B Vitaminleri Yüksek Tansiyonu Düşürmeye Yardımcı Olabilir Mi?

Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, dünya çapında milyonlarca kişiyi etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur. Yüksek tansiyonu olanların yaklaşık yüzde 12,8’i ilaçlara rağmen bu sorunu kontrol altında tutamıyor, bu durum ilaca dirençli hipertansiyon olarak biliniyor.

Haber Merkezi / Uzmanlar, sağlık risklerini azaltmak için kan basıncının 140/90 yerine 130/80’in altında tutulmasını öneriyor. Bu değişim, kan basıncı seviyesini yönetmenin daha etkili yollarını bulmanın önemini vurguluyor.

Hipertansiyonun olası faktörlerinden biri vücuttaki homosistein adı verilen bir maddedir. Homosistein, sağlıklı bir seviyede kalmak için B6, B12, folat ve B2 gibi belirli vitaminlerle etkileşime girer. Ancak kişide bu vitaminler eksikse, homosistein birikebilir. Yüksek homosistein seviyesi kan damarlarını daraltabilir, kan basıncını artırabilir ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir.

Maine Üniversitesi’nden Merrill Elias ve ekibi, B vitamini alımının artırılmasının kan basıncını yönetmeye yardımcı olup olamayacağını araştırdı. Araştırma, B vitamini takviyelerinin homosistein seviyelerini azaltabileceğini ve bunun da kan basıncını düşürebileceğini ortaya koydu.

Merrill Elias ve ekibi, araştırmanın ne kadar işe yarayabileceğini daha iyi anlamak için birden fazla araştırmadan elde edilen verilere baktılar ve B vitamini almanın kan basıncını ortalama 6 ila 13 puan düşürebileceğini buldular. Bu, kan basıncı 140 olan birinin kan basıncının yaklaşık 127’ye düşebileceği anlamına gelir.

Ancak, optimum sağlık için ideal homosistein seviyesinin ne olması gerektiği konusunda bazı tartışmalar var. Birçok uzman homosistein seviyesinin 10’un altında kalması gerektiği konusunda hemfikir olsa da, bazı uzmanlar 11.4’e kadar kabul edilebilir olabileceğini savunuyor.

Merrill Elias ve ekibi ise, homosistein seviyesinin daha da düşük tutulmasının genel sağlık açısından en iyi seçenek olabileceğini öne sürüyor.

Araştırmanın sonuçları American Journal of Hypertension dergisinde yayımlandı.

Paylaşın

Beşiktaş’ta Sular Durulmuyor: Oyuncuların Maaşları İki Aydır Ödenmiyor

Beşiktaş’ta Giovanni van Bronckhorst sonrası yeni teknik direktörün kim olacağı merak konusu olurken siyah – beyazlı ekibin, oyuncularına 2 aydır maaş ödeyemediği ortaya çıktı.

Süper Lig’de 14. hafta karşılaşmasında bu akşam deplasmanda Hatayspor ile mücadele edecek Beşiktaş’ta sular durulmuyor. Görevi bırakan Hasan Arat’ın ardından başkanlık koltuğuna Hüseyin Yücel otururken Hollandalı teknik adam Giovanni van Bronckhorst ile de yollar ayrıldı.

Beşiktaş başkanı Hüseyin Yücel, Sergen Yalçın ile masaya otururken deneyimli teknik adam Beşiktaş’ta görev almayacağını açıkladı. Beşiktaş’ta yeni patronun kim olacağı merak konusu olurken siyah-beyazlı ekibin, oyuncularına 2 aydır maaş ödeyemediği ortaya çıktı.

Gazeteci Fırat Günayer’in aktardığına göre; Beşiktaş, 2 aydır oyuncularına maaş ödeyemiyor. Söz konusu durum hakkında açıklamalarda bulunan Günayer, “Oyuncular 2 aydır maaş alamıyor. Çok net bilgi. Zaten Hasan Arat bunu yalanlamadı. Beşiktaş 2 aydır para ödemiyor.” diye konuştu.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Kayyım Atamalarına” Sert Tepki

Kayyım atamalarına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla, halkın iradesi ayaklar altına alınıyor; yerel demokrasi çiğneniyor, en kötüsü de halkın demokrasiye olan inancı ve temsil gücü büyük zarar görüyor” dedi ve ekledi:

“Seçilmiş bir belediye başkanının, daha hakkında sonuçlanmış bir yargı kararı bile yokken, görevden alınıp, yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir vali ya da başka bir görevlinin atanması hangi hukuk ve demokrasi anlayışına sığar? Oysa ulusal yönetimler, yerel yönetimlere çelme takmak yerine, onlarla iş birliği yaparak, ulusal kalkınmayı, iyi yönetişimi ve demokratik katılımı yerelden beslemelidir.”

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu; TBB, Şişli Belediyesi ve Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi’nin (COR) ortaklaşa düzenlediği, “31. Türkiye Çalışma Grubu Toplantısı”na katıldı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın da bir konuşma yaptığı toplantı öncesinde, COR Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Antje Grotheer ile ikili bir görüşme gerçekleştiren İmamoğlu, “Hep birlikte daha adil, daha katılımcı ve daha demokratik bir Avrupa oluşturmak için önemli bir güç oluşturuyoruz” dedi.

