İstanbul Barosu Başkanı Ve Yönetimine 12’şer Yıla Kadar Hapis Talebi

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, “Basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” ve “Basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamalarıyla 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, PKK terör örgütü mensubu oldukları öne sürülen ve haklarında yakalama kararı bulunan Nazım Daştan ile Cihan Bilgin’in ölümüne ilişkin İstanbul Barosu’nun yaptığı açıklama nedeniyle, Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla soruşturma başlattı.

Cumhuriyet’in haberine göre; Başsavcılık, baro yönetiminin görevden alınması ve yeni bir yönetimin belirlenmesi talebiyle asliye hukuk mahkemesinde de dava açtı. Başsavcılık, Adalet Bakanlığı’ndan alınan izinle yürütülen “terör” soruşturması kapsamında, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin ifadelerini “şüpheli” sıfatıyla aldı.

Soruşturmanın tamamlanmasının ardından hazırlanan fezleke, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Fezlekeyi inceleyen savcılık, “Basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” ve “Basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamalarıyla Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında iddianame düzenledi.

İddianamede, sanıkların 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması ve siyasi yasaklı hale getirilmesi talep edildi.

Terör örgütünün nihai amacını meşrulaştırma

Savcılık, baro yönetiminin yaptığı açıklamada, PKK mensuplarının gazeteci olarak tanıtıldığı ve güvenlik güçlerinin terörle mücadelede gerçekleştirdiği operasyonların savaş suçu olarak gösterilmeye çalışıldığı iddiasına yer verdi. Ayrıca, açıklamanın terör örgütünün nihai amacını meşrulaştırmaya hizmet ettiği ve örgüt üyeliğini özendirici nitelikte olduğu öne sürüldü.

İddianamede, baronun açıklamasıyla ilgili şu değerlendirmeler yapıldı: Devletin terörle mücadele faaliyetleri hakkında kamuoyunda yanlış algı oluşturulmaya çalışıldığı, terör örgütünün şiddet içeren yöntemlerini meşru gösterecek bir dil kullanıldığı, paylaşımların sosyal medyada geniş kitlelere ulaştığı ve kamu barışını bozmaya elverişli olduğu ifade edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yargılama izni verilmesi için dosyayı Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme, baro yönetimine iddianameyi tebliğ ederek, savunma yapmaları ve delil sunmaları için süre tanıdı. Yargılama izni verilmesi halinde, dosya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na geri gönderilecek ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde baro yönetimine yönelik “terör” davası açılacak.

Mahkemenin vereceği karar, baro yönetiminin hukuki geleceğini belirleyecek kritik bir adım olarak görülüyor.

Paylaşın

Sağlıklı Kilo Almak İçin Beş Besin Kombinasyonu

Kilo aldıran besin kombinasyonları genellikle yüksek kalori içeriğine sahip, karbonhidrat, yağ ve protein açısından zengin gıdaların bir araya gelmesiyle oluşur.

Haber Merkezi / Eğer amacınız sağlıklı bir şekilde kilo almaksa, enerji yoğunluğu yüksek ama aynı zamanda besleyici gıdaları tercih etmek önemlidir.

İşte bazı etkili kilo alma kombinasyonları:

Fıstık ezmesi ve tam tahıllı ekmek: Fıstık ezmesi sağlıklı yağlar ve protein sağlarken, tam tahıllı ekmek ise kompleks karbonhidrat sağlar. Üzerine biraz bal ekleyerek kalori oranını artırabilirsiniz.

Muz ve yoğurt: Muz hızlı enerji veren karbonhidrat içerir, tam yağlı yoğurt ise protein ve yağla bu kombinasyonu dengeler. Bir avuç ceviz ya da badem eklemek kaloriyi daha da yükseltir.

Avokado ve yumurta: Avokado sağlıklı tekli doymamış yağlarla doludur, yumurta ise protein ve ek kalori sağlar.

Kuruyemiş ve kuru meyve: Badem, fındık, kaju gibi kuruyemişler ile kuru üzüm, incir veya kayısı birleştiğinde hem kalori hem de besin değeri açısından güçlü bir atıştırmalık olur.

Peynir ve zeytinyağlı makarna: Zeytinyağı ve peynir ile desteklenmiş tam buğday makarnası, karbonhidrat, yağ ve protein dengesiyle kilo alımına destek olur.

Bunların yanında, porsiyonları artırmak ve gün içinde sık sık yemek yemek de kilo alımını destekler. Eğer daha spesifik bir hedefiniz varsa (mesela kas kütlesi artışı), protein ağırlıklı kombinasyonlara odaklanabilirsiniz.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Barışa Ve Kardeşliğe Giden Yol Kürtlerin Ulusal Birliğinden Geçiyor

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yaptığı ziyaretlere değinerek, “Barışa ve kardeşliğe giden yol ancak Kürtlerin ulusal birliğinden geçer” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin grup toplantısında konuştu. Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

“Merheba we hemûyan silav dikim, li ser seran li ser çavan hatin. Değerli arkadaşlar, hepiniz hoş geldiniz. Bu grup toplantımızda özellikle son dönem tartışmalarına dönük bir çerçeve ortaya koymaya çalışacağız. Buraya her çıktığımızda iyi temennilerle ve güzel sözlerle başlamak istiyoruz ama maalesef gaspçılar mükerrer suç işlemeye devam ediyor. İnfaz yakılıyor, daha yüksek cezalar veriyorlar ama bu kayyım meselesinde mükerrer suç işlemeye devam ediyorlar. Bıkmadılar, yorulmadılar.

Türkiye’nin gündemi başka, dünyanın ve Ortadoğu’nun gündemi başka. Bizler başka çalışmalar yapıyoruz. Sadece Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında barışı nasıl sağlarız, barışa nasıl ulaşırız diyoruz. Onlar ise dur durak bilmeden kayyım atamaya devam ediyorlar. Bakalım bu gaspçı ve inkarcı anlayış nereye kadar bunu devam ettirecek. Kars’ı bilirsiniz, Türkiye’nin en renkli kentlerinden biridir. 10-12 inanç grubu bir arada yaşıyor.

Bu sistemin ötekileştirme politikalarına rağmen Kars’ın Azerisi, Terekemesi, yerlisi, Malakanı, Ermenisi, Çerkesi, Türkmeni, Zazası, Türkü Kürdü asla karşı karşıya gelmedi. Bir arada yaşamın en örnek kentidir Kars. Kağızman da öyledir, renklidir. İnsanlar bir arada yaşıyor, sandık sonuçlarına saygı gösteriyor. Orada seçilen yerel yönetimlerimiz de kapsayıcı bir tutum sergiliyor. Ancak Kars gibi mozaik bir kentin en güzel ilçelerinden biri olan Kağızman’ı gasp ettiler, kayyım atadılar.

Belki bilmezseniz, hep Malazgirt falan diye başlanır ama Türklerin Anadolu’ya ilk girdiği yerlerden biri Kars’tır. Malazgirt’ten çok öncedir. Kağızman’dır. Kars’ta tam da o mozaiğe ve renkliliğe uygun bir söz vardır: ‘Ekmek yediğin sofraya bıçağını saplamayacaksın. Yoksa sana namert derler’. Bu söz sadece bir söz değildir. Halkların birlikte yaşamasından, o tarihsel ilişkilerden süzülerek gelen bir sözdür. Yediğin sofraya ihanet etme, bıçak saplama diyor Kars’ın Terekemesi, Azerisi, Kürdü, Ermenisi, Malakanı. Bugün o kapıları çalarak da girebilirlerdi ama kırarak giriyorlar. Bu kapıları kıran ve Kağızman’ın iradesini gasp eden anlayışı kınıyorum.

Bu yol, yol değildir. Yanlış bir yoldan gidiyorsunuz ve defalarca haykırıyorsunuz. İnsan biraz çekinir ya! Bu kumpasçı akıldan inşallah bir gün kurtulacağız. Biz, barış adına bütün arkadaşlarımızla birlikte önemli bir çabanın haysiyetiyle yaşıyoruz. Haysiyet! Peki, bu kayyım atayanlar ne için yaşıyor Allah aşkına? Biz haysiyet derken onlar gaspçılıkla, kumpasçılıkla ve sandık sonuçlarını yok sayarak tam olarak ne yapıyor, ne yapmak istiyor? Herkesi haysiyete çağırıyoruz. Bu yoldan vazgeçin, kayyımlarınızı geri çekin. Halkın iradesi tekrar Kağızman başta olmak üzere kayyım atanan belediyeleri yönetsin.

Evet bir dönüm noktasındayız. Biz öyle değerlendiriyoruz. Gerçekten bir dönüm noktasındayız. Türkiye ve Ortadoğu halklarının kaderini değiştirecek yeni bir başlangıcın eşiğindeyiz. Hepimizin on yıllarını etkileyecek bir dönüm noktasındayız. 100 yıl önce kurulan modern ulus-devlet kurtuluş ruhuna ters düştü ve devlet ile halk arasına derin bir uçurum koydu. Halk kendi devletine yabancılaştı, aidiyet duygusunu yitirdi. Sistemin ötekileştiren, reddeden, inkarcı, baskıcı tunç elinden dolayı halk yabancılaştı.

