Neandertaller Ve Cro-Magnonlar Arasındaki Farklar Nelerdir?

Popüler kültürde, tarih öncesine ait bir insan, genellikle mağarada yaşayan kalın kaşlı, kıllı ve uzun kollu olarak tasvir edilir. Ancak insan soyu tasvir edilenden çok daha çeşitlidir.

Haber Merkezi / Antropologlar, modern insanın atası olan ve soyu tükenmiş yirmiden fazla hominin türü tanımlarlar. Bu soyu tükenmiş türlerden ikisi de, Cro-Magnonlar ve Neandertaller’dir. Cro – Magnonlar ve Neandertaller, evrimsel olarak modern insana oldukça yakın türlerdir, ancak aynı tür değillerdir.

Neandertaller: Modern insanın ilk atası olarak kabul edilen Neandertallere ait ilk fosiller 1856 yılında Almanya’nın Neander Vadisi’nde keşfedildi. Neandertaller, yaklaşık 400 bin yıl önce Güney Avrupa ve Batı Asya’da evrimleştiler.

Anatomik olarak Homo Sapiens’lerden daha kaslıydı ve kafatasları daha yassıydı, ayrıca geniş burunları ve belirgin kaş çıkıntıları vardı.

Neandertaller, mağaralarda yaşıyorlardı, ama popüler kültürde tasvir edildiği gibi basit “mağara adamları” değillerdi. Bilim insanları, Neandertallerin takı ve müzik aletleri yaptıklarını, ölülerini cenaze törenleriyle gömdüklerini, engelli üyelerine baktıklarını keşfetmişlerdir. Ateş ve alet kullanabilen Neandertaller, ayrıca konuşabiliyorlardı.

Modern insanın doğrudan atası olmayan Neandertaller, daha önceki ortak bir atanın uzantısıydılar ve daha zeki, daha gelişmiş kuzenlerine, yani Avrupa erken modern insanına, yani Cro – Magnonlara yenildiler.

Cro-Magnonlar: Modern insanın tarih öncesi bir versiyonu olan Cro – Magnonlar, Homo Sapiens’in bilinen en eski Avrupa türüdür ve 35 bin ile 10 bin yıl önce yaşamışlardır. Cro – Magnonlar, anatomik olarak modern insandan daha geniş yüzlüydü, ayrıca daha fazla kaslı ve daha büyük bir beyni vardı.

Bilim insanları, Cro – Magnonların, kıyafet, alet ve silah yaptıklarını, kulübe inşa ettiklerini ve mağara duvarlarına resim yaptıklarını keşfetmişlerdir.

1868 yılında Louis Lartet adlı paleontolog Fransa’daki Cro – Magnon kaya sığınağında keşfedilen insan iskeletlerini inceledi. İskeletlerin bilinen modern insanın en eski fosilleri olduğu ortaya çıktı. Ayrıca, Orta Doğu da dahil olmak üzere Avrupa dışında da erken modern insanlara ait fosiller bulundu.

Neandertaller ve Cro – Magnonlar Avrupa’da birkaç bin yıl boyunca birlikte yaşadılar. Bu birlikte yaşama dönemi, modern insanın genomuna Neandertal DNA’sının izlerini bıraktı.

Paylaşın

UEFA Konferans Ligi: Başakşehir Bir Puana Razı Oldu

UEFA Konferans Ligi 5. hafta maçında Başakşehir ile Petrocub, Başakşehir Fatih Terim Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Genc Nuza’nın yönettiği karşılaşma 1 – 1 sona erdi.

Haber Merkezi / Başakşehir’in golünü 42. dakikada penaltıdan Krzystof Piatek, Petrocub’ın golünü ise 90+6. dakikada Ion Borş kaydetti.

Başakşehir, bu beraberlik ile puanını 2’ye yükseltti. Petrocub ise bu beraberlik ile ilk puanını aldı.

İlk maçında Rapid Wien’e 2-1 mağlup olan Başakşehir, ikinci karşılaşmasında Celje’ye 5-1 yenilmişti. Başakşehir, üçüncü maçında Kopenhag ile 2-2 berabere kalmıştı.

İlk maçında Pasof’a 4-1 kaybeden Petrocub, ikinci karşılaşmasında Jagiellonia’ya 2-0 yenilmişti. Petrocub, üçüncü maçında ise Rapid Wien’e 3-0 mağlup olmuştu.

41. dakikada Piatek’in şutunda meşin yuvarlağın Douanla’nın eline çarpması sonrası hakem Genc Nuza penaltı noktasını gösterdi. 42. dakikada penaltıda topun başına geçen Piatek’in sağ tarafa vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-0

Paylaşın

BM, Afganistan’da Afyon Ekiminin Yüzde 30 Arttığını Duyurdu

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), Afganistan’da Taliban’ın uyuşturucu yasağının ikinci yılında, eroinin hammaddesi olan afyon ekiminin yüzde 30 artığını duyurdu.

Haber Merkezi / UNODC, 27 Kasım’da yayınladığı raporda, Afganistan’ın 2024’teki afyon üretiminin değerinin bir önceki yıla göre yüzde 130 artışla 260 milyon dolar olarak tahmin edildiğini vurguladı.

Rapora göre, Taliban’ın ülke çapında uyuşturucu yasağı uygulamaya başladığı 2022 seviyelerine kıyasla afyon üretimi hala yüzde 93, değeri ise yüzde 80 daha düşük.

Raporda, coğrafi olarak afyon ekiminin güneybatı illerinden kuzeydoğu illerine kaydığı, 2024 yılında üretimin üçte ikisinin bu illerde yoğunlaştığı belirtildi.

Raporda, 2024 yılında çiftçilerin tahıl ve pamuk gibi daha çok alternatif ürün yetiştirdiği ancak afyondan elde edilen gelirin 60 kat fazla olması ve çiftçilerin yaşadığı ekonomik sıkıntıların, çiftçileri haşhaş ekimine geri dönmeye teşvik ettiği belirtiliyor. Afganistan, yaklaşık yirmi yıldır en büyük eroin üreticisi ve tedarikçisiydi.

Nisan 2022’de Taliban’ın lideri Haybatullah Ahundzada, eroin üretiminde kullanılan afyonun birincil kaynağı olan haşhaşın yetiştirilmesini kesin bir şekilde yasaklayan bir kararname yayınladı . Kararnamede, “Yasağı ihlal edenlerin tarlaları yok edilecek ve Şeriat yasalarına göre cezalandırılacak” ifadesi yer aldı.

Yasağın ardından UNODC, afyon üretiminde yüzde 95’lik gibi bir düşüş olduğunu, 2022’de 6 bin 200 ton olan miktarın 2023’te sadece 333 tona gerilediğini bildirdi.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Erdoğan İşaret Etmişti: RTÜK Kanallara Ceza Yağdırdı

Radyo ve Televizyon üst Kurulu (RTÜK) haftalık olağan toplantısında, Halk TV, Flash Haber, Tele 1, Sözcü TV, NOW TV, Star TV, Show TV, Kanal D, S Sport, Exxen ve TV8’e 13 ayrı yaptırım uygulama kararı aldı.

