AİHM, Türkiye’den Cizre İçin Savunma İstedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Şırnak’ın Cizre ilçesinde 137 kişinin üç binanın bodrum katında öldürülmesi ve yaşanan ihlallere dair Türkiye’den savunma istedi.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen 79 günlük sokağa çıkma yasağının devam ettiği 7 Şubat 2016’da 137 kişi mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmüştü.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 22 Mayıs’ta yaptığı bildirimde; Şırnak’ın Cizre ilçesinde 2015-2016 yılları arasında ilan edilen sokağa çıkma yasakları döneminde 137 kişinin mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmesi ve yaşanan ihlallere dair Türkiye’den savunma istedi.

AİHM, “askeri operasyonları sırsında başvurucuların yaşam haklarının ihlal edilip edilmediği, sivillerin yaşamına dair gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı, yaralı kişilere tıbbi yardımın ulaştırılıp ulaştırılmadığı, ilgili soruşturmaların yapılıp yapılmadığını” sordu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aynı dava üzerinden 13 Kasım 2019 tarihinde, iç hukuk yollarının tüketilmediğine işaret etmiş, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının beklenmesine karar vermiş ve davayı “kabul edilemez” bulmuştu.

Avukatlar, bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. AYM’nin ret kararı üzerine AİHM’e yeni bir başvuru yapıldı. AİHM, 22 Mayıs’ta yaptığı bildirimle Türkiye’den savunma istedi.

Dosya avukatlarından Ramazan Demir, AİHM’in “ciddi ve ayrıntılı bir savunma” istediğini söyledi. Demir, 2019’da AİHM’de görülen duruşmaya işaret ederek, “Biz o gün AYM’nin nasıl bir karar vereceğini, savcılıklar ve diğer adli makamların olaya yaklaşımını belgeleriyle ortaya koymuştuk. Ancak AİHM bunlara rağmen AYM’nin konu ile ilgili ne diyeceğini görmek istediğini söyleyerek, başvuruları AYM’nin vicdanına terk etmişti. Geldiğimiz noktada biz haklı çıktık. AYM devletin beyanını esas aldı, bütün başvurulara reddetti. Olan ailelere ve mağdurlara oldu, 7 yıl boşuna kaybedildi” dedi.

Demir, “AİHM’den beklentimiz; bağımsız insan hakları kuruluşlarının raporlarını da dikkate alarak, ölümlerle bağlantılı olarak işlenen insanlık suçlarını tespit eden hızlı ve hakkaniyetli bir yargılama” diye konuştu.

AİHM, Türkiye’den şu sorulara yanıt istedi:

Başvurucuların yakınlarının yaşam hakkı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamında, Cizre’de uygulanan sokağa çıkma yasakları sürecinde yürütülen askeri operasyonlar sırasında devlet güçlerinin güç kullanımı nedeniyle ihlal edilmiş midir?

Güvenlik operasyonlarını planlayan ve yürüten yetkililer, sivillerin yaşamını korumak için gerekli özeni göstermiş midir? Özellikle, sivillerin yoğun şekilde bulunduğu bölgelerde operasyonların başlatılması ve sürdürülmesi sırasında sivil can kayıplarının önlenmesi adına gerekli tedbirler alınmış mıdır?

Devlet, başvurucuların yakınlarının yaşamlarını koruma yükümlülüğü kapsamında, yaralı kişilere tıbbi yardımın ulaştırılmasını sağlamayarak -özellikle bodrum katlarında mahsur kalan yaralılara ambulans gönderilmesini engelleyerek- Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal etmiş midir?

Devletin yetkili organlarının, yardım çağrısında bulunan ve hayatta olan kişilerin bulundukları yerlerde uzun süre yaralı şekilde bekletildikten sonra yaşamlarını yitirmesine ve bazı vakalarda bu kişilerin bedenlerinin yakılarak öldürülmesine yol açacak şekilde hareket etmesi, yaşam hakkı bakımından devletin doğrudan sorumluluğunu doğurmakta mıdır?

Yaşam hakkının usule ilişkin korunması bağlamında, Cizre’de gerçekleşen ölümlerle ilgili olarak yürütülen iç hukuk soruşturmaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamında gerekli etkinlik, tarafsızlık ve şeffaflık ölçütlerini karşılamış mıdır?

Türk adli makamlarının, başvurucuların yakınlarının ölümlerine yönelik tutumu, olaylarda devlet yetkililerinin sorumluluğunu ortaya koymuş mudur? Devletin bu olaylara dair iç hukuktaki yaşam hakkını güvence altına alan düzenlemeleri etkili şekilde uyguladığı söylenebilir mi?

İlgili soruşturma ve yargı süreçleri -hem olayların ilk inceleme aşamasında hem de Anayasa Mahkemesi aşamasında- gerekli hızda, ciddiyetle ve tarafsızlıkla yürütülmüş müdür?

Soruşturmayı yürüten savcılık makamları, olayın koşullarını aydınlatmak ve tüm delilleri nesnel biçimde değerlendirerek sorumluları belirlemek adına elindeki tüm olanakları yeterince kullanmış mıdır?

Yürütülen soruşturmalar, başvurucuların olaylara dair meşru menfaatlerini koruyacak ölçüde erişilebilir olmuş mudur?”

Ne olmuştu?

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen 79 günlük sokağa çıkma yasağının devam ettiği 7 Şubat 2016’da 137 kişi mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmüştü. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, yaşananlar için “Kıyamet benzeri bir tablo” tanımlaması yapmıştı.

Kamuoyunda büyük tepkiye neden olan ve birçok kişinin sırf tedavi edilmediklerinden kaynaklı hayatını kaybettiği bodrumların birincisinde 31, ikincisinde 62 ve üçüncüsünde 44 kişi can verdi. Söz konusu bodrumlarda hayatını kaybedenler arasında, Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanları Mehmet Tunç ve Asya Yüksel, gazeteci Rohat Aktaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) PM üyeleri, MKM sanatçıları, KJA üyeleri ve çok sayıda öğrencinin yanı sıra çocuklar da bulunuyordu.

