Ekonomik Kriz: Yoksulluğa Karşı Neyden Tasarruf Ediliyor?

İzmir Barometresi araştırmasına göre; İzmirlilerin yoksulluk ya da yoksulluk riski ile baş edebilmek için tasarruf ettiği ilk üç alan; sağlıklı ve nitelikli gıda, sosyalleşme ve tatil, kültürel aktiviteler.

İzmirlilerin “kısamadıkları” harcamalar ise büyük oranda kira, fatura, ulaşım gibi mecburi masraflar ve eğitim başta olmak üzere çocukların giderleri.

Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (Bayetav), yılda dört kez yayınlayacağı ve İzmir’in sosyolojik fotoğrafını çekerek kamuoyu ile paylaşacağı İzmir Barometresi araştırmalarının ilkini tamamladı.

Bayetav İzmir Barometresi, İzmirlilerin yereldeki sorunlara ilişkin önceliklerine, Türkiye’nin güncel meselelerine ilişkin değerlendirmelerine, İzmir’de yaşama hangi duygu ve kimliklerin hakim olduğuna periyodik olarak ışık tutmayı amaçlıyor.

Araştırmanın saha çalışması 30 Eylül – 3 Ekim tarihlerinde, bilgisayar destekli telefon anketi (CATI) yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Araştırma kapsamında İzmir’in 30 ilçesinden 614 kişi ile görüşüldü. Araştırmaya katılanların yüzde 50’si erkek, yüzde 50’si kadınlardan oluşuyor.

İzmirlilerin, son zamanlarda en şiddetli hissettikleri duyguların stres ve kaygı (6.8) olduğu görülüyor. Güvensizlik (5.5) ve öfke (5.4) gibi diğer ilişkili negatif duyguların puanı da ortalamanın üzerinde çıkıyor.

İzmirlilerin en yoğun yaşadığı duygular kaygı ve stres olsa da; bu duyguların şiddeti gelir durumu ile son derece ilişkili. Stres ve kaygı düzeyi, kişinin geliri düştükçe artıyor. Alt sınıf ile üst sınıf arasında, %10’luk bir fark açılıyor.

Araştırmaya göre, İzmirlilerin, İzmir’de yaşamaktan büyük oranda (yüzde 73,5) memnun olduğu görülüyor. Araştırmaya göre, Her 100 katılımcıdan 40’ı, İzmir’de yaşamaktan “çok memnun” olduğunu ifade ediyor, yalnızca 10 katılımcıdan biri, İzmir’de yaşamaktan memnun olmadığını belirtiyor.

İzmir’de yaşamı güzel kılan, İzmir ile en fazla eşleşen ve katılımcıların çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı faktörler; kadınların kamusal yaşama eşit katılımı (yüzde 65), İzmir’in çocuk dostu bir kent olması (yüzde 55), kültür-sanat olanaklarının (yüzde 57) ve kamusal alanların (sahil, park ve yeşil alanlar) zenginliği (yüzde 55) geliyor.

Katılımcıların yaşamak için en çok tercih ettiği ilk üç ilçe ise sırasıyla Karşıyaka, Bornova ve Güzelbahçe oldu.

Anadil bakımından İzmir’de yaşamaktan duyulan memnuniyet dikkate değer düzeyde farklılaşıyor. Örneklemde anadili Türkçe olmayanların oranı yüzde 22 ve bu grubun içerisinde Kürtlerin oranı yüzde 13.3’tür. Geriye kalan yüzde 8.7’lik kesimden hiçbir grup analize dahil edilebilecek sayıya ulaşamadığı için karşılaştırmaya yalnızca anadili Kürtçe olanlar dahil edildi. Anadili Kürtçe olanların İzmir’de yaşamaktan duyduğu memnuniyet, anadili Türkçe olanlardan daha düşük.

Anadili Kürtçe olanlar içerisinde gelir durumuna göre “derin yoksul” kategorisine düşenlerin oranı da hayli yüksek. Anadili Kürtçe olan her beş kişiden biri derin yoksulluk koşullarında yaşarken, bu oran anadili Türkçe olanlarda her yirmi beş kişiden biri. Orta ve üst sınıflarda da dikkate değer bir farklılaşmanın olduğu görülüyor. Anadili Türkçe olan her 100 kişiden 34’ü orta sınıf grubunda yer alırken, anadili Kürtçe olan her 100 kişinin sadece 15,6’sı bu gruba giriyor.

Anadili Kürtçe olanların yerel hizmetlerden memnuniyeti, anadili Türkçe olanlara kıyasla belirgin bir şekilde düşük. Kürtler, İzmir’de dezavantajlı gruplar için yeterince hizmet sunulduğuna daha az katılıyor. Her 10 Kürt katılımcıdan yalnızca üçü dezavantajlı gruplara yapılan destekleri yeterli buluyor.

Anadili Kürtçe olanlar, İzmir’in herkes için eşit ekonomik fırsatlar ve iş imkanı sunduğu fikrine de daha az katılıyor. Ayrıca, bir genel eğilim olarak katılımcılar İzmir’in kültür-sanat alanında yeterince fırsat sunan bir şehir olduğunu düşünse de; bu fikre de Kürtlerin katılımı belirgin bir şekilde daha düşük. Bu açılmanın, mevcut kültür-sanat hizmetlerinin kapsayıcılığına ilişkin bir beklentiye işaret ediyor olması mümkün.

Üstelik, İzmir’in farklılıkları içerme kapasitesine ilişkin diğer konularda; çocuk dostu şehir, kadınların kamusal hayata eşit katılımı, farklı etnik grupların ve mültecilerin eşit fırsatlar muameleler ile buluşması gibi sorularda da Kürt katılımcıların kanaatleri anadili Türkçe olanlara kıyasla daha negatif. Anadili Türkçe olanlar ve anadili Kürtçe olanların kanaatlerinin birbirine yaklaştığı tek konu, altyapı hizmetlerinin yetersizliği.

Anadile göre farklılaşmanın en şiddetli görüldüğü temalar sırasıyla; farklı etnik kökenlerin sahip olduğu fırsatlar; belediye hizmetlerinden memnuniyet; çocuk dostu kent ve kültür-sanat hizmetleri olmuştur. Kürt katılımcılar İzmir’de farklı etnik grupların eşit imkanlara sahip olduğuna, belediye hizmetlerinin yeterli olduğuna, İzmir’in çocuk dostu bir kent olduğuna ve kültür-sanat hizmetlerinin zenginliğine daha az katılmaktadır.

Katılımcıların siyasi tercihlerine göre İzmir hakkındaki kanaatleri incelendiğinde; belediye hizmetlerinden, özellikle dezavantajlı gruplara yönelik desteklerden ve kamusal sosyal olanaklardan memnuniyetin AKP seçmenlerinde belirgin bir şekilde düşük olduğu görülüyor.

CHP seçmenleri ise şehrin sosyal ve kültürel imkanlarından görece memnun olsalar da; İzmir’de temel belediyecilik hizmetleri ile ekonomik fırsatlar ve iş imkanlarının yeterli olmadığını düşünüyor. DEM partili her dört seçmenden üçü de belediyecilik hizmetlerinden memnun değil. İzmir’deki ekonomik fırsatların yetersizliği, siyasi görüş fark etmeksizin memnuniyetsizlik yaratıyor. Kadınların kamusal hayata katılım fırsatları ise, yine siyasi görüş fark etmeksizin memnuniyet yaratıyor.

En önemli gündem ekonomi kadına / çocuğa şiddet

Katılımcılara göre, Türkiye’nin en önemli gündemleri ekonomi ve kadına/çocuğa yönelik şiddet. Bu iki öncelikli gündemin hemen ardından mülteciler, dış politika, adalet sistemi ve güvenlik sorunları geliyor. Ancak, ekonomi diğer tüm gündemlerin üzerinde ağırlığı olan ve açık ara farkla en fazla dile getirilen sorun olarak ayrı bir yerde duruyor. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet de ekonominin ardından en yakıcı gündemler olarak sıralanıyor ve diğer tüm gündemler üzerinde bir ağırlığa sahip.

Katılımcıların yüzde 80’inden fazlası, Türkiye’de ekonominin mevcut durumunu “kötü” olarak nitelendiriyor ve %60’ı bu durumun daha da kötüye gideceğini düşünüyor. Yalnızca Türkiye ekonomisinin değil, kendi hanesinin ekonomik durumunun da 5 yıl sonra şimdikinden daha kötü olacağını düşünenlerin oranı yüzde 40’a yaklaşıyor. On kişiden üçü ise, ne uzayıp ne kısalacağını, ancak mevcut durumunu koruyabileceğini düşünüyor.

İzmirlilerin yoksulluk ya da yoksulluk riski ile baş edebilmek için tasarruf ettiği ilk üç alan sağlıklı ve nitelikli gıda, sosyalleşme ve tatil, kültürel aktiviteler. İzmirlilerin “kısamadıkları” harcamalar ise büyük oranda kira, fatura, ulaşım gibi mecburi masraflar ve eğitim başta olmak üzere çocukların giderleri.

Paylaşın

Süper Lig: Fenerbahçe, Uzatmalarda Kazandı

Süper Lig’in 11. hafta maçında Trabzonspor ile Fenerbahçe, Trabzon Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Oğuzhan Çakır’ın yönettiği karşılaşmadan Fenerbahçe, 3 – 2 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 42. dakikada Fred, 75. dakikada Edin Dzeko ve 90+12. dakikada Sofyan Amrabat, Trabzonspor’un gollerini ise 59 ve 67. dakikalarda penaltıdan Simon Banza kaydetti.

Fenerbahçe, bu galibiyet ile puanını 23’e çıkardı. Trabzonspor ise 12 puanda kaldı.

42. dakikada Mert Müldür’ün pasında hareketlenen En-Nesyri, sol kanattan ceza sahasındaki Fred’e muhteşem bir pas çıkardı. Fred, boş pozisyonda topu ağlara gönderdi: 1 – 0

52. dakikada Okay Yokuşlu, Djiku ile çarpışması sonucu yerde kaldı. VAR kontrolü sonrası hakem penaltı noktasını gösterdi. 59. dakikada penaltı atışını kullanan Simon Banza topu ağlarla buluşturdu: 1 – 1

61. dakikada bu kez Çağlar Söyüncü ile ceza alanı içinde girdiği ikili mücadelede Banza, kendini yerde buldu ve Oğuzhan Çakır, bir kez daha penaltı noktasını gösterdi. 67. dakikada penaltı atışını kullanan Simon Banza topu yine ağlarla buluşturdu: 2 – 1

75. dakikada İrfan Can Kahveci’nin pasında arka direkte altıpas içinde Edin Dzeko, topu filelere göndererek karşılaşmada eşitliği sağladı: 2 – 2

90+12. dakikada Filip Kostic’in soldan yerden ortasında, yakın mesafeden Sofyan Amrabat’ın şutunda savunmaya da çarpan top filelerle buluştu: 2 – 3

Stat: Trabzon

Hakemler: Oğuzhan Çakır, Ubrahim Çağdaş Uyarcan, Candaş Elbil

Trabzonspor: Uğurcan Çakır, Malheiro, Mendy, Denswil, Eren Elmalı (Barisic dk. 89), Lundstram, Okay Yokuşlu, Ozan Tufan (Cihan Çanak dk. 88), Visca (Muhammed Cham dk. 90+7), Nwakaeme (Enis Destan dk. 88), Banza

Fenerbahçe: Livakovic, Osayi-Samuel (Kotic dk. 65), Çağlar Sövüncü, Djiku (Becao dk. 59), Mert Müldür, Amrabat, Fred (İsmail Yüksek dk. 85), Saint-Maximin (İrfan Can Kahveci dk. 65), Szymanski (Dzeko dk. 65), Tadic, En Nesyri

Goller: Fred (dk. 42), Dzeko (dk. 75), Amrabat (dk. 90+11) (Fenerbahçe), Banza (dk. 58 ve 67 pen.) (Trabzonspor)

Paylaşın

Siyasette Normalleşme Tartışmaları: Özel’den Dikkat Çeken Açıklama

Siyasette normalleşme tartışmalarına değinen CHP Lideri Özgür Özel, “Normalleşme, ihtiyaç duyulduğunda siyasi parti liderlerinin birbiriyle görüşmesi… Normali budur. O yüzden normalleşme. Eskiden görüşmüyorlardı, o anormaldi. Mesela o anormal durum bitti. Anomali bitti yani, normali bu” dedi ve ekledi:

“Anıtkabir’de, hatta şehit cenazesinde el sıkışmalar yoktu. ‘Ben bunu yapmayacağım, bunun parçası olmayacağım’ dedim. Normali bu, el sıkışıyoruz. Normalleşme sürecine dair birçok mesele konuşuluyor. Ama normalleşme sürecinin ana öznesi liderler veya liderlerle kavga etmek, barışmak, kavuşmak değil. Bizim liderleri de aşarak liderlerin oy aldığı seçmenlerle barışmak ve kavuşmak normalleşme. Bu asla terk etmeyeceğimiz bir durum.”

