ABD, Türkiye’den S-400’leri Ukrayna’ya Vermesini İstedi

ABD’den bazı yetkililer Türkiye’ye Rusya yapımı S-400 hava savunma sistemlerini Ukrayna’ya gönderme konusunu gündeme getirdi. İddianın sahibi Reuters. Ajansın aktardığına göre ABD’li yetkililer geçtiğimiz ay Türkiye’yle yapılan görüşmelerde bu öneriyi ortaya attı.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın geçen ay Türkiye’ye yaptığı ziyarette gündeme geldi. ABD’li yetkililer Türkiye’ye bu konuda resmi bir talepte bulunmazken Türkiye tarafı görüşmelerde konunun gündeme geldiğini ama pek muhtemel görünmediğini aktardı.

Türkiye S-400’lerin Ukrayna’ya gönderilmesinin hem teknik zorluklar açısından hem de Moskova’dan gelecek tepkiye bağlı siyasi sebeplerle mümkün olmadığını söyledi.

S-400’ün özellikleri

Sovyetler Birliği döneminde S-300 füzelerinin üretilmesinden sonra geliştirilmeye başlayan S-400 sistemi, 2007’den bu yana Rusya’nın silah envanterinde yer alıyor. S-400, önemli siyasi, ekonomik ve askeri hedefleri “yüksek etkili koruma” için tasarlanan bir sistem olarak tanımlanıyor.

Dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak nitelendirilen sistem, savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, taktik, operasyonel-taktik balistik füzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırısı araçlarını imha etmek üzere tasarlandı. S-400 taburu, en az bir mobil operasyon komuta merkezi, 8 fırlatıcı ve 32 füzeden oluşuyor.

Kısa, orta ve uzun menzillerde füzeleri aynı anda kullanabilen S-400, 600 kilometre uzaklıktaki hedefi algılama özelliğine sahip ve saniyede 4,8 kilometre hızla füze gönderilebiliyor. Sistem, hedefe 10 saniyeden daha az sürede tepki veriyor.

S-400, çok uzun menzilli 40N6 model füzeyle 400 kilometre, uzun menzilli 48N6 model füzeyle 250 kilometre, orta menzilli 9M96E2 model füzeyle 120 kilometre ve kısa menzilli 9M96E model füzeyle de 40 kilometredeki hedefleri vurabiliyor.

Sistemin hedefleri arasında B-2 ve F-117 hayalet uçaklar, B-1, F-111 ve B-52H stratejik bombardıman uçakları, EF-111A ve EA-6 elektronik harp uçakları, TR-1 keşif uçağı, E-3A ve E-2C erken uyarı radar (AWACS) uçakları, F-15, F-16, F-35 ve F-22 savaş uçakları, Tomahawk füzeleri ve balistik füzeler yer alıyor.

Rus basınına göre, Rusya’da Moskova bölgesi, Güney Askeri bölgesi, Pasifik ve Baltık filolarında olmak üzere toplam 5 S-400 alayı bulunuyor. Her alayda sekizer fırlatma sisteminin bulunduğu 2’şer tabur yer alıyor. Rusya’daki S-400 tabur sayısının 2020’ye kadar 56’ya çıkarılması öngörülüyor.

Rusya, S-400 hava savunma sisteminin satışıyla ilgili şu ana kadar Türkiye dışında sadece Çin ile anlaştı.

Paylaşın

ABD’nin Ukrayna’ya Vereceği ‘Kamikaze İHA’lar Savaşı Nasıl Etkileyecek?

Batılı ülkeler, Rusya’nın işgaline uğrayan Ukrayna’ya askeri yardımlar gönderiyor. Son olarak ABD, 800 milyon dolarlık yeni askeri destek paketinin parçası olarak Ukrayna’ya ‘kamikaze’ insansız hava araçları vereceğini duyurdu.

Kullanımı pratik olan “Switchblade”, çarpma anında patlayan küçük ‘intihar uçağı’ olarak adlandırılıyor. Bu ‘uçan silah’ hakkında ne biliyoruz? ‘Kamikazeler’, Ukrayna’daki savaşta ne gibi bir fark yaratabilir?

Switchblade, bir sırt çantasına sığacak kadar küçük; saatte yaklaşık 100 km hıza ulaşabiliyor. Tek kullanımlık drone üzerinde kameralar, rehberlik sistemleri ve patlayıcılar taşıyor.

Çoğu silahın aksine, Switchblade herhangi bir zamanda bir görevi devre dışı bırakabiliyor ve operatörün verdiği komuta bağlı olarak başka bir hedefe yeniden kilitlenebiliyor. Bu noktada sivillerin korunması amaçlanıyor.

‘Yeni nesil füze’

Switchblade 300 ve Switchblade 600 olmak üzere iki versiyonu bulunuyor. Üretici AeroVironment’e göre Switchblade 300, hedefini vurmadan önce 15 dakika boyunca 10 km mesafeye kadar uçabiliyor.

Şirket, kamikaze drone’nun gerçek zamanlı GPS koordinatlarını ve videoları kullandığını belirtiyor. Fırlatıcı ve taşıma çantasından oluşan kit dahil 2.5 kg ağırlığında. Bu drone, hava, deniz ve karadan fırlatılabiliyor.

Daha büyük Switchblade 600, tanklar gibi zırhlı hedefleri vurmak için tasarlandı. AeroVironment’e göre taşıdığı füzeyle 55 kg ağırlığa ulaşan drone 10 dakikadan daha kısa sürede konuşlandırılabiliyor. Yaklaşık 40 dakika havada kalabilen “yeni nesil füze”, 40 km menzile sahip.

Ukrayna başka hangi silahları kullanıyor?

Ukrayna, lazer güdümlü bombalar atan Bayraktar TB2 insansız hava araçları da kullanıyor. Londra merkezli Royal United Services Enstitüsü’nden Jack Watling’e göre, insansız hava araçları, Rusya işgalinin ilk aşamalarında beklenmedik şekilde başarılı oldu. ABD yönetimi şu ana kadar Ukrayna’ya 1.2 milyar doların üzerinde güvenlik yardım paketini onayladı.

Onlar arasında 600’den fazla Stinger uçaksavar füzesi, 2.600 Javelin zırhlı sistem, 200 el bombası fırlatıcısı ve mühimmat, 200 pompalı tüfek, 200 makineli tüfek, yaklaşık 40 milyon hafif silah mühimmatı ve 1 milyondan fazla el bombası, havan ve havan topu bulunuyor. Ayrıca helikopterler, devriye botları, uydu görüntüleri, zırhlar, kasklar da Ukrayna’ya gönderildi.