Bodrumlarda hayatını kaybedenlerin bazılarının cenazelerine halen ulaşılmış değil. Olayın yaşanmasının ardından binalar yıkılarak, molozlarla doldurulan alanda Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yeni konutlar inşa edildi.

Tüm girişimlere rağmen öldürülen kişilerin ölümlerine ilişkin başlatılan soruşturmaların birçoğu hakkında “takipsizlik” kararı verildi. “Örgüt üyesi” iddiasıyla verilen kararların birçoğunda, ölümler “hukuka uygun” kabul edildi.

(MA)

Paylaşın

Süper Lig: Fenerbahçe, Hatayspor’a Boyun Eğdi

Süper Lig’in 37. hafta maçında Hatayspor ile Fenerbahçe, Mersin Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Yiğit Arslan’ın yönettiği karşılaşmadan Hatayspor, 4-2 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Hatayspor’un gollerini 44. dakikada Ertuğrul Çetin (KK), 53. dakikada Bilal Boutobba, 63. dakikada Görkem Sağlam (P), 66. dakikada Jonathan Okoronkwo, Fenerbahçe’nin gollerini ise 27. dakikada Youssef En-Nesyri ve 90+4. dakikada İrfan Can Kahveci kaydetti.

Fenerbahçe’den Mert Müldür 38. dakikada kırmızı kart gördü.

Hatayspor, bu galibiyet ile puanını 26’yaa yükseltti. Fenerbahçe ise 81 puanda kaldı.

27. dakikada savunmadan çıkmaya çalışan Abdulkadir Parmak’tan topu kazanan Amrabat kaleyi cepheden gören noktadan sert vurdu. Bekaj’ın yumrukladığı meşin yuvarlağı önünde bulan En Nesyri’nin vuruşunda top, ağlarla buluştu. 0-1

44. dakikada Hatayspor beraberliği yakaladı. Hatayspor kaleyi cepheden gören noktada serbest vuruş kazandı. Topun başına geçen Massanga’nın vuruşunda meşin yuvarlak önce direğe ardından kaleci Osman Ertuğrul Çetin’in sırtına çarparak ağlara gitti. 1-1

53. dakikada kaleci Ertuğrul, Hatayspor savunmasının uzaklaştırdığı topu ceza alanı dışında göğsüyle indirip uzaklaştırmak istediği sırada ıskalayınca, pozisyonu takip eden Boutobba meşin yuvarlağı boş kaleye gönderdi. 2-1

60. dakikada Milan Skriniar’in ceza alanı içerisinde Cemali Sertel’i düşürmesi üzerine hakem penaltı noktasını gösterdi. 63. dakikada penaltıyı kullanan Görkem Sağlam, topu ağlara gönderdi. 3-1

66. dakikada Görkem Sağlam’ın pasında ceza alanına hareketlenen Jonathan Okoronkwo’nun vuruşunda top Milan Skriniar’a çarparak ağlarla buluştu. 4-1

90+4. dakikada Anderson Talisca’nın pasında ceza sahasına hareketlenen İrfan Can Kahveci’nin vuruşunda top ağlarla buluştu. 4-2

Stat: Mersin

Hakemler: Yiğit Arslan, Deniz Caner Özaral, Mehmet Salih Mazlum

Hatayspor: Bekaj, Kamil Ahmet Çörekçi (Kerim Alıcı dk. 74) Recep Burak Yılmaz, Kilama, Cengiz Demir, Cemali Sertel (Joelson Fernandes dk. 64), Abdulkadir Parmak (Bamgboye dk. 84), Massanga Matondo (Diack dk. 74), Görkem Sağlam, Boutobba (Ali Yıldız dk. 84), Okoronkwo

Fenerbahçe: Ertuğrul Çetin, Mert Müldür, Milan Skriniar, Alexander Djiku, Filip Kostic, Sofyan Amrabat (İsmail Yüksek dk. 72), Oğuz Aydın (Bright Osayi-Samuel dk. 64), Dusan Tadic (Szymanski dk. 64), Anderson Talisca, Edin Dzeko (Cenk Tosun dk. 76), Youssef En-Nesyri (İrfan Can Kahveci dk. 64)

Goller: Youssef En-Nesyri (dk. 27), İrfan Can Kahveci (dk. 90+4) (Fenerbahçe), Ertuğrul Çetin (dk. 44 k.k), Boutobba (dk.53), Görkem Sağlam (dk.63), Okoronkwo (dk.66) (Hatayspor)

Paylaşın

Fenerbahçe, İkinci Kez Avrupa Şampiyonu

EuroLeague Final maçında Fenerbahçe ile AS Monaco Etihad Arena’da karşı karşıya geldi. Karşılaşmayı 81 – 70 kazanan Fenerbahçe ikinci kez Avrupa Şampiyonu oldu.

Khem Birch, Nigel Hayes-Davis, Bonzie Colson, Devon Hall, Marko Guduric ilk beşiyle maça başlayan Fenerbahçe, çeyreğin ilk beş dakikasını 13-8 geride tamamladı ve molaya gitti. Mola dönüşü oyunun kontrolünü ele alan Fenerbahçe, farkı 2 sayıya indirdi ve ilk çeyrek 20-18 sona erdi.

İkinci çeyreğe Wade Baldwin’in üçlüğüyle başlayan Fenerbahçe, skoru 21-18’e getirerek öne geçti. Wade Baldwin’in üçlüğüne 8-0’lık bir seriyle karşılık veren rakip takım skoru 29-21’e getirdi. İlerleyen bölümlerde parkeye büyük bir mücadele koyan Fenerbahçe, Khem Birch ve Nigel’ın elinden bulduğu sayılarla farkı 2 sayıya kadar indirdi ve rakibine mola aldırdı: 32-30. Mola dönüşü baskısına devam eden Fenerbahçe, Devon Hall’ın sayılarıyla 35-33 üstünlüğü yakaladı ve ilk yarı bu skorla tamamlandı.

İkinci yarıya Marko Guduric’in üçlüğüyle başlayan Fenerbahçe, farkı 5 sayıya çıkararak skoru 38-33’e getirdi. İlerleyen bölümler karşılıklı sayılara sahne olsa da ekibimiz Monaco’nun öne geçmesine izin vermedi ve çeyreğin son 5 dakikasına 44-43 önde girdi. Savunmaların öne çıktığı anlara sahne olan kalan bölümler de iyi oyununu sürdüren Fenerbahçe, karar çeyreğine 54-51 üstün gitti.

