Akademik Perakende Yazılımı Nedir? Faydaları

Akademik perakende yazılımı, yalnızca eğitim kurumları, öğrenciler, öğretmenler ve personel üyeleri için kullanıma sunulan özel fiyatlı yazılım paketleri veya uygulamaları ifade eder.

Haber Merkezi / Bu yazılım programları genellikle tam fiyatlı muadilleriyle benzer işlevlere sahiptir ancak eğitimde kullanımı teşvik etmek için daha düşük bir maliyetle veya özel lisanslama ile sunulur. Akademik perakende yazılımının amacı, eğitim ortamlarındaki öğrenme sürecini, araştırma girişimlerini ve idari görevleri desteklemek ve geliştirmektir.

Akademik Perakende Yazılımları, ticari yazılımlara kıyasla indirimli fiyatlarla eğitim kurumları, öğrenciler ve öğretmenler için özel yazılım çözümleri sunduğu için önemlidir.

Bu, akademik toplulukların gelişmesine ve verimli bir şekilde çalışmasına olanak tanıyan temel üretkenlik uygulamalarının, tasarım programlarının ve öğrenme araçlarının erişilebilirliğini ve uygun fiyatlılığını büyük ölçüde teşvik eder.

Akademik yazılımlar, öğrencilerin ve eğitimcilerin hayati önem taşıyan bilgi ve becerileri edinmelerine yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda kurumların teknolojiyi günlük müfredatlarına entegre etmelerine, yeniliği teşvik etmelerine ve eğitim ekosistemini geliştirmelerine de yardımcı olur.

Akademik Perakende Yazılımı, çeşitli süreçleri düzene sokarak ve öğrenme ve öğretme deneyimlerini geliştirmek için değerli araçlar sunarak çağdaş eğitim ortamında önemli bir rol oynar. Birincil amacı, akademik kullanıma göre uyarlanmış bir dizi uygulama sunarak okullar, kolejler ve üniversiteler gibi eğitim kurumlarının özel ihtiyaçlarını karşılamaktır.

Bu uygulamalar genellikle idari araçları, eğitim kaynaklarını ve üretkenliği artıran özellikleri kapsar ve bu da nihayetinde ilgi çekici öğrenme ortamları yaratır ve öğrenciler, öğretmenler ve personel arasında verimli iş birliğini teşvik eder. Ayrıca, Akademik Perakende Yazılımı, eğitim paradigmaları gelişmeye devam ederken alakalı kalmasını sağlayarak uyarlanabilirliğe odaklanarak tasarlanmıştır.

Bulut bilişim ve yapay zeka gibi modern teknolojileri benimseyerek, bu yazılım çözümleri öğrenmenin sunulma biçiminde devrim yaratmayı hedeflerken, aynı zamanda akademik ilerlemenin daha iyi yönetilmesini ve izlenmesini de kolaylaştırır.

İçerik oluşturma ve dağıtımından ders programlarını ve kayıtlarını yönetmeye kadar, Akademik Perakende Yazılımı geleneksel ve dijital öğrenme arasındaki boşluğu kapatmaya yardımcı olur, eğitim kurumlarının öğrencilerini eğitmede ve onları geleceğe hazırlamada daha büyük başarılar elde etmelerini sağlar.

Akademik Perakende Yazılımları hakkında sıkça sorulan sorular:

Akademik Perakende Yazılımlarının ortak özellikleri nelerdir?

Akademik Perakende Yazılımında bulunan bazı ortak özellikler arasında ders yönetimi, öğrenci bilgi sistemi, değerlendirme ve test, işbirliği araçları, iletişim araçları, öğrenme yönetim sistemi, ders planlama, kaynak yönetimi ve raporlama araçları yer almaktadır.

Akademik Perakende Yazılımı eğitimcilere nasıl fayda sağlar?

Akademik Perakende Yazılımı, derslerin, ders materyallerinin ve öğrenci bilgilerinin etkili bir şekilde düzenlenmesi yoluyla eğitimcilerin çalışmalarını kolaylaştırabilir. Ayrıca, öğrenciler, veliler ve diğer eğitimciler arasında verimli bir iletişim kurulmasını sağlar ve kaynak paylaşımı, değerlendirme ve analitik araçlar aracılığıyla kişiselleştirilmiş öğrenmeyi destekler.

Akademik Perakende Yazılımı öğrencilere nasıl fayda sağlar?

Öğrenciler, etkileşimli, ilgi çekici ve kişiselleştirilmiş öğrenme kaynaklarına erişerek Akademik Perakende Yazılımından faydalanabilirler. Ayrıca ödevlerini etkili bir şekilde yönetebilir, ilerlemelerini takip edebilir ve akranları ve eğitimcilerle iş birliği yapabilirler.

Kurumunuz için doğru Akademik Perakende Yazılımı nasıl seçilir?

Kurumunuz için doğru Akademik Perakende Yazılımını seçerken maliyet, kullanım kolaylığı, mevcut altyapıyla uyumluluk, ölçeklenebilirlik ve kurumunuzun ihtiyaçlarıyla ilgili özellikler gibi faktörleri göz önünde bulundurun. Ayrıca, bilinçli bir karar vermek için müşteri yorumlarını ve profesyonel önerileri arayın.

Ücretsiz Akademik Perakende Yazılım seçenekleri mevcut mudur?

Evet, açık kaynaklı platformlar da dahil olmak üzere birçok ücretsiz Akademik Perakende Yazılımı seçeneği mevcuttur. Bazı popüler ücretsiz yazılımlar arasında Moodle, Canvas ve Google Classroom bulunur. Ancak, kurumunuzun özel ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadıklarını ve gerekli desteği sağlayıp sağlamadıklarını değerlendirmek önemlidir.

Paylaşın

En Eski Ve En Uzak Galaksi 13,5 Milyar Yaşında

James Webb Uzay Teleskobu’nu (JWST) kullanan bilim insanları, Büyük Patlama’dan sadece 280 milyon yıl sonra oluşan ve MoM-z14 adı verilen bir galaksi keşfettiler.

Haber Merkezi / MoM-z14 galaksisi şimdiye kadar fotoğraflanan en uzak ve en eski galaksi olma özelliğine sahip.

MoM-z14, JWST’nin kızılötesi özellikleri sayesinde, NIRCam ile görüntülenmiş ve NIRSpec ile spektrumları alınarak doğrulanmıştır. Bu galaksinin keşfi, Evren’in erken dönemlerinde parlak galaksilerin beklenenden 100 kat daha yaygın olduğunu gösteriyor (182^+329_-105 kat daha fazla).

Bu durum, galaksi oluşum modellerini zorlamakta ve erken Evren’de yıldız oluşum verimliliği, UV değişkenliği veya kozmolojik parametreler gibi faktörlerin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.

MoM-z14’ün ışığı James Webb Uzay Teleskobu’na 13.53 milyar yıldan fazla bir sürede ulaştı ve MoM-z14 Evren’in şu anki yaşının sadece yüzde 2’sine denk gelen bir dönemde oluştu. Günümüzde, Evren’in genişlemesi nedeniyle bu galaksinin tahmini mesafesi 33.8 milyar ışık yılıdır.

Galaksi, UV mutlak büyüklüğü -20.2 ile oldukça parlak ve kütlesi, Samanyolu’nun bir uydu galaksisi olan Büyük Macellan Bulutu’na benziyor.

MoM-z14, 74±15 parsek boyutunda oldukça kompakt bir galaksidir, ancak çözümlenebilir yapısı, ışığının baskın olarak aktif bir galaksi çekirdeğinden (AGN) değil, yıldızlardan geldiğini gösteriyor. Az toz bulunması (dik UV eğimi, β=-2.5) ve genç yıldız popülasyonu, galaksinin yeni yıldız oluşumuna sahne olduğunu ortaya koyuyor.

Galakside nitrojen, karbon ve oksijen gibi elementler tespit edildi. Özellikle yüksek nitrojen/karbon oranı ([N/C]>1), yerel küresel kümelerinkine benzer bir kimyasal bolluk modeli sunar ve bu, süper kütleli yıldızların varlığına işaret ediyor.

Galaksinin UV çizgilerinin yüksek eşdeğer genişlikleri (15-35 Å), son 5 milyon yılda yıldız oluşum oranında yaklaşık 10 kat artış olduğunu gösteriyor (SFR_5Myr/SFR_50Myr=9.9). Bu, galaksinin hızlı bir yıldız oluşum evresinde olduğunu düşündürüyor.

MoM-z14’ün çevresinde güçlü bir Lyman-alfa sönüm kanadının olmaması, galaksinin yakın çevresinin kısmen iyonize olabileceğini gösteriyor; bu, reiyonizasyon modellerinin genellikle yüzde 100 nötr bir Evren öngördüğü bu kırmızıya kayma değerinde beklenmedik bir durumdur.

MoM-z14, erken Evren’de galaksilerin nasıl bu kadar hızlı ve büyük oluşabildiği sorusunu gündeme getiriyor. Teoriler, yüksek yıldız oluşum verimliliği, patlamalı yıldız oluşumu veya süper kütleli yıldızların varlığı gibi olasılıkları öne sürüyor.

Galaksinin kimyasal yapısı, Samanyolu’ndaki en eski yıldızlarla ve küresel kümelerle benzerlik gösteriyor, bu da erken galaksi oluşumu ile modern Evren arasında bir bağ kuruyor.

Paylaşın

Türkiye, İsrail’e En Çok Mal Satan Beşinci Ülke

Çin, ABD, Almanya ve İtalya’nın ardından Türkiye, 2024 yılı itibarıyla İsrail’e en çok mal satan beşinci ülke konumunda yer aldı. Türkiye’nin İsrail’e yaptığı ihracat, 2.86 milyar dolar seviyesinde.

Türkiye’nin bu sıralamada Rusya, Fransa ve Hindistan gibi ülkeleri geride bırakması, kamuoyunda daha önce açıklanan “İsrail’le ticaret durduruldu” söylemleriyle ciddi bir çelişki oluşturuyor.

İktidar, Gazze’deki sivil ölümlerine yönelik artan kamuoyu tepkisi ve siyasi baskılar üzerine Nisan 2024’te İsrail’e 54 başlık altında ihracat yasağı getirdiğini açıklamıştı. Ancak ticaret verileri bu yasağın ya etkisiz kaldığını ya da büyük ölçüde göz boyamaya yönelik olduğunu gösteriyor.

Al Jazeera’nın haberine göre, Türkiye’den İsrail’e en çok satılan ürünler arasında demir-çelik ürünleri, plastik türevleri, tekstil mamulleri, gıda ürünleri ve çeşitli sanayi hammaddeleri yer aldı. Bu kalemlerin birçoğu, yasak kapsamındaki sektörlerle doğrudan ilişkili.

Birleşmiş Milletler’e bağlı küresel ticaret veri tabanı UN Comtrade verilerine göre, İsrail 2024 yılında Türkiye’den yaklaşık 2.87 milyar dolarlık ithalat yaptı. Bu rakam, önceki yıla göre yüzde 20’nin üzerinde bir artışa işaret ediyor. Bu artış, İsrail’in hem askeri hem de altyapı malzemelerine olan talebinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

İsrail’in Türkiye’den aldığı ürünlerin bir kısmının, altyapı inşaatı ve askeri lojistik destek alanlarında kullanıldığı iddiaları, sivil toplum kuruluşları tarafından sıklıkla gündeme getiriliyor.

Muhalefet partileri ve insan hakları savunucuları, bu ticaret hacminin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda diplomatik bir skandal niteliği taşıdığını belirtiyor. CHP’li bazı vekiller, İsrail’e yapılan ihracatın TBMM gündemine taşınması gerektiğini savunurken, Gelecek Partisi, Deva Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi temsilcileri ise “halkın iradesiyle alay edilircesine sürdürülen bu politikayı kabul etmiyoruz” açıklamalarında bulunmuştu.

Öte yandan Filistin destekçisi birçok sivil toplum kuruluşu ve aktivist grup, limanlar üzerinden yapılan ticaretin “şeffaflık ve denetimden uzak” bir biçimde sürdürüldüğünü savunuyor.

Al Jazeera’nın yayımladığı rapora göre, İsrail’in 2024 yılındaki en büyük ithalat partneri Çin olurken, onu sırasıyla ABD, Almanya, İtalya ve Türkiye izledi. Türkiye’nin İsrail’e ihracat hacmi, Fransa, Hindistan, Rusya ve Japonya gibi ülkelerin önünde yer aldı.

Paylaşın

Türkiye’de Kayıtlı Çalışan Sayısı Son Beş Ayda 620 Bin Azaldı

TEPAV’ın raporuna göre; Eylül 2024’ten bu yana istihdam kaybı 619 bin 744 oldu. Raporda, 89 alt sektörün 39’unda çalışan sayısının azaldığı, 81 ilin 29’unda istihdamda düşüş yaşandığı vurgulandı. 

Haber Merkezi / Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) Şubat 2025’e ait İstihdam İzleme Raporu’nu yayınladı. Raporda, özetle şu ifadelere yer verildi:

“Şubat ayında Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) ödenen çalışanlar dahil toplam sigortalı çalışan sayısı yıllık olarak yüzde 1 (255.879) arttı, aylık olarak ise yüzde 0,3 (77.731) azaldı ve 24.972.106 olarak gerçekleşti.

Eylül 2024’ten bu yana kayıtlı sigortalı çalışan sayısında 620 bine yakın azalma yaşandı. Ayrıca, bu dönemde SGDP ödenenlerin sayısı da yıllık olarak yüzde 10,3 artarak 2.104.633’e ulaştı ve toplam sigortalı çalışanlar içindeki payı yüzde 8,4 oldu.

Şubat ayında yıllık bazda 89 alt sektörün 39’unda sigortalı ücretli çalışan sayısı geriledi; bina ve çevre düzenleme faaliyetleri 84.984’lük çalışan sayısı ile en fazla istihdam kaybeden sektör oldu. Bina çevre düzenleme faaliyetleri sektörünün çalışan sayısındaki yıllık değişimi yüzde 13,7 oranında daralmaya işaret etti. Giyim eşyaları imalatı (56.593) ve eğitim (27.135) çalışan sayısı olarak istihdamı en çok daralan diğer sektörler oldu.

Diğer taraftan, alt sektörlerde perakende ticaret 167.386 çalışan sayısı ile en fazla istihdam artışı sağlayan sektörken bu sektörü 89.107 artışla insan sağlığı hizmetleri sektörü takip etti. Ayrıca, yiyecek ve içecek hizmeti faaliyetleri (86.232) ve toptan ticaret sektörü (50.155) en çok istihdam artışı görülen diğer sektörlerden oldu.

Deprem illerinde çalışan sayısı arttı

Çalışan sayısında en fazla artış 89.255 ile Hatay’da kaydedildi. Hatay’ı 37.331 artışla Ankara, 30.625 artışla Kahramanmaraş, 24.599 ile Antalya takip etti. Çalışan sayısında yıllık bazda en fazla düşüş ise 19.748 ile Bursa’da gerçekleşti. Bursa’yı 9.664 ile Muğla, 7.553 ile Tekirdağ izledi.

Şubat ayında iş yeri sayısı en çok artan il Hatay (6.504) oldu. Hatay’ı Adıyaman (3.440), Kahramanmaraş (3.294) ve Ankara (3.025) takip etti. Diğer taraftan, İstanbul’da iş yeri sayısı 1.335, Rize’de 27 ve Ardahan’da 6 geriledi.”

Paylaşın

Erkan Baş’tan “Süreç” Açıklaması: Barışı, Saray’ın Küçük Hesaplarına Kurban Etmeyiz

TİP Lideri Erkan Baş, TİP olarak sürece ilişkin net bir tutum sergilediklerini belirterek, “Barışa evet dedik ama halkın özlemini, beklentisini, acısını iktidar kendi çıkarları için kullanmasın, kullandırtmayalım dedik” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te bir komisyon kurulması yönündeki çağrısına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Bu önerinin, iktidar blokunun Meclis’te çoğunluğu sağlama hedefi doğrultusunda hazırlandığını öne süren Baş, “Barış kutsaldır. Halkımız, barışa büyük bir özlem duyuyor. Böyle bir dönemde, sarayın küçük siyasi hesaplarına barışı kurban etmeyiz. Meclis, bu sürecin zemini olmalı. Çünkü bu zemin, yurttaşların süreci takip etmesini ve katılımını kolaylaştırır. Burada geniş bir toplumsal mutabakat aranmalı, dar ve kısa vadeli siyasi hesaplardan uzak durulmalıdır” diye konuştu.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Çerkes Soykırımı’nın 161. yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Baş, “1864 yılında Çarlık Rusyası tarafından anayurtlarından sürülen Çerkes halkımızın yaşadığı acıları paylaşıyoruz. Bu acıların telafisi, ancak adaletin sağlanmasıyla ve tüm dünya emekçilerinin dil, din, ırk fark etmeksizin bir arada yaşama iradesi göstermesiyle mümkün olabilir” dedi.

Baş, 1965 seçimlerinde TİP milletvekili olarak TBMM’de görev yapmaya hak kazanan ve geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Yusuf Ziya Bahadınlı’yı da saygıyla andı.

Erkan Baş, HSK üyeliklerine ilişkin, şöyle konuştu: “Dün, TBMM tarihinin en kara günlerinden birini daha yaşadık. Bu iktidar döneminde hukuksuzlukların zirveye çıktığını sıkça söylüyoruz, ancak her seferinde daha büyük bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalıyoruz. Dün Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelikleri seçildi. Tam anlamıyla Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına yakışır bir gün yaşandı. Tüm süreç keyfi bir şekilde yürütüldü. Gereken oy sağlanamadığı için HSK üyeleri Meclis tarafından kura yöntemiyle belirlendi. Yani aslında seçilmediler, kurayla atandılar. Beş kura çekiminden dördü doğrudan iktidarın istediği isimler oldu. Sadece en çok oyu alan bir aday seçilemedi. Bu durum, Türkiye siyasetinin ne halde olduğunu açıkça gösteriyor. Ne yazık ki Meclis, tek kadın adayı HSK’ya gönderemedi. Hukukun ve yargının geldiği nokta bu.”

Erkan Baş, halkın iradesine saygı gösteren ve Anayasa’ya bağlı kalan muhalefet milletvekillerine teşekkür ederek, “Bugün itibarıyla 238 milletvekilinin imzaladığı dilekçeyle, Hatay Milletvekilimiz Can Atalay’ın Meclis’e kaydının yapılması için başvurumuzu Meclis Başkanlığı’na ilettik. CHP, DEM Parti, İYİ Parti, Yeni Yol Grubu ve Emek Partisi’ne yürekten teşekkür ediyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulayın. Can Atalay’ın ismini Meclis kütüğüne kaydedin” dedi.

Erkan Baş, konuşmasının devamında, “Bu çatının altında olmaktan utanıyorum ya. Her gün Silivri’de duruşma var. Hangisine yetişeceğiz diye uğraşıyoruz. 23 yıldır iktidardalar. Bu ülkede bir tek AKP’li bakan yargılandı mı? Bir AKP’li belediye başkanı yargı önüne çıktı mı” diye sordu.

“KErkan Baş, TBMM’de kurulması planlanan komisyona ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Barış sürecinin halkın beklentilerini karşılaması gerektiğini vurgulayan Erkan Baş, sürecin iktidar tarafından araçsallaştırılmasına karşı uyarılarda bulundu.

Erkan Baş, TİP olarak sürece başından beri net bir tutum sergilediklerini belirterek, “Barışa evet dedik ama halkın özlemini, beklentisini, acısını iktidar kendi çıkarları için kullanmasın, kullandırtmayalım dedik. Zemin öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalıdır dedik” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te bir komisyon kurulması yönündeki çağrısını hatırlatan Erkan Baş, bu önerinin iktidar blokunun çoğunluğu elde etme hedefiyle hazırlandığını öne sürdü. Komisyonun geniş tutulmasının küçük partilerin temsil oranını azaltarak, AKP-MHP ittifakının çoğunluk elde etmesini amaçladığını söyledi ve “Grubu olmayan 10 siyasi partiye birer temsilci verilecek, diyelim komisyon 30 kişilik olacaksa geriye kalan 20 koltuk paylaşılacak. Komisyon büyüdükçe bu sayı artacak ve iktidar partilerinin oranı yükselecek. Bahçeli, salt çoğunluk alınmalı diyerek kendi planını ifşa etti” şeklinde konuştu.

TİP Lideri Erkan Baş, sürece dair temel yaklaşımlarını ise şu sözlerle özetledi: “Barış kutsaldır. Halkımızın barışa büyük bir özlemle yaklaştığı bu dönemde, sarayın küçük hesaplarına barışı kurban etmeyiz. Meclis zemin olmalı. Bu zemin yurttaşın katılımını, takibini kolaylaştırır. Burada geniş bir mutabakat aranmalı; küçük, dar siyasi hesaplardan uzak durulmalı.”

Meclis’te oluşturulacak komisyonun tüm toplumsal kesimlerle temas kurabilecek, halkın kaygılarına yanıt verebilecek bir yapıda olması gerektiğini vurgulayan Erkan Baş, “Bu kadar tarihsel bir dönemde küçük hesaplar yapılmasını halkımızın vicdanına ve takdirine bırakıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

Paylaşın

Türkiye’de Çalışanların Yarısı “Açlık Sınırı’nın Altında Ücret Alıyor

Türkiye’de ücretle çalışanların sayısı 15,3 milyon seviyesinde iken, bu çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücretli. Mart 2025 itibarıyla net asgari ücret 22 bin 104 lira iken, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 24 bin 35 liraya ulaştı.

Ekonomist Mahfi Eğilmez, ücretlerin uzun vadede geçimlik düzeye doğru eğilim gösterdiğini savunan Tunç Kanunu’nun, günümüz Türkiye’sinde yeniden gündeme geldiğini belirtti. Eğilmez’e göre, asgari ücret düzeyi artık yalnızca geçim değil, açlık sınırının da gerisine düşmüş durumda.

Tunç Kanunu’nun 19’uncu yüzyılda Ferdinand Lassalle tarafından ortaya atıldığını hatırlatan Eğilmez, bu görüşün David Ricardo’nun rant yasası ile Thomas Malthus’un nüfus artışı üzerine yorumlarına dayandığını aktardı. Yazısında, “Tunç Kanunu’na göre ücretler geçimlik ücret düzeyinin altına düşemez, çünkü insan o düzeyin altında yaşamını sürdüremez” diyen Eğilmez, günümüzde bu sınırın da altına inilmekte olduğunu vurguladı.

Eğilmez’in değerlendirmesine göre Mart 2025 itibarıyla net asgari ücret 22.104,67 TL. Aynı tarihte TÜRK-İŞ’in dört kişilik bir aile için hesapladığı açlık sınırı ise 24.035,59 TL. Bu veriler ışığında Eğilmez, “22.104,67 liralık asgari ücret, yalnızca aile reisinin çalışması halinde 4 kişilik ailenin açlık sınırının 1.930,92 lira altında kalıyor” bilgisini paylaştı.

İki kişinin asgari ücretle çalıştığı bir hanede toplam gelir 44.209,34 TL’ye yükselse de, aynı dönemde yoksulluk sınırı 78.291,84 TL olarak belirlendi. Eğilmez’e göre, bu durumda aile açlık sınırının üzerine çıkıyor ama yoksulluk sınırının 34.082,50 lira altında kalıyor.

Türkiye’de ücretle çalışanların sayısı 15,3 milyon. Eğilmez, net bir veri bulunmamakla birlikte bu kişilerin yaklaşık yarısının, yani 7 milyonunun, asgari ücretle çalıştığının tahmin edildiğini yazdı. Ayrıca, “Bunlara, asgari ücretin üzerinde ama yoksulluk sınırının altında ücret alanları da eklersek muhtemelen on milyon kişinin üzerine çıkarız” notunu düştü.

Eğilmez, “Lassalle, Tunç Kanunu’nu ortaya attığında muhtemelen yeme içme, giyinme ve barınma maliyetleri geçinme düzeyi olarak algılanıyordu” ifadesiyle tarihsel farklara dikkat çekti. Bugün ise geçinme düzeyi, ulaşım, eğitim, kültür ve eğlence gibi giderleri de kapsıyor.

Tunç Kanunu’na karşı ileri sürülen teorilerden biri olan İçeridekiler-Dışarıdakiler yaklaşımına da değinen Eğilmez, bu modelin Türkiye’de farklı bir biçimde uygulandığını belirtti. “Şirketler, yeni elemanlar almak yerine, emeklilik hakkını elde edip emekli olanların bazılarını eski ücretleriyle bazılarını daha düşük ücretlerle çalıştırmaya devam ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.

Eğilmez’in yazısı şu şekilde: “Tunç Kanunu, gerçek ücretlerin uzun dönemde, işçinin yaşamını sürdürmesi için gereken asgari ücrete doğru eğilim gösterdiğini öne süren bir ekonomik görüştür. 19’uncu Yüzyılda Ferdinand Lassalle tarafından ortaya atılmıştır. Lassalle bu görüşü ortaya atarken iki yaklaşımdan yararlanmıştır: David Ricardo’nun rant yasası ve Thomas Robert Malthus’un nüfus üzerine yorumları. Malthus’a göre ücretler geçimlik düzeyin üzerine çıktığında nüfus artar, geçimlik düzeye yaklaştığında nüfus azalır.

Tunç Kanunu’na göre ücretler geçimlik ücret düzeyinin altına düşemez, çünkü insan o düzeyin altında yaşamını sürdüremez. Emek piyasasındaki rekabet, ücretlerin fazla yükselmesinin önünde engel oluşturur. Bu durumda gerçek ücretler sürekli düşüş ve geçimlik ücret düzeyine yaklaşma eğiliminde olur.

Tunç Kanunu’na karşı geliştirilen argümanlar içinde en güçlüsü Assar Lindbeck ve Dennis Snower tarafından ortaya atılan İçeridekiler Dışarıdakiler Teorisidir. Buna göre şirketler, işsizleri işe alıp onları yetiştirmenin maliyetine katlanmak yerine istihdam etmekte oldukları işçileri muhafaza etmeye çalışırlar. Ve bu nedenle de onların ayrılmaması için ücretlerini artırmayı tercih ederler. Son derecede mantıklı görünse de bu teori daha ziyade kalifiye elemanlar için geçerlidir. Kalifiye olmayan emek gerektiren işlerde çalıştırılacak elemanların pek bir yetiştirme maliyeti olmaz.

Buraya kadar ortaya koyduğumuz bu konular içinde bazı meseleleri açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Birinci mesele ücret ve gerçek ücret arasındaki farktır. Ücret, emekçiye üretime kattığı emeği karşılığında ödenen nominal bir bedeldir. Enflasyon ortamında bu nominal ücret emekçi açısından satın alma gücünü göstermez. Gerçek satın alma gücü nominal ücretin enflasyondan arındırılmasıyla ortaya çıkar. İkinci mesele geçimlik ücret düzeyinin ne olduğu meselesidir. Lassalle, Tunç Kanunu’nu ortaya attığında muhtemelen yeme içme, giyinme ve barınma maliyetleri geçinme düzeyi olarak algılanıyordu. Bugün bu maliyetlere ek olarak geçinme düzeyine ulaştırma, eğitimi, kültür, eğlence gibi giderler eklenmiş bulunuyor.

Şimdi Tunç Kanunu’nu Türkiye’deki asgari ücrete uygulamaya çalışalım.

Türkiye’de asgari ücret brüt olarak 26.005,50 lira, net olarak da 22.104,67 lira düzeyinde bulunuyor. Bizi bu değerlendirme açısından ilgilendiren miktar net asgari ücret. Çünkü günlük geçim düzeyiyle karşılaştırılabilecek olan ücret odur.

Yaşam maliyeti, belirli bir yer ve zaman diliminde barınma, gıda, vergi ve sağlık gibi temel masrafları karşılamak için gereken para miktarıdır. TÜRK-İŞ araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 24.035,59 lira olarak hesaplanmıştır. Açlık sınırı; dört kişilik bir ailenin, sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi amacıyla bir ayda gıda için yapması gereken asgari harcama tutarını tanımlamaktadır.

Bir başka deyişle açlık sınırı denildiğinde; yalnızca gıda harcamaları hesaplanmakta, kira, sağlık, eğitim vb. gibi harcamalar hesaba katılmamaktadır. Buna göre 22.104,67 liralık asgari ücret, yalnızca aile reisinin çalışması halinde 4 kişilik ailenin açlık sınırının 1.930,92 lira altında kalıyor. Aynı tarih itibarıyla bu 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı 78.291,84 lira olarak hesaplanmıştır. Yoksulluk sınırı; zorunlu ihtiyaçlar için yapılması gereken toplam harcama tutarını ifade ediyor.

Bir başka deyişle yoksulluk sınırının içinde gıda harcaması yanında giyim, konut, ulaşım ve diğer ihtiyaçlar da asgari ölçülerle yer alıyor. Söz konusu 4 kişilik ailede baba ve anne asgari ücretle çalışıyor olsa haneye giren gelir 44.209,34 lira eder. Bu durumda bu aile açlık sınırının üzerine çıkar ama yoksulluk sınırının hala 34.082,50 lira altında kalır.

Mart 2025 itibarıyla Türkiye’de ücretle çalışanların sayısı 15,3 milyon kişidir. Buna karşılık asgari ücret alan ücretli çalışanların sayısı konusunda net bir veri bulunmuyor. Tahminlerimize göre ücretle çalışanların yarısına yakını (kabaca 7 milyonu) asgari ücretle çalışıyor. Bunlara, asgari ücretin üzerinde ama yoksulluk sınırının altında ücret alanları da eklersek muhtemelen on milyon kişinin üzerine çıkarız.