Özel, “Ama Tayyip Bey bize kayyumu atayacak, biz de ‘Normalleşeceğiz’, buna susacağız… Böyle bir şey yok. Ben demiştim ‘En sert muhalefeti yaparım.’ Sen, kayyum atamaya utanmayacaksın, ben hak aramayacağım. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey bekliyorsa işte o dediği yumuşamaydı, ‘yumuşak muhalefet.’ Biz orada yokuz. Hayatımda bir kere ‘yumuşama’ demedim bu sürece dair. Normalini yapıyoruz. Ana muhalefetin yapması gereken normallerin içinde, iktidarla el sıkışıp bayramlaşmak ya da iktidarla ihtiyaç duyduğunda görüşmek de vardır. Miting yapmak da vardır. Esenyurt’taki en sert tepkiyi göstermek de vardır. Normali bu. Ben ana muhalefet partisinin yapması gereken normalleri terk etmem, devam ederim” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin İstanbul’da düzenlenen TBMM Grubu yasama yılı kampının ikinci gününün sonunda basın mensuplarıyla bir araya gelerek soruları yanıtladı. ANKA’nın aktardığına göre Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Esenyurt’ta MYK yaptık. Orada alınan bazı kararları uyguladık, bazı kararları da PM’nin kararına bıraktık. Grupta öneriler oldu. Esenyurt Belediye Başkanı’na ve Esenyurt’un iradesine sahip çıkma noktasında, bizim İstanbul İl Başkanlığı, Genel Merkez ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin birlikte çalıştığı süreçler var. Onlarla ilgili de çeşitli öneriler aldık gruplardan. Kendi çalışma toplantılarımız da oldu. Yarın hepsini birden ‘Milli İradeye Kayyum Darbesi’ ve ‘Demokrasi Mücadelesinde İktidara Yürüme’ başlıkları altında PM toplantımızı bu otelde gerçekleştireceğiz. Ardından da tahmin ediyorum, bir eylemlilikle ilgili, 15 günlük bir yol haritasını Parti Meclisi’nden çıkardıktan sonra, kamuoyuyla paylaşıyor oluruz.

Adalet Bakanlığı’ndan başvurumuzla ilgili henüz bir cevap gelmedi. Ret yanıtı da gelmedi, zaten gelemez. Ama gördüğüm kadarıyla birazcık bir gecikme var. Gerçi mesai saati kavramına göre bakarsanız 1 gün, 1,5 gün içinde en geç bildirilirken, henüz ulaşmadı. Adalet Bakanlığı’nın resmi prosedürü tamamlaması durumunda pazartesi günü, yoksa salı günü, çarşamba günü ne zamansa ziyarette bulacağız. Ama tabii pazartesi günü görüşmeyle ilgili gerekli işlemler tamamlanmamış olursa bu spekülatif olur.

Şöyle bir tartışmanın başlamasını sağlıklı bulmam: ‘Abdullah Öcalan’a tecriti kaldırıyorlar, Ahmet Özer’e tecrit uyguluyorlar.’ Bu tartışmanın içine Adalet Bakanlığı’nın kendisini çekmesini de sağlıklı bulmam. Onun için bekliyoruz. Pazartesi günü bir Silivri ziyareti olabilir, kesinleşirse arkadaşlarımız bunu sizinle paylaşırlar. Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerimiz burada, İstanbul İl Başkanlığı’nda bir MYK toplantısı daha yapabiliriz. O da kesinleştiğinde bunu sizinle de paylaşırız.”

Kampla ilgili çok beylik şeyler söylemeyeyim. 128 milletvekilimizden, 60’a yakın arkadaşımızın söz aldığı, değerlendirmelerde bulundukları, son derece faydalı ve grubun bu sürecin yönetimine çok önemli katkılar sunduğu, önerilerini aldığımız, kurultaydan sonra geçirdiğimiz bir yılı değerlendirdiğimiz, çok faydalı gördüğüm bir toplantıyı sona erdirdik. Bundan sonra önümüzdeki yasama yılında önümüze bazı hedefler koyduk.

Birincisi başlayacak olan bütçe maratonunda, CHP’nin yaklaşık bir yıldır Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da Devlet Bahçeli’nin şahsıyla kavga etmek yerine, emekliler için, asgari ücretliler için verdiği kavganın, Türkiye’nin dört bir yanında yaptığı tematik tarım mitingleriyle çiftçiler için, hayvancılıkla uğraşanlar için, süt üreticisi için verdiği kavganın, esnaflarla ve emeklilerle ilgili verdiği kavganın bütçe maratonuna yansımasını istiyoruz. Bu mücadelenin orada sürdürülmesi, net şekilde sürdürülmesi önemli.

Enflasyon yüzde 50’lerde baz etkisiyle 40 küsürlerde bir gerçekleşme olacak gibi görünüyor. Ama yüzde 20, hedeflenen enflasyona göre zam vermek planındalar. Bu ne demek? Tayyip Bey, geçen sene ‘Asgari ücrete yılda dört kez zam yaparız’ diyordu. Bu sene iki diye başladılar. Temmuzda atlattılar,  yapmadılar. Hala 17 bin lira alıyor asgari ücretli. Şimdi de asgari ücrete normal enflasyon zammını yapsalar 25 bin lira olacak. Hissedilen enflasyonu yapsalar 35 bin lira olması lazım. Çünkü asgari ücretli pinpon topu veya bakır çubuk almıyor. Asgari ücretlinin aldıklarına bakarsan yüzde 70’in üzerinde hissedilen enflasyon var. 30-35 bin lira hak ediyor. ‘En az 30 bin lira olması lazım’ diyoruz. 20-22 bin lira asgari ücret niyetindeler. Bunun büyük bir mücadelesi verilecek.

Diğer perspektifimiz, Meclis’te etkin mücadele. Özellikle hep birlikte bir elimiz Esenyurt’ta, bir elimiz Hatay’da olmak üzere bütün Anadolu’da da milletvekillerimiz koşacak. Çok kararlılar, çok inançlılar. Birlik beraberliğe çok fazla vurgu duydum bu iki gün boyunca. Dışarıda ‘Milletvekili grubunda şu olacak, bu olacak.’ Tam tersine, beklentilerin tamamını boşa düşüren bir süreç gelişti.

Şöyle bir tespit oldu: 1 Nisan’dan bugüne partinin oylarında istikrarlı bir yükselme var. Tam bir yıllık bir analiz yapıldı. Geçen sene kurultaydan önce, kararsızlar dağıtılmadan önce yüzde 14-15, kararsızlar dağıtılmış haliyle yüzde 19’a kadar düşmüş oyların, seçim sürecinde, özellikle kurultaydaki değişimden sonra bir sıçrama yapıp, yeniden yüzde 25’lere doğru çıktığını, ardından da adayların belirlenmesi ve saha performansıyla artık 31 Mart’ta  gerçekleşmenin yüzde 38 olduğunu paylaşıldı. 31 Mart’tan bu yana yüzde 32-34 bandında dalgalanıyor.

Tek düşüş, yine altı büyük şirketin ortalamasında, eylül ayında yaşandı. Kurultay tartışmalarına, yani CHP’nin gerçek toplumsal sorunları konuştuğu süreçlerde, enflasyonu, işsizliği, asgari ücreti konuştuğu süreçlerde oyunun 34’lerde olup, en çok konuştuğu kelimeler ön seçim, kurultay, tüzük gibi kelimeler olup vatandaşın karnını doyurmayan ve bizim gibi birkaç bin CHP’li dışında kimseyi ilgilendirmeyen konuların CHP’nin ivmesini kırdığını gördük. CHP’nin oyunun ekim ayında yine 2,5 puan artarak yüzde 34,5 ile birinci parti olduğunu, kararsızlarda geçen ayki yükselmenin bir miktar düştüğünü arkadaşlarımız sunumlarda anlattılar, soruları cevapladılar.”

O PM’de kesinleşecek çünkü partinin esas karar olma organı kurultayın seçtiği PM. Biz PM’ye öneriler getireceğiz, kendi önerileriyle birlikte kesinleşecek. Şimdi ben burada ‘Şunu yapacağız’ derim. PM o kararı vermediği noktada bu sefer ‘CHP şundan vazgeçti’ye döner iş. O bizim açımızdan sağlıklı olmaz. Bunun için PM önemli. Akşamüstü 16.00 gibi, belki çıkışta ben, belki Parti Sözcümüzün yapacağı bir değerlendirmeyle onu netleştirmiş oluruz. Ama hem iletişim boyutuyla hem kitlesel eylemliliklerin şekli noktasında hem de milletvekili grubumuzun Esenyurt’taki etkinlikleri noktasındaki önerileri üç paket halinde PM’ye sunacağız. Onların zenginleştireceği ve son şeklini vereceği bir eylemlilik, daha doğrusu bir sürecin takibi ve Esenyurt’un iradesine sahip çıkma noktasında bir kararlılık göstereceğiz.”

Toplantının yapılması, hatta Sayın Vali Yardımcısı tarafından Belediye Meclisi’nin 10 gün içinde bu gündemle olağanüstü toplanması ve Belediye Başkan Vekilini seçmesi gerekiyor. Ancak kayyum atanan belediyelerde bir pratik var. İzmir Urla’da ve geçen dönem kayyum atanan çok sayıda belediyede, kayyumların belediye meclisini toplamak yerine, beş kişilik bir yürütme heyeti kurarak belediye meclisinin görevlerini orada yapmaları gibi durum var.

Bunu tabii doğru bulmuyoruz ve Esenyurt’ta bunun tekrar etmeyeceğini ümit ediyoruz çünkü bu her partiden Belediye Meclisi üyelerinin gözünün içine bakıp ‘Hepiniz teröristsiniz. Biz terör diye birini aldık, yeni bir terörist seçtirmeyiz’ yaklaşımı. Bunu DEM’in kazandığı, güneydoğuda kayyum atadıkları bütün belediyelere yaptılar. Bu geçmiş dönemde büyük bir ayıp. Bu ayıbı Esenyurt’ta yaparlarsa bu gerçekten çirkin ve savunulamayacak bir durum olur kendileri açısından. Bu yüzden bir an önce Belediye Başkan Vekili seçmek için toplanmalı.

Hiçbir kırgınlık olmaz. Mansur Bey’in açıklamaları da son derece sağlıklı, kayyuma karşı olduğunu bir hukukçu kimliğiyle son derece dile getirmiş. Mansur Bey bir kente neden küssün? Esenyurt haksızlığa uğramış, Mansur Bey de Esenyurt’un sorununa hukuki bir çerçeveden yaklaşıyor. Şu kadarını söyleyeyim: Biz, hiçbir belediye başkanına ‘Zorla geleceksiniz, mutlaka geleceksiniz, burada yoklama vereceksiniz’ demedik. Hazirun açmadık, imza toplamadık. Mansur Bey çok bilindik bir isim olduğu için o öne çıkıyor. Oysa birçok belediye başkanımız, bizim Manisa’dan benim için her şeyi yapabilecek belediye başkanlarımız kimi telefon açtı, ‘Bana şu heyet geliyor’, kimi ‘İller Bankası’nda şu toplantım var’, kimi ‘Yabancı konuğum var’ diye bilgi verdi.

Kimi açmadı ama Gökhan Bey’e bildirdi. Biz, ‘Gelebilenler gelsin’ dedik. Şu ifade önemliydi: Kamu görevini aksatmamak kaydıyla. Orada işi varsa, yurt dışından heyet gelmiş, Dünya Bankası’ndan bir şey gelmiş veya kendisinin planlanmış önemli işi varsa onu kimse aksatmayacak. Tabii burada çok kötü niyetli yaklaşımlar var: ‘Yarısı geldi, yarısı gelmedi’ diye açıklıyoruz, diyor ki ‘Yarısının boykot ettiğini Özgür Özel itiraf etti.’ Ne boykot edecek, öyle şey olur mu? Bugün gelmeyen yarın gelir, başka yere çağrılır, gelir. Bakarsanız, milletvekili grubundan da mazereti olup gelemeyenler vardı. Ama mesela o gün gelmemiş, bugün gelmiş, Esenyurt ilçeye uğramış, sonra buraya gelmiş.

