Fenerbahçe’nin Borcu Belli Oldu: 12,5 Milyar Lira

Fenerbahçe Denetim Kurulu Üyesi Mehmet Vodina, kulübün borcunun 12 milyar 571 milyon lira olduğunu açıkladı. Mehmet Vodina, kulübün toplam geliri 8 milyar 318 milyon lira, toplam gideri 8 milyar 593 milyon lira olarak belirtti.

Haber Merkezi / Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu’nun (YDK) Kasım Ayı Olağan Toplantısı, Fenerbahçe Spor Kulübü Faruk Ilgaz Tesisleri’nde Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu başkanlığında Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Yönetim Kurulu Üyeleri, eski Yöneticiler ve YDK üyelerinin katılımıyla yapıldı.

Mali tablolar hakkında bilgi veren Fenerbahçe Denetim Kurulu Üyesi Mehmet Vodina, kulübün borcunun 12 milyar 571 milyon TL olduğunu açıkladı. Mehmet Vodina, kulübün toplam geliri 8 milyar 318 milyon TL, toplam gideri 8 milyar 593 milyon TL olarak belirtti.

1 Haziran 2023 – 31 Mayıs 2024 dönemin ilişkin mali tabloyu açıklayan Vodina, kulübün varlıklar toplamının 4 milyar 773 milyon TL olduğunu, finansman giderleri 1 milyar 946 milyon TL, dönem zararı da 2 milyar 255 milyon TL olduğunu ifade etti.

“Çürümüş yapıyla mücadelemiz kararlılıkla devam edecek”

Öte yandan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’ta Yüksek Divan Kurulu toplantısın da konuştu. Ali Koç’un konuşması şöyle: “Anlatacak çok şey var, zaman az. Bir yöneticimiz voleybol maçına, bir yöneticimiz Beşiktaş’la oynadığımız altyapı maçına gitti. Birazdan bir grup yöneticimiz Trabzon’a gidecek. Biz de yarın sabah ilk iş Trabzon’a gideceğiz. Trabzon’da takımımızın yolu açık, şansı bol olsun. Rabbim yanımızda olsun. İki kulüp de birbiriyle temasta. Geçen sene 17 Mart’ta yaşananların tekrarlanmayacağına eminiz. Güzel bir maç olsun. Hak eden kazansın ama inşallah biz kazanırız.

Hocamızdan bahsedildi. İlk o konuya geleyim. Tek tek cevap veremeyeceğiz bugünkü konuşmalarınıza. Öncelikle YDK başkanımıza teşekkür ediyorum. Olayı olağanüstü güzel, net bir şekilde açıkladı; neler yaşıyoruz, içinde bulunduğumuz durum, camiamızın psikolojisi… Genel Sekreterimiz de rekabet ettiğimiz bazı kulüplerle ilgili, özellikle biriyle ilgili çok net konuştu. O da durumu izah etti. Ben de orada birkaç konuya değineceğim.

Görüyorum ki, biz sadece dışarıyla değil, birbirimizle de boğuşuyoruz. Bugün o konulara da değinildi. ‘Gücümüzü Fenerbahçe’nin menfaatleri için odaklayalım.’ diyenler oldu. Bu hassasiyeti gösterenlere teşekkür ediyorum. Herkesin fikrine saygılıyım. Takdir ederim, tasvip etmem önemli değil ama herkes bu kürsüden istediğini söyler. Ama görüyorum ki bazı Kongre Üyelerimiz de, Divan Kurulu Üyelerimiz de gerçeklerin şu an çok uzağındalar.

Hocamızla ilgili her Divan Kurulunda kürsüye çıkan Ufuk Bey bir şeyler söyledi. Bizim en büyük sorunumuz, çok uzun yıllardır hem bizim dönemimizde hem bizden önceki dönemde Futbol Şubesinde istikrarı yakalayamamamızdır. Bunda bizim de bizden önceki yönetimin de tabii ki sorumluluğu, hataları olduğu aşikârdır. Bir diğer unsur ise Teknik Direktörlerimize ihtiyaç duydukları süreyi, sabrı tanımayan camiamızın sabırsızlığı da burada pay sahibidir.

Bu bağlamda Yönetim Kurulumuz bu sabırsızlığı, toleranssızlığı kırabilmek için dünya tarihinin en başarılı, en değerli teknik direktörlerinden biri olan Jose Mourinho’yu kulübümüze kazandırmıştır. Yaşayan antrenörler arasında değil, dünya tarihinde gelmiş geçmiş tüm teknik direktörler arasında en iyilerinden birini getirdik. İyi de bir kadro kurduğumuzu düşünüyorum. Katılırsınız, katılmazsınız. Hatta bir nebze olsun ayağımızı yorganımıza göre uzatmadık, bu sefer daha da riskler alarak mühendislik yaptık. Kadromuz derin, alternatifli. Zaman içinde bunu göreceğiz.

Spor basınımız ve organize bir sosyal medya çetesi daha önceki teknik direktörümüz gibi Sayın Mourinho’yu da kısa sürede hedef haline getirmiştir. Olabilir. Ama üzücü olan bir kısım taraftarımız bu algı operasyonundan bir kez daha etkilenmiş olduğunu görüyoruz. Hocamızı daha 8., 9. haftada saldırıya uğrattılar. Camia psikolojisini biraz evvel bir Kongre Üyemiz daha 9. haftada yelkenleri indirmiş, şampiyonluğun bittiğini burada ifade etmiştir. Kendisine kesinlikle kızmıyorum ama camiamız bilerek, isteyerek ya da bilmeyerek bu psikolojiye yıllar içinde sokulmuştur.

Her demeciyle Fenerbahçe’ye yaşatılan haksızlıkları dünya basınının manşetlerine taşıyan, İstanbul’daki her anını takımımızın daha iyi seviyeye yükseltmesi için harcayan, sevgiyi, saygıyı, sabrı ve desteği sonuna kadar hak eden hocamız vardır. Biz de Yönetim Kurulu olarak sonuna kadar arkasındayız. Bizim kendisiyle ilgili hayallerimiz ve planlarımız uzun vadelidir. Tüm çabamız onun bu şehirde mutlu olması, tüm ihtiyaçlarının eksiksiz olarak karşılanması ve kendi işine odaklanması, takımına, oyuncularına, idmanına ve rakiplerine odaklanması bizim en büyük önceliğimizdir.

Bu şekilde Futbol Şubemizde istikrarı yakalayarak başarıyı elde edeceğimize inanıyoruz. Tek beklentimiz, -beklentiden öteye geçer inşallah- camiamızın artık uyanması ve sahiplenmesi. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü en küçük tökezlemede, bir puan kaybında hepinizin malûmu… Ben bazı Fenerbahçeli olduğu söylenen sosyal medya sitelerine de hayretler içindeyim. Onların Fenerbahçeli olabileceğini düşünmüyorum. Rakip, en büyük düşmanımız böyle bir sosyal medya sitesi kurmak istese ancak bu kadar olur. Ben onlarla ilgili ümidimi kestim.

Ama bugün burada da son dönemde de kamuoyunda da artık bir kenetlenmenin başlayabileceğini, insanların artık biraz daha uyanmaya başladığını görüyorum. Sizden ricam yönetimle sorunu olanlar gelsinler burada bizi istedikleri gibi eleştirsinler. Biz bugüne kadar kimsenin demokratik hakkını gasp etmedik. Herkes istediği gibi eleştirdi. İlk dönemlerimizde Fenerbahçe TV’de kendi kanalımızda yerden yere vurulduk, hiçbir zaman sesimizi çıkartmadık. Ama varsa bizimle derdiniz. Bu sıkıntınızın hesabını sahada, salonlarda çubukluyu taşıyan sporcularımıza kesmeyin. Bunu özellikle söylemek istedim.

Yarın yolumuz açık olsun. Şansımız bol olsun. Güzel bir maç olacağına, 3 puan kazanacağımıza inanıyorum. Tüm futbolcularımızla ve hafta sonu müsabakalarda olan tüm sporcularımıza başarılar diliyorum. Bir dileğim olsaydı, bir dileğimiz gerçekleşseydi, bize oy verin, vermeyin, sevin, sevmeyin, takdir edin, etmeyin, Fenerbahçelilerin bizi anlamasını, nelerle boğuştuğumuzu görmelerini dilerdim.

Her şey apaçık gözler önündeyken ve tekrar tekrar anlattığımız halde anlaşılamamanın acısını derinden yaşıyoruz. Ya biz yaşadıklarımızı hakkıyla anlatamıyoruz ya da başkalarının masalları bizim gerçeklerimizi yutuyor yani bizim camiamızı uyutuyor. Belki de sizleri uyutmak için, özellikle genç mensuplarımızı harekete geçirip onların bizi hedef almalarını sağlamak için belki de Fenerbahçeli görünüp hiç Fenerbahçeli olmayan siteler bile kurulmuş olabilir. Olağanüstü bir organizasyon var. Biz bunun acısını çekiyoruz. Başkanımız burada çok güzel özetledi neler yaşandığını. Ufak ufak rüzgâr dönmeye başladı.

Göreceksiniz zaman içinde Fenerbahçe’nin taviz vermeden, ilkesel duruşundan geri adım atmadan değerlerine sıkı sıkı sahip çıkıp futbolda başarı sağlamasa da sırf başarı için doğru bildiklerinden sapmayıp biraz sonra anlatacağım yapıyla ilgili mücadele edip bu yapı çökertildiği zaman sadece Fenerbahçe, Türk futbolu değil ülkemizin ne kadar büyük fayda sağlayacağını göreceksiniz. Belki bizler için iş işten geçmiş olacak ama bizim yaptığımız kıymetli çalışmanın değeri bizler gittikten sonra apaçık ortaya çıkacaktır.

Tüm zorluklara ve engellere rağmen Fenerbahçe ve Fenerbahçeliler için elimizden gelenin en iyisini yapmak için çalışıyoruz. Çalışmalarımıza yön veren pusula tek bir yönü işaret ediyor. O da Fenerbahçe’nin özgürlüğü ve ekonomik bağımsızlığıdır. Bizim için en büyük başarı kulübümüzün kimseye muhtaç olmamasıdır. Şimdilerde kolayca yok sayılsa da demin de dediğim gibi, görev süremiz bittiğinde bunun ne kadar önemli olduğu herkes tarafından görülecektir. Evet, ‘Tüm zorluklara ve engellere rağmen.’ dedim az önce. Biraz o engellere değinmek istiyorum.

Göztepe maçından bahsediyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz. Orada feci bir olay yaşandı. Malûmunuz kalleşçe biri sırtımızdan saldırdı, biz orada ortamı yatıştırmaya giderken. Detaylarına girmeyeceğim. Daha evvel anlattım. Geçen hafta bir maç oynandı; Galatasaray-Beşiktaş maçı. Bir muhabire tokat atan ki hiçbir şekilde şiddeti tasvip etmemiz söz konusu değildir. Apar topar tutuklandı. Yanlış bir yere çekilmesin lütfen. Biz mesleği, sosyal statüsü, cinsiyeti fark etmeksizin her Türk vatandaşının adaletin önünde eşit olması gerektiğine inanan bir camiayız. Bir ayrıcalık da talep etmiyoruz. Yalnız neden adil muamele görmediğimizi sorgulamak da bizim camiamıza karşı sorumluluğumuzdur.

Beşiktaş başkanıyla dalga geçen, sözde medya mensubu olan ama twitlerine baktığınız zaman holigan bir taraftar profili çizen, maça geldiği zaman alkollü olduğu net bir şekilde emniyet tarafından tespit edilen kişiye bakanlarımız –isimlerini vermeyeceğim- yarım saat içinde ‘Geçmiş olsun, peşindeyiz.’ diyorlar. Fenerbahçe Başkanına yapılan saldırıyı ama aynı kişiler görmezden gelebiliyorlar. Keşke gelmeselerdi. Bu adil midir? Hukuk kime göre, neye göre işlemektedir?

Biz kamu destekli sanki kamu kurumuymuş gibi pek çok kulüple rekabet halindeyiz. Bunu görmeniz lazım. Biz kapalı spor salonumuzu yaparız. Kendi stadımızı inşa ederiz. Başkalarına statlar yapılır ama biz onların iki misli yıllık kiralar öderiz. Her yıl vergimizi kuruşu kuruşuna öderken, rakiplerimizin vergi borçları affedilir. Adil rekabet midir? Camia ses çıkarır mı? En küçük puan kaybında saldıranlar bu durumu hiçbir zaman gündeme getirir mi?

Biz Türkiye’nin dev markalarıyla iş birliği yaparak sponsorluk gelirimizi artırırken, formalarımızın neredeyse hiçbir yerinde boşluk bırakmazken bir rakibimiz yasa dışı bahis sitesini, sözde bir haber sitesi gibi göstererek gayriahlaki kaynak yaratırken, üstelik bütün bu karaborsa skandalının içinde buna cüret ederken kimsenin ses çıkarmaması veya yeterince ses çıkarmaması, resmi mercilerin bunun üstüne bütün gücüyle gitmemesi… Bu adil midir? Savcının Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı olmaz.

Göztepe olayıyla ilgili de özellikle İçişleri Bakanımıza şahsım ve Yönetim Kurulum adına teşekkür ederim. Konunun ciddiyetine vakıf bir şekilde çok hızlı üzerine gittiler. Gerekli denetimler yapıldı, müfettişler atandı ve gerekli cezalar da verildi. Özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Malum terör örgütünün üyesi olmaktan halen hapis yatan veya yurt dışında firari olan polis, savcı ve hakimlerin Fenerbahçe’ye vermediği zararı her sene, her sezon birkaç tane hakemin verdiği hepinizin malumudur veya malumu mudur? Geçen yıl nefes nefese devam eden şampiyonluk yarışında biz 5 kırmızı kart görürken, Galatasaray’ın sadece bir kırmızı kart görmesi normal midir? Bütün liglere baktık, böyle bir tablo hiçbir yerde yok.

O kartı gören de saha içinden değil, kulübeden gördü ama aynı takım beş Avrupa maçında 5 kırmızı kart görüyor. Bu bir tesadüf müdür, yoksa yabancı hakemlerin dürüstlüğüne mi bağlamak gerekir. Yine geçen yıl bir takım 65 sarı kart görmüş onlar, biz 23 fazla, 88 görmüşüz. Bunu adil diye sormak görevimiz değil midir? Geçen seneyi hatırlatıyorum bu senede ne yazık ki bu şekilde ilk 9 haftada benzer tablo ortaya çıkmaya başladı.

Federasyon seçimleri sürecinde tavrımız son derece açık ve şeffaftı. Halen de öyledir. Yeni TFF yönetiminin zamana ihtiyacının olduğunu kabul ediyoruz, bununla birlikte hakemlerin lige etkisini de dikkatle izliyoruz. Bu konuda sabrımızın daha fazla sınanmamasını özellikle diliyoruz, rica ediyoruz.

Acun bey bir mücadele veriyor. Sağ olsun, çok güç kattı. Devamlı önemli konuları gündeme getiriyor. Bu yapı neymiş! Yapı var mı? Hayali yapı oluşturuyorsunuz! Sahadaki sonuçları böyle mazeretlere kamufule etmeye çalışıyorsunuz. Bakın size bir şey söyleyeyim. Biz 25 yıldır, sıkıntı yaşıyoruz. Zaten her zaman dile getiriyorum. Bilmiyorum biriniz söylediklerime doğru mu değil mi diye baktı mı? Son 10 senenin, son 5 senenin tablosuna bakın ve bu tablolara göre Fenerbahçe’nin şampiyon, en azından bir şampiyonluğunun olmaması hayatın olağan akışına aykırıdır. Gidin, bakın. Puanlara, gollere, averajlara, galibiyetlere bakın. Bunu şansa falan bağlayamazsınız.

Dolayısıyla biz 25 yıldır bu işlerle mücadele ediyoruz. Bu yapı camiaların kaderleri ile oynuyor. Şekip Bey’in dediği gibi sadece şampiyonluk yarışı değil düşenlerin de kaderleri ile oynuyor. Tartışmasız en çok bize zarar veriyor. Toplumumuzun sinir uçlarıyla onuyor. Türk futbolun kaderi ile oynuyor. Bizim yaşadıklarımızı yeryüzünde, dünyada bir kulüp yaşasa ayakta durması bile mümkün değildi, arkadaşlar. Bununla övünsek mi, gurur mu duysak, halimize mi üzülsek? Size bırakıyorum.

Defalarca anlattım daha fazla anlatmayayım. Kendi tarihimizin görülmemiş sezonunu yaşıyoruz. 99 puan alıyoruz. 6 derbinin dördünü kazanıyoruz. Deplasmanda sadece bir beraberliğimiz var ve yine şampiyon olamıyoruz. Düşünün, arkadaşlar.

Biz yapı deyince ortalık kaynıyor. Kim bu yapı? Adı var mı? Biraz açıklamaya çalışayım. Geçen seneden örnek verdik. Saha içerisinde ısrarla bir takımı kollayarak, ittirerek, hakem hataları yapılmasına rağmen gerekli adımlar atılmıyorsa ve aynı hakemlere hiçbir şey olmuyormuş gibi her hafta maçlar veriliyorsa, işte yapı budur. Tarihe geçecek, yıllarca hafızalardan silinmeyecek hakem hatalarının neredeyse hepsinin bir takımın lehine gerçekleşiyorsa işte yapı budur.

Bu sezon henüz daha 10 hafta geçmemesine rağmen yine aynı takım adına hakem hataları diye nitelendirilmeyecek saha içinde açık bariz kollamalar yapılıyorsa işte yapı budur. Bir derbide 6 sarı kart, iki kırmızı kart; bütün otoritelerin altına imza attığı bir olay yaşanıyorsa işte yapı budur. Bir teknik direktör hakemleri saha içerisinde tehdit ederken, bu dördüncü hakemin gözü önünde yaşanırken, bu raporlara girmiyorsa işte yapı budur.

Bu temsilcileri, gözlemcileri istedikleri şekilde kullanabileceğini iyi bilen, kullanabilecek kişileri bu görevlere yerleştiren; çok uzun yılladır akrabalık, arkadaşlık, hemşericilik ilkelerini kullanarak yapanlar oluyorsa işte yapı budur. Hakemleri maçlarda kararlarını etkilemek için VAR’a görüntüleri manipülatif şekilde gönderip, hakemlere tuzak kurarak kariyerlerini sonlandırılanlara rağmen kimse kılını kıpırdatmıyorsa işte yapı budur.

Bu yapıya biraz çomak sokulduğu zaman geleneksel ve sosyal medyada malum kişiler ayaklanıyorsa işte yapı budur. Bu konuşmayı öfkeyle dinleyenler, yeri geldi mi içlerinde korku düşenler, yapının parçası bunlardır. İllegal işler yapılırken göz yumuluyorsa sahip çıkılıyorsa, dosyalar kapatılıyorsa işte yapı budur. Tüm bunları bile bile halen kim bu yapıyı açıklayın diyorlarsa işte yapı budur. Daha fazla uzatmayayım. Uzun uzun anlatırım. Uyanın Fenerbahçeliler, uyanın. Bize destek olun, olmayın. Kalbimiz attıkça bu görevde olduğumuz müddetçe mücadele devam edeceğiz.

Biraz evvel rakiple uğraşmayın, etmeyin. Onları büyütmeyin diyor ama anlatmak zorundayız çünkü biz adil rekabet peşindeyiz. TFF seçimlerinde açık ve net şekilde anlattım. Haksız rekabet sadece saha içerisinde değil, özellikle saha dışında da yaşanıyor diye. En güzel örnekleri de bu sezon. Karaborsa bilet. Bu iş gerçektir. Öyle mi, böyle mi, lamı cimi yok. Kapatılacak mı, üstüne mi gidilecek. Biraz sonra anlatacaklarımı ilgili arkadaşlarım devletin ilgili mercilerine gidiyorlar. Bir tanesi şunu diyor: ‘Bu niye sizi ilgilendiriyor?’ Arkadaşlar niye bizi ilgilendirdiğini anlatınca o kişinin hakkını yemeyelim. ‘Haklısınız. Ben bu şekilde bakmadım’ diyor.

Karaborsa bilet. Kendi içlerinden bu konu çıktı. Divan kurullarında bir üyesi ortaya attı. Bir üyesi savcılığa başvurdu. Bir gazetecisi konuyu devamlı gündemde tuttu. Vahim bir olay. Başkanları, ‘Savcılığa başvurduk’ dedi. Artık neredeyse söylediklerinin ne kadarı gerçek ne kadarı gerçek dışı, gerçek dışının daha ağır bastığı bir başkandan bahsediyoruz. Meğersem müracaatı şikayeti yapanlara karşı dava açmakmış. Çok ciddi iddialara karşı kamuoyunu tatmin edici açıklamalar yapması gerekirken her zaman olduğu gibi çelişkili ifadeler, manevralarla süreci kurtarma peşindeler. Biz bunun sonuna kadar gideceğiz. Biz ne yaptık?

Baktık ki olayın üstü kapatılmaya çalışılıyor. Devletimizin ilgili kurumlarını harekete geçmesi için ihbar hakkımızı kullandık. Fenerbahçeliler uyanın, bunu iyi dinleyin. Bunu gündemde tutun, yoksa bunu da kapatacaklar. Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, Sermaye Piyasası Kurumu, Rekabet Kurumu, TFF ve Bankalar Birliği’ne ihbarlarımızı yaptık. Bu çerçevede müracaat ettiğimiz bazı mercilerle ilgili bazı merciler gerekli incelemeleri başlattılar. Bunu kulübümüze bildirdiler. Burada özellikle Gençlik ve Spor Bakanlığımıza konuya gösterdikleri hassasiyet sebebiyle teşekkür etmek isterim. Bakanlık konuyu soruşturmak üzere müfettişleri görevlendirdi. Müfettişler soruşturmayı başlattılar.