Devlet her fırsatta demokrasiden, haktan, hukuktan ve özgürlüklerden kaçtı. 100 yıldır halkı tek tipleştirmeye çalıştı. Ancak Kağızman’da olduğu gibi bir türlü bunu başaramadı, başaramayacak da. Türkiye halkları, Kürtler başta olmak üzere, 100 yıldır mücadelesiyle bu tek tipleştirmeye ve tek kimliğe sığmadı; hep kendi rengi ve kimliğiyle var oldu. Bütün farklılıklara rağmen bir arada yaşamın iyi bir örneğini veren kentlerimiz de var Kars gibi. İşte tam da bu renkli mozaiğin yaşaması için bir arada insanca ve kardeşçe yaşamanın, birbirine saygı göstermenin mücadelesini veriyoruz.

Bu dönüm noktasının heyecanını yaşıyoruz. Tam umutlanıyoruz ama beyefendiler başka başka şeyler yapmaya devam ediyor. Yaşar Kemal’in dediği gibi, ‘Demir olsaydık çürürdük, toprak olduk da dayandık’. Bu zulme, emin olun, çelik bile dayanmazdı. Bu zulmün karşısında duran ve kendi kimliğini yaşatan Kürtlere, Alevilere, devrimcilere, tüm ötekilere bin selam olsun! Ayakta durdular, dayanarak bugünlere geldiler.

Gördük ki aslında o reddedilen kimlikler bir arada yaşayabiliyor, bir arada yaşamın en güzel örneğini ortaya koyuyorlar. Kars’ta en yoksul, en emekçi insanın düğününe gittiğinizde görürsünüz ki sadece kendi dili ve kültüründen müzik çalmaz. Kürt ise Kürtçeyle başlar, Azericeyle devam eder ve Terekemeceyle bitirir. Terekeme ise oraya konuk olarak gelen Kürtlerin de şarkılarını çalar. Retçi ve inkarcı akıl Karsa baksaydı, Kars ruhunu uygulayabilseydi bugün başka yerlerde olabilirdik.

Biz her yerde diyoruz ki farklılıklar zenginliktir, farklılıklarımız birliğimizin güvencesidir. Hem “bir arada, bir olalım, birlikte olalım, güçlü olalım” diyorsunuz hem de o birliği oluşturan kimi etnik ve inanç gruplarının kimliğini tanımıyor, yok sayıyorsunuz. Peki, yok saydığınız insanlarla nasıl bir olacaksınız, nasıl birlikte olacaksınız? Nasıl güçlü olacaksınız? Değişen Ortadoğu ve dünyada bir yer nasıl tutacaksınız? Bu soruların cevabını istiyoruz. Kimliği, inancı ve dili ne olursa olsun herkesin acı çektiği bir asrı geride bırakabiliriz.

Saydığım bütün olumsuzlukları, günlere sığmayacak uzunluktaki bu anlatımı artık geride bırakabiliriz. O yok sayan aklın yerine, herkesin rengiyle ve kimliğiyle var olduğu bir sürecin kapısını aralayabiliriz. Türkiye’deki zemin bugün buna müsait. Bunu tartışıyoruz. Baskılara, zorluklara, tutuklamalara, kayyımlara rağmen umudu büyüttük, direndik, barışı mümkün hale getirdik. Yok sayanlara karşı barışı mümkün hale getirmek büyük bir başarıdır. Barışı mümkün hale getirenlere bin selam olsun! Barışı tartışanlara bin selam olsun!

Artık demokratik ve müreffeh bir Türkiye’de yeni bir asra yelken açabiliriz. Bunun koşulları var. Biraz samimi olsalar, emin olun ki önümüzdeki günlerde bu dediğimiz konular Türkiye’nin temel gündemi olacak. Bu gülünç ve kötücül aklın ortaya koyduğu pratikleri belki buralarda tartışmayacağız. İsimlerimiz farklı olabilir, dillerimiz farklı olabilir, bulunduğumuz odalar farklı olabilir ama çektiğimiz acının yükü hepimiz için aynıdır, döktüğümüz gözyaşlarının rengi aynıdır.

Hakkari’deki Kürt genci toprağa düştüğünde annesinin döktüğü gözyaşı ile Edirneli genç toprağa düştüğünde annesinin döktüğü gözyaşını kim ayırabilir? O duyguyu birbirinden kim ayrıştırabilir? Şimdi modern Türkiye tarihinin en acı dolu sayfasını kapatabiliriz. Acıyı anlatmayacağım. Yaşadınız, biliyorsunuz. Dedeleriniz anlatıyor, resmi olmayan tarihi anlatıyor. Uygulamaları ve pratikleri zaten o acılı tarihi anlatıyor.

Bembeyaz bir sayfa açabiliriz. Bu sayfayı demokrasi, eşitlik ve özgürlükle ilmek ilmek dokumak bizim elimizdedir. Bu renkleri bir esere dönüştürmek kadar güzel bir şey olabilir mi? Bir kilim düşünün ki Hakkari’nin motifi olmayacak, Karadenizlinin rengi olmayacak, İç Anadolu’nun renkleri olmayacak, Alevinin rengi olmayacak. Tek renge bürünmüş şey çekici ve demokratik olmaz ve hiçbir zaman insana güzel bir duygu vermez.

İşte bütün renklerin içerisinde olduğu bir Türkiye’yi ilmek ilmek hep birlikte dokumak bizim elimizde. Biz buna varız, yıllardır bunun için mücadele ediyoruz. Sadece kendi renklerimizi nakşedelim demiyoruz, hep birlikte nakşedelim. Ehmedê Xanî’yi de nakşedelim, Aşık Veysel’i de nakşedelim. Çobanoğlu’nu da Mahsuni’yi de nakşedelim. Ama onlar tek bir şeyi nakşetmeye çalışıyorlar.

Bunun da Türkiye’yi getirdiği noktayı hep birlikte yaşıyoruz. Birlikte yaşamak, birlikte kazanmak demektir. Evet, bu ülkenin kaybettiği çok şey var. Ekonomisini, itibarını, mutluluğunu kaybetti. Trafikte korna yüzünden insanlar birbirini katlediyor, linç ediyor. Anneleriyle telefonda Kürtçe konuşan insanlar linç ediliyor. Kürtçe müzik çaldıkları için insanlar evlerinden atılıyor, kira sözleşmeleri iptal ediliyor. Dolayısıyla birlikte kazanmak istiyorsak renklerimizle beraber olacağız, birlikte olacağız. Birbirimizin rengine, kimliğine, diline ve kültürüne saygı duyacağız.

Alın size birlikte güçlü demokratik bir Türkiye! Bu Türkiye’yi biz istiyoruz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Siyasetçilerin idam edildiği, insanların darbe mahkemelerinde yargılandığı, KHK’li olduğu, işinden ve aşından olduğu bir dönemi geride bırakabiliriz. 100 yıldır üzerimizde dolaşan vesayet ve darbe kara bulutlarını dağıtabiliriz. Hukuktan uzak ve halktan kopuk düzen yerine demokratik bir ülke inşa edebiliriz. İşte tam da bu noktada, Yaşar Kemal’in İnce Memedleri olarak, bizler hayal ettiğimiz Türkiye’yi birlikte kurabiliriz.

Öyle bir dönemdeyiz ki atacağımız her adım, alacağımız her karar hepimizin geleceğini belirleyecek. Alacağımız karar ve atacağımız adımlar, sadece 85 milyonun geleceğini belirlemeyecek; daha doğmamış, on yıllar sonra doğacak çocukların da geleceğini etkileyecek. Tarihi bir kavşakta olduğumuzu biliyoruz ve her adımımızı buna göre atıyoruz. Toplumsal uzlaşının ve onurlu bir çözümün kapısını aralamak için büyük bir emek ve çaba sarf ediyoruz.

Herkesin gözü Sayın Öcalan’ın yapacağı çağrıya çevrilmiş durumda. Dünyanın dört bir yanından bize mesajlar ve sorular geliyor. Büyük bir merak ve heyecan var. Milyonlarca insan bu sefer çözüm olsun diye dua ediyor. Emin olun ki Türk, Kürt, Azeri, Terekeme fark etmiyor, çünkü bu halk artık barış istiyor, artık yoruldu. Bu halk adalet ve özgürlük istiyor, kavga etmeden birlikte yaşamak istiyor.

“Barışa ve kardeşliğe giden yol Kürtlerin ulusal birliğinden geçer”

İmralı Heyetimiz yakın zamanda Kürdistan Bölgesel Yönetimine bir ziyaret gerçekleştirdi. Çok verimli geçtiğini zaten heyetimiz paylaşmıştı. Sayın Mesut Barzani, Sayın Bafil Talabani, Sayın Kubat Talabani, Sayın Neçirvan Barzani, Sayın Mesrur Barzani ve YNK Başkanlık Divanlık Divanı Üyesi Şeyhnaz İbrahim Ahmed ile çok önemli görüşmeler yaptı heyetimiz. Ulusal birlik adına tarihi adımlar atıldı.