Dördüncü çeyreğe 7-0’lık seriyle başlayan Fenerbahçe, farkı çift hanelere çıkararak skoru 61-51’e getirdi. Hücumda etkinliğine devam eden Fenerbahçe, Marko Guduric ve Devon Hall’ın elinden bulduğu sayılarla skoru 68-57’ye getirerek üstünlüğünü sürdürdü. Çeyreğin kalan bölümlerinde de rakibine şans tanımayan Fenerbahçe, parkeden 81-70 galip ayrılarak ikinci kez Avrupa Şampiyonu oldu.

Çeyrek skorları:

1. Çeyrek: 20-18
2. Çeyrek: 17-13
3. Çeyrek: 19-18
4. Çeyrek: 27-19

Fenerbahçeli Nigel Hayes-Davis, gösterdiği başarılı performansla Final Four’un MVP’si seçildi.

Paylaşın

Süper Lig: Trabzonspor Bir Puana Razı Oldu

Süper Lig’in 37. hafta maçında Trabzonspor ile Samsunspor, Trabzon Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Ozan Ergün’ün yönettiği karşılaşma 2 – 2 eşitlikle sona erdi.

Haber Merkezi / Trabzonspor’un gollerini 86 ve 88. dakikalarda Pedro Malheiro, Samsunspor’un gollerini ise 27. dakikada Emre Kılınç, 89. dakikada ise Marius Mouandilmadji kaydetti.

Bu sonuçla Trabzonspor puanını 48’e, Samsunspor ise 61’e yükseltti.

27. dakikada Ait Bennasser’in kendi yarı alanından derin pasında savunmanın arkasında topla buluşarak kaleci Muhammet Taha Tepe ile karşı karşıya kalan Emre Kılınç, topu ağlarla buluşturdu. 0-1

86. dakikada Cham’ın ara pasında ceza alanı sağ çaprazında Malheiro’nun şutunda top filelerle buluştu. 1-1

88. dakikada ceza sahası içinde Cham’ın pasında topla buluşan Malheiro, meşin yuvarlağı filelere gönderdi. 2-1

89. dakikada Emre Kılınç’ın sol çaprazdan ceza sahası içine gönderdiği topu iyi takip eden Moundilmadji’nin vuruşunda top ağlarla buluştu. 2-2

Stat: Trabzon

Hakemler: Ozan Ergün, Süleyman Özay, Gökmen Baltacı

Trabzonspor: Muhammet Taha Tepe, Malheiro, Salih Malkaçoğlu, Okay Yokuşlu, Mustafa Eskihellaç, Mendy (Cham dk. 75), Folcarelli, Visca, Zubkov (Ozan Tufan dk. 82), Nwakaeme, Sikan (Banza dk. 46)

Samsunspor: Okan Koçuk, Zeki Yavru, Satka, Drongelen, Marc Bola (Soner Gönül dk. 89), Ntcham, Bennasser, Schindler (Celil Yüksel dk. 66), Holse, Emre Kılınç, Dimata (Marius Moundilmarji dk. 75)

Goller: Emre Kılınç (dk. 27), Moundilmadji (dk. 89) (Samsunspor), Malheiro (dk. 86 ve 88) (Trabzonspor)

Paylaşın

İnsan Hakları, İklim Krizi Tehdidi Altında

İklim krizi artık yalnızca çevresel değil, temel bir insan hakları meselesi. Gerekli adımlar atılmazsa, 2025 ve sonrasında dünya daha derin insani ve ekolojik krizlerle karşı karşıya kalacak.

Uluslararası Af Örgütü, yayımladığı “2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu” raporunda, iklim krizinin dünya genelinde insan hakları üzerindeki yıkıcı etkilerini çarpıcı verilerle gözler önüne serdi.

Bianet’in aktardığı rapora göre, yedi kıtada 150 ülke iklim kaynaklı adaletsizliklerden doğrudan etkilenirken, iklim değişikliğiyle birlikte yoksulluk, çatışma ve siyasi baskıdan oluşan “zehirli karışım” 2024 yılında tahminen 110 milyon insanı yerinden etti.

Afrika

Sudan, iklim ve çatışma kaynaklı dünyanın en büyük yerinden edilme krizini yaşadı.
Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Kamerun gibi ülkelerde seller yüzlerce ölüme yol açtı.
Kuraklık ve aşırı yağış Somali gibi ülkelerde ekonomik çöküşe neden oldu.
Bazı ülkeler fon bulabilmek için borçlanmaya zorlandı; Namibya ve Fildişi Sahili büyük yatırım aldı.
Senegal’de çevre riskleri nedeniyle madencilik faaliyetleri askıya alındı.

Amerika Kıtası

Amazon yağmur ormanları yangınlarla büyük ölçüde tahrip oldu.
ABD ve Kanada gibi yüksek gelirli ülkeler fosil yakıt bağımlılığını sürdürdü.
Brezilya’da seller 2,3 milyon kişiyi etkiledi, 600 bin kişi yerinden oldu.
Yangınlar Arjantin’den Ekvador’a kadar pek çok ülkeyi sardı.

Asya-Pasifik

Hindistan, Pakistan, Nepal gibi ülkelerde sel ve heyelanlar yüzlerce can aldı.
Delhi’de hava kirliliği rekor kırdı.
Çin’de yenilenebilir enerji kullanımı arttı ama dış ülkelerde kömür projeleri sürdü.
Vietnam, Endonezya, Kamboçya gibi ülkelerde çevre savunucuları baskı ve hapisle karşılaştı.

Avrupa ve Orta Asya

Yunanistan ve Portekiz’de sıcak hava dalgaları ölümlere neden oldu.
Türkiye’nin iklim politikaları “kritik ölçüde yetersiz” olarak değerlendirildi.
Hollanda, Norveç ve Belçika gibi ülkeler fosil yatırımlara devam etti.
AİHM, İsviçre’nin yetersiz politikalarının insan haklarını ihlal ettiğine hükmetti.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika

Irak ve Ürdün su kriziyle karşı karşıya.
Kuveyt, Bahreyn, BAE ve Suudi Arabistan fosil yakıt üretimini artırma planlarını sürdürdü.
BM COP28 iklim zirvesine ev sahipliği yapan BAE’nin aynı zamanda petrol anlaşmaları yaptığı ortaya çıktı.