“Dünyamız, Ukrayna’dan Gazze’ye krizler ve savaşlar, önüne geçemediğimiz iklim krizi, düzensiz göç dalgaları, gittikçe keskinleşen yoksulluk ve eşitsizlik gibi sorunların süreklilik arz ettiği bir ‘çoklu kriz’ dönemi yaşıyor” saptamasında bulunan İmamoğlu, şunları söyledi:

“Her gün yeni bir çatışma ve istikrarsızlıkla uyanıyoruz. Lübnan’da ateşkes sağlandı derken, şimdi de Suriye’de çatışmalar yeniden başladı. Bu şartlarda, maalesef geleneksel siyasal kurumlar yeni ihtiyaçlara cevap veremiyor. Türkiye dahil birçok ülkede siyasal rejimler kabuk değiştirirken, evrensel demokratik değerleri tehdit eden otoriter anlayışlar güçleniyor. Halkların memnuniyetsizliği ve öfkesinden faydalanarak yükselen otoriter ve popülist dalga, bu çoklu krizlere çare bulmaktan çok uzak.

Tam tersine; bu siyasi dalga, öfkeyi körükleyen bölücü politikalarla, yeni düşmanlar yaratarak ya da kırılgan grupları hedef göstererek, çözümsüzlüğü kemikleştiriyor. Popülist otoriter liderler, sadece kendi ülkelerindeki demokratik kurumları değil, dünya barış ve istikrarını da tehdit ediyorlar. Çözüm ise, tüm paydaşların dahil olduğu, iş birliğine dayalı çoğulcu bir yaklaşımda yatıyor.

Bu çözüm arayışında yerel siyaset, hayati önem taşıyor. Zira vatandaş, demokrasi ve etkin yönetişim arasındaki bağı, onlar kuruyor. Yerel siyaset, ulusal siyasetin altında, hiyerarşide ikinci sınıf bir siyaset alanı asla değil. Yerel yönetimler, halka en yakın yönetim birimleri olarak, onların beklentilerini, ihtiyaçlarını, kaygılarını ve kızgınlıklarını biliyor; sadece bugünün değil, geleceğin sorunlarına da somut ve pratik çözümler üretiyor.

Örneğin; 16 milyonluk İstanbul’da, çocuğunu bırakacak yer bulamadığı için iş hayatına katılamayan annenin ihtiyacı olan kreşler de gelecek kuşaklar için hayati önem taşıyan yeşil alanlar ve sürdürülebilir ulaşım da bu hayati çözümler arasında. Bu sorumlulukları yerine getirmek için, ulusal ve yerel yönetimler arasında sağlıklı bir diyalog ve etkileşim olması gerekirken, üzülerek görüyorum ki, siyasi çıkarlarını her şeyin üstünde görenler, toplumsal ortak faydaya zarar vermekten çekinmiyorlar.

“Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla…”

Türkiye’nin politik haritasını yeniden çizen ve ana muhalefet partisi CHP’yi birinci parti yapan Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana, sekiz belediye başkanı görevinden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Hepsi muhalefetten olan bu başkanlar arasında, Türkiye’nin en büyük ilçe belediyesi olan Esenyurt’un başkanı Profesör Ahmet Özer ve kadim kent Mardin’in belediye başkanı, tecrübeli ve barışsever politikacı Ahmet Türk de var. Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla, halkın iradesi ayaklar altına alınıyor; yerel demokrasi çiğneniyor, en kötüsü de halkın demokrasiye olan inancı ve temsil gücü büyük zarar görüyor.

Seçilmiş bir belediye başkanının, daha hakkında sonuçlanmış bir yargı kararı bile yokken, görevden alınıp, yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir vali ya da başka bir görevlinin atanması hangi hukuk ve demokrasi anlayışına sığar? Oysa ulusal yönetimler, yerel yönetimlere çelme takmak yerine, onlarla iş birliği yaparak, ulusal kalkınmayı, iyi yönetişimi ve demokratik katılımı yerelden beslemelidir.

Uluslararası seviyede de yerel yönetimler arasındaki iş birliği ve koordinasyon için çalışma gruplarından şehir diplomasisi platformlarına uzanan araçlar geliştirmeli, var olan yapıları da daha etkin kılmalıyız. İstanbul olarak, 2021’de Balkan Şehirleri Ağı’nı kurduk, 2023’te ise mega şehirlerin ortak sorunlarını tartışmak ve çözüm önerileri paylaşmak üzere, tarihte ilk defa gerçekleştirilen ‘Megaşehirler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptık.

10 gün sonra da Ortadoğu ve Kuzey Afrika belediye başkanlarına ev sahipliği yapacak, Gazze’deki ve bölgedeki insani trajediyi hafifletmek, barışın tesisi için yerel yönetimler olarak neler yapabileceğimizi tartışacağız.