Normalleşme, ihtiyaç duyulduğunda siyasi parti liderlerinin birbiriyle görüşmesi… Normali budur. O yüzden normalleşme. Eskiden görüşmüyorlardı, o anormaldi. Mesela o anormal durum bitti. Anomali bitti yani, normali bu. Anıtkabir’de, hatta şehit cenazesinde el sıkışmalar yoktu. ‘Ben bunu yapmayacağım, bunun parçası olmayacağım’ dedim. Normali bu, el sıkışıyoruz. Normalleşme sürecine dair birçok mesele konuşuluyor. Ama normalleşme sürecinin ana öznesi liderler veya liderlerle kavga etmek, barışmak, kavuşmak değil. Bizim liderleri de aşarak liderlerin oy aldığı seçmenlerle barışmak ve kavuşmak normalleşme. Bu asla terk etmeyeceğimiz bir durum.

Ama Tayyip Bey bize kayyumu atayacak, biz de ‘Normalleşeceğiz’, buna susacağız… Böyle bir şey yok. Ben demiştim ‘En sert muhalefeti yaparım.’ Sen, kayyum atamaya utanmayacaksın, ben hak aramayacağım. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey bekliyorsa işte o dediği yumuşamaydı, ‘yumuşak muhalefet.’ Biz orada yokuz. Hayatımda bir kere ‘yumuşama’ demedim bu sürece dair. Normalini yapıyoruz. Ana muhalefetin yapması gereken normallerin içinde, iktidarla el sıkışıp bayramlaşmak ya da iktidarla ihtiyaç duyduğunda görüşmek de vardır. Miting yapmak da vardır. Esenyurt’taki en sert tepkiyi göstermek de vardır. Normali bu. Ben ana muhalefet partisinin yapması gereken normalleri terk etmem, devam ederim.

“Herkesin var gücüyle partiyi güçlendirmeye çalışması gerekir”

İçeride hep şu konuşuldu, herhangi bir aday tartışması partiye zarar veriyor. O yüzden ‘İsimler zikrederek aday tartışmak doğru değil.’ Ayrıca şunu da ben hatırlatmak isterim: Hem parti tüzüğümüzle bağlıyız, hem de Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu gereğince de cumhurbaşkanı adayını parti grubu belirleyecek. Ama parti grubuna da parti bir öneride bulunuyor. O öneriyi ben tek başıma ya da MYK ya da PM olarak yapma niyetinde değiliz. Çok daha kalabalık, mesela bütün CHP üyelerinin görüşüne başvurarak, onların oyuna sunarak belirleyebiliriz. Bu geniş katılımı partiye önerebiliriz, grubumuza öneririz. 4

Onlar da onu oylarlar ve adaylık resmiyet kazanır. İsim konuşmak partiye zarar veriyor. Ekrem Başkan’ın adaylık konuşmayı kendisinin de doğru bulmadığını ama bu iktidarı değiştirmek için yola çıktığını, hep birlikte yola çıktığımızı vurgulayan beyanları da kıymetli beyanlar. Ekrem Başkan da ben de, bütün CHP’liler bu iktidarı değiştirmek için yola çıktık. Bunun için ‘Sorumluluksa sorumluluk, fedakarlıksa fedakarlık’ dedik, daha bir buçuk yıl önce. Ekrem Başkan’ın da CHP’nin de mutabık olduğu konu, dönüp dolaşıp iki isim etrafındaki tartışmalar partiye ivme kazandırmıyor. O yüzden onu aday belirleme sürecine bırakmak lazım. Herkesin var gücüyle partiyi güçlendirmeye çalışması gerekir.

Herkes kırmızı çizgileri konuşursa, kimse kimseyle oturup bir şey konuşamaz. Ama CHP’nin net olarak ortaya koyduğu perspektif şudur: TBMM çatısı altında, hiçbir partinin dışlanmadığı şeffaf, demokratik, samimi, kimsenin kimseyi kandırmadığı, iyi niyetle oturulmuş, toplumsal mutabakat arayan bir iş. Bu olmadan söylenen büyük büyük laflar sorun. Toplumsal mutabakatın olmazsa olmaz bir tarafı da şehit ailelerinin ve gazilerin onay vermediği hiçbir iş yapmamak lazım. Yani onların rızasını aramak, almak lazım. Ben Abdullah Öcalan’ın Gazi Meclis’e gelme meselesinin, gazilerin ve şehit ailelerinin rıza gösterecekleri bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Abdullah Öcalan’ı bu sebepten dolayı veya herhangi bir aktörü çözümün dışında tutmamak için, o aktörün sözü kıymetliyse örgüt üzerinde, silah bıraktırabiliyorsa bundan istifade etmenin yegane yolu Meclis kürsüsü değildir. ‘Meclis kürsüsüne getirelim’ demek, belki de ‘getirmeyelim’ demek. Bazen o kadar ileri bir şey söyleyince, çok geri bir şey söylemiş olabilirsiniz. Onun için biz bu bahiste Meclis’teki tam mutabakatı aradığımız noktada, ilk baştan bunun böyle ortaya konmasını doğru bulmuyoruz. Ama konuşması gerekiyorsa, onun söylediği sözün muhatabına ulaşmasının bin tane yolunu devlet bulur. Orada bir sıkıntı olmaz. Ama bir tane yol önerip Meclis kürsüsünde konuşturmak gibi bir yaklaşım sağlıklı değil.”

Paylaşın

AK Parti Son Siyasi Gelişmeleri Halka Sormaya Hazırlanıyor

AK Parti son siyasi gelişmeleri vatandaşa sormaya hazırlanıyor. Edinilen bilgiye göre AK Parti, Bahçeli’nin DEM Partili yöneticilerle tokalaşması ile başlayan ve Erdoğan’ın Kürt seçmene çağrısı ile devam eden süreci vatandaşa soracak.

Seçmenin hem gelişmelere nasıl baktığı ölçülecek hem de açık uçlu sorularla düşünce ve önerileri alınacak. Araştırmanın kasım ayı ortasında sonuçlanması bekleniyor.

Yerel seçimde birinci parti koltuğuna oturan CHP, son haftalarda yayınlanan birkaç anket dışında birinciliğini koruyor. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; AK Parti’li yöneticiler kendi yaptıkları anketlerin de bunu doğruladığını söylüyor, ancak ufak kıpırdanmalara dikkat çekiliyor. AK Parti’deki son anketlere göre AK Parti’deki kıpırdanma yukarı, CHP’deki kıpırdanma aşağı yönlü.

Ekonomik verilerin düzelmeye başladığını, daha da önemlisi AK Parti’nin ekonomiyi düzelteceğine olan inancın yerleşmeye başladığını söyleyen partililer, “Bu süreçte CHP’de pozitif bir şey olmadı. Oyunu koruyacak ya da artıracak bir şey yapmadı. Bizim seçmenimizin ise AK Parti’nin toparlanacağına inancı yükselmeye başladı. Seçmen tüm bunları test ederek bir karara varacak” diyor.

Çeşitli aralıklarla ekonomiden siyasi tartışmalara birçok konuda seçmenin tutumunu ölçen AK Parti son siyasi gelişmeleri de vatandaşa sormaya hazırlanıyor.

Edinilen bilgiye göre AK Parti, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Partili yöneticilerle tokalaşması ile başlayan geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt seçmene çağrısı ile devam eden süreci vatandaşa soracak. Seçmenin hem gelişmelere nasıl baktığı ölçülecek hem de açık uçlu sorularla düşünce ve önerileri alınacak. Araştırmanın kasım ayı ortasında sonuçlanması bekleniyor.

Paylaşın

Bakırhan: Türkiye’nin Toplumsal Barışını Sağlaması Gerekiyor

Halkların Demokratik Kongresi’nde (HDK) konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ortadoğu’da sistemin ciddi bir kriz içinde olduğunu söyledi. Bakırhan, Türkiye’nin bundan ne kadar etkileneceğini hep birlikte tartışmak gerektiğini ifade etti.

Haber Merkezi / Tuncer Bakırhan, “Mevcut durum fırsatlar da riskler de ortaya çıkarabilir. Ortadoğu’daki bu girdaba kapılmamak için öteden beri savunduğumuz gibi Türkiye’nin toplumsal barışını sağlaması gerekiyor. En başta Kürt meselesini diyalogla, müzakereyle, demokratik yöntemlerle çözmesi gerekiyor” dedi.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) 13’üncü Genel Kurulu İstanbul Sancaktepe’deki Dr. Kadir Topbaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştildi.

Genel Kurul’a, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır da dahil siyasi parti temsilcileri ile HDK bileşenleri katıldı.

Genel kurulda konuşan Bakırhan, şunları söyledi: “Merheba hevalino hûn bi xêr hatin, ez we hemûyan bi rêzdarî silav dikim. Min îro li vê salonê pir dostên xwe yê berê dît û ez gelek kêfxweş bûm. Înşelah em ê bi ser bikevin.

Değerli arkadaşlar hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Yıllardır mücadele eden, emek veren, bedel ödeyen birçok dostumu, arkadaşımı, yoldaşımı bugün burada görmekten büyük mutluluk duydum. Mücadele devam ediyor,  birlikteyiz, başarıya ulaşacağımıza inanıyorum. Bu dileklerimle HDK’nin 13. Olağan Kongresi’ni kutluyorum, başarılar diliyorum. Cengiz ve Esengül başkan ve yönetiminin emeklerine sağlık. Birlikte önemli bir süreç ürettik. Zorlu bir süreçte çalışmalar yaptık, eksiği ve fazlasıyla kendi partisi olan DEM Parti’ye büyük katkılar ve emekler sundular. Bundan sonra seçilecek yeni yönetimin de daha da büyüterek ve güçlendirerek bu sürece katkı sunacağına eminim.

Değerli arkadaşlar, HDK nedir diye sorarsanız, HDK mücadele ederek öğrenmektir. Gerçekten dünyada HDK’ye benzer başka bir örgütlenme var mı çok emin değilim ama hem mücadale ediyorsun hem de öğreniyorsun. Bundan dolayı HDK’yi kutluyorum mücadele içerisinde öğrettiği için, değiştirdiği için. Cengiz başkan söyledi hem burada oturan yoldaşlarımız hem bugün mücadelenin en aktif olanları HDK’nin suyunu içtiler, benim de içinde olduğum binlerce arkadaşlarımızı değiştirdi dönüştürdü. Değiştirip dönüştürmeye devam edecek. Değiştirip dönüştürerek daha güçlü bir mücadele yaratacağına eminim.

HDK toplumun yok sayılanlarını örgütlüyor, toplumun ötekilerini özne olarak ortaya koyuyor. Bildiğimiz formların dışında öznenin kendisini en tabandan yukarı doğru örgütlüyor. Bildiğimiz yukarıdan aşağı doğru bir örgütlenme değil. Bunun için çok kıymetli ve değerlidir. Bugüne kadar yaratılan pratikler içerisinde en kıymetli pratiklerden birisi budur. Farklı olan herkesin temsilini sağlayan, farklı olanın kendi dilini, kimliğini, inancını, sınıfını özgürce yaşayabileceği, kendisini ifade edebileceği bir zemindir.

Bu zemini yeterince değerlendirebildik mi, bu kıymetli fikriyatı yeterince örgütleyebildik mi? Bu kıymetli fikriyat bahsettiğimiz bütün alanlara yeterince ulaşabildi mi? Tabii ki bu sorunun cevabını Cengiz başkan verdi, özeleştiri de verdi. Bundan sonra HDK’nin yaptıkları ve mücadeleye kattıkları olumlulukları alacağız ama Cengiz başkanın dile getirdiği eksiklerimizi, yetmezliklerimizi gidererek HDK fikriyatını toplumda örgütleme gibi bir zorumluluğumuz var. Umut burasıdır. Gerekli olan noktada olmayabilir, şu anda fikriyata uygun bir kapsayıcılıkta olmayabilir ama bu HDK’nin önümüzdeki dönem güçlenerek fikriyatına uygun bir noktaya gelmeyeceği anlamına gelmiyor.

Ben HDK’nin büyüyeceğine, umut olmaya devam edeceğine, sorun alanlarındaki bütün zeminlerde ciddi örgütlenerek onların taleplerini temsil edeceğine, demokratik bir Türkiye, demokratik bir ulus, eşit yurttaşlar olarak yaşadığımız ülke mücadelesine büyük katkılar sunacağına inanıyorum. Bugün HDK’nin meclis tipi örgütlenmesine ne kadar büyük ihtiyaç olduğunu hep birlikte gördük. Türkiye’de ciddi bir ekokırım, kadın kırım var, ciddi bir göçmen karşıtı anlayış var, ciddi bir kriz var.

HDK eğer gerçekten kendisini bu alanlarda meclis şeklinde yeterince örgütleyebilseydi, bu sistemin böylesine pervasızca kadını, çevreyi, göçmeni, ötekiyi yok sayarak ezmesine, zulüm etmesine izin vermeyebilirdik. HDK’yi önemsiyorum, HDK’yi büyütmemiz lazım. HDK’nin önemli bir ayağı olan DEM Parti adına bunları söylüyorum. Önümüzdeki dönem HDK’nin hak ettiği yere gelmesi için, bugüne kadar yaptığımız çalışmalardan daha olumlu, daha büyük bir mücadele ortaya koymamız lazım.