ABD’den yeni paket

ABD Başkanı Joe Biden “Ukrayna’ya savaşması ve önümüzdeki tüm zor günlerde kendilerini savunması için silah vereceğiz.” dedi. Yeni 800 milyon dolarlık yardım paketinde 800 Stinger uçaksavar sistemi, 2.000 Javelin, 1.000 hafif zırhlı silah ve 6.000 AT-4 taşınabilir tanksavar silahı bulunuyor.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşı Türkiye-ABD İlişkilerini Nasıl Etkiledi?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlaması, son yıllarda inişli çıkışlı bir süreç izleyen Türk-Amerikan ilişkilerinde dengeleri değiştirmişe benziyor. Ankara’nın net şekilde Rusya’nın işgal girişimini reddetmesi, Montrö Sözleşmesi uyarınca İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı kapatması, diplomatik çözüm için çaba göstermesi Washington’dan “takdir ve teşekkür” mesajlarını getiriyor.

Diplomatik kaynaklara göre, gelecek hafta düzenlenecek NATO Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasında bir görüşme olması sürpriz sayılmamalı. İki ülke arasında artan diyaloğun F-16 satışı ve S-400’ler sorununu nasıl etkileyeceği, tartışılan konular arasında.

Ukrayna krizinin Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrine ve diyaloğuna olan olumlu etkisi hem Ankara hem de Washington’daki yetkililer tarafından dile getiriliyor. Rusya’nın NATO sınırlarına kadar genişleyen saldırıları, Avrupa’nın güvenliği açısından NATO’nun kurumsal olarak önemini ortaya koyduğu gibi, jeopolitik konumu ve Moskova ile ilişkisi de Ankara’nın ittifak içindeki kritik rolünün teyit edilmesini sağladı.

Hem Washington hem de diğer önemli NATO başkentlerinde yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin rolü açısından dört ana unsur öne çıktı. Birincisi, Ankara’nın Moskova ile derin ekonomik ve ticari ilişkilerine karşın Ukrayna’ya dönük askeri operasyonu kesin bir dille reddetmesi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki kınama oylamasında uluslararası toplumla birlikte hareket etmesi.

İkincisi, Ukrayna’nın Kırım dahil toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunmasına verdiği siyasi desteğin yanı sıra, başta silahlı insansız hava araçları (SİHA) olmak üzere, Kiev’e verdiği askeri destek. Türkiye’nin bu yöndeki desteğinin 24 Şubat sonrasında da sürdüğü uluslararası basında çıkan ve Ankara tarafından yalanlanmayan haberler arasında yer alıyor.

Üçüncü önemli gelişme, Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi uyarınca İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı askeri gemilere kapatması. Başta Ukrayna olmak üzere ABD ve diğer NATO üyeleri, Rus savaş gemilerinin Karadeniz’e geçişini engelleyen bu adımı takdir ettiklerini kayda geçirdiler.

Diğer bir önemli unsur da Türkiye’nin, ikisiyle de özel ilişkilere sahip olduğu Rusya ve Ukrayna arasında sorunun diplomatik yolla çözümüne yaptığı katkı oldu. Tarafların arasındaki görüş ayrılıklarının azaltılması ve sonunda bir anlaşmaya varılması açısından oynadığı rolü sürdüren Türk liderlerinin özellikle Rusya karşıtlarıyla temasta kalmaları önemli bir araç olarak değerlendiriliyor.

Bunlarla beraber Türk dış politikasında geçen seneden bu yana gözlemlenen normalleşme kapsamında İsrail, Ermenistan, Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle yeniden temasların kurulması ve gerilimden işbirliği sürecine geçiliyor olması da Washington’da olumlu yansıyan gelişmeler arasında.

Ankara-Washington temasları artıyor

Bu süreçte Türk-Amerikan ilişkilerine olumlu yansıyan en somut gelişme, diyaloğun sıklığı ve düzeyindeki artış oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın 9 Mart’ta yaptıkları telefon görüşmesinin yanı sıra, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ABD’li mevkidaşı Anthony Blinken ile Savunma Bakanı Hulusi Akar da ABD Savunma Bakanı Austin Lloyd ile kriz sürecinde birden fazla kez temas kurdular.

Diplomatik kaynaklar, 24 Mart’ta Brüksel’de düzenlenecek olağanüstü NATO Liderler Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Biden arasında yeni bir görüşme gerçekleşmesi olasılığının yüksek olduğunu kaydettiler. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun 1-2 ay içerisinde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve diğer yetkililerle görüşmek üzere Washington’a bir ziyaretinin planlandığı da öğrenildi.

Düzenli Stratejik Diyalog Mekanizması

Türk-Amerikan diyaloğunun önemli sonuçlarından biri de Stratejik Diyalog Mekanizması’nın aktive edilmesi kararı oldu. Ankara’nın uzun zamandan bu yana talep ettiği mekanizma için yeşil ışık, Erdoğan-Biden arasında geçen sene Roma’da yapılan görüşmede yakılmıştı.

Söz konusu mekanizmayı, ikili ilişkilerin tamamını, yaşanan sorunları ve işbirliği alanlarını yapısal bir bütünlük içinde ve düzenli aralıklarla ele alınması için isteyen Ankara, dışişleri bakanı ya da bakan yardımcısı düzeyinde işletilecek bu sürecin yararlı olacağına inanıyor.

Bu konuda ilk adım 4 Mart’ta Türkiye’de temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın ziyareti sırasında atılmıştı. Bu sürecin önümüzdeki haftalarda ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Türkiye’ye yapılacak farklı düzeylerdeki ziyaretlerle daha da ileri taşınması bekleniyor.

Bu mekanizma kapsamında iki ülke arasında siyasi, ticari ve ekonomik ilişkilerin doğru ve stratejik bir düzlemde ele alınması, ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kapsamında Kuzey Suriye’de YPG’ye sağladığı destek ve Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerinden kaynaklanan sorunların çözüme kavuşturulmaya çalışılması öngörülüyor.

Ankara’ya yaptırım baskısı yok

Ukrayna odaklı gündemde en çok merak edilen konular arasında Türkiye’nin Rusya’ya karşı başlatılan yaptırımlara katılması konusunda ABD’den bir telkin ya da baskının gelip gelmediği de yer alıyor. Ankara’nın bu yönde bir baskıyla karşılaşmadığını, hava sahasını açık tutmasının da anlaşılır karşılandığı kaydediliyor.

Ancak bu durumun Rusya’nın Suriye’den Ukrayna savaş alanına askeri ekipman ya da paralı savaşçı taşıdığı bilinen askeri uçakları kapsamamasına dönük bir beklentinin masaya gelme olasılığı Ankara’da dile getirilen konular arasında.

F-16 satışını ve S-400’leri nasıl etkileyecek?

Türkiye ile ABD arasında geçen senenin sonundan itibaren geliştirilen “pozitif gündemin” en önemli etkenlerinden bir tanesi Türk Hava Kuvvetleri’nin gereksinimi kapsamında 40 adet yeni nesil F-16 alım ve mevcut filoda yer alan 80 uçak için de modernizasyon kiti talebi oldu. S-400’leri konuşlandırdığı için beşinci nesil savaş uçağı F-35 programından çıkarılan Türkiye, bu adımla hava kuvvetlerinde zaafın önüne geçmeyi planlıyor.