Raporda;

En çok karbon salımı yapan ülkelerin, düşük gelirli ve en çok zarar gören ülkelere sadece cüzi yardımda bulunduğu,
Şirketlerin çevre ve halk sağlığı üzerindeki etkilerinden yetersiz düzenlemeler sayesinde sıyrıldığı,
Aktivistlerin ve sivil toplumun taleplerinin ise çoğunlukla görmezden gelindiği belirtildi.
Öte yandan, AB’nin büyük şirketleri insan hakları ve iklimle ilgili sorumluluk altına sokan “Kurumsal Sürdürülebilirlik Yönergesi”, rapora göre umut veren ender adımlardan biri oldu.

Sonuç

Uluslararası Af Örgütü, devletlerin 2024 itibariyle iklim konusunda verdikleri sözlerin büyük çoğunluğunu yerine getirmediğini, tersine fosil yakıta bağımlılığı artıran politikalar izlemeye devam ettiklerini vurguladı.

Rapora göre iklim krizi artık yalnızca çevresel değil, temel bir insan hakları meselesi. Gerekli adımlar atılmazsa, 2025 ve sonrasında dünya daha derin insani ve ekolojik krizlerle karşı karşıya kalacak.

Paylaşın

Erdoğan, Ahmet Eş Şara İle Görüştü

Erdoğan ile Ahmed eş-Şara, görüşmesine ilişkin yapılan açıklamada, Erdoğan’ın Türkiye ile Suriye ikili ilişkilerinin ve işbirliğinin enerji, savunma, ulaştırma başta olmak üzere her alanda gelişmeye devam edeceğini söylediği aktarıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye ziyarette bulunan Suriye’de geçiş dönemi cumhurbaşkanı ilan edilen Ahmed eş-Şara ile görüştü. Erdoğan, Eş-Şara’yı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde resmi törenle karşıladı.

Görüşmede, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ve bazı yetkililer de yer aldı. Görüşme basına kapalı gerçekleşti.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre Erdoğan görüşmede, yaptırımların kaldırılmaya başlanmasının Türkiye tarafından memnuniyetle karşılandığını, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunarak ülkenin ve ordunun tek bir merkezden idare edilmesinin önemli olduğunu söyledi.

Erdoğan, İsrail’in Suriye topraklarındaki işgal ve saldırganlığının kabul edilemeyeceğini, Türkiye’nin buna karşı çıkmaya devam edeceğini belirtti. Buna ek olarak Erdoğan’ın Türkiye ile Suriye ikili ilişkilerinin ve işbirliğinin enerji, savunma, ulaştırma başta olmak üzere her alanda gelişmeye devam edeceğini söylediği aktarıldı.

Suriye Cumhurbaşkanı Şara ise yaptırımların kaldırılmasındaki desteği ve çabaları için Erdoğan’a teşekkür etti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Demokratik Bir Yaşamı İnşa Etmeliyiz

“Barış ve Demokrasi İçin Ortak Mücadele” programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Bize düşen, geçmişte Mahirlerin, İbrahimlerin, Denizlerin, Mazlumların bıraktığı savaşsız, sömürüsüz, demokratik bir yaşamı inşa etmektir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu kriz, kaos ve çatışma zeminini üreten, çoğaltan bu sisteme karşı barışı savunarak, onurlu barışı savunarak, halkların acı çekmesini engelleyerek, halkların farklılıklarıyla, bütün kimlikleriyle, renkleriyle bir arada yaşadıkları demokratik ulus ve demokratik bir zemin yaratma gibi bir görev ve sorumluluğumuz vardır.”

Yeşil Sol Parti’nin (YSP), “Barış ve Demokrasi İçin Ortak Mücadele” şiarıyla Ankara’da iki gün sürecek konferans ve kongresi Maltepe Yılmaz Güney Sahnesi’nde başladı.

Kongreye, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. Kongre’nin yapıldığı salonda 3 Mayıs’ta hayatını kaybeden DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Sırrı Süreyya Önder’in fotoğraflarının asıldı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yeni sürece dair mesajlar verdi. Sözlerine kongreyi selamlayarak başlayan Bakırhan, “Bugün burada Fikri Sönmez’in yol arkadaşlarıyla, dostlarımızla aynı çatı altında buluşmak bizler için büyük bir onur. Sinevizyonda da ekolojiden kadın mücadelesine, inançlardan halklara, emeğin hakkından KHK’lilere kadar bu ülkenin dört bir yanında mücadele eden dostlarımızla omuz omuza yürümekten gurur duyuyoruz. 13 yıldır bu çatı altında birlikteyiz. Zorbalığa, tekçiliğe karşı farklılıklarımızla bir arada direndik. Bu birliktelik kıymetlidir, anlamlıdır” mesajını ileti.

Bakırhan’ın konuşmasında öncelikle Ortadoğu yaşanan yeni siyasi ve toplumsal gelişmelere değindi: “Ortadoğu ve dünyada yeni bir tarihi süreç yaşıyoruz. Neoliberal politikaların artık iflas ettiği, çatırdadığı, krizlerin ve kaosların dünyanın her yerinde baş gösterdiği bir süreci yaşıyoruz.  Neoliberal sistemin yürütücüleri yeni bir çıkış arıyorlar. Onların aradıkları çıkış ise savaş ve çatışmadır. Bunun en bariz örneği, Ortadoğu’daki gelişmelerdir; hepimiz bunları yakından takip ediyoruz. Kriz, savaş ve şiddeti yaymayı bir çare olarak görüyorlar. Savaşın ağırlık merkezi de Ortadoğu’dadır. Neredeyse çatışmanın, gerginliğin, kriz ve kaosun, kan ve gözyaşının olmadığı Ortadoğu’da tek bir ülke bile yok.

“Demokratik bir yaşamı inşa etmeliyiz”

Ortadoğu hem zenginlikleriyle hem de stratejik konumu itibarıyla onların iştahlarını kabartıyor. Bize düşen, geçmişte Mahirlerin, İbrahimlerin, Denizlerin, Mazlumların bıraktığı savaşsız, sömürüsüz, demokratik bir yaşamı inşa etmektir. Bu kriz, kaos ve çatışma zeminini üreten, çoğaltan bu sisteme karşı barışı savunarak, onurlu barışı savunarak, halkların acı çekmesini engelleyerek, halkların farklılıklarıyla, bütün kimlikleriyle, renkleriyle bir arada yaşadıkları demokratik ulus ve demokratik bir zemin yaratma gibi bir görev ve sorumluluğumuz vardır.

Sayın Öcalan son görüşmesinde ‘Demokratik toplumcu sosyalizm’ dedi. Güncelleyeceğiz, yenileneceğiz. Bu acımasız ve zalim sisteme karşı biz de sözümüzle, argümanlarımızla, pratiğimizle halkların, emekçilerin, ezilenlerin tekrar en önemli mevzisi, merkezi ve zemini haline getireceğiz. Önümüzdeki dönem demokratik toplumcu sosyalizmle birlikte hem sistem karşıtı mücadelemizi büyüteceğiz hem de gerçekten alternatif arayan halklarımıza, emekçilerimize güçlü bir alternatif olacağımızı belirtmek istiyorum.”

Türkiye’de anlamlı yeni bir süreç olduğunu söyleyen Bakırhan,  “Türkiye halkları yüzyıllık Kürt meselesinin, son 50 yıllık çatışmalı sürecinin sona ermesini sağlayacak bir aralıktan geçti. Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı ile birlikte Türkiye’de savaşsız, çatışmasız, sömürüsüz, Kürtlerin kendi kimlikleriyle, Alevilerin eşit yurttaşlık haklarıyla, doğanın, çevrenin, bütün canlıların özgürce yaşadığı, doğanın ranta peşkeş çekilmediği, hepimizin demokratik bir zeminde yaşayacağı ve mücadele edeceği bir kapı aralandı. Bu kapıya soru işaretleriyle bakanlar olabilir” sözleriyle sürece dair eleştirilere dikkat çekti.

Bakırhan ardından şöyle devam etti: “İktidar karşıtı mücadelede Türkiye’de örnek bir mücadele ortaya koyduk. Bunu uzatıp büyütmeye gerek yok; cezaevlerindeki siyasi tutsaklara bakılırsa, hangi zeminin bu iktidar karşısında, bu zulüm ve çatışma isteyen anlayışın karşısında direndiğini, mücadele ettiğini, onuruyla hâlâ bunu devam ettirdiğini görürüz. Kimse kaygılanmasın. Ortadoğu’da kimliksiz bir halkı bugün dünyanın en demokratik zemini haline getiren bir anlayış bu işin içindedir. Kimliksiz olan Ortadoğu’daki Kürtleri, diğer halklar ve inançlarla birlikte dünyada örnek olacak bir yönetim biçimiyle 13 yıldır devam ettiren bir anlayış var.

Kimse halkların, emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların çıkarlarını kimsenin bireysel ikbaline peşkeş çekmez. Bunu Kürtler hiç yapmaz, bunu Yeşil Sol hiç yapmaz, bunu DEM Parti ve paradigması hiç yapmaz. Bundan emin olabilirsiniz. Amacımız demokratik, eşitlikçi, adil bir düzen inşa etmektir. Siz örgütlüyseniz, güçlüyseniz, Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin, Mazlumların, Sakinelerin o onurlu mücadelelerinin takipçileriyseniz, siz dönüştürürsünüz, siz değiştirirsiniz. Türkiye’deki bütün farklılıkları temsil eden zemin olarak kazanacağız; halklarımız kazanacak, emeğin hakkı kazanacak, doğa kazanacak, kadınlar kazanacak. Yeter ki buna güç ve destek verelim.

“Barış için ittifaklarımızı büyüteceğiz”

Başlayan süreci sahiplenmek hepimizin görev ve sorumluluğudur. Çünkü bu süreç sadece Kürtlerin barışı değil, bu süreç 85 milyon için hakların elde edileceği, demokratik değerlerin kabul ettirilmesinin mücadelesidir. Barış için ittifaklarımızı büyüteceğiz. Demokrasi için daha güçlü mücadele yürüteceğiz. Barış ve demokrasiyi de bu topraklara hep birlikte hediye edeceğiz. Şimdi tartışmalar yapma zamanı değil, safları sıklaştırma ve ortak mücadeleyi büyütme zamanıdır. Şimdi egemenlerin değil ezilenlerin demokratik haklarını kazanmanın zamanıdır.”

Paylaşın

Türkiye’de Doğurganlık Hızı Yüzde 77 Azaldı

1950 yılında Türkiye’de 6,47 olan doğurganlık hızı, 2023 yılında 1,51’e gerileyerek yaklaşık yüzde 77 oldu. 1950 yılında dünya ortalaması 4,85 iken, bu rakam 2023 itibarıyla 2,25’e geriledi.

Türkiye’de nüfus artışının sürdürülebilirliği açısından hayati önemde olan doğurganlık oranlarında düşüş trendi derinleşerek devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2024 yılında toplam doğurganlık hızı 1,48’e kadar geriledi. Bu oran, Türkiye tarihinde kaydedilen en düşük seviyelerden biri olarak dikkat çekiyor. 2014 yılında 2,19 olan bu gösterge, aradan geçen 10 yılda istikrarlı bir düşüşle nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,10’un altında kalmaya devam etti.

Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş aralığında doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade ediyor. Bu oran, bir ülkenin uzun vadede nüfus yapısını koruyabilmesi açısından kritik öneme sahip. Uzmanlar, 2,10’un altındaki oranların, nüfusun gelecekte küçülmesine ve yaşlanmasına işaret ettiğini vurguluyor.

