Suriye İle Normalleşme: Türkiye Farklı Çekilme Seçenekleri Üzerinde Çalışıyor

Türkiye ve Suriye arasında ilişkilerin normalleşmesi için başlatılan süreç ne durumda? Türkiye’yi yakından takip eden bazı yazarlara göre süreç tökezlemiş durumda. Bu da Suriye dosyasının birçok farklı dosyayla bağlantılı olmasıyla alakalı.

Ancak Lübnan’da yayınlanan El Akhbar gazetesinin geçtiğimiz hafta bazı Suriyeli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Türkiye bu sürecin işlemesi için Suriye’den çekilmek dahil olmak üzere farklı seçenekler üzerinde çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta Suriye’yle ilgili gerek sahada gerekse de diplomatik alanda birçok dikkat çekici gelişme yaşandı. Bunlardan biri, Suriye’nin doğusundaki bölgelerde bulunan Amerikan kuvvetlerine yönelik İran’a yakın silahlı gruplar tarafından düzenlenen saldırılar ve ABD’nin buna karşılık vermesiyle tansiyonun yükselmesi oldu.

İran’ın Ortadoğu’da başını çektiği “direniş ekseni”ne yakın Rai Al Youm gazetesinin başyazarı Abdulbari Atvan, Amerikan güçleri ile İran’a bağlı gruplar arasındaki gerilimin Suriye’de angajman kurallarının değiştiğini gösterdiğini yazdı. Atvan’a göre bu değişiklik, artık Direniş Ekseni’nin (İran-Suriye-Lübnanlı Hizbullah Örgütü ve Iraklı bazı milis gruplardan oluşuyor) Suriye’de Amerikan varlığıyla beraber yaşamak yerine saldırı pozisyonuna geçtiği şeklinde.

Son dönemde Suriye yönetimi ile diplomatik kanalları açmaya hazırlanan ülkelere Suudi Arabistan da katılıyor. Suudi Arabistan’ın Arap dünyasındaki ağırlığından kaynaklı olarak bu adımın, Suriye’nin başta Arap Birliği’ne geri dönmesi gibi birçok gelişmeye etki edeceği konuşuluyor.

Suriye yönetimine karşı 2011’den itibaren muhalefeti destekleyen en önemli ülkelerden Suudi Arabistan, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler Suriye ile normalleşme yoluna giderken, Katar’ın Esad karşıtı tutumunda bir değişikliğe gitmemesi ise göze çarpıyor.

Peki, Türkiye ve Suriye arasında ilişkilerin normalleşmesi için başlatılan süreç ne durumda? Türkiye’yi yakından takip eden bazı yazarlara göre süreç tökezlemiş durumda. Bu da Suriye dosyasının birçok farklı dosyayla bağlantılı olmasıyla alakalı. Ancak Lübnan El Akhbar gazetesinin geçtiğimiz hafta bazı Suriyeli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Türkiye bu sürecin işlemesi için Suriye’den çekilmek dahil olmak üzere farklı seçenekler üzerinde çalışıyor.

“Türkiye ve Suriye normalleşmesi tökezledi mi?”

Çok açıktır ki, Suriye ve Mısır dosyaları Türkiye açısından benzerlerine nazaran daha farklı bir konumda. Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri, Suud ve İsrail ile ilişkiler konularında Türkiye’nin diğer ülkelerle olan uzlaşma adımları başarıya uğrarken, Suriye ve Mısır ile olan uzlaşma girişimleri sekteye uğradı.

Peki, Türkiye’nin BAE, Suud ve İsrail ile olan ilişkilerindeki normalleşme görüşmeleri başarılı olurken Suriye Mısır ile normalleşme çabaları neden başarısız oldu?

Bu sorunun cevabı çok merkezi bir konuya dayanmaktadır. Suriye ve Mısır ile olan ilişkiler konusu BAE, Suud ve İsrail ile olan ilişkilerden farklı olarak zorlu olan başka konularla bağlantılıdır. Mısır’la ilişkilerin normalleşmesi, Doğu Akdeniz’de enerji alanındaki çekişmelerle ve Libya’daki karmaşık durumla bağlantılıdır.

Türkiye’nin ilişkileri normalleştirme listesinde en sona bıraktığı Suriye dosyası ise Türk dış politikası açısından bir mihenk taşı konumundadır. Bu konu, Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle doğrudan bağlantılıdır.

Mısır ve Suriye ile olan normalleşme girişimlerinin başarısız olması veya tökezlemesi, Türkiye’nin dış politikada daha ciddi dönüşümler yapması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hayati çıkarları ve Doğu Akdeniz, Libya, Suriye ve Irak’a hâkim olma arzusu söz konusu olduğunda Ankara’nın katı davrandığını da ortaya koymaktadır. Bu nedenle, önümüzdeki iki ay boyunca yapılabilecek tek şey Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını beklemek olacaktır.” (BAE El Haliç Gazetesi / Muhammed Nureddin)

Suriye rejiminin on yıllık bölgesel tecridinin bitmesinin yolu açılmış görünüyor. Özellikle de Arap Dünyasındaki ağırlığıyla bilinen Suudi Arabistan’ın Şam ile ilişkilerin kesilmesine neden olan gelişmelerin gözden geçirilmesi çağrısı yapmasının ardından.

Bu, başta Ankara’nın Suriye’deki rejime ilişkin yeni pozisyonu olmak üzere, büyük sürprizlere yol açan siyasi dönüşümlerle dolu bir döneme denk gelmektedir. Bunun yanı sıra Kahire ve Şam’ın yakınlaşma adımları ve BAE ile Suud’un Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesi için yürüttüğü gizli ve aleni çalışmalar da devam etmektedir.

Peki Katar neden ısrarla Esad’ın Suriye’nin başında kalacağı bir çözümü ve bu bağlamdaki bir normalleşmeyi reddetmektedir. Mısır’da Sisi ile arasındaki derin anlaşmazlıklara rağmen yeni bir sayfa açmayı kabul ederken Esad’la aynı duruma neden yanaşmıyor?

Katar’ın Suriye’yle ilgili tutumunu Suriye’de aynı tonda konuşan Amerika Birleşik Devletleri’nin tutumuyla bağdaştırabiliriz. ABD’nin NATO dışındaki en önemli müttefiklerinden biri olan Katar, Moskova ve Washington arasındaki çekişmenin Suriye’de de devam ettiğini düşünüyor ve Esad yönetimiyle herhangi bir yakınlaşmanın ABD ile arasındaki stratejik ortaklığa bir darbe indireceği görüşünde.” (Fadel El Munasafa / Londra Merkezli El Arab Gazetesi)

Öyle görünüyor ki, Amerikan güçlerinin Suriye’nin petrol, gaz ve tahıl zengini olan doğu bölgesinde sayılı günleri kaldı. Bölgede direniş eksenine yakın grupların ABD güçlerine yönelik insansız hava araçları ve füzelerle yaptığı saldırılar göz önüne alındığında, ABD’yi burada küçük düşürücü bir yenilginin beklediği görülüyor.

Amerikan kuvvetleri bunun üzerine F15 savaş uçaklarıyla karşı saldırılarda bulundu ve bu saldırılarda 19 kişi hayatını kaybetti. Ancak bunun üzerine Amerika’nın Deyr Ez Zor kentinin doğusundaki bir petrol bölgesindeki üssüne yönelik 10 füzeyle karşılık verildiği de doğru.

Bize göre bu gelişmelerdeki tehlike, direniş ekseni savaşçılarından kaç kişinin şehit olduğu değil. Aksine füzelerin ve insansız hava araçlarının savaş meydanına girmesi ve sayıları 900’ü aşan Amerikan kuvvetlerinin güvenliğini tehdit etmesidir. 10 senedir ilk defa Amerikan güçlerine can kaybı verdirildi. Askerî açıdan en önemli gelişme budur.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bu gelişmelere bakıldığında, direniş ekseninin Suriye ve Irak sınırındaki komutasında bir angajman değişikliğine gidildiği göze çarpar. Bu değişiklik, artık bölgedeki Amerikan işgaliyle beraber yaşama ve onun saldırılarına karşı koymaya çalışmak yerine doğrudan hücum durumuna geçmesidir. Bu da daha büyük stratejik bir hedef doğrultusundadır. Bu hedef, Amerikan güçlerini bölgeden çekilmeye zorlama, ona bağlı olan Suriye Demokratik Güçleri’nin tasfiye edilmesi ve bölgenin tekrar Suriye’nin egemenliğine girmesidir.” (Abdulbari Atvan / Rai Al Youm Gazetesi)

“Türkiye, Suriye’den çekilmek için farklı seçenekler üzerinde çalışıyor”

Suriye’nin geçtiğimiz haftalarda Moskova’da Türkiye, İran ve Rusya ile dışişleri bakanları düzeyinde bir toplantı yapılmasını reddetmesine ve yapılacak herhangi bir zirveye şart olarak başta Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi olmak üzere bazı şartlar öne sürmesine rağmen, Türkiye söz konusu görüşmenin gerçekleştirilmesi konusunda ısrarcı davranıyor. Moskova da, şu ana kadar herhangi bir tarihin belirlemeksizin bu toplantının mühendisliğini yapıyor.

Suriyeli muhalif kesimlerin Türk kaynaklardan aktardığı bilgilere göre, Türkiye söz konusu görüşmenin önümüzdeki Mayıs ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce gerçekleşmesi yönündeki çabalarını sürdürmektedir. Hem de Suriye tarafının Türkiye – Suriye ilişkilerinin Türkiye’deki seçimlerle herhangi bir şekilde ilişkilendirilmemesi yönündeki ısrarına rağmen.

Aynı kaynaklar, Türk yetkililerinin Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı ve bunun sonlandırılması için farklı seçenekler ve bu seçeneklerin arabulucu Rusya ve İran’a sunulması üzerinde çalıştıklarını belirtiyor. Belki de Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun söz konusu görüşmenin yakında yapılacağıyla ilgili konuşması bununla ilgilidir. (Alaa Halebi / Lübnan El Akhbar Gazetesi)

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Türkiye, Hırvatistan Maçı Hazırlıkları Başladı

2024 Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde D Grubu’ndaki ikinci maçında 28 Mart Salı günü Hırvatistan ile Bursa’da karşılaşacak Türkiye A Milli Futbol Takımı, müsabakanın hazırlıklarına başladı.

Haber Merkezi / Teknik Direktör Stefan Kuntz yönetiminde, Özlüce İbrahim Yazıcı Tesisleri’nde gerçekleştirilen antrenmanda, ısınmanın ardından dar alanda pas ve çift kale taktik çalışma yapıldı. Son bölümde ise hücum varyasyonları ve son vuruşlar üzerinde duruldu.

Dün akşam oynanan Ermenistan karşılaşmasında belirli süre alan futbolcular, kamp otelinde yenilenme antrenmanı yaparken, diğer oyuncular ise sahadaki çalışmada yer aldı.

A Milli Futbol Takım’ın bu akşam yaptığı çalışmayı TFF 1. Başkan Vekili İbrahim Burkay ve TFF Millî Takımlar Sorumlusu Hamit Altıntop da izledi.

Bursaspor Başkanı Ömer Furkan Banaz, A Milli Futbol Takım antrenmanını ziyaret ederek Hamit Altıntop ve Stefan Kuntz’a çiçek verdi. Banaz ayrıca, kulübün altyapısından yetişmiş millî oyuncularımız Altay Bayındır, Zeki Çelik ve İsmail Yüksek’e de Bursaspor forması armağan etti.

Teknik Direktör Stefan Kuntz ve aday kadrodan bir futbolcumuz, yarın saat 16.15’te maçın oynanacağı Büyükşehir Belediye Stadyumu’nda bir basın toplantısı düzenleyecek. Ay-Yıldızlılar, maç öncesindeki resmî antrenmanını da bu tesiste saat 17.00’de gerçekleştirecek.

Paylaşın

Türkiye, Ermenistan Deplasmanında 1-2 Kazandı

Türkiye A Milli Futbol Takımı, UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) 2024 Avrupa Şampiyonası Elemeleri D Grubu açılış maçında deplasmanda Ermenistan’ı 2-1 mağlup ederek ilk müsabakalar sonunda grupta liderliğe yükseldi. 

Haber Merkezi / Başkent Erivan’da oynanan maçta Türkiye’nin gollerini 35. dakikada Orkun Kökçü ve 64. dakikada Kerem Aktürkoğlu attı. Ermenistan’ın sayısı ise 10. dakikada Ozan Kabak’ın ters dokunuşuyla kendi kalesine attığı golle geldi.

Republican Stadyumu’ndaki müsabakayı İspanya Futbol Federasyonu’ndan Jose Maria Sanchez yönetti.

D Grubu’nun diğer müsabakasında Hırvatistan, evinde Galler ile 1-1 berabere kaldı. Letonya ise ilk maçı bay geçti.

A Milli Futbol Takımı, gruptaki ikinci maçında 28 Mart Salı günü Bursa Stadyumu’nda saat 21.45’te Hırvatistan’ı konuk edecek.

Maçtan Dakikalar:

10. dakikada sağ kanattaki Barseghyan, ceza sahasına hareketlenen Hovhannisyan’a pasını verdi. Hovhannisyan’ın altı pas içine yerden sert çevirdiği topu Ozan Kabak ters bir vuruşla kendi ağlarına gönderdi: 1-0

19. dakikada gelişen ev sahibi takımın atağında, Barseghyan ceza sahasına giren Spertsyan’a pasını attı. Bu oyuncunun bekletmeden sağ çaprazdan şutunu kaleci Mert kontrol etti.

27. dakikada milli takım beraberlik golüne yaklaştı. Hakan Çalhanoğlu’nun sağ kanattan altıpas önüne kullandığı kornerde iyi yükselen Merih Demiral kafayı vurdu, kaleci ayağının dibine meşin yuvarlağı yatarak kontrol etti.

28. dakikada Hakan’ın pasıyla topla buluşan Cengiz, Ermenistan ceza sahasına yaklaştı. Cengiz’in ceza yayı önünden ayak içiyle yaptığı plase vuruşta, meşin yuvarlak az farkla yandan auta çıktı.

35. dakikada Onur Bulut’un pasıyla Ermenistan ceza sahası önünde topla buluşan Orkun Kökçü’nün sağ ayağıyla köşeye yaptığı vuruşta meşin yuvarlak köşeden ağlara gitti: 1-1.

64. dakikada Enes Ünal’ın hızlı kullandığı serbest vuruşta savunma arkasına sarkan ve kaleciyle karşı karşıya kalan Kerem Aktürkoğlu, plase bir vuruşla meşin yuvarlağı kalecinin solundan ağlara gönderdi: 1-2.

70. dakikada gelişen Ermenistan atağında Barseghyan’ın arka direğe gönderdiği topu Zelarayan’ın altıpasa çevirdiği topa Haroyan kafayı vurdu, meşin yuvarlak az farkla dışarıya çıktı.

73. dakikada Ermenistan’ın sol kanattan gelişen atağında Bayramyan’ın ceza sahasına yaptığı ortayı Barseghyan’ın kafayla indirdiği topa Briasco sert vurdu, kaleci Mert sağına yatarak meşin yuvarlağı iki hamlede kontrol etti.

Stat: Republican

Hakemler: Jose Maria Sanchez, Raul Cabanero, Inigo Prieto (İspanya)

Ermenistan: Beglaryan, Hovhannisyan, Voskanyan (Dk. 28 Mkrtchyan) (Dk. 54 Bayramyan), Haroyan, Arutiunian, Tiknizyan, Iwu, Spertsyan, Zelarayan (Dk. 75 Adamyan), Briasco (Dk. 76 Bichakhchyan), Berseghyan

Türkiye: Mert Günok, Ozan Kabak, Merih Demiral (Dk. 46 Salih Özcan), Çağlar Söyüncü, Onur Bulut, Orkun Kökçü (Dk. 74 İsmail Yüksek), Hakan Çalhanoğlu, Ferdi Kadıoğlu (Dk. 73 Eren Elmalı), Cengiz Ünder, Cenk Tosun (Dk. 46 Kerem Aktürkoğlu), Enes Ünal (Dk. 85 Umut Nayir)

Goller: Dk. 10 Ozan Kabak (Kendi kalesine) (Ermenistan), Dk. 35 Orkun Kökçü, Dk. 64 Kerem Aktürkoğlu (Türkiye)

Ermenistan’a karşı 3’te 3

Ay-Yıldızlılar, Ermenistan ile tarihinde oynadığı 3 maçı da galibiyetle kapattı. Milli Takımımız, 2010 Dünya Kupası Avrupa Elemelerinde 6 Eylül 2008’de Ermenistan’ın Hrazdan şehrinde oynanan maçı 2-0 kazanmıştı. 14 Ekim 2009’da Bursa Atatürk Stadı’nda oynanan maçı da 2-0 kazanan Millilerimiz, bu akşam Erivan’da da 2-1’lik skorla galibiyete ulaştı.

A Milli Futbol Takımı 613. maçına çıktı

A Milli Futbol Takımı, tarihindeki 613. müsabakasına Ermenistan karşısında çıktı. A Milli Futbol Takımı, 100 yıllık tarihinde 334’ü resmi, 279’u özel, toplam 613 maç oynayıp, biri hükmen olmak üzere 237 galibiyet, 145 beraberlik ve 231 yenilgi yaşadı. Milli takım, toplam 834 gol attı, kalesinde 876 gol gördü.

