Suriye İle Normalleşme: Şam, Seçimin Sonuçlanmasını Bekliyor

Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, “Suriye yönetimi, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını görüp ona göre karar vermek istiyor. Dolayısıyla bu dönemde Erdoğan’la bir normalleşme adımı atmak siyaseten bir risk olarak görülüyor dedi ve ekledi:

“Ayrıca ilkesel olarak da seçim sürecinde bir tavır alma hali oluyor Suriye’de. Çünkü malum, bu görüşmeler olduğunda içeride seçimlerde bir kart olarak Erdoğan’ın bunu kullanacağını artık herkes biliyor.”

Türkiye siyasetini yakından takip eden Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, Türkiye’deki seçimlerin Şam’dan nasıl göründüğü, Şam yönetiminin diğer Arap başkentleri ve Ankara’yla “normalleşme” sürecini ve Şam ile Kürtler arasındaki ilişkilerin seyrini bianet’ten Vecih Cuzdan’a değerlendirdi.

“Şam, Arap ülkeleriyle normalleşmeye odaklandı”

Geçtiğimiz haftalarda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Suriye’deki savaşın başından bu yana ilk defa Şam’a geldi. Nitekim bundan önce de başta Körfez’dekiler olmak üzere Arap ülkeleri Şam’la ilişkilerini “normalleştirmeye” başlamıştı. Yine bu “normalleşme” bağlamında, Erdoğan yönetiminin çağrıları ve bu kapsamda Ankara’nın attığı adımlar Şam’dan nasıl görünüyor?

Şam’dan bakıldığında durum şöyle: Suriye yönetimi, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını görüp ona göre karar vermek istiyor. Dolayısıyla bu dönemde Erdoğan’la bir normalleşme adımı atmak siyaseten bir risk olarak görülüyor. Ayrıca ilkesel olarak da seçim sürecinde bir tavır alma hali oluyor Suriye’de. Çünkü malum, bu görüşmeler olduğunda içeride seçimlerde bir kart olarak Erdoğan’ın bunu kullanacağını artık herkes biliyor.

Bu yüzden Şam yönetimi şimdilerde Arap ülkeleriyle normalleşmeye odaklanmış durumda. Burada Arap Birliği’ne dönmekten daha çok Arap ülkeleriyle ikili ilişkiler önemseniyor. Çünkü Suriye, Arap Birliği’ne dönse bile bu defa içeride bir çatlak yaşanacaktır. Katar ve Fas gibi ülkelerin Suriye’nin dönmesine sıcak bakmıyor. Yani tabiri caizse Arap Birliği Suriye’yi kazanıp Katar’ı ve Fas’ı kaybedebilir.

Dolayısıyla Şam açısından öncelik, gerek Suudi Arabistan’la gerek Mısır’la olsun ikili ilişkilerin gelişmesi. Bence Şam’ın en çok önemsediği de bu iki devletle olan ilişkiler. Üstelik bu iki ülkeyle olan ilişkilerin normale dönmesi Şam’ın Ankara’ya karşı elini daha da güçlendirecek. Zaten Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Irak gibi ülkeler Şam’la normalleşme sürecine girmeden önce de Suriye’de bulunan yabancı askerlerin çekilmesini talep ediyorlardı. Burada Türkiye ve Amerika işaret ediliyor. Çünkü Suriye’deki Rusya ve İran güçleri Şam yönetimiyle yaptıkları protokollere dayanarak ülkede bulunuyor.

Dolayısıyla Şam, diğer Arap ülkeleriyle olan ilişkilerin daha da güçlenmesini ve akabinde Ankara’yı baskı altında tutabilmeyi umuyor. Ancak bu noktada Şam’ın bir sorunu daha var aslında. En yakın müttefikleri olan Moskova ve Tahran, Türkiye’deki seçimlerde Erdoğan’dan yana bir pozisyonda. Diğer taraftan Körfez ülkeleri Erdoğan’ı önceki dönemlerde olduğu gibi desteklemiyor ama Şam’la normalleşme süreçleri de Batı etkisiyle yavaş adımlarla sürüyor. Yani bugünlerde tabiri caizse siyasi bir çıkmaz içinde Şam yönetimi.

