402 sanığın yargılandığı İBB davası 21. duruşmaya ulaşırken, süreç yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmalarının merkezine yerleşti.
Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve örgüt suçlamalarıyla açılan ve aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanığın yargılandığı dava, 21. duruşmaya ulaşırken hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oluyor.
Uzun süredir tutuklu bulunan İmamoğlu’nun durumu, duruşma salonunda yaşanan gerilimler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, davayı sıradan bir yargı sürecinin ötesine taşıyarak siyasi ve demokratik bir sınama hâline getirdi.
Yirmi Birinci Duruşma: İstinaf İncelemesinde Kritik Değerlendirme
Yirmi birinci duruşma, istinaf incelemesinin derinleştirildiği ve dosyadaki kritik unsurların yeniden ele alındığı bir aşama olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada sunulan itirazlar doğrultusunda dosyayı ayrıntılı şekilde değerlendirdi.
Duruşmada, özellikle delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, tanık beyanlarının çelişkileri ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararındaki değerlendirmeler detaylı biçimde tartışıldı. Savunma tarafı, kararın hem maddi vakıa hem de hukuki yorum açısından hatalı olduğunu yineledi.
Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, duruşmada yaptıkları beyanlarda yargılamanın siyasi baskılar altında yürütüldüğünü iddia ederek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca, dosyada yer alan bazı delillerin geçersiz sayılması gerektiği yönünde talepler dile getirildi.
İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savundu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiğini belirtti.
Mahkeme heyeti, dosyadaki tüm unsurların yeniden değerlendirilmesi için kapsamlı bir inceleme sürecine girildiğini belirterek duruşmayı erteledi. Kararın bir sonraki aşamada açıklanabileceği sinyali verildi.
Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, verilecek istinaf kararının davanın nihai kaderi üzerinde belirleyici olacağı ifade edildi. Sürecin ardından temyiz yolunun da açık olması, davanın uzun vadede yüksek yargıya taşınabileceğini gösteriyor.
Yirminci Duruşma: İstinaf Sürecinin Başlangıcı
Yirminci duruşma, ilk derece mahkemesinin açıkladığı kararın ardından başlayan istinaf sürecinin ilk önemli aşaması olarak kayda geçti. Taraflar, nihai karara yönelik itirazlarını resmen sunarken, dosya bölge adliye mahkemesinin incelemesine açıldı.
Duruşmada savunma avukatları, önceki kararda yer alan delil değerlendirmelerinin hatalı olduğunu ve yargılama sürecinde usule aykırılıklar bulunduğunu ayrıntılı biçimde dile getirdi. Özellikle tanık beyanlarının güvenilirliği, bilirkişi raporlarının yeterliliği ve sanıkların tutukluluk süreçleri yeniden tartışmaya açıldı.
Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da duruşmada hazır bulunarak, verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Sanıklar, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini öne sürerek beraat taleplerini yineledi.
İddia makamı ise ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğunu belirterek, itirazların reddedilmesi gerektiğini ifade etti. Dosyada yer alan delillerin yeterli ve hukuka uygun şekilde değerlendirildiği vurgulandı.
Mahkeme heyeti, tarafların itirazlarını ve dosya kapsamını incelemek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Bu süreçte, eksik görülen hususların tamamlanması ve gerekli görülmesi halinde ek raporların alınması kararlaştırıldı.
Duruşma sonrasında hukuk çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde, istinaf sürecinin davanın seyrini belirleyecek kritik bir aşama olduğu vurgulandı. Kamuoyu, bölge adliye mahkemesinin vereceği kararın hem hukuki hem de siyasi etkilerini yakından izlemeye başladı.
On Dokuzuncu Duruşma: Nihai Karar Açıklanıyor
On dokuzuncu duruşma, yargılama sürecinin en kritik aşaması olarak kayda geçti ve mahkeme heyeti uzun süredir beklenen nihai kararını açıkladı. Önceki duruşmalarda tamamlanan savunmalar, delil değerlendirmeleri ve taraf beyanlarının ardından mahkeme, dosyayı hükme bağladı.
Duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri ve yüksek bir dikkat ortamı hâkimdi. Sanıklar ve avukatları hazır bulunurken, basın mensupları ve gözlemciler de süreci yakından takip etti. Mahkeme heyeti, karar öncesinde dosyanın kapsamlı bir özetini sunarak delillerin nasıl değerlendirildiğini ve hangi hukuki gerekçelere dayanıldığını açıkladı.
Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar karar duruşmasında hazır bulundu. Karar öncesinde son kez söz alan sanıklar, önceki beyanlarını tekrar ederek beraat taleplerini yineledi ve yargılamanın adil olmadığı yönündeki görüşlerini dile getirdi.
Mahkeme tarafından açıklanan hüküm, davanın başından bu yana tartışılan deliller, tanık beyanları ve hukuki yorumlar çerçevesinde şekillendi. Kararın gerekçesinde, dosyada yer alan unsurların nasıl değerlendirildiği ayrıntılı biçimde ortaya konulurken, savunma ve iddia makamının argümanlarına da tek tek yanıt verildi.
Savunma avukatları, kararın ardından yaptıkları ilk değerlendirmelerde hükme itiraz edeceklerini ve üst yargı yollarına başvuracaklarını açıkladı. Özellikle delil değerlendirmesi ve tutukluluk sürecine ilişkin itirazların devam edeceği ifade edildi. İddia makamı ise kararın hukuka uygun olduğunu savundu.
Duruşma sonrasında kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı oluştu. Kararın yalnızca davanın tarafları açısından değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da önemli sonuçlar doğuracağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.
Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları da kararı yakından takip ederek ilk tepkilerini açıklamaya başladı. Özellikle kararın gerekçesi, uygulanma biçimi ve temyiz sürecinin nasıl işleyeceği, Türkiye’nin küresel hukuk ve demokrasi algısı açısından belirleyici unsurlar olarak değerlendiriliyor.
Böylece uzun süredir devam eden yargılama süreci ilk derece mahkemesi açısından tamamlanırken, dava yeni bir aşamaya—istinaf ve temyiz süreçlerine—taşınmış oldu.
On Sekizinci Duruşma: Karar Öncesi Son Oturum
On sekizinci duruşma, davanın karar öncesi son oturumu olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, dosyada yer alan tüm delilleri, tanık beyanlarını ve tarafların kapsamlı savunmalarını dikkate alarak nihai değerlendirme sürecine geçti.
Bu duruşmada, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar son sözlerini sundu. İmamoğlu, yaptığı açıklamada sürecin siyasi yönüne dikkat çekerek, adil ve tarafsız bir karar beklentisini dile getirdi. Diğer sanıklar da benzer şekilde beraat taleplerini yineledi.
Savunma avukatları, dosyada suçlamaları kesin şekilde destekleyen bir delil bulunmadığını vurgularken, uzun tutukluluk sürelerinin hukuki açıdan sorunlu olduğunu bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçirdi. İddia makamı ise önceki görüşlerini tekrar ederek cezai taleplerini korudu.
Duruşma boyunca mahkeme salonunda dikkatli ve kontrollü bir atmosfer hâkim olurken, önceki oturumlara kıyasla daha temkinli bir süreç izlendi. Tüm tarafların beyanlarının tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti, kararın açıklanacağı tarihi belirlemek üzere duruşmayı erteledi.
Hukuk çevreleri, bu duruşmayı “karar öncesi son eşik” olarak tanımlarken, verilecek hükmün yalnızca davanın tarafları için değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da kritik bir dönüm noktası olacağını vurguladı.
Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları ise gözlerini artık tamamen mahkemenin açıklayacağı nihai karara çevirmiş durumda. Kararın gerekçesi ve uygulanma biçiminin, Türkiye’nin küresel ölçekteki hukuk ve demokrasi algısını doğrudan etkilemesi bekleniyor.
On Yedinci Duruşma: Nihai Aşamaya Yaklaşırken Kritik Bekleyiş
On yedinci duruşmada, yargılama sürecinin büyük ölçüde tamamlandığı ve mahkemenin nihai hüküm için son değerlendirme aşamasına geçtiği görüldü. Taraflar, önceki duruşmalarda sundukları beyanları büyük ölçüde tekrar ederken, dosyaya yeni bir delil sunulmadı.
Savunma avukatları, başından bu yana dile getirdikleri “somut ve kesin delil eksikliği” vurgusunu yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu da bir kez daha gündeme taşınarak, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde eleştirildi.
İddia makamı ise önceki mütalaasını koruyarak, dosyada yer alan delillerin suçlamaları desteklediğini ve mahkemenin hüküm kurması için yeterli olduğunu savundu. Savcılık, davanın geldiği aşamanın karar vermeye elverişli olduğunu ifade etti.
Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri, mahkemenin nihai karar için işaret ettiği sürecin giderek daralması oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son teknik değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık fiilen hüküm aşamasına ulaştığını belirtti.
Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları da duruşmayı yakından izlemeye devam etti. Özellikle kararın gerekçelendirilme biçimi, şeffaflık düzeyi ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu konusundaki değerlendirmeler öne çıktı.
Basın ve kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi tartışmaları bakımından da belirleyici olacağı yönündeki görüşler güç kazandı.
On Altıncı Duruşma: Savunmalar Sürüyor, Tutukluluk Tartışmaları Gündemde
İBB davasının on altıncı duruşmasında, tutuklu sanıkların savunmaları alındı ve duruşma salonunda yoğun tartışmalar yaşandı. Yargılamanın kritik aşamalarından biri olarak değerlendirilen bu duruşmada, mahkeme sürecin seyrine ilişkin herhangi bir ara karar açıklamadı; savunmaların tamamlanması bir sonraki duruşmaya bırakıldı.
Mahkeme salonunda, görevden uzaklaştırılmış İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve aralarında bazı belediye başkanlarının da bulunduğu tutuklu sanıklar savunmalarını sundu. İmamoğlu, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamalarda iddianameyi eleştirdi, tutukluluk sürelerinin uzun olduğunu belirtti ve tutuksuz yargılama çağrısında bulundu.
Duruşma sırasında, bazı sanıklar cezaevi koşullarına dair şikâyetlerde bulunurken, savunma avukatları da dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını tekrar vurgulayarak beraat taleplerini sürdürdü. İddia makamı ise mevcut delillerin yargılama için yeterli olduğunu belirterek cezai taleplerini korudu.
Salondaki atmosfer gergin geçti; sözlü tartışmalar ve karşılıklı eleştiriler duruşmanın dikkat çeken yanları oldu. Medya ve basın mensuplarının duruşmayı takip etme koşulları da zaman zaman gündeme geldi.
Yargılama süreci teknik olarak savunma aşamasında ilerliyor ve nihai hükme ulaşılması bir sonraki duruşmaya bırakıldı. Hukuk çevreleri, bu duruşmayı davanın “son savunma evresi” olarak değerlendiriyor ve nihai kararın hem sanıklar hem de Türkiye’de hukuk ve demokrasi tartışmaları açısından belirleyici olacağını vurguluyor.
On Beşinci Duruşma: Ara Karar Açıklandı, Gözler Nihai Hükümde
On beşinci duruşmada, mahkeme heyeti dosyanın geldiği aşamayı değerlendirerek kritik bir ara karara imza attı. Yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı bu aşamada verilen ara karar, davanın seyrinin artık doğrudan nihai hükme doğru ilerlediğini ortaya koydu.
Mahkeme, mevcut delil durumu ve dosya kapsamını dikkate alarak bazı usule ilişkin talepler hakkında karar verirken, yargılamanın tamamlanmasına yönelik takvimi de netleştirdi. Ara karar kapsamında, tarafların ek delil sunma taleplerinin büyük ölçüde reddedildiği, dosyanın mevcut haliyle hükme esas alınabileceği yönünde bir yaklaşım benimsendi.
Savunma avukatları, ara kararın ardından yaptıkları değerlendirmelerde dosyada somut ve kesin delil bulunmadığı yönündeki itirazlarını yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca uzun tutukluluk süresine ilişkin itirazlar da bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçti.
İddia makamı ise ara kararın, dosyada yer alan delillerin yeterliliğini teyit ettiğini savunarak cezai taleplerini korudu. Savcılık, yargılamanın geldiği aşamanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu vurguladı.
Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri de mahkemenin nihai karar için işaret ettiği takvim oldu. Hukuk çevreleri, ara kararı “karar öncesi son eşik” olarak nitelendirirken, davanın artık teknik olarak hüküm aşamasına geçtiğini ifade etti.
Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, ara kararı da sürecin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu üzerinde durmaya devam etti.
Basın ve kamuoyunda beklenti daha da artarken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil; Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmaları açısından da belirleyici bir dönemeç olması bekleniyor.
On Dördüncü Duruşma: Karar Beklentisi ve Kritik Bekleyiş
On dördüncü duruşmada, mahkeme heyeti önceki oturumlarda sunulan deliller, tanık beyanları ve tarafların kapsamlı savunmaları doğrultusunda dosyayı nihai değerlendirme aşamasına taşıdı. Taraflar, önceki beyanlarını tekrar ederken yeni bir delil sunulmadı ve yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı izlenimi oluştu.
Savunma avukatları, dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını vurgulayarak beraat taleplerini yineledi. İddia makamı ise mevcut delil setinin suçlamaları desteklediğini savunarak cezai taleplerini korudu.
Duruşmada dikkat çeken en önemli unsur, mahkemenin karar için takvim belirleyip belirlemeyeceğine ilişkin beklentiler oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık hüküm aşamasına fiilen ulaştığını ifade etti.
Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, süreci yakından izlemeyi sürdürürken; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve hukuki dayanaklarının Türkiye’nin yargı bağımsızlığına ilişkin küresel algı üzerinde belirleyici olacağına dikkat çekti.
Basın ve kamuoyunda ise beklenti giderek yükselirken, mahkemenin vereceği kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti, demokrasi ve siyaset ilişkisi bakımından da geniş yankı uyandırması bekleniyor.
On Üçüncü Duruşma: Karara Doğru Son Aşama
On üçüncü duruşmada, tarafların son savunmaları tamamlandı ve mahkeme, karar öncesi nihai değerlendirmeleri yapmak üzere oturumu tamamladı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını tekrar ederek cezai taleplerini yineledi.
Uluslararası ve ulusal gözlemciler, bu duruşmayı davanın “karara en yakın aşaması” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlar açısından önemli bir ölçüt olacağını vurguladı.
Hukuk çevreleri, dava sürecinin özellikle delil değerlendirmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve mahkeme prosedürlerinin şeffaflığı açısından örnek teşkil ettiğini ifade ediyor. Basın ve insan hakları kuruluşları ise sürecin, Türkiye’de siyasi davaların ve demokratik denetimin nasıl işlediğine dair bir referans noktası olacağını belirtiyor.
On İkinci Duruşma: Uzlaşma ve Yeni Gelişmeler
On ikinci duruşmada, mahkeme heyeti tarafından dosyaya giren ek belgeler ve yeni deliller değerlendirildi. Savunma ve iddia makamı, önceki duruşmalarda sunulan beyanların özetlerini mahkeme huzurunda tekrar etti. Bazı sanıkların savunmalarında, sürece ilişkin prosedürel itirazlar öne çıktı.
Uluslararası gözlemciler, duruşmada gözlenen prosedürlerin “adil yargılanma” standartlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmeye devam etti. Bu aşamada, yargılama sürecinin uzunluğu ve delillerin çok katmanlı yapısı, davanın karar süresini daha da uzatabileceği tartışmalarını gündeme getirdi.
Basın mensupları, duruşmayı yakından takip etmeye devam ederken, mahkemenin halka açık oturum düzenlemeleri ile şeffaflık vurgusu dikkat çekti. Analistler, bu duruşmanın davanın siyasi ve hukuki boyutunu ulusal ve uluslararası kamuoyuna yeniden hatırlattığını belirtti.
On Birinci Duruşma: Karar Öncesi Son Viraj
On birinci duruşmada, tarafların son beyanlarını büyük ölçüde tamamlamasıyla birlikte dava karar aşamasına daha da yaklaştı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını güçlendirerek cezai taleplerini yineledi. Ulusal ve uluslararası gözlemciler, bu duruşmayı “karar öncesi son viraj” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün hem iç hukuk hem de uluslararası kamuoyu açısından geniş yankı uyandırması bekleniyor.
Onuncu Duruşma: Tanık İfadeleri ve Delil Tartışmaları
Onuncu duruşmada, dosyaya giren yeni tanık ifadeleri ve mevcut delillerin değerlendirilmesi ön plana çıktı. Tanık beyanlarının çelişkili olduğu yönündeki savunmalar, mahkeme salonunda tartışmalara neden olurken; savcılık, delil bütünlüğünün suçlamaları desteklediğini ileri sürdü. Hukukçular ise bu aşamada delillerin niteliği ve güvenilirliği üzerine yoğunlaşarak, davanın seyrini etkileyebilecek kritik bir döneme girildiğini ifade etti.
Dokuzuncu Duruşma: Karar Sürecine Doğru
Dokuzuncu duruşmada, iddia makamı ve savunma tarafı son değerlendirmelerini daha güçlü şekilde ortaya koydu. Gözler artık mahkemenin vereceği karara çevrilmiş durumda.
Yabancı basında yer alan analizlerde, yalnızca kararın değil, sürecin işleyişinin de Türkiye’nin demokratik standartlarına dair küresel algıyı etkileyeceği vurgulanıyor. Bazı yorumlarda dava, “siyasi davalar” kategorisinde değerlendiriliyor.
Sekizinci Duruşma: Baskı ve Tepkiler
Sekizinci duruşmada, hem iç kamuoyunda hem de dış basında eleştiriler yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, tutukluluk süresi ve savunma hakkına ilişkin endişelerini yinelerken, bazı Avrupa kurumları sürecin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde uluslararası analizlerde, davanın Türkiye’de hukuk devleti algısı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği ifade edildi.
Yedinci Duruşma: Kritik Eşik
Yedinci duruşmada taraflar daha kapsamlı argümanlar sunarken, uluslararası gözlemcilerin ilgisi artarak devam etti. Hukuk çevreleri, davanın artık yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp sistemsel bir tartışmaya dönüştüğünü belirtti.
Altıncı Duruşma: Uluslararası Gündeme Taşındı
Altıncı duruşmayla birlikte dava uluslararası alanda daha görünür hâle geldi. Avrupa merkezli insan hakları kuruluşları ile uluslararası hukuk gözlemcileri, yayımladıkları raporlarda “adil yargılanma hakkı”, “tutukluluğun ölçülülüğü” ve “siyasi etki” başlıklarına dikkat çekti.
Uluslararası medya organları da davayı Türkiye’deki seçim süreçleri ve muhalefetin konumu bağlamında değerlendirerek, yargı sürecinin siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.
Beşinci Duruşma: Yargılama Süresi Tartışması
Savunmaların sürdüğü bu aşamada, davanın uzunluğu ve yargılama süreci eleştiri konusu oldu. Hukuk çevreleri, “makul sürede yargılanma” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini tartışmaya açtı.
Dördüncü Duruşma: Basınla Gerilim
Mahkemenin gazetecileri salonun arka sıralarına yönlendirmesi, basın mensuplarının tepkisine yol açtı. Yaşanan tartışmalar duruşmanın ertelenmesine neden olurken, şeffaflık tartışmaları da alevlendi.
İkinci ve Üçüncü Duruşmalar: Siyaset Gölgesi
Sanıklar arasında belediye yöneticileri, iş insanları ve siyasi aktörlerin yer aldığı bu aşamada savunmalar alınırken, dava ülke siyasetinin ana gündemlerinden biri hâline geldi. Muhalefet “yargı baskısı” eleştirilerini dile getirirken, iktidar cephesi sürecin bağımsız yürüdüğünü savundu.
İlk Duruşma: Gergin Başlangıç
Silivri’de görülen ilk duruşma, davanın seyrine dair önemli sinyaller verdi. İmamoğlu’nun söz almasına izin verilmemesi salonda tansiyonu yükseltirken, kapsamlı iddianame ve yüksek cezai talepler davanın boyutunu gözler önüne serdi.
Demokrasi ve Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor
Basın özgürlüğü ve insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, davayı Türkiye’de yargı bağımsızlığı açısından kritik bir test olarak görüyor. Eleştiriler, sürecin muhalefet üzerinde baskı oluşturabileceği yönünde yoğunlaşırken, resmi makamlar yargının bağımsız ve hukuka uygun işlediğini savunuyor.








