“Türkiye’nin aday ülke olarak adı zikredilmiyor bile”

Bu çok krizli dünyada, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki iş birliği ihtiyacı, hiçbir zaman olmadığı kadar acil; ancak ilişkiler, belki de tarihindeki en düşük seviyede. Son 20 yıldır adım adım gerileyen Türkiye-AB ilişkileri, stratejik bir ortaklık olmaktan çıkıp; gerginliklerle dolu, düzensiz göç ve mülteciler konusuna indirgenmiş, bir ‘al-ver’ yaklaşımına kilitlendi. AB’nin genişleme politikaları konuşulurken, Batı Balkanlardaki pek çok ülkeden bahsedilirken, Türkiye’nin aday ülke olarak adı zikredilmiyor bile.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula van der Leyen’in, geçtiğimiz hafta, yeni komisyonun ilk çalışma gününde yaptığı konuşmada, genişlemeden bahsederken, Türkiye’nin adını telaffuz etmemesi büyük bir talihsizliktir. 60 yılı aşkın politik diyalog ve 20 yıllık adaylık süreci, tam anlamıyla derin dondurucuda. Bırakın üyelik müzakereleri ve vize serbestisini, ortak çıkarlarımızı ilgilendiren Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunda adım atılması dahi, siyasi nedenlerle mümkün olamıyor.

Bu noktaya gelmemizde, Türkiye’nin de sorumluluğu bulunduğunun ve bunun önemli bir sebebinin, AK Parti hükümetinin ülkeyi Kopenhag kriterlerinden uzaklaştıran politikaları olduğunun farkındayız elbette. Ancak, halkımızın büyük bölümü, ülkemizin geleceğini demokratik, çoğulcu, insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne saygılı ülkelerin arasında görüyor. Mart 2024 yerel seçiminin sonuçlarını, halkımızın bu yöndeki iradesinin somut bir göstergesi olarak kabul ediyoruz. 24 Nisan’da Brüksel’de yaptığımız son toplantıda da ifade ettiğimiz gibi, bu seçim sonuçlarının AB ile ilişkilerimize de ‘taze kan’ getirmesini umut ediyoruz.

Ancak biz, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğü alanlarında kendi eksiklerimizi tamamladıkça, AB’nin de Türkiye’yi güvenilir bir ortak ve gelecekte AB üyesi olarak görmesini istiyoruz. AB, Türkiye ile ilişkilerini, ulusal gündemi ve kamuoyu nedeniyle, Türkiye’ye sürekli hasmane tavır alan üye ülkelerin insafına bırakmamalı. Türkiye ve AB arasındaki pozitif gündeme katkıda bulunmak amacıyla kaleme alınan ve aslında AB üye ülkelerinin, Türkiye konusundaki asgari müştereklerini yansıtmaktan öteye geçemeyen ‘Borrell Raporu’nun bile, Avrupa Konseyi tarafından resmi olarak onaylanmamış olması üzücüdür.

Bundan sadece 20 yıl önce, yüzde 80’i AB üyeliğini destekleyen Türk halkının AB’ye inancına darbe vuran dört temel konu olduğunu düşünüyorum: Bunlardan birincisi; vatandaşlarımıza AB konsoloslukları önünde eziyet çektiren vize meselesidir. Bu sorunun çözülememesinden zarar görenlerin başında, AB ülkelerindeki okullara kabul edildikleri halde okullarına gidemeyen başarılı gençlerimiz geliyor. Avrupa ve Türkiye arasında köprü kuracak güce sahip bu gençler, vize duvarına toslamamalıdır.

İkinci konu ise, Kıbrıs. Türk kamuoyu, Kıbrıslı Türklerin, BM çerçevesindeki barış planlarına ‘evet’ demişken, bu planları elinin tersiyle kenara iten Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak AB’ye kabul edilmesini haksız buluyor. Kıbrıslı Türklerin diplomatik izolasyonun sürmesini, Güney Kıbrıs’ın AB’nin sadece adanın kuzeyi ile ilişkilere değil, Türkiye ile ilişkilere de ipotek koymasını adil bulmuyoruz.

Türk kamuoyunu üzen diğer bir konu ise, AB’nin Filistin meselesindeki sessizliğidir. Eğer barışa ve insan haklarına inanıyorsak, tüm dünyanın gözü önünde, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin katledilmesini daha yüksek sesle ve net bir şekilde eleştirmemiz, kınamamız gerekmez mi? Dördüncü konu ise göç ve sığınmacılar meselesi. Dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelerin başında gelen Türkiye’nin, bu ağır yükü tek başına taşımaya devam etmesi ne sürdürülebilir ne de adil.

Yalnızca İstanbul’da, sayılarını tam olarak bilmediğimiz yüzbinlerce Suriyeliye ev sahipliği yapıyoruz, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yoğun çaba sarf ediyoruz. İklim krizleri ve küresel yoksulluğun keskinleşmesiyle daha da artmasını beklediğimiz göç krizi, kısa vadeli ‘al-ver politikaları’ ile çözülemeyecek, birkaç ülkenin sırtına yüklenemeyecek kadar büyük ve önemli. Bu konuda geniş kapsamlı uluslararası iş birliği ve dayanışma şart.

Önümüzdeki dönemde, Türkiye ile AB arasında askıya alınmış iş birliği ve istişare mekanizmalarının yeniden hayata geçirilmesi, genişleme ülkelerine yönelik tüm toplantılara Türkiye’nin de dahil edilmesi olumlu bir adım olacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinin, ortak hedefler doğrultusunda yeniden güçlendirilmesi, jeopolitik risklerden yerel politikalara, yalnızca mevcut sorunların çözümüne değil, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir geleceğin inşasına da hizmet edecektir. Bu çerçevede, diyalog ve iş birliği konusundaki kararlılığımızı bir kez daha vurgulamak isterim.”

İmamoğlu, Şahan ve Grotheer’in konuşmalarının ardından, “Türkiye ile Avrupa Birliği Arasındaki Güncel Gelişmeler” konulu bir panel düzenlendi. Grootheer’in modere ettiği panelde, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Thomas Ossowski, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın ve Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu fikir paylaşımlarında bulundu.

Paylaşın

Türkiye’den Üç Firma “En Büyük 100 Silah Üreticisi” Listesinde

“En büyük 100 silah üreticisi” listesinde Türkiye’den Aselsan, Baykar ve TUSAŞ yer aldı. Üç firmanın toplam gelirleri yüzde 24 artışla 6 milyar dolara ulaştı. İlk 100 listesinde Türkiye’nin payı yüzde 1’den az oldu.

Geçen yıl tüm dünyada en fazla gelir elde eden ilk 100 silah üreticisi yüzde 4,2 büyümeyle toplam 632 milyar dolarlık satış yaptı.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) raporuna göre 2023 yılında Türk şirketlerinin küresel silah ticaretinden aldıkları pay büyüdü.

SIPRI’nın “En büyük 100 silah üreticisi” listesinde Türkiye’den Aselsan, Baykar ve TUSAŞ yer aldı. Üç firmanın toplam gelirleri yüzde 24 artışla 6 milyar dolara ulaştı.

“Türkiye uzun süredir savunma sanayisinde kendi kendine yeterli olmayı hedefliyor” denilen raporda Türk firmalarının silah satışlarındaki büyümenin iç talep ve Ukrayna savaşıyla bağlantılı olduğu kaydediliyor.

Bir yılda yüzde 25 artışla 1,9 milyar dolar gelir elde eden Baykar “İlk 100” listesinde 10 basamak tırmanarak 69’uncu sırayı aldı. Baykar üretimi insansız hava araçlarının (İHA) Ukrayna’da yaygın şekilde kullanıldığı vurgulanan raporda, “(Şirket) Yıl boyunca doğrudan Ukrayna’ya veya Ukrayna’ya gönderilmek üzere başka ülkelere İHA’lar ihraç etti” denildi. Geçen yıl Baykar’ın kasasına giren paranın yüzde 90’ı yurt dışına yapılan satışlardan geldi.

Listede 10 basamak yükselerek 78’inci sırayı alan TUSAŞ, yüzde 45’le gelirlerini en fazla artıran Türk silah üreticisi oldu. Şirket 1,7 milyar dolarlık satışın yüzde 31’ini yurtdışına yaptı.

Gelirlerini yüzde 12 büyüten Aselsan listenin 54’üncü sırasında yer aldı. Diğer iki Türk üreticiye kıyasla gelirlerinin çok küçük bir kısmı ihracattan geldi, şirket 2,4 milyar dolarlık satışın büyük bölümünü Türk güvenlik güçlerine yaptı.

Geçen yıl tüm dünyada en fazla gelir elde eden ilk 100 silah üreticisi yüzde 4,2 büyümeyle toplam 632 milyar dolarlık satış yaptı. Türkiye, bu rakamın yüzde birden azını oluştururken listede yer alan ABD merkezli 41 şirket toplam gelirlerin yarıdan biraz fazlasını elde etti.

Dünyanın en büyük silah üreticisi ABD’li Lockheed Martin şirketinin gelirleri, artan siparişlere rağmen yüzde 1,6 azaldı. F-16 ve F-35 gibi gelişmiş savaş uçaklarını üreten şirket yaşadığı tedarik zorlukları nedeniyle siparişlere cevap verecek hızda üretim kapasitesini artıramadı. Şirket geçen yıl 60,8 milyar dolar gelir elde etti.

Çinli üreticiler 103 milyar dolarla Amerikalı rakiplerinden sonra en fazla geliri elde ederken, listede detaylı ve şeffaf veri elde edilemeyen Rusya’dan toplam 25,5 milyar dolarlık satışla iki şirket yer aldı.

İlk 100’de Almanya’dan ise toplam 10,7 milyar dolar gelirle dört şirket yer aldı. Bu 2022’ye göre gelirlerin yüzde 7,5 büyüdüğü anlamına geliyor.

Almanya’nın en hızlı büyüyen şirketi, hava savunma sistemleri ve mühimmatlarına olan talepteki artışa paralel, Diehl oldu. Şirket gelirlerini yüzde 30 artırarak 1,4 milyar dolar elde etti.