Kaynaklara göre, geçen aylarda başlayan teknik görüşmeler yaz aylarında tamamlanabilir ve onay için ABD Kongresi’ne sunulabilir. Biden yönetimi, F-16’ların satışı konusunda Ankara’ya hükümet tarafından bir sorun çıkartılmayacağını ancak Kongre’de onayın güç olacağını kaydediyordu.

Ankara ise Ukrayna krizinin yarattığı büyük güvenlik riskinin sadece Türkiye değil tüm ittifakı etkileyebileceği, dolayısıyla Amerikan yönetiminin NATO’nun güneydoğu kanadının hava üstünlüğünü gözeterek F-16’ların satış onayı için Kongre nezdinde daha fazla baskı yapması gerektiğini kaydediyor.

Kaynaklar, son gelişmelerin Kongre nezdinde belli bir parça etkisi olduğuna dikkat çekiyor ve F-16’lar için onay sürecinin bundan olumlu etkilenebileceğini belirtiyor. Türkiye, NATO içerisinde ABD’den sonra en büyük F-16 filosuna sahip.

Ancak sayıları azalsa da Kongre üyeleri arasında Türkiye aleyhine konuşmaya devam eden üyeler de var. Yunan lobisine yakınlığıyla bilinen Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Bob Menendez, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, F-16’ların satışa onay verilmesi için Türkiye’nin S-400’leri topraklarından çıkarması gerektiğini yinelemişti.

Ankara’daki diplomatik kaynaklar ise Türk-Amerikan ilişkilerinde en ciddi tıkanma noktalarından olan S-400 hava savunma sistemleri ile ilgili sorunun ikili diyaloğun normalleşmesine paralel olarak çözülme fırsatı olduğunu düşünüyorlar.

Türkiye, S-400’leri Rusya’dan 2019 yazında konuşlandırmaya başlamış ve bir kez test etmişti. Hava savunma sisteminin Ankara yakınlarındaki bir askeri üste bulundurulduğu ancak bir daha aktive edilmediği kaydediliyor. Amerikan yasaları, Türkiye’nin Rus silah sistemini elinde tutmaması hükmünü içeriyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

IMF’den ‘Savaş Küresel Ekonomik Düzeni Temelden Değiştirebilir’ Uyarısı

Uluslararası Para Fonu (IMF) Rusya’nın Ukrayna işgalinin bütün bir küresel ekonomiyi etkileyeceği, ekonomik büyümeye yavaşlatıp enflasyonu artıracağı uyarısında bulundu. IMF, güncellenen öngörülerini 19 Nisan’da duyuracak.

IMF’nin internet sayfasında yayınlanan açıklamada, savaşın “uzun vadede küresel ekonomik düzeni temel olarak yeniden şekillendirebileceği” belirtildi. Açıklamada, “Büyümeye zarar verecek ve fiyatları artıracak olan çatışma, küresel ekonomiye büyük bir darbe” değerlendirmesinde bulunuldu.

IMF, savaşın insani acıları ve tarihi bir zorunlu göçü tetiklemesinin yanı sıra, gıda ve enerji fiyatlarını artırdığını, Ukrayna’ya komşu ülkelerde ticareti sekteye uğratarak tedarik zincirinde ve para transferinde tıkanmalara neden olduğunu kaydetti. Kuruluş, savaşın bir diğer olumsuz yansımasının da iş dünyasındaki özgüveni aşındırması ve yatırımcılarda belirsizliği tetiklemesi olduğuna dikkat çekti. Bu durumun varlık fiyatlarının düşmesine neden olacağı ve mevcut pazarlardan sermaye çıkışına yol açabileceği belirtildi.

Kıtlık tehlikesi artacak

IMF, savaşın Afrika’da ve Orta Doğu’da Mısır gibi buğday ithalatlarının önemli bir kısmını Rusya ve Ukrayna’dan gerçekleştiren ülkelerde gıda sıkıntısını artırabileceği uyarısında da bulundu. Ayrıca kötüleşen mali koşulların bu ülkelerden sermaye çıkışına neden olabileceği belirtildi.

Ukrayna ve Rusya’da derin resesyonlar yaşanabileceğini belirten IMF, Avrupa’nın da doğal gaz ihracatında ve tedarik zincirinde görülecek tıkanıklıklarla bu durumdan etkilenebileceğine işaret etti.

Açıklamada, Kafkasya ve Orta Asya’da yer alan ve Rusya’yla yakın ticari bağları ve Moskova’ya bağlı ödeme sistemleri olan ülkelerin yaşanacak resesyondan daha fazla etkileneceği kaydedildi. Asya’da ise en çarpıcı etkinin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkeleri, Hindistan ve bazı Pasifik ada ülkelerinde petrol ihraç edenler arasında görüleceği belirtilirken, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde yeni yakıt sübvansiyonlarının olumsuz etkileri azaltabileceği kaydedildi.

Küresel ekonomik büyüme tahmini aşağı çekilebilir

IMF yetkilileri, 2022’de daha önce öngördüğü yüzde 4,4’lük küresel ekonomik büyüme tahmininin de aşağı çekilebileceğini ifade etti. Bölgesel büyümede de benzer bir düşüş beklentisinin açıklanabileceği belirtiliyor. Örgüt, güncellenen öngörülerini 19 Nisan’da duyuracak.

Paylaşın

‘Gıda Fiyatlarında Yüzde 20’ye Kadar Artış Olabilir’ Uyarısı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle uluslararası gıda ve yem fiyatlarının yüzde 8 ila yüzde 20 arasında artabileceği uyarısında bulundu. FAO, ayrıca Ukrayna’da savaşın uzaması durumunda mahsullerin hasadı ve Rusya’nın gıda ihracatına yönelik belirsizlik olduğunu belirtti.

FAO, fiyatlardaki artışın yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalan insanların sayısını da artırabileceğini kaydetti. FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, “Temel gıda ürünleri ihracatında bu iki önemli ülkenin tarımsal faaliyetlerinde oluşabilecek aksaklıklar, dünya genelinde gıda güvensizliğini ciddi olarak artıracak” şeklinde konuştu.

FAO’nun verdiği bilgilere göre, dünyada buğday ihraç eden ülkeler arasında Rusya ilk, Ukrayna ise beşinci sırada yer alıyor. Dünyada arpa arzının yüzde 19’u Ukrayna ve Rusya tarafından karşılanıyor. Dünyadaki buğday arzının yüzde 14’ünü karşılayan bu iki ülke, mısır arzının ise yüzde 4’ünü tedarik ediyor. Dünyadaki toplam tahıl ihracatının üçte birinden fazlası bu iki ülke tarafından yapılıyor.

Zelenskiy’den çiftçilere çağrı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Cuma günü yaptığı açıklamada, Ukraynalı çiftçilere Rus işgaline rağmen mümkün olduğunda çok tahıl ekme çağrısında bulundu. Zelenskiy, “Bu ilkbaharda da, her ilkbaharda olduğu gibi, kapsamlı bir tohum ekme kampanyası yürütmeliyiz” diye konuştu.

Ukrayna’da tarlaları ekme faaliyetleri geleneksel olarak Şubat sonu veya Mart ayının başında başlıyor. Çiftçiler de, mümkün olan en kısa süre içinde güvenli bölgelerde tarlaların ekilmesine başlayacaklarını duyurdu. Ancak Tarım Bakan Yardımcısı Taras Vysotskiy, çiftçilerin yeterli tohumunun olduğunu ancak savaş nedeniyle yaşanan yakıt sıkıntısının çiftçiler için büyük bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Afrika ülkeleri olumsuz etkilenebilir

Buğday ithal eden ülkelerin başında ise Kuzey Afrika ülkeleri ile Türkiye ve bazı Asya ülkeleri yer alıyor. Almanya’nın Kiel kentinde bulunan Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün (IfW) yaptığı bir araştırma ise Ukrayna’daki savaş nedeniyle ortaya çıkacak arz açığının özellikle Afrika ülkelerinin durumunu kötüleştireceğini ortaya koydu.

IfW’nin ticaret araştırmaları uzmanı Hendrik Mahlkow, Ukrayna’daki durumu “Savaşın bir sonucu olarak Ukrayna’nın dünya ekonomisi ile bağlantısı kesilebilir- ticaret yolları kapatılabilir, alt yapı hasar görüyor ve geriye kalan bütün üretim güçleri savaş ekonomisine yönelebilir” sözleriyle değerlendirdi.

Mahlkow, bu durumun Afrika ülkeleri için muhtemel sonuçlarını ise şu sözlerle aktardı: “Ülke özellikle de Afrika kıtası için dünyanın en önemli tahıl ihracatçılarından biri olması nedeniyle, buradaki arz durumu oldukça kötüleşecek.” Enstitü’nün tahminlerine göre, Ukrayna’dan buğday ihracatının durması halinde Tunus’un ithal ettiği buğday uzun vadede yüzde 15 azalacak. IfW, Mısır’ın buğday ithalatının yüzde 17, diğer tahıl ürünlerinin ithalatının ise yüzde 19 azalacağını tahmin ediyor.

FAO’nun verdiği bilgilere göre, aralarında az gelişmiş ülkelerin de bulunduğu 50 ülke, buğday sevkiyatının en az yüzde 30’unun karşılanmasında Rusya ve Ukrayna’ya bağımlı durumda. FAO, raporunda “2022-2033 döneminde dünya genelinde yetersiz beslenenlerin sayısı 8 milyondan 13 milyona çıkabilir” denildi. Raporda, bu durumdan özellikle Asya-Pasifik bölgesinin, Sahra Altı Afrika ülkelerinin, Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın etkilenebileceği kaydedildi.

Paylaşın

IMF: Ukrayna Savaşı Küresel Büyümeyi Etkileyebilir, Revizyon Gerekiyor

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların küresel ekonomik büyüme tahmininde düşüşe neden olabileceğini bildirdi.

Euronews’ta yer alan habere göre; IMF Başkanı Georgieva, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Ukrayna’daki savaşın önemli bir ekonomik bedeli olduğuna dikkati çekti. Çatışmalar şimdi sona erecek olsa bile Ukrayna’yı kurtarma ve yeniden inşa maliyetlerinin halihazırda çok büyük olduğuna işaret eden Georgieva, IMF personelinin 24 Şubat’tan bu yana Ukraynalı yetkililerle sürekli temas halinde olduğunu aktardı.

IMF Başkanı Georgieva, IMF yönetim kurulunun 1,4 milyar dolarlık acil durum finansmanını dün onayladığını belirterek, bu paranın Ukrayna’nın özel çekme hakkı (SDR) hesabına yatırıldığını kaydetti. Benzeri görülmemiş yaptırımların ise Rus ekonomisinde ani bir daralmaya neden olduğunu aktaran Georgieva, ülkenin para birimindeki büyük değer kaybının enflasyonu yükselttiğini ifade etti.

Georgieva, bu durumun Rusya halkının büyük bir çoğunluğunun satın alma gücünü ve yaşam standardını ciddi şekilde düşürdüğünü vurguladı. Savaşın etkilerinin komşu ülkelere özellikle de Ukrayna ve Rusya ekonomileriyle entegre olan ülkelere yayılabileceğine dikkati çeken Georgieva, bu yayılmanın ticaret, işçi dövizlerindeki kesintiler ve mülteci akınıyla bağlantılı olduğunu anlattı.

Küresel finansal koşullar daha hızlı sıkılaşabilir

IMF Başkanı Georgieva, savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkilerini 3 başlıkta toplayarak, bunlardan ilki ve en etkilisinin yüksek emtia fiyatları, ikincisinin enflasyon nedeniyle reel geliri düşürmesi ve bunun reel ekonomiye yansıması, üçüncüsünün ise finansal koşullar ile iş güveni üzerindeki etkisi olduğunu ifade etti.

Enerji ve diğer emtia fiyatlarının birçok ülkede halihazırda yüksek olan enflasyona katkıda bulunmasının dünyanın pek çok yerinde ciddi endişelere yol açtığını aktaran Georgieva, reel ekonomiye bakıldığında ticarette daralma görüldüğünü, aynı zamanda tüketici güveni ile satın alma gücü üzerinde de etkisi olduğunu kaydetti.

Georgieva, özellikle petrol ve gaz fiyatlarından gelen baskıyla birçok ülkede finansal koşulların sıkılaştığına işaret ederek, “Enflasyonda, bu sıkılaşma önlemlerinin daha hızlı ilerlediğini ve daha da ileri gittiğini görebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

Bu gelişmelerin dünya ekonomik görünümü üzerindeki muhtemel etkisini gördüklerini belirten Georgieva, “Gelecek ay büyüme tahminlerimizi aşağı yönlü revize edeceğiz.” ifadesini kullandı. IMF’nin yılda iki defa yayınladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporunun ilkini önümüzdeki ay yayınlaması bekleniyor.

IMF Başkanı Georgieva, Kovid 19 salgınıyla benzeri olmayan bir krizin atlatıldığını ancak şimdi daha da şok edici bir durumda olunduğuna dikkati çekerek, düşünülmez olanının gerçekleştiğini ve artık Avrupa’da bir savaşın olduğunu kaydetti.

Paylaşın

Ukrayna, Gerçekten Rusya İşgalini Engellemeyi Başardı Mı?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya yönelik saldırısının başlamasından on iki gün sonra, 2014 yılında Rusya tarafından ilhak edilen Kırım’dan ilerleme kaydedilen güney cephesi dışındaki tüm cephelerde büyük bir durgunluk söz konusu.

Ruslar ve müttefikleri, ayrılıkçı Luhansk ve Donetsk bölgelerindeki doğu cephesinde fazla ilerleme kaydedemediler. Kiev cephesinde ise, 40 mil uzunluğundaki devasa askeri konvoyun başkente doğru hareket etmeden günlerdir park halinde beklediği kuzeyde de Rusya’nın çok yavaş bir ilerleme kaydettiği görülüyor.

Cephelere dair bu tablo, Moskova’nın planının saat gibi işlediğine dair güvenceler vermesine rağmen aslında istenen sonuçlara ulaşılamadığını gösteriyor.

O halde Ukraynalılar gerçekten Rus işgalini engellemeyi başardılar mı? Başardılarsa nasıl başardılar? Rusya’nın savaş planları nerede başarısız oldu? Moskova’dan beklenen bir sonraki askeri adım ne?

Grey Hare Media Başkanı, güvenlik ve istihbarat konularında uzman, eski İngiliz askeri istihbarat üyesi Albay Philip Ingram bu soruları Londra’da yayınlanan Orta Doğu’ya odaklı Şarku’l Avsat için yanıtladı:

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgali gerçekten durduysa saldırı planlarının neresinde yanlış yapıldı?

Rusya’nın saldırı planlarında birçok hata vardı. Bunlardan birincisi, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in, ülkelerini savunan Ukraynalıların kararlılığını ve yeteneklerinin yanı sıra Batılı çok sayıda ülke tarafından Ukrayna’ya sunulan modern silah sistemleriyle desteklenen savunmalarını hafife aldı. Rus istihbaratı, Putin’e Ukraynalıların Rusya’nın ülkelerine müdahale etmesini istemediklerini bildirmedi.

İkinci olarak Ruslar askeri kabiliyetlerini yanlış değerlendirdiler. Teçhizatları olması gerektiği kadar güvenilir değildi. Karmaşık ekipmanların rutin bakım ve ayarlamalarının yanı sıra lojistik destek de yetersiz. Bunun yanında Rus güçlerinin komuta ve kontrol operasyonları her düzeyde zayıf görünüyor. Tüm askeri operasyonların karmaşık bir süreç olmalarının yanı sıra operasyonların komutanları da yeterince yetkin değiller.

Daha da kötüsü, adamlarının profesyonel bir orduda olması gerektiği gibi kararlılık ve motivasyon gibi unsurlara sahip olmamalarıdır. Öyle görünüyor ki (Rus askerleri) yürüttükleri operasyona inanmıyorlar. Ayrıca Putin, havada üstünlük sağlayamadı. Hava üstünlüğünün olmaması, saldıran tarafın serbestçe hareket etme yeteneğini sınırlarken Ukraynalıların engellenmesine de imkan tanımadı. Buna rağmen Rusya askerlerini sahaya sürdü. Bu başlı başına ve açıkça bir hatadır .

Üçüncüsü ise Putin, uluslararası toplumun kararlılığını ve tek ses halinde birlik olma yeteneğini küçümsedi ve ona siyasi, diplomatik ve ekonomik olarak zarar verdi. Uluslararası toplumun Ukraynalılara modern silahlar şeklinde ölümcül askeri destek sağlama konusundaki istekliliğini hafife aldı.

Putin, uluslararası toplumun kararlılığını ve tek ses halinde birlik olunmasını da küçümsedi. Bu tavrı, ona siyasi, diplomatik ve ekonomik olarak zarar verdi. Uluslararası toplumun Ukraynalılara modern silahlar göndermek gibi askeri destek sağlamadaki kararlılığını hafife aldı.

Ukrayna tarafından yanmış Rus tankları ve düşürülen uçaklara ait görüntüler yayınlanıyor. Ukraynalılar Rus ordusuna nasıl bu kadar zarar verdi? Özellikle ABD ve İngiltere’den temin edilen silahların Rusları püskürtmedeki rolü nedir?

Ukraynalılar, Rus güçlerine zarar vermek için çeşitli taktikler kullanıyorlar. Bu taktikler, geleneksel tanklara karşı geleneksel tankların kullanımından, tanksavar ve uçaksavar füzelerle donatılmış küçük çaplı askeri araç gruplarının kullanımına kadar uzanıyor. Avrupa Birliği (AB) üyesi çeşitli ülkelerin yanı sıra ABD ve İngiltere tarafından sağlanan silahların çok etkili olduğu da kanıtlandı.

İngiltere, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce Ukraynalılara binlerce (İngiliz-İsveç yapımı) NLAW model tanksavar füzesi tedarik etti ve Ukraynalıların bunları etkili bir şekilde kullanmaları için eğitmenler gönderdi. Ukraynalılar, bu füzelerle Rus zırhlılarını yok edebileceklerini defalarca kez kanıtladılar. Ayrıca karadan havaya füzelerle helikopterleri hedef alabiliyorlar.

Şimdiye kadar yapılan analizler sonucunda Rusya’nın saldırı planı, güneyde Kırım’dan başlayıp (Mariupol ve Donbass yönünde) doğuya doğru, (Odessa yönünde) batıya doğru, Donetsk ve Luhansk bölgelerinden batıya doğru genişleyen üç cepheye dayanıyor gibi görünüyor. Anlaşılan batıdan ve doğudan ilerleyerek Kiev kuşatılmaya çalışılıyor. Bu üç cephedeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Rusya’nın planındaki bir sonraki adım ne?

Rusların, bu üç cepheden Kiev’e odaklandığı açık. Putin ve (Rusya Dışişleri Bakanı) Sergey Lavrov, kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda, Kiev’deki mevcut hükümeti devirmek için harekete geçme niyetlerinden bahsettiler. Ancak cephede başarısız oldu. İkinci cephe ise Kırım’ı tartışmalı Donbas Bölgesi’ne bağlayan bir kara köprüsü haline getirmeye yönelikti ve Ruslar bu cephede ilerleme kaydetmiş görünüyor.

Ancak burada da yavaş ilerliyorlar. Sık sık durmak zorunda kalıyorlar. Donetsk ve Luhansk bölgelerinden batıya doğru kaydedilen son ilerleme, Kiev’e ve ülkenin batısına doğru yeni bir cephe açmadan önce Ukrayna’nın doğusunun tamamını kontrol etmeyi amaçlıyordu. Bu cephede herhangi bir hareket ve köprüler ve havalimanları gibi önemli noktaları kontrol etme girişimleri olmamasına şaşırdım.

Rusların, Suriye’de Halep ve Çeçenistan’da Grozni gibi müdahale ettikleri diğer bölgelerde yaptıklarına benzer şekilde, artık Ukrayna’nın şehirlerini de zorla ele geçirmek amacıyla bombardımana başvurmalarından korkuyor musunuz?

Rusya sahadaki üstünlüğünü kaybetti ve askeri anlamda durgunlaştı. Putin’in komutanlarının üstünlüğü yeniden ele geçirmesi gerekiyor. Bu, operasyon çerçevesinde şehirleri ve sivilleri hedef almak anlamına gelse bile, kendilerine karşı çıkan güçleri kuşatmak ve boyun eğmek zorunda kalana kadar bombalamaya devam etmek onların tarihsel taktiğidir. Bunun gerçekten olmaya başladığından korkuyorum.

Çeçen güçlerinin Kiev’e doğru ilerleyen güçlerin başında olduklarına dair bir takım görüntülere şahit olduk. Sizce Ukrayna başkent Kiev’in ele geçirilmesi savaşında Çeçenistan’ın rolü ne?

Ukrayna’da Çeçenistan’ın ve seçkin güçlerinin müthiş bir itibara sahip birimlerinin kullanılması, gerçek savaş çerçevesinde olduğu kadar bilgi savaşı çerçevesine de giriyor. Burada amaç, yerel savaşçıların ve halkın kalplerinde korku yaratmaktır.

Paylaşın

Rusya İflasın Eşiğinde Mi?

Batılı devletlerin Rusya’ya yönelik yaptırımları nedeniyle Moskova’nın, uluslararası finans piyasalarıyla bağlantısı büyük ölçüde koptu. Bu sebepten dolayı kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Çarşamba gecesi Rusya’nın kredibilitesini “B”den “C”ye düşürdü.

Bunun sonucunda Rus devlet tahvillerindeki değer kaybı daha da arttı. Fitch, Rusya’nın yakın zamanda temerrüde düşmesini, yani ödeme kabiliyetini yitirerek borç yükümlülüklerini yerine getiremez hale gelmesini bekliyor. Reuters’e konuşan Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Carmen Reinhardt da yine Rusya için “temerrüt” beklentisini dile getirdi.

Devletin kasası dolu

Diğer uluslararası derecelendirme kuruluşları da daha önce Rusya’nın kredi notunu düşürmüştü. Fitch mevcut hamlesini, “Rusya’nın devlet borçlarını geri ödeme kabiliyetini daha da baltalayan gelişmelerle” gerekçelendiriyor. Derecelendirme kuruluşu, bu açıklamasıyla birkaç gün önce yürürlüğe giren ve ülkenin mali yükümlülüklerinin, döviz yerine Rus Rublesi ile karşılanmasını öngören başkanlık kararnamesine atıfta bulunuyor.

Teorik olarak bakıldığında Rusya, aslında tüm mali yükümlülüklerini yerine getirebilecek düzeyde görünüyor. Zira devletin kasaları dolu. Dünya piyasalarındaki enerji fiyatları, son aylarda savaştan bağımsız olarak da zaten yükselişe geçmişti. Bu durum, Rusya’nın enerji gelirlerini daha da artırdı.

Finans haberleri ajansı Bloomberg, Rusya’nın yabancı alacaklılara karşı yükümlülüklerinin 50 milyar doların biraz altında olduğunu tahmin ediyor. Berlin’deki Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü (DIW) Başkanı Marcel Fratzscher DW’ye verdiği demeçte, “Rus devletinin dış borcu oldukça düşük” değerlendirmesini yapıyor.

Rusya, petrol ve doğal gaz ihraç ederek hayli yüksek bir ticaret fazlası elde etti ve bu nedenle aslında son yıllarda dış borcunu azaltabildi. Rusya Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin 640 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Ancak çoğu yurt dışında olan bu döviz rezervlerinin büyük bir kısmı, yaptırımlar nedeniyle donduruldu. Yani Kremlin yönetimin halihazırda rezervlere erişimi yok. Bu nedenle Alman iktisatçı Marcel Fratzscher de önümüzdeki aylarda Rusya’nın temerrüde düşeceğine inanıyor.

Hacker saldırıları ihtimali

Rusya’nın olası temerrüdünün, nispeten düşük dış borç seviyesi nedeniyle uluslararası finans sistemi üzerindeki olumsuz etkisinin sınırlı düzeyde kalması bekleniyor. Ancak Putin’in olup bitenleri elleri kolları bağlı şekilde seyretmeyeceği ve bazı karşı hamlelere başvuracağı da aşikâr. Moskova yönetimi, örneğin küresel finans sistemini etkileyecek hacker saldırıları veya döviz piyasalarında manipülatif işlemler yoluyla geçici belirsizlik ve kaos ortamı oluşturmaya çalışabilir. DIW Başkanı Fratzscher, “Rusya ve ortaklarının, Batı ekonomisine zarar vermek için gerginliği mali piyasalara da taşıyarak, küresel finans sisteminde manipülasyona neden olmaya çalışmasından endişe ediyorum,” diyor.

Bu endişe, önümüzdeki hafta gerçeğe dönüşebilir. Çünkü Rusya’nın toplam 100 milyon dolar tutarındaki faiz ödemelerinin vadesi doluyor. Ayrıca 4 Nisan’da, yaklaşık iki milyar dolarlık hacme sahip devlet tahvillerinin faiz ödemesi söz konusu. ABD’li yatırım bankası Morgan Stanley, hafta başında müşterilerine Rusya konusunda gönderdiği mektupta, “Temerrüdü en olası senaryo olarak görüyoruz” diye yazdı.

Rusya’nın mali yükümlülüklerini yerine getiremez hale gelmesi, ülkedeki yerli yatırımcıları ve özellikle bankaları da olumsuz etkileyecek. Zira devlet tahvillerinin bir kısmı yerel bankaların elinde bulunuyor. Ancak Marcel Fratzscher, miktarların yönetilebilir olduğunu, bu nedenle Rusya’nın iflası durumunda bankacılık sistemi için çok büyük bir sorun görmediğini söylüyor.

Döviz işlemlerine kısıtlama

Kremlin yönetimi, en kötü senaryoyu engellemek için yoğun çaba harcıyor. Bu çerçevede Rusya Merkez Bankası, döviz alım-satımlarına ciddi kısıtlamalar getirdi. Örneğin, önümüzdeki Eylül ayına kadar Rusların, döviz hesaplarından 10 bin dolardan fazla para çekmelerine artık izin verilmiyor. Merkez Bankası, Rus bankalarının döviz satmasının da yasak olduğunu duyurdu.

Ancak tüm bu çırpınışlara rağmen görünen o ki, Rusya önümüzdeki hafta vadesi dolacak ilk ödemelerinde temerrüde düşmek durumunda kalacak. Yine de bu durum, henüz devlet iflası anlamına gelmeyecek. Zira ilk temerrütten sonra 30 günlük bir ek süre tanınıyor. Yani Rusya’nın gerçek ödeme kabiliyeti ancak önümüzdeki Nisan ortasında kesinlik kazanacak. Ayrıca Rusya, temelde yeterli döviz rezervine sahip olduğundan ve uluslararası yaptırımlar nedeniyle rezervlerine geçici olarak erişim sağlayamadığından, bu sadece “teknik bir temerrüt” hükmünde olacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Antalya’daki Zirve Sonuçsuz Tamamlandı

Türkiye’nin arabuluculuğu ile Antalya’da düzenlenen Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ve Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’nın yanında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katıldığı üçlü dışişleri bakanları toplantısı sona erdi. 

Haber Merkezi / Antalya’daki zirve Rusya ile Ukrayna arasında savaşın başlamasından bu yana hükümet düzeyinde ilk görüşme olma niteliği taşımakta. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile üçlü dışişleri bakanları toplantısı öncesinde görüştü. Çavuşoğlu, ayrıca zirve öncesi Ukraynalı mevkidaşı Dmitro Kuleba ile de bir araya geldi.

Toplantı sonrasında basına açıklama bulunan Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba Mariupol’den insani koridor açılması ve 24 saatlik ateşkes anlaşması sağlanması konusunda bir anlaşmaya varamadıklarını söyledi.

Toplantıya iki ana amaçla geldiğini belirten Kuleba, bunlardan birincisinin kuşatma altındaki Mariupol’den sivillerin çıkışını sağlamak için insani koridor oluşturulmasının sağlanması, ikincisinin ise yine sivillerin korunması amamcıyla 24 saatlik ateşkes sağlanması olduğunu belirtti, ancak Rus mevkidaşının bu iki konuda da yetkisinin olmadığını söylediğini ve bu nedenle Moskova’daki makamlarla istişare etmesini umduğunu ifade etti.

Kuleba “Çabaları sürdürme konusunda mutabık kaldık. Böyle bir formatta tekrar görüşmeye hazırım. İnanıyorum ki iki dışişleri bakanı buluştuğı zaman barışı ve güvenliği konuşur. Savaşı bitirmek, halkın, sivillerin ızdırabını bitirmek ve topraklarımızı Rus işgal gücünden kurtarmak için sonuç verecek yeni görüşmelere hazırım” mesajını verdi.

Kuleba’nın ardından ayrı bir basın toplantısında konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Türkiye’nin inisiyatifiyle genel olarak insani konuları ele aldıklarını ve sivillerin zarar görmemesi için ne tür tedbir aldıklarını açıklamaya çalıştıklarını kaydetti.

Sivillerin gönüllüler ve bölgesel savunma güçleri tarafından kalkan olarak kullanıldığına dikkat çeken Lavrov “Bu olaylar gayet iyi biliniyor” diye konuştu.

Rusya tarafının günlük olarak insani koridor önerisini tekrarlladıklarını ve hala geçerli olduğunu belirten Lavrov “Güzergahlar durumu kontrol edenler tarafından belirleniyor ve en etkili ve güvenli yollarını amaçlıyoruz” dedi.

Lavrov ayrıca Belarus topraklarında yapılan müzakerelerin yalnızca kağıt üzerinde kalmadan, ciddi sonuç vermesini ve ukrayna krizinin bütün tarafların ve Avrupa ülkelerinin de çıkarları ele alınarak, topluca çözüme kavuşturulmasını istediklerini vurguladı.

Ukrayna’da bugün sivillerin tahliyesi için 7 koridor açılıyor

Rusya’nın işgali altındaki Ukrayna’da bugün sivillerin tahliyesi için yedi koridor açılması kararlaştırıldı. Ukrayna Başbakan Yardımcısı İrina Vereşçuk koridor açılacak olan kentler arasında Rus güçlerinin ablukası altındaki Mariupol’ün de olduğunu bildirdi.

Bu arada Polonya sınır muhafızı, Rusya işgalinin başlamasından sonra Ukrayna’dan Polonya’ya kaçanların sayısının 1 milyon 430 bini geçtiğini açıkladı. Sadece Çarşamba günü yaklaşık 117 bin 600 kişinin sınırı geçtiği aktarılıyor.

Mariupol’deki hastaneye saldırıda en az 3 kişi hayatını kaybetti

Rusya’nın Mariupol’de bir çocuk hastanesi binasına düzenlediği saldırıda en az üç kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Kent belediyesinin Telegram hesabından yapılan açıklamada, “Ukrayna’nın işgal altında olan Mariupol kentinde bir çocuk ve doğum hastanesine dün düzenlenen saldırıda aralarında bir kız çocuğunun da olduğu üç kişi hayatını kaybetti” denildi. Ukrayna yetkilileri daha önce saldırıda 17 kişinin yaralandığını açıklamıştı.

“Enformasyon terörizmi”

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova Ukrayna’nın Mariupol kentinde bir çocuk hastanesinin vurulmasıyla ilgili haberlere dair “enformasyon terörizmi” nitelemesini kullandı. Rusya’dan daha önce yapılan açıklamada hastanenin bir süredir askerler tarafından kullanıldığı ve ateş edildiği belirtilmişti. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da hastanenin vurulmasıyla ilgili olarak ordudan bilgi istendiğini duyurdu.

“Hastane uzun süredir askerler tarafından kullanılıyordu”

Rusya, Ukrayna’nın Mariupol kentinde bir çocuk hastanesi vurduğu haberini “sahte haber” olarak nitelendirdi. Rusya’nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilci Birinci Yardımcısı Dimitri Polyanskiy, eski doğum hastanesinin uzun süredir askerler tarafından kullanıldığını söyleyerek, “Sahte haberler işte böyle doğuyor” diye konuştu. Polyanskiy Rusya’nın 7 Mart tarihinde hastanenin askeri bir unsur haline geldiği uyarısı yaptığını ve Ukraynalıların binadan ateş ettiklerini öne sürdü.

“Hastanenin vurulması soykırımın kanıtı”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rus güçlerinin Mariupol’de çocuk hastanesi vurmasının, “Ukraynalılara yönelik soykırımın kanıtı olduğunu” söyledi. Zelenskiy, “Rusya Federasyonu nasıl bir ülkedir ki hastanelerden, doğum kliniklerinden korkuyor ve onları tahrip ediyor” dedi. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov ise Reuters’e, “Rus silahlı kuvvetleri sivil hedeflere ateş etmez” açıklamasında bulundu.

Rusya’ya yaptırımların yeterli olmadığını vurgulayan Zelenskiy, Batılı şirketlerin hala çeşitli bahaneler altında Rusya pazarında kalmaya devam ettiklerini savundu. Zelenskiy, Rusya’ya yönelik yaptırımların daha da sıkılaştırılması gerektiğini ifade ederek “Bu şimdi olmazsa, Baltık devletlerini, Polonya’yı, Moldova’yı, Gürcistan’ı ve diğer tüm Rus komşularını işgalden korumak için daha fazlasını yapmanız gerekir. Yaptırımlar daha sıkılaştırılmalı” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Ukrayna Krizi Türkiye’de İç Politikayı Nasıl Etkiler?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali yaklaşık iki haftayı geride bıraktı. İki ülke arasında dengeli bir politika yürütmeye çalışan Türkiye’nin savaşa kötü bir ekonomi ile yakalanmasının iç politikaya ve seçimlere de yansımaları olabilir.

