Erdoğan İle Putin’den Kritik Görüşme: Ortak Bildiri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çalışma ziyareti nedeniyle bulunduğu Rusya’nın Soçi şehrinde, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşmenin basına açık bölümünde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e teşekkür ederek, Tahran ziyaretinin ardından 17 gün aradan sonra tekrar bir araya gelişleri sebebiyle memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Haber Merkezi / Her iki ülke heyetinin Türkiye’de yaptığı görüşmelerin de verimli geçtiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siyasi, ekonomik ve ticari alanlarda birçok konuları ele aldılar ve şimdi de bizim bu konulardan sonra buna bir adeta nokta koymamız inanıyorum ki Türkiye-Rusya ilişkilerinde çok farklı bir sayfayı da açacaktır. Gerek enerjide gerek Karadeniz hattının tarımda, tahılda buradan atılan adımlar, turizmde yapılan görüşmeler, ulaşımla ilgili olarak atılan adımlar ki bütün bunlarla beraber bölgedeki bazı adımların atılması, bunlar gerek heyetlerimizin yaptığı ama bizim de bugün başa baş ikili bu görüşmeyi yapmak suretiyle Türkiye ve Rusya’nın bölgede oynadığı rolü ortaya koyması bakımından çok önemli” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti: “Suriye’deki gelişmeleri bu vesileyle özellikle ele almamız inanıyorum ki bölgeye ayrıca rahatlama getirecektir. Terörle mücadelede dayanışmamız büyük önem arz ediyor ve bu konuyla ilgili olarak da atacağımız adımlar, yapacağımız görüşmelerle inanıyorum ki bir güç kazanacaktır. Yine bugün tabii dünyanın gözü Soçi’de. ‘Acaba Soçi’de ne görüştüler, ne yaptılar?’ Burayı takip ediyorlar. Bizim de yapacağımız bu görüşmelerden sonra da bunlara verilecek olan cevaplar onları belli istikamette yönlendirecektir.”

Akkuyu Nükleer Santrali

Akkuyu konusunun büyük önem arz ettiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Enerji alanında Akkuyu konusunu bugün sizlerle bir noktaya getirmemiz onu belli bir yerde gerçekten değerlendirerek, karara bağlamamız Akkuyu’daki süreci ertelemeye fırsat vermeyecektir. Çünkü belirlenen takvimin işlemesi ve Akkuyu’nun belirlenen zamanda bitirilmesi çok çok büyük önem arz ediyor. Zira Türkiye’nin enerji temininde yüzde 10 enerji potansiyelini Akkuyu Enerji Santrali halledecek ve bu konuyla ilgili olarak da etraflıca bir görüşme yapmamızın faydalı olacağına inanıyorum. Ben de bugün böyle bir fırsatı bulduğumuz için memnuniyetimi özellikle ifade etmek istiyorum.”

Putin’den Erdoğan’a teşekkür

Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin aracılığı sayesinde Ukrayna tahıllarının Karadeniz limanlarından sevkiyatını başlatmak konusunda başarılar elde edildiğini kaydeden Rusya Devlet Başkanı Putin, katkılarından ötürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, şöyle devam etti: “Rus gıda ürünleri, Rus gübresi bu şekilde dünyaya açılmış oldu. Özelikle gelişmekte olan ülkeler için bu son derece hassas bir mesele, ciddi problemlerle karşı karşıya gelebilirler gıda krizi yüzünden. Tabi ki bütün bu ülkeler bu aldığınız kararları önemsiyorlar, yani sizin kişisel katkılarınız sayesinde mümkün olabildi bütün bunlar. Ve dediğim gibi, umarım bugün ilgili mutabakat zaptını imzalayabileceğiz ticari ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesiyle ilgilidir. Dediğim bu heyetlerimizin Türkiye’de sağlamış oldukları uzlaşılar sayesinde böyle bir mutabakat zaptını imzalama şansımız, fırsatımız oldu.”

Suriye krizi başta olmak üzere bölgedeki güvenlik konularını da ele alma fırsatını bulacaklarını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Türkiye ve Rusya oradaki durumun normalleşmesine ciddi katkı sağlıyor. Elbette bu konuyu da ele alacağız” ifadesini kullandı.

Ortak bildiri

Basına kapalı gerçekleşen görüşme, 4 saat sürdü. Görüşmenin ardından ortak bildiri yayınlandı. Bildiride, “Liderler, Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılıklarını teyit etmişlerdir” denildi.

Ukrayna, Türkiye, Rusya ve BM’nin Ukrayna’dan tahıl sevkiyatı konusunda imzaladığı anlaşmaya değinilen bildiride, “İki lider, Rusya’nın tahıl, gübre ve gübre üretimi için gerekli hammaddenin kesintisiz ihracı dahil, İstanbul mutabakatının lafzı ve ruhuna uygun şekilde tam olarak uygulanması lazım geldiğinin altını çizmişlerdir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ve Putin’in Libya’daki siyasi sürece destek verdiği aktarılan bildiride şu ifadelere yer verildi:

İki lider, Türkiye-Rusya ilişkilerinin, mevcut bölgesel ve küresel tüm sınamalara rağmen, karşılıklı saygı ve mütekabil çıkarların tanınması temelinde ve uluslararası yükümlülüklerle uyumlu olarak ilerletilmesi yönündeki ortak iradelerini teyit etmişlerdir.

Bu anlayış çerçevesinde Türkiye-Rusya ikili ilişkilerinin gündeminde yer alan konular üzerinde kapsamlı istişarelerde bulunan liderler; iki ülke arasındaki ticaret hacminin tespit edilen hedefler doğrultusunda ve dengeli bir temelde artırılması; ekonomi ve enerji alanlarında iki ülkenin birbirlerinden beklentilerinin mütekabiliyet çerçevesinde karşılanması; ulaştırma, ticaret, tarım, sanayi, finans, turizm ve inşaat gibi sektörlerde uzun süredir iki ülke gündeminde bulunan konularda işbirliğinin güçlendirilmesi yönünde somut adımlar atılması üzerinde mutabık kalmışlardır.

Bölgesel konular bağlamında, liderler, Türkiye ile Rusya arasında var olan samimi, açık sözlü ve güvene dayalı ilişkilerin bölgesel ve uluslararası istikrarın tesisi açısından taşıdığı kilit öneme işaret etmişledir. İki lider bu çerçevede, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin emniyetli taşınmasına yönelik İstanbul mutabakatına varılmasında iki ülke arasındaki yapıcı ilişkilerin rol oynadığını teyit etmişlerdir. İki lider, Rusya’nın tahıl, gübre ve gübre üretimi için gerekli hammaddenin kesintisiz ihracı dahil, İstanbul mutabakatının lafzı ve ruhuna uygun şekilde tam olarak uygulanması lazım geldiğinin altını çizmişlerdir.

“Dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılığı”

Suriye’deki son gelişmeler üzerinde durulan görüşmede liderler, ülkede kalıcı çözüme ulaşılması için siyasi sürecin ilerletilmesine atfettikleri önemin altını çizmişlerdir. Liderler, Suriye’nin siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına atfettikleri öneme işaretle, Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılıklarını teyit etmişlerdir.

İki lider, Libya’nın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve ulusal birliğine olan güçlü bağlılıklarını vurgulamışlardır. Libyalılar arasında mümkün olan en geniş mutabakat temelinde serbest, adil ve muteber seçimlerin düzenlenmesinin önemini vurgulamış ve BM himayesinde yürütülen Libya liderliğindeki ve Libya sahipliğindeki siyasi sürece desteklerini yinelemişlerdir.

Liderler, Türkiye-Rusya Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin müteakip toplantısının Türkiye’de gerçekleştirilmesi üzerinde mutabık kalmışlardır.

Paylaşın

Tahran’daki Üçlü Zirvede ‘Suriye’nin Toprak Bütünlüğü’ Vurgusu

“Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı” İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirildi. Suriye krizine çözüm amaçlı oluşturulan Astana görüşmeleri bağlamında gerçekleştirilen toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi katıldı.

Üçlü zirve toplantısı öncesinde Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan, Reisi ve İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile de bir araya geldi. Tahran Uluslararası Konferans Salonu’nda düzenlenen Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı sonrasında liderler ortak basın toplantısında konuştu. Toplantı sonrasında ayrıca ortak bir bildiri yayınlandı.

“Egemenliği ihlal edecek girişimlerden kaçınmalı”

Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye muhtemel askeri operasyonunun konuşulduğu günlerde gerçekleştirilen zirve sonrası yapılan açıklamalarda Suriye’nin “egemenliği ve toprak bütünlüğü” vurgusu vardı.

Zirvenin ardından gerçekleştirilen ortak basın toplantısında konuşan İran Cumhurbaşkanı Reisi, ABD’nin Fırat’ın doğusundaki varlığı kabul edilebilir değil ve onların buraları terk etmeleri gerekiyor” dedi: Suriye’nin topraklarının her noktasının Suriye’nin meşru hükümetinin denetimine ve kontrolü altına girmesi gerekiyor.

Üçlü zirvenin gündem maddelerine de değinen Reisi, “Suriye’nin egemenliğini ihlal edecek herhangi bir girişimden kesinlikle kaçınılması gerektiğini vurguladık” dedi, Rusya, Türkiye ve İran’ın iş birliğinin yanı sıra Suriye hükümetiyle işbirliği nin “çok önemli olduğunu” söyledi.

“Fırat’ın doğusu, Şam’ın kontrolünde olmalı”

Toplantıda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak “çözümün siyasi olması gerektiğini” belirtti, bölgeye dışarıdan müdahale yapılmasına karşı çıktı.

Putin, ayrıca Fırat’ın doğusunun Beşar Esad yönetimindeki “Şam hükümetinin kontrolünde olması gerektiğini” söyledi.

Putin, “Rusya, İran ve Türkiye olarak Suriye’de sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dönüşüm sağlanabilmesi için kararlı olduğumuzu teyit ettik” dedi, bir sonraki zirvenin Rusya’da olacağını duyurdu.

Ortak bildiri

Üçlü zirve sonrasında yayınlanan ortak bildiride de zirvede, Suriye’deki güncel durumun ele alındığı, liderlerin “Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli bağlılıklarını vurguladıkları” kaydedildi.

“Suriye’nin kuzeyindeki duruma” ilişkin değerlendirmelerin de olduğu ortak bildiride, bölgede “terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimin reddedildiği” ifade edildi.

Ortak bildiri ayrıca “liderlerin, Suriye’nin kuzeyindeki durumu ele aldıkları, bu bölgede kalıcı güvenlik ile istikrarın ancak ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün muhafazası temelinde sağlanabileceği hususunun vurgulandığı” bilgisine de yer verildi.

Bildiriden öne çıkan diğer noktalar özetle şöyle:

“Devlet başkanları, sivil tesisleri hedef alan ve masum can kayıplarına neden olan saldırılar da dahil olmak üzere, Suriye’nin çeşitli bölgelerindeki terör örgütlerinin ve bunlarla iltisaklı farklı isimler altındaki grupların artan varlık ve faaliyetlerini kınamışlardır.

Suriye’nin kuzeyi ile ilgili tüm düzenlemelerin eksiksiz bir şekilde uygulanması gerektiğinin altını çizmişlerdir.

Gayrimeşru özyönetim teşebbüsleri dahil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmişler ve Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yanı sıra komşu ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden sınır ötesi saldırılar ve sızmalar dahil olmak üzere ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını vurgulamışlardır.”

“Suriye’den söküp atmakta kararlıyız”

Öte yandan, üçlü zirve sonrası ortak basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör örgütleriyle mücadelemiz nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir” dedi:

“Milli güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak, Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.

Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak, bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum.”

Üçlü zirve toplantısının açılışında konuşan Erdoğan, “Milli güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı haline dönüşmüştür, terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir” demişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Tahran Zirvesi’nde Hangi Konular Ele Alacak?

Astana Süreci’ni oluşturan Türkiye, İran ve Rusya’nın liderleri bu akşam Tahran’da bir araya gelecek ve Suriye’de devam eden istikrarsızlığı değerlendirecek. Zirvenin Suriye ile ilgili gündeminde, Rusya ile İran’ın karşı çıktıkları olası bir Türkiye askeri operasyonu ağırlıklı olarak yer alacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in zirve öncesinde yapacakları ikili görüşmenin gündemi ise Ukrayna ve oluşturulması için yoğun çaba gösterilen tahıl koridoru olacak. Erdoğan’ın amacı, Birleşmiş Milletler (BM) ile oluşturulan planın somut bir şekilde uygulanması için Putin’i de ikna etmek ve anlaşmayı imza aşamasına getirmek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 7.si yapılacak Astana Süreci zirvesi için bugün Tahran’da buluşacak. Liderlerin akşam saatlerinde bir araya gelmeleri ve toplantı sonrasında ortak basın açıklaması yapması bekleniyor.

Suriye sorununun çözülmesine kolaylaştırıcı olmak üzere 2017’de oluşturulan Astana Süreci, Covid-19 salgını nedeniyle liderler düzeyinde fiziki olarak 2019 Eylül’ünden bu yana toplanamıyordu.

Yaklaşık üç sene sonra yoğun bir Suriye gündemiyle gerçekleşecek olan zirve, 24 Şubat’ta Rusya’nın saldırmasıyla başlayan Ukrayna savaşı nedeniyle farklı bir uluslararası konjonktürde yapılacak.

Küresel ve bölgesel dengeleri tamamen değiştiren Ukrayna savaşının Suriye’ye olası etkilerinin bugünkü zirvede daha net ortaya çıkabileceği kaydediliyor.

Bu kapsamda, üç liderin kendi aralarında yapacakları ikili görüşmeler de önemli olacak. 24 Şubat’tan bu yana birçok kez telefonda görüşen Erdoğan ve Putin, savaşın başlamasının ardından ilk kez Tahran’da yüz yüze görüşecek.

Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan, Madrid Zirvesi’nde kabul edilen NATO Strateji Belgesi’nde “en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlanan Rusya’nın Devlet Başkanı Putin ile yüz yüze görüşen ilk ve tek NATO lideri olacak.

Batı’nın yakından takip ettiği zirve ve ikili görüşmeler, Suriye ve Ukrayna gündeminin bundan sonraki gelişmeleri açısından önem taşıyacak.

Suriye gündemi yoğun olacak

Suriye’ye odaklanan Astana Süreci’nin Tahran Zirvesi’nde ele alınacak konuların başında “terörle mücadele” konusu geliyor. Ancak özellikle Türkiye ve Rusya’nın bu konudaki öncelikleri farklı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı’ndan zirveye ilişkin yapılan açıklamada, zirve gündemi sıralanırken “PKK/YPG ve DEAŞ başta olmak üzere bölge güvenliğine tehdit teşkil eden terör örgütleriyle mücadele” başlığı dikkat çekti.

Kremlin’den yapılan açıklamada ise liderlerin “uluslararası terörizmin yuvasının tamamen temizlenmesi için” bir dizi önlemin görüşüleceği bilgisi verilerek, özellikle İdlib’de konuşlu “radikal İslamcı terör örgütleri” gündeme getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen aylarda yaptığı bir açıklamada, PKK’nın Suriye kolu olarak tanımlanan YPG’nin kuzey Suriye’de Tel Rıfat ve Münbiç’ten temizlenmesi için bölgeye yeni bir askeri operasyon yapılacağını açıklamıştı.

Bölgeye en son Ekim 2019’da Barış Pınarı Operasyonu’nu düzenleyerek Cerablus-Mare arasında güvenli bir bölge oluşturan Türkiye, Tel Rıfat ve Münbiç’i de YPG’den arındırmak ve oluşturulacak yeni alanlara yaklaşık bir milyon Suriyeli mülteciyi yerleştirmek istediğini kaydetmişti.

İran ve Rusya, Türkiye’nin operasyonuna karşı

Ancak Türkiye’nin yeni bir operasyon yapmasına ne Rusya ne İran sıcak bakıyor. Türkiye’nin güvenlik kaygılarının giderilmesi gerektiğini, ancak yeni bir operasyonun istikrarsızlaştırıcı sonuçları olacağını kaydeden Rusya ve İran’ın, Türkiye’nin operasyonu durdurup durduramayacakları ileriki dönemde belli olacak.

Her ne kadar tüm ağırlığını Ukrayna’ya verse de Rusya, Suriye’de hala en önemli askeri güç ve son dönemde oluşturulan statükonun bozulmasını istemiyor.

Rusya, ayrıca zafiyet görüntüsü vermemek için de Türkiye’nin operasyonuna sıcak bakmıyor. Türkiye’nin olası operasyonuna Rusya’nın nasıl yanıt vereceği, örneğin 2020 başında olduğu gibi İdlib kozunu oynayıp oynamayacağı da bilinmiyor.

İran ise Rusya’nın dikkatinin Ukrayna’ya çevrilmiş olmasını fırsat bilerek Suriye ile ilişkilerini daha da güçlendirme arayışında. İran’ın desteklediği Şii milis güçlerinin son dönemde kuzey Suriye’de daha görünür oldukları kaydediliyor.

Tel Rıfat ve Münbiç’e yapılacak bir operasyonun Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’in güvenliğini tehlikeye sokacak olması da İran’ın kaygıları arasında.

Türkiye’nin operasyonuna Rusya ve İran’ın yanı sıra, başta ABD olmak üzere Batılı müttefikler de karşı çıkıyor. Washington’dan yapılan açıklamalar, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) oluşturan YPG’ye karşı yapılacak bir harekatın, IŞİD ile mücadeleye sekte vuracağı ve bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağı noktasına dayanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) operasyon yapıp yapmayacağı, yaparsa ölçüsü ve sınırları, Tahran Zirvesi sonuçları ışığında 21 Temmuz günü düzenlenecek Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ayrıntılı ele alınacak.

Siyasi süreç donma noktasında

Astana Süreci’nin en önemli getirilerinden biri BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde Suriye’de siyasi süreci ilerletmek için Anayasa Komitesi’nin kurulması olmuştu.

Ancak aradan geçen onca yıl ve BM liderliğindeki görüşmelere karşın somut bir ilerleme sağlanamadı. Türkiye’nin Astana Süreci ortaklarına yaptığı ve Suriye’ye uygulanan siyasi ve ekonomik yaptırımlar da sonuç vermedi.

Zirvede Suriye yönetimi ile muhalefeti bir araya getiren anayasa yazım sürecinin yeniden ele alınması hedefleniyor, ancak somut sonuç çıkması beklenmiyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile ilişkileri kopma noktasına gelen Rusya’nın siyasi süreç konusunda yeni talepleri olduğu, bunlar karşılanana kadar Suriye’nin anayasa komitesi toplantısına katılmasını istemediği kaydediliyor.

Bu nedenle bu ay sonunda yapılması öngörülen anayasa komitesi toplantısının 9. tur birleşimi yapılamıyor. Rusya’nın toplantıların Cenevre yerine başka bir yerde yapılmasını istediği, Arap basınının gündeme getirdiği iddialar arasında.

‘Tahıl koridoru’ da gündemde

Tahran’da üçlü Suriye görüşmesi kadar ikili temaslar da önemli olacak. Gözlerin çevrildiği buluşma ise Erdoğan ile Putin arasında olacak. Türk ve Rus liderlerin ikili gündemini ise Ukrayna dosyası dolduracak.

Savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana Ukrayna ve Rusya arasında dengeli bir politika izlediğini açıklayan Türkiye, bunalımın ilk günlerinde tarafları Antalya ve İstanbul’da bir araya getirerek çatışmaların bir an önce durmasını hedeflemişti.

Taraflar arasındaki çatışmaların yoğunlaşması ve Rusya’nın birçok kez sivil hedefleri vurarak yüzlerce kişinin ölmesine yol açması ateşkes çabalarının sona ermesine yol açmıştı.

Türkiye, Mayıs ayı başlarından itibaren küresel bir gıda krizinin engellenmesi için Ukrayna’nın gemilerde ve silolarında bekleyen 25 milyon tona yakın tahılın güvenli yollarla dünya pazarlarına ulaştırılması için taraflar arasında diplomasiye başladı.

Geçen hafta Türkiye ve BM yetkililerinin katılımıyla İstanbul’da yapılan toplantıda Ukrayna ve Rusya askeri yetkilileri uzunca bir süreden sonra ilk kez aynı masa etrafında buluşmuş, tahıl ihracının yapılabilmesi için bazı teknik unsurlarda uzlaşmıştı.

Hem Ankara hem de Moskova’dan yapılan açıklamalar, tahıl koridoruna ilişkin çalışmanın iki lider tarafından Tahran’da ele alınacağını gösteriyor. Savunma Bakanı Hulusi Akar, zirveden bir gün önce yaptığı açıklamada, tarafların bu hafta içinde bir kez daha bir araya gelmesinin beklendiğini kaydetti.

Erdoğan’ın da Putin’e bu anlaşmanın tamamlanması için gerekli siyasi liderliği göstermesi ve devam eden savaşın küresel gıda krizine yol açmasını önleme çağrısında bulunması bekleniyor.

Putin ile yapılacak görüşmelerde Akar’ın açıkladığı planın geri kalan unsurlarının da çözülmesi durumunda, Rusya ve Ukrayna’nın gıda koridorları oluşturulmasını içeren anlaşmaya imza atabilecekleri kaydediliyor.

Zirve öncesinde bir açıklama yapan AB Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tahıl koridoru konusunda bir anlaşmanın yakın olduğunu kaydetmişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, Tahran’da Suriye İçin ‘Yeşil Işık’ Arıyor

Rusya, Türkiye ve İran Suriye’de süre giden çatışmayı sona erdirmek hedefiyle 11 yl önce başlatılan ve “Astana barış süreci” olarak adlandırılan müzakerelerin yeni bir evresi olarak Suriye’deki son durumu görüşmek üzere Salı günü İran’ın başkenti Tahran’da bir araya geliyor.

Üç ülke de Suriye’de güç bulunduruyor. Rusya ve İran, Selefi muhaliflere karşı Şam rejimini desteklerken Türkiye isyancıları destekliyor. Salı günkü zirve, Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlerine yönelik yeni bir saldırı başlatma tehdidinin gölgesinde toplanıyor.

Al Monitor’un haberine göre toplantıya ev sahipliği yapan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi toplantı öncesinde Türkiye’nin Suriye’deki herhangi bir askeri harekatının “bölgeyi istikrarsızlaştırabileceği” uyarısında bulundu.

Tahran zirvesi, Erdoğan’ın, Şubat’ta Ukrayna’yı işgal kararnamesi yayınlamasından bu yana Putin ile ilk yüz yüze görüşmesi olacak. Erdoğan uzun süredir Putin’le buluşma arzusunu dile getiriyordu.

AFP’ye demeç veren Rus yorumcu Vladimir Sotnikov, Türkiye’nin Suriye’deki istilasını Rusya’nın Ukrayna’daki işgaliyle meşrulaştırmayı hedeflediğini söylüyor.

İran ve Rusya “yeşil ışık” yakacak mı?

Erdoğan Ankara’nın “terörist” olarak gördüğü Kürt gücü YPG ve Kürt-Arap ortak ordusu SDG’yi hedef alıyor. Suriye hükümeti, Türkiye’nin yeni bir saldırı başlatma tehditlerini pek çok kez kınadı.

Carnegie Europe uzmanlarından konuk araştırmacı Sinan Ülgen, Ankara’nın operasyonunu başlatmadan önce Moskova ve İran’ın onayını aradığını söyledi.

Ülgen Ankara’nın özellikle hedef almak istediği Tel Rıfat ve Membiç’in “Rusya’nın kontrolü altında” olduğunu ve Türkiye’nin operasyonu sonuçlandırmak açısından bu bölgede “hava sahasını kendisine açmasını istiyor.” Ülgen’in yorumuna göre Ankara özetle Rusya ve İran’dan “yeşil ışık” istiyor.

Ancak şu ana kadar Rusya ve İran, Ankara’nın önünü açacak bir tutum takınmadılar. Rusya, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir saldırı başlatmaktan “kaçınacağı” umudunu önceden dile getirmişti.

Geçtiğimiz haftalarda hem Ankara’yı hem de Şam’ı ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir-Abdullahyan Türkiye’yi ihtiyatlı olmaya çağırdı.

Ancak, İranlı diplomatlar Haziran sonunda Ankara’da “[…] belki özel bir operasyona ihtiyaç duyulabilir olmasını” değerlendirebilecekleri imasında bulunmuşlardı.

Ne var ki, Abdullahyan daha sonra Şam’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye’deki askeri harekatının “bölgede istikrarsızlaştırıcı bir unsur olacağını” söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) başkomutanı Mazlum Abdi’yse, Rusya ve İran’ı Türkiye’yi dizginlemeye çağırdı vee “Umarız (saldırılar) gerçekleşmez ve Kürtler… Büyük güçler arasındaki görüşmeler sırasında terkedilmez” dedi.

Bu koşullar altında yorumcular Türkiye, Rusya ve İran’ın gerginlikten kaçınma ve Suriye konsundaki görüş farklılıklarını azaltma gayretinde olacaklarını öngörüyorlar.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Putin’in Aklından Neler Geçiyor?

Batılı istihbarat birimleri, Rusya lideri Vladimir Putin’in kendi yarattığı bir çember içinde kapana kısıldığı görüşündeler ve bu onları endişelendiriyor. İstihbaratçılar yıllarca Putin’in planlarını anlayabilmek için onun kafasından geçenlerin peşine düştü.

Rus güçleri Ukrayna’da tıkanmış bir görüntü verirken, bu düşünceleri öğrenebilmek, Putin’in baskı altında nasıl reaksiyon vereceğini anlamak adına her zamankinden önemli bir hal almış durumda. Onun ruh halini anlayabilmek, krizin daha tehlikeli bir hal almasını önlemek adına hayati bir önem taşıyor.

Rus liderin hasta olduğuna dair spekülasyonlar yapılıyordu. Ancak birçok uzman Putin’in oldukça izole bir durumda olduğunu ve çevresinde alternatif olabilecek fikirleri dile getirecek kimse olmadığını değerlendiriyor.

Bu izole hal, uzun masalarda yalnız bir şekilde baş köşede oturduğu fotoğraflara da yansıyor. Bir Batılı istihbarat yetkilisi, Putin’in işgal planının bir KGB ajanı tarafından oluşturulmuşa benzediğini söylüyor ve planının, gizliliğe büyük önem veren “komplocu dar bir grup” tarafından oluşturduğunu değerlendiriyor.

Ancak sonuç tam bir kaos oldu. Rus komutanlar hazır değildi ve hatta bazı askerler niçin sınırı geçtiklerini dahi bilmiyordu.

Bir karar verici

Kaynakları hakkında ipucu vermeyen Batılı ajanlar, işgal planı hakkında, Rusya liderliği içindeki birçok kişiden daha fazla şey biliyordu. Ama şimdi daha zor bir görevleri var; Rusya liderinin bir sonraki adımını öngörmek.

CIA’in Rusya operasyonlarını yönetmiş bir isim olan John Sipher, “Kremlin’in bir sonraki adımını anlamaktaki zorluğun arkasında, Putin’in tek karar verici olması yatıyor” diyor.

İngiltere’nin Gizli İstihbarat Servisi’nin (MI6) eski başkanı John Sawers da benzer bir görüşü dile getiriyor ve “en yakınındaki isimler bile bilmezken” Putin’in ne düşündüğünü öngörmenin güçlüğüne vurgu yapıyor.

Psikoloji profesörü olan Adrian Furnham, Putin’in kendi propagandasının kurbanı olduğunu, görüş aldığı kişilerin çok sınırlı olması nedeniyle de dünyaya bakışının garipleştiğini görüşünde.

İstihbaratçılar, Putin’in yakın çevresinde hiçbir zaman fazla kişi bulunmadığını ancak konu Ukrayna’yı işgale geldiğinde bu çemberin iyice daraldığını söylüyorlar.

Bu çemberde yer alanların da, Putin’e tamamen inanmış, ihtiraslarını ve amaçlarını sorgulamayan kişilerden oluştuğu belirtiliyor. Bu yakın çevrenin ne kadar dar olduğu, işgal öncesi Kremlin’deki güvenlik zirvesinde ortaya serilmişti.

Onu yakından gözlemleyenler, 1990’larda Rusya’nın yaşadığı, Sovyetler sonrası kargaşa dönemini unutturma arzusu ile hareket ettiği görüşündeler.

Ayrıca, iktidarının Batı tarafından elinden alınmaya çalışıldığı ve aynı Batı’nın Rusya’nın önünü kapama kararlılığında olduğuna dair bir inançla hareket ettiğini düşünüyorlar. Putin’le tanışmış bir kişi, Kaddafi’nin 2011’de devrildikten sonra öldürülürken görüntülerini izleme takıntısını hatırlatıyor.

IA Başkanı William Burns’ten Putin’in ruh sağlığını değerlendirmesi istendiğinde şu yanıtı vermişti: “O, yıllardır kindarlık ve ihtirasla yanıcı hal alan bir motorla hareket ediyor.” Burns, Putin’in görüşlerinin yıllar içinde sertleştiğini ve alternatif görüşlere de kapandığını anlatıyor.

Rusya lideri delirdi mi?

Bu soru birçok Batı’da birçok kişi tarafından dile getiriliyor. Ve fakat az bir grup uzman bu soruyu yararlı buluyor. Bir psikolog, Ukrayna işgali kararının neden verildiğini, eğer o kararı veren kişiyi peşin hükümle deli olarak değerlendirirsek, anlayamayız diyor.

CIA bünyesindeki bir ekip, yabancı liderler hakkında, sağlık, geçmiş ve ilişkiler üzerinden “liderlik analizleri” yapıyor. Kullandıkları bir başka araç da, farklı liderlerle yapılan temaslardan elde edilen bilgiler. Örneğin, 2014 yılında Angela Merkel dönemin ABD Başkanı Obama’ya, Putin hakkında “o farklı bir dünyada yaşıyor” demişti.

Fransa lideri Macron da Putin ile son görüşmesinde, Rus lideri önceki görüşmelere göre “daha katı ve izole” gördüğünü söyledi. Peki bu arada bir şeyler mi değişti? Bazıları, fazla kanıt ortaya koymadan, Putin’in sağlığının kötüleşmiş olabileceğini ya da ilaçlara tepki veriyor olabileceğini ortaya atıyor.

Psikolojik faktörleri öne çıkaranlar da var. Putin’in Rusya’yı korumanın kaderi olduğunu düşündüğü ve yeniden süper güç statüsünü ona kazandırmak için az zamanı kaldığı düşüncesi ile hareket ediyor olabileceği görüşü dile getiriliyor. Bir taraftan da Covid’de kendini çok fazla izole etmiş olmasının yaratabileceği olası ruhsal etkilere atıf yapılıyor.

ABD yönetiminde diplomat olarak görev yapmış ve şimdi bir düşünce kuruluşunda olan Ken Dekleva, Putin’in ruh sağlığının bozuk olmadığını düşündüğünü ancak acele ile hareket etmeye başladığı görüşünü dile getiriyor.

Putin’in çemberi içine, yararlı bilgilerin ulaşmıyor olduğu endişesi de hakim. Rus istihbarat servisleri, Ukrayna’da askerlerin nasıl karşılanacağı gibi duymak istemeyeceği bilgileri işgal öncesi ondan saklamış olabilir.

Bu hafta bir Batılı yetkili, Putin’in halen birliklerinin durumu konusunda, Batılı istihbarat servisleri kadar bilgisi olmayabileceğini söyledi. Bu olası bilgi eksikliği, krizin derinleşmesi durumunda verebileceği tepki konusunda endişeler doğuruyor.

Deli adam teorisi

Putin’in kendisi çocukken bir fareyi nasıl kovaladığına ilişkin bir hikaye paylaşmıştı. Köşeye sıkışan farenin, saldırı haline geçtiği ve genç Vladimir’i kaçmaya ittiğini anlatmıştı. Batılı devlet insanları, Putin’in kendisini köşeye sıkışmış hissedip hissetmediği sorusunu dile getiriyor.

Bir Batılı yetkili, “Soru, acımasızlığın seviyesini artıracak ve krizi, kullanmaya hazır olduğunu söylediği silah sistemleri noktasına taşıyacak mı?” diyor. Putin’in taktik bir nükleer silah kullanabileceği bir süredir ifade ediliyor.

Psikoloji profesörü olan Adrian Furnham, ani bir kararla “düğmeye basın” diyebileceği endişesinin olduğunu söylüyor. Putin’in deli adam teorisi olarak adlandırılan bir taktiğe oynuyor olabileceği de dile getiriliyor.

Buna göre Rus liderin, düşmanlarını geri çekilmeye zorlamak için, nükleer silah kullanımı dahil, her şeyi yapabilecek bir deli adam olarak göstermek isteyebileceği de değerlendiriliyor.

Batılı ajanlar ve siyaset yapıcılar için Putin’in niyetlerini anlamak her zamankinden daha önemli. Onu, tehlikeli bir tepki verecek hale getirmeden nereye kadar zorlayabileceklerini tahmin edebilmeleri büyük önem taşıyor.

“Putin’in kendine bakışında, hataya ve zayıflığa yer yok. Hatta bunlara karşı nefret besliyor.” diyen Ken Dekleva devam ediyor: “Köşeye sıkışmış bir Putin, daha tehlikeli bir Putin’dir. Bazen ayının kafes dışına çıkış ormana geri dönmesine izin vermek daha hayırlıdır”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Basını: NATO, Putin’le Doğrudan Karşı Karşıya Gelmemeli

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş tehlike ve endişelere neden olurken, Avrupa basınında Rusya’nın Ukrayna’nın Polonya sınırına yaptığı saldırıyla Batı’ya verdiği gözdağı ve savaşın genişlemesi senaryoları ele alınıyor.

Hollanda gazetesi De Telegraaf, NATO’nun Ukrayna krizindeki tutumunu konu eden bir yoruma yer veriyor:

“En büyük ikinci nükleer güçle NATO’nun doğrudan karşı karşıya gelmesi geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sert yaptırımlar ve Ukrayna’ya silah gönderilmesi daha iyi bir seçenek. Ne var ki Batı, bunun Rusları durdurmaya yetmeyeceğini önceden de biliyordu. Şimdi, çaresiz mültecilerin ve yıkılmış şehirlerin görüntüleri işleri iyice kızıştırırken daha fazlasını yapma yönündeki baskı da büyüyor.

Sinik gerçeklik ise Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı NATO müdahalesi olmadan zorlaştırmanın ‘en az kötü olan’ senaryo gibi görünmesi. Ekonomik ve askeri açıdan yorulmuş bir Rusya, Başkan Putin ve ekibini Büyük Rus İmparatorluğu rüyasından uyandırmalı. Bu şekilde başka askeri maceraların da önünde geçilmiş olur. Siyasiler için bu, (kamuoyunu ikna açısından) zor bir argüman. Dışardan seyretmek dayanışma gibi görünmüyor. Ancak, bu çatışmaların büyümesini ve çok daha fazla kan dökülmesini engeller.”

İngiliz The Times, Ukrayna’nın Polonya sınırındaki Yavoriv’de askeri üsse balistik füzelerle yapılan saldırıyı şöyle yorumluyor:

“Şu ana kadar yapılan en Batıdaki Rus saldırısı Polonya ve Batıya da bir mesajdı. Batı’nın Ukrayna direnişine sinsi şekilde müdahale etmesi olarak yorumladıkları duruma misilleme olarak Ruslar, savaşı NATO sınırlarına ve ötesine genişletmekten çekinmeyecekler. Bu, gerilimi daha da tırmandırmaya yönelik bir adım ve Başkan Putin’in Ukrayna’ya müdahalesi halinde Batı’nın sonuçlarıyla yüzleşeceği tehdidini de güçlendiriyor. Ancak bu, Batı’nın hem kendini hem de yakında binlerce vatandaşını kaybedebilecek Ukrayna halkını savunma konusunda artan kararlılığını sarsmaya yetmedi.”

Belçika’da yayımlanan De Standaard, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin şu satırlara yer veriyor:

“NATO hiçbir şekilde savaşa çekilmek istemiyor. Bu yüzden de Putin’in İttifak ülkelerine saldırabileceği bir durumun önüne geçmeli; zira böyle bir durumda NATO cevap vermek durumunda kalır. Dolayısıyla, ihtiyatlı hareket etmek elzem. (…) Ne var ki, Ukraynalılar yalnızca kendileri için savaşmıyor, aynı zamanda Putin’in bir sonraki hedefi olmaktan korkan ülkeler için de savaşıyor. Ne kadar uzun savaşırlar ve Rus ordusuna ne kadar fazla darbe vururlarsa, Putin’in eski bir Sovyetler Birliği ülkesinde yeni bir maceraya atılmayı ve bir NATO üyesine saldırmayı göze alamama şansı da o kadar yükselir.”

Zürih merkezli Tages-Anzeiger’da yer alan yorumda, Almanya’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltma çabaları ve Federal Hükümet’in enerji politikalarındaki olası dönüşüm senaryoları ele alınıyor:

“Habeck’in Ekonomi Bakanlığı’nda şimdilerde Rus gazına bağımlılık hızlı ve radikal biçimde nasıl azaltılır yönünde senaryolar geliştiriliyor. Katar ve ABD’den ithalat için yeni LPG terminalleri yapılmasından bellekte daha yüksek dolum seviyelerinin sabitlenmesine, yeni gazlı ısıtıcıların yasaklanmasından çatılarda güneş enerjisi zorunluluğuna ya da sanayide atık ısısı mecburiyetine kadar çeşitli tedbirler söz konusu. Bu tür önlemlerle Avrupa Birliği’nin çabaladığı bağımlılığı üçte iki oranında azaltmak mümkün olur mu, öngörebilmek olası değil.

Almanya’nın gaz ve petrol yaptırımlarını genişletip genişletmeyeceği sorusundan bağımsız olarak, Rusya’dan ithalatın kısıtlanacağı öngörüsü, hükümetin planladığı enerji dönüşümünü temel itibarıyla sorgulamaya açık hale getiriyor. Yeşiller partili Habeck, belki de gelecekte tüm yakıtlar arasında iklime en zararlı olan yerli linyit kömüründen daha fazla enerji elde etmeye mecbur kalacak. Almanya’nın 10 gün içinde devreye sokulabilecek kömür santrali rezervleri var. Ne var ki bu, trafik ışığı hükümetinin iklim politikaları için son derece acı bir sinyal olur.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Putin, Rusya’nın Nüfuz Alanlarını Nasıl İnşa Etti?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’yı işgal ederek Rusya’nın nüfuzunu genişletme sürecini bir üst noktaya taşıdı. Gazeteci Fehim Taştekin, Putin’in hamlelerini “Çeçenistan, Gürcistan ve Ukrayna: Putin, Rusya’nın nüfuz alanlarını nasıl inşa etti?” başlıklı yazı ile BBC Türkçe için analiz etti Taştekin’in yazısı şöyle;

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in dağılmış Sovyet coğrafyasındaki Rus gücü ve nüfuz alanlarının yeniden inşasında Ukrayna çok farklı bir noktaya işaret ediyor.

“Çar’ın dönüşü” yakıştırmasına konu olan bu süreç; Çeçenistan’daki savaştan Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan etmiş Abhazya ve Güney Osetya’nın tanınmasına, Güney Kafkasya ve Orta Asya’da istikrar misyonlarından Ukrayna’daki son müdahaleye kadar farklı çerçevelerde ilerleyen bir yol izledi.

Tüm bunlar, Sovyetler döneminin milliyetler siyasetine kara çalıp, imparatorluk döneminin kodlarıyla konuşan Putin’in ilan edilmemiş “Çar” tablosunu peyderpey tamamlar nitelikteydi.

2000’lerin ortalarından bu yana, Rusya Federasyonu’nun temelini oluşturan özerk cumhuriyetler ve oblastların (Slavca eyalet ve bölge anlamına geliyor) özerk karakterlerini daraltan otoriter bir merkezileşme yaşanıyor.

Hakim unsur, Rus kültürü ve kimliği

Bu sürece paralel olarak, Rus kültürü ve kimliği hakim unsur olarak tahkim ediliyor.

Komünist sistemde gerileyen muhafazakâr değerler desteklenirken, Çarlık ve imparatorluk dönemlerinde sisteme meşruiyet katan Ortodoks Kilisesi’ne itibarı iade ediliyor.

Ekonomik alanda sadakatlerini sunanlar hariç, oligarkların kontrol altına alınması “muktedir lider” imgesinin inşasında diğer ayağı oluşturuyor.

Savunmadan hücum pozisyonuna geçilirken, Batı’nın propaganda hegemonyasını kırmak için “agresif” bir medya yaratılıyor.

Bütün bunlar sistemin önce toparlanmasına, sonra otoriter sistemin yeniden inşasına hizmet etti.

Çeçenistan’a tankların sürülmesi ve Putin’in yükselişi

Çeçenistan’da 1994-1996’da Rusya aleyhine biten savaş hem Sovyetlerin çöküşünün biriktirdiği öfkeyi hem de iç bütünlüğü koruma kaygısını yansıtıyordu. Batı açısından da Rusya’nın toparlanmasını geciktiren bir savaştı.

1996’da Hasavyurt Anlaşması’yla Çeçenler karşısında yenilgiyi kabul eden Rusya’nın 1999’da yeniden Çeçenistan’a tankları sürmesi ile Putin’in yükselişi arasında bir bağ var.

Çeçenistan’da bağımsızlık iradesi tamamen ezilip Çeçen müftü Ahmet Kadirov ve oğlu Ramazan Kadirov eliyle Kremlin’e bağlı bir rejim oturtulurken, otoritenin restorasyonunda iki kolaylaştırıcı faktöre başvuruldu:

İlk olarak, Çeçenistan’ın siyasi, idari, bürokratik, güvenlik ve askeri birimleri Çeçenlere bırakıldı. Yani operasyon dahilde bir Ruslaştırılma işlemi değildi. Asi cumhuriyeti “Çeçenizasyon” ile merkeze taşıyan bir strateji güdüldü.

İkinci unsur, direngen Çeçen karakterini pasifize edecek Sufi İslam geleneğinin desteklenmesiydi.

Putin düzenli olarak Ortodoks Kilisesi’ne giderken Kadirov’un da kafasındaki takkesiyle dua edip Çeçenleri etrafında toplayacağı Osmanlı tarzı bir cami inşa edilmişti. Yerle yeksan edilmiş Grozni’nin yeni simgesiydi.

Direnişi ezme görevini Ruslardan devralan Kadirov’un İslam ve Çeçen geleneği adına yadırganan ya da tepki çeken ne kadar eylemi varsa Kremlin’in sonsuz hoşgörüsüne sahipti.

‘Muktedir’ lider Putin

Çeçenistan zaferi, Putin’i “muktedir” bir lidere dönüştürdü. Artık “Slavik” altın çağını yaşayabilirdi. Çeçenistan’daki kanlı dönem Rusya için gücünü ispat ve toparlanma iddiasıydı. Ve sonra sıra civara geldi.

Putin, Kafkasya’daki isyanı tamamen dış kaynaklı aşırılıkçı Vahabizme indirgeyen söylemine, El Kaide’nin 11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonra Amerikalılardan karşılık buldu.

Ancak Çeçenistan’da savaşın bitmesinden sonra Batı’nın Rus nüfuz alanlarına yönelik operasyonları Gürcistan’da kendini gösterdi.

2003’te Mihail Saakaşvili’yi iktidara taşıyan “Gül Devrimi”, Sovyet kadrolarından gelmiş kliğin kırılmasında ilk başarıydı.

İkinci halka ertesi yıl “Turuncu Devrim”le Ukrayna’da koptu. Ardından sıra 2005’te Kırgızistan’daki Lale Devrimi’ne (Sarı Devrim) geldi. Orta Asya değişim sancısına tutulmuştu.

Afganistan işgaliyle ABD’nin Orta Asya’da edindiği üslere karşın Rusya da nüfuz alanını kaybetmemeye çalışıyordu.

Bu dönemde ayrıca Putin, Balkanlarda Slav dünyasının aleyhine gelişmelere dikkat kesilmek durumundaydı.

2006-2008’de Kosova’nın bağımsızlığını ve Birleşmiş Milletler kararı olmadan tanınmasını “Olumsuz emsal olur” uyarılarıyla karşılamıştı.

Rusya yakın çevrede Rus etkisine karşı gelişmeleri birkaç yıl izlemekle yetindi. Rusya’nın sabır saati rövanşın alınacağı günlere ayarlıydı.

Rusya’nın argümanı: ‘Vatandaşlarımız saldırıya uğradı, yanıtsız bırakamazdık’

ABD’nin 2002’den itibaren Gürcistan’da Türkiye’nin de yakın işbirliği ile yürüttüğü “Eğit ve Donat” programıyla Gürcü ordusunu bir savaşa hazırladığı yıllar sonra anlaşılacaktı.

Hedef Abhazya ve Güney Osetya’yı geri almaktı.

Durumu yakından izleyen Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu kararı uyarınca ambargo uyguladığı Abhazya ile Güney Osetya’da daha belirgin bir korumacı politikaya yöneldi; Abhazlar ve Osetlere Rus pasaportu dağıtmaya başladı.

Gürcistan’ın 2008’de Güney Osetya’ya askeri harekât başlatıp operasyonun ilk anlarında başkent Tshinval’deki Rus Barış Gücü Karargâhı’nı vurunca Putin’e tarihi fırsat doğmuştu.

Tankları birkaç saat içinde Vladikavkaz’dan Tshinval’e indirmekle kalmayıp Tiflis yakınlarına kadar sürerek, Gürcistan yönetimine “Güney Osetya ve Abhazya’yı ebediyen unutabilirsin” demiş oldu.

Rusya’nın argümanı, “Vatandaşlarımız saldırıya uğradı, yanıtsız bırakamazdık” şeklindeydi.

Ardından iki “de facto” bağımsız cumhuriyeti tanıyan adımlar atıldı. Fakat Abhazya ve Güney Osetya ilhak edilmedi. Abhazya, Güney Osetya ve Moldova’nın ayrılıkçı bölgesi Trans-Dinyester yıllardır pek çok konuda üçlü fotoğraf veriyor.

Rusya askeri güç bulundurduğu ve pasaport dağıttığı Trans-Dinyester’i henüz tanımadı. Yıllardır “Rusya ile geleceğe doğru” sloganıyla yaşayan Trans-Dinyester 2006’da Rusya’ya katılma önerisini yüzde 97 oyla referandumdan geçirmiş, 2014’te Duma’dan bu konuda adım atılmasını istemişti.

2008’e gelindiğinde Putin için izleme dönemi bitmiş, arka bahçeyi toparlama vakti gelmişti. 2013’de Mihail Saakaşvili’nin koltuğu kaybedip ülkesinde istenmeyen adam durumuna düşmesiyle Gürcistan, Rusya ile daha sakin bir döneme girdi.

Ukrayna’da Yanukoviç dönemi ve kaybedenler

Ukrayna’da ise Rus yanlısı Viktor Yanukoviç, 2003’te koltuğu Batı yanlılarına kaptırmanın intikamını 2010’daki seçimde alma şansını buldu. Ama Putin’in Ukrayna’yı yeniden yoğuracak siyasi araçlara sahip olduğu söylenemezdi.

Yanukoviç Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşması için şansını denemiş ancak kredi için Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) dayattığı reformlar konusunda epey zorlanmıştı.

Sonunda 2013’te yüzünü tekrar Rusya’ya döndüğünde, Meydan Gösterileri (EuroMaidan) tetiklenecekti.

2014’te Almanya, Polonya, Fransa ve Rusya’nın arabuluculuğunda Yanukoviç; erken seçim, 2014 anayasasına dönüş ve parlamenter sistemin güçlendirilmesini öngören bir anlaşmayı muhalif liderlerle birlikte imzalamıştı.

Ancak Rus istihbaratının yardımı ve keskin nişancılarla Meydan’ın dağıtılacağına dair gizli belgelerin sızdırılmasıyla olaylar tekrar çığırından çıkmış, imzalanan anlaşma çöpe atılmış ve milislerin tehdidi altındaki parlamento Yanukoviç’in fişini çekmişti.

Kaybeden sadece Yanukoviç değildi. Radikal sağ, aşırı milliyetçi ve neo-Nazi gruplarının zehirlediği siyasal iklimde etnik Ruslar da ayrılıkçı yola sürüklenecekti.

Paylaşın