Evvelsi gün kulübümüze üç müfettiş geldi. Biz de bildiklerimizi, tahmin ettiklerimizi anlattık. Hatta bir adım öteye gittik. Bizi de inceleyin. Bizi de inceleyin ki karşılaştırın. Kurumsal satışlar nasıl oluyor, üçüncü kişilere satışlar nasıl oluyor. İnşallah bu önerimizi kaale alırlar. Çünkü inceledikleri, soruşturdukları konunun dibine daha çabuk inerler, bizi de araştırırlarsa. Hem bakanlık müfettişlerinin hem savcılık makamının konu hakkında çok önemli bilgilere ve tanık beyanına ulaştığını gayet iyi biliyoruz. Bizim beklediğimiz devletimiz devletliğini mi gösterecek, yoksa bu konuyu örtbas mı edecek. Biz buna bakıyoruz. Bahsedilen rakam 56 milyon Euro.

İllegal bahis sponsorluğu. Bir başka gayri yasal olay. Aynı camia. Ciddi bir suç. Sosyolojik bir olay. Şuan biliyor musunuz ki Türkiye’de neredeyse hiçbir ülkede yaşanmayan illegal bahis olayı sosyolojik olarak ailelerimizi çökertmek üzere olduğunu. Biliyor musunuz ki ekonomik sıkıntılarda dolayı binlerce üniversite talebesi banka hesaplarını kiralamakta ve bu banka hesapları üzerinden bütün illegal bahis dönmektedir. Bırakın bir rakibimizin üç beş kuruş haksız gelir elde ettiğini.

Türkiye’nin sosyolojik yapısını bozmak için en büyük tehditlerden birinin bu olduğunun farkında mısınız? Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olarak rekabet açısından değil, bu ülkenin bir vatandaşı olarak baktığım zaman hepimizin üstüne sorumluluk düştüğünün farkında olmanızı istiyorum.

Türkiye’de bu iş lisansla yapılıyor. Türkiye’de lisans alanlar legal bahis, bir de yurt dışında dev şirketler var. Onlar da legal faaliyet gösteriyorlar ama ülkemizde lisanslı olmadıkları için ülkemizde legal değiller ama bu söz konusu oluşum tamamen illegal. Ne yurt dışında lisanları var, ne ülkemizde. Bu işin sonuna bir news kelimesi eklenerek konu legalleştirilemeye çalışılıyor. Soruyorum, karşı takımın başkanına. Hiç mi Google’da araştırma yapmadınız? Hiç mi demediniz; iki ay evvel kurulmuş site, hiçbir reklam geliri yok, 14 milyon Euro sponsorluğu nasıl verir? Hiç mi aklınızdan geçmedi? Doğal olarak insanın aklına gelen bu. Birkaç ay evvel kurulmuş ve tek tük haber var. Sıfır reklam. Abonelik geliri yok. Hepiniz biliyorsunuz.

Biz geçen sene alt liglerde bahis için burada sizlere hitap etmiştik. Devletimiz soruşturma başlattı. Biz ifade verdik. Sonra savcı değiştirildi fakat şunu anlatmaya çalışıyorum. Bir tarafta 56 milyon, bir tarafta 14 milyon. Sonra diyorlar ki parayı aldık, almadık. Yarısını aldık, iade ettik. Başkanı bir şey diyor, başkanvekili başka bir şey diyor. Hiç birinin dediği birbirini tutmuyor. Devlet, her şey ortada. Ülkemizde illegal bahise özendirmek büyük suç. Ve ne acıdır ki sosyolojik bir sorun ve tamamen illegal olan bir konu 119 yıllık bir formanın üzerine yazılması da onlara nasip oldu. 2 senedir söylüyoruz, nasıl sahada rekabet ediyorsak transferde de rekabet ediyoruz. Yeri geliyor aynı futbolculara gidiyor, pazarlıklar yapıyoruz. Pazarlıklar ilerlediği zaman, e-mail, WhatsApp bir sürü yazışmalar oluyor.

Mesela bir tanesini alalım bu futbolculardan ismi önemli değil, kendisi de burada değil. Biz masadan 7.5 milyon Euro’dan kalkıyoruz, WhatsApp da bütün teklifler var. Bir başka kulüp KAP’a 4 Milyon 350 Bin Euro’ya anlaştığını bildiriyor, arada büyük fark var. Hep diyorum ya oranın suyu ve oksijeni daha mı iyi de futbolcular bu farka rağmen oraya gitmeyi tercih ediyorlar bu da işin esprisi. Ama sonra transferi yapan yöneticisi çıkıyor menajerlik ücreti hariç 7-8 milyon diyor. Sadece bu eski TFF ile oluyor ve ilgili mercilerin harekete geçmesi için bu bile yeterlidir.

Kardeşim sen KAP’a 4 Milyon 350 bildirdin, sonra senin yöneticin menajerlik hariç 7-8 diyor. Aradaki fark nerede? İmaj hakkı mı, sponsorluk mu? Gösterin demesi lazım. Bizim hiç bunu gündeme getirmeden bunu sorması lazım. Ve bunun gibi 5-6 tane daha futbolcu var ve arada da büyük farklar var. Dosya kuvvetli, hepsi çıkacak. Ama kimse harekete geçmiyor. Şimdi hepsini bağlarsak. Rakip iyi futbolcular alıyor, açıklanan rakamlarla gerçekte olan rakamlar arasında büyük farklar var. Bunlar nasıl fonlanıyor?

Konut, imaj hakkı, sponsorluk dendi. Ne kadar cömert sponsorları var, büyük paralara sponsorluk yapıp hiç kendi isimlerinden bahsetme ihtiyacı da duymuyorlar. Ya bu aradaki farklar bu karaborsa işi ile ödeniyorsa. Bankalar birliği anlaşmamız var, her kuruşumuz yarı yarıya. Bu sistemin dışında kazanılabilen bir para. Harcama limitleri var daha da önemlisi. Biz harcama limitlerine kadromuzu, hocayı sokabilmek için binbir hesap kitap yapıyoruz. Bu konuya demin ki örnekten hareket edelim; 4.350, 7-8 diyor ortasını al 7.5, 3 milyon fark var.

Vergisiyle beraber 4.5 milyon ediyor. Ama bu girmiyor harcama limitine. İngiltere’de bir kural vardır; imaj hakkı ve sponsorluk da yapabilirsin. Bir tane kontratta hepsi yazılıyor. Verdiğin maaş, imaj hakları, sponsorluk artık neyse hepsi bir kontratta yazıyor. Bunları göstermek zorundasın. Federasyonumuz inşallah bunu gündeme sokacak. Ne yapıyorsun? Harcama limitlerini bir şekilde manipüle ediyorsun, vergi kaçırıyorsun, banka yapılanmasını ByPass ediyorsun ondan sonra da bize soruyor ‘Beyefendi bu sizi ne ilgilendirir?’ İşte bunun için bizi ilgilendiriyor.

1 puan kaybında Fenerbahçe camiası ne yapıyor? Hocasıyla başlıyor, futbolcusuna, başkanına, yönetimine deli gibi saldırıyor. Biz bunlarla boğuşurken bir de kendi içimizde boğuşmalarla enerjimizi harcıyoruz. Camia ne kadar yanımızda olur veya olmaz ama biz bu mücadeleyi vereceğiz. Birbirimizi yıkmaktansa o enerjiyi Fenerbahçe menfaatlerine odaklarsak çok daha güçlü oluruz.

Sayın Başkanımız Aziz Yıldırım dün maça geldi çok da mutlu olduk, o da mutlu oldu. Yaz’a çok teşekkür ediyorum. Bir gazeteci yazmış; ‘Koskoca camianın yapamadığını küçücük bir kız yaptı diye.’ Hakikaten doğru yazmış. Tanımanızı da çok isterim. Aziz Yıldırım’ın kızı işte tam böyle olur diyeceğiniz bir kız. Çok tatlı, Allah bağışlasın. Ama düşünebiliyor musunuz, Aziz Başkan da bizimle bu toplara girse, sizler bu toplara girseniz, karaborsası, illegal bahisi, garip kontratlar… Ne kadar daha güçlü oluruz düşünebiliyor musunuz?

TFF, geçen sezon yaşadıklarımız malum. Bir yapıdan bahsettim, her platformda gündeme getirdik. TFF eski başkanı Sn. Mehmet Büyükekşi’nin yönetim anlayışı Türk futbolundaki kaosu çözmek yerine bu kaosu daha da büyüttü. Aslında söz konusu yapının devam ettiren bir tanesi de ta kendisi ve ekibiydi. Defalarca bize adil rekabet, sıkıntıların giderileceği sözü verilmesine rağmen her şeyin eski tas eski hamam devam ettiğini görünce biz vites artırdık. 2 Nisan’da yaptığımız kongreyi bazı üyelerimiz küçümsüyorlar ve hayal kırıklığı olarak görüyorlar.

Bu bir yolculuk. 20-25 yıldır yuvalanmış bir yapıyı 1-2 adımda çözmek mümkün değil. Devireceğiz dedik, devirdik mi? Evet. Belki Fenerbahçe kendi başına değil. TFF’nin o günkü yönetimi ve Yönetim Kurulu yüzde bir milyon kazanacağına inandığı seçimi oluşan doğal bir ittifakla devirdik. Artık insanların canına tak etmişti. Özgür iradelerin gasp edilmesi, demokratik değerlerin erozyona uğraması, şantajla, tehditle veya mükâfatla oylarının yönlendirilmesi, insanlar bıkmıştı. Onun için tünelin sonunda ışık görüyorum ve umudumuz artıyor.

Türkiye’de iyi şeyler olacak. Biz de o TFF Yönetiminin kazanacağını tahmin ediyorduk ama biz başka kulüpler gibi ekmeğimizin peşinde değiliz. Biz hakkımızın, adil rekabetin, cumhuriyetimizin ilkelerinin ve değerlerinin peşindeyiz. Ve bunlardan hiçbir zaman taviz vermeyiz. Dolayısıyla bu çürümüş yapıyla mücadelemiz kararlılıkla devam edecek. İster camiamız bize destek olsun ister olmasın. Burası Türkiye, ne kadar haklı olursanız olun, haklılığınız anlaşılsa dahi mağduriyetlerin giderilmesi, gerekli adımların atılması ve sorunların çözülmesi her zaman uzun süre almıştır.

Türkiye Futbol Federasyonu son seçimlerinde göreve gelen Sn. İbrahim Hacıosmanoğlu ve Yönetim Kurulu Üyelerini tekrar tebrik eder ve onların tek vaadini hatırlatmak isterim: Adil ve adaletli olmak! Biz, samimiyetlerine inanıyoruz. Bu konuda son derece kararlı adımlar atarak görevlerine başladılar. Sizlere bir şey söyleyeceğim; geçen haftaki derbi maçı hakem skandallarıyla bitiyor ve camiamızdaki belli malum isimler, ben sadece 1 sunuma ‘İyi sunum yaptı, MHK’ dediğim için beni hedef alıyorlar, beni yerden yere vuruyorlar, düşünebiliyor musunuz böyle bir camianın başkanlığını yapmaya çalışıyoruz!

Son derece kararlı adımlar atarak görevlerine başladılar. Ancak buradan kendilerine seslenerek bir çağrıda bulunmak istiyorum. ‘Elinizi çabuk tutmak ve hızlı hareket etmek zorundasınız. İyi niyetli davranarak ‘bir şans daha verelim’ düşüncesi içerisinde olursanız bu yapıyla mücadelede geç kalırsınız. Bu yapı size çok büyük sıkıntılar yaratır. Ben şahsen haziran ayından bugüne kadar adaletli bir futbol iklimi yaratmaya çalışıldığını görüyorum, hissediyorum.

Ancak ciddi bir şekilde de uyarımı yenilemek istiyorum. Şu anda içeriden yapılan hamleler de yukarıda bahsettiğim yapı tarafından operasyona uğruyorsunuz. Fenerbahçe’yle, Beşiktaş’la hatta Trabzonspor’la karşı karşıya getirilmeye çalışılıyorsunuz. Çünkü biliyorlar, siz muvaffak olursanız pek çok konuda temizlik olacağının farkındalar. Sizin mücadele hızınızın, yapının size yaptığı ve yapacağı tüm operasyonlardan daha hızlı olma zorunluluğu vardır. Aksi takdirde nefesiniz yetmeyecek ve daha evvel olduğu gibi bir kez daha onlar sizi devireceklerdir.

Geçen hafta yapılan hakem ataması! Yani gerçekten anlam veremiyorum. Son derbi, mayıs ayında Rams Park’ta bizim rakibimizi 1-0 yendiğimiz derbide 24. dakikada Djiku’nun bu hakem yani Arda Kardeşler tarafından atılması istisnasız her yorumcunun, bırakın sarı kartı faul bile değil dediği pozisyonda atılması… Allah’tan o maçı biz kazandık ve ilk derbide bu adamı atadılar. Bu nasıl bir anlayıştır? Fenerbahçeliler buna kükreyin, buna tepki koyun. Dolayısıyla aynı kangren yapı faaliyetlerine devam ettikçe Türk futbolunda suların durulması mümkün olmayacaktır. Geçen hafta 6 sarı kart, 2 kırmızı kart es geçilmiştir. Geçen senenin istatistiklerini verdim. VAR da sarı kartlara karışamıyor. Acun Bey’in dediği ‘kusursuz cinayet’ zaten böyle oluyor. Ama ne hikmetse saha içinde de saha dışında da bu camia olağanüstü bir koruma altında.

Şimdi bakın biz buradan çıkacağız. Malum 6 tane adamları var, isimlerini burada sizin huzurunuzda söylemeyeceğim, servis etmeyeceğim. Şimdiden bile başladılar mı? Yani düşünebiliyor musunuz; Türkiye’de medya mensubu olduğunu söyleyen adamların tek yaptığı şey ki bir camia idi, şimdi iki camia oldu, devamlı hedef almak ve başka bir camiayı devamlı kollamak. Bizim bunlara medya mensubu dememiz bekleniyor. Geçen hafta tokat yiyen ki yine şiddete karşıyız ama bu adamın attığı tweetleri görseniz hiçbir şekilde medya mensubu diyemezsiniz.

Bir de onların tek kaynaktan kullandıkları sosyal medya hesapları var; biri 16 yaşında bir çocuk, biri Yeditepe Üniversitesi’nde okuyor, biri başka yerde… Anaları babaları hayret içerisinde ama iyi para kazanıyorlar, sesini de çıkarmıyorlar ve bir kaynaktan pompalanıyor. Şimdi buradan çıkınca benim söylediklerimi ne diyecekler, somut cevap verin arkadaşlar! Sözleşmelerimiz doğru mu değil mi? Benim dediklerim mi doğru, sizin dedikleriniz mi doğru? Başkanından yöneticisine aynı bir konuda ‘para almadık, yarısını aldık, aldık ama iade ettik, doğruları söylemedikleri’ doğru mu, değil mi? Bunları konuşun, bunu yazın.

‘Nasıl olur benim kulübüm birkaç ay evvel açılmış ne olduğu da belli olmayan, Google’a yazdığınız zaman sahibinin vs. vs. suçundan yargılanmış olması, tamamen bir illegal bahis sitesine hizmet ettiğini niye göremiyorsunuz benim yöneticilerim’ deyin. Hiç mi Google’da araştırmıyorsunuz? Nasıl olur bu kutsal formaya böyle bir şey koyuyorsunuz? Bunu sorgulayın arkadaşlar! Ama siz de tabii ekmeğinizin peşindesiniz!

Dolayısıyla yeni TFF ile özetlemek gerekirse şans tanınmalı, süre verilmeli ama az önceki uyarılarımı yeniledim. Niyetleriyle ilgili şüphemiz yok ama niyetle ilgili şüphemiz olmaması kesinlikle sorunu kökünden çözmemektedir. Eylemleri görmemiz lazım ki onlara da Allah şans versin, kuvvet versin, kudret versin, sabır versin çünkü onlar bu sorunu çözebilirlerse Türkiye için büyük bir sorunu çözmüş oluruz. Bugün ben kendi kulübümüz içindeki kutuplaşmadan bahsediyorum.

Aslında bugün ülkemizi bekleyen en büyük tehlike Türkiye’nin kutuplaştırılması, ayrıştırılması, kardeşliğimizin erozyona uğraması, birlik ve beraberliğimizin tarihin en zayıf noktasında olmasıdır. Aslında benzer şeyler Fenerbahçe camiası için de geçerlidir. Aynı Türk ulusu, Türk milleti gibi Fenerbahçe camiası da bir ve bütün, ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ olduğu zaman, asgari müşterekte buluştuğumuz zaman ne Türkiye’ye bir şey olur ne de Fenerbahçe’ye bir şey olur.

Dolayısıyla milyonlarca taraftarın umudu Türk futboluna yuvalanmış bir yapının ellerinde kalıyor, bundan sonra kalmamalıdır. Bu yönde de federasyonumuza başarılar diliyorum. Bugün bazı kongre üyelerimiz tesisler vs. vs. ile ilgili yorumlarda bulundular. Onlarla ilgili Selma Hanım’ın liderliğinde gerekli cevaplar verilir, tatmin değilseniz gelirsiniz kulüpte de bir çayımızı içersiniz, sizleri ağırlamaktan şeref duyarız.

Ben Yüksek Divan Kurulu Başkanımıza yaptığı konuşma için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Her kelimesinin, cümlesinin altına imza atarım. Keşke camiamızın kanaat önderleri, ileri gelenleri benzer tonda mütemadiyen, sık sık bu konuları gündemde tutsa…

Genel Sekreterimiz de bugün çok güzel bir ifadede bulundu; ‘İstikrarlı usulsüzlük’ artık literatüre girmeli! Allah Fenerbahçe’nin yolunu açık etsin, şansını bol etsin. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın Fenerbahçe. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Kayyım” Açıklaması: Partimizin Dengesini Bozmak İstiyorlar

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in görevden alınıp yerine kayyım atanmasına ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bu siyasi kumpasın çok sebebi var ama en temel hedefi partimizin dengesini bozmak olduğunu unutmayın” dedi ve ekledi:

“Bizi kudretsiz göstermek, iç çekişmelerimizin büyümesini sağlamak olduğunu unutmayın” diye devam eden İmamoğlu “Bizi bölerek, parçalayarak, korkutarak, savurarak, savrulmamızı sağlama çabasıyla yolumuzdan etmeye çalıştıklarını unutmayın. Odağımızı şaşırmamızı, iktidar hedefimizden vazgeçmemizi, müzmin bir muhalefet partisi olmamızı, kendi rejimlerini ve sistemlerini bu ülkeye yerleştirerek neredeyse daimi bir iktidar kurma çabası içinde olduklarını unutmayın.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “TBMM Grubu Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı”nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. İmamoğlu, konuşmasına şu sözlere başladı:

“Nereye gitsem ekonomiden sağlığa, adaletten eğitime her alanda bir çöküş tablosuyla karşı karşıyayız. Herkes sorunlarını ifade ederken, sorunlarının sebebini de çok iyi biliyor. Kimin, hangi uygulamaların ülkemizi böylesi bir sürece taşıdığını çok net ifade ediyorlar. CHP’liler olarak bize sorumluluğumuzu hatırlatıyorlar.

Halkımız bir kez daha topluma ilham olan, kurucu irade gibi bir irade göstermemizi, tekrar ayağa kalkarak itibarlı bir devlet, her bireyini eşit bir birey olarak seven, kucaklayan, kucaklanan bir ortamın varlığını, sürecin hayata geçirilmesini bekliyorlar. Nereye gitsem, avaz avaz millet bizi çağırıyor ve bizden bu söylediğim sorumluluğumuzu taşımamızı bekliyor. Adaletsizliklerle kuşatılsa da yerel seçimde bu iktidara karşı durma bilincini gösteren, bizi birinci parti yapan milletimizin bizi çağırdığını hissetmenizi istiyorum. Bu kahredici tabloyu değiştirebilecek tek güç olarak CHP’yi görüyorlar.”

Erdoğan’ın, kendisine ve Özgür Özel’e Esenyurt’ta yaptıkları konuşma nedeniyle açtığı 1 milyon TL’lik tazminat davasına ilişkin de konuşan İmamoğlu, şu tepkiyi gösterdi: “Yeni bir yargı tacizini de taze taze bize yaşattılar. Esenyurt Meydanı’ndaki haklı sözlerimiz, ifadelerimiz ve hatırlatmalarımıza sayın Cumhurbaşkanı kızmış. Hemen avukatına talimat vermiş bana ve Sayın Genel Başkanımıza 1’er milyon liralık tazminat davası açmış. 65 yaşına gelmiş, 40 yılını yaklaşık Türkiye’nin bilim dünyasına ayırmış, Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’in kişilik haklarını ayaklar altına alırlarken, bizim onlara sorduğumuz gerçek ve kanıtlı sorularımızı kişilik haklarını saldırı olarak görmüşler.

Neymiş kamuoyu önünde küçük düşmüş. Bizim ne kişilerle ne de kişilikleriyle meselemiz olmaz. Ta ki kişilikleri memlekete zarar verir hale gelene kadar. Bizi, cumhuriyetin var oluş sebeplerini yerle bir ederek, milletimizi ülkemizi devletimizi dünyaya sefil ve rezil ederlerken, bunları yaptıkları an tam da bu noktada gereken sözü söylemeyi, gereken soruyu sormayı asla geride bırakmayız. Açıkçası benim konuşmam tam da bu eksendeydi.”

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın, 2 gün önce tutuklanan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’i kastederek kullandığı “Şehrin emini terör yandaşı olamaz” ifadelerine de yanıt veren İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Ne kadar uydurma safsata bir kısım cümleleri içerin iddianameyi okuduğumda ben o iddianameyi yere fırlattım. Utanç duydum. 10 yıl önceki telefon görüşmesiyle birini terörist ilan eden anlayış, o itham açıkçası dün o sözü söyleyen İçişleri Bakanına döner bumerang gibi vurur. Şimdi buradan hatırlatma yapmak isterim. 10 yıl önce Fethullah Gülen’e nasıl övgüler düzdüğünü hatırlatayım. 10 yıl önce Türkiye’de ‘Türkçe Olimpiyatları geldiği aşamayla maşallahı hak ediyor’ diyen sensin. Organizasyonu düzenleyen sensin, İçişleri Bakanı olan zat sensin. Sponsor katkısı sağlayan da sensin. 10 yıl önce terör örgütüyle kol kola olan sensin.

Ne diyelim şimdi? Dönüp senin söylediğin sözleri sana mı ifade edelim? Tam olarak senin cümlelerini de o döneme dair seçersen şöyle mi diyelim? “Sureti aktan görünüp, diğer taraftan fikriyle zikriyle terör örgütüyle bir olunmaz” deyip sana mı hatırlatalım. İçişleri Bakanı terör yandaşı olamaz mı diyelim? Nasıl, hoşunuza gitti mi sayın İçişleri Bakanı? Siz önce bakanlığınızı kim yönetiyor ona bakın. Ben İçişleri Bakanı’na seslenmek istiyorum. Sana bile haksızlık yapılsa, ona bile karşı duracak insanlar var bu salonda.”

Paylaşın

Kara Delikler Evrenin Genişlemesini Yönlendiriyor Olabilir

Bilim insanları, evrenin hızlanan genişlemesini yönlendiren ve gizemli enerji olarak tanımlanan karanlık enerjinin kara deliklerle bağlantılı olabileceğine dair kanıtlar bulmuş olabilir.

Haber Merkezi / Karanlık enerji, evrenin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor ve 13,8 milyar yıl önce gerçekleşen Büyük Patlama’nın ardından ortaya çıkan evrenin büyümesini yönlendirdiği düşünülüyor.

Ancak gizemli enerjinin tam olarak nereden geldiği ise belirsizliğini koruyor. Son yıllarda bazı bilim insanları, karanlık enerjinin tüm evrene yayılmak yerine devasa kara deliklerin merkezinde yer alabileceğini öne sürüyorlar.

Journal of Cosmology and Astroparticle Physics’te yayınlanan yeni bir araştırma, görünüşte ilgisiz bu iki olgu arasında bir bağlantı olduğuna dair ilk ipuçlarını bulduğunu iddia ediyor: Evren yaşlandıkça artan karanlık enerji yoğunluğu ile büyüyen kara deliklerin kütlesi arasındaki bir eşleşme.

Michigan Üniversitesi’nden Fizik Profesörü Gregory Tarle, “Kendinize ‘Evrenin sonraki dönemlerinde yer çekimini evrenin başlangıcındaki kadar güçlü olarak nerede görüyoruz?’ sorusunu sorarsanız, cevap kara deliklerin merkezindedir” dedi ve ekledi:

“Büyüme sırasında olanların tersine işlemesi, kütleli bir yıldızın maddesinin yer çekimi çöküşü sırasında tekrar karanlık enerjiye dönüşmesi mümkün, tıpkı tersten küçük bir Büyük Patlama gibi.”

Bilim insanları, kranlık enerjinin kara deliklerle bağlantılı olabileceğine dair ipuçları aramak için, ABD’nin Arizona Eyaleti’ndeki Nicholas U. Mayall 4 metrelik Teleskobu’na monte edilmiş Karanlık Enerji Spektroskopik Aleti’ni (DESI) kullandılar. DESI, evrenin günümüze kadar nasıl genişlediğini incelemek için milyonlarca galaksinin aylık konumlarını belirliyor.

Bilim insanları, evrenin farklı evrelerinde karanlık enerji ile kara delik büyümesine ilişkin verileri karşılaştırarak ilgi çekici bir gözlemde bulundular.

Hawaii Üniversitesi’nden Fizik Doçenti Duncan Farrah, yeni kara delikler oluştukça, evrendeki karanlık enerji miktarının da doğru şekilde artığını belirterek, “Bu, kara deliklerin karanlık enerjinin kaynağı olması ihtimalini daha da makul kılıyor” dedi.

Hipotez doğrulanırsa, ile ilgili bir bilmeceyi çözmeye yardımcı olabilir. Gregory Tarle, “Temel olarak, kara deliklerin, içinde var oldukları evrenle bağlantılı olarak karanlık enerji olup olmadığı artık sadece teorik bir soru olmaktan çıktı, bu artık deneysel bir soru” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Bakırhan: DEM Parti Olarak Çözümden Yanayız Çözüme Hazırız

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Henüz bir süreç yok. Kimi kanalları açtığımızda, maşallah, her şeyi konuşuyorlar, çözülüyorlar. Bizim olmadığımız ortamlarda yapıyorlar. Türkiye’de böyle bir gelenek de var. Muhatabının dahil olmadığı tartışmalarla sorunlar tartışılıyor. Muhatabın kendisi orada yok, muhatabın ne dediği orada yok ama birileri onun üzerine defalarca yorum yapıyor. Henüz bir tartışma düzeyindedir. Bir sürece evrilir mi evrilmez mi bu konuda çok emin değiliz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Karşımızda iktidar ve ortakları var. Ne kadar tutarlılar, samimiler, Ortadoğu’daki bu girdaba kapılmamak için samimi bir şekilde meseleyi masaya yatırıp diyalog ve müzakereyle çözmeye çalışacaklar mı bilmiyoruz. Basında yazıldığı gibi kapalı kapılar arkasında bir diplomasi yok, bir görüşme yok. Basın üzerinden iktidar ve ona bağlı aktörlerin sözleriyle değerlendirmeye çalışıyoruz. Biz nerede miyiz? Biz bu tartışmaların bir sürece evrilmesini canı gönülden istiyoruz. Biz müzakere için varız. DEM Parti diyalog için var, müzakere zeminini büyütmek için var. DEM Parti çözüme dair toplu iğne ucu kadar bir ışığı görse dahi bunu değerlendirmek için bütün örgütleri ve seçmenleriyle birlikte çalışır. İşte bunun için bu tartışmaları yakinen takip etmemiz gerekiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı “Çand Amed Kongre Merkezi”nde halk buluşması düzenledi. Toplantıya çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, burada yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Çok önemli bir süreçte önemli bileşenimizle bir arada olmaktan mutluluk duydum. Bu tür süreçler başta olmak üzere biz çalışanlarımızla, örgütümüzle, mücadele eden arkadaşlarımızla birlikte oturur, uzun uzun değerlendirmeler yaparız. Nasıl yol alacağımıza hep birlikte karar veririz. Yaptığımız tartışmalar sonucunda da birlikte kararlaştırdığımız düşünceleri hayata geçirmeye çalışırız. DEM Parti ve geleneğinden gelen bütün siyasi partiler böyle çalışır. Bugüne kadar zulüm ve baskıya rağmen hala Türkiye’nin en önemli siyasi zemininin sahibi olmamızın bir sebebi de birlikte tartışıp karar almamız ve birlikte hayata geçirmemizdir. Bu kıymetli ve değerli geleneği bugün de önümüzdeki günlerde de hayata geçireceğiz.

Çok önemli gelişmeler oluyor. Dünya kapitalist emperyalist sistemi büyük bir bunalım içinde, ciddi bir kriz yaşıyor. Ciddi bir belirsizlik var. Uzun uzadıya sistemin yaşadığı krizlerin üzerinde durmayacağım ama bu krizlerin en önemli göstergelerinden biri de gelir dağılımı. Dünya hiç olmadığı kadar çok adaletsiz bir anlayışla karşı karşıya. Birkaç büyük şirketin elde etmiş olduğu kar bile bir kıtada yaşayan insanların bütün gıda ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeydedir. Birkaç insan, birkaç yüz milyon insanın tüketeceği gıda kadar kar edebiliyor. Bu kardan da taviz vermeden, daha da fazlasını elde etmeye çalışıyor. Bu da ciddi bir krize sebebiyet veriyor. Kapitalizmin krizi aşmak için yıllardır başvurduğu bir tek yöntem var. Krizi şiddetle ve çatışmalarla ötelemeye çalışıyorlar.

Rusya’daki devrimden sonra, kendi içlerindeki krizlere ilişkin ittifak sağladılar ama Sovyet sistemi çözüldükten sonra kapitalizm daha büyük bir bunalım içine girdi. Çünkü artık pay edecekleri yerler kalmadı. Vekalet savaşlarıyla ve doğrudan savaşlarla, elde edecekleri rantı ve karı düşünerek pervasızca bir yönelim içine giriyorlar. Bu krizin, bu çatışmaların merkezinde de Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyası bulunuyor. Türkiye bu krizin hemen yanı başında, göbeğinde bulunuyor. Ortadoğu’ya baktığımız zaman bir savaş alanına benziyor. Sadece İsrail-Filistin arasında bir çatışma yok; Suriye’nin durumu ortada, Irak ortada, İran’ın durumu ortada, Türkiye’nin son 40 yılda yaşadıkları ortada. Savaşın neredeyse her yere sıçrama ihtimali var. Biz de hem Kürdistan coğrafyası olarak hem de Türkiye olarak bu savaş girdabının tam merkezinde yaşıyoruz.

Kaos, kriz ve ciddi bir girdap var. Bulaşanı içine alan, değiştirip dönüştüren; bulaşanın yıkıldığı, yakıldığı bu süreçte Türkiye bu girdabı atlatabilir mi? Biraz son süreçte yaşanan tartışmalar bunun üzerinedir. Evet, tehlikeli bir girdap var ve bu girdaptan kurtulmanın tek yolu- hangi ülke olursa olsun- kendi toplumsal barışını sağlamaktır. Kendi toplumsal barışını sağlamayan, kendi içindeki farklılıkları yok sayan, klasik inkar anlayışıyla devam eden ülkeler bu girdaba kapılabilir.

Sonuçları da bütün ülkelerde yaşayan halkları, emekçileri etkileyeceği için bu mesele hepimizi, en başta da yönetenleri ilgilendirmektedir. Bir noktada karar vermek lazım: Ya bu çatışmalı sürecin içinde yer alınacak ya da bu çatışmalı süreçte en güvenli olan seçenek tercih edilecek. Güvenli olan toplumsal barışı sağlamaktır, Kürtlerle barış sağlamaktır. Rejimin bugüne kadar reddettiği, yok saydığı, yok etmeye çalıştığı halklarla ve inançlarla toplumsal barışı sağlamaktır. Daha adil olmaktır, ekonomik adaleti sağlamaktır. Daha fazla demokrasi ve özgürlüğü hayata geçirmektir.

Dolayısıyla Ortadoğu’daki bu gelişmeleri yakından takip etmek gerekiyor. Bizlere de büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Maalesef iktidarlar bu konuda çok gözü kara, güçlü gözüküyor. Yarını hesaplamadan, bunun ülkesini ne kadar etkileyeceğini bilmeden ya da bilse dahi iktidar koltuğunu korumak için bu süreçlere kendi ülkesinin halkını sürüklüyorlar. Biz hem Ortadoğu’daki bu çatışma ve kaosa hem de Türkiye’deki iktidar ve muhalefet arasındaki kutuplaşmaya Üçüncü Yol fikriyatını öneriyoruz. Ortadoğu’daki bu çatışmalara ne kapitalist-emperyalist sistemin enerji ve ticaret yollarını denetime alması ne de kendi ülkelerindeki halkları, inançları ve emekçileri yok sayan tekçi otoriter sistemler çözüm getirir. Ortadoğu’da halklar ve inançlar özgürce kendilerini yaşatmalılar, kendilerini yaşatacakları zeminlerin güvencesi verilmelidir.