Cumhur İttifakı’nın seçim ve siyasi partiler kanun teklifini bu hafta ya da en geç gelecek hafta TBMM’ye sunması beklenirken, savaşın ve yol açacağı gerek psikolojik gerekse ekonomik sonuçlarının seçmen davranışında etkili olacağı belirtiliyor. Siyasi analistlere göre zaten kötü olan ekonominin daha da bozulması iktidar için olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Rusya’nın işgalinin iç politikayı ve erken olmayacaksa Haziran 2023 olarak belirlenen seçimleri nasıl etkileyeceği sorusunun yanıtı için farklı etkenlere bakmak gerekiyor.

Şu anda belirsiz bir ortam olduğunu ve savaşın iç politik sonuçlarını anlayabilmek için erken olabileceğini belirten siyasi analistler, savaşın ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların ne kadar devam edeceği, Türkiye’nin denge politikasını ne kadar sürdürebileceği, ekonomik göstergelerin daha ne kadar bozulabileceği gibi çok sayıda hususun belirleyici olacağına dikkat çekiyor.

Kilit nokta: Ekonominin gidişatı

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan gerek siyasi analistlere gerekse iktidar içindeki farklı kesimlere göre savaşın Türkiye’deki iç politikaya etkisi en çok ekonomi açısından olacak.

Kamuoyu araştırmaları yapan Türkiye Raporu’nun Direktörü Can Selçuki, “Rusya-Ukrayna savaşının siyasi açıdan Türkiye’deki seçmene çok bir etkisi olmayacaksa da ekonomik sonuçları bakımından hükümeti çok zorlayacaktır. Şu anda zaten son derece memnuniyetsiz olan seçmeni daha da memnuniyetsiz hale getirecektir” diyor.

Savaş öncesindeki dönemde bile enflasyonun çok yüksek seyrettiği Türkiye şu anda ekonomik açıdan kırılgan durumda. Yaz aylarında gelecek olan turistlerden elde edilecek gelir beklentisindeki Ankara’yı savaşın uzun sürme ihtimali ve turizm açısından zor günler bekliyor olabilir.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da ekonomideki şartların seçim sonuçlarında başat etken olacağını düşünüyor ve şunları belirtiyor:

“İktidar, Türkiye’deki işsizlik sorununu, gelir dağılımındaki adaletsizliği, enflasyon ve hayat pahalılığı sorununu çözmediği sürece, ki bunlar Türkiye’de seçimleri en çok etkileyen etmenler, kolay kolay bir daha seçim kazanamaz.”

Seçmen “güvenli liman” tercihi yapar mı?

Seçmenlerin savaş ya da çatışma ortamları gibi olağanüstü koşullardaki eğiliminin çoğunlukla “güvenli limanları” tercih etmek olduğuna ilişkin araştırmalara dikkat çekilirken bu savaşın böyle bir etki doğurup doğurmayacağı da şu an için belirsiz.

Bazı siyasi analistler, “güvenli liman” örneği olarak bazı açılardan Türkiye’de 7 Haziran-1 Kasım 2015 arasındaki dönemi işaret ediyor. 7 Haziran seçimlerinde tek başına hükümeti kuramayan AKP, 1 Kasım 2015’te saldırılar ve katliamların gölgesinde gidilen seçimde güvenlik kaygısının da ön plana çıkmasıyla yüzde 49,5 oyla tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaşmıştı.

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (IstanPol) Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz ise seçmenin güvenlik kaygılarını daha çok ekonominin kötü olmadığı dönemlerde öncelediğini söyleyerek “Ancak toplum bence artık güvenlikten ziyade ekonomik kaygılarını ön plana çıkarmış durumda. Kirasını, faturasını ödeyemeyen bir toplum var. Bu nedenle güvenlikle ilgili kaygıların biraz daha bu tabloda geri planda kalacağını düşünüyorum” yorumunu yapıyor.

Selçuki’ye göre ise artan güvenlik endişesi ortamlarında seçmen genelde daha “güvenli limanları” tercih edebilir, ancak Rusya-Ukrayna savaşı Türkiye’deki seçmenler için bu duruma tam olarak karşılık gelmiyor. Dış politikada olan bitenlerin Türkiye kamuoyunu en azından oy verme tercihi bakımından artık çok etkilemediğini söyleyen Selçuki, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bizim aslında ekonomide kullandığımız bir tabir var; azalan getiri eğrisi. Fayda sağladığınız bir alanın eğrisinin giderek daha az getiri sağlaması. Yani bu tip olaylar, 7 Haziran-1 Kasım arası gibi ya da sınır ötesi operasyonlar gibi olaylar ardı ardına olduktan sonra iktidarlar için getirisi azalan bir araç haline dönüşüyor.”

Selçuki, bu nedenle Rusya-Ukrayna savaşının 7 Haziran sonrası dönemdekine benzer bir sonuç doğurmayacağı görüşünde.

Muhalefetin görünürlük sorunu

Bu arada savaş ortamının ve artan ekonomik sıkıntıların muhalefetin görünürlüğü ve son dönemde yakaladığı söylenen ivme açılarından sorun yaratıp yaratmadığı da tartışılıyor.

Altı muhalefet partisinin aylardır üstünde çalıştığı güçlendirilmiş parlamenter sistem önerisi geçen hafta Pazartesi açıklanmış ancak savaş haberlerinin gölgesinde kalmıştı.

Selçuki bu önerinin zaten kendi içinde “heyecansız” olduğunu ve savaş olmasa bile durumun çok değişmeyeceğini belirtirken, Korkmaz gündemde sürekli savaş haberlerinin olmasının muhalefetin görünürlüğünü etkilediğini düşünüyor. Korkmaz, şunları söylüyor:

“Savaşın başladığı andan itibaren bütün medyada savaşla ilgili konuları tartışmaya başladık. Muhalefetin parlamenter sistem önerisi dahi gölgede kaldı. Dolayısıyla muhalefet için basın ve ifade özgürlüğü olmayan bir ortamda gündemi savaş ve güvenlik konularının kaplaması Erdoğan için fırsat, muhalefet için ise risk diyebiliriz.”

Muhalefet partileri Rusya-Ukrayna savaşında hükümete yönelik çok sert tutum almaktan kaçındığı gözleniyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye tarafsızlığını korumalı, taraf olmamalı” derken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise daha keskin bur tutum sergileyerek “Putin haddini aşmıştır. Vakit boş laf değil, yaptırım vaktidir. Vakit çekimser kalma değil, zalimin karşısında dik durma vaktidir” demişti.

Korkmaz muhalefetin bu konuda manevra alanının dar olduğuna vurgu yaparak “Bu süreçte kim çok daha aktif bir politika yönetirse yani Erdoğan mı riskleri iyi kullanacak muhalefet mi, Türkiye’deki seçimin kaderini biraz da bu belirleyecek” diyor.

Paylaşın