Müslüman Kardeşler’in “Erdoğan’a oy verin” çağrısı

Türkiye, gergin bir atmosferde 14 Mayıs seçimlerine gidiyor. AKP iktidarının müttefiki Müslüman Kardeşler’in Suriye müftüsünün, Türki Cumhuriyeti vatandaşlığı olan Suriyelilere Erdoğan’a ve AKP’ye oy verme çağrısında bulunmasını nasıl değerlendiriyorsun?

Recep Tayyip Erdoğan, 22 yıl önce iktidara geldiğinde “muhafazakâr demokrat” sloganıyla Batı’nın desteğini aldı. Kutuplaştırıcı dini söylemlerden uzak, ılımlı İslamcı bir parti kurdu ve aldığı destekle iktidara geldi. Şimdi son dönemde baktığımızda artık tam tersine İslamcılık üzerinden ve İslamcılık söylemleriyle iktidarda kalmaya çalışıyor. Çünkü bence artık eskisi gibi o ılımlılık ya da Avrupa Birliği, Batı ilkeleriyle örtüşen siyasetlerin kendisini desteklemediği kanaatine ulaşmış gibi görünüyor. Müslüman Kardeşler’in müftüsü olarak da bilinen Şeyh Muhammed Kerim Racih’in Erdoğan’ı desteklemesi sürpriz değil. Erdoğan zaten her zaman, özellikle Arap Baharı başladıktan sonra Müslüman Kardeşler’le birlikte yürüdü. Bu yüzden Türkiye’nin Suudi Arabistan’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle ve en önemlisi Mısır’la Müslüman Kardeşler konusundan başka bir sorunu yok.

Müslüman Kardeşler’in tanıdık figürleri bugüne kadar Erdoğan’ı içeride yıpratmamak bu tip çıkışlarda bulunmamışlardı. Ama bugün gelinen noktada seçimlerin riske girdiğini ve her bir oyun fark yaratacağını bildikleri için -artık o yıpranma hesaplarını da bir kenara bırakıp- kendilerini göstermeye başladılar ve buna devam edecekler. Yani Şeyh Muhammed Kerim Racih’ten sonra da Müslüman Kardeşler’in diğer figürlerinden benzer açıklamaların gelebileceğini düşünüyorum. Katar’daki Müslüman Kardeşler müftüleri, şeyhleri, işte Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı vs. onlar da önümüzdeki günlerde benzer bir tavır gösterebilir.

“Erdoğan seçim propagandası olarak kullanıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Nisan’da IŞİD lideri Ebu Hüseyin el-Kureyşi’nin Suriye’de öldürüldüğünü açıkladı. Daha sonra operasyonun Afrin’de, yani Türkiye’nin kontrolündeki bir bölgede gerçekleştiği ortaya çıktı. Bu operasyon ve devamındaki gelişmeler Şam’da da gündeme geldi mi?

Şam’da bu konuya çok ilgi yok. Suriye’de haber bile olmadı bu olay. Çünkü Şam yönetimi doğrudan Türkiye’yi IŞİD ve El-Kaide’yle işbirliği yapmakla suçluyor. Gerek bu son operasyon gerekse bundan önce Amerika’nın öldürdüğü radikal İslamcı örgütlerin liderleri olsun tümüyle Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde öldürüldü. Öyle görünüyor ki bu kişiler söz konusu bölgelerde kendilerini rahat hissediyor. Ayrıca bu tip konuların Erdoğan tarafından bir seçim propagandası olarak kullanıldığı düşünülüyor. Diğer yandan bu konunun dünya çapında da çok ciddiye alınmadığını gördüm. Çünkü bu konularda daha çok ABD’nin öncülüğünde yapılanlar dikkate alınıyor. Ama günün sonunda Türkiye, bu konuda çok şeffaf ve ciddi bulunmadığı için olsa gerek hani gerçekten operasyon yapılıp öldürülmüş olsa bile arkasında bahsettiğim diğer motivasyonlar [seçim propagandası vs.] aranıyor.