Haber Merkezi / Erdoğan, 25 Kasım’da yaptığı açıklamada, “Kadına şiddet konusunda sinema ve dizi sektörümüzün de kendine çeki düzen vermesi gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Radyo ve Televizyon üst Kurulu (RTÜK) haftalık olağan toplantısında, iktidara yönelik eleştirel haberler yapan çok sayıda televizyon kanalına üst sınırdan idari para cezası yağdırdı. RTÜK’ün verdiği cezalar ve gerekçeleri şöyle:

MHP’den üç milletvekilinin istifasının değerlendirildiği ROTA programında kullanılan “Bahçeli’ye dosyayı Erdoğan vermiş” ve “Erdoğan görüntüleri izletmiş” alt yazıları “tarafsızlık-doğruluk” ilkeleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle Halk TV’ye yüzde 3 idari para cezası verildi.

“Yenidoğan Çetesi”nin konuşulduğu Arena programında İyi Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez’in Sağlık Bakanı’nın İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü dönemi ile ilgili gündeme getirdiği iddialar, tarafsızlık-doğruluk ilkelerine aykırı bulunarak SZC TV’ye yüzde 3 idari para cezası verildi.

Flash Haber TV’ye, Sunucu Fatih Ertürk’ün Başkentte Gündem programında “Neden aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyoruz?” sorusuyla toplumun bir kesiminin kötü olaylara müstahak olduğunu ima ettiği ve ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle yüzde 3 idari para cezası, Can Ataklı’nın “bazen de böyle tersten çakarlar işte”, “bu kadar kafasızlık olur mu ya” ifadeleri, kaba ve argo olduğu gerekçesiyle yüzde 3 idari para cezası verildi.

Tele 1’e, program sunucusu Musa Özuğurlu’nun Gazeteci Yavuz Donat ile ilgili ifadeleri insan onuruna aykırı olduğu gerekçesiyle yüzde 3 idari para cezası verildi.

Hiranur Vakfı’nda yaşanan sürecin drama hali yaptırıma uğradı. Arka Sokaklar dizisinin, tarikatta küçük yaşta evlilik ve cinayet konusunun işlendiği bölümü, milli ve manevi değerlere aykırı bulunarak Kanal D’ye 2 kez program durdurma ve yüzde 3 para cezası verildi.

Şiddet sahneleri nedeniyle; “Sahipsizler” dizisi için Star TV’ye, “Yabani” dizisi için NOW TV’ye ve “Deha” dizisi için Show TV’ye 2 kez program durdurma ve yüzde 3 idari para cezası verildi.

S Sport+, EXXEN TV ve TV8’e spor karşılaşması yayınlarında yasa dışı bahis reklamlarına yer verdikleri gerekçesiyle yüzde 3 idari para cezası, TV8’e ayrıca reklam süresini aştığı gerekçesiyle yüzde 3 idari para cezası verildi.

Erdoğan “dizi sektörü kendine çeki düzen vermeli” demişti

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 25 Kasım’da kullandığı “Kadına şiddet konusunda sinema ve dizi sektörümüzün de kendine çeki düzen vermesi gerektiğine inanıyoruz” ifadelerinin ardından yaptığı açıklamada şunları demişti:

“Hiç kimse reyting uğruna kadına yönelik şiddeti kanıksatamaz. Şiddetin karşısında biz varız.”

Paylaşın

Avrupa’da Çalışanların Beşte İkisi “Ruh Sağlığı Riski” Altında

Fransa, İtalya, İspanya, Polonya, Almanya ve Hollanda’yı kapsayan yeni bir araştırmaya göre, çalışanların neredeyse beşte ikisi “yüksek ruh sağlığı riski” taşıyor.

Ruh sağlığına ilişkin veriler ülkelere göre farklılık gösteriyor. İspanya’da çalışanların yüzde 48’i yüksek ruh sağlığı riski taşıyor, bunu Polonya (yüzde 45) ve İtalya (yüzde 43) takip ediyor. Öte yandan, Hollanda yüzde 24 ile yüksek ruh sağlığı riski taşıyan çalışanların en düşük oranına sahip.

Yeni bir araştırmaya göre, Avrupalı her beş çalışandan yaklaşık ikisi “yüksek ruh sağlığı riski” taşıyor. Sağlık hizmetleri ve teknolojileri sağlayıcısı TELUS Health Fransa, İtalya, İspanya, Polonya, Almanya ve Hollanda olmak üzere altı Avrupa ülkesindeki çalışanların durumuyla ilgili yıllık ruh sağlığı endeksini yayınladı.

Her ülkede 500 kişiyle yapılan anketin sonuçlarına göre, 80’in altında puan alan kişiler risk altında kabul edildi. Ruh sağlığına ilişkin skorlar ülkelere göre farklılık gösterdi. İspanya’da çalışanların yüzde 48’i yüksek ruh sağlığı riski taşıyor, bunu Polonya (yüzde 45) ve İtalya (yüzde 43) takip ediyor. Öte yandan, Hollanda yüzde 24 ile yüksek ruh sağlığı riski taşıyan çalışanların en düşük oranına sahip.

TELUS Health’in küresel lideri ve araştırma ile içgörülerden sorumlu başkan yardımcısı Paula Allen, yaptığı açıklamada, ruh sağlığı üzerine fark yaratan üç ana faktörden bahsetti. Allen, bunlardan ilki olarak, o ülkedeki genel durumları ve özellikle Polonya’nın, 1.000 gün önce Rusya tarafından işgal edilen Ukrayna’ya coğrafi yakınlığını örnek gösterdi.

Allen, kültür ve altyapıdaki farklılıkların yanı sıra cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik durum gibi faktörlerin de önemli bir rol oynadığını belirtti. Örneğin, kadınların ruh sağlığı puanlarının erkeklerden beş puan daha düşük olduğunu söyledi.

“Kadın olduğunuzda deneyimlediğiniz dünya ile erkek olduğunuzda deneyimlediğiniz dünya farklıdır,” diyen Allen, bu farklılıkların mali kaynaklar, istihdam ve iş bölümü gibi eşitsizliklerden kaynaklandığını vurguladı.

Sağlık alanında da eşitsizlikler bulunduğuna dikkat çeken Allen, “Şu anda çok net bir şekilde biliyoruz ki sağlık sisteminin erkeklere ve kadınlara verdiği tepki çok farklı,” diyerek, kadınların sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla olumsuz deneyimler yaşama ihtimalinin daha yüksek olduğunu ifade etti.

Allen ayrıca, endometriozis, perimenopoz ve menopoz gibi kadınların yeterince tanınmayan sağlık sorunlarına da dikkat çekti.

