Ekrem İmamoğlu: Demokrasi Tehdit Altında

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Gerçeklerle yüzleşelim; demokrasi, dünya çapında tehdit altında. 2024 yılında, Freedom House raporuna göre, küresel özgürlük, üst üste 18. yıl geriledi. Birçok demokrasi zayıflarken, otoriter liderlerin sayısı ve gücü artıyor” dedi ve ekledi:

“Aynı oyun kitabını kullanarak, bu sözde güçlü adamlar, siyasi gücü kişiselleştiriyor, denetim ve dengeleri aşındırıyor, özgür konuşmayı boğuyor ve çeşitliliğe saldırıyor. ‘Yeni vatandaşları’ veya göçmenleri günah keçisi yapmak için, korku ve hoşnutsuzluk silah olarak kullanıyor.”

Ekrem İmamoğlu, “Bu topluluklar, genellikle yoksulluktan, savaştan veya iklim felaketlerinden kaçarlar, toplumsal bütünlüğe yönelik tehditler olarak resmedilir. Popülist, milliyetçi ve yabancı düşmanı partiler oylarını artırıyor. Hükümetlerde koalisyon ortağı oluyorlar. Ya da daha kötüsü, ana akım partileri zararlı söylemlerini benimsemeye itiyorlar. Ancak güçlü adamların hızlı cevapları; iklim değişikliği, düzensiz göç veya yoksulluk gibi zamanımızın acil sorunlarını çözmüyor. Tam tersine, bizi bölerek gerçek çözümler bulmayı zorlaştırıyorlar” diye konuştu.

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 1974-1982 yılları arası Batı Almanya Şansölyesi olarak görev yapmış sosyal demokrat politikacı Helmut Schmidt adına kurulan vakıf tarafından Berlin İletişim Müzesi’nde düzenlenen “Adil Bir Demokrasi İçin” konulu etkinlikte konuştu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Buradaki konuşmasında son dönemlerde yeniden yaşanmaya başlayan kayyum atamalarına da değinen İmamoğlu, “Türkiye’de, otokrat bir anlayışla üretilen kötü rejimin çıktıları üzerinden uygulamalarıyla bizi köşeye sıkıştırırken, toplumda artan karşılığımız, desteğimiz, onların öfkesini daha çok arttırıyor. Ve bu sefer de kendi ellerindeki gücü, kötü olarak vatandaşın aleyhine, Türkiye’deki demokrasinin aleyhine kullanmaya devam ediyorlar. Ben, onların stresinin arttığını, kötülükleriyle beraber önümüzdeki seçimde sonlarının geldiğini görüyorum. Dolayısıyla, ‘bana nasıl bir karakter yükleniyor’ derseniz, böyle bir ortamda, vallahi güçlendikçe güçleniyorum. Yani mücadele gücümü, tarif bile edemiyorum, enerjimi tarif bile edemiyorum” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, Mustafa Kemal Atatürk’ün girişimleriyle, 1930’lu yıllardan bu yana uzanan çok partili hayata geçiş sürecinin kısa bir özetini katılımcılarla paylaşan İmamoğlu, şöyle konuştu: “Atatürk’ün mesajı, siyasi rekabet için bir davetten daha fazlasıydı. Türkiye’de bir çoğulculuk kültürü inşa etmeye yönelik bir çağrıydı. Çok partili demokrasiye yönelik bu ilk girişim kısa sürse de Türk halkının demokratik özlemleri devam etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1946’da, Türkiye ilk çok partili seçimlerini gerçekleştirerek, demokrasi yolculuğunda yeni bir sayfa açtı.

O tarihten bu yana, Türkiye demokrasisi askeri darbeler, krizler ve pek çok zorlukla karşı karşıya kaldı. Dirençliliği ve uzun tarihiyle birlikte, son yerel seçimlerin getirdiği umutlara rağmen, Türkiye’de demokrasi bir kez daha ciddi bir tehdit altında. AK Parti’nin 20 yıllık iktidarında, demokratik normlar yıpratıldı. Hükümet, devlet kaynaklarını kendi adaylarını desteklemek için kullandı, muhalif sesleri susturdu ve yargıyı bir silah gibi kullanarak muhalefeti sindirdi.

Sadece bu ay, dört seçilmiş belediye başkanı, zayıf ve tartışmalı gerekçelerle görevden alındı. Yerlerine hükümet tarafından atanan kayyumlar getirildi. Geçen hafta, dayanışmamı göstermek için, tecrübeli bir siyasetçi olan Ahmet Türk’ü ziyaret ettim. Üç kez görevden alındı. Ama her seferinde, çok kültürlü bir şehir olan Mardin halkı, onu tekrar seçti. 2016’dan bu yana, yaklaşık 160 seçilmiş belediye başkanı, hükümet tarafından atanan kayyumlarla değiştirildi.

Bu, halkın iradesini yok sayan bir eylemdir. İstanbul’da ise belediye, bitmek bilmeyen davalarla sürekli taciz altında. Ben de siyasi haklarımı elimden alabilecek bir davada şahsen yargılanıyorum. Yarın, CHP’nin eski lideri Sayın Kılıçdaroğlu, mahkeme karşısına çıkacak. Bu, kötü bir şaka olmalı! Seçilmiş temsilcileri görevden almak, sadece demokratik bir gerileme değil, Türkiye’nin demokratik mirasına bir ihanettir.

Gerçeklerle yüzleşelim; demokrasi, dünya çapında tehdit altında. 2024 yılında, Freedom House raporuna göre, küresel özgürlük, üst üste 18. yıl geriledi. Birçok demokrasi zayıflarken, otoriter liderlerin sayısı ve gücü artıyor. Aynı oyun kitabını kullanarak, bu sözde güçlü adamlar, siyasi gücü kişiselleştiriyor, denetim ve dengeleri aşındırıyor, özgür konuşmayı boğuyor ve çeşitliliğe saldırıyor. ‘Yeni vatandaşları’ veya göçmenleri günah keçisi yapmak için, korku ve hoşnutsuzluk silah olarak kullanıyor.

Bu topluluklar, genellikle yoksulluktan, savaştan veya iklim felaketlerinden kaçarlar, toplumsal bütünlüğe yönelik tehditler olarak resmedilir. Popülist, milliyetçi ve yabancı düşmanı partiler oylarını artırıyor. Hükümetlerde koalisyon ortağı oluyorlar. Ya da daha kötüsü, ana akım partileri zararlı söylemlerini benimsemeye itiyorlar. Ancak güçlü adamların hızlı cevapları; iklim değişikliği, düzensiz göç veya yoksulluk gibi zamanımızın acil sorunlarını çözmüyor. Tam tersine, bizi bölerek gerçek çözümler bulmayı zorlaştırıyorlar.

“ Türk halkı, çok güçlü bir demokratik irade gösterdi”

Böyle bir ortamda, Türk halkı, bu yıl gerçekleştirilen yerel seçimlerde olağanüstü bir direnç ve çok güçlü bir demokratik irade gösterdi. Her şeye rağmen, muhalefetin sosyal demokrat adayları, üç büyük şehri geri aldı. Şimdi nüfusun yüzde 70’ini ve ulusal ekonominin yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri yönetiyorlar. Bu, sadece siyasi bir zafer değildi. Aynı zamanda halkın demokrasiye, adalete ve şeffaflığa olan bağlılığının bir kanıtıydı. Kayırmacılığı, yolsuzluğu ve otoriterliği kesin bir şekilde reddettiler. Son 22 yıldır ilerici seslerin kenara itildiği bir dönemde, korku siyasetini umut siyasetiyle nasıl değiştirdik?

2023’teki cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde yaşadığımız derin hayal kırıklığı yaratan ağır yenilgiden sonra, işleri nasıl tersine çevirmeyi başardık? CHP, yenilgiden sadece 10 ay sonra yerel seçimlerde nasıl lider parti oldu? 29 Mayıs 2023’te, yenilgimizin ertesi sabahı, ‘Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde edemeyiz; değişmeliyiz’ dedim. Yerel seçimler yaklaşırken, yenilgiyle yüzleşmekten çekinmedik. Bunun yerine, halkın mesajını dinledik ve liderliğimizde, programımızda ve teşkilatımızda büyük değişiklikler yaptık. Ayrıca, İstanbul da dahil olmak üzere, son 5 yılda CHP liderliğindeki yerel yönetimlerin başarısını temel aldık.

Türkiye’de hükümet, otoriter ve kutuplaştırıcı politikalarla uyguladığı baskıları arttırırken, CHP’li belediyeler, sonuç odaklı demokratik bir alternatif sunmuştur. Özünde, liderlikte iki temel ilkeyi savunduk: Kapsayıcılık ve iyi yönetişim. Son 5 yıldır uygulanan ‘İstanbul modeli’, dışlamanın yerini tanımanın; hoşgörüsüzlüğün yerini saygının ve eşit olmayan kaynak yoğunlaşmasının yerini, adil bir yeniden dağıtımın almasını amaçlamaktadır.

İstanbulluların yaşamlarını iyileştirirken, tepeden inmeci bir yaklaşımı reddediyoruz. Açık belediye toplantılarından dijital platformlara, farklı katılımcı mekanizmalar oluşturduk. Şeffaflığa olan bağlılığımız en iyi, ‘Bütçe Senin’ isimli, vatandaşları belediye bütçesinin bir kısmının hazırlanmasına dâhil ettiğimiz girişimimizle anlaşılabilir. Yıllarca süren ayrıştırıcı siyaset, toplumlar arasındaki güveni zedeledi.

Biz, farklı bir yol seçtik: Bölmek yerine birleştirerek, ilerleme için partizan çizgileri aşan ortak bir vizyon inşa ettik. Bunun sonucunda CHP, 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazanmış ve Türkiye genelinde birçok il ve ilçede liderliği kazanmıştır. Ayrıca 48 yıl aradan sonra, Türkiye’nin en büyük partisi olduk. İstanbul ve CHP yönetimindeki diğer şehirlerin vatandaşları, sadece vaatler duymakla kalmadı. Merkezi hükümetin engellemeleri karşısında bile sonuçlar gördüler.

Altyapıdan sosyal politikalara, yönetişimin hem vizyoner hem de pratik olabileceğini kanıtladık. Her lira, net bir amaç için harcandı ve vatandaşlar, paralarının tam olarak nereye gittiğini görebildi. Dezavantajlı bölgelere öncelik veren sürdürülebilir ulaşıma, tüm mahalleler için parklara ve yeşil alanlara, uygun fiyatlı hizmetlere, asla yolsuzluğa veya verimsizliğe değil… İyi yönetişim önemlidir. Siyasi aktörler, yetkinlik ve dürüstlükle hareket ettiğinde, vatandaşlar sadece şehirlerine değil, demokrasinin kendisine de yeniden güvenirler.

Seçimlerde kazanılan zaferler, sadece bir başlangıçtır, savaşın sonu değildir. Küresel demokrasi krizini ele almak için, halkı siyasetin merkezine yerleştiren yeni bir vizyona, taze bir dile ve yenilikçi bir liderliğe ihtiyacımız var. Ben bu yaklaşımı, geçmişte siyasette yapıcı bir rol oynayan popülizmin olumlu bir yeniden tanımlaması olan, ‘demokratik halkçılık’ olarak adlandırıyorum. ‘Popülizm’ ya da Türkçesiyle ‘halkçılık’, partim olan CHP’nin altı kurucu ilkesinden biriydi.

Bu ilkeyi, halkın iradesine olan bağlılığın bir yansıması olarak benimsedik. Günümüzün bölücü ve otoriter popülizminin aksine, halkçılık; sosyal adalet, eşitlik ve kapsayıcılık temellerine dayanıyordu. Vatandaşları güçlendirmeyi ve ayrılıklar arasında köprü kurmayı amaçlıyordu. Popülizmin mevcut kötü itibarının tersine çevrilmesi ve biz ilerici demokratların bu kelimeye yeniden sahip çıkması ve onu otoriterlik ve demagoji ile eşanlamlı olmaktan kurtarmamız gerekmektedir.

Otoriterlik, dünya genelinde zemin kazanıyor. Çünkü, giderek daha fazla insan, küreselleşmenin gerisinde bırakıldıklarını, dışlanmaya ve aşırı yoksulluğa terk edildiklerini hissediyor. Biz demokratların, güçlü bir yol haritasına ihtiyacımız var. İlk olarak, eşitliğe öncelik vermeliyiz. Zenginliğin ve teknolojinin birkaç kişinin elinde toplandığı bir çağda, ilerici politikalar ekonomik, sosyal ve teknolojik eşitsizliklerle mücadele etmelidir.