Şam ve Kürtler arasındaki ilişkiler

Geçtiğimiz günlerde Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittiği ve Şam’la müzakerelerde rol oynamaları için buradaki yetkililerle görüştüğü öne sürüldü. Daha önce de Mısır basınına konuşan Abdi, Şam yönetimine çağrıda bulunmuştu. Bu noktada Şam ve Suriyeli Kürtler arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsun?

Geçtiğimiz haftalarda özerk yönetimin bir çağrısı olmuştu, ardından Birleşik Arap Emirlikleri ziyareti haberi geldi. Aslında bu konuda yeni bir gelişmeden bahsetmiyoruz. Her zaman Şam’la anlaşarak sorunları çözmek isteyen bir Kürt tarafından söz ediyoruz. Ama bence taraflar arasındaki ilişkiler, Şam-Ankara ve dolayısıyla Şam-Moskova ve Şam-Tahran ilişkilerinin gölgesinde kalıyor. Bu birincisi. İkincisi de Kürtlerin en yakın müttefiki Amerika olduğu için Şam her zaman bu konunun çözümünün aslında Amerika’yla uzlaşmayla çözülebileceğini düşünüyor. Çünkü oradaki özerk yönetimin varlığını Amerika’nın oradaki varlığına bağlıyor. Dolayısıyla hem Amerika’yla hem de Şam’la iyi ilişkilere sahip bir Arap ülkesi olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin arabuluculuğu onlar için bu konuda biraz motivasyon sağlayabilir. Yani Kürtler açısından iyi neticelere ulaşılması yönünde bir katkısı olabilir. Her ne kadar bu konu Suriye’nin iç sorunu olarak görülse de diğer ülkelerle olan ilişkiler ve dış faktörlerden çok etkilenen bir konu olduğu için de yakın süreçte ciddi bir gelişme olacağını düşünmüyorum.

“Yakın zamanda İdlip’e operasyon zor”

Peki, yakın zamanda Heyet-i Tahrir’uş Şam kontrolündeki İdlip’e yönelik bir askeri operasyon öngörüyor musun?

Hayır. İdlip, Türkiye’nin doğrudan etkisi altında olan bir bölge ve dolayısıyla Ankara’nın operasyona yeşil ışık yakması gerekiyor. Diğer yandan olası operasyona Batı’nın da göz yumması gerekiyor -ki yeniden mülteci sorunu gündeme geleceği için buna karşı çıkarlar. Dolayısıyla Suriye çok zor bir durumda kalabilir. Belki de Türkiye’deki seçimlerden sonra, hatta seçim sonuçları doğrultusunda artık İdlip’i yeniden konuşmaya başlayabiliriz.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: AGİT’ten Türkiye’ye Gözlemci Eleştirisi

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine günler kaldı. AGİT, seçimler için görevlendirilen iki gözlemcinin Türkiye’ye girişine izin verilmemesine tepki gösterdi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’ndan (AGİT), pazartesi günü yapılan açıklamada, Türkiye’nin söz konusu İskandinav vekillerin “siyasi yetkileri çerçevesinde yaptıkları açıklamaları kullanarak delegasyonun yapısını etkileme hakkına sahip olmadığı” belirtildi.

Açıklamada, Türkiye’nin bu eyleminin “uluslararası gözlemci heyetinin çalışmaları üzerinde olumsuz etkisi” olabileceği ifade edildi.