Son günlerde ciddi tartışmalar var. Ortadoğu’yu anlatmayacağım arkadaşlar biraz önce anlatılar. Ortadoğu aslında kapitalist emperyalist krizin yaşandığı, kendisini gösterdiği önemli bir merkezdir. Sadece Ortadoğu’da sistem kriz yaşamıyor dünyanın her tarafında kriz yaşanıyor. Ama yanı başımızda durduğu için Ortadoğu merkezli değerlendirmeler yapıyoruz. Sistem bir türlü doymak bilmiyor, kana, cana, sermayeye, doğal kaynaklara, artı değere… Dolayısıyla sömürdükçe de geldiği noktada kendisini devam ettiremiyor.

Kendisini devam ettiremediği için savaş, şiddet ve çatışmayı örgütlüyor. Savaşla, şiddetle, çatışmayla kendisini ayakta tutmaya çalışıyor. Bunun en önemli göstergesi Ortadoğu’dur. Sistem ciddi bir kriz içerisinde, ciddi bir kaos içerisinde. Türkiye’yi ne kadar ve nasıl etkiler, Türkiye halkları bunlardan nasıl etkilenir hep birlikte tartışmalı ve bunun yanıtını vermeliyiz. Çünkü biz de Ortadoğu’daki girdabın yanı başında duruyoruz. Yarının ne olacağını herkes gibi bizler de merak ediyoruz. Mevcut durum fırsatlar da riskler de ortaya çıkarabilir.

Mevcut durumu takip etmek, ona uygun bir duruş ve örgütlenme ortaya koymak en başta HDK’nin görevidir, DEM Parti’nin görevidir, bileşenlerinin ve Emek Özgürlük İttifakı dostlarının görevidir. Çok olumsuz tablolarla karşılaşabiliriz. Ortadoğu’daki bu girdaba kapılmamak için bizim öteden savunduğumuz Türkiye’nin toplumsal barışını sağlaması gerekiyor. En başta Kürt meselesini barışla, diyalogla, müzakereyle, toplumsal uzlaşıyla çözmesi gerekiyor. En başta Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılarak Sayın Öcalan’ın düşüncelerinin, fikirlerinin Türkiye halklarıyla, Türkiye emekçileriyle, kendi arkadaşları ve yoldaşlarıyla buluşmasını sağlamak gerekiyor.

Belli ki egemenler ve yönetenler de bu durumu kendilerine göre okuyorlar. Son günlerde bir tartışma sürecini hep birlikte izliyoruz. Bu tartışmalar nereye evrilir, bu tartışmalardan ne çıkar, bu tartışmalar halklara bir şeyler kazandırır mı, yoksa daha güçlü bir tasfiye sürecini mi başlatır buna da bakmak gerekiyor. Olası olumlu ve olumsuz sonuçları karşısında en başta HDK örgütlü ve duyarlı olarak kendi tavrını ortaya koyabilecek bir örgütlülüğe ve güce sahip olmalı.

Türkiye de kritik bir süreçten geçiyor. Sanki yeni bir süreç başlamış gibi bir algı oluşturulmaya başlanıyor. Süreçler taraflar arasında başlar, bir süreç varsa bu sürecin tarafları vardır. Bir süreç devam ettirilecekse sadece tek taraflı yorumlar ve açıklamalarla bu süreç yürümez. Sürecin diğer taraflarının da meseleye ilişkin ne dediklerini, ne düşündüklerini, nasıl gördüklerini, ne önerdiklerini Türkiye toplumu halkları ve emekçileri bilmek durumundadır. Ama işte herşey Türk tipi olduğu için bu tartışmalar da Türk tipi yürüyor.

İktidara mensup siyasi partiler açıklamalar yapıyor, yorumlar yapıyor, bir şeyler konuşuyor ama bu sorunun en önemli tarafları bu meselenin içerisinde değil. Dolayısıyla bu tartışmaların bir süreç olmadığını görüyoruz ama bir sürece evriltebiliriz. Bu tartışmaların bir sürece evrilmesini önemsiyoruz. Bu tartışmaların müzakere ile, diyalog ile yaşadığımız en önemli meselelerden biri olan Kürt meselesini çözmesini istiyoruz. Biz bunun için varız, HDK bunun için var.

“Şimdiye kadar kullanılan dil terk edilmelidir”

Bizler bir taraftan mücadele ederken öte yandan başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’deki diğer meselelerin müzakere ve diyalogla tartışılarak bir çözüme kavuşturulmasının mücadelesini de yürütüyoruz. Ama bu süreç o süreç mi maalesef bu konuda açık net bir şey diyemiyorum. Ama bildiğim net bir şey var hükümetler, iktidarlar hiçbir zaman hak mücadelesi ve hakikat mücadelesi yürüten, alınteri mücadelesi yürüten taraflarla doğrudan bir temas içine girmiyor, onun mücadelesini kabul etmiyor.

Dolayısıyla tek taraflı konuşarak bu süreci yürütüyor. İşte bu tartışmaların bir süreç olabilmesi için sürecin taraflarının da bu tartışmaların bir tarafında oturarak düşüncelerini halklarla buluşturması en fazla bizim görev ve sorumluluklarımızdır. Biz bunun için varız, onun için tekrar ediyorum. Bir Sayın Öcalan’ın fikirlerinin halklarla, emekçilerle buluşmasını sağlayacak koşulların oluşturulması gerekiyor.

İki bugüne kadar kullanılan dilin terk edilmesi gerekiyor, çünkü yine üstenci, tehdit eden bir dille karşı karşıyayız. Bu dil kesinlikle bu tartışmalara katkı sunmuyor. Bu dilin en başta da iktidar mensupları tarafından terk edilmesi  toplumu zehirleyen bu dil yerine daha siyasi, daha olgun, daha kapsayıcı, daha karşıdakini dikkate alan, saygın bir dile dönüşmesi gerekiyor, aksi  halde bu tartışmalar süreç olmadan bitmek durumunda kalabilir.

Evet değerli arkadaşlar Türkiye barışı diyorlar, bir süreçten bahsediyorlar ama diğer taraftan da dolu dizgin bir şekilde baskılar, zulüm politikaları devam ediyor. Çok ciddi çelişkiler var. Tartışmaların yürüdüğü bir süreçte halkın iradesiyle seçilen Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanması bu ne perhiz ne lahana turşusu dedirtiyor. Gerçekten bunlar bu tartışmaları yöneteceklerse bundan bir şey çıkmaz.

Esenyurt’ta ne oluyor sorusunu bu tartışmaları yapan iktidara bizler bugün bu kongre salonundan sormak istiyoruz. Böyle mi tartışacaksınız, bu süreci böyle mi yöneteceksiniz? Halkın iradesini cezaevine atarak, tutsak ederek, iradesine bir kayyım atayarak mı bu süreci yürüteceksiniz? Bu politikalarla kesinlikle bu tartışmaları bir yere evriltemezsiniz, bu toplum artık sözlere kanacak bir toplum değil.

En başta da Kürtler ve onun dostlarının yürüttüğü mücadele asla ve kata sözlere kanacak, bu kandırmaca politikalarına inanacak bir noktada değil. Burada oturan her bir arkadaşımız büyük bedeller ödeyerek, büyük mücadele ederek buralara geldiler. Dolayısıyla hükümeti bir kez daha uyarmak istiyoruz. Bu tartışmaları neden başlattınız, bu zulüm politikaları neden yürüyor, Esenyurt’a neden kayyım atadınız? Halkın iradesini yok sayacaksanız bu tartışmaların bir yere evrilmeyeceğini şimdiden belirtmek istiyorum.

Evet değerli arkadaşlar biz de HDK’nin, bir kongrenin partisiyiz. Kongreyle birlikte önümüzdeki dönem daha güçlü bir mücadele yürütmemiz gerektiğini benden önce konuşan arkadaşlarımız söylediler. Zorlu bir süreçteyiz, ya büyük kazanımlarla bu süreçten çıkacağız ki bunun zemini hiçbir dönem olmadığı kadar güçlü. Hiçbir dönem olmadığı kadar insanlar şu anki iktidarın uygulamalarından rahatsız. Hiçbir dönem olmadığı kadar emekçiler, işçiler, çalışanlar bu sistem karşısında direniyor, greve gidiyor, hakkını arıyor, Ankara’ya yürüyor, çekinmeden kendi taleplerini ortaya koyuyorlar.

Hiçbir dönem olmadığı kadar büyük bir zemin bizleri bekliyor. Şimdi bu zemini, bu itirazları örgütlemek ve bir sonuca ulaştırmak, bu itirazlarla birlikte mevcut kötü gidişatı halklar, emekçiler ve Kürtler lehine, Aleviler, kadınlar lehine çevirmek bizim elimizdedir. Daha fazla örgütleneceğiz, daha fazla büyüyeceğiz, daha fazla ittifaklarımızı geliştireceğiz, sokakta olacağız, daha fazla mücadele edeceğiz, daha fazla bu süreci yakinen takip edip süreç için yapılması gerekenleri, adımları çekinmeden cesurca ortaya koyarak bir sonuca ulaşacağımızı düşünüyoruz.

Bu duygularla kongreye başarılar diliyorum. Yeni seçilecek yönetimin de önümüzdeki dönem bu çalışmalarımıza, mücadelemize büyük katkılar vereceğine, şu ana kadar varolan eleştiri ve eksikleri gidereceğine, var olanın üzerine büyük katkılar sunarak HDK’yi hak ettiği örgütlülüğe ve güce ulaştıracağına inanıyorum. Hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın

ABD’den İran’a “İsrail” Uyarısı

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in “Düşmanlar, ister Siyonist rejim ister Amerika Birleşik Devletleri olsun, İran’a, İran ulusuna ve direniş cephesine yaptıklarına karşı kesinlikle ezici bir yanıt alacaklar” sözlerine ABD’den uyarı geldi.

Haber Merkezi / ABD’nin, İsviçreli diplomatlar üzerinden böyle bir aksiyon alınması halinde “İsrail’i tepki göstermekten alıkoyamayacağını ilettiği” bildirildi. Amerikan haber sitesi Axios, ilgili haberini Amerikalı bir diplomat ile İsrailli eski bir devlet yetkilisine dayandırdı.

85 yaşındaki İran dini lideri daha önceki açıklamalarında daha temkinli bir yaklaşım sergilemiş, yetkililerin İran’ın tepkisini değerlendireceğini ve İsrail’in saldırısının “ne abartılması ne de küçümsenmesi gerektiğini” söylemişti.

ABD ordusu Ortadoğu’da faaliyet gösteriyor ve bazı birlikleri şu anda İsrail’deki Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) bataryasında görev yapıyor.

ABD, Ortadoğu’da daha da tırmanan gerilim üzerine B-52 tipi uzun menzilli stratejik bombardıman uçaklarını Kuzey Dakota’daki Minot askeri üssünden bölgeye gönderdi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan (CENTCOM) yapılan açıklamada bambardıman uçaklarının bölgeye ulaştığı duyuruldu.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, bölgeye savaş gemileri, füze savunma sistemleri, yakıt aktarma uçakları ve B-52 bombardıman uçağı gönderilmesine onay vermişti.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 55 artarak 43 bin 314’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 186 artarak 102 bin 019’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’den Türkiye’ye Osman Kavala Çağrısı: Adaletsizliğe Son Verin

Osman Kavala’nın tutukluluğunun yedinci yıldönümü nedeniyle açıklama yapan Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, “Osman Kavala, AİHM kararına rağmen yedi yıldır haksız yere cezaevinde tutuluyor” dedi ve ekledi:

“Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’yi, bu adaletsizliğe son vermeye ve düşünce mahkumları olan Osman Kavala ile diğer dört Gezi tutuklusunu serbest bırakmaya çağırmaktan vazgeçmeyecek.”

Yargıtay’ın Osman Kavala’ya yönelik ömür boyu hapis cezası ile Çiğdem Mater, Can Atalay, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman hakkındaki 18’er yıl hapis cezalarını onayan kararının üzerinden bir yıldan uzun bir süre, Kavala’nın tutuklanmasının üzerinden ise tam yedi yıl geçti.

Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala’nın tutukluluğunun yedinci yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Osman Kavala, serbest bırakılmasına hükmeden bağlayıcı AİHM kararına rağmen yedi yıldır haksız yere cezaevinde tutuluyor. Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’yi, bu adaletsizliğe son vermeye ve düşünce mahkumları olan Osman Kavala ile diğer dört Gezi tutuklusunu serbest bırakmaya çağırmaktan vazgeçmeyecek” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman’ın serbest bırakılması için imza toplamayı sürdürüyor.