Türkiye’deki doğurganlık hızındaki düşüşün etkileri yalnızca demografik değil, aynı zamanda siyasal ve sosyoekonomik alanlara da yansıyor. Bu kapsamda, 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edilirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada 2026-2035 döneminin “Aile ve Nüfus 10 Yılı” olarak tanımlandığını duyurdu. Alınacak tedbirlerle hem aile yapısının güçlendirilmesi hem de nüfus artış hızının yeniden ivme kazanması hedefleniyor. İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Aile Forumu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, nüfus artış hızının tarihte ilk kez 1,48’e gerilediğini belirtti. Erdoğan, “Refah seviyesi yükseldikçe birçok sebepten ötürü doğurganlık hızımız düşmeye başladı” dedi.

Ekonomim’den Şeyda Uyanık’ın haberine göre; Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, dünya genelinde doğurganlık oranı uzun yıllardır düşüş eğiliminde. 1950 yılında dünya ortalaması 4,85 çocuk iken, bu rakam 2023 itibarıyla 2,25’e geriledi. Ancak Türkiye’deki düşüş, küresel ortalamaların çok daha üzerinde seyrediyor. 1950 yılında 6,47 olan doğurganlık oranı, 2023 yılında 1,51’e gerileyerek yaklaşık yüzde 77 oranında azalmış durumda. Bu, aynı dönemde dünya genelindeki yüzde 54’lük düşüşle kıyaslandığında oldukça çarpıcı bir tabloyu ortaya koyuyor.

1950 yılında yüksek gelirli ülkelerde doğurganlık oranı ortalama 3,04 iken, bu oran 2023’te 1,47’ye geriledi. Üst-orta gelirli ülkelerde 5,32’den 1,48’e, alt-orta gelirli ülkelerde ise 5,8’den 2,55’e düşüş görüldü. Düşük gelirli ülkelerde ise oran 6,48’den 4,53’e gerileyerek daha sınırlı bir düşüş yaşadı. Türkiye’nin 2023’teki oranı 1,51 ile, üst-orta gelirli ülkeler seviyesine yakın, ancak daha hızlı bir düşüş trendinde bulunuyor.

2000 yılından bu yana olan değişim incelendiğinde de Türkiye dikkat çekiyor. Bu dönemde doğurganlık oranları yüksek gelirli ülkelerde yalnızca yüzde 13 azalırken, Türkiye’de azalış yüzde 39 olarak ölçüldü. Aynı dönemde üst-orta gelirli ülkelerde düşüş yüzde 24, alt-orta gelirli ülkelerde yüzde 29 ve düşük gelirli ülkelerde yüzde 25 olarak kaydedildi. Türkiye bu verilerle, 2000 sonrası dönemde doğurganlık oranı en hızlı gerileyen ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

Cannes’da Altın Palmiye İranlı Yönetmen Cafer Panahi’ye Gitti

İranlı yönetmen Cafer Panahi, hapiste geçirdiği yıllardan esinlenerek çektiği It Was Just an Accident adlı dramasıyla Cannes Film Festivali’nde en iyi ödüle layık görüldü.

En iyi ödülün kendisine verilmesinin ardından Panahi, ailesine ve destekçilerine teşekkür etti ve şunları söyledi: “Sanırım herkese, İran’da ve dünyanın dört bir yanında, diğerlerinden farklı görüşlere sahip tüm İranlılara sormanın zamanı geldi… Onlara bir şey sormak istiyorum: Tüm sorunları ve farklılıkları bir kenara bırakın. En önemli şey kesinlikle ülkemiz ve ülkemizin özgürlüğüdür.”

Bu yıl 78’incisi düzenlenen Cannes Film Festivali’nin kazananları açıklandı. Festivalin ana yarışma jürisine, Fransız oyuncu Juliette Binoche başkanlık etti.

Jüride ayrıca Amerikalı oyuncu ve yönetmen Halle Berry, Hintli yönetmen ve senarist Payal Kapadia, İtalyan oyuncu Alba Rohrwacher, Fransız-Faslı yazar Leïla Slimani, Kongolu yönetmen ve yapımcı Dieudo Hamadi, Güney Koreli yönetmen ve senarist Hong Sangsoo, Meksikalı yönetmen Carlos Reygadas ve Amerikalı oyuncu Jeremy Strong yer aldı. Jüri, bu yıl yarışan 22 film arasından ödülleri belirledi. Bu yıl festivalde yarışan 22 yapıt arasında seçilen film, 10 Eylül’de Fransa’da gösterime girecek.

En İyi Yönetmen Ödülü’nün sahibi, “L’Agent Secret” filmiyle Brezilyalı Kleber Mendonça Filho oldu. Jüri Ödülü’nü, “Sirat” filmiyle İspanyol yönetmen Olivier Laxe ve “Sound of Falling” filmiyle Alman yönetmen Mascha Schilinski aldı.

Festivalde, Jüri Özel Ödülü ise “Resurrection” filmiyle Çinli yönetmen Bi Gan’a gitti. Festivalde, Norveçli yönetmen Joachim Trier, “Valeur Sentimentale” filmiyle Büyük Ödül’e layık görülürken, En İyi Senaryo Ödülü “Jeunes Meres” filminin senaryosunu kaleme alan Luc ve Jean-Pierre Dardenne’ye verildi.

“L’Agent Secret” filminde oynayan Brezilyalı Wagner Moura, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne, “La Petite Derniere” filminde oynayan Fransız Nadia Melliti de En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Altın Kamera Ödülü’nü “The President’s Cake” adlı filmin Iraklı yönetmeni Hasan Hadi alırken Kısa Metraj Ödülü, “I’m Glad You’re Dead Now” isimli filmin sahibi Filistinli yönetmen Tawfeek Barhom’a verildi.

Filistinli yönetmen Barhom, ödülü alırken Fransa’nın sanatçılar için muhteşem bir yer olduğunu belirterek, “20 yıl sonra Gazze Şeridi’ne gittiğimizde ölüleri düşünmemeye çalışalım” dedi.

Yönetmen Laxe de ödülünü alırken yaptığı konuşmada, işgal altındaki Doğu Kudüs ziyareti sırasında tanıştığı bir Filistinli taksicinin kendisine Kur’an-ı Kerim’deki “Tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık” ayetini söylediğini belirtti. Laxe, “Yaşasın farklılıklar, yaşasın kültürler ve yaşasın Cannes Festivali” dedi.