En önemlisi de Kürt halkının önemli liderlerinden Sayın Mesut Barzani, görüşmede Sayın Öcalan’ın çözüm perspektifine güçlü bir destek sunduğunu açıkça ifade etti. Bu, tarihi bir duruştur; Kürtler bir arada ve birliktedir. Kürt siyasetini ayrıştırma politikalarınıza rağmen, Sayın Mesut Barzani ve Federe Kürdistan Bölgesindeki bütün siyasetçiler barıştan yana olduklarını ve Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu çözüm perspektifini desteklediklerini söyledi. Bu tarihi duruşa kıymet verin.

Yine Sayın Bafil Talabani de babası Mam Celal gibi bu süreci destekleğini, üzerine düşen her sorumluluğu yerine getireceğini belirtti. Bu sahiplenme, barış ve birlik yolunda büyük bir adımdır. Bu destekler tarihidir, çok kıymetlidir. Çünkü biliyoruz ki barışa ve kardeşliğe giden yol ancak Kürtlerin ulusal birliğinden geçer. Hewlêr’den Amed’e, Mardin’den Kobanî’ye ve Kirmanşah’a kadar bütün Kürtler, “Biz barışa hazırız” diyor. Ne güzel bir tablo!

Türkiye’nin dört bir yanındaki bütün halklar barış olsun istiyor. Herkes barışa ulaşmayı sabırsızlıkla bekliyor. Sokak hazır, toplum hazır. Her gün çeşitli kentlerde toplantılar yapıyoruz. Siyaset büyük oranda hazır. Dünyanın dört bir yanında insanlar bu çözüme destek veriyor. Peki, iktidar da barışa hazır mı? İktidar da barışa hazırsa, halkların demokratik geleceğini birlikte inşa edebiliriz. Demokratik cumhuriyeti birlikte inşa edebiliriz. Unutmayalım ki hukuk ve özgürlükten yoksun bir yerde ne devlet ne de insan mutlu olur.

Yıllardır hukukun ve adaletin olmadığı bu ülkede ne toprak ne taş ne ova ne ağaç ne de insan mutlu oldu. Toprağın ve insanın mutluluğu demokrasiden geçiyor. Biz inançlıyız, değerli arkadaşlar. Yaptığımız çalışmalardan, ortaya koyduğumuz iradeden, sorumluluğumuzu bilen söz ve pratiklerimizden dolayı siz de biliyorsunuz ki kararlıyız. 100 yıllık acılı defteri kapatıp Türkiye’yi barışa ulaştıracak iradeyi ortaya koymaya hazır olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum.

Türkiye tarihine damgasını vuran iki önemli günün haftasındayız. 28 Şubat Darbe Girişimi ve 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatının yıldönümünün olduğu haftadayız. 28 Şubat hem demokrasinin kesintiye uğradığı bir darbenin tarihini hem de Kürt sorununda barış umudunun yeşerdiği Dolmabahçe ruhunu hatırlatıyor. Türkiye 1997’deki gibi darbe kıskacı ile 2015’teki demokrasi ve barış umudu arasında bir tarih yaşadı.

Bizim tutumumuz nettir: 97’de yapılan darbeye karşıyız, 2015’teki demokratik çözüm umudunun da yanındayız. Türkiye’yi darbe-demokrasi sarkacından kurtarmaya hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum. Demokrasi-darbe mekaniğinden kurtulalım artık. Sayın Erdoğan dünkü kongrede darbe mekaniğinden bahsetti. Darbe mekaniğinin panzehiri demokrasidir, özgürlüklerdir. Darbe mekaniği varsa, darbe mekaniğinin işlediğini düşünüyorsanız, bunun karşısında durmanın en iyi yolu demokrasi ve özgürlükleri büyütmektir Sayın Erdoğan. 2025 yılının bu kritik haftasında, Dolmabahçe’nin demokratik çözüm ruhunu destekliyoruz.

Aynı şekilde 28 Şubat’ın darbe izlerini hem sorguluyor hem lanetliyoruz. ‘Ya silah ya siyaset’ diyenleri Dolmabahçe Mutabakatının ruhuna bakmaya davet ediyoruz. O ruh, Sayın Öcalan’ın dediği gibi, silahların susması ve siyasetin konuşmasıdır. Gelin Sayın Öcalan’ın kalıcı çözüm çabasını barışla taçlandıralım. Çatışma döngüsünü kırmanın bir fırsatı olarak görelim bu çağrıyı. Gelin, çatışmanın değil çözümün, korkunun değil huzurun Türkiye’sini hep birlikte inşa edelim.

Kürt-Türk ilişkilerinin tarihi acı deneyimlerle ve aynı zamanda olumlu referanslarla doludur. Bu kürsüde birçok defa bu olumlu referansları dile getirdik. Şimdi size başka bir örnekle bu tarihin olumlu referanslarından birisini anlatacağım. Tarihin ışığını 1530’lu yıllara çevirelim. Kürt-Türk ilişkilerinde çok önemli bir tarihtir 1530. Birileri unutmuş olabilir, birileri bunu tarihin tozlu raflarında gizlemiş olabilir ama tarih unutmaz, biz unutmayız. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kürtler ile yapılan bir anlaşma var. Bir kanunname hazırlanıyor.

Bu kanunname Türk-Kürt ilişkilerine hukuki bir çerçeve koyuyor. Bunu yazılı bir hale getiriyor. Bazı kaynaklarda “Diyarbakır Eyaleti Kanunnamesi”, bazılarında ‘Kürdistan Kanunnamesi’ olarak geçiyor. Bu kanunname devlet arşivlerinde var. Kanuni Sultan Süleyman bu anlaşma için diyor ki ‘Yüce Allah’ın birliğine yemin ederim ki Kürdistan beyleri ile aktettiğim bu anlaşmayı hiçbir şekilde ihlal etmeyeceğim.’ Devamında da diyor ki, ‘Kim bu anlaşmayı bozarsa Allah onu kıyamet günü zalimler, günahkarlar ve suçlular arasında yargılasın’. Öyle bir anlaşma yapıyor ki Kürtlerle, o kadar güveniyor ve inanıyor ki bu sözleri sarf ediyor. Bu kadar net. Ama ne oldu?

Bu sözleşme ilerleyen süreçlerde kesintiye uğradı, yok sayıldı. Biz bu tarihsel ortaklıkların kıymetini çok iyi biliyoruz ve bu referansları önemsiyoruz. O yüzden diyoruz ki duayla başlayan süreç bedduayla bitmemeli. Bugün ‘Osmanlının torunuyum’ diyenler, bu tarihsel anlaşmanın ruhuna niye sahip çıkmıyor? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Kanuni Sultan Süleyman derler, diziler yaparlar, kitaplar yazarlar, resimlerini odalarına asarlar ama bu tarihsel anlaşmayı asla dile getirmezler. Bu ruha ters düşenler aslında Kanuni’nin bedduasını alacaklar. Bunu iyi bilsinler.

Sayın Erdoğan kongresinde, ‘Köküne küs ağaç yeşermez’ diyordu. Buyurun, bu ülkeyi yeniden hep birlikte yeşertmek için önce tarihimizle yüzleşelim, barışalım. Ortak paydalarda buluşalım. Em dibêjin her dar li ser koka xwe şîn dibe. Em dibêjin her ax her çand pîroz e, biqîmet e. Werin koka darê em bi hev re şîn bikin. Unutmayalım ki tarih sadece geçmişin değil bugünün de aynasıdır. Kürt sorununun çözümü aynaya bakmaktan geçer, aynayı kırmaktan geçmez. Gelin bir de tarihin projeksiyonunu bu kez 104 yıl öncesine çevirelim ve 1921 Anayasasına bakalım.

1921 Anayasasının birçok eksiği var. Bunu biz de biliyoruz. Ama Türkiye tarihinde yerinden yönetimi esas alan tek anayasadır. Özellikle Kürtlerin ve diğer halkların, kimliklerin dillerine ve yerel yönetimlerine saygı gösteren bir anlayış var. Bugün yerele saygı göstermeyenler, iradenin yerine kayyım atayanlar gibi değildi. Fakat ne oldu? 1924’te bu anlayış ortadan kaldırıldı. 1530’larda olduğu gibi.

Kürt sorununda bastırma-direniş ikileminin kapısı açıldı. Ne olduysa 24’ten sonra oldu. Kimliğini reddettiği insan, inancını reddettiği insan direndi, o da bastırdı. O varım dedi, diğeri yoksun dedi. O direndikçe, diğeri de ülkenin bütün ekonomisini ve enerjisini çarçur etti, ülkeyi uçurumun kenarına getirdi. Aşırı merkeziyetçi anlayışla demokrasi darbe mekaniğinin tornasına yerleştirildi. İşte darbe mekaniğini de 1924’ten sonra başlayan inkarcı politikalar oluşturdu.