Ülkenin en büyük silah üreticisi Rheinmetall ise yüzde 10 büyümeye karşılık gelen 5,5 milyar dolarlık satışla 26’ncı sırada yer aldı. Rheinmetall’ın satışlarında Ukrayna’ya tank ve mühimmat ihracatı önemli yer tuttu.

Gazze savaşının etkisiyle İsrailli şirketlerin de gelirleri hızlı arttı. Listedeki üç firma yüzde 15 büyümeyle 13,6 milyar dolarlık satış kaydetti. “Çelik Kubbe” ve “Davut’un Sapanı” adlı hava savunma sistemlerini üreten Rafael şirketi yüzde 16 artışla 3,7 milyar dolar gelir elde etti ve en çok satış yapan 42’nci şirket oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bu 8 Gıda İle Kırışıklıklara Veda Edin

Kırışıklıklar birçok kadını endişelendiren kaçınılmaz bir yaşlanma sürecidir. Ancak gençliğin sırrı sadece pahalı kozmetiklerde değil aynı zamanda doğru beslenmede de gizlidir.

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, 40 yaşına gelindiğinde insan vücudundaki bağ dokusundaki kolajenin yaklaşık dörtte biri kayboluyor.

Uzmanlar, “Vücut, amino asitlerden kolajen üretiyor ancak bu özellik 20 yaşından sonra giderek azalıyor. Bu nedenle belirli bir beslenme rejimini takip etmek önemlidir” diyor.

Genelde, cildin güzelliğini korumaya yardımcı olan gıdaların bir listesini sunan uzmanlar, özellikle kolajen oluşumunda “C” vitamininin önemini vurguluyorlar. Uzmanlar, bunun için vitamin zenginliği nedeniyle lahana turşusunu en uygun besin olarak kabul ediyorlar.

Karaciğer, yumurta sarısı ve tereyağı, kollajen üretimi ve kıkırdak, bağ ve tendonların sağlığının korunması için önemli olan K2 vitamininin ana kaynaklarıdır.

Çinko ve bakır, cildin elastikiyetini korumaya ve cildin iyileşmesini hızlandırmaya yardımcı olan minerallerdir. Çinko içeriği açısından deniz salyangozları, kırmızı et ve karaciğer önde geliyor.

Uzmanlar, “Cilt güzelliğinin ve sağlığının anahtarı proteindir. Bu bağlamda sığır eti özellikle tavsiye edilir” diye ekliyorlar.

Paylaşın

Cildin Susuz Kaldığını Gösteren Dört İşaret

Sağlıklı ve parlak bir cilt için optimum nemlendirmeyi sürdürmek esastır. Ancak su kaybı, kuru cilt tipi ve belirli cilt rahatsızlıkları gibi faktörler dehidrasyona yol açarak çeşitli cilt sorunlarına neden olabilir.

Haber Merkezi / Cilt susuzluğu, aşırı sıcak hava, yeterli su içmeme ve alkol tüketimi gibi yaşam tarzı tercihleri ​​nedeniyle epidermiste su kaybı olduğunda ortaya çıkar. Bu durum, ince çizgiler ve kırışıklıklar gibi yaşlanma belirtilerini daha da belirgin hale getirebilir.

Egzama veya sedef hastalığı gibi bazı cilt rahatsızlıkları cildin bariyer fonksiyonunu bozarak su kaybının artmasına ve susuzluğa yol açabilir.

Cilt susuzluğunun en önemli belirtilerinden biri sürekli kuruluk ve gerginliktir. Cilt kurumuş, esnekliğini kaybetmiş ve donuk görünüyorsa, bu cildin yeterli nemli olmadığının açık bir belirtisidir. Nemlendiriciler gibi besleyici cilt ürünleri, cildin su içeriğini yenilemeye yardımcı olur.

Cilt susuzluğunun diğer önemli belirtilerinden biri de, kızarıklık, kaşıntı veya batma hissidir. Bu durum, cildin koruyucu bariyerinin tehlikeye girmesi ve dış tahriş edicilerin daha kolay nüfuz etmesine izin vermesi nedeniyle oluşur. Bu belirtileri hafifletmek için cildi yatıştıran ve besleyen nazik cilt bakım ürünlerini tercih edilmeli.

Cilt susuz kaldığında, donuk görünebilir ve ince çizgilerin, kırışıklıkların görünümü daha belirgin olur. Susuzluk, ciltte dolgunluk ve elastikiyet kaybına yol açarak bu belirtileri daha belirgin hale getirir. Kırışıklıkların görünümünü azaltmak için cilt bakım rutinine besleyici serumlar veya yüz yağları eklenmeli.

Sağlıklı bir cilde sahip olmak için susuz kalmış cildin belirtilerini bilmek çok önemlidir. Cildi bütünsel formüllerle nemlendirerek nemi geri kazandırabilir, kuruluğu ve gerginliği giderebilir ve ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümü azaltılabilir.

Nemlendirme rutinine, hassas göz çevresini yatıştırmak ve nemlendirmek, şişkinliği ve koyu halkaları azaltmak için özel olarak formüle edilmiş kremler ile başlanmalı. Nemlendirmeyi yenilemek ve doğal ışıltıyı kazandırmak için bitkisel özler ve esansiyel yağlarla zenginleştirilmiş kremler ile devam edilmeli.

Yoğun nemlendirme için derinlemesine beslenme sağlayan kremler susuz kalmış cildi onarmaya ve canlandırmaya yardımcı olur. Nemlendirme seviyesi, nemi hapsetmek ve cildin elastikiyetini artırmak için güçlü bir antioksidan ve hyaluronik asit karışımı olan serumlar ile daha da artırılmalı.

Paylaşın

Antik Roma’nın 5 Ünlü Gladyatörü

Arenaya çıkmadan önce özel okullarda aylarca eğitim alan gladyatörlerin çoğu, dövüşmeye zorlanan kölelerdi. Para ve şöhret kazanma umuduyla dövüşen gönüllü gladyatörler de vardı.

Haber Merkezi / Gladyatörler, bilinenin aksine mutlaka ölümüne dövüşmezlerdi, yalnızca yüzde 10 ila 20’si dövüşler sırasında ölürlerdi. Dövüş, genellikle tek bir parmağını kaldırarak, birinin teslim olmasına kadar devam ederdi.

İşte yüzyıllar sonra bile hatırlanan Antik Roma’nın beş gladyatör:

Marcus Attilius: Romalı olan Marcus Attilius, gönüllü dövüşen gladyatördendir. Attilius, Pompeii’deki arenaya bir “tiro” olarak ilk adımını attığında, (“Tiro” yeni bir gladyatör için kullanılan bir terim), kariyerinde 14 maçtan 12’sini kazanmış gladyatör Hilarus ile karşı karşıya geldi. Attilius, Hilarus’u teslim olmaya zorlamakla kalmadı, bir sonraki dövüşünde 12 dövüş kazanmış başka bir gladyatörü yendi.

Spiculus: Bir köle olan Spiculus, İtalya’nın Capua şehrindeki gladyatör okuluna gitti ve ilk dövüşünde, 16 dövüş kazanmış Romalı Aptonetus’a karşı mücadele etti. Aptonetus’u öldüren Spiculus, Roma’nın o zamanki imparatoru Nero’nun dikkatini çekti. Nero, Spiculus’a bir sarayda dahil onlarca hediyeler verdi; bir saray da dahil.

Commodus: Commodus, MS 180 ila 192 yılları arasında Antik Roma’nın altın çağının (Pax Romana olarak da bilinir) sonunu getiren “çılgın” imparator olarak bilinir.

Tarihçi Aelius Lampridius’a göre zalim, ahlaksız ve sefahat düşkünü olan Commodus’un 600 erkek ve genç kadından oluşan bir haremi vardı ve kendini bir tanrı olarak görüyordu. Tarihçi Herodian ise, Commodus’un iyi bir dövüşçü olmadığını, ancak hiçbir dövüşçünün bir imparatoru yaralamaya veya öldürmeye cesaret edemeyeceğini yazar.

İddialara göre Commodus, ringe 735 kez çıktı ve genellikle hayvanlarla dövüştü, ancak ara sıra diğer gladyatörlerle de dövüştü.

Flamma: İmparator Hadrian döneminde (MS 117-138) ünlenen Suriye doğumlu Flamma, kariyerinin uzunluğu ve dört kez özgürlüğüne kavuşması ve bunu defalarca reddetmesiyle bilinir. Flamma, çoğunluğu Sicilya’da olmak üzere 34 maça çıktı. Flamma, 30 yaşında, akranlarının çoğundan daha yaşlı bir şekilde öldü.

Spartaküs: Antik Roma’nın en ünlü gladyatörü aslında hiç arenada dövüşmemiştir. Spartacus, büyük ihtimalle Balkanlar’da doğmuş ve Capua’daki bir gladyatör okulunda eğitilmek üzere köle olarak satılmıştır.

Gladyatör okulundan kaçan Spartacus, MÖ 73’te, antik Roma’daki en ünlü ayaklanmalardan birini organize etti: Üçüncü Köle Savaşı.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Suriye” Uyarısı

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, “Yaklaşık 14 yıldır savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkede yaşanan son gelişmeler siviller için ciddi riskler oluşturmakta, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi sonuçlar barındırmaktadır” ifadelerini kullandı.

Geir Pedersen, Suriye’de savaşan taraflara müzakere masasına oturma çağrısı yaptı.

Suriye’nin kuzeyinde Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve müttefiki silahlı grupların Halep’te kontrolü sağladığının bildirilmesinin ardından kentin güneyine doğru ilerleyişi uluslararası düzeyde kaygıyı artırdı.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’de barışın sağlanması için gereken çabanın gösterilememesi nedeniyle bölgede şiddetin yeniden tırmandığını kaydetti. Pedersen yaptığı yazılı açıklamada, bugün Suriye’de görülen durumun bölgede siyasi sürecin başlatılması konusunda “kolektif başarısızlığın bir göstergesi” olduğunu vurguladı.

Geçmişte gerginliğin tırmanabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlatan Pedersen, “Yaklaşık 14 yıldır savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkede yaşanan son gelişmeler siviller için ciddi riskler oluşturmakta, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi sonuçlar barındırmaktadır” ifadelerini kullandı. Norveçli diplomat, Suriye’de savaşan taraflara müzakere masasına oturma çağrısı yaptı.

Öte yandan Türkiye de Suriye’deki gelişmelere ilişkin diplomatik temaslarını sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bugün ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde de Suriye’deki gelişmeler ele alındı.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgilere göre, Bakan Fidan görüşmede, “Türkiye’nin bölgede istikrarsızlığı artıracak her türlü gelişmeye karşı olduğunu bu çerçevede Suriye’deki gerginliğin azaltılmasından yana” olduğunu söyledi. “Suriye’de barış ve huzurun tesisi için rejim ile muhalefet arasındaki siyasi sürecin sonuçlanması gerektiğini” ifade eden Bakan Fidan, Türkiye’ye ve Suriyeli sivillere dönük “terör faaliyetlerine” asla izin vermeyeceğini vurguladı.

Bakan Fidan dün de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Lübnan Başbakanı Necip Mikati ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirmiş, Dışişleri kaynakları görüşmelerde Suriye’deki durumun ele alındığını belirtmişti.

“Esad’a bağlı güçler Halep’in kontrolünü kaybetti”

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Beşar Esad hükümetine bağlı güçlerin Halep’te kontrolü tamamen kaybettiğini bildirdi.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdül Rahman, “Kürt güçlerin kontrolündeki mahalleler hariç, Heyet Tahrir Şam ve müttefiki cihatçı isyancıların Halep’te kontrolü sağladığını” belirtti. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Rahman, bölgede çatışmaların başladığı 2012 yılından bu yana ilk kez rejime bağlı güçlerin Halep’in kontrolünü kaybettiğini ifade etti.

Suriye ordusunun pazar günü takviye kuvvet göndererek, HTŞ ve müttefiki isyancıların Hama’nın kuzeyinde daha fazla ilerlemesini engellediği belirtiliyor. Devlete bağlı haber ajansı Sana’nın aktardığına göre, Esad Pazar günü yaptığı açıklamada isyancılara karşı güçlü bir askeri yanıt verileceğini bildirdi. Esad, ordusunun “terörizmi ezeceğini ve yok edeceğini” belirtti.

Silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren, yaygın olarak Beyaz Baretliler adıyla bilinen “Suriye Sivil Savunması” kuruluşunun verdiği bilgilere göre Suriye ordusu dün gece Hama vilayeti ile Halep’in 65 kilometre güneydoğusundaki bölgeye hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda, dört sivilin öldüğü, 54 kişinin de yaralandığı kaydedildi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de hükümete bağlı takviye birliklerin Hama’nın kuzeyindeki bölgelerde “güçlü bir savunma hattı” oluşturduğunu belirtti. Gözlemevi ile Suriye devlet televizyonu El İkbariye ise bölgede Rusya’nın da hem İdlib’de hem Hama’da hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

Gözlemevi, gece boyunca ve pazar sabahı Rus hava kuvvetlerine ait uçakların bölgede düzenlediği saldırılarda en az bir kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını aktardı. İran da Esad’a desteğini bildirdi. Pazar günü başkent Şam’da temaslarda bulunan İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Suriye ordusunun “terörist grupları yeniden yeneceğine” emin olduğunu belirtti.

HTŞ ile birlikte müttefiki silahlı güçler 27 Kasım Çarşamba günü Suriye hükümetine bağlı birliklere karşı geniş çaplı bir saldırı başlatmıştı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verdiği bilgilere göre, 2020 yılından bu yana bölgede yaşanan en şiddetli çatışmalarda aralarında 44 sivilin de bulunduğu 320’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’te, 2012 yılından 2016’ya kadar Beşar Esad hükümetine bağlı birlikler, aralarında İslamcıların da bulunduğu silahlı gruplar ve IŞİD arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Hükümete bağlı güçler 2016 yılında Rusya’nın havadan verdiği bombardıman desteği ile Halep’te kontrolü yeniden sağlamıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Süper Lig: Galatasaray Bir Puana Razı Oldu

Süper Lig’in 14. hafta maçında Galatasaray ile Eyüpspor, Ali Sami Yen’de karşı karşıya geldi. Hakem Oğuzhan Çakır’ın yönettiği karşılaşma 2 – 2 berabere sona erdi.

Haber Merkezi / Galatasaray’ın gollerini 45+5. dakikada Barış Alper 47. dakikada Roland Sallai Eyüpspor’un gollerini ise 13. dakikada Emre Akbaba 71. dakikada Prince Ampem kaydetti.

Galatasaray bu sonuçla puanını 35’e, Eyüpspor ise puanını 23’e çıkardı.

Ligin bir sonraki haftasında Galatasaray, Sivasspor deplasmanına gidecek. Eyüpspr ise Samsunspor’u ağırlayacak.

13. dakikada kontratak fırsatı yakalayan Eyüpspor’da Halil Akbunar, sağ kanattan ceza sahasına girdikten sonra topu içeriye çevirdi. Arka direkte bulunan Emre Akbaba, meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. 0-1.

45+5. dakikada savunmanın uzaklaştırmak istediği top, ceza sahası sağ çaprazındaki Barış Alper Yılmaz’ın önünde kaldı. Bu oyuncu, düzgün bir vuruşla meşin yuvarlağı ağlarla buluşturdu. 1-1.

47. dakikada Sara’nın sağ taraftan ortasında Osimhen’in kafayla indirdiği topta Sallai’nin sert vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 2-1

71. dakikada Taşkın’ın uzun pasında ceza sahası içi sol çaprazdan Ampem’in vuruşunda top filelerle buluştu. 2-2

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Oğuzhan Çakır, Serkan Olguncan, Murat Ergin Gözütok

Galatasaray: Fernando Muslera, Metehan Baltacı, Davinson Sanchez, Abdülkadir Bardakcı (Berkan Kutlu dk. 39), Barış Alper Yılmaz (Elias Jelert dk. 85), Lucas Torreira, Gabriel Sara (Kerem Demirbay dk. 85), Yunus Akgün (Michy Batshuayi dk. 73), Roland Sallai, Dries Mertens (Hakim Ziyech dk. 85), Victor Osimhen

Eyüpspor: Berke Özer, Leo Dubois (Samuel Saiz dk. 55), Dorukhan Toköz, Luccas Claro, Caner Erkin, Taşkın İlter (Sinan Gümüş dk. 90+4), Halil Akbunar (Hüseyin Maldar dk. 90+5), Emre Akbaba, Tayfur Bingöl, Gianni Bruno (Prince Ampem dk. 64), Mame Thiam

Goller: Barış Alper Yılmaz (dk. 45+5), Roland Sallai (dk. 55) (Galatasaray) Emre Akbaba (dk. 13), Prince Ampem (dk. 71) (Eyüpspor)

Paylaşın

AK Parti’de Üçlü Değişim Kapıda!

31 Mart seçim yenilgisinin ardından büyük değişim beklentisi bulunan AK Parti’de, sadece parti yönetimi değil eşzamanlı olarak kabine ve Meclis grup yönetiminde de değişim bekleniyor.

Öte yandan yeni anayasa tartışmaları kapsamında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde de revizyona gidilebileceği kaydediliyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti’nin 8. Büyük Olağan Kongre süreci geçtiğimiz eylül ayı sonunda başlatıldı. 12 Ekim’de başlayan ilçe kongreleri bu ay sonunda tamamlanacak, ardından il kongreleri yapılacak.

AK Parti’nin büyük kongreyi mayıs ayında yapması bekleniyor. Ancak 31 Mart seçim yenilgisinin ardından büyük değişim beklentisi bulunan AK Parti’de, sadece parti yönetimi değil eşzamanlı olarak kabine ve Meclis grup yönetiminde de değişim bekleniyor.

Cumhurbaşkanının yerel seçimden bu yana partinin çeşitli kademelerinden yöneticileri ve milletvekilleri başta olmak üzere yüzlerce kişiyi dinlediğini, raporları okuduğunu ifade eden bir partili, kişilerin değil, kişilerle birlikte bir paradigma değişiminin şart olduğunu, hazırlığın da bu yönde olduğunu gösteren işaretler bulunduğunu söyledi. Beklenen üçlü değişimin ayrıca Cumhurbaşkanlığı Politika Kurullarına da yansıyabileceği konuşuluyor.

Öte yandan Yeni anayasa tartışmaları kapsamında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde de revizyona gidilebileceği kaydediliyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz bütçe görüşmelerinde, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin iyileştirilmeye, geliştirilmeye daha iyiye götürülmeye açık bir sistem olduğunu” söyledi.

evizyon kapsamında en çok konuşulan başlıklardan biri cumhurbaşkanının yardımcısının da seçimle gelmesi oldu. Bu öneri MHP’nin de anayasa teklifinde yer aldı. Cumhurbaşkanlığı bütçesinde konuşan AK Parti Uşak Milletvekili İsmail Güneş ise bunun doğru olmayacağı görüşünde.

Güneş, “Cumhurbaşkanı yardımcısının da seçimlere katılması doğru değil çünkü Cumhurbaşkanının daha aktif olması lazım, performansında düşüklük gördüğünde Cumhurbaşkanı yardımcılarını da değiştirebilmesi lazım, seçimle gelirse bunu yapması mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu.

Güneş’e göre buradaki eksiklik, Anayasada kaç tane cumhurbaşkanı yardımcısı atanacağının yazılmamış olması. Altılı Masa sürecinde çok sayıda cumhurbaşkanı yardımcısı atama planı yapıldığını hatırlatan Güneş, “Biz gördük ki geçen seçimlerde muhalefet elinden gelse 20-30 cumhurbaşkanı yardımcısı atayacak… Bu bir eksiklik, mutlaka bunun sayısının belirtilmesi lazım” dedi.

Paylaşın