Yeni yapılan bir ankete göre, sık egzersiz yapan çalışanların ruh sağlığı puanlarının daha iyi olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak, her 10 çalışandan biri fiziksel aktiviteye katılmıyor ve bu durum yılda yaklaşık üç ekstra iş günü kaybına neden oluyor. Bu grup, ruh sağlığı açısından neredeyse 10 puan daha düşük bir ortalamaya sahip.

Genel olarak, günde altı veya daha fazla saat oturmak ya da hareketsiz kalmak, daha kötü ruh sağlığı ile ilişkilendirilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO), haftada 2,5 ila 5 saat orta yoğunlukta fiziksel aktivite veya 1,3 ila 2,5 saat daha yoğun egzersiz yapılmasını önermektedir.

Ayrıca, acil durum birikimi olmayan çalışanların anksiyete veya depresyon yaşama olasılığı üç kat daha fazladır. TELUS Health’in küresel lideri Paula Allen, acil durum birikimi eksikliğinin “kronik anksiyete durumuna” yol açabileceğini ve bu durumu “güvenlik ağı eksikliği” olarak tanımladığını belirtti. Acil durum birikimi olmayan çalışanların ruh sağlığı skoru ortalama 62 iken, bu durumu yaşayanların skoru ortalama 42 civarında.

Şirketler ne yapabilir?

Allen, işverenlerin çalışanların refahını desteklemede kritik bir rol oynadığını vurguladı ve sağladıkları hizmetlerin çalışanlar üzerinde derin bir etki yaratabileceğini belirtti. İşverenlerin, çalışanların hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını koruyabilmek için iş sağlığı ve güvenliği yönergelerine uygun çalışma ortamları oluşturmaları gerektiğini söyledi.

Ayrıca, işverenlerin eğitim programları, dayanıklılık koçluğu ve sağlık rehberliği gibi girişimlerle çalışanlarının fiziksel ve ruhsal sağlığını iyileştirebileceğini ifade etti. Bu tür adımların, şirket kültürüne entegre edilerek daha sağlam bir sağlıklı çalışma ortamı yaratılabileceğine dikkat çekti.

Allen, “Bu gerçekten de size sürdürülebilir bir çerçeve sunuyor ve bir işveren olarak elde ettiğiniz faydalar bu konuda attığınız her adımla birlikte artıyor” diyerek, sağlıklı bir çalışma ortamının uzun vadeli faydalarına vurgu yaptı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

DEM Parti’den Bahçeli’nin “Öcalan” Çıkışı Yorumu: “Çizgimize Gelsinler” Derlerse Yokuz

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ‘İmralı ile DEM grubu görüşsün’ sözlerini değerlendiren DEM Partililer, “Kendilerince bize bir yol çizmişler, bizi ona dahil edip, ona razı etmeye çalışıyorlar. Şimdi buna razı olsak, bu kadar yıldır niye bunun bedelini ödeyelim” diyor ve ekliyorlar:

“Bütün haklardan vazgeç, halkına sırtını dön, gel seninle konuşalım. Böyle bir şey olabilir mi, biz kendi hakikatimizi nasıl inkar edelim, halkın bunu kabul eder mi? DEM Parti barışa dair sözünü her gün kuruyor. Her çağrıya anlamlıdır diyoruz. Ama kasıt ‘DEM Parti amasız fakatsız gelsin, bizim çizgiden yürüsün’ diyorlarsa, biz ona yokuz. Ama bu niyeti açıklarsa bilebiliriz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında bir kez daha Öcalan çağrısında bulunarak, “İmralı ile DEM grubu arasında yüz yüze temasın yapılmasını bekliyoruz” dedi. Bahçeli’nin açıklamasının ardından partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Tülay Hatimoğulları ile birlikte, PKK lideri Abdullah Öcalan ile İmralı’da görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvuracaklarını açıkladı.

Grup toplantısının ardından ise başvuru Adalet Bakanlığı’na iletildi. Bu açıklamaların ardından Meclis kulisleri de hareketlendi. Bahçeli’nin çıkışını ve DEM Parti’nin İmralı başvurusunu AK Parti ve DEM Parti kaynakları Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’a değerlendirdi.

Görüştüğümüz DEM Partili kaynaklar, DEM Parti’nin Adalet Bakanlığı’na yaptığı görüşme başvurusunun sistematik bir şekilde yapıldığına dikkat çekerek, bu başvurular arasında DEM Parti Eş Genel Başkanlarının başvurusunun da bulunduğu belirtti ve ekledi: “Başvurumuz bir gün önce hazırdı, sadece çakıştı. Bu fluluk içinde bir top çevirme hali var. Biz başvurumuzu yaptık, o zaman başvurumuzu kabul edin. Gereğini yapın” dedi.

MHP liderinin açıklamalarının partide bir şaşkınlık yaratmadığını ve önceki konuşmaları ile tutarlı olduğunu söyleyen partili, “Bahçeli bu kez sadece bir tık daha öteye götürerek, yüz yüze görüşsün açıklamasında bulundu” dedi.

Bahçeli’nin yaptığı Öcalan’ın DEM Parti ile görüşsün açıklamalarının parti içindeki yansımalarına da değinen partili, “DEM Parti’den bu konuda ne bekleniyor?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Bir görüşme, bir diyalog olacaksa buna bir mekanizma gerekiyor. Burada DEM Parti’nin gitmesi de bir mekanizma, heyetin gitmesi de bir mekanizma. Doğal olarak demokratik siyaset alanında Kürt sorunu gibi meselelerin çözümünde DEM Parti muhataptır.

Ama Kürt sorunun çözümünde İmralı muhataptır, Sayın Öcalan muhataptır. Bu anlamda iki etkili muhatabın görüşmesinde bir sıkıntı yok. Bu çok doğal, olması gereken bir şey. Burada ya avukatlar ya da siyasi heyet belirlenecekti. O siyasi heyet içerisinde DEM Parti’den bağımsız bir heyet zaten olamaz. Bu açıdan farklı bir durum yok ama bunu pekiştirilmiş oldu.”

Bahçeli’nin açıklamalarına karşılık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bir açıklama gelmemesine de dikkat çeken DEM Partili yetkili “Top iktidarın sahasında” tespitinde bulundu ve konuşmasını şöyle sürdürdü: “İktidarın bu söylenenlere yekten cevap vermiyor olması bizim için de anlaşılır değil, bizim için de sorunlu bir alan. Kendi ittifakının ortağı olan bir parti bu kadar çok söz söylüyor ve tüm bu sözlerin karşısında cumhurbaşkanı hiçbir söz etmiyor.

Ama herkesin beklediği Cumhurbaşkanının konuşması. Fikir ayrılığı yok gibi sözler söylenmiş olsa da bu anlamda bir rol bölümü mü var, bir mutabakat mı var yoksa bir çatlak mı var, bütün bunları tahlil etmek mevcut haliyle çok zor. Bizim de beklentimiz cumhurbaşkanının açıklama yapması, çıksın açıklama yapsın. Bu sorun çözülecekse muhataplarından birisi de hükümetin başıdır.”

Bir taraftan kayyım atamalarının gerçekleşmesi, Öcalan’a avukat kısıtlaması getirilmesinin de anlaşılır olmadığını söyleyen partili, “İyi polis, kötü polis midir? Yoksa başka bir strateji midir inanın bilmiyoruz” diye konuştu.

Bahçeli’nin “DEM Parti bir tercih yapsın, Kandil ile arasına mesafe koysun” yönünde yaptığı açıklamalarını ise klasik bir retorik olarak değerlendirdiklerini belirten partili, “AKP’de sürekli bunu söylüyor. Bu sözlerin toplamda bu sürece katkısı olmadığı açık ve nettir. Demokratik siyaset alanındayız. Kürt sorunun demokratik çözümü için bedel ödüyoruz. Biz bu bedeli vermesek, bu sistemin daha çok kötüsüne tanıklık edeceğiz. Mesele çözülecekse bu dilin artık terkedilmesi gerekiyor. PKK Kürt sorununun nedeni değildir, bir sonucudur. O yüzden nedenleri üzerine konuşmamız gerekiyor” dedi.

“Bu dille nerede buluşabiliriz ki?” sorusunu da yönelten partili, şöyle devam etti: “Kendilerince bize bir yol çizmişler, bizi ona dahil edip, ona razı etmeye çalışıyorlar. Şimdi buna razı olsak, bu kadar yıldır niye bunun bedelini ödeyelim. Bütün haklardan vazgeç, halkına sırtını dön, gel seninle konuşalım. Böyle bir şey olabilir mi, biz kendi hakikatimizi nasıl inkar edelim, halkın bunu kabul eder mi? DEM Parti barışa dair sözünü her gün kuruyor. Her çağrıya anlamlıdır diyoruz. Ama kasıt ‘DEM Parti amasız fakatsız gelsin, bizim çizgiden yürüsün’ diyorlarsa, biz ona yokuz. Ama bu niyeti açıklarsa bilebiliriz.”

İktidar kanadı ile görüşmeye yönelik bir değerlendirme yapmadıklarını belirten partili, ama bunun görüşmeyeceklerin anlamına gelmediğini de ifade etti. Kürt sorununun demokratik çözümü için herkesle görüşebileceklerini belirterek, “Ama bu zaman, zemin ve yol almakla ilgili. Ortada sadece beyanlar var. Gün geldiğinde görüşmenin önünde bir engel yok” diye konuştu.

Ufuk Uras ile Devlet Bahçeli’nin yaptığı görüşmeye ilişkin Ufuk Uras’ın da aralarında olduğu heyetin bir dizi görüşme gerçekleştirdiğini belirten DEM Partili yetkili, Bahçeli’nin de heyetin içinden görüşmek Ufuk Uras’ı seçtiğini söyledi. Ufuk Uras’ın DEM Parti Eş Başkanları ile sohbet için geldiğini belirten partili, şöyle devam etti:

“Gündemde olan bir görüşme değildi. Yarım saat sürdü ve eş başkanlarımız Bahçeli ile yapacağı görüşmeye sahip değildi. Görüşmenin sonunda MHP’ye ziyarette bulunacağını ifade etti. Bizim ayarladığımız ve gündemini belirlediğimiz bir görüşme değildi, tamamen bizden bağımsız ama bizden görüştükten sonra MHP’ye gitmesi planlı gibi bir algı yarattı. Öyle bir durum yok. Mesele zaten aracılarla çözülecek bir konu değil.

Kürt sorunu gibi kadim bir sorun çözülecekse muhatapları bellidir. Bu muhataplarla oturulup konuşulur. Arabulucu meselesini aşan bir mesele. Sürece ilişkin Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile bir görüşme gerçekleşecek mi?” sorusuna ise sistematik olarak ziyaretlerin gerçekleşti yanıtını verdi. Süreç açısından yeni bir gelişme olmadığını belirten partili bu nedenle resmi bir ziyaretin de olmadığını söyledi.

“Bahçeli yeni bir yol açtı”

AK Partili kaynaklar ise, Bahçeli’nin bu konuda muazzam bir yol açtığını belirterek, Bahçeli’nin bütün ezberleri bozduğunu aktardı. “Bunun ötesinde söylenecek, içini dolduracak bir şey yok” diyen AKP’li yönetici mevut yolların kullanıldığını belirterek, “Ama sonuçları olumlu olmadı. O zaman en baştan, yeni bir şey yapmanız lazım. Bahçeli yeni bir yol açtı” dedi. AK Partili yönetici sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bahçeli’nin açtığı yolda, ölçüt PKK’nin silah bırakması. Nihayetinde, PKK’nın silah bırakması, lağvedilmesi ve bu ülkenin bir parçası olarak ülkenin çıkarlarına hizmet etmesi noktasına varılacaksa gelsin yapsın. Ölçüt bu; silah bırak, örgütü lağvet; demokratik, sivil hayatın parçası ol. Bu ülkenin çıkarlarının, geleceğinin parçası ol.”

Aynı AK Partili yetkili DEM Parti’nin başvurusuna izin verilip verilmeyeceğinin teknik bir konu olduğunu belirterek “Bu tür mahkumların görüşme durumunu Adalet Bakanlığı değerlendirir. İnfaz kanunu gereğince uygulama yöntemi oluşması lazım, bakılması lazım. Milletvekilleri olabilir, İnsan Hakları Komisyonu Cezaevleri Alt Komisyonu olabilir. Bunlar teknik konular. O sağlanır, cezaevi yönetmeliği neyse ona göre sağlanır” dedi ve ekledi:

“Esas olan Devlet Bey’in açtığı yolun ne kadar anlaşıldığı. Önemli olan zihinlerde oluşan engelleyici kuralları yumuşatmak, normalleştirmek. Ondan sonra uygulamada kanunlar bile dönem dönem değişir. Muazzam bir yeni bir yol açılmış. Önemli olan buna samimiyetle yaklaşmak. Uygulama kolay iş.”

Kamuoyunda Erdoğan-Bahçeli arasında anlaşmazlık yaşandığına yönelik haberlerin doğruyu yansıtmadığını belirten AK Partili yönetici, 1 Ekim’den bu yana aynı çizgide, birbirlerini tamamlayan açıklamalar yaptıklarını ifade etti. AKP’li kurmay, “Hızlı bir süreç beklememeliyiz. Toplumun her kesimi bu gelişmeyi kendine özgü tarif edecektir. Bunu görmek lazım. Tarif ettikçe belki yeni şeyler ortaya çıkacak, belki yanlış anlaşılmalar doğruya evrilecek” açıklamasında bulundu.

Önceki süreçte herkesin kendi muradını tarif ettiğini belirten aynı partili, şimdi ise alışkanlıkların bir kenara bırakılması gerektiğine dikkat çekti ve şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı uzun süredir ‘İç cepheyi sağlam tutmak gerekir’ nihayetinde hedef ülkenin refahı, daha güçlü, zengin bir ülke olması. Göreceğiz, her bir şeyin riski olduğu gibi bu sürecin de riskleri var. Risklerin büyüklüğüne, özelliğine göre avantajları da olacaktır.”