Ayrıca hem ulusların içerisindeki hem de uluslararası kurumlardaki temsil eşitsizliklerini ele almalıyız. Eşitlik olmadan demokrasiler, halkların güvenini kaybedecek ve otoriter istikrar vaatlerine yenik düşecektir. İkinci olarak, dayanışmayı güçlendirmeliyiz. Daha önce de belirttiğim üzere, katılımcı yönetişimi benimsememiz gerekiyor. Dayanışma, aynı zamanda iklim değişikliği ve göç gibi küresel sorunlarla mücadele etmek üzere, sınır ötesi koalisyonlar kurmayı da kapsamalıdır.

Demokratik değerleri güçlü bir kararlılıkla savunmalıyız. Demokratlar olarak, hukukun üstünlüğünü desteklemeli ve temel hak ve özgürlükleri korumalıyız. Demokrasinin sadece bir yönetim sistemi değil, herkes için bir onur ve fırsat garantisi olmasını sağlamalıyız. Ancak demokratik değerler, tutarlı bir şekilde savunulmalıdır. İstediğimiz gibi seçemeyiz. Bir vakada adaletsizliği kınarken, diğerini görmezden gelemeyiz. İnsan haklarını ve küresel dayanışmayı savunurken, savaş ve çatışmalardan kaçanlara sınırlarımızı kapatıp, diğer ulusları bu yükü tek başlarına taşımak zorunda bırakamayız.

Otoriter rejimler, dünyanın her yerinde barış ve istikrarı tehdit ediyor. Ukrayna ve Gazze’deki savaşlar, milyonlarca insanı öldürdü ve yerinden etti. Suriyeliler, Ukraynalılar ve diğerleri sığınacak bir yer ararken, İstanbul ön cephede yer aldı. Fakat bu zorluk, İstanbul’un ya da Türkiye’nin tek başına üstesinden gelemeyeceği kadar büyük. İnsanlık trajedilerine aynı derecede tepki vermeli ve saldırganlığın hedefi olanlar için sesimizi yükseltmekten asla çekinmemeliyiz. Aralık ayının ortasında, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın büyük şehirlerinin belediye başkanlarını, çatışma kaynaklarını nasıl ele alabileceğimizi ve herkes için barış ve iş birliğine dayalı daha iyi bir geleceği nasıl inşa edebileceğimizi konuşmak üzere İstanbul’da bir araya getireceğiz.

Tarihin bu kritik yol ayrımında, geçtiğimiz Amerikan seçimlerinin sonuçları, küresel belirsizlik ve demokratik kaygılara yeni bir faktör eklerken, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin iş birliğini geliştirmesi gerekmektedir. Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlığı coğrafi değil, stratejiktir. İş birliğimiz, bölgesel güvenlik ve ekonomik istikrar için elzemdir. Fakat daha fazlasını yapmalıyız. Demokrasi yanlısı güçler olan bizler, demokrasinin güçlendirilmesinde hepimizin payı olduğunu bilerek, birlikte çalışmalıyız.

AB ile daha yakın ilişkiler, kesinlikle Türkiye’nin demokratik kurumlarını güçlendirebilir. Fakat bu, tek yönlü bir yardım değildir. AB içerisindeki demokrasinin dirençliliği, özü itibariyle Türkiye’nin dirençliliğiyle bağlantılıdır. Bir kıta olarak, Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerin ele alınması, Türkiye’yi de kapsayan vizyoner bir bakış açısı gerektirmektedir. CHP olarak, Türkiye’yi sürekli Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meselelerinin ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık.

Türkiye’nin AB kapısındaki ebedi aday olarak kalmasını istemiyoruz. Hedefimiz, Avrupa’nın ortaya çıkan zorluklara karşı direncini güçlendirmede kilit bir rol oynayan bir üye olmaktır. Özellikle Almanya, Türkiye için hayati bir ortak olmuştur. Almanya, Türkiye’nin en büyük ticari ortağıdır ve iş birliğimiz, otomotivden yenilenebilir enerjiye kadar birçok sektörü kapsamaktadır. Fakat en kalıcı bağ, Almanya’da yaşayan 3,5 milyon Türk’tür. Kültür ve sanat alanındaki yeteneklerden iş ve bilim dünyasındaki yenilikçilere, Türk-Alman vatandaşları, Almanya’nın önemli bir parçasıdır.

Türk kökenli Alman vatandaşları, Alman demokrasisi için de önemli bir faktördür. Ayrıca günümüzde federal düzeyde ve eyaletlerde de kilit birer siyasi aktörlerdir. Türk-Alman ortaklığı demokrasinin geleceği, Avrupa’nın geleceği ve Avrupa güvenliğinin geleceği için hayati önem taşımaktadır. Ne yazık ki iş birliği potansiyeli, henüz gerçekleştirilmemiştir. Ukrayna krizinden düzensiz göçün yönetimine, güçlü bir Türk-Alman ortaklığına ihtiyaç duymaktayız.

Kararlı ve pragmatik bir sosyal demokrat lider olan eski Şansölye Helmut Schmidt’in mirasını onurlandırmak üzere burada bulunmaktan gurur duyduğumu belirtmek istiyorum. Şansölye Schmidt, üç temel değere bağlıydı: Adalet, özgürlük ve dayanışma. Bu ilkeler, günümüzün zorluklarıyla mücadelemizde bizlere ilham vermeye devam ediyor. Zorluklar çok büyük ama fırsatlar da bir o kadar büyük.

Bu durum, hiçbir yerde Berlin’de olduğu kadar belirgin değil. 35 yıl önce Berlin Duvarı’nın yıkılması, Avrupa haritasını yeniden çizdi ve tarihi yeniden şekillendirdi. Bize, dönüştürücü değişimin genellikle belirsizlik dönemlerinde ortaya çıktığını hatırlattı. Bugün demokrasiyi statik bir sistem olarak değil hem bugünün hem de yarının karmaşıklıklarını ele alabilecek dinamik bir güç olarak yeniden şekillendirme şansına sahibiz. Eşitlik, özgürlük, dayanışma ve hukukun üstünlüğünü ortak evrensel değerlerimiz olarak benimseyerek, demokrasinin 21. yüzyılda adalet ve ilerleme için ve ayrıca ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ için en sağlam güç olarak kalmasını sağlayabiliriz.”

Soru / Cevap

Konuşması, salondan büyük alkış alan İmamoğlu, ABD başkanlık seçimlerinden Almanya’daki seçim sürecine, sosyal belediyecilikten şeffaflık uygulamalarına, otoriter yönetimlerden kayyım atamalarına kadar farklı konulardaki soruları da yanıtladı.

“Bizim İstanbul’da çok önemli bir sloganımız var: İstanbul Senin” diyen İmamoğlu, şunları söyledi: “Şimdi yarınlarda bunu şöyle demeyi düşünüyoruz: Türkiye Senin. Ve aslında, belki de dünya vatandaşı olmanın, belki bütün dünyada hissedilmesi gereken sloganı da aslında ‘Dünya Senin’ demek. Yani dünya bana ait. Ama ‘ne yapmalıyım’ı da bilerek. Yani doğayı korumaktan tutun da birçok sorumluluğa kadar. Peki, Türkiye’de ‘İstanbul Senin’ ya da ‘Türkiye Senin’ kavramının altında ne yatıyor?

Diyoruz ki; bu ülkenin yetkisi, makamı, zenginliği, fakirliği, yoksulluğu ne olursa olsun, belli konularda eşitlenmiş bireyler haline geleceğiniz bir düzeni kurabilmenin çabası içindeyiz. Ve diyoruz ki; bu tapu tek. Ama hepimiz o tapuya, o ülkenin tapusuna eşit hissedarız. Bu duyguyu verebildiğimiz takdirde, demokrasiyi sağlamlaştırırız, kökleştiririz ve buna bütün halkı inandırırız. Onun için bunu her gün insanlara anlatıyoruz.”

Nasıl anlatıyoruz? Açıkçası tümüyle şeffaf bir yönetim olarak, ben şu anda bir rakam vereyim. Dünyada, tahmin ediyorum, en çok sosyal medyada izlenen belediye başkanı olabilirim. Çünkü, bütün sosyal medya hesaplarımın toplamı, yaklaşık 23 milyon. Yani 23 milyon insan, beni Twitter’dan, İnstagram’dan takip ediyor. Bu, başarılı olduğumuzu gösteriyor. Yani gösterdiğimiz şeffaflığa vatandaş karşılık verdi.

Buradaki bu dayanışmayla, biz birlikte o güçlü demokrasi zeminini oluşturabilirsek, aslında Türkiye’de demokrasinin geleceğini teminat altına alacağız. Peki bütün bunlara rağmen ne oluyor? Türkiye’de seçilmiş insanlar görevlerinden alınıyor, onun yerine hükümet, kendi yetkilisini, kamu görevlisini belediye başkanı yerine atıyor. Ben, şu anda Türkiye’de hem İBB Başkanıyım hem de TBB Başkanıyım. Ve bu arkadaşların hukuki mücadelesini, son derece güçlü bir şekilde de veriyorum.

Mesela; Türkiye’deki farklı görüşlerde olan tam 11 siyasi partiyi ziyaret ettim. Her birisinin kanun taslağına imzasını alarak, bugün (önceki gün) Meclis’e ortak kanun tasarısını verdik. Aslında neyi başardık? Şu an mevcutta kayyım dediğimiz bu uygulamaya karşı, biz, neredeyse Türkiye’de yüzde 75’e yakın oyu olan partilerin ortak imzasıyla, iktidarın bu otoriter tutumuna karşı güç birliği yaptık. Ben, 2 haftadır o liderleri geziyordum ve hepsinin imzasını aldım. Bugün Meclis’e teslim edildi, TBMM’ye. Yani Türkiye’de peki bu niye oluyor?

Aslında az önce anlattığım o güçlü demokrat politikalarımıza, Türkiye’de otokrat bir anlayışla, kötü bir rejimin, üretilen kötü rejimin çıktıları üzerinden uygulamalarıyla bizi köşeye sıkıştırırken, toplumda artan karşılığımız, desteğimiz, onların öfkesini daha çok arttırıyor. Ve bu sefer de kendi ellerindeki gücü, kötü olarak vatandaşın aleyhine, Türkiye’deki demokrasinin aleyhine kullanmaya devam ediyorlar. Ben, onların stresinin arttığını, kötülükleriyle beraber önümüzdeki seçimde sonlarının geldiğini görüyorum. Dolayısıyla, ‘bana nasıl bir karakter yükleniyor’ derseniz, böyle bir ortamda, vallahi güçlendikçe güçleniyorum. Yani mücadele gücümü, tarif bile edemiyorum, enerjimi tarif bile edemiyorum.

Evet, ben dünyada doğru iş yapan, yaptığı işin doğruluğuna inanan, hakkı ve hukuku koruduğundan emin olan her siyasetçiye öneriyorum, kendi ülkemden de öneriyorum, dünyada da öneriyorum; kendinizi kötü hissettiğinizde, iyi ve doğru işler yapıyorsanız, hemen çıkın bir okulda çocukları ziyaret edin, onlardan ilham alın. Üniversitelere gidin, gençlerle konuşun, onların enerjisinden faydalanın.

Sonra vatandaşların arasına karışın, duygularınızı paylaşın ve o insanlarla beraber kaynaşın, güç birliği yapın; sizi kimse yıkamaz diyorum. Onun için, emin olun sizi de davet ediyorum, ben İstanbul’un sokaklarında da yürüyemiyorum, caddelerinde de yürüyemiyorum, hiçbir törende fotoğraf sırasından da kurtulamıyorum, ama bunlar şikayetim değil. Çok mutluyum. Çünkü görevimi iyi yapıyorum, yapmaya da devam edeceğim.”

Paylaşın

DEM Parti: Kürt Meselesinin Çözüm Zemini Var

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Hem dünyadaki gelişmeler hem Ortadoğu’daki gelişmeler hem de siyasi şartlar Kürt meselesinin çözümünü dayatıyor. Bunun için uygun bir zemin var” dedi ve ekledi:

“Günlük hamasetle bunu geçiştirmeye çalışanlar, gelin bu tarihsel anı birlikte yakalayalım. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz; Bu sese artık çözümsüzlük politikalarıyla değil, çözümün emaresi kabul edilecek yeni somut ve politik adımlarla yanıt verin.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki gelişmelere dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Ayşegül Doğan, “Barış toplumsallaştırılsın diye yürüdük. Barışa bir ihtimal, bir şans, bir fırsat daha tanınsın diye yürüdük. Tecridin kaldırılmasını talep ederek, işte bu kapıları zorlamak için yürüdük. Kürt sorununun çözümüne dair talebin toplumsallaşması için yürüdük. Buradan nasıl suç üretebilirsiniz, bunu nasıl bir suçmuş gibi bir mahkeme kararına dönüştürebilirsiniz?” diye sordu.

Mahkeme kararlarında İmralı tecridine dair “sözde” ifadesinin kullanıldığına dikkati çeken Ayşegül Doğan, “Ne demek sözde tecrit? Sözde falan değil. Tecrit var ve yıllardır devam ediyor. 1999’dan bu yana sistematik bir biçimde bir tecrit politikası ile yönetiliyor bu ülke. Yalnızca İmralı Ada Hapishanesi değil, bu ülke tecrit rejimi dolayısıyla kaybediyor. Bu tespiti daha kaç kez yapacağız? Yalnızca Kürtlere, demokrasi güçlerine kaybettirmiyorsunuz. Türkiye bir bütün olarak tecridi sürdürerek kazanması mümkünken ne yazık ki kaybetmeyi sürdürüyor. Niye? İktidar bloğu böyle istediği için. Halklar bunu istiyor mu? Hayır” diye belirtti.

“Çözümün zemini var”

Ayşegül Doğan, şöyle devam etti: “Özgürlük Yürüyüşü’ne katılmak suç değildir. Özgürlük Yürüyüşü’ne katılmak belediye eş başkanlarımızın yerine kayyım atamanızın gerekçesi olamaz. Buradan DEM Parti olarak bir daha sesleniyoruz; hem dünyadaki gelişmeler hem Ortadoğu’daki gelişmeler hem de siyasi şartlar Kürt meselesinin çözümünü dayatıyor. Bunun için uygun bir zemin var. Günlük hamasetle bunu geçiştirmeye çalışanlar, gelin bu tarihsel anı birlikte yakalayalım. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz; Bu sese artık çözümsüzlük politikalarıyla değil, çözümün emaresi kabul edilecek yeni somut ve politik adımlarla yanıt verin.

Savaşın bu ülkede ölüm, gözyaşı ve acı dışında hiçbir şey getirmediğini bir bütün olarak gördük. Bunu senelerdir ifade ediyoruz. Bir ihtimal daha var; bu imkan olabilir. Bu ihtimali doğurmanın ve bu imkanı yaratmanın en önemli yolu daha önce de söylediğimiz gibi; tecridi kaldırın. Sayın Öcalan, Kürt meselesinde demokratik çözümün ihtimali mesajını çok açık bir biçimde ifade ediyor.

İmralı Adası’nın kapıları açılsa, Sayın Öcalan’ın dikkat çektiği koşullar oluşturulsa, bugün yine kendisinin söz ettiği siyasi ve hukuki zemini konuşma ihtimalimiz olabilirdi belki. Çağrımız yeniliyoruz; Biz olduğumuz yerdeyiz. Disiplin cezalarıyla, avukat görüş yasaklarıyla bu tecridi sürdürmek yerine Sayın Öcalan’ın çağrısına ve mesajın kulak verin. Gereklerini bu yasaklarını kaldırarak umudu büyüterek yanıt verin.”

Paylaşın

Erdoğan, Kent Uzlaşısını Hedef Aldı: CHP’yi Şiddete Meyilli Hale Getiriyor

İstanbul Energy Forum’da konuşan Erdoğan, CHP’nin bölücü örgütün siyasi aparatlarıyla kurduğu ve kent uzlaşısı dediği ittifak CHP’yi zehirlemektedir. CHP’nin bir an önce katil solculuğu alışkanlığından kendisini kurtarmasını ümit ediyorum” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen İstanbul Enerji Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

“Enerji, ulaştırma ve haberleştirmeyle özellikle birlikte kalkınmanın lokomotifidir. Yeterli miktarda kaliteli ve temiz enerjinin uygun fiyatlarla temin edilmesi, enerji arz güvenliği gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler için kritik önemdedir. Yakın tarihte bölgemizde patlak veren krizler, enerjinin ülke ekonomileri için ne kadar hayati olduğunu hatırlatmıştır. Rusya-Ukrayna arasındaki savaş enerji alanındaki dışa bağımlılığın risklerini göstermiştir.

Türkiye sancılı dönemi en rahat atlatan ülkelerden biri olmuştur. Avrupalı dostlarımız savaşın tetiklediği enerji krizini tecrübe ettiler. Günümüzde enerji arzında kriz yaşanmıyorsa da enerji arz güvenliğinin temini konusunda her zaman hazırlıklı olmak gereklidir. Biz de bu anlayışla enerji politikamızı enerji arz güvenliğimizin sağlanması üzerine bina ettik.

Biz, etrafımızdaki birçok ülkenin aksine, kullandığı enerjinin çoğunu dışarıdan satın almak mecburiyetinde olan bir ülkeyiz. 2023 yılında ham petrol ve petrol ürünleri ithalatımız 49 milyon tona, LPG 4 milyon tona, doğal gaz ithalatımız 50 milyar metreküpe ulaştı. Bunlar için 70 milyar dolar ödedik. Dış ticaret açığımızın en büyük nedeni işte bu enerji faturasıdır. Böyle ağır bir ithalat kalemiyle sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı sağlamak açık söylüyorum, her babayiğitin harcı değildir.

Türkiye zor olanı başarmış, son 20 yılda senede yüzde 5,4 oranında büyüyerek farkını ortaya koymuştur. Tüm bu sıkıntılara rağmen 14 yıldır kesintisiz ve istikrarlı şekilde büyüyoruz. Önümüzdeki dönemde de dünya ortalamasının üzerinde büyümeye devam edeceğiz. Ekonomi büyüdükçe, nüfus arttıkça, sanayileşme arttıkça enerji ihtiyacımız da artıyor. Elimizin altındaki tüm kaynakları harekete geçirmekten başka bir çıkış yolu görünmüyor.

Türkiye olarak bu gerçekler temelinde, madenden petrole, rüzgardan güneş enerjisine kadar her başlıkta ülkemizin potansiyelinde en üst düzeyde istifade etmenin çabasındayız. Enerjide tam bağımsız Türkiye olarak, eleştirilere aldırmadan yolumuza emin adımlarla devam ediyoruz. Kim ne derse desin, hiçbir alanda ülkemizi muhannete muhtaç etmemekte kararlıyız. Allah’ın izniyle bundan da geri adım atmayacağız.

Son 10 yılda 670 bin metre sondaj gerçekleştirdik. Madencilik sektörünün GSYH’deki hacmini 4 kattan fazla artışla 270 milyar liraya çıkardık. Bor madeninde dünyadaki rezervin yüzde 73’üne biz sahibiz. Bu alanda yüzde 60’ın üzerinde pazar payıyla küresel ölçekte liderliğimizi koruyoruz. Yurt dışında da arama faaliyetleri yürütüyoruz. Nijer’de 2025 yılında altın sahasında üretime başlamayı planlıyoruz. İleri teknolojide nadir toprak elementlerinde büyük keşfe imza attık. Eskişehir’de dünyanın ikinci en büyük nadir toprak elementlerini keşfettik. Bu sahadaki üretimi geliştirerek önemli tedarikçi haline gelmeyi hedefliyoruz.

Doğal gaz ve petrolde 4 derin deniz sondaj gemisi, 2 sismik araştırma gemisi ve destek gemilerinden oluşan dünyanın en modern arama ve üretim filolarından birini kurduk. 4 sene önce Karadeniz’de tarihimizin en büyük doğal gaz keşfini gerçekleştirdik. Sakarya Gaz Sahası’nda günlük üretimimiz 7 milyon metreküpe çıktı. Yurt içi üretimimizi günlük 8 milyon metreküpe yükselttik. 3,5 milyon hanemizin ihtiyacını kendi doğal gaz üretimimizden karşılıyoruz. Yüzen üretim platformunu envanterimize kattık. 2026 yılında üretime alacağımız platformla günlük üretimi 20 milyon metreküpe çıkaracağız. Hanelerin yarısının ihtiyacını kendi gazımızla sağlayacağız.

Ülkemizin yanında sınırlarımızın ötesinde de doğal gaz ve petrol arama çalışmalarımız sürüyor. Oruç Reis gemimiz Somali’de faaliyetlerine başladı. Bu çalışmalardan da müjdeli haberler alırız. Terör nedeniyle arama yapamadığımız bölgelerden Gabar’da tarihimizin en büyük petrol rezervine imza attık. Günlük 57 bin varilin üzerinde petrol çıkarıyoruz. 2024 yılında Şırnak, Hakkari, Van başta olmak üzere 84 sondaj tamamladık. 66 milyon varillik yeni rezerv keşfettik. Ülkemizin günlük petrol üretimi 155 bin varilin üzerindedir. Bunu düzenli olarak her yıl artırarak hedeflediğimiz yere varacağız.

Enerji arz güvenliği kadar temiz enerji, iklim değişikliği de tüm insanlığın gündemini meşgul eden hususlardır. Afrika’dan Asya’ya gittiğimiz her yerde gözünü para, altın, gümüş bürümüş anlayışın geride bıraktığı derin acılara rastlıyoruz. Sömürgeciler insanları katletmediler, büyük çevre katliamı gerçekleştirdiler. Ormanları, gölleri, havayı maddi menfaatleri uğruna ya yok ettiler, ya zehirlediler, ya kirlettiler. 7 kız kardeşler denen petrol şirketlerinin son asırda karşı karşıya kaldığı nice savaşta, katliamda parmağı olduğu bilinen hakikattir.

Biz enerji dahil her alanda insanı merkeze alan tabiata zarar vermeyen, sorumluluk duygusunun en üst düzeyde olduğu politika benimsiyoruz. Son 22 yılda enerjiye ciddi yatırımlar yapıyor, rüzgâr, güneş, nükleer gibi alanlarda dev projelere imza atıyoruz. Yenilenebilir enerjinin payını yüzde 60’a yükselttik. Bu oranla Avrupa’da 5’inci, dünyada 11’inci sıradayız. 31 bin megavat olan rüzgâr ve güneş enerjisi gücümüzü 2035 yılında 120 bin megavatta yükselteceğiz.

“70 yıllık hayali gerçeğe dönüştürüyoruz”

Akkuyu NGS ile temiz enerji yanında milletimizin 70 yıllık hayalini gerçeğe dönüştürüyoruz. Standartlara uygun olarak 4 nükleer reaktörün inşası devam ediyor. Akkuyu devreye girdiğinde ülkenin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacak. Sinop ve Trakya NGS projelerine ilaveten küçük modüler reaktörlere yönelik çalışmalar da yürüyor. Biz enerji kaynaklarını asla bir rekabet, çatışma ve sömürü unsuru olarak görüyoruz.

Enerji hatlarını sadece enerji değil, istikrar, güvenlik ve huzur taşıması kanaatindeyiz. Türkiye 7 doğal gaz boru hattı, ikisi yüzden 4 LNG tesisi, 15 giriş noktası ve diğer avantajlarıyla dünyanın önde gelen enerji ticaret merkezi olmaya ziyadesiyle sahiptir. Enerji tasarrufu bir milletin gelişmişlik, medenilik seviyesini gösteren önemli mihenk taşlarından biridir.

Üzüntümü sizlerle paylaşmak durumundayım. Her biri gurur vesilesi olan projeleri hayata geçirirken milletimizden başka yanımızda kimseyi bulamadık. Enerjide Türkiye gerçekten tarih yazarken halkımız bundan sevinç duydu. Muhalefet bu sevinci ve gururu paylaşmaya ne yazık ki yanaşmadı. Nükleer enerjiymiş, doğalgaz keşfiymiş, boru hatlarıymış, petrol kuyularıymış, maalesef bunların hiçbiri muhalefetin gündeminde olmadı.

Hiçbir gayretimizde hükümetimize destek vermediler. Karadeniz’deki keşfimize çamur attılar. Gabar’daki petrol keşfine gölge düşürmek için akla ziyan argümanlar öne sürdüler. 22 yıl boyunca aktörler değişti, genel başkanlar değişti. CHP’nin enerji hamlelerimizle ilgili karın ağrısı bir türlü geçmedi. Şimdi çıkmışlar, bizi çarşıya pazara davet ediyorlar. Biz çarşıdan pazardan gelirken siz gidiyordunuz.

Biz siyasi parti olarak çarşı, pazar, sokakta muhalefetten çok daha güçlü şekilde varız. Halkımızla olan gönül bağımızı koparmadık. CHP Türkiye’nin enerji alanında gurur kaynağı olan projelerini niye ziyaret edemiyor. Sayın Özel neden Filyos’taki tesisi ziyaret etmedi, Akkuyu’daki NGS’nin nerede olduğundan acaba Özel’in haberi var mı? Sayın Özgür Özel bizi davet etmek yerine önce kendisi Türkiye’nin enerji yatırımlarını bir tanısın, ziyaret etsin. Fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olsun.

Biz muhalefetten gelen her türlü yapıcı eleştiriye açığız. Bundan da samimiyiz, laf olsun torba dolsun siyasetine de asla prim vermeyiz. Gazi Meclis çatısı altında önceki gün şahit olduğumuz şiddet görüntülerine kesinlikle müsamaha yoktur. Komisyon basarak terör estirerek muhalefet yaptıklarını zannedenler derin yanılgı içindedir. Siyasi hayatımızın hiçbir döneminde kabadayılığa boyun eğmedik, bundan sonra da eğmeyiz. CHP’nin bölücü örgütün siyasi aparatlarıyla kurduğu ve kent uzlaşısı dediği ittifak CHP’yi zehirlemektedir. CHP’nin bir an önce katil solculuğu alışkanlığından kendisini kurtarmasını ümit ediyorum.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Özgür Özel: AK Parti’nin Adayıyla Değil Seçimin Tarihiyle İlgileniyorum

CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan’ın aday olduğu bir erken seçime girmek mi? Yoksa Erdoğan’ın aday olamayacağı, zamanında bir seçime girmek mi?” sorusuna verdiği yanıtta, “Ne kadar erken o kadar iyi. Aday Erdoğan olsun ya da başkası olsun ama bir an önce seçim olsun. Ben AK Parti’nin adayıyla değil, seçimin tarihi ile ilgileniyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel gazete, televizyon ve internet haber sitelerinin muhabirlerinin gündeme dair sorularını yanıtladı. Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘ın aktardığına göre; Özgür Özel’in sorulara yanıtları özetle şöyle oldu:

Teğmenlerle ilgili kararın bir ay içinde verilmesi bekleniyor. İhraç sürpriz olmayacak görünüyor. Bu durumda ne gibi bir yol izleyeceksiniz?

Ben ihraç edilmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu meselenin sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın kutuplaştırma siyasetine alet edilmek üzere yapıldığı ve suçsuz insanların, gencecik teğmenlerin, özellikle birincilikle bitiren Ebru Eroğlu’nun severek girdikleri o okuldaki heyecanının Tayyip Bey’in kutuplaştırma ihtiyacına feda edilecek olmasından çok üzüntü duyuyorum gerçekten.

Meselenin ne Ebru’yla ne diğer teğmenlerle ilgisi yok. Mesele Tayyip Bey’le benim aramda. Tayyip Bey Cumhuriyet Halk Partisi’nin 31 Mart zaferi ve sonraki seyri için sürekli ‘Bu süreç CHP’ye yarıyor. Sizin eski CHP’ye döndürmeniz lazım’ diyor, Onun için nasırımıza basıp duruyor. Yani nasır arıyor basacak. Onun için elverişli bir alan ve bu meseleyi mümkün mertebe ‘cunta’, ’darbe girişimi’ diyerek 28 Şubat sürecine doğru çekme gibi bir gayreti var. Mağduriyet ve siyasi bir avantaj elde ettiklerini düşünüyorlar.

Teğmenler diyelim ki atıldılar. Biz onlara nasıl sahip çıkmamız gerekiyorsa çıkarız. Günü geldiğinde de geri alırız. Teğmenler geri geldiği gün onlar gider, bu kadar net. Ben her sabah yataktan Soma’da ölen madenciler için kalkıyorum, Can için, Tayfun için, Gezi tutukları için, diğer taraftan yoksullar için kalkıyorum. Tut ki teğmenler ihraç edildi, bir motivasyonum daha olur.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ‘CHP camileri ahır yapacak’ söylemi de bahsettiğiniz kutuplaştırma amacına mı hizmet ediyor?

Yusuf Tekin bunu tek başına yapıyor olamaz. Bunu tek başına yapıyorsa, bakanlıktan alınmamak için bir polemiğin tarafı olup da ‘Beni Cumhurbaşkanı savunmak zorunda kalsın’ diye bir uyanıklık yapıyorsa onu bilmem. Bir adam bu kadar şuursuz olabilir mi? Bunları belli bir şuurla yapıyor. Hepsi bir bütünün parçası.

AK Parti’nin sorunu şu; Sahaya çıktığımız günden beri gündemi biz belirliyoruz. 31 Mart’ta Tayyip Bey ilk kez yenildi. Önce Anayasa’yı indirdiler. Sonra ‘İsrail bize saldıracak’ dediler. Şimdi de Devlet Bey’in hamlesiyle yeni bir makro gündem. Şunu söylüyorlar, gündemi belirleyen kazanıyor. CHP gündem belirleme imkanına sahip, geri kazanmak için her yolu deniyorlar. O yüzden de attıkları her adıma bu filtreyle bakmak gerekiyor.

Ortaya attıkları bu argümanlar karşılık buluyor mu?

Karşılık bulmadığını sahada görüyorum. Bunlar tutmadığı için de hep daha büyüğüne yelteniyorlar. Burada muhalefet partilerinin birbiriyle iletişim halinde, birbiriyle dayanışma halinde ve bu iktidarı değiştirme motivasyonunu kaybetmeyecek, topluma kaybettirmeyecek bir kararlılıkla ve sakinlikte olması lazım.

Bu iktidar gideceğini gördü ve panik halinde. Buna karşı kararlı ama sakin olmak lazım. Bütün kamuoyu araştırmalarında ülkenin en yakıcı sorunu sorusuna ilk dört madde ekonomiyle ilgili oluyor. Ekonomi, hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik; dördünün toplamı yüzde 80. Birinci kaygıyı güvenlik ve terör yaptığınızda işler değişebiliyor, ona oynuyorlar. Bu oyuna gelmemek lazım.

İktidarın Kürt sorununu ortaya atıp seçmenini konsolide etmeye çalıştığı noktada CHP ne yapacak?

İlk açılım sürecindeki gibi bir toplumsal taban bulmadı çünkü Devlet Bey sonda da söylenmeyecek bir şey söyledi. Şimdi Tayyip Bey ‘destekliyorum’ diyor ama Devlet Bey’in söylediği cümleleri söylemeden Devlet Bey’e destek veriyor, aralarında sorun olmadığını söylüyor.

Dün kamu yararına çalıştıkları kabul edilen ve ekonomik olarak desteklenen 3 dernek ve vakfa gittim. Hepsi diyor ki ’sizin çizginiz doğru çizgi. Toplumsal mutabakat olursa bağrımıza taş basarız. Yeter ki yeni şehitler gelmesin, başkalarının canı yanmasın ama sizin dediğiniz gibi. Öbür türlü siyasi hesaplarla yapanlara hakkımızı helal etmeyeceğiz’.

Toplumsal mutabakattan anladığım şu; bir gün Meclis’te bir masa kurulursa şehit aileleri gelecek pozisyonlarını söyleyecekler. Son gün bir karar verilmeden önce en son onları diyeceğiz. Onlar ‘he’ diyorsa ben de ‘he’ diyeceğim. Yankı Bağcıoğlu, Türkiye’deki 36 şehit yakını ve gazi derneğini gezdi. 36’da 36’sı CHP’nin tutumunu desteklediklerini söylediler.

Cumhur İttifakı ısrarla iki liderin arasında tam bir mutabakat olduğunu söylüyor. Bu mutabakatı nasıl okuyorsunuz?

Bizim partimizin pozisyonu bunu tahmin edecek bir pozisyon değil. Ama şöyle; Erdoğan, Bahçeli ile ilgili meselede halen tedirgin ve bekliyor. Çünkü Bahçeli’nin ortaya koyduğu mesele, çatışmalı süreçlerin çözümlenmesi, terörün bitirilmesine yönelik evrensel birikimlere uygun bir tutum değil.

İnsanlık 3 bin yıldır cerrahi yapıyor. Birisinin tahlilinde belli değerleri yüksekse ve ultrasonda da belliyse apandisit riski olduğu, patlamadan apandisiti alıyorlar. Ameliyat kıyafetini giydiriyor, götürüyorlar. Bir sıvı desteği sağlıyorlar. Bir oksijen desteği sağlıyor, uyuşturuyorlar. 3 delik açıyorlar. Robotik cerrahi ile sıfır risk ile apandisiti alıyorlar. Şimdi Devlet Bahçeli diyor ki ‘Ben Vikinglerin yaptığı gibi yapacağım. Kamamı çıkartacağım, yaracağım, kendi ellerimle alacağım’. Bodoslama girdi.

Dünyanın her yerinde terörün bir toplumsal sorunun ve o soruna yeterince demokratik alanda yanıt verilmemesi sonucunda ortaya çıktığı ve bunun kalıcı çözümünün sorunu kökünden halletmek olduğu kabulü var.

Ama şu anda bu iktidar ’Kürt sorunu yoktur’ diyecek noktaya savrulmuştur. Siz bunu dedikten sonra herhangi bir demokratik açılım, insanların sorun diye dillendirdiği meseleyi anlamaya çalışmadan sadece ‘Ben birini getireceğim. Kürsüye çıkaracağım o da ‘silah bırak’ diyecek. Buna inanın’ meselesi evrensel deneyimlerle uyumlu değil. Ayrıca Türkiye’de bu sorunu reddederek bir çözüm olmayacağına inanan hiç kimseyi heyecanlandırmıyor. Kimse inanmıyor. O yüzden samimiyetine inanamıyorsun. Çünkü sorunu görüp çözmek istediği sorunun varlığını inkar ediyor.

Bahçeli Ufuk Uras’la görüştü ve ‘artık barışmak lazım’ dedi. Samimi buluyor musunuz?

Bunu söyleyebileceği Ufuk Bey’den daha aktif aktörler var siyasette. Devlet Bey siyasette kavgayı, sağ – sol çatışmasını ya da bir takım gerginlikleri düşürmek istiyorsa Ufuk Bey’den daha etkili olabilecek aktörler var. Ya da ortaya söylemeli.

Devlet Bey’in yaptığı çıkış memlekette infiale yol açtı. Herkes kızıyor. Şehit aileleri de söylüyor sokaktaki insan da söylüyor. Anketler de söylüyor. MHP’lilere soruluyor; ‘Devlet benim çıkışına Erdoğan destek vermeli midir?‘ diye. MHP’lilerin yüzde 70’i ‘vermemelidir‘ diyor. CHP’nin de desteklemesini istemiyor. ‘Bizim Genel Başkan bir şeyler yaptı. Aman siz uymayın’ diyen bir MHP tabanı var.

Sahada Devlet Bey’in ayakta alkışlandığı bir pozisyon yok. O yüzden ’tek de kalsam‘ diye videolar paylaşıyor. Herkes Tayyip bey’e yoruyor. Yok, kendi tabanına söylüyor. MHP nin elitleriyle MHP nin tabanı arasında ciddi bir makas açıldı.

Trump’ın yeniden seçilmesini ve kabinesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trump çok öngörülebilir biri değil ama Trump ve Erdoğan arasındaki kişisel ilişkilerden zarar gördük. Bu yüzden benim Erdoğan’a çağrım; Türkiye’nin çok deneyimli dış politika kadroları var, diplomasi kadroları var. Onlara da alan açarak doğru analiz etmek gerekiyor. Bazı fırsatlar da olabilir. Örneğin Ukrayna’da savaşı bitirme iradesi önemli bir irade. Türkiye’nin oradaki denge politikası önemli ama o denge politikasından Türkiye şu anda zarar görmüyor, kâr etmiyor. Kâr etmesi için bu savaşın bitmesi lazım.

Ama Trump’ın ortaya koyduğu içeride güçlü olma, içe kapanma, her yere karışmama, her yerde para harcamama meseleleri doğru analiz edilip Trump’la kişisel ilişkiler yerine Amerika’yla kurumsal ve diplomatik ilişkiler güçlendirilerek bu sürecin yürütülmesi lazım. Bu süreç Trump’ın hoyratça tutumlarına karşı aynı hoyratlıkla gidince daha büyük felaketlerle karşılaşacağız. Endişem var. Ben Erdoğan’a diplomasi, kurumsal ilişkiler ve bir miktar tedbirli bir süreç öneriyorum. ‘Her şeyi Trump’la halledebilirim‘ diye düşünüyorsa oradan başımıza büyük işler geliyor.

MİT Başkanı ile görüşmenize dair hangi bilgileri verebilirsiniz? Örneğin Öcalan’ın da isminin geçtiği son sürece dair sorularınız oldu mu?
15 sorumuz vardı merak ettiğimiz. Bunların dokuzuna yanıt verildi, altısına verilmedi. O 6 soruyu da ben sayın başkana yönelttim, o da o sorulara samimiyetle ve olabildikçe açıklıkla yanıtladı. Ben MİT’i siyasi tartışmaların içine çekmemeye ve yanıtlayamayacağı sorular sormamaya özen gösterdim. MİT’e inanarak, güvenerek cevaplayabileceği sorular sorduk, ‘Abdullah Öcalan’la gizli bir pazarlık var mı?’ gibi gündelik siyaset için çok elverişli bir polemik alanına MİT’i sokmadık. O sorunun cevabını merak da etmedik. O sorunun bir tane muhatabı var Türkiye’de. O çıkacak konuşacak.

Mansur Yavaş’la Ekrem İmamoğlu arasında bir problem olduğuna dair bir inanış var. Bu iki ismin ilerleyen zamanda karşı karşıya gelmesi gibi bir tehlike görüyor musunuz?

O iki ismin kavga etmesi, didişmesi gibi hayaller kuran, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başarısızlığını kendi başarısı olarak gören bir iktidarla karşı karşıyayız. Bunun için hem sosyal medyada hem konvansiyonel medyada ciddi gayret, emek ve para harcıyorlar.

Bu iki ismin de cumhurbaşkanı adaylığına yakıştırılıyor olması ve ikisinin de Erdoğan’ın çok önünde çıkıyor olması hiç kötü bir şey değil. Cumhuriyet Halk Partisi’nin an itibariyle bir aday sorunu yok. Oysa Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bir aday sorunu var. Erdoğan diyor ki, ‘seçimler zamanında yapılacaktır’. O zaman sen aday değilsin. O zaman esas soru şu ‘senin adayın kim?’ Eski İçişleri Bakanı mı, yeni içişleri bakanı mı? Eski MİT müsteşarı mı, yeni MİT müsteşarı mı? Damatlardan hangisi? Böyle bir sorunla karşı karşıya Tayyip Bey.

Ben girdiğim ilk yerel seçimi kazandım. Şimdi girdiğim ilk genel seçimi kazanmak gibi bir sorumluluğum var. Bunu yaparsam ben zaten tarihe geçeceğim. Bunun önündeki bütün engelleri kaldırmam lazım. Birinci engel kendimim. Genel Başkanın kendi adaylığı bütün denklemi karıştırabilir. Ben kendim aday olmamaya karar verdim o yüzden. Partide ‘Özgürcüler’ Özgür Özel’in seçim gecesi bir kez daha zafer konuşması yapmasını istiyorlar. Ben Cumhurbaşkanı adayı değilim ve olmayacağım. Olduğun anda denklem karışıyor.

İmamoğlu ve Yavaş’ı aday tartışmaları yükseltmedi. Onları yaptıkları icraatları yükseltti. O yüzden başarılı belediyecilik çalışmalarına devam etmeleri ve aday tartışmalarının dışında kalmaları doğru. Önemli olan icraatı iyi yapmak. Halka iyi hizmet etmek, halkın yanında olmak. Böyle devam ederse de adayı belirleme sürecinde tüzüğümüzde çok elverişli bir madde var. Bütün üyeleri sormayı da, halk yoklaması yapmayı da içeriyor. Ben tek başıma bu kararı vermeyeceğim.

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın birlikte fotoğraf vermesini nasıl okumamız gerekir?

Ekrem Bey ve Mansur Bey’in bir araya gelmelerinden benim önceden haberim vardı. Onu birlikte konuştuk. Ekrem Başkan az bir şey yapmadı. Sonuçta ikisi ciddi bir şekilde tartışılırken İstanbul‘dan kalktı geldi, randevu aldı ve Mansur Başkan’a gitti. Çıkışta da çok güzel bir açıklama yaptı. Sonra da Genel Merkezimizde açıklama yaptı. Öyle bir başına değil, yanında genel sekreterimiz eşlik ederken bir açıklama yaptı. Yani o açıklamayı kurumsal olarak da sahipleniyoruz. O vurgu odur. O açıklamayı, o tutumu kurumsal olarak da sahipleniyoruz. Önümüzdeki günlerde, birkaç hafta içinde Ekrem Bey, Mansur Bey, ben bir araya geleceğiz.

4 parçalı bir CHP olduğu iddia ediliyor. Kemal Kılıçdaroğlu davasının gündeme taşınmasının nedeninin de bu 4 parçalı yapının görünür olmasını amaçladığı iddia ediliyor. Ne dersiniz?

Sokakta bir itiraz yok. Partiye sokakta büyük bir destek var. Büyük bir heyecan var. Çünkü insanlar ‘ilk kez AKP’liler, MHP’liler bize yanaştı’ diyorlar. Mart ayından ekim ayına kadar 6 firmadan ikisinde sadece bir ay düştük, o da eylül ayı. Neden (tüzük) kurultay konuştuğumuz için. Ekimde tekrar düzeldi. 6 firmanın 6’sında birinci çıktık. Olmayan bir siklet merkezini partide var gibi göstermeye çalışan bir akıl var. Akıl partide değil. Parti dışında, saraydan o akıl. Ona alet olan bazı arkadaşlar var.

Erdoğan’ın aday olduğu bir erken seçime girmek mi? Yoksa Erdoğan’ın aday olamayacağı, zamanında bir seçime girmek mi?

Ne kadar erken o kadar iyi. Aday Erdoğan olsun ya da başkası olsun ama bir an önce seçim olsun. Ben AK Parti’nin adayıyla değil, seçimin tarihi ile ilgileniyorum.

Erdoğan yıllardır geçmişi, yolsuzlukları aklarken yıllardır; “milletimiz sandıkta gerekli cevabı verdi” diyor. Bu seçim geçmişi akladı. Ağır sıklet boks şampiyonasında son unvan maçında nakavt oldu. Psikolojik üstünlük bizde, onu da çıldırtan bu. Onun için ‘acaba bir ara formül ile araya bir sandık sıkıştırabilir miyim?’ diye başka şeyler arıyor.

Erdoğan Türkiye’ye şunu dayattı; ‘Son seçimi kim kazanıyorsa altın kemer ondadır. Mahallenin abisi odur.” Kusura bakmasın, son seçimi biz kazandık, o yüzden altın kemer bizde. Biz bunu altın kemeri bozdurup milletle paylaşalım diyoruz. Tayyip Bey’e geri verme niyetimiz yok.

Erdoğan’ın ekonomi, faiz, enflasyon ile ilgili hedeflerini, açıklamalarını nasıl buluyorsunuz? Sizce hedefleri tutar mı?

Denge denetlemenin, liyakatin ortadan kalktığı, kurumların yerine kişilerin geçtiği, kuralların yerine tartışılmayan ani kararların olduğu bir süreci yaşadık. Ama bunların hepsinin sorumlusu Erdoğan. Bu yüzden de bugün bu faiz kararı verilir, yarın, 2 ay sonra Erdoğan kendi kafasına göre bakan değiştirir ya da pozisyon değiştirir ya da Merkez Bankası Başkanı’nını değiştirir. Bu mevzunun tamamı dengesiz, denetimsiz ve Türkiye’nin çıkarlarını, bir partinin çıkarlarına, Türkiye’nin çıkarlarının, bir kişinin iktidarına feda edilebilir bir yönetim anlayışından kaynaklanıyor.

Şimdi bütün dünyadaki ekonomilerin tersine ilerleyip kendini doğru yolda sanan yaklaşımlar Türkiye’yi bu noktaya getirdi. Bu yüzden Türkiye’nin yapabileceği, açıklayabileceği en doğru ekonomik paket, bunu hükümetten beklemiyorum, milletten bekliyorum: Bu iktidarı paketleyip göndermek.

MHP kayyım tartışmalarının sonlanması için hem seçim kanununda hem siyasi partiler kanununda aday belirleme süreçlerine dair usullerin değişmesi dair bir kanun gerekliliğinin gerekliliğine işaret etti. Bu bir çözüm alabilir mi?

Mevcudun kötü olduğunu söylüyorlarsa bunu öz eleştiri olarak kabul ediyorum. Çünkü geçen sefer de onlar değiştirmişti. Burada güven artırıcı bir adım olacaksa ilk önce kayyım düzenlemesini düzeltelim. Çünkü eğer adı ‘terör’se, soruşturma bitmeden, kovuşturmaya geçilmeden bile kayyım atanabiliyor. Düzeltelim, eski haline getirelim. Hiç olmazsa İçişleri Bakanlığı vekil atanmasını talep ettiğinde diğer durumlar gibi başkan, belediye meclisi içinden seçilsin. Devlet de böyle bir adım atsın, destekleyelim. Ama Devlet Bey, yine “bulanık suya birlikte girelim” diyorsa önce kendi girsin. Nasılsa bu aralar bunu yapıyor…

HAMAS’ın Türkiye’de ofis açacağı iddiası var. Uluslararası bir medya kuruluşu yazdı bunu. 4 gün boyunca bir net açıklama göremedik Cumhurbaşkanlığından ve Dışişleri Bakanlığından. Nasıl yorumluyorsunuz?

Hiç hayra yorumlamıyorum. Bundan da endişe ederim. Hamas’ın Türkiye’ye bir büro açmasının İsrail’in Türkiye’yi belki doğrudan orduya değil ama Türkiye’deki terör örgütlerini desteklemek, lojistik sağlamak ve Türkiye’de bir takım operasyonlara, hem gizli örgütler eliyle hem terör örgütleriyle girişmek gibi Türkiye’yi çok rahatsız edecek ve hiçbirimizin istemeyeceği bir pozisyona sürüklemesinden endişe ederim. O yüzden de dilim döndüğünce bunu Erdoğan’a aktarabilecek herkese söyledim.

Hamas’ın siyasi bürosunu Türkiye’ye taşıması Türkiye’ye çok yeni güvenlik riskleri yaratacak. Türkiye’yi İsrail’le Hamas’ın hesaplaştığı bir alan haline getirebilecek. İsrail’in Hamas operasyonlarının yaşandığı bir coğrafya ve Türkiye’nin İsrail’in bir terör örgütü olarak tanımladığı ve mücadele ettiği Hamas’a bu konuda mukabele ederken Türkiye’deki terör örgütlerini doğrudan İsrail ve Amerika desteklediği bir sürecin içine girilebilir. Bunun hiçbirimize faydası yok. Bu bir felaket getirir.

İsrail’in şu anda Türkiye’ye saldıracak bir cesareti ve bir cesameti yok. Ama siz Hamas’ın bürosunu İstanbul’a açarsanız İsrail arkasında çok ciddi bir batı desteği bulur. Zaten var olan destek Türkiye’ye yönelir ve bu Türkiye’nin lehine bir durum olmaz. Ateşle oynamayın, saçmalamayın diyorum. Bu ateşin karşısında elinde tiner tutmak gibi bir şey. Bunu samimiyetle telkin ediyorum Erdoğan’a.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya yönelik bütçe görüşmeleri sırasında partinizin milletvekilleri tarafından yapılan protestolardan haberinizin olmadığı ve tepki gösterdiğiniz doğru mu?

Milletvekillerimizin Esenyurt Belediyesi’ne sokulmamasına tepki olarak böyle bir protestonun yapılacağından da haberdardım. Kameralar önünde, belli bir süre için tepkinin dile getirileceğini ve mesaj verileceğini, arkadaşların böyle bir hazırlık içinde olduğunu biliyordum. Ama olayın vardığı noktadan mutlu değilim. Çünkü orada süreç kötü yönetildi. Bu kötü yönetimle ilgili de esas eleştirim Sayın Ali Yerlikaya’dır. 17 gün boyunca bu milletin seçtiği milletvekillerini bir kamu binası olan Esenyurt Belediyesi’ne polis zoruyla sokmamışsınız. Ve o milletvekilleri orada hep itiş kakış yaşamış… Şimdi komisyonda bunlarla ilgili bir hatırlatma yapılacak. O giremeyenlerden birisi de Veli Ağbaba, ilk giren Ali Mahir Başarır… Bu arkadaşlarımız komisyonda diyorlar ki ‘hadi bakalım biz anlayış gösterdik siz de gösterin’. Orada komisyon başkanı Mehmet Muş var ki gerçekten mecliste krizlerin çözülmesinde çok birlikte olduk kendisiyle. Sorumluluk üstlense, sayın bakan bir çay içer, ‘hata oldu’ denir toplantıya başlanırdı. Ama korumalarla birlikte oraya yüklenmek, Meclis polisiyle birlikte oraya doğru yüklenmek, kameraya vurmak… Milletvekilleri ile Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı’nın böyle bir fotoğraf karesinde yer alması hoşuma gitmedi. Meclis’te her türlü münakaşayı, tartışmayı milletim dikkatle takip ediyor ve bu görüntüleri istemiyor. Meclis’te de çok sert tartışmalar oldu ama ben Grup Başkanvekilliğim süresince işin böyle fiziki müdahale noktasına gelmemesi için en çok gayret edenlerden oldum. Mehmet Muş gibi tecrübeli birisi var orada. İçişleri Bakanı var. Polisin ve jandarmanın bağlı olduğu bakanlık bu. Süreç daha iyi yönetilebilirdi.

Demokrasi, tepki ve protesto rejimidir ama iş itiş kakışa, meclis polisinin ittiği, İçişleri Bakanı’nın, milletvekillerimizin ezildiği görüntüler yakışmadı. Ama ben buna tepki gösterdim diye de bir şey yok. Ben konuyu zaten ilk önce Numan Bey’den duydum. MİT sunumundaydım çıktım, Numan Bey arıyor. “Bakana yumruk olur mu? Fiziki müdahale olur mu? Bir izleyin görüntüleri, İçişleri Bakanı’na tekme tokat saldırıyor sizinkiler” dedi. Ama sonra baktım bakana yumruk falan yok. “Numan Bey’i de trollemişler” dedim. Numan Bey’in anlattığı gibi olsaydı tepki gösterirdim. Hemen aradım arkadaşları dedim ki, “İçişleri Bakanı’na tutanak altında sorun, size yönelik fiziki bir müdahale sataşma, yumruk, hakaret, küçük düşürücü bir şey oldu mu?” diye. Sordular ‘var’ demedi. Veli Ağbaba ısrarla sordu. Yani kesin bir danışman Meclis Başkanımıza ‘vurdular’ dedi ama yok öyle vurma falan. Bu görüntüler Meclis’e de bize de yakışmaz. Fakat rövanşist bir duyguyla söylemiyorum bunu, İçişleri Bakanı’nın karşı karşıya kaldığı durumla 17 gün boyunca bu milletin seçilmiş milletvekilleri de karşı karşıyaydı.

Mansur Bey de Ekrem Bey de 14 Mayıs seçimlerine nazaran daha istekli görünüyor. Bu 2 isimden hangisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olursa diğer ismin bağımsız girebileceği ya da başka bir partinin adayı olarak girebileceği konuşuluyor. Siyaseten böyle bir risk var mı?

Mansur Bey de Ekrem Bey de geçen sefer bu testten geçtiler. Onlara açık çağrı yapıldı. ‘Gelin aday olun, sizi destekleyelim’ diye ikisi de parti vurgusu yaptı. Şu anda çok daha güçlü, çok daha başarıya yakınız. Zaten Ekrem bey ilçe başkanlığından geliyor. Mansur Bey de o zor soruya doğru cevabı vaktinde verdi. Mansur Bey Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olmaksızın Ankara Büyükşehir adaylığını dahi kabul etmedi. Mansur Bey o birilerinin burun kıvırdığı yüzde 25’lik ama her şeye rağmen dimdik ve bir arada duran Cumhuriyet Halk Partisi tabanının ne demek olduğunu bilir ve o tabanı karşısına alacak bir işin içine girmemesi gerektiğini de bilir. Geçmişte de bu konuda zaten çok doğru bir pozisyon tuttu. ‘Bir partim var benim. Partim aday yapmadıktan sonra benim başka yerde ne işim var’ dedi. Aynı noktadayız.

Bir de kimseyi armut piş, ağzıma düş bir cumhurbaşkanı adayı bırakacak değiliz. Bir adayda ortaklaşacaksak bütün muhalefet birlikte ortaklaşmakta fayda var. Eğer ülkenin faydasına bir seçenek varsa onu da hep birlikte düşünür, taşınır, öneririz. Ama arkadaşlarımızı parti dışı, başka parti gibi zor sorulara en doğru cevabı geçen sefer verdiler.

Mansur Yavaş sembolik Cumhurbaşkanı, Ekrem İmamoğlu da icracı Başbakan şeklinde bir formül de dillendirildi. Ne dersiniz?

En iyi yer benim. Düşünsenize bu iktidar değişmiş, bu kadar yıldır yaşanan üzüntüler ortadan kalkmış ve burada kendisi ile ilgili bir talep açıklamamış, süreci doğru yönetmiş ve seçimi kazanmış bir genel başkanın mutluluğu ve tarihe bıraktığı izden daha büyük bir miras olabilir mi?

Benim motivasyonum seçimi kazanmak ve Atatürk’ün partisini yeniden iktidar yapmak. Bunu başaran genel başkan daha ne makam mevki peşinde koşacak.

Bugünkü anayasa olanak tanımıyor ama hep birlikte seçimi kazanıp, iktidarı değiştirdikten sonra cumhurbaşkanlığı makamı ve başbakanlık makamı ile ilgili bir mesele olacaksa orada da benim yeniden bir talebim olmayacak. Güçlü bir parlamentoya geçtikten sonra da bir tarafsız Cumhurbaşkanı ve icracı Başbakan noktasında olursak o zaman işler daha kolay olur. 2 tane koltuk, 2 tane aday varsa işler daha kolay olur. Benim orada da kendime ilişkim bir talebim yok. Benim bütün motivasyonum partiyi yeniden iktidar yapmak.

Paylaşın

Dünyanın “En Eski Alfabesi” Suriye’de Keşfedildi

Yıllardır, Antik Mısırlıların ilk alfabeyi bulduğuna dair yaygın bir inanış vardı. Şimdi ise bu sorgulanıyor ve son keşif bilinen ilk alfabetik yazının yaşını yaklaşık 500 yıl geriye çekiyor.

Haber Merkezi / Johns Hopkins Üniversitesi’nden bilim insanları, kilden yapılmış küçük silindirlerin üzerinde bilinen en eski alfabetik metnin kazındığını ifade ediyorlar.

Parmak uzunluğundaki silindirler, bir zamanlar iki ticaret yolunun kavşağında bulunan ve bugünkü Suriye’nin kuzeybatısında yer alan Tell Umm-el Marra adlı eski bir kentte keşfedildi.

Testler, silindirlerin MÖ 2400 ile 4400 yılları arasına tarihlendiğini ortaya koyuyor. Bu tarih, bilinen diğer alfabetik yazılardan yaklaşık 500 yıl önceye denk geliyor.

Bilim insanları kil silindirlerin üzerindeki küçük deliklerden yola çıkarak, bunların büyük ihtimalle başka bir nesneye bağlı olduğunu ve bir tür etiket görevi gördüğünü tahmin ediyor.

Arkeolog Glenn Schwartz, “Belki bir geminin içindekiler hakkında ayrıntılı bilgi veriyorlar, belki de geminin nereden geldiği veya kime ait olduğu hakkında bilgi veriyorlar” diye açıkladı: “Yazıyı tercüme edecek bir araç olmadan, sadece spekülasyon yapabiliriz.”

Glenn Schwartz, bilim insanlarının daha önce alfabenin MÖ 1900’den sonra Mısır’da veya civarında icat edildiğini düşündüklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Ancak bizim eserlerimiz daha eski ve haritada farklı bir bölgeden, bu da alfabenin düşündüğümüzden tamamen farklı bir köken hikayesi olabileceğini gösteriyor.”

Alfabenin kökenine ilişkin genel kabul gören teori, M.Ö. 1900’lü yıllarda Mısır’da yaşayan okuma yazma bilmeyen bir grup madenciye dayanmaktadır.

Çevrelerinde gördükleri hiyerogliflerden esinlenen göçmen işçiler, Mısır hiyerogliflerinin biçimlerini temel alarak kendi Sami dilleri için harfler oluşturdular.

MÖ 1300 civarında Batı Asya’nın Doğu Akdeniz bölgesi olan Levant’a yayıldı. Buradan Akdeniz’e yayılmaya başlamış ve zamanla Yunan ve Latin alfabelerine dönüşmüştür.

Paylaşın

Vladimir Putin Duyurdu: Ukrayna’yı Hipersonik Füzelerle Vurduk

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD ve İngiltere’nin füze sistemlerini Ukrayna’nın kullanmasına izin vermesine ilişkin, savaşın küresel bir çatışmaya doğru tırmandığını söyledi.

Haber Merkezi / Batı’yı bu konuda uyaran Vladimir Putin, Ukrayna’daki bir askeri tesisin yeni bir tür hipersonik orta menzilli balistik füze ile vurulduğunu ifade etti. Putin, sivillerin bu tür saldırılar öncesi uyarılacağını da söyledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesine karşı Batılı silahların kullanılması konusunda ulusal televizyonda bir konuşma yaptı. Vladimir Putin, konuşmasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Batı’nın kışkırttığı Ukrayna’daki çatışmanın tırmanması üzerine, ABD ve NATO müttefikleri bu silahların Rus topraklarına karşı kullanılmasına onay verdiklerini duyurmuşlardı.

Defalarca vurguladığımız gibi, bu tür silahların bu sistemleri üreten ülkelerin askeri uzmanlarının doğrudan katılımı olmadan kullanılması imkansızdır.

19 Kasım’da ABD yapımı altı operasyonel-taktik saldırı füzesi ve 21 Kasım’da Birleşik Krallık’tan “Storm Shadow” füzeleri ile Rusya Federasyonu içindeki askeri hedeflere saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırlar, Ukrayna’daki bölgesel çatışmanın küresel boyutlara ulaşmasına yol açtı.

Hava savunma sistemimiz bu saldırıları püskürttü ve düşman hedeflerine ulaşamadı. Bryansk bölgesindeki bir mühimmat deposunda düşen füze enkazı nedeniyle çıkan yangın söndürüldü. Can kaybı veya önemli bir hasar olmadı.

Kursk bölgesinde komuta merkezlerinden birine saldırı düzenlendi. Ne yazık ki, dış güvenlik ve destek personelinden kayıplar yaşandı. Kursk bölgesinden düşman birliklerini çıkarmak için kuvvetlerimiz operasyonlarına devam ediyor.

Düşmanın bu tür silahları kullanması özel askeri operasyon bölgesindeki seyrini etkilemeyeceğini bir kez daha vurgulamak isterim. Kuvvetlerimiz tüm cephe hattı boyunca başarıyla ilerlemektedir ve belirlediğimiz tüm hedeflere ulaşılacaktır.

ABD ve İngiliz uzun menzilli silahlarının kullanılmasına yanıt olarak, Rus Silahlı Kuvvetleri, Ukrayna’nın savunma sanayi tesislerinden birine saldırı başlattı. Operasyonda, Rusya’nın yeni orta menzilli füze sistemlerinden birinin, özellikle nükleer olmayan hipersonik yeteneklere sahip bir balistik füzenin testini de gerçekleştirdik.

Orta ve kısa menzilli füzelerin geliştirilmesi, ABD’nin Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesinde bu tür füzeleri üretme ve konuşlandırma planlarına yanıtımızın bir parçasıdır. Yeni füze sistemlerimizin gelecekteki testlerine ilişkin hedefler, Rusya Federasyonu’nun güvenliğine yönelik tehditler esas alınarak tarafımızca belirlenecektir.

Silahlarımızı, Rus hedeflerine karşı silahlarının kullanılmasına izin veren ülkelerin askeri hedeflerine karşı kullanma hakkına sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Askeri güçlerini Rusya’ya karşı kullanmayı planlayan ülkelerin yöneticilerine ciddi şekilde düşünmelerini tavsiye ediyorum.

Ukrayna’daki hedeflere saldırmamız gerekirse, sivillere uyarılarda bulunacağız ve o bölgelerdeki dost devletlerin vatandaşlarından tehlikeli bölgelerden tahliye olmalarını isteyeceğiz.

Bu füzeler hedefleri 10 Mach’a kadar hızlarda veya saniyede 2,5-3 kilometre hızla vuruyor. ABD’nin Avrupa’da geliştirdiği sistemler de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki mevcut hava savunma sistemleri bu tür füzeleri engelleyemiyor.

Bir kez daha vurguluyorum, ABD dünyayı küresel çatışmaya doğru itiyor. Biz her zaman tüm anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmeyi tercih ettik ve hala buna hazırız. Ancak her türlü gelişmeye de hazırız. Her zaman bir yanıt olacaktır.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Kayyım Bir Siyasi Darbedir

Kayyım atamasına dair tepkisini sürdüren DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, “Kayyım anti demokratiktir, kayyım yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir, kayyım seçimde yenemediğinizi seçilmişin yerine atanmışı getirerek demokrasiyi katletmektir, seçimleri fiilen ortadan kaldırmak demektir” dedi ve ekledi:

“Kayyım bir siyasi darbedir. Darbe sadece postalla, tankla, topla yapılmaz. Aynı şekilde bizler kayyım atamasını yargı ve polis eliyle bir siyasi darbe olarak niteliyor ve bunu asla kabul etmiyoruz. Bu konuyla ilgili parlamentoda iktidar ve ortağı dışındaki bütün siyasi partilerin anlaşmış olduğu kayyıma karşı bir kanun teklifi söz konusu. Biz buradan parlamentodaki 600 milletvekiline seslenmek istiyoruz; Bu kanun teklifine hangi partinin mensubu olursanız olun demokrasiyi yaşatmak için bu kanun teklifine destek verilmesini talep ediyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan; Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan ile bir araya geldi. Görüşme sonrası ortak basın toplantısı düzenlendi.

İlk olarak söz alan Tülay Hatimoğulları, görüşmede Türkiye ve bölgedeki gelişmelerin gündeme geldiğini paylaştı. Tülay Hatimoğulları ayrıca kayyım atamasına dair de görüş alışverişinde bulduklarını söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Kayyım meselesinde elbette Türkiye’deki birçok siyasi parti gibi bugünkü görüşmemizde de oldukça pozitif mesajlar ortaya çıktı. Daha önce yine sayın başkanın verdiği demeçlerde olduğu gibi bugün de kayyımın Türkiye demokrasisine verdiği büyük zararları değerlendirdik. Kayyım bir rejim olmaya doğru hızla gidiyor. Belediyelere atanan kayyımların sadece belediyelerle sınırlı olmadığını Türkiye’de mevcut iktidara biat etmeyen bütün her kesime ve yapıya doğru olduğunu görüyoruz” dedi.