Paylaşın

Süper Lig: Beşiktaş, Zirve Yolunda Ağır Yara Aldı

Süper Lig’in 11. hafta maçında Beşiktaş ile Kasımpaşa, İnönü Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Zorbay Küçük’ün yönettiği karşılaşmadan Kasımpaşa, 3 – 1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Kasımpaşa’nın gollerini 54. dakikada Claudio Winck 70. dakikada Aytaç Kara ve 88. dakikada Mamadou Fall, Beşiktaş’ın tek golünü ise 45+3. dakikada Ernest Muçi kaydetti.

Kasımpaşa bu galibiyet ile puanını 14’e çıkardı, Beşiktaş ise 20 puanda kaldı.

45+3. dakikada sol taraftan Arthur Masuaku’nun ortasında arka direkte Ernest Muçi topu ağlara gönderdi: 1-0

54. dakikada sağ kanatta son çizgiye yakın noktada Fall’ın yerden pasında Ndour’dan önce topu kontrol eden Winck, etrafında döndükten sonra ceza sahası içi sağ çaprazdan kaleyi düşündü. Bu oyuncunun çıkardığı sert şutta meşin yuvarlak filelerle buluştu: 1-1

70. dakikada Masuaku’nun hatası sonucunda topun sahibi olan Fall, sağ kanatta son çizgi yakınında ortasını yaptı. Onur Bulut’un kafayla dokunamadığı top, ceza sahası içinde Aytaç Kara’nın önünde kaldı. Aytaç’ın yaptığı vuruşta Uduokhai’ye çarpan meşin yuvarlak ağlara gitti: 1-2.

88. dakikada Josip Brekalo’nun pasında sağ kanatta topla buluşan Claudio Winck ceza sahasına girip yerden içeri çevirdiği topa penaltı noktası sağında Mamadou Fall’ın yaptığı vuruşta meşin yuvarlak filelerle buluştu: 1-3

Stat: İnönü

Hakemler: Zorbay Küçük, Serkan Çimen, Samet Çavuş

Beşiktaş: Mert Günok, Onur Bulut, Felix Uduokhai, Emirhan Topçu (Salih Uçan dk. 80), Arthur Masuaku, Cher Ndour (Can Keleş dk. 80), Gedson Fernandes, Ernest Muçi (Joao Mario dk. 68), Rafa Silva, Semih Kılıçsoy, Ciro Immobile (Mustafa Hekimoğlu dk. 46)

Kasımpaşa: Andreas Gianniotis, Claudio Winck, Sadık Çiftpınar, Yasin Özcan, Kevin Rodrigues, Loret Sadiku (Aytaç Kara dk. 69), Mamadou Fall, Haris Hajradinovic (Gökhan Gül dk. 84), Antonin Barak (Cafu dk. 69), Ben Ouanes (Josip Brekalo dk. 78), Nuno da Costa

Goller: Ernest Muçi (dk. 45+3) (Beşiktaş), Claudio Winck (dk. 54), Aytaç Kara (dk. 70), Mamadou Fall (dk. 88) (Kasımpaşa)

Paylaşın

Özgür Özel: Gülen’in Geçmişine Baksak Grup Kuramazlar

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in görevden alınıp yerine kayyım atanmasına ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Fethullah Gülen hayatta olsa gelir omzunuzdan öper. ‘Biz bile bu kadarını yapmadık’ der. AKP’nin Gülen geçmişine baksak, 2016’dan önce telefon görüşmelerine baksak grup kuracak sayıyı bulamazlar” dedi ve ekledi:

“Ahmet Özer’e kayyum atadıklarını bildirdikleri yazının ilk paragrafında ‘PKK terör örgütü üyesi olması suçundan tutuklanan’ yazmışlar. Yahu iddiasıyla diyeceksin, iddia ile tutuklandı bu adam. Ne olup olmadığını da göreceğiz iddianameyi bekliyoruz. Bir de İçişleri Bakanısın. Hepimizin canı buna emanet. Ve bir kumpasın parçası olabiliyorlar. Biz böyle konuşunca da dava açıyorlar, açsın!”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “TBMM Grubu Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı”nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. “Esenyurt’ta yapılan, İstanbul’daki seçmenin iradesine uzanan eli çekmek konusunda sonuna kadar kararlıyız” diyen Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar ise şöyle:

“Türkiye’nin en büyük ilçesinin belediye başkanı, bundan 7-8 ay önce devlete başvurdu ve dedi ki, Esenyurt’ta partimden aday olmak istiyorum. Adaylığa uygun muyum? Devlet de ona temiz kartı verdi. Devlet Esenyurt’a da dedi ki, ‘Bu adaylardan birini seçebilirsin. Bunların terörist olmadığına ben kefilim.’ Esenyurt’ta her iki kişiden biri de Ahmet Özer’i seçti.

Bizden önce yapılanlara bakalım. Esenyurt’ta gezdiğimizde görüyorduk ki bir açık hava suç müzesiydi burası. Binalar üst üste, sayısız kent suçu… Esenyurtlular da artık ‘yeter’ deyip CHP’ye verdi ilçeyi. İstanbullular önce 2019’da sonra da 2024 seçimlerinde CHP’yi seçtiler. Artık burada AK Parti’nin bir kez bile karşısında seçim kazanamadığı Ekrem İmamoğlu ve CHP var.

Esenyurt 1 milyon kişi yapılırken, bir de umutları çalınmışların ilçesi var. O ilçede oturanların tapusu yok, evi yok, başvurduğunda muhatap bulabildiği devlet yok. ‘Burada kaç kat var’ı sorgulayamayan vatandaşlar var. 30 bin konut mağduru var. AKP’nin getirdiği hal budur. Milletin derdini anlatamadığı yerde 150 bin kişinin oturamadığı kayıp bir kent vardır. Esenyurt’un üstünde gelecekleri çalınmış insanlar vardır.

Bu Esenyurt’u bir daha alamadılar ve alamayacaklar. İstanbul’u da bir daha alamadılar ve alamayacaklar. O nedenle bunları yapıyorlar. Milletten alamadıkları yetkiyi kayyumla, haksız hukuksuz anayasaya aykırı şekilde ele geçirmeye çalışıyorlar. Bükemedikleri bilekleri devlet imkanlarıyla kırmaya çalışıyorlar.

Erdoğan okuduğu bir şiir nedeniyle siyasi yasak aldığında, birilerini kışkırtmak için ‘muhtar bile olamaz’ denilen kişiye bu yapıldığında CHP buna karşı durmuştur. Erdoğan’a alan açmak için Siirt’teki milletvekilleri istifa ettirilip ne tesadüftür ki o şiirin okunduğu seçimlerde Erdoğan milletvekili ve ardından başbakan olmuştur. AKP, kendisine yapılan yasaktan güç alan ama şimdi de kendisi aynı muameleyi gösteren bir anlayıştır.

Daha mahkeme kararını vermeden basın yazıyor ‘Oraya buraya kayyum atıyoruz’ diye. Daha karar olmadan sen kayyum kişiyi belirliyorsun. Bunun hukuk devleti olduğunu savunan İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, siz kötücül bir oyunun içinde seçilmiş rolü üstlenenlersiniz.

Ahmet Özer’in evine gittiklerinde öyle bir tavır var ki, sabah 5’te adamın eşiyle kaldığı odaya dalıp kadını ittiriyorlar biz uyandırırız diye. Bu tavır sadece canlı bomba olması durumunda yapılır, sordum öğrendim. Böyle bir tacizi yapamazsınız. Çağırsan adamı, evi belli kim olduğu belli… Sabah gitsen avukatlarla arama yapsan, suçlamana ilişkin bir kanıt ele geçirsen… Ama yok. Fethullah Gülen hayatta olsa gelir omzunuzdan öper. ‘Biz bile bu kadarını yapmadık’ der. AKP’nin Gülen geçmişine baksak, 2016’dan önce telefon görüşmelerine baksak grup kuracak sayıyı bulamazlar.

Ahmet Özer’e kayyum atadıklarını bildirdikleri yazının ilk paragrafında ‘PKK terör örgütü üyesi olması suçundan tutuklanan’ yazmışlar. Yahu iddiasıyla diyeceksin, iddia ile tutuklandı bu adam. Ne olup olmadığını da göreceğiz iddianameyi bekliyoruz. Bir de İçişleri Bakanısın. Hepimizin canı buna emanet. Ve bir kumpasın parçası olabiliyorlar. Biz böyle konuşunca da dava açıyorlar, açsın!

“Akın Gürlek, adaletin boyun kesenidir”

Erdoğan, sen oraya daha önce Barış Pehlivan’ı, Barış Terkoğlu’nu, Murat Ağırel’i, Merdan Yanardağ’ı koydun. Orada şimdi Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı, Tayfun Kahraman’ı haksız yere hukuksuz yere tutuyorsun. Şimdi bunu yapınca millet bunlar ‘terörist’ mi diyecek. Sen İlker Başbuğ’a terör örgütü başı demiş adamsın. Şimdi de başka Zekeriya Öz bulmuşsun, aynı oyunu çeviriyorsun. Akın Gürlek, seyyar giyotin, adaletin boynunu kesendir. Canan Kaftancıoğlu’na yasak getiren Akın Gürlek, Hrant Dink davası Akın Gürlek, Sırrı Süreyya davası Akın Gürlek. Hepsi başka mahkemede davalar. Hepsinde bunu koşturuyorlar. Hadi Ankara’da yasak getir Akın, İstanbul’a koş katliam yapacaksın Akın.

Anayasa tartışmalarında da böyle, kişiye uygun anayasa yapılmaz dedik. Gündem hep değiştiriliyor. Numan Bey gidiyordu mayıs sonunda yine geliyordu. Grup başkan vekilliğinden gelen bir başkan olarak bu tartışmaların neden yaratıldığını biliyorum. İsrail bize saldıracak diye Mecliste algı yaratıyor. Ekonomik kriz konuşulmasın diye, millet aç yoksul bu duyulmasın diye neler anlatıyor. Bebekler katlediliyor, çocuklar aç yatıyor bunlar konuşulmasın istiyor. ‘Bırakın şimdi bunları konuşmayın’ diyor.

Bizim asıl vazifemiz hiçbir gündemi ıskalamadan konuşmak, milletin gerçek gündemini kaçırmadan konuşmaya and olsun. Bunu yapacağız ancak ‘başkanlarına kayyum atanmış bir şey demiyorlar’ denmesine de izin vermeyeceğiz, denge kuracağız. Şeffaf olacağız, samimi olacağız, toplumsal mutabakat oluşturacağız. Burada en önemli kısımlardan biri şehit ve gazi ailelerine karşı bir yerde durmamak olacak. Onların teminatı biziz. Kürt sorunu hakkında görüşmelerimizde de tüm partileri dahil ederek hareket edeceğiz, bizin kapalı kapılar arkasında konuşmalarımız yok.

Tüm bu gündem değiştirme çabaları çok anlaşılabilir çünkü seçmen kulağını açtığında zaten bizi seçiyor. Biz seçmenin karşısına Ekrem İmamoğlu’nu, onlar Murat Kurum’u çıkarıyor. Biz Mansur Yavaş’ı, onlar şu anda adını bile hatırlamadığımız birini çıkarıyor. Biz onlara değil ama seçmenlerine saygı duyuyoruz ve kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. ‘Kardeşim düne kadar ‘bebek katili’ dediğiniz kişiyi iki al-verle Meclis getirmeye çalışmak değil mesele’ diyebiliyoruz. CHP Alevilerin de Sünnilerin de Türklerin de Kürtlerin de tek umudu ve çaresidir.

CHP, tüm Türkiye’ye Esenyurt’tan sesleniyor. Bundan sonraki ilk 15 günde Esenyurt’tayız. Vekillerimizle genel başkan yardımcılarımızla buradayız. Her sabah güne ilçe binamızda başlayacağız. Bir önceki gündeki arkadaşlarımızın ne yaptığını, kayyumun ne yapamadığını konuşacağız. Hangi arsayı kime peşkeş çektiklerini ve hangi kaçak yapıya onay verdiklerini, bir gün önce ziyaret ettikleri Ahmet Özer’in mesajıyla birlikte konuşacağız. Elimizi Esenyurt’tan çekmeyeceğiz, hep burada olacağız.”

Paylaşın

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç: Çürümüş Yapıyla Mücadelemiz Devam Edecek

Yüksek Divan Kurulu toplantısın da konuşan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Hiçbir zaman taviz vermeyiz. Bu çürümüş yapıyla mücadelemiz kararlılıkla devam edecek. İster camiamız bize destek olsun ister olmasın” dedi.