Cumhuriyetin kurucu iradesinin mirasına sahip çıkanlara da soruyoruz: Madem kuruluş sürecinin iradesine sahip çıkıyorsunuz, o halde neden 1921 Anayasasını görmezden geliyorsunuz? Oy alırken o tarihi mirasa sahip çıktıklarını söylüyorlar ama halkları tanıyan, yerel yönetimlerin özgünlüğünü tanıyan 21 ruhunu asla dile getirmiyorlar. Neden Türk-Kürt ilişkilerini içeren 1920 ruhunu hiçe sayıyorsunuz? Neden 1920 ruhuna uygun güncellenmiş bir dil pratik ve yol haritası ortaya koymuyorsunuz? Bu soruları soruyoruz.

Osmanlı’dan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar bu ortak yaşam adımlarını hatırlamalıyız, tarihsel karşılaşmaları doğru okumalıyız. Demokratik cumhuriyet çatısı altında bütün halklar ve inançlar özgür ve mutlu yaşasın. Sayın Öcalan’ın önümüzdeki günlerde yapacağı çağrı tarihin barışa dönük yüzünü canlandıracak önemli bir adım olacaktır. Bu tarihi çağrı hepimize büyük bir sorumluluk yüklüyor.

Biz bu sorumluluğu sırtımızda, omuzlarımızda, başımızda taşımaya hazırız. Dünya değişiyor, Ortadoğu değişiyor, yaşam değişiyor. Gelin, hep birlikte biz de değişelim; rotamız demokrasi, rehberimiz barış olsun diyoruz. Gotineke me heye dibêje dema mirov got heq çem disekine av dimiçiqe. Em jî dibêjin aştî heq e, edalet heq e, çareserî, maf heq e. Werin heqê gelan nas bikin.

Bugün böyle daha çok bu sürece değindik. Genel memleket meselelerini bu grup toplantımızda dile getirmedik. Gerçekten tarihi bir eşikteyiz. Bu tarihi kapıları barışa, kardeşliğe ve özgürlüğe açmaya çalışan Kürtler kadar, umarım ki bu ülkeyi yönetenler de samimi olur. Ramazan ayına gireceğiz. Ramazan ayının ülkemize, ülkemizde yaşayan inançlı insanlarımıza, Müslüman alemine barış, demokrasi ve özgürlük getirmesini diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

“Çağrının ciddiyetine uygun bir formül bulunsun”

Partisinin grup toplantısının ardından, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “Görüntülü mesaj için mevzuat yok” açıklamasına dair soruyu yanıtlayan Bakırhan, “Birçok konuda mevzuat yarılıyor. Başka yaklaşımlar da ortaya konuluyor. Böylesi tarihi bir meselede yapılacak çağrının ciddiyetine uygun bir formül bulunsun diyoruz. Bulunacağına da inanıyorum” dedi.

Bakırhan, Abdullah Öcalan’dan ne zaman çağrı yapılacağına dair soruya şu yanıtı verdi: “Bir çağrı olacak ve bu yakın zamanda olacak. Tarihi hakkında şu anda bir şey söyleyemiyorum” diye kaydetti. Bakırhan, görüşme için başvuru yapılıp yapılmadığına dair soruya ise, “Bunlar teknik meseleler. Başvuru yapılmıştır. Onlar adına bir şey demeyeyim” diye kaydetti.

Bakırhan’ın bu sözleri sonrası 3’üncü görüşme için başvurunun yapıldığına dair haberler geçildi. DEM Parti Basın Bürosu, bilgilendirme notu paylaşarak, başvurunun yapılmadığına işaret ederek, Eş Genel Başkan Bakırhan’ın söz konusu durumu “bir ihtimal” şeklinde dile getirdiğini paylaştı. Açıklamada, başvuruya dair hazırlıkların devam ettiği ifade edildi.

Paylaşın

Galatasaray’dan Mourinho Hakkında Suç Duyurusu: Gerekçe “Irkçı Açıklamalar”

Galatasaray, Fenerbahçe Teknik Direktörü Jose Mourinho hakkında beraberlikle sonuçlanan derbinin ardından yaptığı açıklamalar nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını açıkladı.

Galatasaray Spor Kulübü’nün resmi sosyal medya hesabından hem Türkçe hem İngilizce paylaşılan açıklamada, Jose Mourinho hakkında ırkçı söylemleri nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi.

Açıklamada, “UEFA ve FIFA nezdinde de şikayetçi olacağımızı bildiririz. Tüm bu girişimlerimizin yanında ‘ahlak timsali’ rakibimizin teknik direktörlerinin bu söylemi hakkında göstereceği tavrı takip edeceğiz” ifadelerine yer verildi.

Galatasaray, 0-0 beraberlikle sonuçlanan derbinin ardından yaptığı açıklamalar nedeniyle Fenerbahçe teknik direktörü Jose Mourinho hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını açıkladı.

Galatasaray Spor Kulübü’nün resmi sosyal medya hesabından hem Türkçe hem İngilizce paylaşılan açıklamada, “Türkiye’de çalışmaya başladığından beri düzenli olarak Türk insanını aşağılayıcı sözler sarf eden Fenerbahçe Teknik Direktörü Jose Mourinho, bugün ahlak dışı ifadelerine insanlık dışı söylemleri de eklemiştir” denildi.

Mourinho hakkında ırkçı söylemleri nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulacağı belirtilen açıklamada, “UEFA ve FIFA nezdinde de şikayetçi olacağımızı bildiririz. Tüm bu girişimlerimizin yanında ‘ahlak timsali’ rakibimizin teknik direktörlerinin bu söylemi hakkında göstereceği tavrı takip edeceğiz” ifadelerine yer verildi.

Fenerbahçe, Jose Mourinho’nun derbiden sonra söylediği sözlerle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Futbol Takımımız ile Galatasaray arasında oynanan maçtan sonra gündemi meşgul eden bir konu üzerine bu açıklama zaruri olmuştur.

Teknik Direktörümüz Jose Mourinho’nun maç sonunda ortaya koyduğu bir söylem, bağlamından tamamen koparılarak kasıtlı şekilde çarpıtmaya çalışılmıştır.

Aklıselim her insanın görüp anlayacağı üzere; Jose Mourinho’nun maç sırasında rakip takım teknik heyetinin hakem kararlarına aşırı tepkisini betimlemek amacıyla kullandığı bu ifadeler, hiçbir şekilde ırkçılıkla ilişkilendirilemez.

Bu söylemi ırkçılık söylemi gibi göstermeye çalışmak tamamen art niyetli bir yaklaşımdır. Rekabeti saha dışına çıkarmak, gündemi değiştirmek ve manipüle etmek adına atılan bu aciz iftira ile ilgili hukuki haklarımızı kullanacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”

Chelsea, Manchester United ve Tottenham Hotspur gibi İngiliz takımlarının eski menajeri Jose Mourinho, daha önce de Türk futbol yetkilileri ve hakemleri hakkındaki yorumları nedeniyle para ve men cezası almıştı.

Portekizli teknik adam, maçın ardından düzenlediği basın toplantısında yine Türk hakemleri eleştirerek, şunları söyledi: “Maçtan sonra hakemlerin soyunma odasına gittim. Tabii ki dördüncü hakem oradaydı, bir Türk hakem. Dördüncü hakeme döndüm ve (dedim ki) ‘Bu maç, eğer sen hakem olursan bir felaket olur’ ve bunu söylediğimde genel eğilimi söylüyorum.”

“Maymun gibi zıpladılar”

Mourinho ayrıca hakem Vincic’i, maçın başlarında savunma oyuncusu Yusuf Akçiçek’e sarı kart göstermediği için övdü ve hakeme teşekkür etti. 62 yaşındaki Fenerbahçe Direktörü, maçtaki bir pozisyondan bahsederken, “Hakeme teşekkür etmeliyim. Bahsettiğim pozisyonda rakip kulübedeki herkes maymun gibi oyuncunun başında zıplıyordu” yorumunu yaptı.

Paylaşın

AK Partili Efkan Ala’dan “Abdullah Öcalan” Açıklaması: Silah Bırakma Çağrısı Bekliyoruz

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala, “Terörsüz Türkiye hedefi ile çalışmalarımızı yürütüyoruz. Türkiye bu prangalarından kurtulmalıdır” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin etrafında olup bitenleri görüyoruz. Günübirlik tartışmalar, birtakım polemikler hoşa gidebilir ama biz gerçekten bu ülkenin acı çekmeden, o prangalarından kurtularak 85 milyonun acı çekmemesini istiyoruz. Terörsüz bir Türkiye’yi sağlayalım artık. Çok bedel ödendi. İnsanlarımız hayatını kaybetti, şehitlerimizin bu memleket için canlarını verdi, birçok kardeşimiz gazi oldu.”

Efkan Ala, konuşmasının devamında, “Şu anda silah bırakma çağrısı yapılabilir. Biz de bunu bekliyoruz. Siyaset sadece bir şeyi beklemez. Beklenenin yapılması için çalışmalar yapar. Biz terörsüz Türkiye olsun diye çalışmalar yaptık. Bu çalışmaların sonuç almasını arzu ediyoruz. Herkes katkıda bulunmalı buna. Büyük bir ihtimalle sonuç alınabilir. Burada tırnak içinde temkinli bir iyimserlik içerisindeyim” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala, Habertürk TV’ye konuştu. Efkan Ala’nın programdaki açıklamaları şöyle:

“Siyaset üretmeyen kendi aralarında spekülasyon için kurdukları cümlelerle yönetmiyoruz biz Türkiye’yi. Yetişmiş insanların başka partilerde görev almış, Türkiye’nin etrafında olup biteni görüp hedeflerine doğru yürümesinin zorunluluğunu anlayan, AK Parti ile sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte olmanın daha çok katkı sağlamaya fırsat vereceğini gören kişilerin bizimle yol yürümesinden büyük memnuniyet duyarız. Burada hem Kürşat Bey hem Serap Hoca, Nedim Bey, sayın Ensarioğlu burada daha çok katkıda bulunma imkanı gördükleri için buradalar.

O partilere girerken hedefleri buydu ancak o partiler kendi sorunlarını çözmekle meşgul iken, Türkiye Türkiye’nin sorununu çözecek kadroları alıyor. Biz bir pazarlık içerisinde değiliz. Kurulduğu günden bu güne uyguladığı proje, yaptığı yatırımlarla, koyduğu vizyonla, hedeflerle Türkiye’yi yönetmeye çalışan kadroyuz. Bunu görenler de elbette AK Parti’nin içinde politika yapmak için tercihte bulunuyorlar. Bunu selamlarız. Bakın gelen arkadaşlara kendilerini ispat etmiş arkadaşlarımız.

Cumhur İttifakı’nın şu anda hükümet olma sıkıntısı var mı? Biz bir pazarlıkla iş yapmıyoruz ki. Tarzımız da değil. Daha önce olanlarla kıyaslanacak durum yok. Önümüzde seçimsiz, 3-4 yıllık dönem var. Siyaset mevzuata sığmaz. İnsanlar amaçlarıyla bunu değerlendiriyorlar. Başka partilerde de değişim oluyor. Onun amacını hemen fark ediyor vatandaş. Burada güçlü bir ittifak içerisinde yürüyen mekanizma var. ‘Ben de katkıda bulunayım’ diyen arkadaşlardan bahsediyoruz. Burada vizyona, projeye, programa katkıda bulunma arzusu var.

TÜSİAD bir iş adamları derneği. Elbette Türkiye’nin iş dünyasında önemli yeri var. Fakat siyasi sicili temiz değildir TÜSİAD’ın. Ne zaman boşluk bulsa, siyasete siyaset dışı müdahalelerde bulunma imkanını değerendirmiştir. Bu eski Türkiye’de sonuç alıyordu. Şimdi bizim getirdiğimiz aşamada Türkiye’de vesayet odakları kalkmıştır. TUSİAD’ın açıklamasına bakın. Ekonomiyle ilgili kısmına bir şey söyleyen yok. İşleri üretim. Bu alana söylediklerine ilişkin bir eleştiri yok. TÜSİAD’ın iş adamları olarak Genelkurmay Başkanlığı’ndaki askeri disipline ilişkin soruşturmasına dair ne gibi bir görevi ve vazifesi var?

Demek ki demokrasiden değil oligarşiden yana Devletten beslendikleri dönemleri hatırlatırcasına daha fazla üretim, daha fazla ihracat talepleri yerine gidiyorlar kendileri ile ilgisi olmayan alanda, tamamen devlet kurumunun kendi kuralları içerisinde ele alması gereken hususta fikir beyan ediyorlar ve yüksek perdeden konuşuyorlar. Milli Savunma Bakanlığı’nca yürütülen Genelkurmay ve Kara Kuvvetleri yetkisi içinde olan teğmenlerin hangi kararlar alınacak, ne olacak konusuna ilişkin açıklamaları neden yapıyorlar? Dünyanın her yerinde askeri meseleler asker içerisinde soruşturulur, neticelendirilir. Bunun iş dünyasıyla ne ilgisi var?

Daha önce bu tür konularda, böyle meselelerde demokrasiden yana değil demokrasiden yanaymış gibi gözüküp, siyasete müdahale dili kullandılar. Şimdi de bunun başka versiyonu piyasaya sürülmüş durumda. Biz bu kadar vesayet odağı ile mücadele edip Türkiye’ye getirmiş partiyiz. Hem sayın Cumhurbaşkanı hem de biz sözün ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. Ekonomik ile ilgili değerlendirmelerine sert tepki göstermiş değiliz. TSK’nın kendi iç disiplinini ilgilendiren bir konuda neden açıklama yapılır?

85 milyon insanı, yangın yerine dönmüş bölgede Türkiye’nin yönetimiyle uğraşıyoruz. Memurların, yargının yaptığı işler içinde her gün her şeyi konuşarak vaka bazında bakıp yer alamayız. Meseleyi oradaki kişiler karar veriyor. Görevler, yetkiler icra edilir, bir yanlış varsa karşıdaki kişiler avukatlarıyla itiraz eder, mekanizma işler. Bu tartışmalar siyaseti vakalara indiriyor, sonra Türkiye zaman kaybediyor. Burada çok ciddi iniyisatif alarak ‘gelin Türkiye’yi ileriye taşıyacak meseleleri ele alalım’. Her vaka bazındaki meseleye ele alırsak buradan çıkamayız. Yanlış olur.

“İleri demokrasiyi savunuyoruz”

Temel yaklaşımımız Türkiye’nin gelişmiş demokrasiye sahip olmasıdır. Önemli mesafeler aldık. Bu ülkede en temel hak ve özgürlükler, inanç hürriyeti, düşünce, girişim özgürlüğü kısıtlıydı. Çocuklar üniversite kapılarında bekletiliyordu, anneler babalar askeriyeye alınmıyordu. Siyasetin sunduğu imkan ve reformlarla giderildi bunlar. Sayın Cumhurbaşkanımız ve bizler sürekli Türkiye’nin ileri demokrasiye kavuşması gerektiğini dile getiriyoruz. Anayasa, sistem değişikliğini biz gündeme getiriyoruz. Arzu ederiz ki, muhalefet de buna katkıda bulunsun, Türkiye’yi gelişmiş demokrasiyle buluşturalım. Özellikle CHP, bir sorun çıktığında sorunun adresi olarak AK Parti, sayın Cumhurbaşkanımızı ve bizleri gösteriyor.

Çare için davet ettiğimizde gelmiyorlar. Millet bunlardan bıkmış ki teveccüh göstermiyor. Hangi çözüm önerisini dile getiriyorsunuz? İş dünyasından olup devletten beslenip oligarşik yapıların oluşması da mümkün bir yandan sürekli afaki vaatler bulunarak popolizme kayması mümkün. Bu iki yanlış arasında doğru olarak gitmek, demokrasi koridorunda ilerlemekle mümkündür. Gelin 12 Eylül Anayasası’nı kökten değiştirelim, hak ve özgürlükleri garanti altına alan, Türkiye’nin daha iyi işlemesini sağlayan temel hak ve özgürlüklerle birleştirecek anaysada buluşturalım diyoruz. Buradan bir fırsat üreterek Türkiye hedefleriyle buluşturmalıyız.

Türkiye’de geldiğimizden beri hangi hak ve özgürlükler konusunda Türkiye’yi geri getirecek düzenlemeler yaptık? Tedbir başka bir şey, politika başka bir şey. AK Parti’nin genel olarak Türkiye’yi getirdiği yere baktığınızda politikalardır. Günü birlik bazı hadiseler oluyor siz tedbir alıyorsunuz. AK Parti iktidara geldiğinde 28 Şubat’ın ağır atmosferi içindeydi Türkiye. İnsanlar birbirlerine kendi dillerinde merhaba diyemiyorlardı. Bugün 24 saat televizyonda Kürtçe yayın yapılıyor, başka ana dillerde yayın yapılıyor. Herkes televizyonların içeriğinden şikayet ediyor. Daha kaliteli yayın olsun diyor. Katsayı problemi, insanların dillerini öğrenme konusunda seçmeli ders olarak Kur’an-ı Kerim’i ve Siyer’i seçiyor olmaları.

Birçok alanda değişim, dönüşüm oldu. Elbette daha iyisini yapmak için yeni Anayasa diyoruz. Talepler bazen realiteden daha önde gediyor. Bence Türkiye’de olan budur. Yeni nesil haklı olarak daha fazlasını talep ediyor. Biz de bunu istiyoruz. Onun için gelin sistemi değiştirelim diyoruz. Sosyal medya devriminden sonra dünyada da hissedilen özgürlükler ortamında çok soru işaretler var. Toplum kesimleri de birtakım özgürlükleri tamamen sorumsuzlukla berhava ediyor, bir kısmı da buna tamamen karşı çıkıyor. Dünyadaki karmaşık durumun Türkiye’de de yaşanmaması için elimizden geleni ortaya koyuyoruz. Daha fazla demokrasiyi arzu ediyoruz ama demokrasi sorumsuzluk, insanlara küfretmek, hakaret etmek değildir.

Belediye seçimlerinden sonra 15-16 milyon insan İstanbul’da hizmet bekliyor. Seçimler oldu ertesi gün tartışmalar başladı. Cumhurbaşkanlığı adaylığı. Daha Cumhurbaşkanlığı adaylığına 5 yıl vardı o zaman. Belediye hizmetleriyle ilgili ortada sorun, dava, engelleme diye bir şey yok. Ya hakaret ya diploma gibi kendi özel alanıyla ilgili tartışmalar gündeme gelince bunları aslında yargıdan kaçırmanın siyasi alana taşımanın gayretlerini görüyoruz. Kendileriyle ilgili mesele gündeme gelince bunu derhal siyasi alana taşıyorlar.

Sanki siyasi kimliklerinden dolayı bunlar olmuş perdesi arkasına koymaya çalışıyorlar. Belediye hizmetleriyle ilgili ne sorsanız cevabı yok. Parti içi çekişmeler ne zaman gündeme gelse, şaibeler genel başkanları tarafından gündeme getiriliyor. Bunlar ne zaman gündeme gelse ‘bir siyaset müdahalesi var’ diye yaygara koparıyorlar. Bu Türkiye’ye yakışmıyor. Siyaset ciddiyet ister. Emek ve saygın olmayı gerektirir. Daha belediye başkanı seçilir seçilmez ertesi gün çocukca şeylere girişmemek icap eder. Bu tartışmalarla Türkiye’nen zamanı heba ediliyor.

Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri zamanı geldi diyelim. Tek rakip aday İmamoğlu mu? Bu nasıl bir mantıktır? Kendisi belediye başkanı olarak seçildi. Belediye başkanlığını yapacağına bir hadise olduğunda tatilde yakalanıyor, bir konuşma yapacağı zaman birine hakaret ediyor, başka alana taşıyor. Yargının prosedürleri var. Yargı içinde kendisinin itiraz hakları elinden mi alınmış? Bunun başka partilerle ne ilgisi var? Ne zaman davayla karşılaşsalar niye kendi prosedüründe devam ettirmeyip de siyasal alana taşıyorlar? Cumhurbaşkanlığı seçimleri kimsenin ayıbını, yanlışını örtme yeri değildir. Cumhurbaşkanlığı seçimine ne kadar yıl var?

“Silah bırakma çağrısı bekliyoruz”

Cumhur İttifakı olarak sayın Devlet Bahçeli’nin açıklaması oldu arkasından sayın Cumhurbaşkanımızın irade beyanı oldu. Biz bu meseleyi AK Parti kurulduğundan beri ciddiye ele almışızdır. Bu konuda da alışılmışın dışında yeni gelenekler oluşturarak yoluna devam etmektedir. Burada terörsüz Türkiye hedefi ile çalışmalarımızı yürütüyoruz. Türkiye bu prangalarından kurtulmalıdır. Türkiye’nin etrafında olup bitenleri görüyoruz. Günübirlik tartışmalar, birtakım polemikler hoşa gidebilir ama biz gerçekten bu ülkenin acı çekmeden, o prangalarından kurtularak 85 milyonun acı çekmemesini istiyoruz. Terörsüz bir Türkiye’yi sağlayalım artık. Çok bedel ödendi.

İnsanlarımız hayatını kaybetti, şehitlerimizin bu memleket için canlarını verdi, birçok kardeşimiz gazi oldu. Şu anda silah bırakma çağrısı yapılabilir. Biz de bunu bekliyoruz. Siyaset sadece bir şeyi beklemez. Beklenenin yapılması için çalışmalar yapar. Biz terörsüz Türkiye olsun diye çalışmalar yaptık. Bu çalışmaların sonuç almasını arzu ediyoruz. Herkes katkıda bulunmalı buna. Büyük bir ihtimalle sonuç alınabilir. Burada tırnak içinde temkinli bir iyimserlik içerisindeyim. Çok fazla aktör var işin içinde, Yabancı ülkeler, istihbarat örgütleri var. Burada da başarı elde edebiliriz diye elimizden geleni yapıyoruz. Herkes üzerine düşeni yaparsa daha az maliyet ödenir.

Her partinin kendine ait politikası var. Şimdi daha önceki dönemlerde olup bitenlerle kıyasladığında şimdi iyimserlik var. En azından terörsüz bir Türkiye’nin herkesin lehine olduğu konusunda geniş mutabatın ve fikir birliğin olması çok önemlidir Türkiye için. Bunun sözde olmaması gerekiyor; gerçekten desteklenmesi lazım. Esad zulüm rejimiydi, Baas rejiminin çökmesi fırsatları biraz daha tahkim etmiştir. Orada çok önemli gelişmeler oldu. Esad rejimi terör örgütünü destekliyordu. Suriye’deki gelişmeler önemli katkılar sağlamaya müsaittir.”

Paylaşın

Ana Öğünlerden Sonra Neden Meyve Yememeliyiz?

Ana öğünden hemen sonra, genellikle şeker (fruktoz) içeriği yüksek ve hızlı sindirilen besinler içeren meyvelerle ilgili görüş, meyvelerin sindirim sürecine olan etkisinden kaynaklanmaktadır.

Haber Merkezi / Ana öğünde tüketilen besinler genelde sindirimi daha uzun süren protein, yağ ve kompleks karbonhidratlar içerir.

Meyveler, bu yavaş sindirilen besinlerin üzerine tüketilirse, mide ve bağırsaklarda fermantasyon başlayabilir. Çünkü meyvedeki şekerler, diğer besinlerin sindirimi tamamlanana kadar beklemek zorunda kalır ve bu sırada mayalanarak gaz, şişkinlik gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

Meyve, sindirim sisteminin rahatça işleyebilmesi için aç karnına ya da hafif bir öğünden sonra tüketildiğinde daha iyi tolere edilir:

Kahvaltıdan önce veya sonra: Sabah uyanır uyanmaz aç karnına meyve tüketmek, hızlı bir enerji artışı sağlar ve meyve daha kolayca eritilir. Eğer kahvaltıda hafif bir şeyler yiyorsanız (örneğin yulaf, yoğurt gibi), sonrasında meyve tüketebilirsiniz. Ancak ağır bir kahvaltı (yumurta, peynir, sucuk gibi) yaptıysanız, meyveyi 1 – 2 saat sonrasına bırakabilirsiniz.

Öğle yemeğinden sonra: Eğer öğle yemeğinde hafif bir şeyler yediyseniz (salata, çorba gibi), hemen sonrasında meyve yiyebilirsin. Ama et, makarna, pilav gibi ağır bir yemek yediyseniz, meyveyi sindirimin tamamlanması için yine 1 – 2 saat sonrasına bırakabilirsiniz. Öğle yemeğinden önce ara öğün olarak meyve tüketebilirsiniz.

Akşam yemeğinden sonra: Akşam yemeği genelde ağır olduğu için (özellikle protein ve yağ içeriği yüksekse), meyveyi yemekten hemen sonra yemek yerine yatmadan birkaç saat önce hafif bir atıştırmalık olarak tercih edebilirsin.

Genel olarak, meyveyi ana öğünden 30 dakika önce ya da 2 saat sonra yemek, sindirim sistemini yormamak için ideal dönemdir.

Paylaşın

Beşiktaş’tan Derbi Maçları İçin Yabancı Hakem Başvurusu

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray ile oynayacakları maçlar için yabancı hakem başvurusu yaptı. Beşiktaş Başkanı, “Galatasaray ile Fenerbahçe ile oynayacağımız maçlarda Vincic’i istiyoruz” demişti.

Yağız Sabuncuoğlu’nun haberine göre; Beşiktaş Kulübü, Fenerbahçe ve Galatasaray ile oynayacakları derbi maçlarının yabancı hakem tarafından yönetilmesi için başvuru yaptı.

Habere göre; Beşiktaş’ın yanı sıra Trabzonspor da aynı başvuruda bulunmaya hazırlandığı ifade edildi.

Dün oynanan Galatasaray – Fenerbahçe maçında Sloven hakem Slavko Vincic görev yapmıştı. Karşılaşma 0 – 0 eşitlikle sona ermişti.

Serdal Adalı ne demişti?

Eyüpspor maçının ardından yabancı hakem konusuna ilişkin açıklamalarda bulunan Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı, şu ifadeleri kullanmıştı:  “Federasyon başkanımız bir açıklama yapmış, tam olarak inceleme vaktim olmadı.

Hakem konusunda bugüne kadar çok canımız yanmasına rağmen Türk hakemlerine güvendiğimizi belirttik. Bu son kararla Galatasaray-Fenerbahçe maçına yabancı hakem atanmasıyla alakalı olarak biz de hem Galatasaray ile hem de Fenerbahçe ile oynayacağımız maçlarda aynı hakemi istiyoruz.

Federasyon şimdiden gerekli girişimlerini yapsın. Madem böyle bir yol açıldı. Biz de aynı hakemi, Galatasaray ve Fenerbahçe ile oynayacağımız maçlarda görmek istiyoruz. Yalnız güzel bir kapı açılmadığını söyleyeyim.”

Paylaşın

NiMe Diyeti: Kalori Saymadan Kilo Verin

NiMe diyeti temel olarak sanayileşme öncesi dönemin ilkel beslenme alışkanlıklarını modern çağa uyarlamayı hedefler. Bu diyet, bağırsak mikrobiyomunu güçlendirmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlar.

Haber Merkezi /Kalori açığı ile kilo vermek, yani harcadığınızdan daha az kalori tüketerek, kilo vermenin kanıtlanmış yöntemidir. Ancak kalori saymayı denediyseniz bunun ne kadar yorucu ve motivasyon bozucu olabileceğini biliyorsunuzdur.

Peki her lokmayı sayma stresi yaşamadan kilo vermek mümkün mü? Yeni keşfedilen NiMe diyeti sayesinde bunun mümkün olabileceği ortaya çıktı.

NiMe, Non-industrialized Microbiome Restore’un kısaltmasıdır ve bağırsak mikrobiyomu üzerine yapılan araştırmalardan esinlenerek oluşturulmuş bir diyettir.

NiMe diyeti temel olarak sanayileşme öncesi dönemin ilkel beslenme alışkanlıklarını modern çağa uyarlamayı hedefler. Bu diyet, bağırsak mikrobiyomunu güçlendirmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlar.

NiMe diyetinin özü, bitki bazlı beslenmeye dayanır. Sebzeler, baklagiller (mercimek, nohut gibi), lif açısından zengin gıdalar ve az miktarda hayvansal protein içeren bir beslenme modelini teşvik eder. İşlenmiş gıdalar, rafine şekerler ve endüstriyel ürünlerden uzak durmayı savunur.

NiMe diyeti, bağırsak florasını yenileyerek kronik hastalıkların (diyabet, kalp hastalıkları gibi) riskini azaltmayı ve vücudun doğal dengesini geri kazanmayı vadeder.

Diyetin savunucuları, bilimsel çalışmalarla bağırsak mikrobiyomunun sağlık üzerindeki etkisinin kanıtlandığını öne sürer. Örneğin, Cork Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, NiMe diyetini uygulayan küçük bir grubun bağırsak sağlığında iyileşme gösterdiğini ortaya koymuştur.

Ancak bu diyet, özünde bitki bazlı beslenmenin bilinen faydalarını farklı bir isimle sunuyor gibi göründüğü için bazı eleştirilere de maruz kalmaktadır.

NiMe diyeti uygulamak isteyenler için genel öneriler şunlar olabilir: Bol miktarda taze sebze ve lifli gıdalar tüketin, hayvansal ürünleri minimumda tutun ve işlenmiş gıdalardan tamamen vazgeçin.

Yine de bu diyete başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışmak, bireysel ihtiyaçlara uygunluğunu değerlendirmek açısından önemlidir.

Kısacası NiMe, bağırsak sağlığına odaklanan, doğaya dönüşü vurgulayan bir beslenme tarzı olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

Erdoğan: Dünya Bir İmtihan Yeridir

Kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Sıkıntılar gelip geçer ama muhabbetimiz ebediyen devam eder. Dertler gelip geçer ama gözyaşını sildiğimiz mazlumların duası bizimle kalır. Dünya bir imtihan yeridir. Biz bu imtihanı alnımızın akıyla vermenin derdindeyiz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3 saat süren Kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalardan satır başları şöyle: “Gece gündüz demeden büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa mücadelemizi sabırla sürdürüyoruz. Almanya Cumhurbaşkanı ile terörle mücadele, düzensiz göç, vatandaşlarımızın vize sorunu, Almanya’daki Türk toplumunu ilgilendiren hususlar gibi birçok konuyu istişare ettik.

Göçmen düşmanı ve İslam karşıtı gibi aşırı sağ hareketlere dikkat çekiyorduk. Son yapılan birçok seçimde maalesef endişelerimizin haklılığı ortaya çıktı. Avrupa merkez siyasetinin zamanın ruhunu doğru okuyamaması bunun sebeplerinden biridir. Geçtiğimiz yüzyılın albenisi olan liberal demokrasi ciddi krize ve darboğaza girmiştir. Liberal demokrasi artık eski gücünü, itibarını, etkisini yitirmiştir.

Hayat gibi siyaset de boşluk kabul etmez. Batı’da yaşanan durum işte budur. Avrupa’daki son seçimlerde aşırı sağcı demagoglar dolduruyor. 61 binden fazla sivilin katledilmesini seyreden Batılı kuruluş ve liderler Gazze’deki insanlık sınavında sınıfta kalmışlardır. Aşırı sağ hareketler bugün Avrupa’da siyasetin belirleyici hale gelmiştir. 4-5 kuşaktır Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın huzur ve esenliğine büyük önem veriyoruz. Aşırı sağ gerçekliğinin Avrupalı Türkler ve Müslümanlar açısından tehdit oluşturmaması için gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz.

Suriye’deki gelişmelerin yanı sıra Ukrayna savaşı bağlamında yürütülen tartışmalar da Avrupa’nın Türkiye’ye olan ihtiyacını tekrar teyit ediyor. Ama burada şunu da açık ve net söylemek isterim. Avrupa Birliği’ni ekonomiden savunmaya, siyasetten uluslararası itibara içine düştüğü çıkmazdan sadece Türkiye kurtarabilir. Türkiye’nin birliğe tam üyeliği kurtarabilir. Ekonomisi ve demografik yapısı hızla yaşlanan Avrupa’ya can suyu verecek olan da yine Türkiye’dir, Türkiye’nin tam üyeliğidir.

Avrupa Birliği bu gerçeklerle ne kadar erken yüzleşirse, kendileri için o derece hayırlı olacaktır. Biz hep olduğu gibi yapıcı bir anlayışla, karşılıklı fayda ve saygı temelinde üyelik sürecimizi ilerletmek arzusundayız. Gerekli irade gösterilirse açıkçası kısa sürede neticede alabiliriz. Ama bunun için Avrupa Birliği’nin ve birliğe yön veren ülkelerin yanlışta ısrar etmekten vazgeçmesi gerekiyor. Sürecin nereye evrileceğini önümüzdeki dönemde hep beraber göreceğiz.

Türkiye olarak 360 derecelik bakış açısıyla pergelin bir ayağını Ankara’ya sabitleyip diğeriyle tüm dünyayı kucaklamayı sürdüreceğiz. Toplamda 650 milyona yaklaşan nüfuslarıyla bölgelerin parlayan yıldızları olan Malezya, Endonezya ve Pakistan’ı kapsayan ziyaretimiz son derece verimli geçti. Aramızdaki ticari, ekonomik, kültürel, savunma ve beşeri ilişkilerimizi daha da güçlendirdik. Şahsımıza ve heyetimize yönelik teveccüh ve muhabbete, sokaklara taşan sevgi seline şahitlik edip de duygulanmamak zaten elde değildi. Halktan büyük hüsnü kabul gördük. Ellerinde al bayraklarıyla on binlerce insan bizleri selamladı.

Türkiye’nin İslam dünyasındaki güçlenen rolüne vurgu veren iltifatları bu memleketin şerefli bir evladı olarak memnuniyetle karşıladık. Ziyaretimizin hafızalara kazınan yanlarından biri de her üç ülkenin liderine hediye ettiğimiz milli elektrikli otomobilimiz TOGG’du. TOGG hediyenin ötesinde yeni Türkiye’nin adeta simgesi haline dönüşmüştür. TOGG’un ilk ortaya çıkış fikrinden üretimine kadar her aşamasına kulp takanlar liderlere hediye edilen TOGG’lardan rahatsız oldular.

Bu memleketin ekmeğini yiyen, havasını soluyan, suyunu içen herkesin bu ziyaretten iftihar etmesi gerekir. Dünyanın hiçbir yerinde muhalefet milli gururu oluşturan fotoğraflardan memnuniyetsizlik duymaz. Biz de bir türlü iflah olmayan yıkıcı bir muhalefet var. Ne diyelim, bu bizim imtihanımız. TOGG’un 52 binden fazlası şu an yollarda. İnşallah yaz aylarında sedan modeli de piyasaya sürülecek. Çinli şirketin 1 milyar dolar yatırımla Manisa’da kuracağı elektrikli araç üretim tesisi ve Ar-Ge merkezi çalışmalarında ciddi mesafe kat edildi.

2024 yılında dünyada 17 milyondan fazla elektrikli araç satıldığı dikkate alındığında bu yatırımların önemi daha net görülecektir. Bir başka Çin firması Samsun’da şu anda yatırım yapıyor. Hazırlıklarını tamamladı, çok kısa zaman içerisinde Samsun’da bu markanın temelinin atıldığını göreceğiz. Türkiye’yi yüksek teknoloji yatırımların odağı haline getirmek için bundan sonra da çalışacağız.

Reform programımız inşallah ileri teknoloji yatırımlarında da ülkemize farklı bir ufuk kazandıracaktır. Ekonomik dönüşüm, yeşil ve dijital dönüşüm, sosyal politikalar, yargı ve temel haklar, siyasi ve idari düzenlemeler olmak üzere 5 temel sütun üzerine inşa ettiğimiz reform programıyla üst orta gelir grubunda yer alan Türkiye’yi Yüksek Gelirli Ülkeler Ligi’ne çıkartacağız.

Bugünkü kabine toplantımızda ülkemizin sanayi üretiminde ve teknolojide bağımsızlığı güçlendirecek 2030 sanayi ve teknoloji stratejisini ele aldık. Ayrıca sağladığımız desteklerle mobilite, petrokimya, savunma ve güneş enerjisi teknolojileri alanlarında yakın zamanda hayata geçecek 7 milyar dolar bütçe sahip projeleri değerlendirdik. Sanayi ve teknoloji alanında da doğru yoldayız. İnşallah burada da hedeflerimize ulaşacağız.

Değerli arkadaşlar, partimizin 12 Ekim’de başlayan kongre maratonunu dün tamamladık. Türk demokrasisine itibar kazandıran örnek bir kongre süreci yürüttük. İnşallah bundan sonra yabancı kabul ve yurt dışı temaslara daha fazla ağırlık vereceğiz. Biliyorsunuz geçen hafta Ukrayna Cumhurbaşkanı Sayın Zelenski’yi ülkemizde misafir etmiştik. Bugün de Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sayın Lavrov’u kabul ettik. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesine yönelik diplomatik çabaların yoğunlaştığı bir dönemde bu ziyaretleri çok önemli buluyoruz. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmayacağı şiarıyla çatışmaların ilk gününden beri hep barışın tesisi için gayret gösterdik.

Muhalefetin bizi çekmek istediği tuzağa düşmeden iki komşu ülkeyle de dengeli ilişkiler geliştirdik. Hemen herkesin ateşe körükle gittiği günlerde Mart 2022’de İstanbul’da iki ülke arasında doğrudan müzakerelere el sahipliği yaptık. Taraflarla yürüttüğümüz temaslar neticesinde Karadeniz tahıl girişimini hayata geçirdik. Toplam 33 bin ton tahılın Türk boğazları üzerinden dünya pazarlarına ulaşmasını sağladık. Böylece küresel gıda krizinin yaşanmasına engel olduk.

Şimdi yeni bir denklemin kurulmakta olduğunu görüyoruz. Amerikan başkanı sayın Trump’ın savaşı müzakereler yoluyla bitirme iradesini prensipte olumlu karşılıyoruz. Savaşın müzakere masasında sona erdirilmesi yaklaşımı Türkiye’nin son 4 yıldır izlediği politikayla da örtüşmektedir. Ama burada şu gerçeğin ihmal edilmemesi gerekiyor. Adil ve kalıcı barışa giden yol ancak ilgili tüm tarafların temsil edildiği bir denklemle açılabilir. İstanbul süreci hariç bugüne kadar kurulmaya çalışılan masalarda Rusya dışlanmış, bundan dolayı da arzu edilen netice alınamamıştır. Şayet yeni süreçten sonuç alınmak isteniyorsa Ukrayna mutlaka sürece dahil edilmeli ve karşılıklı müzakerelerle bu savaş sona erdirilmelidir.

Bu konudaki hakkaniyetli duruşumuzu hem sayın Zelenski’ye hem dün telefonla konuştuğum Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron’a hem de bugün sayın Lavrov’a ifade ettim. Biz görüşmelere ev sahipliği yapmak dahil sürecin kalıcı barışın tahvili için her türlü desteği vermeye hazırız. Bölgemiz kana, gözyaşına ve çatışmaya artık doymuştur. Yüz binlerce insanın hayatına mal olan her iki ülkeye de ağır bedeller ödeten bu savaşın artık son bulmasını istiyoruz. Dengeli tavrıyla her iki ülkenin güvenine mazhar olmuş bir devlet olarak kalıcı ve adil barış için elimizden geleni yapacağız.

Yine bu süreçte Gazzeli kardeşlerimizin kendi topraklarında huzur içinde yaşaması, Lübnan’ın güvenliğiyle Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gibi konularda taviz vermeyecek, buralarda da gelişmeleri takip edecek tüm imkanlarımızla kardeşlerimizin yanında olacağız. Ülkemizin büyüklüğüne yaraşır şekilde dün olduğu gibi yarın ya da haklı savunmaya barış ve dayanışma için çaba sarf etmeye devam edeceğiz.

“Her türlü tedbiri alıyoruz ve alacağız”

Aziz milletim rahmet, mağfiret ve bereket ayı olan Ramazan-ı Şerif’e yaklaşmanın, 11 ayın sultanına inşallah vasıl olmanın heyecanı, ümidi, mutluluğu içindeyiz. Ramazan öncesinde vatandaşlarımızın fırsatçılık peşinde koşanların para hırsı sebebiyle mağdur olmaması için gereken her türlü tedbiri alıyoruz ve alacağız.

Ticaret, Tarım ve Maliye Bakanlıklarımız, tamahkarların milletimizin Ramazan sevincine gölge düşürmemesi için yoğun çaba içindeler. Devlet olarak denetim görevimizi en iyi şekilde yapıyoruz ve yapacağız. Ancak Ramazan fırsatçılığının ekonomik bir mesele olmaktan daha ziyade ciddi bir ahlak ve vicdan sorunu olduğunu da hepimiz çok iyi biliyoruz. Vatandaşlarımızın en temel şikayet konusu olan hayat pahalılığının müsebbiplerinden biri de yine bu açgözlü fırsatçılardır.

Kadim ahilik kültürümüzden nasiplenmemiş bu fırsatçılar helalinden para kazanan şirketlerimize en büyük kötülüğü yapmaktadır. Yangın olunca yangın söndürme tüpüne, deprem olunca demire ve çimentoya, hava biraz kurak gitse hemen suya. Bir iki gün kar yağdığında sebze meyveye zam yapan mübarek günlerde vatandaşın ekmeğine kan doğrayan bu fırsatçılara milletimizin de desteğiyle nefes aldırmayacağız.

Vatandaşlarımızın hak ve hukukunun korunması önceliğimizdir. Daha önce de ifade ettim. Bugün önemine binaen tekrarlamakta fayda görüyorum. Serbest piyasa demek başıbozukluk demek asla değildir. Bakanlıklarıyla sermaye piyasası kuruluyla rekabet kurumuyla vergi denetim kuruluyla serbest piyasayı kuralsızlık olarak algılayanlara karşı gereken hukuki ve idari adımları atmayı sürdüreceğiz.

Bu düşüncelerle Ramazan-ı Şerif’in, bölgemiz başta olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Filistin’le birlikte yeryüzünün farklı köşelerinde hayat, izzet ve haysiyet mücadelesi veren tüm kardeşlerimizi Rabbim nusretiyle müşerref eylesin diyorum. Aziz milletimizden kendi ülkemizdeki ihtiyaç sahiplerinden başlayarak nerede bir mazlum varsa elinden tutmalarını, destek olmalarını, mübarek Ramazan ayında onları yalnız bırakmamalarını istirham ediyorum. Şunu lütfen bir an olsun unutmayalım.

Ekonomik zorluklar gelip geçer ama dayanışmamız baki kalır. Sıkıntılar gelip geçer ama muhabbetimiz ebediyen devam eder. Dertler gelip geçer ama gözyaşını sildiğimiz mazlumların duası bizimle kalır. Dünya bir imtihan yeridir. Biz bu imtihanı alnımızın akıyla vermenin derdindeyiz.

Ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm medeniyet havzamız için kalıcı eserler üretmenin çabasındayız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif’inizi tekrar tebrik ediyorum. Kabine toplantımızda aldığımız kararların hayırlı olmasını diliyor. Sizleri bir kez daha en kalbi duygularla selamlıyorum. Allah’a emanet olun.”

Paylaşın

Süper Lig: Derbide Kazanan Çıkmadı

Süper Lig’in 25. hafta maçında Galatasaray ile Fenerbahçe, Ali Sami Yen Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Slavko Vincic’in yönettiği karşılama, 0 – 0 eşitlikle sona erdi.

Haber Merkezi / Galatasaray, bu beraberlik ile puanını 64’e, Fenerbahçe ise 58’e yükseltti.

Galatasaray ile Fenerbahçe, daha önce aralarında 401 resmi maç yaptı. Bu maçların 149’unda Fenerbahçe galip gelirken, 129 maçı ise Galatasaray kazandı. 123 karşılaşma berabere sonuçlandı.

Bu 401 maçın 136’sı ise Süper Lig’de oynandı. Fenerbahçe’nin Süper Lig maçlarında da rakibine karşı 53’e 38’lik üstünlüğü bulunuyor.

Galatasaray ise sahasında oynadığı maçlarda 24 galibiyet, 17 de mağlubiyet aldı. 26 maç ise berabere bitti.

Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinde 55 yıl aradan sonra bir yabancı hakem görev yaptı.

Paylaşın