İmamoğlu: Bunların Yaptıkları, Şeytanın Aklına Gelmez

Antalya’da CHP’lilere konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Biz başarıya yaklaştıkça, iktidarın da zulmü artıyor. Biz, ‘Milleti birleştirelim, icraatı, hizmeti, liyakati ve refahı yaygınlaştıralım’ dedikçe, iktidarın algı operasyonları peş peşe geliyor” dedi ve ekledi:

“Şimdi de öğrendim ki, çalışma arkadaşlarımızı Emniyet Müdürlüğü’nden arayıp, ‘Savcılık sizi görüşmeye çağırıyor’ diyorlarmış. Arkadaşlarımız, ‘Avukatımı arayıp geliyorum’ deyince, ‘Avukata gerek yok, görüşecek sadece’ diyorlarmış. Ne demek ‘avukata gerek yok’ yahu? Böyle bir uygulama nerede var? Bakın; arkadaşımız avukatla adliyeye gitmekte ısrar edince, daveti yapan polise artık ulaşılmaz oluyor. Telefon numarası, Vatan Caddesi’ndeki Emniyet’e ait.”

İmamoğlu, konuşmasının devamında, “Allah aşkına bu nedir? Ben soruyorum size; bu nedir? Çalışma arkadaşlarımı ne için davet ediyorsunuz? Hani hukuk devletiydik Sayın Adalet Bakanı? Hukukçu kimliğinle sor bakalım, hangi uygulamaya giriyormuş avukatsız savcı görüşmesi. Bunlar iyice şaşırdılar. Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez, şeytanın” ifadelerini kullandı.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirleyeceği ön seçim için aday olan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, adaylık çalışmaları kapsamında ziyaretlerini sürdürüyor.

Dün İzmir ve Kayseri’deki programlara katılan İmamoğlu, bugün de Adana’ya geldi. İmamoğlu, ASKİ Atatürk Kapalı Spor Salonu’ndaki programa katıldı. İmamoğlu’na Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de eşlik etti.

İmamoğlu konuşmasını yapmadan önce kürsüye Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar çıktı. “Suriye’deki katliamı lanetliyoruz.” diyerek söze başlayan Karalar, “Lahey, Avrupa, dünya neredesiniz?” diye sordu.

Karalar, “Adanalı kardeşlerim Cumhurbaşkanlığı seçiminde destek ve katılımını en yüksek verecek illerimizin başında gelecek. 11 büyükşehir belediyesini aldığımızda ‘Bahar gelecek.’ demiştik. Şimdi de yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin bütün dağlarında çiçekler açtıracağız. Ekrem Başkan, kendinizi en iyi hissedeceğiniz yerde, Adana’dasınız. Ekrem Cumhurbaşkanı olacak, halk kazanacak. Yolunuz, yolumuz açık olsun.” dedi.

Karalar’ın ardından Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı kürsüye çıktı. Seçer, “Cumhurbaşkanlığı yolunda hepimizin desteğiyle emin adımlarla yürüyen İmamoğlu’nu bölgemizde konuk etmekten mutluluk duyuyoruz. Görev süremizce Cumhuriyet tarihimizin en bunalımlı dönemlerinden geçiyoruz. Yoksulluk her eve girdi. Yara büyük, dikiş tutmuyor. Bu ekonomik buhranı bu iktidarın, devlet kurumlarının çivisini çıkaran iktidarın yönetmesi mümkün değil. O nedenle bizden korkuyor. Belediye başkanları halkın gönlüne girerse iktidar kaçınılmaz şekilde değişir.” ifadelerini kullandı.

Belediye başkanlarına dikkatli olma çağrısı yapan Seçer, “Belediyeler iyi çalışsın. İktidarın ceberrut bakışı belediyelerin üstünde. Hiç olmadık gerekçelerle insanlar cezaevine gönderiliyor, kayyumlar atanıyor. Hepimize görev düşüyor. İlk genel seçimlerde partimiz iktidar olacak, adayımız Cumhurbaşkanı olacak.” şeklinde konuştu.

“Suriye’de esen rüzgar bizi de etkile.” diyen Seçer, “Suriye’nin batısında hiç arzu etmediğimiz gelişmeler oluyor. Lazkiye’de, Tartus’ta yaşayan Suriyelilerin burada akrabaları var. Mezhepsel ve etnik saldırıları lanetliyoruz. Hükümete çağrıda bulunmak istiyoruz. Olaya müdahale edin. Oradaki gelişmeler bölgemizi etkilemesin. Uluslararası toplum, katliama sessiz kalmayın.” çağrısını yaptı.

Seçer’in ardından İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı. İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Devlet, adım adım yok olmaya giderken biz partisinin emanetini gururla göğsünde taşıyan neferler olarak bu gidişata dur demek zorundayız. İşte ben bu yolculuğa sırtımı verebileceğim partime ve benimle her koşulda mücadele edebilecek yol arkadaşlarıma güvenmenin gönül rahatlığıyla yola çıkıyorum ve bu yoldan asla vazgeçmeyeceğim. İşimiz kolay değil. Birleşmiş ve bütünleşmiş CHP’nin önünde kimse durabilir mi? CHP’nin bu ülkeyi kurucu değerlerine döndürme kararlılığını kimse durdurabilir mi?

Sen hiç korkmuyor musun? diye soruyorlar. Ekrem İmamoğlu yaradandan başka kimseden korkar mı, korkmaz! Biz milletimize sırtımızı verip doğru yolda vatan ve millet uğruna yola koyuluruz. O bir avuç insana milletin zalimliğe teslim olmadığını göstereceğiz. Bu bozuk düzeni yıkıp geçeceğiz. Önce hep beraber bizler, CHP’liler birlik ve beraberliğimizi göstereceğiz. İnsanlar bize baktıklarında kararlı, örgütlü, vatandaşının derdini dinleyen halini görecek. Sonra demokrasi, refah isteyen herkesle bütünleşeceğiz. Güçler ayrılığını savunan, daha güçle parlamento diyen herkesle buluşacağız.

Yanıbaşımızda Suriye’de yaşananlara biz göz yummayız, yumamayız, Bu yürütülen süreç hem bölgemizi, Suriyeyi hem ülkemizi derinden etkiliyor. Tabi ki tarihi bağlarımız var ama biz milletçe mazlumların yanındayız. Bugün Lazkiye ve Tartus’ta yaşananlar Aralık ayından bu yana yaşanan çatışmalar zirve noktasına ulaşmıştır. Özellikle Suriye’de yaşayan Alevilere yönelen şiddet, azınlıklara yönelik katliam ihtimali bizde çok büyük endişe kaynağı olmuştur.

Türkiye Cumhuriyet Devleti, Suriye’de güçlü, demokratik, oradaki halkların eşitliğinin ilkesinin korunduğu ve özellikle inanç ayrımı, etnik köken ayrımı olmaksızın insanların birlikte yaşatmasına yönelik bir devletin kurulmasına biz öncelik edebiliriz. Türkiye’nin bunu yapması için masada olması gerekir dedik. Endişe duyuyoruz, Türkiye masa kuran ülke olması gerekirken çoğu masalarda sandalye bulamaz durumdadır. Bu endişe vericidir.

Adana’dan söylüyorum. Bu yürüdüğüm yolda önce yaradana sonra da milletime güveniyorum. Fitneyle fesatla kurdukları oyunları size söz veriyorum başlarına yıkacağım.  Ey ilgili şahıs o kendisi çok iyi bilir bak ben senin dediğin gibi şantaj montaj demiyorum. Benim arkadaşlarım eğer en ufak haksızlığa karışmışsa gelin bütün bilgileri paylaşın, milletimiz görsün. Elinizde ne varsa dökün ortaya diyorum, hodri meydan. Geçmişteki FETÖ terör örgütü gibi hareket etmeyin, mertçe hakka hukuka uygun olarak yapın.

Adamın biri de korkuyor gelip biri koltuğuna oturacak diye. O koltuk senin değil, milletin. Bu millete yanlış yapan benden korksun kardeşim. Bu millete çok yanlış yapmışsan benden kork. Ben suçumu biliyorum, 2014’ten beri tek suçum var sandıkta yenilmemek. Sana yenilmeyeceğiz. O sandık gelecek seni evine gönderecek.

“Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez”

Ekrem İmamoğlu, Adana programının ardından beraberindeki heyet ile Antalya’ya geçti. Muratpaşa Cam Piramit Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen buluşmada CHP’lilere seslenen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bu ay, paylaşmanın ayıdır. Bu ay, bedenen ve ruhen arınmanın ve manevi temizliğin ayıdır. Bu günler; yardımlaşmanın, iyi ahlaklı olmanın ve hep öyle kalmanın günleridir. Ancak bir yandan da öyle kötü günlerde yaşıyoruz ki, bütün bu güzel meziyetleri unutmuş bir iktidar var ülkede. Ahlakı, dürüstlüğü, helal lokma yemeyi bir kenara bırakmışlar. ‘Halka hizmet demek, hakka hizmet demektir’ düsturunu unutmuşlar.

Kendileri mevzubahis oldu mu ‘itibardan tasarruf olmaz’ deyip, har vurup harman savuruyorlar; vatandaşa gelince musluklar kısılıyor, vatandaşın payına sadece sabretmek düşüyor. Emekli, asgari ücretli, memur, çiftçi ve her meslekten emekçi açlığa ve yoksulluğa mahkum ediliyor. ‘Ekonomi uzmanıyım’ diye geçinenler, izledikleri yanlış politikalarla, milletin ocağına incir ağacı dikti… Tarımı, üretimi sanayiyi bitme noktasına getirdi

Her şeyi en iyi ben bilirim diyen akıl, milletimizin birikimlerini heba etti. Bu ülkeyi yönetenler, sadece Antalya ve Batı Akdeniz bölgemize bunları yapmakla kalmadılar, daha da büyük kötülüklere imza attılar. Önce 250 bin dolara sonra da 400 bin dolara ev alan yabancıları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaptılar. Ülkemizin vatandaşlığını, ticari bir ürün haline getirdiler. O zaman Antalya’dan bu evleri alanlar, bunları 3 sene sonra daha yüksek fiyata sattı ve hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu hem de para kazandı.

İşte ben, buna karşıyım. Kendi vatandaşım kirasını ödeyemezken, çoluğunun çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamazken, başka ülke vatandaşının Türkiye vatandaşlığı üzerinden para kazanmasını kabullenemiyorum. Eskiden Antalya’ya tayini çıkan devlet memurunun, bir refah bölgesine gelmenin sevincini yaşarken, şimdi ‘Ben o kadar kirayı nasıl öderim, hayat pahalılığıyla nasıl mücadele ederim’ demesine üzülüyorum

Bu ülkeyi pek çok alanda çökerten, milletin yoksulluşmasına, devletin dağılmasına neden olan bir iktidar var karşımızda; bizim derdimiz bununla. Bizim, mutlaka yeni bir başlangıca ihtiyacımız var. Bizim, mutlaka yeni bir büyüme ve kalkınma hamlesine ihtiyacımız var. Neden? Çünkü ülke olarak, şehir şehir, sektör sektör patinaj yapıyoruz.

Hem Antalya’yı hem de Göller Bölgesi’ni bizim ‘tarım, teknoloji, turizm’ için geliştirdiğimiz ‘3T modeli’ ile kalkındıracağız. Tarım diyorum; çünkü yüzyıllardır hiçbir gelişmiş ülkenin vazgeçmediği, tam tersine yatırımları arttırdığı en stratejik sektör. Toprağını koruyamayan, ülkesini de koruyamaz kardeşim. Bu kadar net. Toprağını işleyemeyen suç işler. Bu akşam gittiğimiz çiftçinin evinde, bir kızımız Çocuk Gelişimi okuyor, bir kızımız bu bölgenin doğal güzellikleri üzerine, ormanları üzerine eğitim almak istiyor. 13-14-15 yaşındaki kız çocuklarımızın hayallerine baktığınızda, aslında önümüzde dizilen fırsatların haddi hesabı yok.

Ben, bu ülkenin, bu bölgenin çok daha güzel günler göreceğine canı gönülden inanıyorum. Neden inanıyorum biliyor musunuz sevgili dostlar? Sesim kısılsa da ayağıma taş bağlasalar da beni engellemeye çalışsalar da bize sıkıntılar vermeye çalışsalar da size güveniyorum. Çünkü siz varsınız yanımda. Siz benimle berabersiniz. Köy evindeki kızlarımıza güveniyorum. Oğullarımıza güveniyorum. Bu ülkenin, milletimizin evlatlarına güveniyorum. Bu bölgenin gençlerine, girişimcilerine, yatırımcılarına, iş dünyasına güveniyorum.

Bu yola, kendime güvendiğim kadar, size güvendiğim için çıkıyorum. Bütün engelleri, bütün badireleri, bütün bedelleri birlikte göğüsleyeceğimiz için rahat, huzurlu ve mutluyum. Üstüme düşeni, bir nefer sorumluluğuyla yerine getirmek için, girdiğim bu yolda dalga dalga büyüyeceğiz. Hayalleri yerle bir edilmiş, gelecek kaygısı içindeki bütün vatandaşlarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı saflarımıza katarak büyüyeceğiz” şeklinde konuştu. “Aday belirleme kararımızdan telaşlananlar, önseçim yapacağımızı duyunca, daha da paniğe kapıldı” diyen İmamoğlu, “Çünkü, demokrasiye alışık değiller. Kendi teşkilatları da ‘bizim de sözümüz kararlara ortak olsun’ der, diye telaşlandılar.

Partimizin önseçim kararı, Türkiye siyasetinde ilk defa gerçekleşen bir demokrasi devrimine yol açtı. Bu ülkede ilk defa, parti içi demokrasi bu çapta gerçekleşiyor… Ve bu durum, bazıları için kabul edilebilir değil. Onlar, yani Türkiye’ye tek adamcı, tepeden inme siyaseti dayatmak isteyen zihniyet, önseçimden çok korktu. Zira, özgürlük ve demokrasi bulaşıcıdır. Biz bu memlekete, özgürlüğü ve demokrasiyi herkese yayılsın diye, her yerine dağılsın diye, bulaşıcı yapmak adına yola çıktık. Milletimize bunu bulaştıracağız. Onlar ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesleri kursalar da biz, onlara bu fırsatı vermeyeceğiz

Gerçek bir demokrasi şöleni yaşayacağız ve yaşatacağız. ‘Halksız siyaset’ heveslerini kursaklarında bırakacağız. 23 Mart’ta birliğini, dirliğini sağlamış bir CHP olarak, iktidar yoluna çıkıyoruz. Bu parti, Cumhuriyetimizin kurucu gücüdür. Bu ülkede tiranlık rejimi kurmak isteyenlere, ısrarla ve gururla hatırlatacağız: 600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak, tüm ezilen halklara ilham veren CHP’dir. Millet iradesine ve vatandaşlık esasına dayalı bir devletin inşa edilmesinde CHP’nin imzası vardır. 1970’lerde rahmetli Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi’yle koalisyon kurarak, ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini, yine biz gösterdik.

Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza, güç ve kararlılık gösteren devletimizin yönetiminde yine CHP vardı. 1980’den sonra, ne yazık ki aynı kabiliyeti gösteremedik. Milletin kabahatinden değil, kendi eksikliklerimizden iktidar olamadık. O uzun yıllar boyunca, başımızdakiler yüzünden, bu devletin ekonomisi tepetaklak oldu. Köklü kurumları zayıfladı, meclisi işlevsizleşti, adalet sistemi çöktü. Çocuğa mikrofon tutuyorsunuz; adalet istiyor. İşçiye… Adalet istiyor. İş insanına… Adalet istiyor. Bürokrat adalet istiyor. Kadınlar adalet istiyor. Bu ülkede herkes adalet istiyor. Ve şimdi, yeniden iktidar olmak için kollarımızı sıvıyoruz. Yine aynı aşkla ama yenilenen bakışımızla, hep birlikte ayağa kalkıyoruz.

Biz başarıya yaklaştıkça, iktidarın da zulmü artıyor. Biz, ‘Milleti birleştirelim, icraatı, hizmeti, liyakati ve refahı yaygınlaştıralım’ dedikçe, iktidarın algı operasyonları peş peşe geliyor. Şimdi de öğrendim ki, çalışma arkadaşlarımızı Emniyet Müdürlüğü’nden arayıp, ‘Savcılık sizi görüşmeye çağırıyor’ diyorlarmış. Arkadaşlarımız, ‘Avukatımı arayıp geliyorum’ deyince, ‘Avukata gerek yok, görüşecek sadece’ diyorlarmış.

Ne demek ‘avukata gerek yok’ yahu? Böyle bir uygulama nerede var? Bakın; arkadaşımız avukatla adliyeye gitmekte ısrar edince, daveti yapan polise artık ulaşılmaz oluyor. Telefon numarası, Vatan Caddesi’ndeki Emniyet’e ait. Allah aşkına bu nedir? Ben soruyorum size; bu nedir? Çalışma arkadaşlarımı ne için davet ediyorsunuz? Hani hukuk devletiydik Sayın Adalet Bakanı? Hukukçu kimliğinle sor bakalım, hangi uygulamaya giriyormuş avukatsız savcı görüşmesi. Bunlar iyice şaşırdılar. Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez, şeytanın.

Artık biliyorsunuz; aralarında kimi yol arkadaşım, kimi tanıdığım, kimi hiç tanımadığım bir grup insanın mal varlıklarına, banka hesaplarına el koymuşlar. Yeni bir kumpas dalgasıyla, bana ve arkadaşlarıma itibar suikastı yapmaya çalışıyorlar. Malum şahıs, haftalar önce ne demişti hatırlayın; ‘Turpun büyüğü heybede.’ Şunlara bak şunlara; hükümeti, yargısı kolluğu işi gücü bırakmış, benimle ilgili tertipler peşinde. Tek dertleri var; Ekrem İmamoğlu. Ekrem İmamoğlu kadar taş düşsün başına senin.

Akıllarınca beni korkutup, yıldıracaklar. Bu haktan ve hukuktan nasibini almamışların hiçbir saldırısından korkmadım, korkmuyorum, korkmayacağım. Bu gayrı meşru tertipler, beni milletime hizmet etme hedefimden milim saptırmayacak. Sesim kısık diye korkacağımı zannediyorsunuz değil mi? Bunlardan var ya şu saçımın telini yerinden kıpırdatacak kadar korkan, onlar gibi olsun.

Gayrimeşru tertipler, beni milletime hizmet etme hedefimden milim saptıramayacak. Ben, yürüdüğüm bu yolda, önce Yüce Allah’a, sonra da milletime güveniyorum. Kumpaslarla, entrikalarla, fitneyle, fesatla kurdukları oyunları başlarına yıkacağız. Millet benimle, millet. Bu millet, haklıyı haksızı ayırt etmeyi iyi bilir. Bu millet, günü geldiğinde ‘Yeter artık’ demesini iyi bilir. Çünkü, temel haklarından vazgeçenlerin ne özgürlüğü ne güvenliği ne de refahı hak etmediğini, en iyi bu millet bilir. O yüzden bu millet büyüktür.

Çok net bir şey söylüyorum: Eğer benim arkadaşlarım, en ufak bir haksızlığa veya hukuksuzluğa karışmışsa, gelin bütün dosyaları açın, bütün belgeleri bilgileri açıkça kamuoyu ile paylaşın. ‘Hodri meydan’ diyorum. Elinizde ne varsa, dökün ortaya. Ama öyle içi boş dosyalarla, uydurma gizli tanık beyanları ile değil; mertçe, hakka ve hukuka uygun olarak dökün. Bir derdiniz varsa, ben buradayım; bana gelin. Milletimle beraber, tam karşındayım. Bırak yan yollara sapmayı, bırak milletin banka hesaplarını bloke edip, mağdur etmeyi. Gel, millete gidelim. Amacınızı biliyorum: İstanbul’a, Türkiye’ye hizmet edemeyelim istiyorsunuz.

Ekrem İmamoğlu olmadan seçime girmek istiyorsunuz. Haksız, hukuksuz, gayrı meşru yollarla Ekrem İmamoğlu’nu yarış dışına atarsan, senin gireceğin yarış meşru olur mu? Bu millet, sana o yarışı yaptırmaz. Sen öyle bir yarışa sokturmaz. Sadece bu ülke değil, tüm dünya görüyor kirli tertiplerinizi. Bu kurmaca siyaset yöntemleri ve bu yargısal tacizlerle yapılacak seçim ne özgür seçim olur ne de adil seçim.

Kardeşlerim; alenen gördüğünüz gibi her gün, her hafta bize yeni bir sözde suç icat ediyorlar. Oysa ki, 2019’dan beri tek bir suçumuz var: Sandıkta yenilmemek, hep kazanmak. Tek suçumuz bu. Bu suçu işlemeye, seni yenmeye devam edeceğiz. 4 kere yenmiştim, 5’inci kere de yeneceğim. Ne yapsanız nafile. O sandık gelecek, millet seni sandığa gömecek. Sandık gelecek, bu millet seni tıpış tıpış evine yollayacak. Yıkılmayız, korkmayız, yorulmayız. Belki sesimiz kısılır ama bizim sesimiz kısıldığında başka Ekrem İmamoğulları konuşur. Milyonlarca Ekrem İmamoğlu var. Cesaretiniz varsa, karşımıza çıkın. Cesaretiniz varsa, milletin iradesi kararını versin. Hodri meydan.

Bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz. Bu ülkede ya adalet olacak ya sefalet. Başka bir seçenek yok. Bizim mücadelemiz ve tercihimiz net: Biz, bu ülkede adalet olsun, bereket olsun ve birlik olsun istiyoruz. Biz, yalnızca bu büyük davaya, bu büyük sevdaya değil, aynı zamanda ülkemizi müreffeh hale getirecek stratejilere ve bu stratejileri hayat geçirebilecek güçlü kadrolara sahibiz. Çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan, sorun yaratarak değil, çözüm üreterek, milletimiz için, milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkıyoruz. Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız.

Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve iradesiyle hep beraber başaracağız. 23 Mart’ta, hiçbir kayıp vermeden, bir demokrasi şöleni düzenleyeceğiz. Önseçimde kullanacağınız her oy, demokrasinin, milli iradenin değerini gösterecek ve sandıktan kaçanların uykularını kaçıracak. Önseçimde, CHP’nin zalimlere karşı nasıl tek yürek, tek bilek olduğunu göstereceğiz.

Partimizin bütün üyeleri, bütün yöneticileri, yapacağımız önseçimin ülkenin bugünkü koşulları altında taşıdığı önemi tüm boyutlarıyla anlamak ve hissetmek zorundadır. Benim bu konuda hiçbir kuşkum yok. Söz konusu vatan olduğunda, CHP’liler, bütün teferruatları bir yana bırakır, el ele, kol kola partisine, ülkesine sahip çıkar. 23 Mart’ta, Türkiye’nin gözü kulağı Cumhuriyet Halk Partisi’nde olacak. Bizim kararlılığımızı gören milyonlar, iktidarın artık değişeceğini anlayacak ve rahat bir nefes alacaklar. Vatandaşın ‘hemen seçim’ çağrıları, dalga dalga büyüyecek. Yükü omuzlamanın vakti gelmiştir.

Omuz omuza, sırt sırta, kol kola çıkılacak yolculuğun vakti gelmiştir. Sorumluluk almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz. Milletimiz umuda muhtaç; ‘yeniden büyük Türkiye’ hayaline açken; bu büyük milletin gençleri, girişimcileri, sanatkarları ve her yaştan fertleri ‘konuşan Türkiye’ özlemiyle yanıp tutuşurken; aklın, bilimin ve devletimizin asırlara dayanan tarih, tecrübe ve birikiminin yolundan ayrılmadan; çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan, mazeret değil, marifet üreterek; sorun değil, çözüm üreterek; Allah’ın verdiği aklı, milletin geleceği için kullanarak; milletimiz için, milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkmanın vakti gelmiştir.

Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız ve Türkiye’yi içine düşürüldüğü dertlerden kurtaracağız. İsraf, iş bilmezlik ve kibrin sebep olduğu ekonomik krizden; yaşanan derin yoksulluktan; her gün kriz yaratan siyasetten; giderek artan toplumsal çürümeden; adalet, eğitim ve sağlıktaki çöküşten; her yere üşüşmüş mafya ve çetelerden; iş kazasında, yangında, depremde ihmal sebebiyle yaşanan ölümlerden, Türkiye’yi kurtaracağız. Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve iradesiyle, hep beraber bir Türkiye mucizesi gerçekleştireceğiz. 23 Mart, bu yolculuğun ilk kitlesel adımı olacak.

O gün biz ne kadar güçlü bir irade ortaya koyarsak, iktidar yolculuğumuz o kadar kısalacak. Benim hiç kuşkum yok, başaracağız. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak, Türkiye kazanacak. Milletçe hak ettiğimiz bir geleceğe bir adım daha yaklaşacağız. Tam bir birlik ve dayanışma içinde, çok ve büyük işler başaracağız. Onun için diyorum ki: Kurtuluş yok tek başına, haydi herkes, 23 Mart’ta sandık başına.”

Paylaşın

TÜSİAD İddianamesi Kabul Edildi: İlk Duruşma 20 Mayıs’ta

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras ve Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan hakkında açılan davanın iddianamesi kabul edildi.

Haber Merkezi / İddianamenin kabulüne karar veren mahkeme, ilk duruşmanın da 20 Mayıs’ta yapılmasına hükmetti.

Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras hakkında hazırlanan iddianamede, “zincirleme şekilde basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan 1 yıl 10 ay 15’er günden 5 yıl 6 ay 15’er güne kadar hapisle cezalandırılmaları talep edilmişti.

Ayrıca Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras hakkında “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçundan soruşturma yürütüldüğü öğrenilmişti.

Türkiye’de büyük sermayenin çatı kuruluşu olan TÜSİAD’ın 13 Şubat’ta gerçekleştirilen Genel Kurul toplantısında konuşan TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ve YİK Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras Türkiye’deki sosyal, ekonomik ve siyasi duruma ilişkin eleştirilerde bulunmuş, söz konusu ifadeler kamuoyunda tartışma konusu olmuştu.

Devamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aras ve Turan hakkında soruşturma başlatmış, ikili 19 Şubat’ta polis eşliğinde ifade vermeye götürülmüştü. İfadelerinin ardından Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras çıkarıldıkları nöbetçi hakimlik tarafından yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Savcılığın soruşturma başlattığı konuşmayla ilgili konuşan Erdoğan da dernek yönetiminin “haddini aştığını” savunmuştu. Erdoğan, TÜSİAD’ın eski Türkiye’de siyaseti dizayn eden bir dernek olduğunu söyledi ve “Eski sistemi geri getirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir” mesajı vermişti.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise TÜSİAD yöneticileri hakkındaki soruşturmanın Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından başlatıldığı yönündeki iddiaları yalanlamıştı.

Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras, yaptıkları konuşmada Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklamıştı.

Mehmet Ömer Arif Aras konuşmasında artan gözaltı ve tutuklamalara tepki göstererek, “Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor, yerlerine kayyum atanıyor… Bir büyükşehir belediye başkanı hakkında yaptığı konuşmalar nedeniyle basın toplantısından dakikalar sonra soruşturmalar açılıyor… Yeni mezun teğmenler ordudan ihraç ediliyor. Arka arkaya gelen bu olayların endişe yarattığını ve güveni sarstığını söyleyebiliriz” demişti.

Orhan Turan ise “yeni yasal düzenlemelerle, kamu görevlilerinin Devlet Denetleme Kurulu tarafından görevden alınmasının ve TMSF’nin şirketlere kayyum olarak atanmasının mümkün olduğunu” savunmuştu.

“Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, galiba artık şirket kurmaktan daha kolay. Kadın cinayetlerinin de, çocuk tacizlerinin de sonu gelmiyor” diyen Orhan Turan, tüm bu sorunların arkasında “hukuka olan güvenin sarsılması” belirlemesinde bulunmuştu.

Paylaşın

Süper Lig: Galatasaray, Kazanmasını Bildi

Süper Lig’in 27. hafta maçında Alanyaspor ile Galatasaray, Alanya Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Yasin Kol’un yönettiği karşılaşmayı Galatasaray, 2-1 kazandı.

Haber Merkezi / Galatasaray’ın gollerini 51. dakikada Fidan Aliti (KK) ve 62. dakikada Victor Osimhen, Alanyaspor’un golünü ise 23. dakikada Tonny Vilhena kaydetti.

Galatasaray, bu galibiyet ile 68’e yükseltti ve bir maç eksik takipçisi Fenerbahçe’nin 7 puan önüne geçti. Alanyaspor ise 31 puanda kaldı.

Galatasaray, Süper Lig’de çıktığı 26 müsabakada 21 galibiyet, 5 beraberlik aldı.

Galatasaray, sezonun ilk yarı oynanan karşılaşmada Alanyaspor’u 1-0 mağlup etmişti.

23. dakikada Yusuf Özdemir’in sol kanattan ortasında top arka direkte Hadergjonaj’da kaldı. Hadergjonaj’in pasında ceza sahası içinde Vilhena’nın sert vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 1-0

51. dakikada topla hareketlenen Barış Alper Yılmaz rakip ceza sahasına kadar meşin yuvarlağı sürdükten sonra şutunu çekti. Kaleci Ertuğrul Taşkıran’dan dönen meşin yuvarlak Aliti’ye çarparak ağlarla buluştu. 1-1

62. dakikada sol kanatta topla buluşan Barış Alper Yılmaz’ın arka direğe ortaladığı meşin yuvarlağı Osimhen kafayla ağlara gönderdi. 1-2

Stat: Alanya

Hakemler: Yasin Kol, İbrahim Çağlar Uyarcan, Samet Çiçek

Alanyaspor: Ertuğrul Taşkıran, Hadergjonaj, Aliti, Lima, Yusuf Özdemir, Fatih Aksoy (Dk. 84 Janvier), Richard, Cordova (Dk. 72 Hwang), Vilhena, Makouta, Sporar (Dk. 85 Arda Usluoğlu)

Galatasaray: Muslera, Frankowski, Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Eren Elmalı (Dk. 71 Sallai), Lemina (Dk. 46 Yunus Akgün), Torreira, Sara (Dk. 90 Kerem Demirbay), Barış Alper Yılmaz, Morata (Dk. 79 Kaan Ayhan), Osimhen (Dk. 90 Ahmed Kutucu)

Goller: Dk. 23 Vilhena (Alanyaspor), Dk. 51 Aliti (Kendi kalesine), Dk. 62 Osimhen (Galatasaray)

Kırmızı kart: Günay Güvenç (Devre arasında-Yedek kulübesinde) (Galatasaray)

Paylaşın

Araştırma: Tereyağı Yaşam Sürenizi Önemli Ölçüde Azaltabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, doymuş yağlar açısından zengin bir besin olan tereyağının bitki bazlı yağlara kıyasla daha yüksek ölüm riski taşıdığını ortaya koyuyor.

Euronews Türkçe‘nin aktardığı JAMA Internal Medicine dergisinde yayınlanan araştırmaya ABD’de yaşayan orta yaş ve üzeri yaklaşık 221.000 kişi dahil edildi. Bu kişilerin 30 yıllık beslenme alışkanlıkları ve sağlık çıktıları mercek altına alındı.

Bu süre zarfında, tereyağını çok tüketen kişilerin ölüm riski, daha az tüketenlere kıyasla yüzde 15 daha yüksekti. Daha çok bitki bazlı yağ tüketenlerin ölüm riski ise, daha az bitki bazlı yağ tüketenlere kıyasla yüzde 16 daha düşüktü.

Araştırma, tereyağı tüketimi yerine bitki bazlı yağ tüketimine geçmenin, yüzde 17 daha düşük ölüm riskiyle ilişkili olduğunu öne sürüyor. ABD’deki Brigham and Women’s Hastanesi’nde araştırma görevlisi olan çalışmanın başyazarı Yu Zhang, “Bu durum, sağlık üzerinde oldukça büyük bir etkiye sahip” dedi.

Öte yandan tüm bitki bazlı yağlar eşit özellikte değil. Zeytinyağı, soya fasulyesi yağı, kolza tohumu, kanola yağı, kanser ve kalp hastalıklarında genelde daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Fakat mısır yağı ya da aspir yağı gibi türlerle ölüm riski arasında bir benzer bir bağ kurulamadı.

Ayrıca, kalp rahatsızlıklarıyla bağlantılı, doymuş yağ oranı yüksel palmiye (palm) yağı veya hindistan cevizi yağı da analiz edilmedi.

Özellikle, bu bitki bazlı yağların bazıları tohum yağları olarak kabul edilmekte olup, son yıllarda sağlık alanında etkili kişilerin ve bazı politikacıların tepkisini çekti. Tohum yağları, yağ çıkarma işlemi sırasında bütün tohumların işlenmesiyle elde ediliyor.

Mısır, pamuk, soya, aspir, ayçiçeği, üzüm çekirdeği, pirinç kepeği yağlarının tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkların arkasında olduğunu iddia edenler de var. Fakat fast food gıdalar gibi tohum yağlarının kullanıldığı pek çok besin, aynı zamanda yüksek sodyum ve işlenmiş karbonhidrat içerirken, bu da onları başka nedenlerle sağlıksız hale getiriyor.

Araştırmada yer almayan King’s College London’dan beslenme ve diyetetik profesörü Tom Sanders, “Sosyal medyada bitkisel yağlar hakkında, potansiyel zararlı etkilere ilişkin asılsız iddialara dayanan çok sayıda yanıltıcı reklam yapıldı” dedi.

Yeni araştırma, ölüm risklerine odaklanarak tartışmaya bir miktar açıklık getiriyor, ancak bazı sınırlamaları da var. Tüketilen yağların ölüm riskiyle ilişkilendirildiği çalışma, İskandinav ve Baltık ülkelerinde diyet önerilerinde bulunan bir araştırma ekibinin bulgularıyla da örtüşüyor.

Zeytinyağı ve kolza yağı gibi doymamış yağ bakımından zengin yağların, tereyağı, palmiye ve hindistancevizi yağı gibi doymuş yağ bakımından zengin yağlara göre sağlık açısından daha verimli olduğunu belirtmişlerdi. Doymuş yağ çoğunlukla hayvansal kaynaklardan gelir ve yüksek seviye kolesterol ile ilişkilendirilir. Bu da kalp hastalıkları ve felç riski ile bağlantılı.

Bu arada, bitkisel yağlar daha fazla aside sahiptir. Bunun bir türü, iltihabı azaltmaya yardımcı olabilen omega-3’tür. Diğeri ise omega-6’dır ve daha düşük kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet ve kanser riskiyle ilişkilendirilir fakat daha yüksek iltihaplanma riski taşır.

Tereyağı veya bitkisel yağın diğer faktörlere kıyasla sağlığı ne kadar etkilediğini belirlemek zor olabilir. Araştırmaya göre, daha fazla tereyağı tüketen kişilerin obez olma ve sigara içme olasılığı daha yüksekti ve bitkisel yağ tüketenlere kıyasla egzersiz yapma olasılıkları daha düşüktü.

Araştırmanın yazarları, analizlerinde bu farklılıkları dikkate almaya çalıştılar, ancak bağımsız araştırmacılar bu farklılıkların yine de sonuçları çarpıtabileceği konusunda uyarıda bulundu. Ayrıca, araştırmaya katılan kişilerin büyük çoğunluğu sağlık çalışanlarından oluşuyordu ve bu kişiler genel nüfusu temsil etmiyor olabilir.

Sanders, bu sınırlamalara rağmen bitkisel yağlardaki yağ asitlerinin “çeşitli mekanizmalarla” sağlık risklerini azaltmış olmasının “mümkün” olduğunu söyledi. Beslenme ve diyetetik profesörü, “Buradan çıkarılacak ders, tereyağından ziyade doymamış bitkisel yağları seçmenin daha sağlıklı olduğudur” dedi.

Paylaşın

Zelenski: Ukrayna, ABD İle Yapıcı Görüşmelere “Tamamen Bağlı”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ülkesinin, ABD temsilcileri ile S. Arabistan’da yapılacak görüşmede Rusya’yla savaşı sona erdirmek için yapıcı bir diyalog kurmaya kararlı olduğunu söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump, göreve gelmesinden bu yana Ukrayna’ya yönelik askeri yardımların yanı sıra istihbarat paylaşımını da durdurmuştu. Zelenskiy’i, Ukrayna’yı işgal eden ve topraklarının yaklaşık yüzde 20’sini ele geçiren Rusya ile bir barış anlaşmasına varma konusunda ciddi olmamakla suçlanmıştı.

Zelensky, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Ukrayna, bu savaşın ilk saniyesinden itibaren barış arıyor. Gerçekçi öneriler masada. Önemli olan hızlı ve etkili bir şekilde hareket etmek” dedi.

Volodimir Zelenski, önümüzdeki hafta Suudi Arabistan’ı ziyaret edeceğini, pazartesi günü Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’la görüştükten sonra Ukraynalı diplomatik ve askeri yetkililerin salı günü ABD heyetiyle bir araya geleceklerini söyledi.

Zelenski, “Biz yapıcı diyaloğa tam anlamıyla bağlıyız ve gerekli kararlar ve adımlar üzerinde tartışıp mutabakata varmayı umuyoruz” dedi.

Ukrayna heyetinde Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, Zelenski’nin Genelkurmay Başkanı Andriy Yermak ve Savunma Bakanı Rüstem Umerov yer alacak.

Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff da Ukrayna ile Rusya ile üç yıldır süren savaşı sona erdirecek bir çerçeve anlaşma için görüşmelerde bulunduğunu ve önümüzdeki hafta Ukraynalılarla Suudi Arabistan’da bir toplantı planlandığını söyledi.

Şubat ayında Riyad, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en ölümcül çatışmayı durdurmanın yollarını görüşmek üzere ABD ve Rusya yetkililer arasında bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Ukrayna’nın bu görüşmelere dahil edilmemesi, Kiev’de ve Avrupa’daki müttefiklerinde endişeye yol açtı.

Zelenski, Trump ile 28 Şubat’ta Beyaz Saray’da görüşmüş ancak ikilinin dünya medyası önünde barış adımları konusunda tartışması üzerine görüşme gerginliğe dönüşmüştü.

Paylaşın

Komplo Teorilerine Neden İnanılıyor?

Yapılan son araştırmalar, komplo teorilerinin genellikle psikolojik dengeleyiciler olarak hizmet ettiğini, dezavantajlı hissedenlerin, dezavantajlı hissettiklerine karşı sembolik olarak meydan okumasının bir yolu olduğunu gösteriyor.

Haber Merkezi / Komplo teorilerine inanmasının ardında hem psikolojik hem de sosyolojik pek çok faktör yatıyor.

Psikolojik Nedenler:

Belirsizliğe karşı savunma: Karmaşık veya belirsiz olayları anlamlandırmak için basit açıklamalar aranır. Örneğin, küresel bir pandemiyi “doğal bir süreç” olarak kabul etmek yerine, “bir laboratuvarda tasarlandı” gibi bir komplo teorisi, olaylara bir düzen ve kontrol hissi katar. Psikologlar buna “bilişsel kapatma ihtiyacı” diyor.

Kontrol ihtiyacı: Dünya öngörülemez göründüğünde, komplo teorileri bir şeylerin “gizli bir el” tarafından yönlendirildiği hissini verir. Bu, tamamen tesadüfi bir evrende yaşamaktan daha rahatlatıcı olabilir.

Kimlik ve aidiyet: Komplo teorilerine inanmak, bir gruba ait olma hissi verir. “Gerçeği bilen azınlık” olmak, özel ve üstün hissetmeyi sağlar. Örneğin, sosyal medyada sıkça görülen komplo toplulukları, bu aidiyet duygusunu pekiştirir.

Güvensizlik: Kurumlara duyulan güvensizlik, alternatif anlatılara yönelmeyi teşvik eder. Tarihsel ihanetler veya skandallar bu şüpheyi besler.

Evrimsel kökenler:

Tehlike algısı: İnsan beyni, hayatta kalmak için tehditleri tespit etmeye göre gelişmiştir. Komplo teorileri, bu “aşırı duyarlılık” mekanizmasının modern bir yansıması olabilir. Atalarımız için çalıdaki bir hışırtıyı “kaplan” olarak yorumlamak yanlış olsa bile hayatta kalmayı artırırdı. Bu, günümüzde “gizli bir örgüt her şeyi kontrol ediyor” düşüncesine dönüşebilir.

Anlam çıkarma: Rastgele olaylarda bile anlam çıkarma eğilimi (apofeni). Apofeni, evrimsel olarak faydalıydı çünkü çevreden anlam çıkarmak hayatta kalmayı kolaylaştırdı. Ancak bu özellik, yanlış bağlantılar kurmaya da yol açtı: “Aşılar çıktı, hastalık arttı, o halde aşılar suçlu” gibi.

Sosyolojik ve kültürel faktörler:

Bilgi çağı ve kaos: İnternet, bilgiye erişimi artırdı ama aynı zamanda yanlış bilgiyi de yaygınlaştırdı. Sosyal medya platformlarında, bir komplo teorisi saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabilir. Algoritmalar da bu tür içeriklerin yayılmasını teşvik eder, çünkü duygusal tepkiler (öfke, korku) daha fazla etkileşim getirir.

Toplumsal kutuplaşma: Komplo teorileri, “biz ve onlar” ayrımını keskinleştirir. Örneğin, siyasi görüşüne göre bir grup bir olayda “derin devlet”i suçlarken, diğeri “büyük sermaye”yi hedef alabilir.

Tarihsel örnekler: Bazı komplo teorileri geçmişte doğrulanmıştır (örneğin, MKUltra projesi). Bu, “her şüphede bir gerçek payı vardır” algısını güçlendirir.

MKUltra projesi ya da MK-Ultra, CIA tarafından; insanlar üzerinde yapılan, bazıları yasa dışı bir dizi deneyden oluşan projeye verilen kod ad.

Kişisel özellikler:

Bilişsel önyargılar: “Onaylama önyargısı” (confirmation bias), yalnızca inançları destekleyen kanıtlara odaklanmaya neden olur. Bir komplo teorisine inananlar, komplo teorisini çürüten kanıtları görmezden gelir.

Duygusal tetikleyiciler: Korku, öfke veya çaresizlik, mantıklı düşünmeyi bastırır. Komplo teorileri bu duyguları sömürerek daha çekici hale gelir.

Eğitim ve eleştirel düşünce: Araştırmalar, eleştirel düşünme becerisi düşük olanların komplo teorilerine daha yatkın olduğunu gösteriyor. Ancak bu, zeka ile değil, genellikle bilgi kapasitesiyle ilgili.

Paylaşın

Devlet Bahçeli: PKK, Derhal Ve Ön Şartsız Silah Bırakmalı

PKK’nın ateşkes ilanına ilişkin basın açıklaması yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “PKK terör örgütü ve iltisaklı gruplar derhal ve ön şartsız silah bırakmalı, hatta kanlı silahlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir” dedi.

Devlet Bahçeli, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının “PKK terör örgütüyle birlikte bütün uzantı ve grupları açıkça bağladığını” ifade etti. Bahçeli, “YPG’nin ve buna benzer terörist oluşumların anılan çağrıdan muaf ve istisna olduklarını iddia etmeleri, çatlak ses çıkaranların bu mesnetsiz görüşü bir plan dahilinde paylaşmaları örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkilidir” dedi.

“Terör örgütünü kuran feshini istemiştir” diyen Bahçeli “Bunun dışında zamana oynamak, ortamı bulandırmak, süregelen pozitif gündemi tahrip ve tahrik edici nitelikte top çevirmek, siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmak aymazlıktır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yazılı bir açıklamada bulundu. Açıklamasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına değinen Devlet Bahçeli, DEM Parti, YPG ve PKK’ye mesaj gönderdi. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Terörsüz Türkiye hedefi, tarihin ve coğrafyanın huzurla mühürlenmesi, umutla müjdelenmesi, barış ve kardeşlik ruhuyla mücehhez hale gelmesidir. On yıllardır milletimizin başına musallat olan kanlı musibetin nihayet sonu görünmüştür. Sosyal, siyasal, ekonomik, güvenlik, toplumsal maliyeti ile birlikte insani ve vicdani kayıp ve mağduriyetleri yüksek seviyelere tırmanan silahlı şiddet ve ihanet dönemi kapanmak üzeredir.

Kaldı ki başka bir seçenek veya ileri sürülebilecek bir mazeretten bahsedilemeyeceği gibi bölücü terörü haklı gösterebilecek hiçbir anlayış ya da amaçtan söz açılamayacaktır. Siyaset ve demokrasi hayatına düşen terör gölgesine artık sabır ve tahammül göstermek mümkün değildir. Türk milleti harici ve dahili odakların baskı ve dayatmalarına göz yummayacak, risk ve tehditlerin daralan markajına sıkışıp kalmayacaktır.

Terörle demokrasi, silahla siyaset, kaosla huzur, bölünmeyle birlik ve beraberlik arasında güvenli bir liman, ara bir istasyon yoktur. Aziz milletimiz makus ve menhus talihini yenmek için kutlu irade ve inancıyla devrededir. Geride kalan 41 yıllık terör ve bölücülük enkazı el birliğiyle, ortak aklın imkânlarıyla, elbette samimi, sahici, sabırlı, hasbi ve güven veren hamlelerle kaldırılacaktır.

Terörün kanlı izleri silinmekle birlikte tortu ve kalıntıları da tamamıyla kazınıp atılacaktır. Herhangi bir yol kazasının yaşanmaması, yanlış anlamaların tezahür etmemesi, hassasiyet yönü ziyadesiyle fazla olan iyimser gelişmelerin sekteye uğramaması/uğratılmaması konusunda son derece dikkat, sorumluluk, özen ve uyanıklık gerekmektedir.

Önümüzde ihmali ve ihlali düşünülemeyecek altın bir fırsat bulunmaktadır. Bu fırsat aynı zamanda vehimlere kapılmadan müşterek fehim, fecir ve ferasetle tedarik ve temin edilmelidir. DEM Parti’nin sağduyulu, soğukkanlı, sıcak mesajlarının yanı sıra tutarlı ve istikrarlı adımlarını muhafaza gayreti sonucunda Türkiye partisi olmasının önü de açılacaktır. 27 Şubat İmralı çağrısı PKK terör örgütüyle birlikte diğer bütün uzantı ve grupları açıkça bağlamaktadır.

YPG’nin ve buna benzer terörist oluşumların anılan çağrıdan muaf ve istisna olduklarını iddia etmeleri, çatlak ses çıkaranların bu mesnetsiz görüşü bir plan dahilinde paylaşmaları örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkilidir. Terör örgütünü kuran feshini istemiştir. Bunun dışında zamana oynamak, ortamı bulandırmak, süregelen pozitif gündemi tahrip ve tahrik edici nitelikte top çevirmek, siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmak aymazlıktır.

Bilhassa melezleşmiş bir millet yapısını dikte etmenin peşine düşenler, yürürlükteki Anayasa’da ifadesini bulan Türk vatandaşlığı tanımını pervasızca ve peşin hükümlerle tartışmaya açanlar terörsüz Türkiye seferberliğini kesintiye uğratmanın düşünü kuran tatlı su kurnazlarıdır.

Gerçekçi ve geniş bir temelde mezkûr seferberliğin sonuca ulaşması halinde kazanması kaçınılmaz olan, bununla kalmayıp ortaya çıkacak muazzam barış ve bahtiyarlık vasatından dolayı göğsü kabarması kesin görülen elbette ortak kader paydasında buluşan herkestir. Bizim nazarımızda herkes Türkiye’dir, milletin tamamıdır. Maşeri vicdan terörün kalıcı ve köklü şekilde bitişinden veya bitirilmesinden kesinkes yanadır.

Bu gayenin en kısa sürede ifa ve icrasında en küçük görüş ayrılığı yoktur. Zaman ve zeminin konjoktürel gelgitlerinden yararlanarak söz konusu ağır sorunun uzamasına, savsaklanmasına, hatta sabote edilip aykırı ve çarpık seslerin çıkmasına hizmet edenler hesabını veremeyecekleri vebal altındadır. Türkiye’miz siyasi mutabakat ve toplumsal dayanışmayla terörsüz bir geleceği inşa ve ihya amacındadır.

“Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir”

Hiç şüphe yoktur ki terör, büyük ve kahredici bir insanlık suçudur. Terör, insani miras ve emanetlerin hiçe sayılmasıdır. Türk milleti terörle yaşamaya ne mahkûm, ne mecbur, ne de müstahaktır. PKK terör örgütü ve iltisaklı gruplar derhal ve ön şartsız silah bırakmalı, hatta kanlı silahlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir.

Çünkü ateşkes rejiminden bahsetmek için eşit ve egemen güçlerin karşılıklı münasebet ve mücadelesine sahne olan ahlaki, mantiki, meşru ve hukuki bir ortamın varlığı asla yoktur. Bunun tam tersine olacak şekilde, yapılacak her teklif, söylenecek her söz tek taraflı bir oyalanmadır ve beyhudedir. Küresel siyaset ve stratejik ilişkilerin pek çok sarsıcı gelişmeye gebe olduğu bir dönemde terör örgütünün bütün uzantı ve bağlantılarıyla silah bırakması ikamesi olmayan bir gerekliliktir.

Jeopolitik kırılmaların tehlikeli şekilde vasat bulduğu bugünkü dünya tablosunda milli birlik ve dayanışma ruhunun işlerliğine ve işlevselliğine ileri düzeyde ihtiyaç vardır. Bölücü terör örgütü, kurucu önderliğin 27 Şubat çağrısına müzahir hareket edip hiçbir şart ileri sürmeksizin silahla yollarını ayırmalı ve örgütsel varlığını sona erdirmelidir.

Bunun dışında hiçbir tasarruf, tahayyül ve tehir çabası masum ve makul kabul edilmeyecektir. Anayasa’da amir hüküm olan Türk vatandaşlığı tanımı etrafında gittikçe somutlaşan, sürekli irtifa kazanan tehlikeli ve tedirgin edici tartışmaların ifade ve düşünce hürriyetinden daha çok yıkıcı ve zehirleyici fonksiyonu vardır ve bu art niyetli keşmekeşin süratle sonlandırılması samimi beklentimizdir.

Bölgesel nitelikli kaos dinamikleri son derece etkin ve faaldir. Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kentlerinde yaşanan kaygı veren çatışmalar yaygınlık emaresi göstermektedir. Dış bağlantılı etnik ve mezhebi provokasyonların bir yanda ülkemiz diğer yanda komşu ülkeler aleyhine kapsamlı olarak sipariş edildiği anlaşılmaktadır. Derin ve denetimsiz bir bunalım kapanına şuursuz ve fütursuz zihniyetler tarafından sürüklenmek istenen küresel ve bölgesel müesses mimari her türlü kriz ve kargaşaya açık haldedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında tecelli eden hakim ve havi uluslararası sistem ölümcül darbelerle tasfiyenin eşiğindedir. Buna karşılık adalet, eşitlik, hakkaniyet ve haysiyet esaslarına saygılı bir dünyanın tesis edilip edilmeyeceği, siyasi ve stratejik yol haritasının ne zaman belirleneceği, demokrasi ve hukuk alanında görülen kontrolsüz dağınıklığın ve dağılmanın nasıl toparlanacağı her insanı, her milleti, her ülkeyi yakından ilgilendiren ortak bir sancıdır.

İç huzur ve barış ortamını kardeşlik kültürüyle pekiştirmiş, milli onurla perçinlemiş Türkiye’nin gücüne güç katacağı, küresel ve bölgesel tehditlere karşı munzam ve mütemadi direniş göstereceği kuşkusuzdur. Türk ve Türkiye Yüzyılı, huzur ve barışın yüzyılıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı, dünya sallanırken milli güvencenin yüzyılı, bin yıllık kardeşlik hukukunun yüz akı, doğudan batıya, kuzeyden güneye muazzez milletimizin gönül akını ve gövde gösterisidir.

Bu nedenle İmralı tarafından 27 Şubat 2025 tarihinde yapılan tarihi çağrıya PKK’yla birlikte diğer uzantı ve iltisak halindeki örgütlerin riayet ve bağlılığı mecburidir. Terörsüz Türkiye amacı derhal gerçekleşmeli,  terör hayatımızdan sökülüp atılmalıdır. Aksi halde elinde kanunsuz silah taşıyan kim olursa olsun bedelini en ağır şekilde ödeyecektir.”

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Erdoğan’ın Yeniden Adaylığının Parçası Olmayacağız

TİP Lideri Erkan Baş, “Erdoğan’ın yeniden aday olmasının yolunu açacak hiçbir adımın parçası olmayacağız. Tüm muhalefete de bir kere burada bir birlik çağrısı yapıyorum. Muhalefete diyorum ki, biz niye Tayyip Erdoğan’ın nasıl aday olabileceğini tartışıyoruz ki? Mevcut anayasaya göre Erdoğan aday olamaz” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Bilge Yurtdagülen’in sunumuyla TELE 1 ekranlarında yayınlanan “Gündem Özel” programının konuğu oldu. Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Suriye’deki çatışmalar: Şuna dikkat çekmek istiyorum, niye öfkeliyiz? Suriye’den özellikle Lazkiye bölgesinden gelen bilgiler şunu söylüyor, buradaki cihatçı örgütler, şeriatçı güçler kışkırtılıyor. Neymiş efendim? Aleviler eski rejimin uzantılarıymış, eski rejimin kalıntılarıymış. Ben şuna dikkat çekmeye çalışıyorum, burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin bir sorumluluk alması lazım. Sonuçta siz bu Colani ile iş birliği içerisinde misiniz? Oradaki Colani’nin de denetimi altındaki kuvvetler Alevi yurttaşlarını katlediyorlar.

İkincisi, daha önemli bir konuda uyarıda bulunmak istiyorum. Bizim aldığımız bilgi bunun aynı zamanda İsrail tarafından tetiklendiği. Yani İsrail’in bölgeye müdahale etmek, İsrail’in bölgedeki gücünü arttırmak üzere buradaki şeriatçı kuvvetleri Alevilere doğru ittirdiği, bunu manipüle ettiği ve orada bir iç karışıklık çıkarttıktan sonra sürece müdahale etmek gibi bir arayış oldu. Zaten İsrail başından bu yana, bu Suriye’nin parçalanması sürecinde bu iç savaşın bir tarafı haline gelmişti. Şimdi yeni bir evreye geçti.

Bunu sadece komşu bir ülkedeki üzücü bir olay olarak değerlendirmeyiz. Kuşkusuz sadece bu bile olsa bizim sorumluluk almamız lazım, ama altını çizerek söylüyorum, bugün orada katliama uğrayanlar bizim Adana’daki, Mersin’deki, Hatay’daki, özellikle Samandağ’daki, Defne’deki yurttaşlarımızın akrabaları. Dolayısıyla büyük bir tedirginlik oluşmuş durumda. Bu, bir bütün olarak bölgenin önümüzdeki dönem çok ciddi bir kaos sürecinden geçeceğini gösteriyor. O yüzden herkesin akıllı, sağduyulu, temel insan haklarına dayalı, uluslararası hukuku gözeten bir biçimde hareket etmesi gerekiyor.

Yeni süreç: Önümüzdeki çarşamba günü DEM Parti heyeti ile görüşeceğiz, Meclis’te ziyaretimize gelecekler. Umuyorum orada karşılıklı sorularımızı, kaygılarımızı, değerlendirmelerimizi paylaşma fırsatı bulacağız. Dolayısıyla şu anda yapılabilecek değerlendirmeler bizim açımızdan da görünen kısmıyla ilgili. Şöyle bir tablo oluşuyor, bir tarafta bu sürece kayıtsız şartsız bir destek beklentisi, isteği, arzusu ve bunu dillendiren kuvvetler var, bir tarafta da bir şekilde buna karşı bir direnç örmeye çalışan, bütün varlığını bunun üzerine kurmaya çalışan bir yaklaşım var. Galiba Türkiye İşçi Partisi biraz farklılaşıyor. Bir kere ben buradan bütün yurttaşlarımıza söylüyorum, ortada barışın bir ihtimal olarak bile belirdiği bir noktada bu ihtimale sımsıkı sarılmak lazım.

Sonuçta en azından 40 yıldır Türkiye’de hep yoksul çocukların öldüğü… Hepimiz biliriz ya o şehit cenazeleri, bayraklar asılır evlere, hep böyle herhalde bulunduğu bölgedeki en yoksul evlerdir onlar. Sıvası yoktur, kerpiçtir, oradaki o yoksulluğu görürsünüz. Bu bir gerçek. Dolayısıyla bu ülkedeki yoksulların, yoksul emekçi çocuklarının, gencecik kardeşlerimizin hayatını kaybetmesini engelleyebilecek ne yapıyorsak hep beraber yapmamız lazım. Bunun gerçek olup olmamasından da bağımsız söylüyorum. Bir ihtimal olarak ortaya çıktığında bile o ihtimali tutup bu ihtimali gerçeğe doğru çevirmek gerekir. Buna ilişkin hiçbir tereddüt yaşamamak lazım.

Tarihsel olarak da şunu söyleyebilirim, bizim için tabi çok özel bir durum bu. Çünkü Türkiye İşçi Partisi, 12 Mart darbecileri tarafından, 12 Mart muhtırasından sonra ‘Türkiye’de Kürt sorunu vardır’ diye bir kongre kararı gerekçe gösterilerek kapatılmış bir parti. Henüz Türkiye’nin bunları konuşamadığı bir dönemde TİP Türkiye’de böyle bir sorunu tespit etmiş ve bunun ortadan kaldırılması için 1960’ların sonunda kongre kararı almış ve kendisine görev biçmiş, doğu mitingleri yapmış o zaman. Bu memlekette en zor zamanlarda belki de Kürtlerin hedef haline getirildiği, iktidarlar tarafından sadece Kürt siyasetçilerinin değil, bir bütün Kürt halkının hedef haline getirildiği süreçler yaşadık biz.

Kentler bombalandı, köyler yakıldı, köy boşaltmalar, faili meçhuller oldu. Bütün bu süreçlerde hep ‘barış’ demişiz, hep bu mücadelede taraf olmaya çalışmışız. Böyle bir tarihsellik içerisinde yaklaşıyoruz. O yüzden bugün barış sözcüğü, o ihtimal ortaya çıktığı anda ben açık söylüyorum, heyecanlanıyorum, umutlanıyorum. Bunun yanına hemen şunu ekliyorum ama, diyorum ki ‘Türkiye’de öyle bir iktidar var ki… Bu iktidar halkın bütün acılarını sadece ve sadece kendi siyasi emelleri cephesinden değerlendiriyor’. Bu memlekette ne sorun varsa ben bu AKP ilk iktidara geldiği günden beri sistematik olarak böyle bir yol izledi diye gözlemliyorum.

Türkiye’nin gerçek sorunlarını işaret ediyor, o sorunları çözmek yerine o sorunları daha da derinleştiren, o sorunları daha da katmerleştiren yani halkın o beklentisini, umudunu, hayalini kendi siyasi emelleri için kullanan bir taktikle hareket ediyor. Bunun sonucu olarak da bu ülkede bu iktidara karşı mücadele eden insanlar barış tartışmasına bile ‘Acaba AKP buradan nasıl bir plan yapıyor? Acaba Tayyip Erdoğan buradan kendisine yeniden Cumhurbaşkanlığının yolunu açacak mı? Acaba AKP iktidarını kalıcılaştırmak için bunu kullanacak mı’ diye bakıyor. Temel itibariyle haklı olan birtakım kaygılar ortaya çıkıyor, biz de hiç kuşkusuz bu kaygıları paylaşıyoruz.

Erdoğan’ın adaylığı: Bir kere şunu söyleyeyim, Türkiye’nin bu iktidar tarafından uzun süre daha yönetilmesi mümkün değil. Dolayısıyla biz hemen bir seçim yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Seçim tartışmalarında en fazla üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi de mevcut anayasaya göre Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olamayacağı gerçeği. Bunun üzerinden atlamamak lazım. Dolayısıyla bir kere bu Cumhurbaşkanlığı ile ilgili tartışmalarda eksik gördüğümüz husus budur. Geçen sefer bunun üzerinde tepinmişti iktidar, ‘Adayınız kim’ diye. Şu andaki temel soru şu, Cumhur İttifakı’nın adayı kim?

İlla Tayyip Erdoğan aday olacaksa bunun için örneğin Cumhuriyet Halk Partisi ile, örneğin İYİ Parti ile, Meclis’te grubu olan muhalefet partileri ile anlaşma yoluna gitmesi lazım. Bunun dışında Tayyip Erdoğan’ın aday olma imkanı yok. Ben Türkiye İşçi Partisi adına şunu söyleyeceğim, biz Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olmasının yolunu açacak hiçbir adımın parçası olmayacağız. Tüm muhalefete de bir kere burada bir birlik çağrısı yapıyorum. Muhalefete diyorum ki, biz niye Tayyip Erdoğan’ın nasıl aday olabileceğini tartışıyoruz ki? Mevcut anayasaya göre Tayyip Erdoğan’a da aday olamaz.”

Paylaşın

Demokrasinin Oksijeni: İfade Özgürlüğü Ve Bilgi Edinme Hakkı

Demokratik sistemlerde, ifade özgürlüğü, sistemin temel taşlarından birini oluştururken, bilgi edinme hakkı da, sistemin işleyişinde ve bireylerin siyasal süreçlere katılımında merkezi bir rol oynar.

Kurtuluş Aladağ / “Halkın halk tarafından halk için yönetimi” olarak tanımlanan demokrasi, tarihsel süreç içerisinde “sosyalist demokrasi” ve “liberal demokrasi” olarak iki ana çizgide gelişmiştir. Günümüz dünyasında “liberal demokrasi” daha yaygın olarak kabul görmekte ve uygulanmaktadır.

İfade özgürlüğü: Demokratik bir sistemin sağlıklı işleyebilmesi için ifade özgürlüğü kritik bir rol oynar. İfade özgürlüğü, toplumu oluşturan bireylerin düşüncelerini, fikirlerini, inançlarını ve bilgilerini, hem sözlü hem de yazılı olarak özgürce ifade edebilmesi şeklinde tanımlanabilir.

Farklı görüşlerin ifade edilebilmesi, demokratik sistemin vazgeçilmezi olan bireylerin siyasi süreçlere katılımını teşvik eder, bu da hem toplumsal sorunların çözümü hem de toplumsal ilerleme için yeni fikirlerin ortaya çıkmasına neden olur.

İfade özgürlüğü, sonsuz olmadığı gibi, nefret söylemi ve yalan haber yayma şeklinde örneklendirebileceğimiz durumlar, demokratik ilkeler ve insan haklarına uyumlu bazı sınırlamalar ile dengelenir. Bu sınırlamalar, sansür ve baskı ile karıştırılmamalıdır.

Sonuç olarak, demokrasi ve ifade özgürlüğü birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. İfade özgürlüğü, demokrasinin sağlıklı işleyişi için bir ön koşul olarak görülürken, demokratik yapılar da ifade özgürlüğünün korunmasını ve geliştirilmesini teşvik eder. Ancak bu ilişkiyi korumanın ve dengede tutmanın sürekli bir çaba gerektirdiği de unutulmamalıdır.

Bilgi edinme hakkı: Demokrasi ve bilgi edinme hakkı arasındaki ilişki ise, demokratik sistemlerin işleyişinde ve bireylerin siyasi süreçlere katılımda merkezi bir rol oynar. Bilgiye erişmeyi ve bilgiyi kullanmayı kapsayan bilgi edinme hakkı, demokratik sistemlerin olmazsa olmazları olan şeffaflık, hesap verebilirlik ve siyasal sistemin denetlenmesinin temelini oluşturur.

Demokratik olarak tanımlanan birçok ülke, bilgi edinme hakkını garanti altına alan yasalar çıkarmıştır. Ancak, bu yasaların uygulanması süreci ülkeden ülkeye değişir. Ulusal güvenlik, kişisel verilerin korunması gibi nedenlerle bazı bilgilere erişim kısıtlanabilir. Bu sınırlamaların, demokratik ilkelerle ve insan haklarıyla uyumlu olması gerekir.

Sonuç olarak, bilgi edinme hakkı, demokratik sistemlerin gelişmesinde önemli bir yer tutar. Bu hakkın korunması ve geliştirilmesi, demokratik sistemin güçlenmesi ve bireylerin siyasi süreçlere tam katılımı için esastır.

John Stuart Mill, On Liberty’de (Özgürlük Üzerine) bilgiye erişimin demokrasinin temelini oluşturduğunu ve bu durumun bireylerin bilinçli kararlar alma kapasitesini artırdığını belirtmiştir. Mill ayrıca, bilgiye erişimin demokratik sistemin gelişimdeki önemini vurgulamıştır.

1946’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bilgi edinme özgürlüğünü temel bir hak olarak tanıyan bir karara imza attı. Bu ilke daha sonra 1948’de Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 19. Maddesi’nde yer almıştır.

Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Dünya İnsan Hakları Konferansı tarafından yayınlanan 1993 Viyana Bildirgesi ile bu hakkı daha da güçlendirdi. Bu bildirge, ifade özgürlüğünün ve bilgiye erişimin, insan haklarının temel bileşenlerinden olduğu vurgulanmıştır.

Avrupa Konseyi 1981’de, üye devletlerin bu hakkın korumasını gerektiren yönergeler oluşturmuş ve Avrupa Komisyonu ise 1994’te, kurumları içinde şeffaflığı sağlamak için adımlar atmıştır. 2005’te, Avrupa Şeffaflık Girişimi’nin kabul edilmesiyle bu hak sağlamlaştırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bilgi edinme hakkını yasal bir standart olarak gören çığır açıcı kararlar vermiştir. Bu kararlar, dünya genelindeki yargı sistemlerinin bilgiye erişimi tanıması ve koruması için yol göstermiştir.

Paylaşın

2024 Yılının En Ölümcül Terör Örgütü “IŞİD”

Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün (IEP) yayınladığı rapora göre, 22 ülkede bin 800’den fazla kişinin ölümünden sorumlu olan IŞİD (Irak Şam İslam Devleti), 2024 yılının en ölümcül terör örgütü oldu.

Haber Merkezi / Raporda, IŞİD ve aralarında Cemaat Nusret El İslam vel Müslimin (JNIM), Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP) ve Eş-Şebab’ın da aralarında bulunduğu terör örgütlerinin 2024 yılında 4 bin 200’den fazla kişinin ölümünden sorumlu olduğu, bunun bir önceki yıla göre yüzde 11 artış anlamına geldiği belirtildi.

Sidney merkezli uluslararası düşünce kuruluşu Ekonomi ve Barış Enstitüsü (IEP) Küresel Terörizm Endeksi 2025 raporunu yayınladı. Rapora göre, terörizm kaynaklı en fazla ölüm Burkina Faso, Pakistan ve Suriye’de gerçekleşti.

Raporda, IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) ve aralarında Cemaat Nusret El İslam vel Müslimin (JNIM), Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP) ve Eş-Şebab’ın da bulunduğu diğer terör örgütlerinin 2024 yılında 4 bin 200’den fazla kişinin ölümünden sorumlu olduğu, bunun bir önceki yıla göre yüzde 11 artış anlamına geldiği belirtildi.

Rapora göre, 22 ülkede bin 800’den fazla kişinin ölümünden sorumlu olan IŞİD (Irak Şam İslam Devleti), 2024 yılının en ölümcül terör örgütü oldu. Raporda, IŞİD’in Afganistan merkezli kolu olan İslam Devleti – Horasan Eyaleti’nin (ISKP) en aktif gruplardan biri olduğu ifade edildi.

ISKP’nin Afganistan’ın ötesine geçerek Pakistan, İran, Rusya ve Orta Asya’da saldırılar düzenlediği belirtilen raporda, “ISK’nin Afganistan dışında gerçekleştirdiği ölümcül saldırıların, Afganistan’ın içinde gerçekleştirdiğinden daha fazla olduğu ve bunun da onun artan ulusötesi tehdidini ortaya koyduğu” vurgulandı.

Raporda ayrıca ISKP’nin, Güney ve Orta Asya’yı hedef alan çok dilli propaganda için yapay zekayı kullandığı ve eleman toplama çabalarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Raporda, “Peştuca, Dari, Arapça, Urduca, Farsça, Özbekçe, Tacikçe, İngilizce ve daha yakın zamanda Rusça ve Türkçe içerikler üretilmiştir” denildi.

2024 yılında Pakistan’da terör kaynaklı ölümler bir önceki yıla göre yüzde 45 artarak bin 81’e çıktı. Taliban’ın 2021’de Afganistan’ı ele geçirmesinden sonra Pakistan’daki terör olayları beş kat arttı ve terör saldırılarının ana nedeni Tehrik-e-Taliban Pakistan (TTP).

Taliban, Afganistan’da hiçbir terörist grubun faaliyet göstermediğini ve Afgan topraklarının diğer ülkelere saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceğini defalarca iddia etti. Ancak rapor, ISKP ve TTP gibi grupların Afganistan’da giderek daha aktif olmaya devam ettiğini ve yalnızca ülke için değil, bölge ve ötesi için de tehdit oluşturduğunu vurguluyor.

Ayrıca ISKP son yıllarda Afganistan’ın etnik ve dini azınlıklarını, özellikle Şii Hazaraları ve Sufileri hedef alıyor.

Burkina Faso’nun 13 yönetim bölgesinden biri olan ve Nusrat El İslam vel Müslim Cemaati’nin (JNIM) aktif olduğu Sahel, 2024 yılında terör kaynaklı ölümlerin yarısından fazlasının gerçekleştiği yer oldu. Sahra Altı Afrika’daki (Sahel hariç) terör kaynaklı ölümler ise 2016 yılından bu yana en az seviyeye geriledi.

2024’ün diğer en ölümcül terör örgütleri

Nusrat El İslam vel Müslim Cemaati (JNIM): Esas olarak Sahel bölgesinde faaliyet gösteren JNIM, bir önceki yıla göre saldırılarını artırarak bin 022 ölümüne neden oldu.

Tehrik-e-Taliban Pakistan (TTP): TTP, 2024 yılında teör kaynaklı ölümlerin 558’inden sorumlu.

Eş-Şebab: El-Şebab, Somali’nin en tehlikeli terör örgütü olmaya devam ediyor. Örgütün eylemleri azalsa da, 2024 yılında 400’den fazla ölüme neden oldu.

Boko Haram: Boko Haram’ın etkisi önceki yıllara kıyasla azalmış olsa da, örgüt Nijerya ve Kamerun’da önemli bir tehdit olmaya devam ediyor. 2024’te Boko Haram, 100 ila 150 sivilin öldürüldüğü Nijerya’nın Yobe Eyaletindeki saldırı da dahil olmak üzere çok sayıda ölümcül saldırıdan sorumlu.

Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ): Daha önce El Kaide bağlantılı olan HTŞ, Suriye’de başta İdlib ve Halep olmak üzere çok sayıda hedefli suikast ve bombalama eylemi gerçekleştirdi. 

Paylaşın