Totaliter Düzenin Ve Gözetim Toplumunun İlk Büyük Romanı: Biz

Kişisel verilerin toplandığı, algoritmaların karar süreçlerini etkilediği ve gözetimin görünmez hâle geldiği günümüz dünyasında “Biz” romanın sorduğu sorular her zamankinden daha güçlü yankılanıyor.

Haber Merkezi / George Orwell’in 1984’üne ve Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sına ilham veren Rus yazar Yevgeni Zamyatin’in 1921 tarihli romanı Biz, yalnızca distopya edebiyatının ilk büyük örneklerinden biri değil, aynı zamanda modern gözetim toplumunu ve bireyselliğin sistematik biçimde yok edilişini yüz yıl önceden öngören çarpıcı bir başyapıt olarak kabul ediliyor.

Uluslararası edebiyat çevreleri, romanı bugün hâlâ güncelliğini koruyan en önemli politik ve felsefi eserlerden biri arasında gösteriyor.

1921 yılında kaleme alınan Biz, Sovyet Sansür Kurulu tarafından “rejim karşıtı” bulunarak yayımlanması engellenen ilk romanlardan biri oldu. Eser, Rusya’da basılamadan 1924 yılında New York’ta İngilizce olarak yayımlandı. Kendi ülkesindeki okurlarla ise ancak Glasnost döneminde, 1988 yılında buluşabildi.

Batılı edebiyat tarihçileri bu gecikmenin ironik bir sonucu olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü bugün Biz, yalnızca Rus edebiyatının değil, tüm dünya distopya geleneğinin başlangıç noktası kabul ediliyor.

Distopya Türünün Gerçek Başlangıcı

Her ne kadar geniş kitleler distopya denildiğinde akla ilk olarak George Orwell’in 1984’ünü veya Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sını getirse de, birçok akademisyen bu iki romanın temel taşının Zamyatin tarafından döşendiği görüşünde birleşiyor.

George Orwell, 1946 yılında Tribune gazetesinde yayımladığı incelemesinde Biz için şu değerlendirmeyi yapıyordu:

“Cesur Yeni Dünya büyük ölçüde bu romandan etkilenmiş görünüyor. Zamyatin’in sezgileri çağının çok ötesindeydi.”

Bugün birçok üniversitede distopya edebiyatı dersleri, Orwell ve Huxley’den önce Zamyatin’in Biz romanıyla başlıyor.

Camdan Bir Dünya, Numaralara Dönüşmüş İnsanlar

Roman, “Tek Devlet” adı verilen kusursuz görünen bir toplumda geçiyor.

Burada insanlar isimlerini kaybetmiş durumda.

Artık herkes yalnızca bir harf ve rakamdan oluşan kimliklerle tanınıyor: D-503, I-330, O-90…

Evler tamamen camdan inşa edilmiş.

Mahremiyet neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış.

Vatandaşlar devletin hazırladığı çizelgelere göre uyanıyor, çalışıyor, yemek yiyor ve hatta sosyal ilişkilerini bile belirlenmiş saatlerde yaşıyor.

Romanın başkahramanı D-503 ise devletin en büyük mühendislik projesi olan Entegral adlı uzay gemisinin tasarımcısı.

Görevi yalnızca uzaya gitmek değil; devletin “kusursuz düzenini” henüz boyun eğmemiş gezegenlere de taşımak.

Ancak gizemli I-330 ile tanışması, bütün matematiksel düzenini altüst ediyor.

İlk kez korku, kıskançlık, aşk ve hayal gücüyle tanışan D-503, devletin kusursuz kabul ettiği sistem hakkında sorgulamaya başlıyor.

Şiddetten Çok Daha Güçlü Bir Kontrol Mekanizması

Biz’i benzer eserlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, totaliterliği yalnızca polis baskısı veya açık şiddet üzerinden anlatmaması.

Zamyatin’in dünyasında insanlar çoğu zaman zorla değil, düzenin kusursuz olduğuna inandırılarak itaat ediyor.

Roman boyunca devlet sürekli aynı düşünceyi tekrar ediyor:

“Duygular kaos üretir, matematik ise hata yapmaz.”

Bu nedenle hayal gücü hastalık, bireysellik ise toplumsal düzeni bozan bir kusur olarak görülüyor.

Romanın ilerleyen bölümlerinde devlet, insanların hayal kurma yetisini ortadan kaldıracak cerrahi müdahaleleri bile “toplumsal mutluluk” adına meşru göstermeye çalışıyor.

Edebiyat eleştirmenlerine göre Zamyatin’in en sarsıcı başarısı da burada yatıyor: Baskıyı yalnızca korkuyla değil, akıl ve mantık söylemi üzerinden meşrulaştıran bir sistem kurması.

Yüz Yıl Sonrasını Görmüş Gibi

Roman yazıldığında ne internet vardı ne akıllı telefonlar ne de yapay zekâ.

Buna rağmen Biz’de anlatılan gözetim düzeni günümüz dünyasıyla dikkat çekici benzerlikler taşıyor.

Sürekli izlenen bireyler…

Mahremiyetin giderek ortadan kalkması…

Davranışların kayıt altına alınması…

Toplumsal yaşamın veriler üzerinden yönetilmesi…

Batılı araştırmacılar bu nedenle romanı yalnızca Sovyet totalitarizminin değil, algoritmaların ve dijital teknolojilerin şekillendirdiği modern gözetim toplumunun da erken bir öngörüsü olarak değerlendiriyor.

Dünya Edebiyatının Büyük İsimleri Ne Diyor?

Roman, yıllar içinde birçok önemli yazarın övgüsünü kazandı.

Bilimkurgu edebiyatının en saygın isimlerinden Ursula K. Le Guin, Biz için “Şimdiye kadar yazılmış en iyi bilimkurgu romanlarından biri” değerlendirmesini yaparken, Zamyatin’in şiirsel ve deneysel anlatımının romanı yalnızca politik bir eleştiri olmaktan çıkarıp büyük bir edebiyat eserine dönüştürdüğünü vurguluyor.

Damızlık Kızın Öyküsü ile tanınan Margaret Atwood ise Biz’in gözetim toplumu ve bireyselliğin silinişi üzerine kurduğu dünyanın, dijital çağda her zamankinden daha güncel göründüğünü belirtiyor.

İngiliz gazetesi The Guardian da Zamyatin’in teknolojinin insanı özgürleştirmek yerine mekanik bir düzenin parçasına dönüştürebileceği ihtimalini, çağının çok ötesinde bir öngörüyle işlediğini ifade ediyor.

Sadece Bir Bilimkurgu Romanı Değil

Aradan yüz yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen Biz hâlâ güncelliğini koruyor.

Çünkü Zamyatin’in asıl meselesi teknoloji değil.

Asıl sorusu şu:

İnsanlar özgürlüklerinden vazgeçmeye nasıl ikna edilir?

Romanın verdiği cevap ise oldukça sarsıcı.

Silahla değil…

Konforla.

Güvenlik vaadiyle.

Mutluluk söylemiyle.

Ve her şeyin matematiksel olarak kusursuz olduğu iddiasıyla.

Yevgeni Zamyatin’in Biz romanı, yalnızca Orwell ve Huxley’in önünü açan tarihî bir eser değil; bireyselliğin, hayal gücünün ve özgürlüğün neden vazgeçilmez olduğunu sorgulatan evrensel bir klasik.

Bir asır önce yazılmış olmasına rağmen, kişisel verilerin toplandığı, algoritmaların karar süreçlerini etkilediği ve gözetimin görünmez hâle geldiği günümüz dünyasında romanın sorduğu sorular her zamankinden daha güçlü yankılanıyor.

Belki de bu yüzden Biz, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de romanı olmayı sürdürüyor.