78. Cannes Film Festivali’nin kapanış gününde Cannes ve çevresindeki kentlerde elektrik kesintisi yaşanmıştı. Bölgede yaklaşık 160 bin hanede elektriksiz kalırken, festivalde “Sirat” isimli filmin gösterimi yarıda kalmıştı.

Son günü elektrik kesintisinin gölgesinde geçen festivalin ödül töreninde, bu konuda sorun yaşanmadı.

Festival başlamadan bir gün önce, Fransız Liberation gazetesinde 12 Mayıs’ta yayımlanan “(Film Festivali) Cannes’da Gazze’deki dehşet susturulmamalı” başlıklı bildiriye sinema dünyasından yüzlerce kişi destek verdi.

Jüri Başkanı Fransız oyuncu Juliette Binoche, festivalin açılış töreninde 13 Mayıs’ta İsrail ordusunun Gazze’de 16 Nisan’da öldürdüğü Filistinli Fatma Hasune’yi anarak, “Ölümünden bir gün önce rol aldığı filmin burada, Cannes’a seçildiğini öğrenmişti. Fatma bu akşam bizimle olmalıydı” demişti.

Festivalde, Hasune’nin başrolünde olduğu “Put your soul on your hand and walk” (Ruhunu avucunun içine al ve yürü) başlıklı belgeselin gösterimi 15 Mayıs’ta yapılmıştı. WikiLeaks’ın kurucusu Julian Assange, kendisiyle ilgili hazırlanan “The Six Billion Dollar Man” (6 Milyar Dolarlık Adam) başlıklı belgeselin gösterimi için 20 Mayıs’ta geldiği festivale, İsrail’in Gazze’de öldürdüğü 4 bin 986 çocuğun isminin yer aldığı tişörtle katılmıştı.

Ödül Kazanan Filmler

Uzun Metraj Filmler

Altın Palmiye (Palme d’Or): Un Simple Accident – Yönetmen: Jafar PANAHI
Büyük Ödül (Grand Prix): Affeksjonsverdi (Sentimental Value) – Yönetmen: Joachim Trier
Jüri Ödülü (Jury Prize) – Ortak: Sirat – Yönetmen: Oliver Laxe, Sound Of Falling – Yönetmen: Mascha Schilinski
En İyi Yönetmen: Kleber Mendonça Filho – O Agente Secreto (Gizli Ajan)
En İyi Senaryo: Jean-Pierre ve Luc Darenne – Jeunes Meres
En İyi Kadın Oyuncu: Nadia Melliti – La Petite Deneiere (Yön. Hafsia Herzi)
En İyi Erkek Oyuncu: Wagner Moura – O Agente Secreto (Yön. Kleber Mendonça Filho)
Özel Ödül: Kuang Ye Shi Dai (Diriliş) – Yönetmen: Bi Gan

Kısa Filmler

Altın Palmiye – Kısa Film: I’m Glad You’re Dead Now – Yönetmen: Tawfeek Barham
Özel Mansiyon: Ali – Yönetmen: Adnan Al Rajeev

Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard)

Un Certain Regard Ödülü: La Misteriosa Mirada Del Flamenco (Flamenko’nun Gizemli Bakışı) – Yönetmen: Diego Cespedes (İlk film)
Jüri Ödülü: Un Poeta (Bbir Şair) – Yönetmen: Simon Mesa Soto
En İyi Yönetmen: Arab Nasser & Tarzan Nasser – Once Upon A Time İn Gaza
En İyi Erkek Oyuncu: Frank Dilliane – Urching (Yön. Harris Dickinson)
En İyi Kadın Oyuncu: Cleo Diara – O Riso E A Faca (Fırtınada Dinlenirim) – Yön: Pedro Pinho
En İyi Senaryo: Pillion – Yönetmen: Harry Lighton (İlk film)

Altın Kamera (Caméra d’Or)

Altın Kamera Ödülü: The President’s Cake – Yönetmen: Hasan Hadi

(Directors’ Fortnight bölümü)

Özel Mansiyon: My Father’s Shadow

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Hatimoğulları: Filistin’de İki Devletli Çözüm İçin Çaba Sarf Etmeliyiz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Filistin meselesi büyük bir insanlık meselesidir. Bu konuda çok net bir tutum alınmalıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Filistin’de 50 bini aşkın insan yaşamını kaybetti. Sosyalist Enternasyonal’in bunu açıkça kınaması çok önemlidir. Birleşmiş Milletler’in mutabık olduğu iki devletli çözümün hayata geçirilmesi için elimizden gelen her türlü çabayı her aşamada sarf edebilmeliyiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilen Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısına katıldı. Hatimoğulları, burada yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

“Kadim metropol kenti İstanbul’da, enternasyonal işçi hareketinin kadim kuruluşu Sosyalist Enternasyonal ile bir arada olmaktan dolayı çok memnun olduğumuzu belirtmek isterim. Sosyalist mücadelenin önemli neferlerinden ve Türkiye’de barış mücadelesinin sembolü haline gelen sevgili yoldaşım Sırrı Süreyya Önder’i yakın zamanda kaybettik. Sizlerin huzurunda Önder’i bir kez daha anıyorum.

Küresel ölçekte büyük risklerin ve felaket dinamiklerinin ne kadar yakın ve yakıcı olduğunu hepimiz çok ağır bir şekilde hissediyoruz. 20. yüzyıldan 21. yüzyıla devredilen uğursuz sömürgecilik mirası nedeniyle Ukrayna, Rusya, Suriye, Lübnan, Filistin ve bölgedeki birçok ülke savaş ve çatışmaların ağır etkisi altındadır. Bunun sonucu olarak milyonlarca insan yersiz ve yurtsuz kalmakta, göç yollarını tutmaktadır.

Üçüncü Dünya Savaşından bahsediliyor. Üçüncü Dünya Savaşının arifesinden geçtiğimiz bir dönemde, şu vurguyu özellikle yapmak isterim. Geride bıraktığımız iki dünya savaşından çok daha farklı şeyler yaşarız eğer bu savaşın önüne geçemezsek. Nükleer silahlanmanın arttığı bir dönemde, nükleer felaketle de karşı karşıya olduğumuzun altını özellikle çizmek isterim. Buna dair çok güçlü önlemler almak durumundayız.