Bu durum bize Türkiye’de Tunç Kanunu’nun da ötesine geçildiğini gösteriyor. Öte yandan içeridekiler dışarıdakiler teorisi Türkiye’de değişik bir uygulama şekline bürünmüş görünüyor. Şirketler, yeni elemanlar almak yerine, emeklilik hakkını elde edip emekli olanların bazılarını eski ücretleriyle bazılarını daha düşük ücretlerle çalıştırmaya devam ediyorlar.”

Paylaşın

SP Lideri Arıkan’dan İktidara “Süreç” Uyarısı

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim’de yaptığı çağrı sonrası başlayan sürece ilişkin, “Yargı paketinde eli silah tutanlara af gündeme gelirken, düşüncesini ifade edenlerin içeride tutulması kabul edilemez” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeni Yol Grubu toplantısında konuştu. Gençlerin sorunlarından ekonomik verilerdeki çelişkilere, yeni çözüm sürecinden Gazze’deki dram ve Çerkes Sürgünü’ne kadar pek çok başlığa değinen Arıkan, “Biz umut değil, çözüm vaat ediyoruz” mesajı verdi.

Mahmut Arıkan, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayarak başladığı konuşmasında, bugün gençlerin “ahlaklı ve inanan bir nesil” olarak görülmesi gerektiğine vurgu yaptı. Gençlerin iş beğenmemekle değil, iş bulamamakla suçlandığını belirten Arıkan, “Onlar bu ülkeyi değil, sizin iktidarınızı sevmiyorlar” dedi.

Rakamlar gerçeği yansıtmıyor

SP Lideri Arıkan, asgari ücretin 22 bin TL olduğu bir dönemde bekar bir bireyin yaşam maliyetinin 31 bin TL’yi bulduğuna dikkat çekti. KYK bursunun 3 bin TL olduğu bir ortamda tavuk dönerin 150 TL, bir simidin ise 15 TL olduğuna işaret etti. Evlenme maliyetlerinin de destek paketlerinin çok üzerinde olduğunu belirtti.

Arıkan, bugün birçok gencin yurt dışında yaşama planları yaptığını, çözümü kumar, sanal bahis, coin gibi alanlarda aradığını belirtti. Ev genci sayısının 5 milyona ulaştığını ifade ederek bunun pasif bir direniş olduğuna dikkat çekti.

Kurban Bayramı öncesi, 2018’deki 1.000 TL bayram ikramiyesinin 2025 yılında 4.000 TL’ye çıktığını belirten Mahmut Arıkan, aynı dönemde kurban bağış bedelinin ise 850 TL’den 13.500 TL’ye yükseldiğini ifade etti. “Bayram ikramiyesi %400 arttı, kurban bedeli %1400 arttı” diyerek emeklilerin sistem dışına itildiğini vurguladı.

Şanlıurfa ve Muğla ziyaretlerinden izlenimlerini paylaşan Arıkan, çiftçilerin elektrik ve tarım girdi maliyetleri nedeniyle zor durumda olduğunu, borçlanarak ayakta durmaya çalıştıklarını belirtti. Ziraat Bankası’na çağrıda bulunarak, faizsiz kredi ve borçların yeniden yapılandırılmasını istedi.

Erdoğan’ın 16 bin dolarlık kişi başı milli gelir hedefine değinen Mahmut Arıkan, “Bu rakam doğruysa her 4 kişilik ailenin evine yılda 2.5 milyon TL girmesi gerekir. Bu ülkede kaç eve bu kadar para giriyor?” diyerek bu büyümeyi adaletsiz olarak nitelendirdi.

Yeni çözüm sürecine ilişkin olarak Mahmut Arıkan, bu sürecin Meclis çatısı altında yürütülmesini memnuniyetle karşladıklarını ancak yargı paketinin sadece bir kesimi kapsamasının kabul edilemez olduğunu belirtti. “Eli silah tutanları affederken, eli kalem tutanları içeride tutarsanız bu vicdanlarda yer bulmaz” dedi.

Paylaşın

Destici’den Bahçeli’nin “Meclis’te Komisyon Kurulsun” Teklifine Ret

BBP Lideri Mustafa Destici, “Bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur. Bir terör sorunu vardır ve bu sorun da kahraman güvenlik güçleri tarafından bitirilmiştir” dedi.

Destici, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Meclis’te komisyon kurulsun” teklifine “Bu ülkede eğer ‘Bir Kürt sorunu var’ denilip bu Meclis’e ya da başka bir yere getirilirse işin içinden çıkılmaz” diyerek karşı çıktı.

Cumhur İttifakı ortaklarından Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde yaptığı açıklamada Türkiye’de bir Kürt sorunu olmadığını “terör sorunu” olduğunu söyledi.