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan “Sıkı Duruşumuzu Sürdüreceğiz” Mesajı

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Para politikasındaki sıkı duruşumuzu, dezenflasyonun devamını sağlayacak şekilde sürdüreceğiz. Her zaman vurguladığımız gibi, enflasyonun ana eğilimini yakından takip ediyoruz” dedi.

Yüksek seyreden enflasyona ilişkin de değerlendirmede bulunan Karahan, “İç talep yavaşlamaya devam ederek enflasyondaki düşüşü destekleyici seviyelere geldi. Enflasyon beklentilerinde ve fiyatlama davranışlarında iyileşme eğilimi görüyoruz. Beklentilerin seyrini ve fiyatlama davranışlarını yakından izliyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin kasım ayı olağan toplantısında konuştu. Ekonomim’in aktardığına göre; Karahan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Dezenflasyon sürecinin devamı ve ardından fiyat istikrarının tesis edilmesi ile öngörülebilirlik artacak. Böylece yatırım, üretim ve tüketim kararları daha uzun vadeli bir bakış açısı ile alınabilecek. Tüketici enflasyonu ekim ayında yüzde 48,6 oranına gerileyerek, mayıs ayındaki tepe noktasına kıyasla önemli miktarda düştü. Yılsonunda enflasyonun yüzde 44’e düşmesini bekliyoruz.

Enflasyonun ana eğilimi öngördüğümüzden yavaş olsa da iyileşiyor. Bu gelişmede düşük seyreden temel mal enflasyonu yanında iyileşme sinyallerinin belirginleştiği hizmetler sektörü enflasyonu da rol oynuyor. Yaz aylarında baz etkisi ile hızlı düşen enflasyon, önümüzdeki dönemde aylık enflasyondaki iyileşmeyle düşmeye devam edecek.

Makroekonomik göstergeler dezenflasyon süreciyle uyumlu ilerliyor. İç talep yavaşlamaya devam ederek enflasyondaki düşüşü destekleyici seviyelere geldi. Enflasyon beklentilerinde ve fiyatlama davranışlarında iyileşme eğilimi görüyoruz. Beklentilerin seyrini ve fiyatlama davranışlarını yakından izliyoruz.

Para politikasındaki sıkı duruşumuzu, dezenflasyonun devamını sağlayacak şekilde sürdüreceğiz. Her zaman vurguladığımız gibi, enflasyonun ana eğilimini yakından takip ediyoruz.

Merkez Bankası bünyesinde takip ettiğimiz göstergeleri bir bütün olarak incelediğimizde, ekim ayında enflasyonun ana eğiliminde düşüş görüyoruz. Kira dışındaki kısımda daha belirgin olmak üzere, kademeli bir iyileşme izliyoruz. Öte yandan, çekirdek dışında kalan gruplara baktığımızda, üçüncü çeyrekte enerji fiyat artışının güçlendiğini gördük. Bu gelişmede, yönetilen enerji kalemlerindeki fiyat gelişmelerinin yanı sıra maktu vergi güncellemelerinin etkileri öne çıktı.

Gıda tarafında ise üçüncü çeyrekteki iyileşmenin ardından, geçici arz koşullarına bağlı olarak işlenmemiş gıda grubunda ekim ayında yüksek fiyat artışları gördük. Bu görünüm kasım ayında da devam ediyor. Hizmet enflasyonuna daha yakından bakacak olursak, üçüncü çeyrekteki yüksek seyir, dönemsel fiyatlama ile geçmişe endeksleme davranışı güçlü olan ve fiyat artış sınırlamalarına tabi olan kira ve eğitim öncülüğünde sürdü.

Para politikasındaki kararlı duruşumuz; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerindeki düzelme vasıtasıyla aylık enflasyonun ana eğilimini düşürmeye devam edecek. Ayrıca, maliye politikasının artan eşgüdümünün de bu sürece önemli katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz.

Büyümedeki talep kompozisyonu daha dengeli bir görünüm sergiledi. Cuma günü açıklanacak üçüncü çeyrek verilerinde de bu görünümün sürmesini bekliyoruz.

Üçüncü çeyreğe ilişkin mevcut veriler, yurt içi talepte ılımlı seyrin devam ettiğini gösteriyor. Dördüncü çeyreğe ilişkin talep göstergeleri, talep koşullarının enflasyondaki düşüşü destekleyici seviyelere geldiğini ima ediyor. Bu noktada altını çizmek isterim ki; sıkı para politikamız sonucunda iç talepteki dengelenme sürecek.

Para politikasındaki kararlı duruşumuz yanında manşet enflasyondaki düşüşün de etkisi ile beklentilerdeki iyileşmenin devam etmesini bekliyoruz.

İSO Başkanı Bahçıvan, sanayicinin TCMB’den 8 talebini sıraladı

Öte yandan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, toplantının açılış konuşmasını yaptı. Bahçıvan konuşmasında, “en yumuşak karnımız” olarak nitelediği enflasyonda Merkez Bankası’nın çok net olarak enflasyonu düşürme hedefi koyduğunu ancak enflasyonun direnç gösterdiğini vurgulayarak “Enflasyonun ana eğilimindeki iyileşme halen istenen düzeyde değil. Benzer bir durum enflasyon beklentileri için de geçerli. Özellikle de hane halkı ile reel sektörün öngörüleri, sağlıklı fiyatlamayı son derece zorlaştıran seviyelerde” dedi.

Bahçıvan şöyle devam etti: “Şu bir gerçek ki toplumun düşük enflasyona olan güvenini yeniden kazanmak oldukça zorlu bir mücadeleyi gerektiriyor. Bugün ekonomide yaşanılan sıkıntıların, rasyonel bir yol haritasıyla aşılması noktasında çok ciddi ve değerli bir süreçten geçiyoruz. Herkes için her günün kıymeti var. Burada disiplini elden bırakmamalıyız.

Eğer, toplumun tüm kesimleri olarak ağır bedeller ödediğimiz ve sabırla beklediğimiz bu tedaviyi, diyeti, somut verilere dayanmadan ve erken bozarsak; bütün bu fedakarlıklarımızın heba olma riski var. Yani kredibilitemizi gün be gün, sabırla toplanmaya başlamışken bunun değerini bilmeliyiz. Son bir buçuk yıldır adım adım kaybolan kredinin toplanıyor olması hafife alınmamalı. Ve değeri bilinmeli. Yani veri bazlı olmayan heyecana dayalı hareketlere geçmemek lazım.”

Ülkemizin orta ve uzun vadeli hedeflerine ulaşmasının yolunun eğitimden altyapıya, vergi mevzuatından hukuk sistemine kadar tüm unsurlarıyla, nitelikli bir üretim hayatı için seferber olmasından geçtiğini söyleyen Bahçıvan şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizin koşullar ne olursa olsun üretimden ve yatırımdan vazgeçme gibi bir lüksü yok. Sınırlı mali kaynaklarımızı en etkin şekilde kullanarak, üretime, teknolojiye, dijitalleşmeye ve yeşil dönüşüme odaklanmak zorundayız.

Bütün sanayi sektörlerimizde bu sürece ilişkin önemli eksikler olduğu kadar, kısa sürede önemli kazanımlar sağlayabilecek fırsatlar var. Ekonomimizde devam eden dengelenme sürecini aksatmaksızın, yüksek katma değerli bir üretim ekosistemini önceliklendiren, teknolojik dönüşümü ve yenilikçiliği ödüllendiren, nitelikli finansman kanallarını genişletmemiz gerektiğinin de altını çizmek istiyorum.”

1. Reeskont kredilerinin doğrudan Eximbank üzerinden kullandırılmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.
2. Reeskont kredilerinde teminat mektubu şartı kaldırılmalı veya bu konuda bankalara bir üst limit getirilmelidir.
3. Reeskont kredilerine uygulanan faiz düşürülerek TL kredileri daha cazip hale getirilmelidir.
4. Uzun zamandır gündemden kaldırılan döviz bazlı reeskont kredilerinin tekrar kullandırılmaya başlaması için uygun zaman olduğunu değerlendiriyoruz.
5. Bağımsız denetime tabi şirketlerin TL cinsinden nakdi ticari kredi kullanımlarında uygulanan, “10 milyon TL üzerinde döviz bulundurmama ve döviz varlıklarının aktiflerine oranının yüzde 5’i aşmama” kısıtlamaları esnetilmelidir.

6. İhracatçı firmalara halen yüzde 30 olan döviz bozdurulma zorunluluğu artık kaldırılmalı veya kademeli olarak azaltılmalıdır.
7. Kredi kullanımını kısıtlayıcı uygulamalar nedeniyle bugün sanayicilerimiz cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu tür düzenlemelerin büyük bir bölümü kaldırılmış olmakla birlikte halen bir kısmı geçerliliğini korumaktadır. Bu düzenlemelerin tümüyle kaldırılması gerektiği görüşündeyiz.
8. İhracat amacı dışında talep edilen döviz bazlı uzun vadeli krediler bankalar tarafından güçlü projelere verilmektedir. Bu doğrultuda, kredi büyümesindeki kısıtlama döviz bazlı uzun vadeli krediler için esnetilmelidir.

Paylaşın

Erdoğan’dan Bahçeli’nin “Öcalan” Çağrısına Yanıt: Cesur Bir Teklif

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısına yanıt veren Erdoğan, “Sayın Bahçeli gerçekten cesur ve ezberleri bozan bir teklif ortaya koymuştur. Sayın Bahçeli ile tam bir mutabakat halindeyiz. Uyum ve eş güdüm içinde hareket ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Biz de bu meseleyi tüm yönleriyle ele alıyoruz. Kurumlarımız değerlendirmemize hiçbir detayı atlamadan devlet ciddiyetiyle yürütüyor. Bunu da kumarbazlara özgü, ‘el artırıyorum’ sorumsuzluğuyla değil, omuzlarımızdaki ağırlığın getirdiğiyle sükunet ve soğuk kanlılıkla değerlendiriyoruz. Devlet ciddiyeti ve büyük bir hassasiyetle yürütüyoruz. Terör belasını bertaraf etmekte kararlıyız.”

Erdoğan, açıklamasının devamında, “Türklerle Kürtler arasında örülen terör duvarını yıkacağız. Bu hedefimizde samimiyiz, kararlıyız. Sayın Bahçeli’nin tarihi çağrısından sonra her iki yapının da aynı kafadan olduğunu göstermiştir. Karşımızdaki tablo çok da umutlu olmamıza izin vermiyor… Sınırlarımızda bir terör yapısının kurulmasına izin vermeyeceğiz. Terörle mücadelemiz son teröristi ortadan kaldırıncaya kadar devam edecektir. Terörsüz Türkiye hedefimizi gerçeğe dönüştüreceğiz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Erdoğan, “Katliamların ve zulümlerin yanında bölgemiz adeta cayır cayır yanıyor. Cumhur İttifakı olarak tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hedeflerine doğru yürümesi için çalışıyoruz. Kardeşlik siyasetimizden eser ve hizmet politikamızdan ödün vermedik” dedi.

“İsrail ile Lübnan arasında bu sabah yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından memnuniyet duyuyorum” diyen Erdoğan, “İsrail sorumluluklarını harfiyen yerine getirmeli. Coğrafyamızdaki krizlerin çözümü için çabalıyoruz. Gazze’de katliamın durması ve kalıcı ateşkesin sağlanması için Türkiye olarak her katkıyı sunmaya hazırız” ifadelerini kullandı.

CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun duruşmada yaptığı savunmaya yanıt veren Erdoğan, şöyle devam etti: “Bunlara hak ettikleri cevabı vermedikçe densizlik çıtaları yükseliyor. CHP’nin eski genel başkanının davalı olarak bulunduğu mahkeme salonunda savurduğu zırvalar, hakaretler bunun en son örneğidir. Karşımıza çıktığı bütün seçimleri kaybeden bu zat, sürgüne gönderilen biri. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış.

Gündeme gelmenin yolunu bize sataşmakta, bizim üzerimizden prim yapmaktan görüyor. Bu zatın FETÖ’cülere nasıl koşa koşa gittiğini biliyoruz. 15 Temmuz gecesinde de kahvesini yudumladı. ABD’de hamburgercide ne yaptığını o gün bugündür açıklayamadı. Nereden tutarsanız tutun elinizde kalan bir başarısızlık, çapsızlık örneğiyle karşı karşıyayız. Bu zatın Türkiye’yi yönetmeye talip olduğu masa arkadaşları, özellikle dile getirdikleri siyasi nezaketsizliktir.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bakanlar arasında başlayıp AK Parti-CHP gerilimine dönüşen kreş tartışmasına da değinen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Yeni genel başkanlarının eskisinden geri kalır yanı yok. MEB bir yazı gönderiyor. Bu hatırlatma kanuni bir zorunluluktan kaynaklanıyor. Tıpkı öğrenci bursları meselesi gibi burada da CHP bizzat kendisinin müsebbibi olduğu bir konuda istismar siyasetine sarılıyor.

Cehalet tek başına katlanabilir bir eksikliktir. Ama ukalalıkla yan yana gelince çekilmez bir hal alıyor. Son konuda sergiledikleri tablo tam olarak budur. Anaokulu kreş ayrımını dahi bilmiyorlar. Bakanlıktan gelen yazıyı okumamışlar. Hadi okudular anladılar diyelim. Bu sefer de yalan ve iftira alışkanlığından kurtulamıyorlar.”

Kılıçlı yemin eden teğmenlerin disipline sevk edilmesine destek veren Erdoğan, şunları kaydetti: “CHP bu konuda önüne arkasına bakmadan konuşuyor. TSK’da disiplin hayati öneme sahiptir. Komutanların talimatına rağmen disiplinsizlik yapan teğmenlerin yarın neler yapabileceğini kim bilir. Disiplinsizlik yapanları kahramanlaştırmak neyin nesidir?

Bu ordu bir zümrenin, partinin değil milletin ordusudur. Bu ordu ölürsem şehit kalırsam gazi diyen serdengeçtilerin ordusudur. Bu ordu 3 kıta yedi iklimde İslam’ın bayraktarlığını yapan şanlı bir ordudur. Ordumuzun konumunu gayet iyi biliyoruz. CHP ordumuzun ruh kökünü koparmaya muvaffak olamadı. Ordumuzun yıpratılmasına da provoke edilmesine de izin vermeyiz. Kahraman ordumuz, vesayet heveslilerinden ve FETÖ’cü hainlerden temizlendikçe vatan savunmasını çok daha iyi bir şekilde yerine getirmeye başlamıştır.

Sınırlarımızın ötesinde terör örgütüne nefes aldırmayan bir orduya sahibiz. Karası denizi ve havası ile TSK’nın gıptayla takip edilen başarılarına istismarcıların gölge düşürmesine müsaade etmeyiz. 3-5 oy için ‘Mustafa Kemal’in itleri’ hakaretini sineye çekeceksiniz, meclis kürsüsünde bölücü terör örgütü yandaşlarından ayar yerken gıkınızı çıkarmayacaksınız, Pensilvanya’dan gelen destek mesajlarına bir çift laf demeyeceksiniz, utanmadan bize çıkıp vatan ve mehmetçik sevgisinden bahsedeceksiniz…

Siz gidin önce kara sicilinizle yüzleşin. Sizin haddinize mi? Ordumuza siyaset virüsünün bulaşmasına izin vermeyeceğiz… CHP2nin sorumsuz yöneticilerinin ordumuzu nizamsızlık, disiplinsizlik tehditleriyle karşı karşıya bırakmasına göz yummayacağız. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak darbecilere ve şakşakçılarına rağmen, sivil siyaseti, adaleti, milletimizin haklarını savunmayı gerekirse canımız pahasına sürdüreceğiz.”

“Konserler üzerinden ortaya saçılan yolsuzluklar buz dağının sadece görünen kısmıdır” diyen Erdoğan, “Suyun altında çok daha büyük hırsızlıklar vardır. Halkçı belediyecilik sloganı altında nasıl bir soygun yürütüldüğünü önümüzdeki dönemde göreceğiz. Bunun hesabını sandıkta benim aziz milletim muhakkak soracaktır” diye konuştu.

“Terör belasını bertaraf etmekte kararlıyız”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan çağrısına yanıt veren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Sayın Bahçeli gerçekten cesur ve ezberleri bozan bir teklif ortaya koymuştur. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 14 Kasım’da yaptığımız görüşme dahil pek çok konuyu ele alıyoruz. Sayın Bahçeli ile tam bir mutabakat halindeyiz. Uyum ve eş güdüm içinde hareket ediyoruz.

Biz de bu meseleyi tüm yönleriyle ele alıyoruz. Kurumlarımız değerlendirmemize hiçbir detayı atlamadan devlet ciddiyetiyle yürütüyor. Bunu da kumarbazlara özgü, ‘el artırıyorum’ sorumsuzluğuyla değil, omuzlarımızdaki ağırlığın getirdiğiyle sükunet ve soğuk kanlılıkla değerlendiriyoruz. Devlet ciddiyeti ve büyük bir hassasiyetle yürütüyoruz. Terör belasını bertaraf etmekte kararlıyız.

Türklerle Kürtler arasında örülen terör duvarını yıkacağız. Bu hedefimizde samimiyiz, kararlıyız. Sayın Bahçeli’nin tarihi çağrısından sonra her iki yapının da aynı kafadan olduğunu göstermiştir. Karşımızdaki tablo çok da umutlu olmamıza izin vermiyor… Sınırlarımızda bir terör yapısının kurulmasına izin vermeyeceğiz. Terörle mücadelemiz son teröristi ortadan kaldırıncaya kadar devam edecektir. Terörsüz Türkiye hedefimizi gerçeğe dönüştüreceğiz.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Sayısı 53 Bini Geçti

2024’ün üçüncü çeyreğinde, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan bireysel başvuru sayısı 53 bini geçti. AYM’ye bireysel başvuru hakkı, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki (AİHM) ihlal davalarını azaltmak amacıyla 23 Eylül 2012’de getirildi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2024’ün üçüncü çeyreğini içeren, “23.09.2012 – 30.09.2024” yıllarını kapsayan bireysel başvuru istatistiklerini yayımladı. AYM’ye yapılan başvurulara 16 bin 77 dosya daha eklendi, dosya sayısı 53 bin 734’e yükseldi. Bu dosyalardan 42 bin 549’u çözüme kavuşturuldu.

Cumhuriyet’ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre, Yüksek Mahkeme’nin geçmiş yıllardan da devreden ve hala görülmeye devam eden anlamına gelen “derdest başvuru” sayılarında ise düşme olmadığı görüldü. Bu kapsamda ilk yarıda Yüksek Mahkeme’de çözüm bekleyen derdest bireysel başvuru sayısı 32 bin 226’ydı. 2024’ün üçüncü çeyreğinde bu sayı 43 bin 973’e yükseldi.

Yüksek Mahkeme’nin “en az bir hak ihlali yönünden” karara bağladığı dosya sayılarında da yükselme olduğu saptandı. Mahkemenin 2012’den 2024’ün ilk yarısına kadar bu yönde karara bağladığı dosya sayısı 74 bin 574’du. Bu sayı 2024’ün üçüncü çeyreğinde 75 bin 89’a yükseldi.

Böylece 2024’ün üçüncü çeyreğinde en az bir hak ihlalinin olduğu dosya sayısına 515 yeni dosya eklenmiş oldu. Bunun yanı sıra “en az bir hakkın ihlal edildiğine” yönelik karara bağlanan dosya sayıları 2024 yılı içinde de aynı oranda yükseldiği belirtildi. 2024’ün ilk yarısında toplam 2 bin 14 dosyada bu yönde karar verilirken, üçüncü çeyreğinde bu sayı 2 bin 529’a yükseldi.

Mahkemenin ihlal yönünden aldığı kararlar arasında yargı sisteminde en fazla ihlal edilen hakkın “makul sürede yargılanma hakkı olduğu” ortaya çıktı. Söz konusu durum; 2013 – Haziran 2024 arasındaki verilere bakıldığında; ihlal kararlarının hak ve özgürlüklere göre dağılımında “makul sürede yargılanma hakkının” en çok ihlal edilen hak olduğu belirlendi.

Yüksek Mahkeme, 2013’ten Eylül 2024’e kadar yapılan bireysel başvuruların bin 425’inde “bir hakkın ihlal edilmediğine” yönelik karar verdi. Mahkeme bu kararlarda; kabul edilebilirlik kararı vermesine karşın, esas incelemesi aşamasında ihlal kararı vermedi.

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Özel’den “Devlet Bey Sözcü” Yorumu

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Öcalan” çağrısını değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Devlet bey şu anda ateş topluyor. AKP ön plana çıkmıyor. Ateş eden AKP’ye değil, ona ediyor. Devlet bey bu süreçte sözcü” dedi ve ekledi:

“Oyları yüzde 5’e düşmüş zaten. Bahçeli DEM Partiyle görüşüyor. İşi bir yere oturtacaklar belli… Biz terör bitsin isteriz. Ama bunun gizli kapaklı yapmak yerine mecliste konuşmasını isteriz. Açıklıkla, samimiyetle yürütülsün, toplumsal mutabakat olsun isteriz. Benim kırmızı bir çizgim var. Şehit aileleri çağırılacak, görüşleri sorulacak.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, konuk olduğu Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında gündemi değerlendirdi. Özgür Özel’in açıklamalarından önemli başlıklar şöyle:

“CHP’nin belediyecilik anlayışıyla kömür dağıtıyorlar derdik. İhtiyaç varsa dağıtılacak dedik. Ama incitmeden, partizanlık yapmadan yapılması gerek diyorduk. Bunu yapacak bir imkan bulduk. Vatandaşlara gönlüne dokunan işler markalaştı. Doğru işler milletten teveccüh gördü… İlk 6 ay belediyeler aldıkları oyların hakkını verdi. Oylar artıyor.

Yaptıkları millete husumet. Diyorlar ki ‘İhaleleri şeffaf yapılıyor, vatandaşa dokunacak hizmetler yapılıyor’. Ne yapalım. Ellerindeki paraları alalım… Vergiyle ilgili kararı kanunla getirmeleri gerekir. Bugün şimdiye kadar belediyelerin bütün paralarını kesiyorlar. Borçlar için vergi gelirlerinden kesinti yapılacak. Belediyeleri hizmet yapamaz hale getirecekler.

Teğmenler ihraç edilecek gibi görünüyor.

Sıkıştı mı “LBGT”, sıkıştı mı “terörist çalıştırıyorlar.”. Meselenin özü, bunlar çaresizliğin, rekabet edememenin sonucu… Sosyal yardımları 5 kat artırmışız.

Ne zaman olsa hazırız. Derhal seçim istiyoruz… Çayırhan’daki direnişi destekliyoruz. Altın yumurtlayan tavuğu kesmesinler diye sonuna kadar destekleyeceğiz.

Mehmet Şimşek 2 yıl daha var demiş. Ama bıçak kemiğe dayandı. Şimşek asgari ücretlinin kemerini, gırtlağını sıkmaya kalkarsa milletin dayanacak gücü kalmadı. Sistem baştan aşağı bozuk. 2 yıl daha traktörün sahibiyle, cipin sahibinden aynı vergiyi alacam diyor. Garibanın yakasını bırakmalı. Vergide adalet sağlanmalı.

Vize sorunun kökünden halledeceğiz. Bütün Avrupa’da kimlik kartıyla dolaşacak.

“Esat ile görüşeceğim” dedim. Erdoğan Putin’i araya soktu randevu almak için. Suriye güvenli hale gelecek ise görüşürüm niye görüşmeyeyim. Sığınmacı sorununu çözelim. Erdoğan isterse ben de gelirim görüşmeye. Hatta Erdoğan bütün liderlere desin ki “gelin birlikte konuşalım” ben varım… Adalet bakanı 3 haftadır telefonlarıma çıkmıyor.

AKP’li belediyelerin borçlarını ödeyin diyorlar bize. “Ödeyelim yapılandırın” diyoruz. Yok bir seferde ödeyin diyorlar. Yemeği AKP yedi, hesabı CHP ödüyor. Birikmiş devasa borçlardan CHP sorumlu değil… İktidara CHP’nin geleceğini gördüler, her şeyi deniyorlar… Erdoğan emekliye, öğretmene 15 çeyrek kaybettirdi. Gündemi bilerek değiştiriyorlar.

Şimdi “Süreç, açılım”. Çözüm süreci yorgun bir laf. Büyük bir iş yapalım dediler. “Öcalan Meclis’te konuşsun.” “Biz kaybettik” diyor AKP geçen sefer. “Küçük ortak yapsın” diyor… Bahçeli’ye “Öcalan Meclis’e gelsin” dedirttiler. Bahçeli konuşuyor, Erdoğan kenardan izliyor. Küçük ortağın her lafı Erdoğan’ı bağlar. “Onun gibi düşünmüyorum” dedi mi? Demedi.

Seçilir seçilmez hemen erken seçim demek komik olurdu. Bu bir yerel seçim hükümete sarı kart gösteriyorsunuz. Uyarın hükümeti dedim. Ardından “Geçim olmazsa seçim olur” dedim. 1 yılsa 14 miting yaptım… Benim her kesimden oy almak gibi bir sorumluluğum var. Ben halkın partisiyim. Benim derdim Atatürk’ün partisini iktidar yapmak.

“Biz terör bitsin isteriz”

Devlet bey şu anda ateş topluyor. AKP ön plana çıkmıyor. Ateş eden AKP’ye değil, ona ediyor. Devlet bey bu süreçte sözcü. Oyları yüzde 5’e düşmüş zaten. Bahçeli DEM Partiyle görüşüyor. İşi bir yere oturtacaklar belli.

Biz terör bitsin isteriz. Ama bunun gizli kapaklı yapmak yerine mecliste konuşmasını isteriz. Açıklıkla, samimiyetle yürütülsün, toplumsal mutabakat olsun isteriz. Benim kırmızı bir çizgim var. Şehit aileleri çağırılacak, görüşleri sorulacak.

Bahçeli’nin altı doldurulmayan sözleriyle meşgul değiliz. Demokrat adımlarla güçlü adımlar atılırsa buna varız. Ama başkasının planına alet olmayız.

Demirtaş’ın hakkı yeniyor, Demirtaş dışlanıyor. Demirtaş ‘başkanlık sistemi olmasın’ dedi diye kötü. Halkı sokağa davet etmiş, ölümlerden Demirtaş’ı sorumlu tutuyorlar. Öcalan, silahlı terör örgütü kurmuş, 50 bin kişinin ölümünden sorumlu Öcalan meclise çağırılıyor. Mesele Saray rejimini sürdürmek. Muhalefeti birbirine düşürmek. Öcalan’a özgürlük, Demirtaş’a Meclis’te çürüme. Kötü koku bu.

İktidar söylediklerinde samimiyet olsa, Demirtaş’tan katkı istenir… Şehit aileleri de buna isyan ediyor. Siyasi çıkara alet etmeyin. Ben bu meclis eliyle milletin planı varsa o plana destek sağlayacağım.

Paylaşın