Haber Merkezi / Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu’nun (YDK) Kasım Ayı Olağan Toplantısı, Fenerbahçe Spor Kulübü Faruk Ilgaz Tesisleri’nde Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu başkanlığında Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Yönetim Kurulu Üyeleri, eski Yöneticiler ve YDK üyelerinin katılımıyla yapıldı.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’ta Yüksek Divan Kurulu toplantısın da konuştu. Ali Koç’un konuşması şöyle: “Anlatacak çok şey var, zaman az. Bir yöneticimiz voleybol maçına, bir yöneticimiz Beşiktaş’la oynadığımız altyapı maçına gitti. Birazdan bir grup yöneticimiz Trabzon’a gidecek. Biz de yarın sabah ilk iş Trabzon’a gideceğiz. Trabzon’da takımımızın yolu açık, şansı bol olsun. Rabbim yanımızda olsun. İki kulüp de birbiriyle temasta. Geçen sene 17 Mart’ta yaşananların tekrarlanmayacağına eminiz. Güzel bir maç olsun. Hak eden kazansın ama inşallah biz kazanırız.

Hocamızdan bahsedildi. İlk o konuya geleyim. Tek tek cevap veremeyeceğiz bugünkü konuşmalarınıza. Öncelikle YDK başkanımıza teşekkür ediyorum. Olayı olağanüstü güzel, net bir şekilde açıkladı; neler yaşıyoruz, içinde bulunduğumuz durum, camiamızın psikolojisi… Genel Sekreterimiz de rekabet ettiğimiz bazı kulüplerle ilgili, özellikle biriyle ilgili çok net konuştu. O da durumu izah etti. Ben de orada birkaç konuya değineceğim.

Görüyorum ki, biz sadece dışarıyla değil, birbirimizle de boğuşuyoruz. Bugün o konulara da değinildi. ‘Gücümüzü Fenerbahçe’nin menfaatleri için odaklayalım.’ diyenler oldu. Bu hassasiyeti gösterenlere teşekkür ediyorum. Herkesin fikrine saygılıyım. Takdir ederim, tasvip etmem önemli değil ama herkes bu kürsüden istediğini söyler. Ama görüyorum ki bazı Kongre Üyelerimiz de, Divan Kurulu Üyelerimiz de gerçeklerin şu an çok uzağındalar.

Hocamızla ilgili her Divan Kurulunda kürsüye çıkan Ufuk Bey bir şeyler söyledi. Bizim en büyük sorunumuz, çok uzun yıllardır hem bizim dönemimizde hem bizden önceki dönemde Futbol Şubesinde istikrarı yakalayamamamızdır. Bunda bizim de bizden önceki yönetimin de tabii ki sorumluluğu, hataları olduğu aşikârdır. Bir diğer unsur ise Teknik Direktörlerimize ihtiyaç duydukları süreyi, sabrı tanımayan camiamızın sabırsızlığı da burada pay sahibidir.

Bu bağlamda Yönetim Kurulumuz bu sabırsızlığı, toleranssızlığı kırabilmek için dünya tarihinin en başarılı, en değerli teknik direktörlerinden biri olan Jose Mourinho’yu kulübümüze kazandırmıştır. Yaşayan antrenörler arasında değil, dünya tarihinde gelmiş geçmiş tüm teknik direktörler arasında en iyilerinden birini getirdik. İyi de bir kadro kurduğumuzu düşünüyorum. Katılırsınız, katılmazsınız. Hatta bir nebze olsun ayağımızı yorganımıza göre uzatmadık, bu sefer daha da riskler alarak mühendislik yaptık. Kadromuz derin, alternatifli. Zaman içinde bunu göreceğiz.

Spor basınımız ve organize bir sosyal medya çetesi daha önceki teknik direktörümüz gibi Sayın Mourinho’yu da kısa sürede hedef haline getirmiştir. Olabilir. Ama üzücü olan bir kısım taraftarımız bu algı operasyonundan bir kez daha etkilenmiş olduğunu görüyoruz. Hocamızı daha 8., 9. haftada saldırıya uğrattılar. Camia psikolojisini biraz evvel bir Kongre Üyemiz daha 9. haftada yelkenleri indirmiş, şampiyonluğun bittiğini burada ifade etmiştir. Kendisine kesinlikle kızmıyorum ama camiamız bilerek, isteyerek ya da bilmeyerek bu psikolojiye yıllar içinde sokulmuştur.

Her demeciyle Fenerbahçe’ye yaşatılan haksızlıkları dünya basınının manşetlerine taşıyan, İstanbul’daki her anını takımımızın daha iyi seviyeye yükseltmesi için harcayan, sevgiyi, saygıyı, sabrı ve desteği sonuna kadar hak eden hocamız vardır. Biz de Yönetim Kurulu olarak sonuna kadar arkasındayız. Bizim kendisiyle ilgili hayallerimiz ve planlarımız uzun vadelidir. Tüm çabamız onun bu şehirde mutlu olması, tüm ihtiyaçlarının eksiksiz olarak karşılanması ve kendi işine odaklanması, takımına, oyuncularına, idmanına ve rakiplerine odaklanması bizim en büyük önceliğimizdir.

Bu şekilde Futbol Şubemizde istikrarı yakalayarak başarıyı elde edeceğimize inanıyoruz. Tek beklentimiz, -beklentiden öteye geçer inşallah- camiamızın artık uyanması ve sahiplenmesi. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü en küçük tökezlemede, bir puan kaybında hepinizin malûmu… Ben bazı Fenerbahçeli olduğu söylenen sosyal medya sitelerine de hayretler içindeyim. Onların Fenerbahçeli olabileceğini düşünmüyorum. Rakip, en büyük düşmanımız böyle bir sosyal medya sitesi kurmak istese ancak bu kadar olur. Ben onlarla ilgili ümidimi kestim.

Ama bugün burada da son dönemde de kamuoyunda da artık bir kenetlenmenin başlayabileceğini, insanların artık biraz daha uyanmaya başladığını görüyorum. Sizden ricam yönetimle sorunu olanlar gelsinler burada bizi istedikleri gibi eleştirsinler. Biz bugüne kadar kimsenin demokratik hakkını gasp etmedik. Herkes istediği gibi eleştirdi. İlk dönemlerimizde Fenerbahçe TV’de kendi kanalımızda yerden yere vurulduk, hiçbir zaman sesimizi çıkartmadık. Ama varsa bizimle derdiniz. Bu sıkıntınızın hesabını sahada, salonlarda çubukluyu taşıyan sporcularımıza kesmeyin. Bunu özellikle söylemek istedim.

Yarın yolumuz açık olsun. Şansımız bol olsun. Güzel bir maç olacağına, 3 puan kazanacağımıza inanıyorum. Tüm futbolcularımızla ve hafta sonu müsabakalarda olan tüm sporcularımıza başarılar diliyorum. Bir dileğim olsaydı, bir dileğimiz gerçekleşseydi, bize oy verin, vermeyin, sevin, sevmeyin, takdir edin, etmeyin, Fenerbahçelilerin bizi anlamasını, nelerle boğuştuğumuzu görmelerini dilerdim.

Her şey apaçık gözler önündeyken ve tekrar tekrar anlattığımız halde anlaşılamamanın acısını derinden yaşıyoruz. Ya biz yaşadıklarımızı hakkıyla anlatamıyoruz ya da başkalarının masalları bizim gerçeklerimizi yutuyor yani bizim camiamızı uyutuyor. Belki de sizleri uyutmak için, özellikle genç mensuplarımızı harekete geçirip onların bizi hedef almalarını sağlamak için belki de Fenerbahçeli görünüp hiç Fenerbahçeli olmayan siteler bile kurulmuş olabilir. Olağanüstü bir organizasyon var. Biz bunun acısını çekiyoruz. Başkanımız burada çok güzel özetledi neler yaşandığını. Ufak ufak rüzgâr dönmeye başladı.

Göreceksiniz zaman içinde Fenerbahçe’nin taviz vermeden, ilkesel duruşundan geri adım atmadan değerlerine sıkı sıkı sahip çıkıp futbolda başarı sağlamasa da sırf başarı için doğru bildiklerinden sapmayıp biraz sonra anlatacağım yapıyla ilgili mücadele edip bu yapı çökertildiği zaman sadece Fenerbahçe, Türk futbolu değil ülkemizin ne kadar büyük fayda sağlayacağını göreceksiniz. Belki bizler için iş işten geçmiş olacak ama bizim yaptığımız kıymetli çalışmanın değeri bizler gittikten sonra apaçık ortaya çıkacaktır.

Tüm zorluklara ve engellere rağmen Fenerbahçe ve Fenerbahçeliler için elimizden gelenin en iyisini yapmak için çalışıyoruz. Çalışmalarımıza yön veren pusula tek bir yönü işaret ediyor. O da Fenerbahçe’nin özgürlüğü ve ekonomik bağımsızlığıdır. Bizim için en büyük başarı kulübümüzün kimseye muhtaç olmamasıdır. Şimdilerde kolayca yok sayılsa da demin de dediğim gibi, görev süremiz bittiğinde bunun ne kadar önemli olduğu herkes tarafından görülecektir. Evet, ‘Tüm zorluklara ve engellere rağmen.’ dedim az önce. Biraz o engellere değinmek istiyorum.

Göztepe maçından bahsediyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz. Orada feci bir olay yaşandı. Malûmunuz kalleşçe biri sırtımızdan saldırdı, biz orada ortamı yatıştırmaya giderken. Detaylarına girmeyeceğim. Daha evvel anlattım. Geçen hafta bir maç oynandı; Galatasaray-Beşiktaş maçı. Bir muhabire tokat atan ki hiçbir şekilde şiddeti tasvip etmemiz söz konusu değildir. Apar topar tutuklandı. Yanlış bir yere çekilmesin lütfen. Biz mesleği, sosyal statüsü, cinsiyeti fark etmeksizin her Türk vatandaşının adaletin önünde eşit olması gerektiğine inanan bir camiayız. Bir ayrıcalık da talep etmiyoruz. Yalnız neden adil muamele görmediğimizi sorgulamak da bizim camiamıza karşı sorumluluğumuzdur.

“Hukuk kime göre, neye göre işlemektedir?”

Beşiktaş başkanıyla dalga geçen, sözde medya mensubu olan ama twitlerine baktığınız zaman holigan bir taraftar profili çizen, maça geldiği zaman alkollü olduğu net bir şekilde emniyet tarafından tespit edilen kişiye bakanlarımız –isimlerini vermeyeceğim- yarım saat içinde ‘Geçmiş olsun, peşindeyiz.’ diyorlar. Fenerbahçe Başkanına yapılan saldırıyı ama aynı kişiler görmezden gelebiliyorlar. Keşke gelmeselerdi. Bu adil midir? Hukuk kime göre, neye göre işlemektedir?

Biz kamu destekli sanki kamu kurumuymuş gibi pek çok kulüple rekabet halindeyiz. Bunu görmeniz lazım. Biz kapalı spor salonumuzu yaparız. Kendi stadımızı inşa ederiz. Başkalarına statlar yapılır ama biz onların iki misli yıllık kiralar öderiz. Her yıl vergimizi kuruşu kuruşuna öderken, rakiplerimizin vergi borçları affedilir. Adil rekabet midir? Camia ses çıkarır mı? En küçük puan kaybında saldıranlar bu durumu hiçbir zaman gündeme getirir mi?

Biz Türkiye’nin dev markalarıyla iş birliği yaparak sponsorluk gelirimizi artırırken, formalarımızın neredeyse hiçbir yerinde boşluk bırakmazken bir rakibimiz yasa dışı bahis sitesini, sözde bir haber sitesi gibi göstererek gayriahlaki kaynak yaratırken, üstelik bütün bu karaborsa skandalının içinde buna cüret ederken kimsenin ses çıkarmaması veya yeterince ses çıkarmaması, resmi mercilerin bunun üstüne bütün gücüyle gitmemesi… Bu adil midir? Savcının Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı olmaz.

Göztepe olayıyla ilgili de özellikle İçişleri Bakanımıza şahsım ve Yönetim Kurulum adına teşekkür ederim. Konunun ciddiyetine vakıf bir şekilde çok hızlı üzerine gittiler. Gerekli denetimler yapıldı, müfettişler atandı ve gerekli cezalar da verildi. Özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Malum terör örgütünün üyesi olmaktan halen hapis yatan veya yurt dışında firari olan polis, savcı ve hakimlerin Fenerbahçe’ye vermediği zararı her sene, her sezon birkaç tane hakemin verdiği hepinizin malumudur veya malumu mudur? Geçen yıl nefes nefese devam eden şampiyonluk yarışında biz 5 kırmızı kart görürken, Galatasaray’ın sadece bir kırmızı kart görmesi normal midir? Bütün liglere baktık, böyle bir tablo hiçbir yerde yok.

O kartı gören de saha içinden değil, kulübeden gördü ama aynı takım beş Avrupa maçında 5 kırmızı kart görüyor. Bu bir tesadüf müdür, yoksa yabancı hakemlerin dürüstlüğüne mi bağlamak gerekir. Yine geçen yıl bir takım 65 sarı kart görmüş onlar, biz 23 fazla, 88 görmüşüz. Bunu adil diye sormak görevimiz değil midir? Geçen seneyi hatırlatıyorum bu senede ne yazık ki bu şekilde ilk 9 haftada benzer tablo ortaya çıkmaya başladı.

Federasyon seçimleri sürecinde tavrımız son derece açık ve şeffaftı. Halen de öyledir. Yeni TFF yönetiminin zamana ihtiyacının olduğunu kabul ediyoruz, bununla birlikte hakemlerin lige etkisini de dikkatle izliyoruz. Bu konuda sabrımızın daha fazla sınanmamasını özellikle diliyoruz, rica ediyoruz.

Acun bey bir mücadele veriyor. Sağ olsun, çok güç kattı. Devamlı önemli konuları gündeme getiriyor. Bu yapı neymiş! Yapı var mı? Hayali yapı oluşturuyorsunuz! Sahadaki sonuçları böyle mazeretlere kamufule etmeye çalışıyorsunuz. Bakın size bir şey söyleyeyim. Biz 25 yıldır, sıkıntı yaşıyoruz. Zaten her zaman dile getiriyorum. Bilmiyorum biriniz söylediklerime doğru mu değil mi diye baktı mı? Son 10 senenin, son 5 senenin tablosuna bakın ve bu tablolara göre Fenerbahçe’nin şampiyon, en azından bir şampiyonluğunun olmaması hayatın olağan akışına aykırıdır. Gidin, bakın. Puanlara, gollere, averajlara, galibiyetlere bakın. Bunu şansa falan bağlayamazsınız.

Dolayısıyla biz 25 yıldır bu işlerle mücadele ediyoruz. Bu yapı camiaların kaderleri ile oynuyor. Şekip Bey’in dediği gibi sadece şampiyonluk yarışı değil düşenlerin de kaderleri ile oynuyor. Tartışmasız en çok bize zarar veriyor. Toplumumuzun sinir uçlarıyla onuyor. Türk futbolun kaderi ile oynuyor. Bizim yaşadıklarımızı yeryüzünde, dünyada bir kulüp yaşasa ayakta durması bile mümkün değildi, arkadaşlar. Bununla övünsek mi, gurur mu duysak, halimize mi üzülsek? Size bırakıyorum.

Defalarca anlattım daha fazla anlatmayayım. Kendi tarihimizin görülmemiş sezonunu yaşıyoruz. 99 puan alıyoruz. 6 derbinin dördünü kazanıyoruz. Deplasmanda sadece bir beraberliğimiz var ve yine şampiyon olamıyoruz. Düşünün, arkadaşlar.

Biz yapı deyince ortalık kaynıyor. Kim bu yapı? Adı var mı? Biraz açıklamaya çalışayım. Geçen seneden örnek verdik. Saha içerisinde ısrarla bir takımı kollayarak, ittirerek, hakem hataları yapılmasına rağmen gerekli adımlar atılmıyorsa ve aynı hakemlere hiçbir şey olmuyormuş gibi her hafta maçlar veriliyorsa, işte yapı budur. Tarihe geçecek, yıllarca hafızalardan silinmeyecek hakem hatalarının neredeyse hepsinin bir takımın lehine gerçekleşiyorsa işte yapı budur.

Bu sezon henüz daha 10 hafta geçmemesine rağmen yine aynı takım adına hakem hataları diye nitelendirilmeyecek saha içinde açık bariz kollamalar yapılıyorsa işte yapı budur. Bir derbide 6 sarı kart, iki kırmızı kart; bütün otoritelerin altına imza attığı bir olay yaşanıyorsa işte yapı budur. Bir teknik direktör hakemleri saha içerisinde tehdit ederken, bu dördüncü hakemin gözü önünde yaşanırken, bu raporlara girmiyorsa işte yapı budur.

Bu temsilcileri, gözlemcileri istedikleri şekilde kullanabileceğini iyi bilen, kullanabilecek kişileri bu görevlere yerleştiren; çok uzun yılladır akrabalık, arkadaşlık, hemşericilik ilkelerini kullanarak yapanlar oluyorsa işte yapı budur. Hakemleri maçlarda kararlarını etkilemek için VAR’a görüntüleri manipülatif şekilde gönderip, hakemlere tuzak kurarak kariyerlerini sonlandırılanlara rağmen kimse kılını kıpırdatmıyorsa işte yapı budur.

Bu yapıya biraz çomak sokulduğu zaman geleneksel ve sosyal medyada malum kişiler ayaklanıyorsa işte yapı budur. Bu konuşmayı öfkeyle dinleyenler, yeri geldi mi içlerinde korku düşenler, yapının parçası bunlardır. İllegal işler yapılırken göz yumuluyorsa sahip çıkılıyorsa, dosyalar kapatılıyorsa işte yapı budur. Tüm bunları bile bile halen kim bu yapıyı açıklayın diyorlarsa işte yapı budur. Daha fazla uzatmayayım. Uzun uzun anlatırım. Uyanın Fenerbahçeliler, uyanın. Bize destek olun, olmayın. Kalbimiz attıkça bu görevde olduğumuz müddetçe mücadele devam edeceğiz.

Biraz evvel rakiple uğraşmayın, etmeyin. Onları büyütmeyin diyor ama anlatmak zorundayız çünkü biz adil rekabet peşindeyiz. TFF seçimlerinde açık ve net şekilde anlattım. Haksız rekabet sadece saha içerisinde değil, özellikle saha dışında da yaşanıyor diye. En güzel örnekleri de bu sezon. Karaborsa bilet. Bu iş gerçektir. Öyle mi, böyle mi, lamı cimi yok. Kapatılacak mı, üstüne mi gidilecek. Biraz sonra anlatacaklarımı ilgili arkadaşlarım devletin ilgili mercilerine gidiyorlar. Bir tanesi şunu diyor: ‘Bu niye sizi ilgilendiriyor?’ Arkadaşlar niye bizi ilgilendirdiğini anlatınca o kişinin hakkını yemeyelim. ‘Haklısınız. Ben bu şekilde bakmadım’ diyor.

Karaborsa bilet. Kendi içlerinden bu konu çıktı. Divan kurullarında bir üyesi ortaya attı. Bir üyesi savcılığa başvurdu. Bir gazetecisi konuyu devamlı gündemde tuttu. Vahim bir olay. Başkanları, ‘Savcılığa başvurduk’ dedi. Artık neredeyse söylediklerinin ne kadarı gerçek ne kadarı gerçek dışı, gerçek dışının daha ağır bastığı bir başkandan bahsediyoruz. Meğersem müracaatı şikayeti yapanlara karşı dava açmakmış. Çok ciddi iddialara karşı kamuoyunu tatmin edici açıklamalar yapması gerekirken her zaman olduğu gibi çelişkili ifadeler, manevralarla süreci kurtarma peşindeler. Biz bunun sonuna kadar gideceğiz. Biz ne yaptık?

Baktık ki olayın üstü kapatılmaya çalışılıyor. Devletimizin ilgili kurumlarını harekete geçmesi için ihbar hakkımızı kullandık. Fenerbahçeliler uyanın, bunu iyi dinleyin. Bunu gündemde tutun, yoksa bunu da kapatacaklar. Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, Sermaye Piyasası Kurumu, Rekabet Kurumu, TFF ve Bankalar Birliği’ne ihbarlarımızı yaptık. Bu çerçevede müracaat ettiğimiz bazı mercilerle ilgili bazı merciler gerekli incelemeleri başlattılar. Bunu kulübümüze bildirdiler. Burada özellikle Gençlik ve Spor Bakanlığımıza konuya gösterdikleri hassasiyet sebebiyle teşekkür etmek isterim. Bakanlık konuyu soruşturmak üzere müfettişleri görevlendirdi. Müfettişler soruşturmayı başlattılar.

Evvelsi gün kulübümüze üç müfettiş geldi. Biz de bildiklerimizi, tahmin ettiklerimizi anlattık. Hatta bir adım öteye gittik. Bizi de inceleyin. Bizi de inceleyin ki karşılaştırın. Kurumsal satışlar nasıl oluyor, üçüncü kişilere satışlar nasıl oluyor. İnşallah bu önerimizi kaale alırlar. Çünkü inceledikleri, soruşturdukları konunun dibine daha çabuk inerler, bizi de araştırırlarsa. Hem bakanlık müfettişlerinin hem savcılık makamının konu hakkında çok önemli bilgilere ve tanık beyanına ulaştığını gayet iyi biliyoruz. Bizim beklediğimiz devletimiz devletliğini mi gösterecek, yoksa bu konuyu örtbas mı edecek. Biz buna bakıyoruz. Bahsedilen rakam 56 milyon Euro.

İllegal bahis sponsorluğu. Bir başka gayri yasal olay. Aynı camia. Ciddi bir suç. Sosyolojik bir olay. Şuan biliyor musunuz ki Türkiye’de neredeyse hiçbir ülkede yaşanmayan illegal bahis olayı sosyolojik olarak ailelerimizi çökertmek üzere olduğunu. Biliyor musunuz ki ekonomik sıkıntılarda dolayı binlerce üniversite talebesi banka hesaplarını kiralamakta ve bu banka hesapları üzerinden bütün illegal bahis dönmektedir. Bırakın bir rakibimizin üç beş kuruş haksız gelir elde ettiğini.

Türkiye’nin sosyolojik yapısını bozmak için en büyük tehditlerden birinin bu olduğunun farkında mısınız? Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olarak rekabet açısından değil, bu ülkenin bir vatandaşı olarak baktığım zaman hepimizin üstüne sorumluluk düştüğünün farkında olmanızı istiyorum.

Türkiye’de bu iş lisansla yapılıyor. Türkiye’de lisans alanlar legal bahis, bir de yurt dışında dev şirketler var. Onlar da legal faaliyet gösteriyorlar ama ülkemizde lisanslı olmadıkları için ülkemizde legal değiller ama bu söz konusu oluşum tamamen illegal. Ne yurt dışında lisanları var, ne ülkemizde. Bu işin sonuna bir news kelimesi eklenerek konu legalleştirilemeye çalışılıyor. Soruyorum, karşı takımın başkanına. Hiç mi Google’da araştırma yapmadınız? Hiç mi demediniz; iki ay evvel kurulmuş site, hiçbir reklam geliri yok, 14 milyon Euro sponsorluğu nasıl verir? Hiç mi aklınızdan geçmedi? Doğal olarak insanın aklına gelen bu. Birkaç ay evvel kurulmuş ve tek tük haber var. Sıfır reklam. Abonelik geliri yok. Hepiniz biliyorsunuz.

Biz geçen sene alt liglerde bahis için burada sizlere hitap etmiştik. Devletimiz soruşturma başlattı. Biz ifade verdik. Sonra savcı değiştirildi fakat şunu anlatmaya çalışıyorum. Bir tarafta 56 milyon, bir tarafta 14 milyon. Sonra diyorlar ki parayı aldık, almadık. Yarısını aldık, iade ettik. Başkanı bir şey diyor, başkanvekili başka bir şey diyor. Hiç birinin dediği birbirini tutmuyor. Devlet, her şey ortada. Ülkemizde illegal bahise özendirmek büyük suç. Ve ne acıdır ki sosyolojik bir sorun ve tamamen illegal olan bir konu 119 yıllık bir formanın üzerine yazılması da onlara nasip oldu. 2 senedir söylüyoruz, nasıl sahada rekabet ediyorsak transferde de rekabet ediyoruz. Yeri geliyor aynı futbolculara gidiyor, pazarlıklar yapıyoruz. Pazarlıklar ilerlediği zaman, e-mail, WhatsApp bir sürü yazışmalar oluyor.

Mesela bir tanesini alalım bu futbolculardan ismi önemli değil, kendisi de burada değil. Biz masadan 7.5 milyon Euro’dan kalkıyoruz, WhatsApp da bütün teklifler var. Bir başka kulüp KAP’a 4 Milyon 350 Bin Euro’ya anlaştığını bildiriyor, arada büyük fark var. Hep diyorum ya oranın suyu ve oksijeni daha mı iyi de futbolcular bu farka rağmen oraya gitmeyi tercih ediyorlar bu da işin esprisi. Ama sonra transferi yapan yöneticisi çıkıyor menajerlik ücreti hariç 7-8 milyon diyor. Sadece bu eski TFF ile oluyor ve ilgili mercilerin harekete geçmesi için bu bile yeterlidir.

Kardeşim sen KAP’a 4 Milyon 350 bildirdin, sonra senin yöneticin menajerlik hariç 7-8 diyor. Aradaki fark nerede? İmaj hakkı mı, sponsorluk mu? Gösterin demesi lazım. Bizim hiç bunu gündeme getirmeden bunu sorması lazım. Ve bunun gibi 5-6 tane daha futbolcu var ve arada da büyük farklar var. Dosya kuvvetli, hepsi çıkacak. Ama kimse harekete geçmiyor. Şimdi hepsini bağlarsak. Rakip iyi futbolcular alıyor, açıklanan rakamlarla gerçekte olan rakamlar arasında büyük farklar var. Bunlar nasıl fonlanıyor?

Konut, imaj hakkı, sponsorluk dendi. Ne kadar cömert sponsorları var, büyük paralara sponsorluk yapıp hiç kendi isimlerinden bahsetme ihtiyacı da duymuyorlar. Ya bu aradaki farklar bu karaborsa işi ile ödeniyorsa. Bankalar birliği anlaşmamız var, her kuruşumuz yarı yarıya. Bu sistemin dışında kazanılabilen bir para. Harcama limitleri var daha da önemlisi. Biz harcama limitlerine kadromuzu, hocayı sokabilmek için binbir hesap kitap yapıyoruz. Bu konuya demin ki örnekten hareket edelim; 4.350, 7-8 diyor ortasını al 7.5, 3 milyon fark var.

Vergisiyle beraber 4.5 milyon ediyor. Ama bu girmiyor harcama limitine. İngiltere’de bir kural vardır; imaj hakkı ve sponsorluk da yapabilirsin. Bir tane kontratta hepsi yazılıyor. Verdiğin maaş, imaj hakları, sponsorluk artık neyse hepsi bir kontratta yazıyor. Bunları göstermek zorundasın. Federasyonumuz inşallah bunu gündeme sokacak. Ne yapıyorsun? Harcama limitlerini bir şekilde manipüle ediyorsun, vergi kaçırıyorsun, banka yapılanmasını ByPass ediyorsun ondan sonra da bize soruyor ‘Beyefendi bu sizi ne ilgilendirir?’ İşte bunun için bizi ilgilendiriyor.

1 puan kaybında Fenerbahçe camiası ne yapıyor? Hocasıyla başlıyor, futbolcusuna, başkanına, yönetimine deli gibi saldırıyor. Biz bunlarla boğuşurken bir de kendi içimizde boğuşmalarla enerjimizi harcıyoruz. Camia ne kadar yanımızda olur veya olmaz ama biz bu mücadeleyi vereceğiz. Birbirimizi yıkmaktansa o enerjiyi Fenerbahçe menfaatlerine odaklarsak çok daha güçlü oluruz.

Sayın Başkanımız Aziz Yıldırım dün maça geldi çok da mutlu olduk, o da mutlu oldu. Yaz’a çok teşekkür ediyorum. Bir gazeteci yazmış; ‘Koskoca camianın yapamadığını küçücük bir kız yaptı diye.’ Hakikaten doğru yazmış. Tanımanızı da çok isterim. Aziz Yıldırım’ın kızı işte tam böyle olur diyeceğiniz bir kız. Çok tatlı, Allah bağışlasın. Ama düşünebiliyor musunuz, Aziz Başkan da bizimle bu toplara girse, sizler bu toplara girseniz, karaborsası, illegal bahisi, garip kontratlar… Ne kadar daha güçlü oluruz düşünebiliyor musunuz?

TFF, geçen sezon yaşadıklarımız malum. Bir yapıdan bahsettim, her platformda gündeme getirdik. TFF eski başkanı Sn. Mehmet Büyükekşi’nin yönetim anlayışı Türk futbolundaki kaosu çözmek yerine bu kaosu daha da büyüttü. Aslında söz konusu yapının devam ettiren bir tanesi de ta kendisi ve ekibiydi. Defalarca bize adil rekabet, sıkıntıların giderileceği sözü verilmesine rağmen her şeyin eski tas eski hamam devam ettiğini görünce biz vites artırdık. 2 Nisan’da yaptığımız kongreyi bazı üyelerimiz küçümsüyorlar ve hayal kırıklığı olarak görüyorlar.

Bu bir yolculuk. 20-25 yıldır yuvalanmış bir yapıyı 1-2 adımda çözmek mümkün değil. Devireceğiz dedik, devirdik mi? Evet. Belki Fenerbahçe kendi başına değil. TFF’nin o günkü yönetimi ve Yönetim Kurulu yüzde bir milyon kazanacağına inandığı seçimi oluşan doğal bir ittifakla devirdik. Artık insanların canına tak etmişti. Özgür iradelerin gasp edilmesi, demokratik değerlerin erozyona uğraması, şantajla, tehditle veya mükâfatla oylarının yönlendirilmesi, insanlar bıkmıştı. Onun için tünelin sonunda ışık görüyorum ve umudumuz artıyor.

Türkiye’de iyi şeyler olacak. Biz de o TFF Yönetiminin kazanacağını tahmin ediyorduk ama biz başka kulüpler gibi ekmeğimizin peşinde değiliz. Biz hakkımızın, adil rekabetin, cumhuriyetimizin ilkelerinin ve değerlerinin peşindeyiz. Ve bunlardan hiçbir zaman taviz vermeyiz. Dolayısıyla bu çürümüş yapıyla mücadelemiz kararlılıkla devam edecek. İster camiamız bize destek olsun ister olmasın. Burası Türkiye, ne kadar haklı olursanız olun, haklılığınız anlaşılsa dahi mağduriyetlerin giderilmesi, gerekli adımların atılması ve sorunların çözülmesi her zaman uzun süre almıştır.

Türkiye Futbol Federasyonu son seçimlerinde göreve gelen Sn. İbrahim Hacıosmanoğlu ve Yönetim Kurulu Üyelerini tekrar tebrik eder ve onların tek vaadini hatırlatmak isterim: Adil ve adaletli olmak! Biz, samimiyetlerine inanıyoruz. Bu konuda son derece kararlı adımlar atarak görevlerine başladılar. Sizlere bir şey söyleyeceğim; geçen haftaki derbi maçı hakem skandallarıyla bitiyor ve camiamızdaki belli malum isimler, ben sadece 1 sunuma ‘İyi sunum yaptı, MHK’ dediğim için beni hedef alıyorlar, beni yerden yere vuruyorlar, düşünebiliyor musunuz böyle bir camianın başkanlığını yapmaya çalışıyoruz!

Son derece kararlı adımlar atarak görevlerine başladılar. Ancak buradan kendilerine seslenerek bir çağrıda bulunmak istiyorum. ‘Elinizi çabuk tutmak ve hızlı hareket etmek zorundasınız. İyi niyetli davranarak ‘bir şans daha verelim’ düşüncesi içerisinde olursanız bu yapıyla mücadelede geç kalırsınız. Bu yapı size çok büyük sıkıntılar yaratır. Ben şahsen haziran ayından bugüne kadar adaletli bir futbol iklimi yaratmaya çalışıldığını görüyorum, hissediyorum.

Ancak ciddi bir şekilde de uyarımı yenilemek istiyorum. Şu anda içeriden yapılan hamleler de yukarıda bahsettiğim yapı tarafından operasyona uğruyorsunuz. Fenerbahçe’yle, Beşiktaş’la hatta Trabzonspor’la karşı karşıya getirilmeye çalışılıyorsunuz. Çünkü biliyorlar, siz muvaffak olursanız pek çok konuda temizlik olacağının farkındalar. Sizin mücadele hızınızın, yapının size yaptığı ve yapacağı tüm operasyonlardan daha hızlı olma zorunluluğu vardır. Aksi takdirde nefesiniz yetmeyecek ve daha evvel olduğu gibi bir kez daha onlar sizi devireceklerdir.

Geçen hafta yapılan hakem ataması! Yani gerçekten anlam veremiyorum. Son derbi, mayıs ayında Rams Park’ta bizim rakibimizi 1-0 yendiğimiz derbide 24. dakikada Djiku’nun bu hakem yani Arda Kardeşler tarafından atılması istisnasız her yorumcunun, bırakın sarı kartı faul bile değil dediği pozisyonda atılması… Allah’tan o maçı biz kazandık ve ilk derbide bu adamı atadılar. Bu nasıl bir anlayıştır? Fenerbahçeliler buna kükreyin, buna tepki koyun. Dolayısıyla aynı kangren yapı faaliyetlerine devam ettikçe Türk futbolunda suların durulması mümkün olmayacaktır. Geçen hafta 6 sarı kart, 2 kırmızı kart es geçilmiştir. Geçen senenin istatistiklerini verdim. VAR da sarı kartlara karışamıyor. Acun Bey’in dediği ‘kusursuz cinayet’ zaten böyle oluyor. Ama ne hikmetse saha içinde de saha dışında da bu camia olağanüstü bir koruma altında.

Şimdi bakın biz buradan çıkacağız. Malum 6 tane adamları var, isimlerini burada sizin huzurunuzda söylemeyeceğim, servis etmeyeceğim. Şimdiden bile başladılar mı? Yani düşünebiliyor musunuz; Türkiye’de medya mensubu olduğunu söyleyen adamların tek yaptığı şey ki bir camia idi, şimdi iki camia oldu, devamlı hedef almak ve başka bir camiayı devamlı kollamak. Bizim bunlara medya mensubu dememiz bekleniyor. Geçen hafta tokat yiyen ki yine şiddete karşıyız ama bu adamın attığı tweetleri görseniz hiçbir şekilde medya mensubu diyemezsiniz.

Bir de onların tek kaynaktan kullandıkları sosyal medya hesapları var; biri 16 yaşında bir çocuk, biri Yeditepe Üniversitesi’nde okuyor, biri başka yerde… Anaları babaları hayret içerisinde ama iyi para kazanıyorlar, sesini de çıkarmıyorlar ve bir kaynaktan pompalanıyor. Şimdi buradan çıkınca benim söylediklerimi ne diyecekler, somut cevap verin arkadaşlar! Sözleşmelerimiz doğru mu değil mi? Benim dediklerim mi doğru, sizin dedikleriniz mi doğru? Başkanından yöneticisine aynı bir konuda ‘para almadık, yarısını aldık, aldık ama iade ettik, doğruları söylemedikleri’ doğru mu, değil mi? Bunları konuşun, bunu yazın.

‘Nasıl olur benim kulübüm birkaç ay evvel açılmış ne olduğu da belli olmayan, Google’a yazdığınız zaman sahibinin vs. vs. suçundan yargılanmış olması, tamamen bir illegal bahis sitesine hizmet ettiğini niye göremiyorsunuz benim yöneticilerim’ deyin. Hiç mi Google’da araştırmıyorsunuz? Nasıl olur bu kutsal formaya böyle bir şey koyuyorsunuz? Bunu sorgulayın arkadaşlar! Ama siz de tabii ekmeğinizin peşindesiniz!

Dolayısıyla yeni TFF ile özetlemek gerekirse şans tanınmalı, süre verilmeli ama az önceki uyarılarımı yeniledim. Niyetleriyle ilgili şüphemiz yok ama niyetle ilgili şüphemiz olmaması kesinlikle sorunu kökünden çözmemektedir. Eylemleri görmemiz lazım ki onlara da Allah şans versin, kuvvet versin, kudret versin, sabır versin çünkü onlar bu sorunu çözebilirlerse Türkiye için büyük bir sorunu çözmüş oluruz. Bugün ben kendi kulübümüz içindeki kutuplaşmadan bahsediyorum.

Aslında bugün ülkemizi bekleyen en büyük tehlike Türkiye’nin kutuplaştırılması, ayrıştırılması, kardeşliğimizin erozyona uğraması, birlik ve beraberliğimizin tarihin en zayıf noktasında olmasıdır. Aslında benzer şeyler Fenerbahçe camiası için de geçerlidir. Aynı Türk ulusu, Türk milleti gibi Fenerbahçe camiası da bir ve bütün, ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ olduğu zaman, asgari müşterekte buluştuğumuz zaman ne Türkiye’ye bir şey olur ne de Fenerbahçe’ye bir şey olur.

Dolayısıyla milyonlarca taraftarın umudu Türk futboluna yuvalanmış bir yapının ellerinde kalıyor, bundan sonra kalmamalıdır. Bu yönde de federasyonumuza başarılar diliyorum. Bugün bazı kongre üyelerimiz tesisler vs. vs. ile ilgili yorumlarda bulundular. Onlarla ilgili Selma Hanım’ın liderliğinde gerekli cevaplar verilir, tatmin değilseniz gelirsiniz kulüpte de bir çayımızı içersiniz, sizleri ağırlamaktan şeref duyarız.

Ben Yüksek Divan Kurulu Başkanımıza yaptığı konuşma için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Her kelimesinin, cümlesinin altına imza atarım. Keşke camiamızın kanaat önderleri, ileri gelenleri benzer tonda mütemadiyen, sık sık bu konuları gündemde tutsa…

Genel Sekreterimiz de bugün çok güzel bir ifadede bulundu; ‘İstikrarlı usulsüzlük’ artık literatüre girmeli! Allah Fenerbahçe’nin yolunu açık etsin, şansını bol etsin. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın Fenerbahçe. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın