir açısından tam üretim çağında olan bu kitlenin, şu anda pasif ve tüketici konumunda olduğunu belirtti.

Avşar, “İstanbul İstatistik Ofisi’nin NEET gençlere yönelik gelecek kaygısını ve yaşam algısını konu edinen 2021 tarihli araştırmasına göre, bu gençlerin %86,3’ü ‘bir tanıdığı olmadan Türkiye’de iş bulmanın zor olduğunu’ düşünüyor, %52,9’u ise ‘Türkiye’de iyi eğitim alanların iyi yaşam sürdüğü’ fikrine katılmıyor ve bu şekilde düşünenlerin oranı ilkokul mezunu olan gençlerde %76,5’e ulaşıyor. Bu durum aynı zamanda geçmiş yıllarda oldukça kabul görülen bir algı olan ‘okul okuyarak başarılı olma’ kabulünün ne kadar sarsıldığını da gösteriyor.

Yine araştırmalarda bu gençlerin %75 i yurt dışında daha iyi imkanlar bulacağına inanıyor. Burada genellikle ‘daha iyi iş’ olarak görülenin, kalifiye olunması gereken işlerden ziyade zaman-iş-gelir ekseni arasında insanlara daha yaşanabilir hayatlar sunan ülkelerin sağladığı iş imkânları olduğunun altını çizmek önemli. Şoförlük, kuryelik, garsonluk, çocuk bakıcılığı vb. gibi meslekleri kapsayan hizmet sektörü burada özellikle ön plana çıkmaktadır” İfadelerini kullandı.

‘Gerek aile içinde gerekse toplumda oluşan negatif algı gençleri içe kapanık ve toplumda izole yaşamasına yol açıyor.’
Gerek aile içinde gerekse toplumda oluşan negatif algı gençlerin içe kapanık ve toplumda izole yaşamasına yol açtığını ifade eden Cem Avşar, “üretmesi ve kazanması gerektiğini kendisi de farkında olan gençler, bu imkânı bulamayınca çeşitli yasal olmayan yolara ve arayışlara girdiğini görmekteyiz.” dedi.

Cem Avşar, bu durumun kısa yoldan para kazanma ve ihtiyaçlarını karşılama dürtüsüyle uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığına, sanal bahis ve şans oyunlarına, hırsızlık ve şiddete kadar götürdüğünü dile getirdi. “Bu yola tevessül eden gençlerde yaygın olarak ruhsal sorunlar, antidepresan kullanımı, saldırganlık, şiddete meyil ve aile ile çatışma hali görülmektedir. “, diyen Cem Avşar, “Nitekim özellikle son zamanlarda yaşanılan feci olaylar bu kategorideki gençler tarafından ve bu durumun bir sonucu olarak ortaya çıkıyor” ifadelerine yer verdi.

‘Bugüne kadar dünyada neler in yapıldığına değinen Avşar, “Ne yapılmış, Japonya bu sorunu 2006’larda konuşuyormuş, 15 yıl önce çözmüşler. Bizdeyse 2020, 2021,2022 tarihlerinde bu konu istatistiklere işlenmiştir. İŞKUR ve AB ile ortak ‘neet pro’ diye bir programı yapılmış ancak sonrasında bu konu rafa kaldırılmıştır” dedi.

Cem Avşar, bugüne geldiğimizde bu gençlerden sorumlu olarak başta Gençlik ve Spor Bakanı, Çalışma Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın somut bir projelerinin olmadığını söyledi. Avşar, “Bakanlıkların gündeminde yok ama İTO Yönetim Kurulu Başkanı Şekib AVDAGİÇ’in 1-1 buçuk milyonunun çok hızlı şekilde iş hayatına kazandırılması gerektiğinin ifade etmiştir. Bu çağrıyı kıymetli buluyorum” dedi.

“Bu çocukların neredeyse tamamı bu iktidar döneminde doğdu”

“Bu çocukların neredeyse tamamı bu iktidarın işbaşında olduğu dönemde doğdu” diyen Cem Avşar, “İktidarın eğitim politikaları, programları, istihdam planları, ekonomik istikrarıgibi etkenlerin hepsi bu nesil üzerinde etkili olmuştur. Onların iktidarıyla büyüdü bu çocuklar, onların kurdukları sistemden geçtiler” ifadelerini kullandı.

Avşar, “Sayıların bu kadar fazla olması, beyin göçü, psikolojilerinin bozulması, ailelerin huzurunun kaçması, çocukların suça karışma oranın bu kadar yüksek olması gibi konularda kim suçlu o zaman? Hayır bizim suçumuz değil diyorlarsa 23 yılda ne yaptılar veya yapamadılar da bu sorun bir beka sorunu halini aldı?” sorularını yöneltti.

‘Gençler; yandaş gençlik, öteki gençlik, beriki gençlik, senin gençliğin, benim gençliğim diye hep ikiye ayrıldı.’
Cem Avşar, her kesimi kutuplara ayırdıkları gibi gençleri de ‘yandaş gençlik, öteki gençlik, beriki gençlik, senin gençliğin, benim gençliğim’ diye ayırdıklarını, devlet imkanlarından bir kesim dibine kadar faydalanırken, bir kesimin yanından bile geçemediğini, dışlandığını, aidiyet hissi oluşmadığını ve farklı arayışlara girdiğini” belirtti ve iktidar hırsıyla bu çocukların umutları ve hayallerinin çalındığını dile getirdi.

Cem Avşar, sizin huzurunda ilk kez adını koyduğumuz ve bir neslin kaybolması tehlikesini taşıyan bu gençlik; KAYIP GENÇLİK diye tarihe geçeceğini ifade etti.

Avşar, “2,5 milyon genç! Eğitimde mi? Hayır. İşte mi? Hayır. Peki nerede? Beka sorunu olarak tam kucağımızda. Hoş iktidarla bizim beka sorunlarına bakış açılarımızda farklı gerçi” dedi. Ne eğitimde ne işte olan bu gençleri yetenekleri doğrultusunda geliştirmek, toplumun hizmetine hazırlamak, çağdaşları gibi insan onuruna yakışır bir hayat sürdürmelerini sağlamakla görevli bakanlara şöyle sorular yöneltti:

“Bu gençlerin ne kadarı nitelikli eğitim alıyor? Ne kadarı eğitimi çeşitli sebeplerle yarıda bırakmak zorunda kalıyor?

Söz konusu gençlerden eğitimi terk edenlerin eğitimine devam etmesini sağlamak için bir çalışmanız var mı?

Ne kadarı nitelikli eğitim aldığı halde istidam edilmiyor veya eğitim aldığı alanda çalışmıyor? Ne kadarı yurt dışına çıkıyor?

Kaçı hayata tutunamayıp uyuşturucu, sanal bahis, madde bağımlısı ve şiddetin pençesine düşmüştür? Kaçının ruh sağlığı bozuk? Kaçı cinayete karıştı?

Bu çocukların psikososyal durumları ve ruh sağlıklarına ilişkin bir çalışma yaptınız mı?”

Avşar, dünyadaki çözümleri öneri olarak sundu: “Eğitim Programları: Mesleki eğitim ve staj programları ile gençlere iş piyasasının ihtiyaç duyduğu beceriler kazandırılıyor.

Teşvikler: İşverenlere, gençleri işe almaları için vergi indirimleri veya sübvansiyonlar gibi teşvikler sunuluyor.

Kariyer Danışmanlığı: Gençlere kariyer planlaması ve iş arama konusunda rehberlik sağlanıyor.

Eğitim ve İş Arasındaki Geçişleri Kolaylaştırma: Okullardan iş hayatına geçişi kolaylaştırmak için staj ve çıraklık programları düzenleniyor.

Sosyal Hizmetler ve Destek: Risk altındaki gençlere sosyal hizmetler ve mali destek sağlanarak, eğitim veya işe yönelmeleri teşvik ediliyor.”

“Bu sorunu çözerken gençlerin psikolojisini ve çağın şartlarınızda iyi okumak lazım.” diyen Avşar; “Gençlerin büyük bir bölümü sabah 9 akşam 5 tarzı bir işte çalışmak istemiyor. Ama sisteme girmesi lazım ne yapacağız, ona alternatifler yaratmalıyız. Mesela dünyada görüyoruz ki; taksi alternatifi özel şirketler hem esnek çalışma saatleri hem de geliri dolayısıyla gençler tarafından çokça tercih ediliyor. Biz ise bu tarz devlete maliyetsiz istihdam fırsatları ne yazık ki kapıdan geri gönderiyoruz” ifadelerine yer verdi.

Avşar, “Bu çerçevede hem iş dünyasının nitelikli personel ihtiyacını karşılamak hem de bu toplumsal sorunlara çözüm bulmak ve genç istihdamını sağlamak üzere kamu kurum ve kuruluşları, iş dünyası ve ilgili STK’ların iş birliği şarttır.

Bu yüce Meclis’ten, 2,5 milyon gencimizin KAYIP GENÇLİK olarak tarihe geçmemesi için iktidarı, sivil toplumu, iş dünyasını sorumluluğa davet ediyorum. Gelin yeni iş birliği modelleri, ortak hareket planları, fikir platformları oluşturulmalı bir yerden başlanmalıdır” önerisinde bulundu. Avşar, konuyu gündemde tutacaklarını sözlerine ekledi.

Paylaşın