Türkiye’de de öten beri DEM Parti’nin tutumu bellidir. Biz bu ülkenin en temel meselelerinden birinin Kürt sorunu olduğunu defalarca dile getirdik. Bu salonda oturan bütün arkadaşlarımız çok büyük bedeller ödedi, emek verdi. Bütün yönelimlere rağmen, hala burada olmanın, bu meseleyi sahiplenmenin, çözümü için mücadele etmenin ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya gerek yok ama bu salonun savunduğu düşüncelerin bugün hayata geçme sürecidir. Biz diyoruz ki Türkiye’de yüz yıldır yok sayılan en başta Kürtler olmak üzere halklar ve inançlarla toplumsal barış sağlanmalıdır. En büyük güvenlik SİHA’lar, İHA’lar, sınırlardaki yüz binlerce elinde tüfekle bulunan kolluk kuvvetleri değildir; bir ülkenin en büyük güvenliği kendi içinde sağlamış olduğu barışıdır.

Şimdi yönetenlere soruyoruz: Gerçekten böyle bir ülke güvenli bir ülke midir? Oturup bunun üzerine tartışmak gerekiyor. Kendi sorununu çözen hiçbir ülke ne girdaba girer ne de uluslararası hegemonik güçlerin hayata geçireceği oyunlara gelir. İç barışını, toplumsal barışını sağlayan hiçbir ülkenin güvenlik sorunu olmaz. Güvenlik sorunu olan ülkeler kendi içinde sorun yaşayan ülkelerdir. Güvenlik kaygısı duyan ülkeler kendi içindeki sorunları çözemeyen ülkelerdir. Onun için Türkiye’nin önünde tarihsel fırsatlar bulunuyor. Tarihsel fırsat demişken de Türk-Kürt ilişkileri Türklerin Anadolu’ya geldiği günden bu yana yeniden mercek altına alınmalıdır.

Türklerin Kürtlerle kurmuş olduğu doğru temeldeki ilişkiler, her zaman tarihte yeni atılımlara ve yeni süreçlerin başlangıçlarına sebebiyet vermiştir. Malazgirt’ten Kurtuluş Savaşına kadar tarihe iyi bakarsak Kürtlerle doğru temelde kurulan saygın ilişkiler her zaman Türkiye’de yaşayan halkların ve inançların lehine sonuçlar yaratmıştır. Ama birileri bunu görmemiştir, görmek istememiştir. Kürt-Türk tarihsel ilişkilerini kendi iktidarı için araçsallaştırmışlardır bugüne kadar. Ancak önümüzdeki günlerde artık ya bu ilişkileri reddedecekler ya da demokratik bir temelde Kürt-Türk ilişkilerini yeniden bir zemine oturtacaklar.

“DEM Parti olarak çözümden yanayız, çözüme hazırız”

Biz nerede miyiz? Biz buradayız ve bu konudaki düşüncelerimiz hiçbir zaman değişmedi. Kürt-Türk ilişkilerinin demokratik bir zemine oturmasını savunuyoruz, destekliyoruz. Yakın zamanda bunun için çok önemli bir fırsat da ortaya çıktı. 43 aydır ailesi ve avukatlarıyla hukuksuzca görüştürülmeyen Sayın Öcalan’ın Milletvekilimiz Ömer Öcalan’la görüşmesi hem bizlerde hem de emekçilerde, tarım ve hayvancılıkla uğraşanlarda, geçimini sağlayamayan esnafta büyük bir umut yarattı. En son Bursa’da bir etkinliğe katılmıştım. Görüşmeden sonra, Kürtlere negatif bakan insanlar dahi ‘Artık bu mesele bir biçimiyle çözülsün, önemli bir zemin var’ dediler. Evet, Sayın Öcalan çok net bir şey söyledi. ‘Bu çatışma ve şiddet zemininden çıkılması için elimden gelen bütün katkıyı sunmaya hazırım. Bu konuda kendime güveniyorum’ dedi. Ne büyük bir şans ortaya çıktı.

Sayın Öcalan bu meselenin diyalog ve müzakere ile çözülmesini istiyor. Onun kurmuş olduğu parti olan KCK de üst düzeyde açıklamalar yaparak Sayın Öcalan’ı işaret etti. Kürtler, emekçiler, bileşenlerimiz, ittifaklarımız işaret ediyor. Bu zeminin doğru değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini hep birlikte göreceğiz. Bu toplantıları da tam da Türkiye’de yapılan son tartışmalar için yapıyoruz. Sizden bir şey kaçırdığımız yok. Halkımıza her zaman açığız, açık olmaya devam edeceğiz. Bu bizim için büyük görev ve sorumluluktur. Onun için bu tartışmaları birlikte yapacağız.

Henüz bir süreç yok. Kimi kanalları açtığımızda, maşallah, her şeyi konuşuyorlar, çözülüyorlar. Bizim olmadığımız ortamlarda yapıyorlar. Türkiye’de böyle bir gelenek de var. Muhatabının dahil olmadığı tartışmalarla sorunlar tartışılıyor. Muhatabın kendisi orada yok, muhatabın ne dediği orada yok ama birileri onun üzerine defalarca yorum yapıyor. Henüz bir tartışma düzeyindedir. Bir sürece evrilir mi evrilmez mi bu konuda çok emin değiliz. Karşımızda iktidar ve ortakları var. Ne kadar tutarlılar, samimiler, Ortadoğu’daki bu girdaba kapılmamak için samimi bir şekilde meseleyi masaya yatırıp diyalog ve müzakereyle çözmeye çalışacaklar mı bilmiyoruz.

Basında yazıldığı gibi kapalı kapılar arkasında bir diplomasi yok, bir görüşme yok. Basın üzerinden iktidar ve ona bağlı aktörlerin sözleriyle değerlendirmeye çalışıyoruz. Biz nerede miyiz? Biz bu tartışmaların bir sürece evrilmesini canı gönülden istiyoruz. Biz müzakere için varız. DEM Parti diyalog için var, müzakere zeminini büyütmek için var. DEM Parti çözüme dair toplu iğne ucu kadar bir ışığı görse dahi bunu değerlendirmek için bütün örgütleri ve seçmenleriyle birlikte çalışır. İşte bunun için bu tartışmaları yakinen takip etmemiz gerekiyor.

Bizim bugün burada sizinle paylaşacağımız şeyleri sizin de halkımızla, halklarımızla kendi yerelinizde paylaşmanız gerekiyor. İnsanlar yalan yanlış bilgi almamalıdır. Hem Saray medyasında hem de onun dışındaki ulusalcı ve ırkçı tartışmalardan etkilenerek yanlış düşünceye sevk edilmemelidir. Gidip halklarla, emekçilerle konuşacağız. Siirt’teki Araplarla, Kars’taki Terekemelerle, Azerilerle konuşacağız. Türkiye emekçileriyle konuşacağız. Bu toplantıları Türkiye’nin dört bir yanına yayarak da aslında partimizin duruşunu hep birlikte ortaya koyacağız.

“Bu tartışmaların bir sürece evrilmesi kıymetlidir ama ortada bir süreç yoktur”

Büyük bir potansiyelimiz var. Eğer bu potansiyeli doğru örgütleyebilir ve doğru harekete geçirebilirsek, bugün bu tartışmaları yürütenlerin meseleye nasıl baktıklarının bir anlamı olmaz. Eğer gerçekten halkları, emekçileri, bu gidişattan memnun olmayanları ve bu sorunun müzakere ve diyalogla çözülmesini isteyenleri örgütleyebilirsek hiçbir sistem istesin istemesin bu talebin karşısında duramaz. Bu barışı toplumsallaştırmak gerekiyor. Asıl barışı yapacak olanlar Türkiye halklarıdır. Asıl barışı getirecek olanlar bu salonda oturanlar ve bu salonda oturanların ulaşacağı milyonlardır. Basınç oluşturmadan, kendi taleplerimizi duru bir şekilde ortaya koymadan kendi partimize ve bu müzakere konusunda rol oynayacak aktörlere güçlü bir destek veremezsek, iktidarın iki yetkilisinin ağzından çıkanlarla yetinmek durumunda kalırız.

Onun için bir sürece evrilmesi değerlidir, kıymetlidir ama bir süreç yoktur. Bu süreci yaratacak olan bizim kendi gücümüz ve örgütlülüğümüzdür. Gücünüz, sözünüz ve örgütünüz kadardır. Eğer örgütünüz güçlü değilse sözünüzün de bir kıymeti harbiyesi yoktur. Sözünüz ne kadar doğru olursa olsun, maalesef günümüzde ve dünyada siyaset böyledir. Gücün örgütün kadardır, sözün örgütün kadar dikkate alınır. Dolayısıyla örgütümüzü büyütüp güçlendireceğiz. İttifaklarımızı geliştireceğiz. Yerelde barış isteyen partilimiz olsun olmasın bütün çevrelerle bir araya gelerek bu tartışmaları yapmamız gerekiyor.

Barış Türkiye halkının aleyhine bir durum değil. Barış sadece Kürtlerin lehine bir sonuç oluşturmuyor. Kars’ta hayvan yetiştiren Terekemeleri de ilgilendiriyor. Siirt’teki Arapları da Karadenizlileri de ilgilendiriyor. Amed’de ve Mardin’de yaşayan Süryani’yi, Ermeni’yi de ilgilendiriyor. Barış en çok da kadınları ve gençleri ilgilendiriyor. Barış hepimizi ilgilendiriyor, hepimizin lehine bir sonuç ortaya çıkarıyorsa demek ki bizim örgütlenme sahamız biraz önce saydığım Türkiye’nin yüzde 80’ine tekabül ediyor. Emekçidir, büyük çoğunluğu yoksuldur, ötekidir. Alın terinin hakkını alamıyor, dilini konuşamıyor. Memleket demokratik değil, özgürlükler yok. Dolayısıyla tam da bu meseleyi anlatabileceğimiz büyük bir kesim var. Onun için bizlere büyük sorumluluk düşüyor.

‘Barış herkese kazandırır’ sözünü en ücra köye ve köşeye ulaştırmak ve barışı herkesin ortak talebi haline getirmek bizim en temel meselemizdir. Bugün de toplanma gerekçemizin en önemli ayaklarından biri budur. Siz buna dahil olacaksınız, siz götüreceksiniz, siz örgütleyeceksiniz. Siz Türkiye’nin dört bir yanında, “Bu böyle gitmez. 3 trilyon dolar Kürtler demokratik haklarını kullanmasın diye harcanmasın, emekçiye ve çiftçiye harcansın” diyebilirseniz bu tartışmalar bir sürece evrilebilir. Aksine rehavete kapılırsak, bir süreç varmış da arka kapılar arkasında trafik yürüyormuş gibi davranırsak 2013-15 tarihindeki Çözüm Süreci gibi yine devletin jopuyla ve mahkemeleriyle karşı karşıya kalabiliriz. Sistemler hiçbir zaman kendileri istediği için çözüme gelmemiştir. Kurumlar, topluluklar ve halklar istediği için bir çözümü benimsemek zorunda kalmıştır.

Bütün örgütsel yapımız bu salondadır. Biz zorlayacağız. İyi niyetli olsalar da olmasalar da biz zorlayacağız. Sayın Öcalan çok net söyledi. Bundan daha kıymetli bir şey olmaz. ‘Buyurun, hukuki ve siyasi zemini oluşturun, ben varım’ dedi. O zaman buyurun o zemini oluşturun, oluşturalım. Devlet aklı ve iktidar burada nerede duruyor, ne kadar samimidir emin olun onu bilmiyoruz ama hep birlikte önümüzdeki günlerde öğreneceğiz.

Bu tartışmalar bir taraftan yürüyor. Ancak bir taraftan zulüm, ekonomik kriz, eko-kırım, kadın kırımı, gençlerin yaşadığı sorunlar devam ediyor. Gün yok ki gençler uyuşturucu batağına batmasın, kadınlar katledilmesin. Gün yok ki eko-kırım olmasın. Buraya gelmeden önce okuduğumuz haberlerde, yine iktidara yakın firmaya ağaçları keserek 5 yıldızlı oteller yapma izni verdiklerini gördük. Bir taraftan tartışmaların bir sürece evrilmesi için yoğun çalışmalar yürüteceğiz ama öbür taraftan da bugüne kadar yürüttüğümüz mücadeleyi ve direnişi büyüterek devam edeceğiz.

Nerede bir fabrikada grev varsa orada olacağız, nerede bir haksızlık varsa orada iktidarın politikalarını eleştireceğiz. Nerede bir insanımızın haksız ve hukuksuz yere hakkı gasp ediliyorsa onun yanında duracağız. Tekirdağ’da işçinin yanında duracağız. Karadeniz Hopa’da ovasını, suyunu, toprağını savunan Reşit’in yanında olacağız. Haksızlık hukuksuzluk karşısında geçmişten daha çok duracağız. Yani ‘bir tartışma var oturup izleyelim’ demek en başından halkın aleyhine çevirebilir. Onun için rehavete kapılmadan, bu tartışmaların bir sürece ve toplumsal barışa evrilmesi için anahtarın halklarımız olduğu bilinciyle hareket edeceğimiz önemli bir döneme girdik.

“Çözüme evet ama eğer onurlu bir barış olacaksa”

Bu konuda belki daha sonra konuşacağız. Yetkili organlarımızın bu konuda tartışmaları var. Orada dile getirilen düşüncelerimizi izlemenizi öneririm. Çünkü bu süreç hassas bir süreçtir. Bu süreçte daha çok yetkili kurullarımızın ne dediği, hangi açıklamaları yaptığı çok önemlidir. Çünkü yerellerimiz de bu yapılan tartışmaları kendi yerellerinde yapmak ve oradaki bütün kesimlere ulaşmak durumundadır. Kısaca şunu söylemek istiyorum: Çözüme biz varız, elimiz çözüm ve müzakere için her zaman açıktır ama kimse bu süreci iktidarı için, koltuğu için araçsallaştırmasın. Çözüme evet ama tasfiyeye hayır. Çözüme evet ama eğer onurlu bir barış olacaksa. Çözüme evet ama gerçekten demokratik bir Türkiye olacaksa, demokratik bir cumhuriyet olacaksa. Çözüme evet ama ezilen-ezen ilişkisinin pervasızca ezilenin aleyhine işlediği, ekonomik adaletin olmadığı bir Türkiye olsun istemiyoruz.

Umutlu olun; güçlüyüz, diz çökmedik ve mücadelemizi bugüne getirdik. Herhalde bu salonda devletin sillesini yemeyen, hücresini görmeyen tek bir arkadaşımız yok. Sanırım bu 40 yıllık süren çatışmalarda bedel ödemeyen tek bir insanımız yok. Bunu bir sonuca ulaştırmanın önemli bir arifesindeyiz. Sonuca ulaştıracak olanlar bu bedeli ödeyenlerdir, emek verenlerdir. İşinden ve aşından fedakarlık yaparak gece gündüz halkın içinde olan, halkını örgütleyen, vazgeçmeyen sizlersiniz. Bu vazgeçmez tutumunuzun bizi olumlu bir noktaya götüreceğine olan inançla hepinizi tek tek saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

“Rebecca Sendromu” Nedir, İlişkinizi Mahvedebilir Mi?

“Rebecca Sendromu” veya diğer adıyla “Geriye Dönük Kıskançlık”, ilişkide olan birinin, sevgilisinin eski sevgilisine karşı kıskançlık veya takıntılı olması durumudur. “Geriye dönük” kısmı, sabit ve değiştirilemeyen geçmişi ifade eder.

Haber Merkezi / Terim adını, yazar Daphne du Maurier’in 1938 tarihli Rebecca adlı romanından almıştır. Bu romanda, dul bir adamın ikinci eşinin, kocasının herkesin çok güzel olduğunu iddia ettiği eski karısı Rebecca ile asla rekabet edemeyeceği düşüncesiyle boğuşmasının hikayesi anlatılmaktadır.

Roman, 2020 yılında Rebecca adıyla filme uyarlandı. Filmde başrollerde Lily James ve Armie Hammer yer aldı.

2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre “Rebecca Sendromu” birçok kişinin deneyimlediği bir şey. Araştırmaya katılan bin bekar ABD’linin yüzde 56,5’i eski sevgililerinin sosyal medya platformlarındaki profillerine ayda en az  bir kez baktıklarını ifade ettiler.

Bu oran evli çiftlerde yüzde 65,8 ile daha da yüksek olurken, en büyük yüzde ise yüzde 66,7 ile ilişkisi olanlarda görüldü.

Dr. Kate Balestrieri, bir kişinin partnerinin geçmiş ilişkileri üzerine kadar zaman geçmiş olursa olsun partnerine karşı güvensizlik duyguları yaşayabileceğini söylüyor.

Kate Balestrieri, “Bu durum çiftler için gerçekten çok fazla acıya yol açabilir, kişi partnerlerinin geçmiş ilişkilerinin ayrıntılarını anlamaya odaklanır, partnerlerinin eski sevgilileri hakkında düşünüp düşünmediğini veya fanteziler kurup kurmadığını merak eder veya hatta mevcut ilişkilerini geçmiş deneyimleriyle karşılaştırırlar” diyor ve ekliyor:

“Bu, birinin geçmişte yaşadığı ilişkisel travmalar nedeniyle terk edilme korkularını ve bir ilişki için asla yeterince iyi olamayacağına dair düşüncelerini telafi etme yolu olabilir.”

Balestrieri ayrıca, Rebecca Sendromunun bir psikolojik bozukluk olmadığını, ancak başka psikolojik sorunlar da rol oynayabileceğini belirtiyor.

Partnerin geçmiş ilişkileri ve/veya cinsel geçmişi konusunda takıntılı olmak ve partnerinizin eski sevgilisini takip etmek Rebecca Sendromunun en önemli belirtileridir.

Paylaşın

Tinnitus: Kulak Çınlamasına Ne Sebep Olur?

Genellikle kulak çınlaması (vızıltı, tıslama veya ıslık) olarak tanımlanan tinnitus, dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor. Bu sorun özellikle yaşlı yetişkinlerde oldukça yaygındır.

Haber Merkezi / Peki buna tam olarak ne sebep olur?

Tinnitusun önde gelen nedenlerinden biri yüksek sese maruz kalmaktır. Yüksek sesler, beyninize ses sinyalleri göndermeye yardımcı olan iç kulaktaki küçük tüy hücrelerine zarar verebilir. Bu hücreler hasar gördüğünde, beyninizin çınlama veya uğultu olarak yorumlayabileceği hatalı sinyaller gönderebilir.

Yaşlanma da tinnitusun bir diğer önemli etkendir. Yaşlandıkça, koklea adı verilen iç kulağın bir kısmı yıpranmaya başlar. Bu yaşlanma süreci, yüksek sesten etkilenen aynı tüy hücrelerine zarar verebilir.

Bazı sağlık sorunları da tinnitusa neden olabilir. Yüksek tansiyon ve tıkalı atardamarlar gibi kan dolaşımı sorunları kulağın kan akışını etkileyebilir. Kulağın iyi çalışması için sabit bir kan akışına ihtiyacı vardır ve bu bozulduğunda tinnitusa da dahil olmak üzere işitme sorunlarına yol açabilir.

Tinnitus ile bağlantılı diğer sağlık sorunları arasında diyabet, tiroid sorunları ve multipl skleroz gibi nörolojik bozukluklar bulunur.

Bazen ilaçlar tinnitusa katkıda bulunabilir. Yüksek dozda aspirin, bazı antibiyotik türleri, iltihap giderici ilaçlar ve bazı antidepresanların yan etki olarak tinnitusa neden olduğu bilinmektedir.

Yaygın ancak sıklıkla göz ardı edilen bir tinnitus nedeni de kulak kiri birikmesidir. Çok fazla kulak kiri kulak kanalını tıkayabilir, bu da işitme kaybına veya kulak zarının tahriş olmasına yol açabilir ve bu da çınlama veya vızıltı seslerine neden olabilir. Aşırı kir birikmesini önlemek için kulaklarınızı düzenli olarak temizlemek tinnitusu azaltmaya veya önlemeye yardımcı olabilir.

Stres ve kaygı giderek daha fazla tetikleyici olarak kabul ediliyor. Stres doğrudan tinnitusa neden olmasa da durumu daha da kötüleştirebilir.

Tinnitusu yönetmek ve azaltmak

Tinnitus rahatsız edici olsa da, yaygın nedenleri anlamak, bunu önlemek veya yönetmek için adımlar atmanıza yardımcı olabilir. İşte dikkate alınması gereken bazı önemli noktalar:

Yüksek seslere maruz kalmayı sınırlayın ve gerektiğinde kulak koruması kullanın.
Yüksek tansiyon ve diyabet gibi sağlık sorunlarınızı uygun tıbbi bakımla yönetin.
İlaçlarınızı kontrol edin ve herhangi bir sorun fark ederseniz doktorunuza danışın.
Kulaklarınızı temiz tutun ve aşırı kulak kiri birikmesini önleyin.
Stresinizi azaltın.

Paylaşın

İklim Hedefleri “Kilometrelerce” Uzakta

Dünyanın 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşması için, Paris İklim Anlaşması’nı imzalayan 200 ülkenin 2030 yılına kadar yüzde 43’lük bir azalma hedefine ulaşması gerekiyor.

Haber Merkezi / Ancak küresel ısınmayla mücadele etmekle görevli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) yakın tarihli bir raporuna göre, Dünya şu anda karbon emisyonlarında yalnızca yüzde 2,6’lık bir azalmaya ulaşma yolunda.

UNFCCC, 2015 anlaşmasına dahil olan yaklaşık 200 ülke tarafından sunulan karbon kesme planlarını analiz etti. Karbon azaltma planlarını önemli ölçüde hızlandırmazlarsa, Dünya’nın toplam ısınmasını sanayi öncesi seviyelerden 1,5º C daha sıcak tutmak imkansız olacak.

UNFCCC Yürütme Sekreteri Simon Stiell BBC’ye, “Raporun bulguları çarpıcı ama şaşırtıcı değil” dedi ve ekledi: “Mevcut iklim planları, küresel ısınmanın her ekonomiyi felç etmesini ve her ülkede milyarlarca hayatı ve geçim kaynağını mahvetmesini durdurmak için gerekenin çok gerisinde kalıyor.”

Bazı bilim insanları küresel ısınmayı sanayi öncesi eşiğin altında tutma olasılığını çoktan gözden çıkardı. Nature Climate Change dergisinde ağustos ayında yayınlanan bir araştırmanın yazarları, sanayi öncesi seviyelerin 1,6º C üzerinde bir sıcaklığın insanlığın bu noktada gerçekçi bir şekilde elde edebileceği en iyi sıcaklık olduğunu belirledi.

Yazarlar, karbon nötr enerji teknolojilerine nihai geçişe atıfta bulunarak, “Hızlandırılmış enerji talebi dönüşümü, 2º C’nin altında kalma maliyetlerini azaltabilir, ancak ısınmayı 1,6° C ile sınırlama olasılığını daha da artırmada yalnızca sınırlı bir etkiye sahip olabilir” diye yazdı.

Carnegie Bilim Enstitüsü Küresel Ekoloji Bölümü’nde atmosfer bilimcisi olan Dr. Ken Caldeira, “1,5 C’nin üzerinde bir yıl insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durum” demiş ve eklemişti: “Yine de, her karbondioksit emisyonunun küresel ısınmada bir artışa neden olduğunu hatırlamak önemlidir.”

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change / UNFCCC), Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan küresel ısınmaya yönelik hükûmetlerarası ilk çevre sözleşmesidir.

Sözleşme; insan kaynaklı çevresel kirliliklerin iklim üzerinde tehlikeli etkileri olduğunu kabul ederek atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürmeyi ve bu gazların olumsuz etkilerini en aza indirerek belli bir seviyede tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda genel ilkeler, eylem stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir

Sözleşme; hükûmetlerarası düzeyde iklim değişikliğine yönelik ilk çevre mutabakatı olmasıyla önemli olsa da yaptırım gücü zayıftır, taraf ülkeler iyi niyet düzeyinde sözleşmeyi desteklemişlerdir. Bu sözleşme kapsamında 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü daha somut hedefler içermektedir.

Sözleşme (kısaca İDÇS), 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen “Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda imzaya açılmış ve ülkelerin onaylamasıyla 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Konferansta ayrıca “Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi” ve “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” kabul edilmiştir.

Paylaşın

Doğanın En Tuhafı: Kara Kırlangıç Balığı

Okyanus derinliklerinde yaşam zordur: Karanlık, soğuk ve muazzam basınç. Bu derinliklerinde yaşayan canlılar için işleri daha da zorlaştıran şey, çok fazla yiyecek olmaması.

Haber Merkezi / Okyanus derinliklerinde yaşayan hayvanlar ya yüzeyden batan organik madde parçalarını yakalamak ya da birbirlerini avlamak zorunda. Bu hayvanlardan biri de kara kırlangıç ​​balığıdır (Chiasmodon niger).

Uzun dişleri olan fener balığı veya devasa çeneleri olan pelikan yılan balıkları gibi diğer derin deniz balıklarıyla karşılaştırıldığında, kara kırlangıç ​​balıkları o kadar da tuhaf görünmez. Nispeten küçük olan bu balıklar, genellikle 15–20 cm uzunluğundadır.

Ve eğer yakın zamanda yememişlerse, kara kırlangıç ​​balığının ince, sardalya biçimli bir gövdesi vardır. Ancak, yedikten sonra görürseniz, isminin nereden geldiğini anlayabilirsiniz.

Kara kırlangıç ​​balıkları çenelerini sonuna kadar açabilirler ve inanılmaz derecede esnek midelere sahiptirler; mideleri o kadar genişleyebilir ki etraflarındaki deri şeffaf hale gelebilir.

Bu balıkların mideleri devasa boyutlarda şişebilir. Bu, buldukları hemen hemen her şeyi çiğnemeden yutabilecekleri anlamına gelir. Kendilerinin iki katı büyüklüğünde ve vücut ağırlıklarının 10 katından fazla balıkları yutabilirler.

Kara kırlangıç ​​balıkları, avlarını kuyruklarından yakalarlar, sonra dişlerini bir boa yılanı gibi vücudunun üzerinde gezdirirler, ta ki hepsini yutana kadar.

Bu beslenme alışkanlığı şüphesiz 700 ila 3.000 m arasında hayatta kalmak için yararlı bir özellik, ancak bu özelliğin bir dezavantajı var: Sindirme.

Bir yılan için bu bir sorun değil; sadece bir yerde saklanıp işlerine devam edebilirler. Ancak bir balık için, sindirim enzimleri çürümeye başlamadan önce yiyeceklerini parçalayamayabilir.

Eğer böyle bir durum gerçekleşirse, ayrışma gazları kara kırlangıcın karnını bir balon gibi şişirebilir ve balığın yüzeye çıkmasına neden olabilir ki bu da ölümcül ve tek yönlü bir yolculuk olur.

Kara kırlangıç balığı, 1860’lı yıllarda bilim insanlarının su yüzeyinde yüzen, kocaman ve şişkin karına sahip bir canlıyı bulmasıyla keşfedildi.

Daha yakın bir zamanda, 2007 yılında Cayman Adaları’nda bir balıkçı, içinde 86 cm uzunluğunda bir yılan uskumrusunun kalıntıları bulunan 19 cm uzunluğunda bir kara kırlangıç ​​balığı buldu.

Paylaşın

Maymunlar, Evren Yok Olmadan Önce “Shakespeare” Yazamayacak

Araştırmacılar, Dünya üzerindeki her maymuna bir daktilo verilse, evrenin ısıyla yok oluşuna kadar daktilo yazmaya devam etseler bile William Shakespeare’in eserlerini yeniden yazamayacaklarını hesapladı.

Haber Merkezi / Sonsuz maymun teoremi olarak adlandırılan bu teoreme göre, eğer sonsuz sayıda maymununuz olsaydı veya bir maymununuzun sonsuz zamanı olsaydı, verilen herhangi bir metin sonunda kesinlikle yazılacaktı.

Avustralyalı matematikçiler Stephen Woodcock ve Jay Falletta liderliğindeki araştırma, sonsuz maymun teoreminin “yanıltıcı” olduğunu söylüyor.

Araştırma, bir maymunun saniyede bir tuş hızında yazabilmesi durumunda bile “muz” kelimesini başarıyla yazma olasılığının yüzde 5, “maymunum, öyleyse varım” gibi rastgele bir cümle yazma olasılığının ise 10 milyon milyarda bir olduğunu ortaya koydu.

Woodcock, araştırmaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Araştırma, teoremi diğer olasılık bulmacaları ve paradoksları arasına yerleştiriyor” dedi.

Sonsuz maymun teoremi nedir?

Sonsuz maymun teoremi, bir daktilonun tuşlarına sonsuz bir süre boyunca gelişigüzel basan bir maymunun belirli bir metni (örneğin William Shakespeare’in tüm yapıtlarını) neredeyse kesin olarak yazabileceğini ortaya koyan matematik teoremidir.

Bu bağlamda, “neredeyse kesin” söz öbeği matematiksel bir terimdir ve “maymun” da gerçek bir maymundan çok, rastgele harflerden oluşan bir diziyi sonsuza dek üreten soyut bir aygıtı ifade eder. Teorem, çok büyük ama sonlu bir sayı hayal ederek sonsuzluk hakkında akıl yürütmenin risklerine dikkat çekmektedir.

Bir maymunun Shakespeare’in Hamlet’i gibi bir yapıtı tümüyle aynı biçimde yazabilme olasılığı o denli küçüktür ki, bu durumun evrenin yaşı ölçeğindeki bir sürede gerçekleşme şansı önemsizdir ama sıfır değildir.

Teoremin çok ya da sonsuz sayıda yazıcı içeren uyarlamaları olduğu gibi, hedef metnin büyüklüğü de bütün bir kütüphane ile tek bir cümle arasında değişebilmektedir. Teoremin kökleri Aristoteles’in Oluş ve Bozuluş Üzerine ve Cicero’nun Tanrıların Doğası adlı yapıtlarıyla Blaise Pascal ve Jonathan Swift’in düşüncelerine dayanmaktadır.

Émile Borel ve Arthur Eddington 20. yüzyılda teoremi, istatistiksel mekaniğin gizli zaman cetvelini ortaya koymak amacıyla kullanmışlardır. Birçok Hristiyan apolojist ve Richard Dawkins, evrim için kullanılan maymun benzetmesinin uygunluğu konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

Paylaşın

Afganistan’da IŞİD Saldırılarında En Az 28 Sivil Hayatını Kaybetti

Birleşmiş Milletler, Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Afganistan kolu olan IŞİD-K’nin, temmuz ve eylül ayları arasında düzenlediği saldırılarda en az 28 sivilin öldüğünü, 50 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Afganistan Misyonu (UNAMA), 31 Ekim’de yayınladığı üç aylık raporunda, IŞİD-K’nin Hazaralara yönelik iki hedefli saldırı da dahil olmak üzere dört saldırıyı üstlendiğini açıkladı.

UNAMA, IŞİD-K’nin ağustos ayında Batı Kabil’deki Hazaraları ve Nangarhar eyaletindeki Taliban üyelerini hedef alan iki saldırının sorumluluğunu üstlendiğini, her iki saldırıda da çocuklar da dahil olmak üzere yedi sivil öldürüldü ve 17 kişi yaralandığını bildirdi.

UNAMA’nın raporuna göre, 2 Eylül’de Kabil’de Taliban’a ait Kararname ve Emirler Yüksek Denetim ve Kovuşturma Müdürlüğü’nün dışında bir saldırı daha gerçekleşti, yedi sivil öldü, 29’dan fazla kişi yaralandı.

UNAMA göre en ölümcül saldırı, 12 Eylül’de IŞİD-K militanlarının Ghor ve Daikundi eyaletleri arasındaki sınırda bir aracı kaçırması sonucu yaşandı. Saldırıda 14 yolcu öldü, 4 kişi yaralandı; yaralıların hepsi Hazaraydı.

Taliban’ın IŞİD-K’nin ve saldırılarının etkisini küçümseme çabalarına rağmen IŞİD-K, özellikle Hazara Şiileri olmak üzere dini azınlıkları ve Taliban üyelerini hedef alarak operasyonlarını genişletmeye devam ediyor.

UNAMA raporunda ayrıca, Afganistan’ın batısında Taliban ile Pakistan askeri güçleri arasında yaşanan bir dizi sınır ötesi olaya da dikkat çekildi. Bu olaylarda kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere altı sivilin öldüğü, on sivilin de yaralandığı belirtildi.

UNAMA raporunda ayrıca, Taliban tarafından son üç ayda en az 24 keyfi tutuklama ve gözaltı, 10 işkence ve kötü muamele vakası ve eski Afgan Ulusal Savunma ve Güvenlik Güçleri (ANDSF) mensuplarına yönelik beş öldürme vakası belgelendi.

Taliban’ın bedensel cezalandırma uygulamasına ilişkin UNAMA, düzenli olarak uygulanmaya devam ettiğini, son üç ayda Afganistan genelinde 15 kadın ve bir kız çocuğu da dahil olmak üzere en az 111 kişinin çeşitli suçlamalarla kamunun gözü önünde kırbaçlandığını bildirdi.

Paylaşın