Destici, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin süreçle ilgili “Meclis’te komisyon kurulsun” teklifini de, “Bu ülkede eğer ‘Bir Kürt sorunu var’ denilip bu Meclis’e ya da başka bir yere getirilirse artık mesele işin içinden çıkılmaz bir hal ve boyut alıyor. Bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur. Bir terör sorunu vardır ve bu sorun da kahraman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kahraman güvenlik güçleri tarafından bitirilmiştir, kökü kazınmıştır ve zaferle sonuçlanmıştır. Onun için PKK diz çökmüş, silah bırakacağını ve kendini feshedeceğini açıklamıştır. Bugüne kadar ona destek verenlerin dillendirdiği, ‘Kürt sorunu’ meselesini asla kabul edemeyiz” dedi.

Paylaşın

Türkiye’nin Yurt Dışı Varlıkları 378 Milyar Dolara Yükseldi

Mart ayı itibarıyla, Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki çeyrek sonuna göre yüzde 3,1 oranında artışla 377,9 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 2,1 oranında azalışla 648,0 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Uluslararası Yatırım Pozisyonu Gelişmeleri Mart 2025 raporunu açıkladı.

Buna göre; Mart ayı itibarıyla, Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki çeyrek sonuna göre yüzde 3,1 oranında artışla 377,9 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 2,1 oranında azalışla 648,0 milyar dolar oldu. Böylelikle, aynı dönemde Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu yükümlülükleri 25,2 milyar ABD doları azalarak -270,1 milyar dolar oldu.

Varlık kalemleri yıl sonuna göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 3,0 oranında artarak 73,3 milyar dolar, portföy yatırımları kalemi yüzde 6,8 artarak 4,2 milyar dolar ve diğer yatırımlar kalemi ise yüzde 5,7 oranında artarak 143,8 milyar dolar oldu. Rezerv varlıklar kalemi yüzde 0,9 oranında artarak 156,5 milyar dolar oldu.

Yükümlülükler alt kalemleri yıl sonuna göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi, BIST 100 endeksindeki azalış ile döviz kurlarındaki artışın etkisiyle, 2024 yıl sonuna göre yüzde 9,2 oranında azalışla 165,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Portföy yatırımları kalemi yüzde 3,6 oranında azalarak 120,2 milyar dolar ve diğer yatırımlar kalemi yüzde 2,1 oranında artarak 362,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Suriye’ye Yönelik Yaptırımları Kaldırdı

ABD’nin ardından Avrupa Birliği de (AB), Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesinin ardından başlayan Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırma kararı aldı.

Geçen hafta ABD’de Donald Trump yönetiminin Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açıklaması ve Trump’ın Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir araya gelmesi, AB’nin de yaptırımları kaldıracağı beklentisini doğurmuştu.

Kararı sosyal medya hesabından duyuran AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Suriye halkının yeni, kapsayıcı ve barışçıl bir Suriye’yi yeniden inşa etmesine yardımcı olmak istiyoruz” dedi. Kallas, AB’nin son 14 yıl boyunca Suriyelilerin yanında olduğunu ve olmaya devam edeceğini söyledi.

AB’nin kararı sonrasında açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ekonomik yaptırımların kaldırılmasının, “Şam yönetimine destek konusunda uluslararası iradeyi yansıttığını” söyledi.

“Bugün Suriye halkı ülkesinin yeniden inşasında çok önemli ve tarihî bir fırsat yakalamıştır” diyen Şeybani, “Gün, yaptırımların kaldırılmasından yararlanma günüdür. Suriye’de yatırım yapmak isteyen, Suriye ile iş birliği yapmak isteyen herkese kapılarımız açık. Artık yaptırımlar yok” dedi.

AB diplomatik kaynakları, Suriye’de Alevi azınlığa yönelik geçen aylarda yaşanan şiddet olaylarına atıfla etnik gerilimin tırmandırılmasından sorumlu kişilere yönelik bireysel yaptırımlar uygulanacağı sinyali verdi. Diplomatik kaynaklara göre Esad rejimini hedef alan yaptırımlarla sivillere baskı için kullanılacak türden silah ve teçhizata yönelik yaptırımlar ise yürürlükte kalacak.

AB’nin Suriye’ye yönelik yaptırımları, Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesinin ardından başladı. Yaptırımlar, Beşar Esad yönetimi ile bağlantılı, insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulan kişilere yönelik seyahat yasakları, mal varlıklarının dondurulması gibi bireysel kısıtlayıcı tedbirleri içeriyordu.

Hayat Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğinde Esad yönetimi Aralık 2024’te devrildikten sonra AB şubat ayında Suriye’ye yönelik bankacılık, enerji ve ulaşım gibi sektörleri hedef alan yaptırımları “askıya almaya” karar verdiğini duyurmuştu.

AB ülkeleri mart ayında diğer uluslararası paydaşlarıyla birlikte Suriye’ye 5,8 milyar euro yardım taahhüdünde bulunmuştu. 17 Mart’ta dokuzuncusu düzenlenen AB’nin yıllık Suriye konferansında alınan kararı açıklayan Kallas, yardımın Suriye’ye kritik bir geçiş döneminde destek olacağını ve sahadaki acil ihtiyaçlara yanıt vereceğini belirtmişti.

Paylaşın