Ortadoğu’nun en krizli alanlarından biri Suriye. Suriye’de bir rejim değişikliği gerçekleşti ve Şam yönetimine HTŞ’nin, El Nusra’nın, El Kaide’nin uzantısı olan bir yapı geldi. Bu hükümetin şu anki haliyle Suriye’nin güvenliğini ve demokrasisini sağlama ihtimali yoktur. Çünkü sınavını kötü vermektedir. Bakın, bu süreçte, yani Colani iktidara geldiğinde Suriye’de neler yaşandı? Dürziler katledildi, Arap Aleviler katledildi, Arap Alevi kadınlar kaçırıldı.

21. yüzyılda adeta köle pazarında satılır bir duruma geldi. Hıristiyanların katledildiğini ve kutsal mekanlarına saldırıldığını gördük. Radikal İslamcı ideolojik yapı Suriye’de kadınlar için de çok büyük bir tehlikedir. Batılı hükümetlerin “ılımlı İslamcılık” adı altında destek verdiği bu rejimlere karşı çok daha fazla uyanık davranılması önemlidir. Bunların “ılımlı İslamcılık” adı altında aslında radikal İslamcılık yaptıklarını özellikle belirtmek isterim.

“Filistin’de iki devletli çözüm için çaba sarf etmeliyiz”

Filistin’de büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Ne yazık ki dünya bütün bunlara sessiz. Antisemitizm nasıl bir ırkçılık türüyse, Filistinlilere yaşam hakkı tanımayan Siyonist hareketler de aynı şekilde ırkçılık yapmaktadır. Filistin meselesi büyük bir insanlık meselesidir. Bu konuda çok net bir tutum alınmalıdır.

Bu konuda oldukça net bir tutum alan Sayın Pedro Sanchez’e sizlerin huzurunda bir kez daha teşekkür ediyorum. Filistin’de 50 bini aşkın insan yaşamını kaybetti. Sosyalist Enternasyonal’in bunu açıkça kınaması çok önemlidir. Birleşmiş Milletler’in mutabık olduğu iki devletli çözümün hayata geçirilmesi için elimizden gelen her türlü çabayı her aşamada sarf edebilmeliyiz.

Türkiye ile Kürt halkının yaşadığı Irak, İran, Suriye ve bütün bölgeyi yakından ilgilendiren gelişmelere tanıklık etmekteyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yapmış olduğu bir çağrı var. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı. Bu çağrıda, Türkiye’nin demokratikleşme dışında bir çaresinin olmadığı, Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların eşit yurttaşlık temelinde haklara sahip olması gerektiği vurgusu var.

Bir vurgu daha var ki onu da İmralı’ya gittiğim zaman açıkça bizlerle paylaştı. O da şuydu: Bu çağrı bir yandan Türkiye için ama öte yandan dünyada sosyalist enternasyonalist bir perspektifle mücadelenin büyütülmesi için, bu anlamıyla yapısal bir dönüşüm içindi de. Sayın Abdullah Öcalan’ın, Kürt sorununun çözümüne ilişkin İmralı’dan yaptığı çağrının akabinde, örgütü PKK de bu çağrıya uyum sağlayarak feshini açıklamış; sürecin demokratikleşmesiyle beraber silahları bırakacağını ve enternasyonalist bir siyasi yapılanmaya doğru gideceğini ifade etmişti.

Bu tarihi dönemin sadece Türkiye’yi değil bölgenin tamamını rahatlatacağına sonsuz inancımız var. O nedenle bu konuda sizlerden çok güçlü bir destek ve dayanışma beklediğimizi özellikle belirtmek isterim. Demokratikleşen ve iç meselelerini önemli oranda çözmüş bir Türkiye’nin, bölgede yaşanan krizlere barışçıl zeminde daha güçlü destek ve öncülük edebileceğine inanıyoruz. Bu, uluslararası siyaseti de son derece rahatlatacak bir adımdır.

Değerli yoldaşlar, küresel ölçekte yaşanan çoklu krizler gittikçe derinleşmektedir. Aşırı sağın ve şovenizmin biçimlendirdiği bir dünyanın çok daha derin krizler üreteceği açıktır. Bu nedenle, derinleşen krizler karşısında köklü ve tutarlı çözüm modelleriyle ve mücadele yöntemleriyle yol almamız gerekiyor. Totaliter rejimler ya da toplumsal haksızlıklar karşısında verdiğimiz mücadelelerde bir aradayız, omuz omuzayız, dayanışma içindeyiz.

Felaket kapitalizmine, savaşa, sömürgeciliğe, diktatörlüğe, faşizme ve emperyalizme karşı 200 yıllık bir dayanışma geçmişi ve geleneğini yeniden üretebiliriz. Buna ihtiyacımız var. Ezilen ve sömürülenlerin eşitlik, hak ve adalet mücadelesi programı etrafında aynı zamanda barış mücadelesinin yükseltilmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Küresel ölçekte savaş riskleriyle karşı karşıya olduğumuzu bütün konuşmacılar ifade etti.

Burada bizlerin DEM Parti olarak bir teklifi var: Gelin, enternasyonalist bir barış mücadelesini bütün dünya ölçeğinde hep birlikte örgütleyelim. Hep birlikte yayalım. Filistin’den Kürdistan’a, Kongo’dan Ukrayna’ya savaşlarda en çok zarar gören halkları esas alan, halkların eşitliğini esas alan küresel bir barış blokuna hepimizin çok ihtiyacı var.

Yoksulluğun iyice derinleştiği, milyonlarca insanın açlık ve yoksulluk içinde yaşadığı bir dünyada elbette aynı zamanda ezilen ve sömürülenlerin kurtuluş perspektifiyle enternasyonalist mücadele programı ve eylemliliğine de ihtiyaç var. Bu anlamıyla hep birlikte yürüteceğimiz ortak çalışmanın güç katacağına inanıyorum. Bir kez daha ülkemize, İstanbulumuza hoş geldiniz. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın