Kahramanmaraş Depremleri; Her Dört Kişiden Birinin Oy Tercihi Değişti

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası her dört seçmenden birinin oy tercihi değişti.

Kahramanmaraş merkezli depremlerin; sosyal, demografik, ekonomik ve siyasi etkilerine odaklanan Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi, 10-15 Mart 2023 tarihleri arasında 10 ilde araştırma yaptı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre, İstanbul, Diyarbakır, Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Samsun, Kayseri, Erzurum ve Trabzon’da bin 446 kişi ile yüz yüze yapılan araştırmanın sonucunda hazırlanan “Depremin Etkileri ve Siyasi Eğilimler Raporu”nda Maraş depremlerinin politik etkilerinin 14 Mayıs’taki seçimlerin sonuçlarına etki etme potansiyeli taşıdığı ifade edildi. Rapora göre depremden sonra her dört kişiden birinin oy tercihi değişti.

Yaşanan deprem ve afet süreci başta olmak üzere ülke gündemindeki son gelişmelerin oy verme tercihlerinde bir değişiklik yaratıp yaratmadığı sorusuna, katılımcıların 4’te 1’ine yakını, “evet, değişiklik yarattı” yanıtını verdi. Oy verme tercihi değişenlerin yüksek oranda genç ve düşük gelir grubunda olduğu gözlendi.

Deprem sonrası oy tercihleri

Katılımcılar ‘bu pazar seçim olması durumunda hangi partiye oy verecekleri’ yönündeki soruya yüzde 30.9 oranında AK Parti, yüzde 21.8 oranında CHP, yüzde 9.3 oranında HDP, yüzde 7.3 oranında İYİ Parti, yüzde 6.6 oranında MHP, yüzde 2.2 oranında Memleket Partisi, yüzde 1.1 oranında TİP yanıtını verdi. Bu oranlara kararsızlar ve oy kullanmayacağım diyenler dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan tablo ise şöyle oldu:

AK Parti: Yüzde 37.6

CHP: Yüzde 26.5

HDP: Yüzde 11.3

İYİ Parti: Yüzde 8.8

MHP: Yüzde 8

Memleket Partisi: Yüzde 2.7

TİP: Yüzde 1.4

Bu tercihlerin ittifaklar bazında yansımasını da araştıran Spectrum House, bu pazar seçim olması durumunda kararsızlar dağıtılmadan Cumhur İttifakı’nın yüzde 38.1, Millet İttifakı’nın yüzde 30.5, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ise yüzde 10.4 oranında oy aldığı sonucuna ulaştı. İttifakların kararsızlar dağıtıldıktan sonraki oy oranlarıysa şöyle sıralandı:

Cumhur İttifakı: Yüzde 46.3,

Millet İttifakı: Yüzde 37

Emek ve Özgürlük İttifakı: Yüzde 12.7

Spectrum House, katılımcılara depremden sonra oy verme tercihinin hangi yönde değiştiğine ilişkin sorular da yöneltti. Buna göre 2018’de AK Parti’ye oy vermiş seçmenin yüzde 75.7’si bu pazar seçim olsa yine AK Parti’yi tercih edeceğini söylerken, yüzde 6.8’i CHP’yi tercih edeceğini, yüzde 10.4’ü ise kararsız olduğunu belirtti.

2018’de CHP’ye oy vermiş seçmenin yüzde 79.9’u tekrar CHP’ye oy vereceğini söylerken yüzde 4.2’si AK Parti’yi, yüzde 4.6’sı Memleket Partisi’ni tercih edeceğini ifade etti. 2018’de HDP’ye oy vermiş seçmenlerin yüzde 78.6’sı tekrar HDP’yi, yüzde 10.3’ü ise CHP’yi tercih edeceğini belirtti.

2018’de MHP’ye oy vermiş seçmenlerin yüzde 63’ü tekrar MHP yönünde oy kullanacağını söylerken yüzde 11.6’sı kararsız olduğunu ifade etti.

2018’de İYİ Parti’ye oy veren seçmenlerin yüzde 67.5’i tekrar İYİ Parti’yi tercih edeceğini kaydederken yüzde 9.5’i bu seçimlerde CHP’yi, yüzde 4.8’i ise Memleket Partisi’ni tercih edeceğini belirtti.

Tüm bu sonuçların değerlendirildiği Spectrum House raporunda kendisini “kararsız” olarak tanımlayan ve oy kullanmayacağını beyan eden “gri alandaki” seçmenin oranının yüzde 17,8 olduğu belirtilirken, Cumhur ile Millet İttifakları arasındaki matematiği bu grubun çözeceği ifade edildi.

Muharrem İnce kilit pozisyonda

Cumhurbaşkanı adayı tercihleri de sorulan araştırmada, katılımcıların yüzde 37,7’si Recep Tayyip Erdoğan’ı, yüzde 31,1’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu, yüzde 7,9’u HDP’nin adayını, yüzde 7’si de Muharrem İnce’yi destekleyeceklerini söyledi, yüzde 15,8’i de gri alanda (kararsız, oy vermek istemeyen, cevap vermek istemeyen) kaldı. ‘Erdoğan karşıtı’ blokun yüzde 55 bandında olduğu kaydedilen raporda, Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunda gri alandaki seçmenin belirleyici olduğu, HDP’nin aday çıkarmama kararının Kılıçdaroğlu’nu avantajlı konuma getirdiği belirtilirken Muharrem İnce’nin, seçim sonuçlarının iktidar ya da muhalefet lehine sonuçlanmasında kilit pozisyona geçtiği değerlendirmesi yapıldı.

Kararsızlar dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçsa şöyle oldu:

Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 44.7

Kemal Kılıçdaroğlu: Yüzde 36.9

HDP adayı: Yüzde 9.4

Muharrem İnce: Yüzde 8.2

Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimleriyle önümüzdeki seçimler arasındaki oy geçişkenliğinin de değerlendirildiği araştırmada 2018’de Recep Tayyip Erdoğan’a oy veren seçmenlerin yüzde 77.70’inin bugün yine Recep Tayyip Erdoğan’a, yüzde 8.30’unun Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vereceği, yüzde 7’sinin ise kararsız olduğu sonucuna ulaşıldı. 2018’de Muharrem İnce’ye oy veren seçmenin ise yüzde 73.30’unun bugün seçim olduğunda Kemal Kılıçdaroğlu’na, yüzde 15.20’sinin ise tekrar Muharrem İnce’ye oy vereceği tespit edildi. 2018’de Selahattin Demirtaş’a oy veren seçmenin yüzde 66’sı HDP adayını destekleyeceğini söylerken, yüzde 18.70’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini ifade etti.

İYİ Parti’nin Millet İttifakı’na itirazı ve daha sonra tekrar ittifaka dahil olmasına ilişkin sorular da yöneltilen araştırmada, katılımcıların yüzde 60’ı İYİ Parti’nin bu çıkışının yanlış olduğunu, yüzde 18’i doğru olduğunu, yüzde 22’si kararsız olduğunu söyledi. Bu soruya İYİ partili katılımcıların verdiği yanıtlara bakıldığında onaylamama oranı yüzde 52.40 olarak ölçüldü.

Depremler sonrası hükümet başarısız bulundu

Katılımcıların yüzde 52.5’i hükümetin deprem başta olmak üzere doğal afet yönetim hazırlığını yetersiz bulduğunu belirtirken, yüzde 52,6’sı hükümetin depremin ardından ilk 48 saat içinde yapılan çalışmalarını başarısız bulduğunu ifade etti. “Hükümetin depremin ardından ilk 48 saat içinde yaptığı çalışmaları başarılı buluyor musunuz” sorusuna daha önce Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermiş katılımcıların yüzde 67.20’si başarılı bulduğunu söyleyerek cevap verdi. İlk defa oy kullanacak seçmenin yüzde 83.30’u, bu soruyu “başarısız bulduğunu” söyleyerek yanıtladı.

Araştırmada deprem sırasında ve sonrasında yapılan çalışmalar ve açıklamalara ilişkin sorular da yöneltildi. Buna göre katılımcıların 3’te 2’sinin deprem sonrası açıklanan ölü ve yaralı sayılarını güvenilir bulmadığını söyledi. Deprem verilerine güvensizliğin en yüksek olduğu seçmen grubunun da incelendiği araştırmaya göre AK Parti seçmeninin yüzde 50’sinin depremde açıklanan verileri güvenilir bulmadığı sonucuna ulaşıldı.

Araştırma grubunda yer alan katılımcıların yüzde 53.7’si deprem sonrasında üniversitelerde yüz yüze eğitime ara verilmesinin, yüzde 52’si Twitter’a erişimin sınırlandırılmasının doğru olmadığını söyledi. Depremden sonra daha etkin bir dayanışma ve yardımlaşma mekanizmasının kurulması konusunda katılımcıların yüzde 76,6’sı yerel yönetimlerin önemine işaret etti.

Yıkımdan hükümet ve müteahhitler sorumlu

Deprem sonrası ortaya çıkan yıkımdan kimi sorumlu tuttuğu sorusuna katılımcıların yüzde 32’si hükümeti, yüzde 30’u müteahhitleri, yüzde 29,9’u belediyeleri diyerek yanıt verirken yüzde 7.50’si ise ‘doğal afet olmasından kaynaklı’ dedi.

Spectrum House’un raporunda, “Türkiye’de müteahhitlerin siyaset ve bürokrasi ile ilişkileri göz önüne alındığında, katılımcıların yaklaşık 3’te ikisinin yıkımdan en çok hükümet ve müteahhitleri sorumlu tutması, depremi doğal bir afetten ziyade bir yönetim konusu olarak gördüklerini ortaya koymaktadır” tespiti yapıldı.

Paylaşın

A Milli Futbol Takımı, Hırvatistan’a Direnemedi: 2 – 0

A Milli Futbol Takımı, UEFA 2024 Avrupa Şampiyonası (EURO 2024) Elemeleri D Grubu ikinci maçında Bursa Büyükşehir Belediye Stadyumu’nda karşılaştığı Hırvatistan’a 2-0 mağlup oldu.

Haber Merkezi / Hırvatistan’a galibiyeti getiren golleri 20. ve 45+4. dakikalarda Mateo Kovačić kaydetti.

Bu sonucun ardından 4 puana yükselen Hırvatistan liderlik koltuğuna oturdu. A Milli Futbol Takımı ise gruptaki ilk yenilgisini alarak 3 puanla 3. sıraya geriledi.

D Grubu’nda oynanan günün diğer maçında ise Galler, Letonya’yı 1-0 mağlup etti.

Karşılaşmadan dakikalar

5. dakikada Salih Özcan’ın pasıyla Hırvatistan ceza sahasında topla buluşan Cengiz Ünder’in sağ çaprazdan uzak köşeye yaptığı plase vuruşu kaleci Livakovic, sağına uzanıp çeldi. Boşta kalan meşin yuvarlağı savunma uzaklaştırdı.

10. dakikada Enes Ünal’ın baskısıyla Sutalo’dan kaptığı top Kerem Aktüroğlu’nun önüne kaldı. Kerem’in Hırvat ceza sahasının önünden köşeye gönderdiği şutu, kaleci Livakovic soluna uzanıp kornere çeldi.

20. dakikada Stanisic sağ kanattan ceza sahasına girdi ve pasını Pasalic’e attı. Pasalic ile Perisic’in paslaşması sonucunda savunmaya da çarpan top Kovacic’in önünde kaldı. Bu oyuncunun plase şutunda meşin yuvarlak ağlara gitti: 0-1.

45+4. dakikada İsmail’in orta sahada kaptırdığı topu Modric, sol kanattan bindiren Pasalic’in önüne attı. Pasalic’in ceza sahasında sol çaprazdan şutunda meşin yuvarlak Mert’ten döndü. Boşta kalan topu Kovacic ağlara gönderdi: 0-2.

58. dakikada Modric’in sağ kanattan altıpas içine yerden sert gönderdiği topa Pasalic ayak koydu. Kaleci Mert iyi bir refleksle meşin yuvarlağı kornere çeldi.

77. dakikada sol kanatta topla buluşan Perisic, ceza yayı önündeki Kramaric’e pasını gönderdi. Kramaric’in ayak içiyle çektiği sert şutta meşin yuvarlak yandan auta çıktı.

90+3. dakikada sağ kanatta Arda Güler’den aldığı pasla ceza sahasına giren Cenk Tosun, yakın mesafeden sağ çaprazdan çok sert vurdu, meşin yuvarlak kaleci Livakovic’in kurtarışıyla yükseklik kazandı. Havalanan topa Umut Nayir kafayı vurdu, meşin yuvarlak üst ağlarda kaldı.

Stat: Bursa Büyükşehir Belediye

Hakemler: Andreas Ekberg, Fredrik Klyver, Niklas Nyberg (İsveç)

Türkiye: Mert Günok, Zeki Çelik, Çağlar Söyüncü, Merih Demiral, Ferdi Kadıoğlu, Orkun Kökçü (Dk. 67 Arda Güler), Salih Özcan, Hakan Çalhanoğlu (Dk. 38 İsmail Yüksek), Cengiz Ünder (Dk. 81 Cenk Tosun), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 67 Barış Alper Yılmaz), Enes Ünal (Dk. 81 Umut Nayir)

Hırvatistan: Livakovic, Stanisic, Sutalo, Gvardiol, Barisic, Brozovic, Kovacic, Modric (Dk. 84 Majer), Pasalic (Dk. 65 Juranovic), Perisic (Dk. 90+2 Ivanusec), Kramaric (Dk. 84 Musa)

Goller: Dk. 20 ve Dk. 45+4 Kovacic (Hırvatistan)

Paylaşın

Türkiye, Demokrasi Zirvesi’ne Neden Davet Edilmedi? Beyaz Saray’dan Açıklama

NATO üyeleri Türkiye ve Macaristan’ın Demokrasi Zirvesi’ne neden davet edilmediği ile ilgili soruyu yanıtlayan Beyaz Saray sözcülerinden John Kirby, davetli listesi ile ilgili kararların, ülkelerin demokratik kurumları, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve medya özgürlüğünü destekleme iradesine göre alındığını söyledi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, günlük basın toplantısında resmen yarın başlayacak olan Demokrasi Zirvesi ile ilgili bilgi verdi.

John Kirby, ‘’Zirve ABD ve NATO’nun, özellikle Ukrayna konusunda birlik olunmasını istediği bir döneme denk geliyor. Acaba bu iki müttefikin davet edilmemesinin bir nedeni var mı ve NATO birliğinin önemi göz önünde bulundurulduğunda olası tepkileri konusunda bir endişe mevcut mu?’’ sorusunu yanıtladı.

VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in aktardığına göre Kirby, iki NATO müttefikiyle ilişkileri ilerletme ve güçlendirme konusunda son derece kararlı olduklarını, ortak kaygı ve menfaatleri ilgilendiren pek çok farklı konuda birlikte çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

Ancak aynı zamanda demokratik kurumları, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve medya özgürlüğünü desteklemeye kararlı olduklarını vurgulayan Kirby, ‘’Ülkelerin zirve listesine eklenip eklenmemesine ilişkin kararlar tüm bunlar göz önünde bulundurularak alındı. 2023’te yeni davet edilen ülkeler, zirvenin temalarını destekleme konusunda açık bir siyasi irade sergilemektedir’’ dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Demokrasi ve İnsan Hakları Direktörü Robert Berschinski, geçen haftaki zirve brifinginde, “Türkiye, ABD’nin önemli bir NATO müttefiki ve son derece önemli bir ortağı olmaya devam ediyor. Ancak Türkiye’nin ikinci Demokrasi Zirvesi’ne davet edilmediğini sizin için teyit edebilirim’’ ifadelerini kullanılmıştı.

Türkiye gibi 2021’deki zirveye davet edilmeyen Macaristan da Başbakan Viktor Orban yönetiminde demokratik gerilemelerin yanısıra Rusya ile olan yakın ilişkileri nedeniyle, Avrupa Birliği ve NATO’dan uzaklaşmış durumda.

Bazı yorumculara göre Batı’nın Rusya’ya karşı stratejisini desteklemek için iki ülkeye de ihtiyaç duyan Washington’un buna rağmen davette bulunmaması, Türkiye ve Macaristan’daki demokratik gerilemenin derecesine ilişkin artan endişeyi yansıtıyor.

Paylaşın

Moskova’da Dörtlü Suriye Zirvesi Nisan’da

Türkiye, Rusya, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcıları Nisan ayında Moskova’da biraraya gelecekleri bildirildi. Dört ülkenin dışişleri bakan yardımcılarının bu ay yapılması planlanan toplantısı ise ertelenmişti.

Rusya, Aralık ayında Suriyeli ve Türk savunma bakanlarının biraraya geldiği bir toplantıya evsahipliği yapmıştı. O tarihten bu yana üçlü görüşmeler, Esat’ın müttefiki ve yakınlaşmayı açıkça destekleyen İran’ı da kapsayacak şekilde genişletilmişti.

Suriye, Türkiye, İran ve Rusya dışişleri bakan yardımcılarının, Suriye savaşı sırasında yıllarca süren düşmanlıkların ardından Ankara ve Şam arasındaki temasları geliştirmek için Nisan ayında Moskova’da biraraya gelecekleri bildirildi. Reuters haber ajansı iddiasını Türk ve İranlı yetkililere dayandırdı.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ın müttefiki Rusya’nın teşvikiyle, 12 yıldır süren çatışmanın karşı taraflarında yer alan Suriye ve Türkiye’den yetkililer, ilişkileri normalleştirme amacıyla geçen yıl toplantılar düzenlemişti.

Ancak Esat bu ay, işgalci güçler olarak nitelediği Türk ordusu Suriye’nin kuzeyinden çekilene kadar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeyi reddetti.

Reuters’a bilgi veren üst düzey bir Türk yetkili, Suriye’deki durumun 3-4 Nisan’da Moskova’da yapılacak görüşmede ele alınacağını söyledi.

Yetkili, “Bu toplantının, normalleşme sürecinde başlayan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin bir devamı olması bekleniyor. Ancak bakanlar düzeyinde bir katılım olmayacağı ve toplantı teknik düzeyde yapılacağı için önemli kararlar alınması beklenmiyor” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili de toplantının Nisan ayının ilk haftasında Moskova’da yapılacağını doğruladı.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan Suriyeli bir kaynak da, dışişleri bakan yardımcıları arasında yakında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak tarih belirtmedi.

Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, toplantı haberleriyle ilgili henüz yorum yapmadı.

Rusya, Aralık ayında Suriyeli ve Türk savunma bakanlarının biraraya geldiği bir toplantıya evsahipliği yapmıştı. O tarihten bu yana üçlü görüşmeler, Esat’ın müttefiki ve yakınlaşmayı açıkça destekleyen İran’ı da kapsayacak şekilde genişletilmişti.

Dört ülkenin dışişleri bakan yardımcılarının bu ay yapılması planlanan toplantısı ise ertelenmişti.

Rus devlet haber ajansı RIA hafta başında Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov’a dayandırdığı haberinde Rusya, Türkiye, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcılarının Nisan ayı başında Moskova’da istişarelerde bulunabileceğini bildirmişti.

Paylaşın

Uluslararası Çalışma Örgütü’nden Deprem Bölgelerinde Acil İstihdam Uyarısı

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler nedeniyle Türkiye ve Suriye’de çok sayıda kişinin işini kaybettiğini kaydetti. ILO, istihdam için acil önlemler alınması çağrısında bulundu.

ILO Genel Direktörü Gilbert F. Houngbo, deprem bölgesinde istihdamın teşvik edilmesinin önemini vurgularken, “İnsanlar ancak geçim kaynaklarını yeniden inşa ettiklerinde hayatlarını yeniden kurmaya başlayabilirler. Sosyal adalet ve insana yakışır iş ilkelerinin toparlanma ve yeniden inşa sürecine sağlam bir şekilde yerleştirilmesini sağlamak, depremde çok şey kaybedenlere borcumuzdur” ifadelerini kullandı.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan bir raporda, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli şiddetli depremler nedeniyle Türkiye ve Suriye’de yüz binlerce insanın işini kaybettiğine işaret edilerek acilen yeni iş alanlarının yaratılması gerektiği belirtildi.

Raporda deprem nedeniyle işini kaybedenlere acilen yeni istihdam olanaklarının oluşturulmaması halinde söz konusu bölgelerde yoksulluk ve çocuk işçiliği risklerinin artacağına vurgu yapıldı.

ILO’nun Salı günü yayımladığı rapora göre Türkiye’nin depremden etkilenen bölgelerinde en az 658 bin çalışan artık geçimini sağlayamayacak duruma düşerken 150 binden fazla işyeri ise kullanılamayacak hale geldi. Örgüt tarafından yapılan tahmini hesaplamaya göre bu durum çalışanlar için ayda ortalama 230 dolarlık gelir kaybına yol açtı. Genel olarak da çalışanların net gelirlerindeki azalmanın ayda yaklaşık 150 milyon doları (139 milyon euro) bulduğu tahminine yer verildi.

12 yıl süren iç savaş nedeniyle halihazırda büyük ekonomk ve sosyal sıkıntıların yaşandığı Suriye’de ise depremler nedeniyle 170 bin kişi işini kaybetti. Söz konusu çalışanların kazançlarıyla aile ve yakın çevrelerinden yaklaşık 725 bin kişiye baktıkları belirtildi.

Depremler nedeniyle meydana gelen tahmini gelir kaybını ise aylık 5.7 milyon euro olarak hesaplayan ILO, felaketten etkilenen bölgelerdeki şirketlere hızlı bir şekilde iş imkanı sunabilmeleri için destek olmak istediklerini kaydetti.

Raporda değerlendirmelerine yer verilen ILO Genel Direktörü Gilbert F. Houngbo, deprem bölgesinde istihdamın teşvik edilmesinin önemini vurgularken, “İnsanlar ancak geçim kaynaklarını yeniden inşa ettiklerinde hayatlarını yeniden kurmaya başlayabilirler. Sosyal adalet ve insana yakışır iş ilkelerinin toparlanma ve yeniden inşa sürecine sağlam bir şekilde yerleştirilmesini sağlamak, depremde çok şey kaybedenlere borcumuzdur” ifadelerini kullandı.

6 Şubat’ta Türkiye’nin 11 ili ve Suriye’nin kuzeybatısında büyük yıkıma yol açan depremlerde yaklaşık 57 bin kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de evsiz kaldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

The Economist: Erdoğan, Oyları Azalınca Batı’ya Göz Kırptı

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere haftalar kala uluslararası basında Türkiye ile ilgili haberlerini sürdürüyor. Son olarak The Economist dergisinde seçimlere dair yayınlanan yazıda Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan anketlerde ‘kafa kafaya gittiğini’ ifade edildi.

Yazının devamında, “Kahramanmaraş merkezli depremler ve ekonomik durum, 20 yıldır iktidarda olan Erdoğan’a görülmemiş şekilde oy kaybettirdi. Erdoğan, oyları azalınca Batı’ya göz kırptı, ‘Tekrar anlaşabiliriz’ mesajı vermeyi denedi.

Finlandiya’nın NATO üyeliğine yeşil ışık yakıldı, Batı yaptırımına tabi Rus mallarına gümrük engeli getirildi. Hatta Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek’ten de ekibe geri dönmesini istedi. Sayın Şimşek, AKP’nin ekonomide en başarılı olduğu yıllarda maliye bakanıydı. Fakat Mehmet Şimşek, bu teklifi geri çevirdi.” ifadelerine yer verildi.

Birleşik Krallık merkezli haftalık haber dergisi The Economist, 14 Mayıs’taki seçime ilişkin ‘Kritik seçim öncesi Türkiye ekonomisinin vakti daralıyor’ başlıklı bir yazı yayınladı.

ODA TV’nin aktardığına göre yazıdan öne çıkanlar şöyle:

“Türk lirasının yüzde 80’den fazla değer kaybetti, enflasyon resmi olarak açıklanan yüzde 55’ten daha fazla hissedildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sıklıkla marketlerin ve restoranların doluluğundan bahsediyor. Evet, Türkiye’de bir tüketim var ama bu tüketim bir balon. İnsanlar enflasyon yüzünden yatırım yapamıyor. Enflasyon sebebiyle yatırımlarının eriyeceğinden korkan orta gelir grubu, kendisini tüketime veriyor. Tüketimin fazla olma sebebi bu.

Erdoğan’ın yerli üretimi ve ihracatı desteklemeye dayalı politikası tepetaklak oldu. İthalatın yanında ihracat oranları devede kulak kaldı. Kur değişimi ilk başta ihracatçıları sevindirse de giderek kazançları azalmaya başladı. İnsanlar kur oranlarını takip etme bağımlısı oldu adeta. Üstelik yerel üretim, enflasyon karşısında fiyatları ucuzlatmaya yetmedi.

Her iki ülke de (Yunanistan ve Türkiye) seçime giriyor. Bir sürtüşme yaşanması muhtemel. Bu en hafif haliyle liderlerin atışması şeklinde olur. En ağır ihtimal de yer yer silahlı sınır çatışmalarının yaşanması şeklinde cereyan edebilir.

‘Oyları azalınca Batı’ya göz kırptı’

(Dergi, Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan anketlerde ‘kafa kafaya gittiğini’ ifade etti).Kahramanmaraş merkezli depremler ve ekonomik durum, 20 yıldır iktidarda olan Erdoğan’a görülmemiş şekilde oy kaybettirdi. Erdoğan, oyları azalınca Batı’ya göz kırptı, ‘Tekrar anlaşabiliriz’ mesajı vermeyi denedi. Finlandiya’nın NATO üyeliğine yeşil ışık yakıldı, Batı yaptırımına tabi Rus mallarına gümrük engeli getirildi. Hatta Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek’ten de ekibe geri dönmesini istedi. Sayın Şimşek, AKP’nin ekonomide en başarılı olduğu yıllarda maliye bakanıydı. Fakat Mehmet Şimşek, bu teklifi geri çevirdi.

Türk ekonomisi en fazla seçimlere kadar bu şekilde devam edebilir. Bir yerden sonra bu sistem patlayacak ve ekonomi çökecek. Türk Lirası, yepyeni bir kriz yaşayacak ve değerini kaybedecek. Açıkçası yeni seçilecek hükümet bile enflasyonu düşürmekte çok güçlük çekecek. Şu noktada enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmek mümkün gözükmüyor.

Paylaşın

Gıda Yardımı Alanların Sayısı Yüzde 36 Arttı

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk yılı olan 2019’da 688 bin 507 olan gıda yardımı alan kişi sayısı, 2023 yılı itibarıyla 936 bin 683’e dayandı. Gıda yardımı alan kişi sayısındaki artış oranı ise yüzde 36 olarak kaydedildi.

Yine 2019 yılında 22 bin 413 olan barınma yardımı alan kişi sayısı yüzde 19 arttı. Türkiye’de “Oturulamayacak derecede bakımsız ve eski” konutlarda yaşadığı belirtilen kişi sayısı, 26 bin 688’e ulaştı.

Başkanlık sistemi ile birlikte artan ve derinleşen yoksulluk resmi verilere de yansıdı. 2019 yılında 688 bin olan gıda yardımı alan kişi sayısı, 2023 itibarıyla 936 bine yükseldi.

Emeğiyle yaşayan yurttaşlar yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı ile mücadele ederken, AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu kardeşinize yetkiyi verin” diyerek destek istediği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de ülkeyi derin bir krize sürükleyen adımlardan biri oldu. İktidarın vaadettiği hiçbir şey gerçekleşmezken, yoksulluk çok daha geniş kesimlere yayıldı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sosyal yardım verileri de ekonomik kriz ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yarattığı yıkımı ortaya koydu. Bakanlık verilerine göre 2019 yılında 22 bin 413 olan barınma yardımı alan kişi sayısı yüzde 19 arttı. Türkiye’de “Oturulamayacak derecede bakımsız ve eski” konutlarda yaşadığı belirtilen kişi sayısı, 26 bin 688’e ulaştı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre karnını ancak sosyal yardım ile doyurabilen kişi sayısında da dramatik bir artış yaşandı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk yılı olan 2019’da 688 bin 507 olan gıda yardımı alan kişi sayısı, 2023 yılı itibarıyla 936 bin 683’e dayandı. Gıda yardımı alan kişi sayısındaki artış oranı ise yüzde 36 olarak kaydedildi.

Elektrik desteğine yüzde 174 artış

Elektrik dağıtımının özelleştirilmesinin bir yansıması olan elektrik zamları da yurttaşları etkiledi. Hemen her yıl katlanarak artan elektrik faturaları nedeniyle elektrik dağıtım şirketlerine borçlu kişi sayısı katlandı. İhtiyaç sahibi hanelerin elektrik fatura giderlerine destek olmak amacıyla yürütülen, “Elektrik Tüketim Desteği (ETD)” kapsamındaki hane sayısında 2019-2022 döneminde kaydedilen artış oranı yüzde 174 olarak ifade edildi.

2019 yılında elektrik tüketim desteğinden bir milyon 343 bin 109 hane yararlanırken 2023 yılı itibarıyla bu destekten 3 milyon 690 bin 582 hane yararlandı.

Paylaşın

Demokrasiler İttifakı Zirvesi Yine Türkiye’siz Yapılacak

ABD’nin oluşturduğu demokrasiler ittifakının ikinci zirvesi bu hafta gerçekleştirilecek. ABD Başkanı Joe Biden, tıpkı 2021’deki zirvede olduğu gibi bu haftaki zirveye de, Türkiye ve Macaristan liderlerini davet etmedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Macaristan Başbakanı Victor Orban, başta ABD olmak üzere Avrupalı ülkeler tarafından, ülkelerinde demokratik gerilemeye yol açmak, yolsuzlukla mücadele etmemek, basın özgürlüğünü kısıtlamak ve liberal demokratik değerlerden uzaklaşmakla eleştiriliyor.

Her iki liderin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri,  İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda takındıkları tavırlar da eleştirilen diğer konular arasında.

ABD’nin Rusya ve Çin ile rekabetinin sertleştiği bir dönemde dikkatler, Biden yönetimi öncülüğünde ve 121 ülkenin katılımıyla düzenlenecek ikinci Demokrasi Zirvesi’ne çevrildi.

ABD yönetimi, ilk Demokrasi Zirvesi’ni Aralık 2021’de düzenlemiş, hedefini de, “otoriter yönetimlere karşı demokrasiler ittifakı oluşturmak” olarak açıklamıştı.

Bu hafta gerçekleştirilecek ikinci zirve, yeni bir formatta düzenlenecek. Zirve yine ABD’nin öncülüğünde ancak aynı zamanda Kosta Rika, Güney Kore, Hollanda ve Zambiya ile ortaklaşa gerçekleştirilecek.

Ağırlıklı olarak video konferans aracılığıyla yapılacak zirvenin açılış konuşmalarını çarşamba günü beş kıtadan, beş ülkenin liderleri, ABD Başkanı Joe Biden, Kosta Rika Cumhurbaşkanı Chave Robles, Zambiya Cumhurbaşkanı Hakainde Hichilema, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Sum Yeol birlikte yapacak.

ABD yönetiminin toplantıyı her kıtadan bir ülke ile ortaklaşa gerçekleştirme hedefinde, otoriter yönetimlere karşı cepheyi genişletme ve güçlendirme hedefinin yattığı belirtiliyor.

Zirve öncesinde gündem Ukrayna

Çarşamba günü resmen başlayacak zirve öncesinde, Salı günü, özel oturumlar düzenlenecek. Bunlardan biri “Ukrayna’da adil ve kalıcı barış” başlığını taşıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in başkanlık edeceği ve farklı bölgelerden dışişleri bakanlarının katılacağı oturuma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy video konferans aracılığıyla katılacak. Programda oturumun, Rusya’nın savaşını sona erdirmek ve Ukrayna’da Birleşmiş Millerler (BM) Şartı’nda yer alan ilkeler doğrultusunda kalıcı barış tesis etmek için gereken unsurlara ilişkin çeşitli perspektifleri dinleme fırsatı sunacağı belirtiliyor.

Çarşamba günü ise zirvenin resmi açılışı yapılacak. Beş ev sahibi liderin açılış konuşmalarının ardından oturumlara geçilecek. Bu oturumlarda, demokrasinin ekonomik büyümeye, küresel sorunlarla başa çıkmaya, adalete, güçlü kurumlara ve katılımcılık ile eşitliğe sağladığı katkılar ele alınacak.

Oturumlara, hükümet temsilcilerinin yanı sıra sivil toplum temsilcileri de katılacak.

Zirvenin ikinci günündeyse beş ülke liderinin ev sahipliği yapacağı toplantılar düzenlenecek. Dijital çağda demokrasi ve internet özgürlüğünü geliştirmek, gelişen teknolojileri insan hakları ve demokratik ilkelere saygıyı güvence altına alabilmek için şekillendirmek, yolsuzlukla mücadeledeki sorunlar, demokratik yönetişimin gerekliliği olarak özgür, adil ve şeffaf seçimler bu başlıklardan bazılarını oluşturuyor.

Rekabetin odağındaki Afrika’ya özel ilgi

Bu arada ikincisi düzenlenen zirveye 121 ülke lideri davet edildi. Yeni davetli ülkeler arasında Bosna-Hersek, Gambiya, Honduras, Fildişi Sahili, Lichtenstein, Moritanya, Mozambik ve Tanzanya bulunuyor.

ABD’nin Rusya ve Çin ile aynı zamanda Afrika’da güçlü bir rekabet içinde olması nedeniyle, Afrika’dan beş ülkenin daha zirveye davet edilmesi dikkat çekici bulunuyor. Amerikan Başkan Yardımcısı Kamala Harris de bu hafta zirve ile eşzamanlı olarak, Gana, Tanzanya ve Zambiya’yı kapsayan Afrika turuna çıkmıştı.

Türkiye ve Macaristan yine ittifak dışında kaldı

Biden, tıpkı 2021’deki zirvede olduğu gibi bu haftaki zirveye de, NATO müttefikleri olmalarına rağmen Türkiye ve Macaristan’ın liderlerini davet etmedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Macaristan Başbakanı Victor Orban, başta ABD olmak üzere Avrupalı ülkeler tarafından, ülkelerinde demokratik gerilemeye yol açmak, yolsuzlukla mücadele etmemek, basın özgürlüğünü kısıtlamak ve liberal demokratik değerlerden uzaklaşmakla eleştiriliyor.

Her iki liderin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda takındıkları tavırlar da eleştirilen diğer konular arasında.

İsveç merkezli V-Dem Enstitüsü tarafından açıklanan 2023 Demokrasi Raporu’na göre dünya genelinde otoriterleşme sorunu büyüyor.

2012’de dünya nüfusunun yüzde 46’sı otoriter yönetimler altında yaşarken günümüzde bu oran yüzde 72’yi aştı, yani günümüzde 5 milyar 700 milyonu aşkın insan, otoriter yönetimler altında yaşıyor.

V-Dem Enstitü’ne göre dünya nüfusunun yüzde 44’ü Türkiye, Nijerya, Pakistan ve Rusya gibi seçimle işbaşına gelen otokrasilerde, yüzde 28’i ise Çin, İran ve Vietnam gibi kapalı otokrasilerde yaşıyor.

Dünyada liberal demokrasi olarak tanımlanabilecek 33 ülkede yaşayanların oranı ise sadece yüzde 13.

ABD destekli araştırma grubu Freedom House da Mart ayında açıklanan son raporunda dünya genelinde demokrasideki gerilemenin sürdüğüne dikkat çekmişti.

Demokrasi Zirvesi’nde Freedom House’un koordinatörü olarak görev yapan Katie LaRoque, otoriterleşme ile mücadelede tek başına zirvelerin belirleyici olmadığını vurgulamakla birlikte, demokrasilerin bu zirveler sayesinde, otoriter saldırganlığa karşı politikaları koordine etme imkanına sahip olduklarını kaydetti.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Marti Flacks ise zirve hakkında kaleme aldığı analizde demokrasilerin bugün çok ciddi olarak tehdit altında olduklarına vurgu yaparak, “Bu geçmişte ciddi ama yavaş yavaş büyüyecek bir tehdit olarak görülüyordu. Artık hem ciddi, hem de acil olarak karşı konulması gereken bir tehdit olarak görülüyor” dedi.

Zirvenin sadece siyasetçileri değil, insan hakları savunucuları ve gazetecileri de bir araya getirdiğine dikkat çeken Flacks, bunun demokrasinin direncinin güçlendirilmesinde, sivil toplumun rolünün pekiştirilmesinde, “daha geniş bir demokratik ekosistemin” inşasında önem taşıyacağına vurgu yaptı.

Zirvenin odak noktasında teknolojinin yer aldığına işaret eden Flacks, demokrasi için mücadele edenlere, yolsuzlukları ifşa edenlere teknolojik destek ve mali taahhütler verilmesi halinde, değişime somut katkı sağlanabileceğinin altını çizdi.

Biden eleştiri oklarının hedefinde

ABD Başkanı Joe Biden, Demokrasi Zirvesi’ni ilk kez 2020 yılındaki seçim kampanyası sürecinde gündeme getirmişti. Biden, her ne kadar verdiği sözü tutarak ilk zirveyi 2021 yılında gerçekleştirmiş olsa da insan hakları savunucularının eleştirilerine hedef oluyor.

Hak savunucuları Biden’ı ABD’nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını öncelik olarak görmek, bu nedenle de otoriter rejimlere karşı net bir tavır sergilememekle eleştiriyor.

Biden’ın geçen yıl hem Suudi Arabistan hem de Mısır’ı ziyaret etmiş olması yoğun tepkilere yol açmıştı.

Alman Marshall Fonu (GMF) uzmanlarından Nicolas Bouchet de yayımlanan makalesinde, iyi niyetlerle olsa da Demokrasi Zirvesi ile başlatılan sürecin somut sonuç vermekte zayıf kaldığına işaret etti.

Bouchet, Rusya’nın Şubat 2022’deki saldırısı ile başlayan Ukrayna savaşının uluslararası gündemi tamamıyla değiştirdiğine, ABD ve Avrupalı müttefiklerinin siyasi kapasitelerini ağırlıklı olarak bu savaşa yöneltmek durumunda kaldıklarını aktardı.

Demokrasi Zirvesi’nden beklentilerin karşılanıp karşılanmadığı konusunda Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki uzmanlardan görüş topladıklarını aktaran Bouchet, “Bazı olumlu yönlerine rağmen, tablo parlak değil” bilgisini paylaştı.

Bouchet, uzmanlarda gidişat konusunda genel bir karamsarlığın mevcut olduğuna dikkat çekerken, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Uzmanlarımız arasında, Biden yönetiminin Demokrasi Zirvesi ile ilgili gündeminin iyi niyetli olduğu, bunun Orta ve Doğu Avrupa’da bazı olumlu yansımaları olduğu, ancak uygulamanın zayıf kaldığı yönünde görüş birliği var diyebilirim.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Uluslararası Tahkim’den Türkiye’ye 1,4 Milyar Dolar Ceza

Uluslararası Tahkim, Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında 2014’te imzalanan petrol ihraç sözleşmesinin Irak merkezi yönetiminin haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye 1,4 milyar dolar tazminat cezası verdi.

Karar üzerine Türkiye’nin istemiyle IKYB’den petrol boru hatları üzerinden yapılan sevkiyat da durduruldu.

Irak Merkezi yönetimi, Türkiye’nin IKBY’le yaptığı petrol sevkiyat anlaşmasına karşı açtığı Uluslararası Tahkim davasını kazandı.

Bağdat’ın 30 milyar dolar tazminat talebiyle açtığı davada mahkeme Irak’ı haklı buldu ve Türkiye’nin Irak hükümetine 1,4 milyar dolar ödemesine karar verdi.

Ankara ve Erbil  arasında 2014’te imzalanan Kerkük-Ceyhan boru hattından petrol sevkiyatı anlaşmasını Bağdat hükümeti, IKBY’nin anlaşma yapmaya yetkisiz olduğu ve petrol sevkiyatı yapamayacağı gerekçesiyle uluslararası yargıya götürmüştü.

Mahkeme kararı 2014-18 arası dönemi kapsayan sevkiyatı kapsıyor, 2018-23 arası dönemle ilgili dava görülmeye devam edecek.

Karar üzerine Türkiye’nin istemiyle IKYB’den petrol boru hatları üzerinden yapılan sevkiyat da durduruldu.

Irak merkezi yönetimi memnun

Irak Petrol Bakanlığı, Uluslararası Tahkim’in kararının Irak’tan yapılacak petrol ihracatında Bağdat’ın tek yetkili olduğunu tescil ettiğini vurgulayarak kararı memnuniyetle karşıladığını açıkladı.

Irak Federal Yüksek Mahkemesi de, 15 Şubat 2022’de IKYB Petrol ve Gaz Yasasının anayasaya aykırı olduğu ve elde edilen petrol ürünlerinin Bağdat yönetimine teslim edilmesi kararına varmıştı.

Erbil yönetimiyse kararı kınayarak, “verilen siyasi hükmün” çözüme hizmet etmediğini açıkladı.

IKYB boru hattı şirketi vanayı kapattı 

IKYB’deki petrol şirketleri, tahkim sonrası Ankara’nın talebi üzerine Kürdistan Boru Hatları Şirketi’nin Kerkük-Ceyhan boru hattını kapattığını açıkladılar.

Şeykan sahasından günde 55 bin varil petrol çıkartan Gulf Keystone Petroleum (GKP.L), Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “tesislerinin önümüzdeki günlerde üretimini azaltarak sürdüreceği depolama kapasitesinin bulunduğunu, daha sonra üretime ara vereceğini” açıkladı.

Bölgede faaliyet gösteren şirketlerden DNO ve Genel Enerji, halen ellerindeki tanklarda birkaç günlük üretimi depolayabileceklerini söylediler. İki firma, geçtiğimiz yıl, günde 107 bin varil petrol üreten Tawke ve Peşkabir sahalarında hisse sahibi.

Genel Enerji’nin ayrıca geçtiğimiz yıl 4 bin 500 varil petrol çıkarttığı Tak Tak ve 4 bin 710 varil çıkarttığı Sarta alanlarında da hissesi var.

Kürt şirketler grubu Kar tarafından işletilen Hurmala petrol sahasında halen devam eden günde 135 bin varil hacmindeki üretim yeni durumdan etkilenmiyor.

Şahmaran Petroleum (SNM.V) şirketi de “IKYB’deki diğer petrol üreticileri ve ilgili hükümet yetkilileriyle yakın teması koruyarak durumu yakından izlemeye devam edeceğini” açıkladı.

Bölgede üretim yapan bütün şirketlerin hisse senetlerinde yüzde 10’u aşkın değer kaybı kaydedildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

“Peru’da Ele Geçirilen 2.3 Ton Kokain Türkiye’ye Gönderiliyordu” İddiası

Latin Amerika ülkesi Peru’da ele geçirilen 2 bin 310 kilo kokainin Türkiye’ye gönderileceği öne sürüldü. Peru’dan Türkiye’ye kokain sevkiyatı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cengiz Güner adlı bir kişinin soya yağı içinde Türkiye’ye 1,5 ton kokain göndermek isterken yakalanmasıyla gündeme gelmişti.

Peru resmi verilere göre yılda yaklaşık 400 ton kokain üretimiyle dünyada en fazla kokain üretilen ülkeler arasında yer alıyor.

2023 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre Kolombiya’dan sonra kokainin hammaddesi olan koka üretiminin yüzde 26’sı Peru’da yapılıyor. Geçen yıl toplamda 22 ton kokain ele geçirilen ülkede uyuşturucu sevkiyatı daha çok gemilerle Pasifik Okyanusu üzerinden yapılıyor.

Peru’da DP World Limanı’nda narkotik ekiplerinin yaptığı incelemelerde, seramikler arasında gizlenmiş kauçuk kalıplar içinde 2 bin 310 kilo 760 gram kokain ele geçirildi. Yerel kaynaklar kokainin gönderilmek istenen ülkenin Türkiye olduğunu bildirdi.

VOA Türkçe’den Mustafa Özdemir’in aktardığına göre, ele geçirilen kokainin yurt dışına gönderilmesinin planlandığını belirten yetkililer bununla birlikte uyuşturucunun hangi ülkeye gönderilmek istendiğini açıklamadı. Yetkililer, konuyla ilgili soruşturmanın sürdürülmesi için yakalanan kokainin bir süre daha uzman birimin gözetiminde kalacağını söyledi.

Peru Cumhuriyet Savcılığı, Peru Polis Teşkiları Narkotik Birimi uzmanları ve gümrük uzmanlarının koordinasyonuyla yürütülen operasyonun zorlu bir istihbarat süreci sonucunda yapıldığını belirten yetkililer, bu miktardaki bir kaybın ulusları uyuşturucu kartellerine ‘güçlü bir darbe’ olduğunu belirtti.

Peru’daki ve Latin Amerika’daki bazı medya kurumları ele geçirilen kokainin Türkiye’ye gönderilmek istendiğini ileri sürdü. Peru’da El Comercial Gazetesi, Andina Haber Ajansı, RPP Haber gibi çok sayıda medya organın yanı sıra, Arjantin’den La Nacion Gazetesi, Brezilya’dan UOL, Bolivya’dan El Deber, Şili’den Portal Portuario ve İspanya’dan Europa Press gibi yayın organları da uyuşturucunun Türkiye’ye gönderilmesinin planlandığını iddia etti.

Peru’dan Türkiye’ye kokain sevkiyatı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cengiz Güner adlı bir kişinin soya yağı içinde Türkiye’ye 1,5 ton kokain göndermek isterken yakalanmasıyla gündeme gelmişti.

Yılda 400 ton kokain üretiliyor

Peru resmi verilere göre yılda yaklaşık 400 ton kokain üretimiyle dünyada en fazla kokain üretilen ülkeler arasında yer alıyor.

2023 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre Kolombiya’dan sonra kokainin hammaddesi olan koka üretiminin yüzde 26’sı Peru’da yapılıyor. Geçen yıl toplamda 22 ton kokain ele geçirilen ülkede uyuşturucu sevkiyatı daha çok gemilerle Pasifik Okyanusu üzerinden yapılıyor.

Paylaşın