Paylaşın

Reuters: Yabancı Yatırımcılar Yeniden Türkiye Piyasasını Yokluyor

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça uluslarlarası medyada Türkiye ile ilgili haberlerini sürdürüyor. Son olarak Birleşik Krallık merkezli Reuters, yabancı yatırımcıların yeniden Türkiye piyasasını yokladığını öne sürdü.

Reuters, bazı yatırımcı ve bankacılara dayanarak BBVA ve BNP Paribas gibi büyük yabancı bankaların, müşterilerinin mevcut Türk hükümeti yetkilileri, muhalefetten isimler ve danışmanlarla tanışmaları için geziler ve görüşmeler düzenlediğini yazdı.

Reuters’a konuşan kaynaklar, yatırımcı ziyaretleri ve konferans görüşmelerinin son haftalarda arttığını ve Nisan ayına kadar devam edeceğini söyledi.

Reuters haber ajansı, bazı yatırımcı ve bankacılara dayanarak BBVA ve BNP Paribas gibi büyük yabancı bankaların, müşterilerinin mevcut Türk hükümeti yetkilileri, muhalefetten isimler ve danışmanlarla tanışmaları için geziler ve görüşmeler düzenlediğini yazdı

“Çok sayıda yabancı yatırımcı, Türkiye’deki seçimlerin ekonomi ve finans piyasalarında bir değişim yaratıp yaratmayacağını anlamak için yıllar sonra İstanbul ve Ankara’ya dönüyor.” Bu değerlendirme İngiliz haber ajansı Reuters’a ait.

14 Mayıs seçimleri yaklaşırken Türkiye ile ilgili haberlerini sürdüren Reuters, bazı yatırımcı ve bankacılara dayanarak BBVA ve BNP Paribas gibi büyük yabancı bankaların, müşterilerinin mevcut Türk hükümeti yetkilileri, muhalefetten isimler ve danışmanlarla tanışmaları için geziler ve görüşmeler düzenlediğini yazdı.

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yükselen enflasyon karşısında agresif faiz indirimlerini de içeren alışılmışın dışındaki politika yaklaşımı, ekonomiyi ve piyasaları büyük ölçüde devlet yönetimine bıraktı ve son beş yılda yabancı yatırımcıların kaçışını körükledi” diyen Reuters, ancak yirmi yıllık iktidarın ardından Erdoğan ve iktidar ittifakının, 14 Mayıs’taki seçim öncesi bazı anketlerde, muhalefetin gerisinde kaldığına dikkat çekti.

Reuters’a konuşan kaynaklar, yatırımcı ziyaretleri ve konferans görüşmelerinin son haftalarda arttığını ve Nisan ayına kadar devam edeceğini söyledi. Kaynaklar bu temasların, COVID-19 salgınının seyahatleri durdurmasından önceki dönem dahil geçmiş yıllara göre çok daha fazla ilgi topladığını belirtti.

Planlar hakkında bilgi sahibi olan bir kişi, İspanyol BBVA tarafından gelecek hafta düzenlenecek bir gezide, gelişmekte olan piyasalarda borçla ilgili varlıklarda yaklaşık 1,5 trilyon doları temsil eden müşterilerin bulunacağını söyledi.

Bu kişi, muhalefetin kazanması halinde “nispeten kısa bir süre içinde potansiyel olarak devasa bir faiz artışının geleceğini” de söyledi ve yatırımcıların “kimin kazanacağını, kilit pozisyonlara kimin geleceğini ve programın ne olacağını” anlamaya çalıştığını kaydetti.

TEB’in büyük hissedarlarından Fransız kredi kuruluşu BNP, toplantılara gelecek ay evsahipliği yapacağını doğruladı.

Garanti Bankası’nın çoğunluk sahibi BBVA, Reuters’ın duyurduğu planlarla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Reuters’a göre geziler sadece Türkiye’ye yapılmıyor. Türkiye’den başka ülkelere de ziyaretler var.

Hazine, Çevre ve Enerji bakanlıklarından yetkililer de son günlerde Avrupa’nın finans başkenti Londra’da, para piyasalarının yöneticileriyle depremler ve yeni “sürdürülebilir” tahviller hakkında konuştular.

Toplantılardan birine katılan Abrdn portföy yöneticisi Viktor Szabo, tahvil planlarının neredeyse tamamen şekillenmiş göründüğünü, hatta hükümetin seçim öncesinde bunları satmaya çalışabileceğini söyledi.

Analistler Türkiye’nin bu yıl 5 milyar dolar daha borçlanması gerektiğini söylüyor. Sürdürülebilir bir tahvil satışı yoluyla ciddi miktarda para elde etmek bir umut olsa da standart tarzda dolar cinsinden ek bir tahvil veya “sukuk” herhangi bir açığı kapatabilir.

İslami bankacılığın ürünü, varlığa dayalı borç senedi olan sukuk, “kira sertifikası” olarak da adlandırılıyor.

Türkiye’nin defalarca yaşadığı kur çalkantıları, birçok uluslararası fonun lira cinsinden devlet tahvillerini satmasına neden oldu. Hükümet verilerine göre, yabancıların bu piyasadaki payı beş yıl önce yüzde 25’in üzerindeyken şimdi yüzde 1’in altında.

Bazı analistler cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinde muhalefetin zaferinin, lirada keskin bir yükseliş getirmesini bekliyor. Bazılarına göre ise parasal sıkılaştırmanın ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği göz önüne alındığında daha fazla belirsizlik söz konusu olabilir.

Reuters’a konuşan analistler, 2021’in sonlarında yaşanan son kur çöküşünden bu yana kabul edilen 100’den fazla mali düzenlemenin ele alınması ihtiyacının ve Merkez Bankası, düzenleyici kurumlar ve bakanlıklarda beklenen personel revizyonunun, herhangi bir geçiş sürecini karmaşıklaştıracağını söylüyor.

Wall Street bankalarından Citi, bu ayın başlarında tahvil ve hisse senedi yatırımcıları için İstanbul’da iki gün süren toplantılar düzenlediğini açıklamıştı.

Citi, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, seçim sonucuna ilişkin “gergin” bir atmosfer olsa da “olumlu bir değişim için umutlu bir hava var” demişti.

Planlanan bir dizi toplantı hakkında bilgi sahibi olan ve Reuters’a konuşan bir başka kaynak da sadece Batılı değil, Körfez merkezli yatırımcıların da finansal varlıklardan ziyade, potansiyel doğrudan yabancı yatırımlar hakkında çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

Yakında Türkiye’yi ziyaret edecek olan Batılı bir yabancı yatırımcı da çalıştığı grubun mümkün olduğunca muhalefeti dinlemeyi ve aynı zamanda Merkez Bankası yetkilileriyle görüşmeyi planladığını söyledi.

Reuters’ın konuştuğu yatırımcı, “Türkiye’nin emsal piyasalar arasında halihazırda önemli ölçüde yetersiz konumunu yeniden gözden geçirmek için iyi bir fırsat olabilir. Bu yıl gelişmekte olan piyasalar arasında bir yıldız parlayacaksa, o da Türkiye olacaktır” dedi.

Merkez Bankası bu tür toplantılar hakkında, haber ajansına yorum yapmayı reddetti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, AB’ye İltica Başvurularında Dördüncü Sırada

Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ilk iltica başvurularında Suriye, Afganistan, Venezuela ve Türkiye vatandaşları başı çekti. En fazla iltica başvurusu 131 bin 970 kişiyle Suriye vatandaşları tarafından yapıldı.

2013 yılından bu yana iltica başvurularında ilk sırada yer alan Suriyeliler, 2022’de toplam başvuruların yüzde 15’ini oluşturdu. Dört yıldır ikinci sırada yer alan Afganistan’dan da 113 bin 495 kişi iltica başvurusunda bulundu. Afganlar, toplam başvuruların yüzde 13’ünü oluşturdu.

Venezuela 50 bin 50, Türkiye ise 49 bin 720 başvuruyla üçüncü ve dördüncü sırada yer aldı. Türkiye’den başvurular, AB ülkelerine toplam başvuruların yüzde 6’sını oluşturdu.

Avrupa İstatistik Dairesi Eurostat, geçen yıl AB dışı ülkelerden yapılan iltica başvurularına ilişin verileri açıkladı.

Açıklanan verilere göre geçen yıl iltica başvurusunda bulunan kişi sayısı 881 bin 200’e yükseldi. 2021 yılında bu sayı 537 bin 400 olarak kaydedilmişti. Böylece pandemi nedeniyle kapanma önlemlerinin uygulandığı 2020 yılı sonrasında artış eğilimi ikinci yılda da devam etmiş oldu.

Eurostat verilerine göre AB ülkelerine ilk iltica başvurularında başı Suriye, Afganistan, Venezuela ve Türkiye vatandaşları çekti.

En fazla iltica başvurusu 131 bin 970 kişiyle Suriye vatandaşları tarafından yapıldı. 2013 yılından bu yana iltica başvurularında ilk sırada yer alan Suriyeliler, 2022’de toplam başvuruların yüzde 15’ini oluşturdu. Dört yıldır ikinci sırada yer alan Afganistan’dan da 113 bin 495 kişi iltica başvurusunda bulundu. Afganlar, toplam başvuruların yüzde 13’ünü oluşturdu.

Türkiye’den 49 bin 720 başvuru

Venezuela 50 bin 50, Türkiye ise 49 bin 720 başvuruyla üçüncü ve dördüncü sırada yer aldı. Türkiye’den başvurular, AB ülkelerine toplam başvuruların yüzde 6’sını oluşturdu.

24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan savaş da AB ülkelerine başvurulardaki artışta etkili oldu. AB’ye üye ülkeler, geçen yıl Ukrayna’dan kaçan toplam 4 milyon 331 bin 200 kişiye geçici koruma statüsü tanıdı. Geçici koruma statüsü tanınanların toplam sayısı 31 Aralık 2022 itibarıyla 3 milyon 826 bin 600 olarak kaydedildi. Aradaki farkta başka ülkelere geçen ya da ülkesine geri dönenlerle statüsü değişenlerin rol oynadığı belirtildi.

AB ülkeleri arasında en fazla iltica başvurusu yapılan ülke yine Almanya oldu. 217 bin 735 başvuruyla AB ülkelerine yapılan başvuruların yüzde 25’i Alman makamlarına yöneltilmiş oldu. Almanya’yı yüzde 16’lık oranla Fransa ve yüzde 13’lük oranla İspanya izledi.

İltica başvurularının nüfusa oranı açısındansa AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti yine başı çekti. Güney Kıbrıs’ta 1 milyon nüfusa 23 bin 864 iltica başvurusu kaydedildi. Bu sayı Avusturya’da 11 bin 848 ve Lüksemburg’da 3 bin 711 oldu.

Nüfusa oran açısından en az iltica başvurusu yapılan ülke ise bir milyon kişi başına beş başvuruyla Macaristan oldu. Macaristan’ı 92 başvuruyla Slovakya ve 127 başvuruyla Çekya izledi. AB genelinde ise 1 milyon nüfusa iltica başvuru sayısı bin 973 oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Reuters: Kürtler, Seçimlerde Belirleyici Bir Role Sahip Olabilir

Reuters’ta yayınlanan bir analizde, “Uzun zamandır Türkiye siyasetinde geri plana itildiklerini hisseden Kürtler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 yılı aşkın iktidarını uzatıp uzatmayacağına karar verecek olan ve çekişmeli geçmesi beklenen seçimlerde belirleyici bir role sahip olabilir” ifadelerine yer verildi.

Analizin devamında, “Anketler, HDP’ye destek oranının yüzde 10’un üzerinde olduğunu gösterirken parti, Türkiye’ye kimin liderlik edeceğini ve Erdoğan’ın ekonomisinin devam edip etmeyeceğini de belirleyecek seçimlerde kilit rol oynayacak” denildi.

Türkiye’de 14 Mayıs’ta düzenlenmesi beklenen seçimler yaklaşırken, dünya basını da seçim sürecine yer vermeye devam ediyor. “Kürtler, Erdoğan’a karşı seçimlerde belirleyici rol oynuyor” başlıklı Reuters analizinde, depremlerin ardından iktidarın ‘zorlu bir seçim sınavıyla karşı karşıya olduğu’ belirtildi.

“Uzun zamandır Türkiye siyasetinde geri plana itildiklerini hisseden Kürtler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yılı aşkın iktidarını uzatıp uzatmayacağına karar verecek olan ve çekişmeli geçmesi beklenen seçimlerde belirleyici bir role sahip olabilir” denilen analizde, şöyle devam edildi: “Anketler, HDP’ye destek oranının yüzde 10’un üzerinde olduğunu gösterirken parti, Türkiye’ye kimin liderlik edeceğini ve Erdoğan’ın ekonomisinin devam edip etmeyeceğini de belirleyecek seçimlerde kilit rol oynayacak.”

Erdoğan’ın ‘milliyetçi bir çizgi’ benimsemesiyle Kürtlerin desteğinin azaldığını yazan Reuters’ta, şu ifadeler kullanıldı: “Erdoğan uzun yıllar boyunca Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Kürtlere kur yaptı ve Kürtlerin haklarını artırmayı, ekonomik ilerlemeyi ve Kürt militanlarla çatışmayı sona erdirme girişimiyle, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı güneydoğuda destek kazandı. Ancak Erdoğan hükümeti, güçlü bir milliyetçi çizgi benimsedikçe Kürt desteği giderek azaldı.”

“Erdoğan özgürlükleri, demokrasiyi, insan haklarını ve Kürt sorununu elinin tersiyle itti”

Reuters’a konuşan HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer ise, Erdoğan’ın geçmiş yıllarda Kürtlerin desteğini ararken yaptığı açıklamaları hatırlatacak şekilde Kemal Kılıçdaroğlu’nun da ‘Kürt sorunu’nu kabul ettiğini dile getirdi. Taşçıer, “Ancak Erdoğan özgürlükleri, demokrasiyi, insan haklarını ve Kürt sorununu elinin tersiyle itti” dedi.

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun da, şu ifadeleri kullandı: “Hem Kürt hem de muhafazakar seçmenlerle köprü kurma çabaları göz önünde bulundurulduğunda, HDP seçmenlerinin Kılıçdaroğlu’na oy vermekte zorlanacaklarını sanmıyorum.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

A Milli Futbol Takımı, Avrupa’nın En Genç Milli Takımı Unvanına Sahip Oldu

UEFA’ya (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) bağlı 55 ülke arasında Türkiye A Milli Futbol Takımı 25,07 yaş ortalaması ile Avrupa’nın en genç milli takım unvanına sahip oldu.

29,40 yaş ortalamasına sahip olan Belçika ise Avrupa’nın en yaşlı milli takımı oldu. Dünya genelinde ise 22,82 yaş ortalamasıyla Bahamalar en genç, 29,76 ortalamayla Kuveyt 126 takım arasındaki en yaşlı ekip oldu.

Uluslararası Spor Araştırmaları Merkezi (CIES), milli arada ülke takımlarının son 13 aydaki yaş istatistiğini belirledi.

Independent Türkçe’den Mehmet Altunkılıç’ın aktardığına göre, CIES, dünya çapındaki 126 ülke federasyonunu incelediği raporda ülke milli takımların 15 Şubat 2022 ile 15 Mart 2023 tarihleri arasında oynayan oyuncuların yaşlarıyla kategorilendirme yapıldı.

UEFA’ya bağlı 55 ülke arasında Türkiye en genç milli takım unvanına sahip olurken Belçika en yaşlı olarak kayda geçti.

Küresel çapta ise 22,82 yaş ortalamasıyla Bahamalar en genç, 29,76 ortalamayla Kuveyt 126 takım arasındaki en yaşlı ekip oldu.

Avrupa’nın en genci Türkiye

Son yıllarda kulüplere yansıyan gençleştirme operasyonlarına milli takımlar da katıldı.

Türkiye, Lucescu döneminde başlayan gençleştirme adımlarını Şenol Güneş ve Stefan Kuntz döneminde de sürdürüyor.

A Milli Futbol Takımı, 15 Şubat 2022-15 Mart 2023 tarihleri arasındaki kadro tercihlerinde 25,07 yaş ortalaması yakalayarak UEFA üyesi 55 federasyon arasındaki en genç takım unvanını elde etti.

Öte yandan tüm federasyonların olduğu 126 takım arasında ise 9. en genç takım olarak kayda geçti.

Milli takımın yüzde 8,2’si 21 yaş altı, yüzde 60,6’ı 22-25 yaş aralığındaki oyunculardan kuruldu.

Ay-yıldızlıların yüzde 24,8’i 26-29 yaş aralığında tercih edilirken 30 ve üzerindeki yaş oranı yüzde 6,4’te kaldı.

Türkiye’yi bu alanda 25,22 yaş ortalamasıyla İzlanda takip etti.

Kürsünün üçüncü basamağında ise 25,53 yaş ortalaması bulunan Bulgaristan yer aldı.

Avrupa’nın en yaşlı milli takımına sahip ülkesi ise Belçika.

29,40 yaş ortalamasına sahip olan Belçika Milli Takımı’nın yüzde 48,6’sı 30 yaş üzerinden, yüzde 33,8’lik kısmı ise 26-29 yaş aralığından tercih edildi.

Türkiye, 9 Ocak 2023’te güncellenen FIFA dünya sıralamasında 44., Belçika ise 4. sırada bulunuyor.

Futbolun devlerinden ilk 10’a sadece İngiltere girdi

Avrupa’nın futbol alanındaki en önemli ülkeleri genç milli takımlar konusunda geride kaldı.

5 büyük futbol ülkesinden İngiltere 26,33 ortalamayla 8., İtalya 26,48’le 12., İspanya 26,57 ile 15., Fransa ise 26,93 ile 19. en genç takım unvanına sahip.

Takımın yüzde 23,2 oranı 30 yaş ve üzerinden oluşan Almanya ise 34. basamakta bulunuyor.

FIFA ülkeler sıralamasında Fransa 3., İngiltere 5., İtalya 8., İspanya 10. ve Almanya 14. sırada konumlandı.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Avrupa Birliği Nasıl Görüyor?

Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi konularda da uzun yıllardır Ankara ile görüş ayrılığı bulunan Brüksel, 14 Mayıs tarihini “Avrupa Birliği – Türkiye ilişkilerini sıfırlamak için bir fırsat” olarak görüyor.

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yapılan yardımlar ve dayanışma mesajları ile yeniden ısınan Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri son yıllarda düşünce özgürlüğü, Kıbrıs ve insan hakları ihlalleri̇ gibi birçok alanda yaşanan sorunlardan ötürü çıkmazda.

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri sonrasını “AB-Türkiye ilişkilerini sıfırlamak için bir fırsat” olarak gören Brüksel, seçimleri yakından takip edecek.

Geçen yıl Avrupa Birliği’nin Rusya yaptırımlarına katılmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik sürecini de uzun süredir engelliyor.

Ankara ile Brüksel arasında Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi konularda da uzun yıllardır görüş ayrılığı bulunuyor.

Millet İttifakı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara gelmeleri halinde AB ile ilişkilerde farklı bir yol izleyecekleri mesajını veriyor.

Daha önceki açıklamalarında Avrupa Birliği’ne tam üyeliği hedeflediklerini belirten Kılıçdaroğlu, ocak ayında Türkiye’de görevli AB büyükelçileri ile bir araya gelerek AB üyelik sürecine verdikleri önemi anlattı.

Euronews Türkçe’den Aylin Elçi’ye konuşan European Policy Centre düşünce kuruluşunda siyasi analist Amanda Paul, Türkiye’de muhalefetin “çok farklı bir gündemi olduğunu” söylüyor.

Muhalefetin AB ve ABD ile ilişkileri yeniden düzenlemeye öncelik verdiğini söyleyen Paul, “Siyasi tutuklularla ilgili iktidar tarafından alınan kararları iptal edecekler, yani daha demokratik bir yaklaşımları olacak.” görüşünü dile getiriyor.

Avrupa Birliği ‘endişeli’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 Mart 2016’da imzaladığı AB-Türkiye mutabakatına göre, Avrupa’daki düzensiz göçmenler ve sığınmacılar Türkiye’ye geri gönderiliyor.

Bu anlaşma dolayısıyla Türkiye, AB’ye girmeye çalışan yaklaşık 4 milyon Suriyeliyi kontrol ediyor.

Ancak Kılıçdaroğlu, Suriyeli mültecileri en geç 2 yıl içinde kendi ülkelerine gönderme vaadinde bulunuyor.

Amanda Paul, mültecilerin Suriye’deki insan hakları koşullarından dolayı geri yollanmasının ”pek olası olmadığını” söylerken euronews Türkçe’ye konuşan üst düzey bir AB diplomatı “yasa dışı göçü idare etmek için Türkiye’ye ihtiyacımız var” dedi.

AB, Kılıçdaroğlu’nun mülteci konusundaki çıkışlarını toplumun desteğini almak amacıyla yaptığını düşünse de, ülkelerine dönmek istemeyen mültecilerin batıya doğru akın etme olasılığı AB’yi tedirgin ediyor.

Bu durum Türkiye’de özellikle muhalefet kesiminde “AB’nin Erdoğan’ın iktidarının devamından yana olduğu” algısını besliyor. Bu söylem zaman zaman muhaliflerce de dile getiriliyor.

Seçimle ilgili hiçbir zaman spekülasyonda bulunmadıklarını söyleyen AB diplomatı, Brüksel’in Erdoğan’ın iktidarını desteklediği söylemlerini “saçmalık” olarak niteledi.

Adının gizli kalmasını isteyen diplomat “Avrupa’da herkes Erdoğan’ın gitmesini sabırsızlıkla bekliyor” ifadelerini kullandı. Söz konusu yetkili ayrıca AB-Türkiye ilişkilerinin ve Rusya-Ukrayna tahıl anlaşması gibi gelişmelerin “Erdoğan sayesinde değil”, “ona rağmen başarılı olduğunu” ileri sürdü.

“Türk diplomasisi oldukça kabiliyetli” diyen yetkili, “Putin’in sadece kendisi ve Erdoğan gibi otokratlarla konuşmayı kabul ettiğini”de sözlerine ekledi.

Amanda Paul ise ”Erdoğan kazanırsa, son birkaç yıldır yaşananların devamını göreceğiz ve belki de şu anda olduğundan daha da zor bir ortak olacak, çünkü kendini daha güçlü hissedecek” diyor.

AB’nin, Erdoğan’ın kazanması halinde gerçekleri kabul etmesi gerektiğini de belirten Paul, Brüksel’in çıkarları olan ortaklarla işbirliği yapmak zorunda olduğunu söylüyor:

”İktidara kim gelirse gelsin, AB Türkiye ile çalışmak için daha fazla inisiyatif almalı. Bu seçimler AB-Türkiye ilişkilerinin sıfırlanması için kaçırılmaması gereken bir fırsat”

Paylaşın

ABD’den Türkiye ve İran’daki Dört Kurum Ve Üç Kişiye Yaptırım

İran’ın drone ve silah programlarını hedef alan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), programların geliştirilmesini desteklemekle suçladığı İran ve Türkiye’deki dört kurum ve üç kişiye yaptırım kararı alındı.

ABD bu ay, bir İran şirketine havacılık ekipmanı tedarik ettiği gerekçesiyle Çin merkezli bir firmaya da yaptırım uygulamıştı. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın İHA sanayisini hedef almıştı.

ABD Hazine Bakanlığı, söz konusu tedarik ağının İran Savunma ve Silahlı Kuvvetleri yararına faaliyet gösterdiğini belirtti.

Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarattan Sorumlu Müsteşarı Brian Nelson, “İran’ın belgelerle kanıtlanmış İHA ve konvansiyonel silahlarını vekillerine yaymasının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiğini” söyledi. Nelson, ABD’nin İran’ın askeri sanayi kompleksini destekleyen yabancı tedarik ağlarını ifşa etmeye devam edeceğini kaydetti.

Hakkında yaptırım kararı alınanlar arasında, İran merkezli Savunma Teknoloji ve Bilim Araştırma Merkezi, bu merkezde ticari yönetici ve satın alma temsilcisi olarak faaliyet gösterdiği belirtilen Amanallah Payidar ve onun kurduğu Farazan Industrial Engineering bulunuyor.

Murat Bukey de yaptırım listesinde

ABD’nin yaptırımlarına maruz kalacak olanlar arasında bir diğer isimse Türk vatandaşı Murat Bukey. Bukey, Payidar’a kimyasal ve biyolojik tanıma sistemlerinin de aralarında olduğu çeşitli ekipmanı temin etmekle suçlanıyor.

Hazine Bakanlığı, Bukey’in ayrıca İHA’larda ve karadan havaya füze sistemlerinde kullanmaya uygun Avrupa menşeli motorları Payidar ve şirketine temin etme girişiminde bulunduğunu, bunun yanı sıra 1 milyon doları aşkın değerdeki 100’den fazla Avrupa menşeli İHA motorunu ve bunlarla ilintili teçhizatı da İran’a ürün gönderdiğinden şüphelenilen şirketlere sattığını belirtti.

İspanya Yüksek Mahkemesi, Amerikan savcıların talebi üzerine Barselona Havalimanı’nda gözaltına alınan Bukey’in geçen yıl Nisan ayında ABD’ye iadesine karar vermişti. Mahkeme, Bukey’in 2021 ve 2013 yıllarında ABD’den balistik füze ve biyolojik tanıma sistemlerinde kullanılabilecek yakıt hücrelerini ithal ederek İran’a sattığından şüphelenildiğini açıklamıştı.

ABD Hazine Bakanlığı’nın açıklamasında, Bukey’in İran’la bağlantılı faaliyetlerini yürütmek için 2018 yılında ortağını Ozene Havacılık ve Savunma Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’ni kurması için yönledirdiği, kendisinin de bu şirketin hissedarı olduğu kaydedildi.

Söz konusu yaptırımlar, İran’ın İHA sanayisini hedef alan Washington’ın son adımı. ABD bu ay, bir İran şirketine havacılık ekipmanı tedarik ettiği gerekçesiyle Çin merkezli bir firmaya da yaptırım uygulamıştı.

Paylaşın

OECD Duyurdu: Türkiye, Gıda Enflasyonunda İkinci Ülke

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan her veri ekonomiye dair açıklamaları yalanlıyor. Türkiye, gıda enflasyonunda OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleri arasında ikinci sırada. 

OECD Türkiye’nin enflasyonun 2023’te yüzde 44,6 olacağını, 2024’te yüzde 41,4’e gerilemesini öngörüyor. GSYH’nin ise 2023’te yüzde 2,8 büyüme göstermesini, 2024’te de yüzde 3,8 oranında büyümesini hedefliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2023 yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 22,3.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) 7 Mart’ta yayımladığı verilere göre Türkiye, 37 üye ülke arasında enflasyonu en yüksek ikinci ülke konumunda. Türkiye aynı zamanda gıda enflasyonunda da Arjantin’in ardından en yüksek değere sahip ülke.

OECD ülkelerinde tüketici enflasyonu (TÜFE) Ocak’ta yıllık bazda yüzde 9,2 olarak ölçüldü. G20 ülkelerinde yıllık enflasyon yüzde 8,4, Euro bölgesinde ise yüzde 8,7.

OECD ülkeleri arasında en düşük enflasyon yüzde 3,3 ile İsviçre’de. TÜFE’nin yüzde 4,3 olduğu Japonya ve yüzde 5,2 ile Güney Kore en düşük enflasyona sahip diğer ülkeler.

En yüksek enflasyon ise yüzde 98 ile Arjantin’de. İkinci sıradaki Türkiye’nin enflasyonu 57,7. Türkiye’yi yüzde 25,7 enflasyon ile Macaristan ve yüzde 21,5 ile Letonya izliyor.

Enerji enflasyonu

Enerji enflasyonu Haziran 2022’de görülen zirvenin ardından OECD ülkelerinde bir önceki aya göre yavaşlayarak da olsa düşmeye devam etti.

Aralık 2022’deki yüzde 18,2’in ardından Ocak 2023’te yüzde 16,4’ü gördü ve Mart 2021’den bu yana en düşük seviyeye ulaştı.

Enerji enflasyonundaki düşüş kısmen Hollanda’daki (enerjiye tavan fiyat getirilmesi) ve İtalya’daki (enerji fiyatlarının düşürülmesi) politika değişikliğinden kaynaklandı.

Belçika, Danimarka, İtalya ve Türkiye’deki enerji fiyatlarındaki yavaşlama, büyük ölçüde baz etkisi olarak kayıtlara geçti.

Gıda enflasyonu

OECD ülkelerinin gıda enflasyonu yüzde 15,2. Aralık 2022’deki yüzde 15,6’ydı. Ocak’ta Avrupa’da enerji enflasyonu düşmeye devam ederken, gıda enflasyonu bir miktar arttı.

Gıda ve enerji enflasyonu, Fransa, İtalya ve Japonya’da manşet enflasyona ana katkıyı sürdürürken, gıda ve enerji hariç enflasyon, Kanada ve ABD’de ana itici güç oldu.

Almanya ve Birleşik Krallık’ta, her iki bileşen de manşet enflasyona neredeyse eşit katkıda bulundu.

Paylaşın