Kayyım atamasına dair tepkisini sürdüren Tülay Hatimoğulları, “Kayyım anti demokratiktir, kayyım yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir, kayyım seçimde yenemediğinizi seçilmişin yerine atanmışı getirerek demokrasiyi katletmektir, seçimleri fiilen ortadan kaldırmak demektir. Kayyım bir siyasi darbedir. Darbe sadece postalla, tankla, topla yapılmaz. Aynı şekilde bizler kayyım atamasını yargı ve polis eliyle bir siyasi darbe olarak niteliyor ve bunu asla kabul etmiyoruz. Bu konuyla ilgili parlamentoda iktidar ve ortağı dışındaki bütün siyasi partilerin anlaşmış olduğu kayyıma karşı bir kanun teklifi söz konusu. Biz buradan parlamentodaki 600 milletvekiline seslenmek istiyoruz; Bu kanun teklifine hangi partinin mensubu olursanız olun demokrasiyi yaşatmak için bu kanun teklifine destek verilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

Kürt sorununa dair tartışmaların da toplantıda gündeme geldiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Atılabilecek adımları istişare ettik. Evet, bugün Türkiye’de özellikle 1 Ekim’den bu yana bu konu çeşitli vesilelerle Türkiye’nin gündemine oturdu. Bizler Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl demokratik yöntemlerle çözülmesi için Türkiye barışına, Ortadoğu barışına sağlayacağı katkıları her daim ifade ettik. Bugün bu yeni tartışmalar ümit ediyoruz ki bir toplumsal barışa doğru hep birlikte evriltmeyi başarabiliriz” diye belirtti.

Söz alan Erbakan da, kayyım atamasına tepki gösterdi ve DEM Parti ile bu konuda hem fikir olduklarını söyledi. Kürt sorununa dair tartışmalara da değinen Erbakan, “Kürt kardeşlerimizin o bölgede hangi bölgede hangi ırka mensup olursa olsun vatandaşlarımızın yaşamış olduğu problemlerle ilgili görüş alışverişinde bulunuldu. Ve çözüme ilişkin ne gibi adımlar atılabileceği değerlendirildi. Biz de Yeniden Refah Partisi olarak her zaman ifade ettiğimiz gibi Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki Kürt kardeşlerimizin haklarının teslim edilmesi, taleplerinin yerine getirilmesi ile ilgili her zaman hazır olduğumuzu ifade ettik” dedi.

Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türk ve Kürt öz kardeştir. Türkü Kürt’ten ayırırsanız ortada ne Türk kalır, ne Kürt kalır. Ama Türk ve Kürt bir olursa, beraber olursa onların karşısında Amerika da duramaz İsrail de duramaz, dünya da bir araya gelse onları yıkamaz sözlerini her zaman ifade etmiş, Türk Kürt kardeşliğine her zaman vurgu yapmış.”

Gazetecilerin “Yol haritası var mı?” şeklindeki sorularına yanıt veren Hatimoğulları, “Siz de ifade ettiniz sorunuzda bu konuda bir yol haritası açıklanmış değil. Sayın Bahçeli’nin sürdürdüğü bir süreç var” dedi. Hatimoğulları, kendilerinde bu konuda bir bilginin olmadığını söyledi. Hatimoğulları, “Bizler bu sürecin bütün Türkiye kamuoyunun yeterince bilgilendirilmesini ve sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiğine ilişkin vurgumuzu yinelemek isteriz. Bu açıklamaların arkasını getirecekler mi? Elbette Türkiye’de aydınların, yazarların akademisyenlerin barış yanlısı herkesin bu konuda oynayacağı bir rol var. Bu çorbada herkesin tuzu olmalı. Ben buradan bu sorunuz vesilesiyle Türkiye’de bütün siyasi partiler dışında bütün demokrasi güçlerini STÖ’leri, akademi dünyası aydın yazar sanatçıların her kesimin katkı sunabileceğine inanıyorum. Buradan çağrımızı yenilemek isterim” dedi.

Abdullah Öcalan’a görüşme yasağı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve avukatlarına dair getirilen yasağa ilişkin de soruyu yanıtlayan Hatimoğulları, “Tecride dair yasak kalkmadı sadece süresi uzatılıyor. Bu uygulama da o sürenin uzatılmasının bir parçası. Bununla ilgili bütün hukuki süreci işletiyoruz. Bizim bu alandaki hukuki mücadelemiz kesintiye uğramadı. Son verilen 6 aylık görüşme cezasına dair de hukuki ve siyasi çözümlerin aranması ve zorlanması için adımlarımızı devam ettireceğiz” diye kaydetti.

Tartışmalara dair soruyu yanıtlayan Erbakan ise, “Sayın başkanın ifade ettiği gibi YRP olarak sürecin şeffaf olarak yürütülmesi gerektiğini, herhangi bir adım atılacaksa, herhangi bir çözüme ulaşılacaksa meşru sivil toplum partilerinin sivil toplum kuruluşlarının bölgedeki kanaat önderlerinin muhatap alınması gerektiğini ifade etti. Çözüm için de Türkiye’nin milletiyle devletiyle bölünmez bütünlüğüne hiçbir şekilde halel getirmeyecek şekilde adımların atılması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

Beşiktaş Başkanı Hasan Arat: Türkiye İki Takımın Tekelinde Olamaz

Gazetecilere açıklamalarda bulunan Beşiktaş Başkanı Hasan Arat, “Türkiye iki takmın tekelinde olamaz. Beşiktaş bir karar alınacaksa tüm takımlarla alınsın der. Beşiktaş aksi işlerin içinde olmaz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Biz futbolda bir yapı olduğuna inanıyoruz. Süleyman Seba’dan beri bu yapı var. Bu yapıdan en çok muzdarip olan Beşiktaş olmuştur ama biz ağlamayız. Maçlara kazanmak için çıkarız. Hakkımızı aramaya devam edeceğiz.”

Beşiktaş Başkanı Hasan Arat, basın mensuplarına gündemine dair önemli açıklamalarda bulundu. Hasan Arat’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Vaatlerimizi gün gün takip ediyoruz. Birçok konuda yaptığımız işler var. Büyük projelerimiz için çalışmalar devam ediyor. 11 aylık dönemde epey iş yapmış olarak görüyoruz.

Tüm kulüplerin nakit yönetim problemi var. Buraya gelirken her sene bir Akaretler kadar faiz ödeyeceğimizi düşünmüyorduk. Bankalar Birliği anlaşması yeniden yapılanmalı. Bahis gelirleri bugün on binde altı. Kulüpler kendi markasından yapılan bahisten on binde altı alıyor. Bu işin resmi olması lazım. Bahis konusunda büyük bir haksızlık var. Yayın geliri inmiş durumda. 4.6 milyon avro geçen sene yayın geliri elde ettik. Sadece UEFA’ya katılım payı 8.5 milyon avro. Kulüpler bu borçlarla devam edemez. Bu faiz oranlarıyla işin devam etmesi mümkün değil.

Kongre Üyelerimizin oylarıyla burada görev yapıyoruz. Tüm üyelerimize teşekkür ediyorum. Tüzük gereğince hareket ediyoruz. Tüzüğümüzde ne zaman başkan adaylığı açıklanacağı belli. O tarihte görürsünüz. Başkanlık makamında bulunmanın sorumluluğu var. Mali kurulda düşüncelerini paylaşsalardı. Gelecekseniz düşüncelerinizi ifade edeceksiniz. Mali kurullarda her zaman düşüncelerimi dile getirdim. Bu iş televizyon röportajlarıyla olmaz. Adaylık gündemimizde yok.

Önceliğimiz Beşiktaş’ın mali olarak sürdürelebilir yapıya kavuşması ve Futbol Takımımızın başarılı olmasıdır. Eski yöneticilerin açıklamalarını gayet normal buluyorum. Beşiktaş’ta fırtına kopartılmak istendi. Beşiktaş’ı Beşiktaşlılar koruyacaktır. Uyarıların resmi organlarda yapılması daha doğru olur. İyi niyetlerinden şüphem yok. Herkes göründüğü gibi olsun. Görev yapmış herkes benim için değerlidir. Birlik beraberlik içinde sorunları çözeceğimizi düşünüyorum.

Kapalı tribün konusunda çalışmalarımız var. O tribünde öğrenciler için indirim yaptık. Sorunları çözmeye çalışıyoruz. Türkiye’deki en duyarlı insan grubu taraftarlarımızdır. Eksikleri gidermeye çalışırız.

TFF’ye yaptığımız ziyaret çok iyi geçti. Önemli bir görüşme oldu. Futbolda adaletin yerine gelmesi konusunda ısrarımızı dile getirdik. Hakem hata yapabilir ama VAR yapamaz. Yayıncı kuruluşun hassas olması lazım. İnsanlar maç izliyor. Forma alıyor. Yayınlar için üye oluyor. Tek istedikleri adalet. Dünyanın hiçbir yerinde 7-8 dakika maç durmuyor. İzlanda maçında hemen VAR’dan kararlar çıktı. Topla oynama sürelerine bakın. Devamlı maç duruyor. Bu sistem bozuk kuruldu.

Türkiye bu işi çözmek zorunda. Bu iş çözülmeden futbolumuz yurt dışında istediği başarıları elde edemez. Biz Beşiktaş olarak ne olursa olsun hakkımız yeniliyorsa hesabını sorarız. Birçok endüstri rekabetle kuvvetlenmiştir. VAR hakemlerinin yabancı olması uygulamasını TFF başkan sıcak karşıladı. Kulüpler Birliği de bunu olumlu buldu. TFF başkanı da şeffaf olacağını söylemişti. Bu düzenle uğraştığını biliyoruz. Kendisine güveniyoruz. Biz arkadan konuşmayız. Tersi bir durum olursa yüzüne söyleriz.

Türkiye iki takımın tekelinde olamaz. Beşiktaş bir karar alınacaksa tüm takımlarla alınsın der. Beşiktaş aksi işlerin içinde olmaz. Biz futbolda bir yapı olduğuna inanıyoruz. Süleyman Seba’dan beri bu yapı var. Bu yapıdan en çok muzdarip olan Beşiktaş olmuştur ama biz ağlamayız. Maçlara kazanmak için çıkarız. Hakkımızı aramaya devam edeceğiz.

Beşiktaş’ın Rafa Silva’sı vardır. Kendini Beşiktaşlı zannedenler arkadan dolanmayı bıraksınlar. Bizi sürekli yıpratan içimizdeki insanlar. Hüseyin Bey Rafa Silva’yı aldı. O günleri araştırın. Bugün on puan geride olmasaydık bunlar konuşulmazdı. Nasıl daha iyi oluruz, onun mücadelesi içindeyiz.

Sezona çok iyi başladık. Bu takımı güvenerek kurduk. 38 oyuncu gitti, 8 oyuncu geldi. Yeni bir iskelet kurduk. Travmadan çıkmış takım DNA’sı vardı. Enkaz edebiyatı yapmadık. Son geceye kadar yabancı göndermeye çalıştık. Teknik eleştirilere itirazımız olmaz. Kadromuzda kilit üç oyuncumuz sakatlandı. Paulista, Rashica ve Immobile sakatlandı. Futbolda bunlar var.

Emirhan Topçu, Paulista’nın sakatlanmasıyla parladı. Eksiklerimiz var. Yapılan transferlerin tamamı hocamızın tespitleriyle yapıldı. Havlu atma lafını doğru bulmuyoruz. Bu takımla geçen seneki takım aynı değil. Şu anda bir sıkıntı yaşıyoruz. Avrupa’da iyi gidiyoruz. En zor dönemi yaşadık. Camianın birlik içinde olması lazım. Tutulamayacak sözler vererek gelmedim. Bu zorluğu aşacağız. Futbolda morallerin bozulmaması, sakatların iyileşmesi için her şeyi yapıyoruz.

“İtibar suikasti yapmaya çalışıyorlar”

Ara transfer için hazırlıklarımızı yaptık. Gitmesi gereken oyuncular var. Bütçemize uygun doğru isimleri kadroya katmaya çalışacağız. Biz burada 70 kulüp ağırladık. Yurt dışındaki kulüplerle aramız iyi. Puan farkını bir an önce azaltmamız lazım. Takımın lideri hocadır. Teknik konularda hocanın konuşması daha doğru olur. Önümüzdeki maçlar çok önemli. Spor yöneticiliği Türkiye’de çok zor. Futbolu herkes çok iyi biliyor. YouTube’da bağıran çağıranlar hakkında taraftarlarımız dikkatli olsun. İtibar suikasti yapmaya çalışıyorlar. İftira Dünya’nın en kötü şeyi. Gazeteciyseniz buraya gelir, sorunuzu sorarsınız.

Transfer harcamaları konusunda yapılan spekülasyonlar hapis suçuna giriyor. İftira atanlar bilmedikleri şeylerden bahsediyorlar. Beşiktaş dışında başka muhabirler bu soruları sorabiliyor mu? Kayıtlarımız açık. Ne arıyorsunuz anlamıyorum? Şeffaf şekilde her şeyin cevabını veriyoruz. Kurduğumuz takımın bütçesine baktığımızda en kritik üç oyuncuyu bonservis ödemeden aldık. Yüzde yüzde başarılı olduk diyemeyiz. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Genç oyuncular da devreye girecek.

Sporcularımız Beşiktaşlılar tarafından korunmalı. Her türlü başarısızlıkta her türlü hesabı vermeye hazırım. Diğer takımların harcamalarına bakarsanız bizim ne harcama yaptığımızı görürsünüz. Süre almamış oyuncuların maliyeti çok ağır. Mali işleri konuşmaktan vazgeçin. Mali kurulda hiçbir şey yazmadınız. Sonra teknik konularda devam edin. Sakın iftira atmayın. İftira atanın bu Dünya’da yeri yok. Lütfen Beşiktaş’a sahip çıkın. Beşiktaş basını bizi ve Beşiktaş’ı korumuyor. Biz bugün var, yarın yokuz. Yönetimleri yıpratarak bir yere varamazsınız.

Beşiktaş kimseyi şikayet etmez. TFF’deki yaptırımların adaletli olması gerektiğini her zaman söylüyoruz. Eylül ayında Chelsea’den genç bir oyuncuyu alacaktık. Son anda çok büyük bir ücret karşılığında Suudi Arabistan’a gitti. Hocamızın talebi doğrultusunda Joao Mario’yu aldık. Oyuncumuzun adaptasyon süreci devam ediyor. Mario karakter olarak mükemmel bir insan.

Yapmamız gereken çok iş var. Bir yıl dolmadan yıllardır burada mücadele ediyoruz gibi hissediyorum. Kulüp çalışanlarımızla birlikte uyum içinde çalışıyoruz. Ailelerimizden fedakarlık yapıyoruz. Haksız eleştiriler olabiliyor. Gençleri kullanarak bir şey organize edilmesinden dolayı üzülüyorum. Organize işlerden vazgeçsinler. Kimin ne yaptığını çok iyi biliyoruz.

Karşımızdaki yapıdan etkilenmiyoruz. Gazeteciler aracılığıyşa oyuncu pazarlamaktan vazgeçsinler. 5700 sahte üye konusu beni çok üzdü. Buna tenezzül edilmeyeceğini düşündüm. Taraftarlarımıza daha makul fiyatlarla bilet satmak isteriz. Fazla iyi niyetli olmaktan dolayı yaptığım hatalar olabilir. Dost gibi görünen insanların mağlubiyetten sonra ne hale geldiklerini görmek üzücü.

Burada olmayan kimseler Beşiktaş hakkında konuşamazlar. Buraya gelenler mesleğine ve kulübe sahip çıkıyor. Çarpık yapı sözünü kullanan TFF başkanı. Bu yapıya itiraz konusunda Beşiktaş taraftarı anında reaksiyon veriyor. Yapıyı bozmanın tek çaresi birlik beraberlik içinde olmaktır. Beşiktaş’a yazık ediyorsunuz. Paraları Beşiktaş’a verin. Bu işleri yapmayın. Burada namuslu insanlar var. Taraftarlarımız kulübümüze sahip çıksın. Mesele ülkedeki konumumuz ve kültürel ağırlımızdır. Beşiktaş birlik içinde yoluna devam etmelidir.

Beşiktaş’ta sıkıntı yaratmaya çalışanlar tarafından Brad Friedel hemen gündeme getiriliyor. Bizim çalışanımızdır. Her türlü çalışmaları bizim kontrolümüzdedir. Kulüple hocamızla ilişkileri iyidir. Yönetim tarzımız bu. Zamanı gelince yönetim hesap verir ama çalışan üzerinden değil toplam bir hesap verir. Friedel’in bir yanlışı varsa bakalım ama iftira atmayın.

İzlanda’daki kamera açıları daha mı iyiydi de hemen doğru kararlar verildi. Önemli olan niyet. Hakemin niyetini Başakşehir maçının 10. dakikasında anladık. Galatasaray maçında hakemin niyetini hemen anladık. Gazetecinin biri çıkıp “Rafa Silva’yı indirin” diyor. Beşiktaş’tan ekmek yemiş insanların yorumları beni incitiyor. Beşiktaş’ı korumak zorundasınız. Orada oturma nedenleri Beşiktaş.

Yayıncı kuruluşun kamera açılarını konuşuyoruz. UEFA maçlarındaki açı açı da ligdeki açı mı açı değil? Hata yaptık desinler ona da razıyız. Fenerbahçe maçında yabancı VAR hakemini talep ettik. TFF sıcak baktı. Kulüpler Birliği üyeleri de olumlu karşıladı. Böyle bir karar çıkmasını bekliyoruz.

Kadın futbol takımımız iyi gidiyor. Kadın futbol takımımızla gurur duyuyoruz. Kadınların verdiği mesajlar önemli. Örnek olabiliyorlarsa ne mutlu bize. Yapı olduğunu TFF başkanı açık açık söyledi. Tek başımıza mücadele edemeyiz. Topyekün mücadele olmalı. Bundan sonra bu işin peşini bırakmayacağız. Yapının kimlerden oluştuğu vakti gelince ortaya çıkacaktır.

Mali sürdürülebilirlik çok önemli bir konu. Kulüplerde mali açıklar var. Geçmişten gelen yükler var. Zaman planlamasını yapıyoruz. Taraftarımızın istemediği durumda biz bu işi yapmayız. Gerçek taraftar eleştiri yaparken dikkat ederler. Daha birinci yılı doldurmadık. Bir şey oluyorsa nasıl oluyor araştırılmalı. Tepkiler kendiliğinden olmuyor. Olaylar nasıl köpürtülüyor?

Beşiktaş içindeki art niyetli yapılar spekülasyon başlatıp bunu yayıyorlar. Rakamlar yalan söylemez. Banka borcunu 4.5 yılda bitireceğiz dedik. Karşımızda faiz yükü var. Denetim Kurulu siyasete giremez. Bu konuda dikkat edilmesi lazım. Biz söylediğimiz rakamın doğru olduğuna inanıyoruz. Onlar da bilançoya göre rapor hazırlıyor. Borç şu kadar arttı diye ulu orta konuşamazsınız. Bu faiz ortamında borç artmaya devam edecektir. Önemli olan konu nakit akışını sağlamaktır.

Kulüp başkanları birbirleriyle görüşmelidir. Arkadan konuşma olmamalıdır. Bu görüşmeler faydalıdır. Kırgınlıkların kimseye faydası yok.”

Paylaşın

“Ukrayna, Türk Akım Boru Hattına Saldırı Planladı” İddiası

Eski Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Valeri Zalujni’nin, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan Türk Akım boru hattına saldırı emri verdiğini öne sürüldü. Saldırının neden iptal edildiğine dair bilgi paylaşılmadı.

Türk Akım boru hattının inşasına 2017’de başlanmıştı. 2020’de devreye giren hat, Rusya’nın Krasnodar Krayı’ndaki Anapa kıyısından başlayıp Karadeniz altından 930 kilometre boyunca ilerleyerek Türkiye’ye bağlanıyor.

Almanya’nın önde gelen haftalık haber dergilerinden Der Spiegel, eski Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Valeri Zalujni’nin, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan Türk Akım boru hattına saldırı emri verdiğini öne sürdü.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen kaynaklara dayandırılan haberde, Ukrayna istihbaratının Kuzey Akım boru hattına yönelik “Diameter” adlı bir operasyon planladığı, bununla ilgili Zalujni’yi bilgilendirdiği savunuluyor.

Zalujni’nin planı beğendiği ve bunun Rusya’nın Karadeniz’in altından uzanarak Türkiye’ye devam eden Türk Akım boru hattına saldırı düzenlemek için kullanılmasını istediği iddia ediliyor. Bunun üzerine Ukraynalı istihbaratçıların operasyonu genişletmek amacıyla saldırı planları yaptığı fakat daha sonra saldırının gerçekleştirilmediği savunuluyor. Haberde, operasyonun neden iptal edildiğine dair bilgi paylaşılmıyor.

Rus devletine ait Gazprom’la BOTAŞ arasındaki anlaşmanın ardından Türk Akım’ın inşası 2017’de başlamıştı. 2020’de devreye giren hat, Rusya’nın Krasnodar Krayı’ndaki Anapa kıyısından başlayıp Karadeniz altından 930 kilometre boyunca ilerleyerek Türkiye’ye bağlanıyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazakistan’ın başkenti Astana’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la 2022’de yaptığı görüşmede, Türk Akım’a yönelik saldırı girişimi tespit edildiğini ancak operasyonun önlendiğini savunmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da geçen yıl eylülde yaptığı açıklamada Türk Akım’a saldırı girişimleri olduğunu öne sürmüştü.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, bu açıklamalara işaret ederek Der Spiegel’ın haberinin “kendilerini şaşırtmadığını” söyledi. Peskov, Putin’in tam da bu operasyondan bahsettiğini ve uyarı yaptığını belirtti.

Rusya’dan Avrupa’ya Baltık Denizi’nin altından doğalgaz taşıyan Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarında 26 Eylül 2022’de üç patlama gerçekleşmişti. Kuzey Akım sabotajıyla ilgili New York Times ve Almanya merkezli Die Zeit tarafından ortaya atılan bir teoride, saldırının Ukrayna destekçisi 6 kişi tarafından bir yat kiralanarak gerçekleştirilmiş olabileceği belirtilmişti.

Amerikan gazetesi Washington Post da sabotajı 48 yaşındaki Ukraynalı albay Roman Çervinski’nin yönettiğini savunmuştu. Haberde Çervinski’nin yalnız hareket etmediği ve operasyonu planlayan isim olmadığı belirtilirken, Ukraynalı subayın sabotaj emrini Zalujni’ye rapor veren daha üst rütbedeki subaylardan aldığı ileri sürülmüştü. Böylelikle sabotajdan Ukrayna Özel Operasyon Kuvvetleri’nin sorumlu olduğu iddiası daha da güçlenmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

10 Partiden “Kayyım” Hamlesi: Düzenleme Kaldırılsın

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kayyım atanmasına dayanak gösterilen kanun düzenlemesinin yürürlükten kaldırılması için Meclis Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.

CHP Grubu’nun teklifine Meclis’te grubu bulunmayan Yeniden Refah Partisi (YRP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi ve Demokrat Parti milletvekilleri imza vererek destekledi. Grubu olan DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet-Gelecek Partisi’nin de ayrı ayrı teklif vereceği öğrenildi.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, parlamentoda bulunan 10 siyasal partinin kayyım düzenlemesinin kaldırılması yönünde verdiği teklifin demokrasi açısından önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Gelecek-Saadet ile DEVA Partisi kayyım düzenlemesinin kaldırılması için ayrı ayrı kanun teklifi verdi. CHP Grubunun teklifini, Mecliste grubu bulunmayan Yeniden Refah Partisi (YRP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP) ve Demokrat Parti (DP) imza vererek destekledi.

CHP’nin teklifinde, Genel Başkanı Özgür Özel ve grup başkanvekillerinin yanı sıra milletvekillerinin ve destekleyen diğer partilerin milletvekillerinin imzaları yer aldı. Evrensel’in aaktardığına göre; CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, parlamentoda bulunan 10 siyasal partinin kayyım düzenlemesinin kaldırılması yönünde verdiği teklifin demokrasi açısından önemli olduğunu vurguladı.

Kanun teklifiyle 3 Temmuz 2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45’inci maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılması öngörüldü. Maddenin gerekçesinde, “5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45’inci maddesinin belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması ile buna ilişkin usul ve esasları düzenleyen ikinci fıkrasının Anayasa’nın 2, 5, 123 ve 127’nci maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yürürlükten kaldırılması amaçlanmaktadır” ifadeleri yer aldı.

Kanun teklifinin gerekçesinde ise “Kayyım uygulamaları; salt bir kanun hükmüne dayanarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluğuna indirgenebilecek teknik bir mesele değildir. Bu kayyım uygulamaları, belediyeler üzerinde sıkı bir idari vesayet kurmak suretiyle; Türkiye’de demokratik bir toplumun inşasını baltalayan, toplumsal uzlaşının önüne geçen, seçmen iradesini yok sayan siyasi eylemlerdir” ifadelerine yer verildi.

Paylaşın