Ankara daha önce İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi Milletvekili Kadir Kasırga ile Danimarkalı parlamenter Sören Söndergaard’a ülkeye giriş izni verilmeyeceğini açıklamıştı.

İsveç Milletvekili Kadir Kasırga, Türkiye’nin Suriye operasyonuna karşı çıkmıştı.

Söndergaard da geçmişte Suriye Demokratik Güçleri bileşeni Kürt milis gücü Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) ziyaret etmişti. Türkiye YPG’yi PKK’nın uzantısı olmakla suçluyor ve bu nedenle “terörist” olarak sınıflandırıyor.

Söndergaard bir ülkenin “seçimlerde gözlemci olarak görev yapacak parlamenterleri seçemeyeceğini” söyledi. Bu durumun Türkiye’deki seçimlere gölge düşürdüğünü ifade eden Söndergaard, AGİT’in Türkiye hakkında resmi bir şikayette bulunduğunu kaydetti.

AGİT, 14 Mayıs Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine 10 Mayıs’tan itibaren 400 kadar uzmanının yanı sıra 100’den fazla seçilmiş temsilciyi seçimleri gözlemlemek amacıyla gönderecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Dikkat Çeken Seçim Açıklaması: Türkiye ile İlişkileri Etkilemeyecek

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel’e, ‘’gelecek hafta Pazar günü Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkileyeceği’’ soruldu.

Sözlerine ‘’Etkilemeyecek’’ diyerek başlayan Patel, ‘’Türk halkı tarafından hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz ve bu ilişkileri derinleştirmeye, bir dizi işbirliği alanı ve ortak öncelikler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz’’ yanıtını verdi.

ABD, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerden çıkacak sonucun ikili ilişkileri etkilemeyeceğini bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamada, ‘’Hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz… Tek umudumuz demokratik bir sürece dayanan özgür ve adil bir seçim görmek’’ mesajı verildi.

Bakanlığı günlük basın brifinginde Sözcü Yardımcısı Vedant Patel’e, ‘’gelecek hafta Pazar günü Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkileyeceği’’ soruldu.

VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in aktardığına göre, sözlerine ‘’Etkilemeyecek’’ diyerek başlayan Patel, ‘’Türk halkı tarafından hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz ve bu ilişkileri derinleştirmeye, bir dizi işbirliği alanı ve ortak öncelikler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz’’ yanıtını verdi.

Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olduğuna ve ABD için önemli olan bir dizi konuda vazgeçilmez bir rol oynadığına da dikkat çeken Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ‘’Türkiye’nin Karadeniz Tahıl Girişimi’nin oluşturulmasında ve hayata geçirilmesinde oynadığı role işaret etmek istiyorum. Onların liderliği ve biraraya getirici rolü sayesinde, Rusya’nın tahılı silah haline getirmesini engelleyecek bir mekanizma var’’ dedi.

Patel, yanıtını, ‘’Ancak genel olarak ABD seçimlerde taraf tutmaz. Tek umudumuz demokratik bir sürece dayanan özgür ve adil bir seçim görmektir’’ diyerek tamamladı.

Paylaşın

Türkiye, G20 Ülkeleri Arasında Enflasyonda İkinci

Türkiye, enflasyonun yüzde 100’ün üzerinde olduğu Arjantin’den sonra en yüksek tüketici enflasyonu oranına sahip G20 ülkesi oldu. G20 ülkeleri arasında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 8’den yüzde 6,9’a geriledi.

G20 ülkeleri: Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği.

OECD’nin 4 Mayıs’ta güncellenen “Tüketici Fiyatları” raporuna göre OECD ülkelerinde ortalama yıllık enflasyon mart ayında yüzde 8,8’den yüzde 7,7’ye geriledi.

Türkiye, TÜİK’in yüzde 50,5 olarak açıkladığı mart ayı tüketici enflasyonu verisiyle OECD ülkeleri arasında ilk sırada.

Türkiye’nin ardından tüketici fiyatlarının yıllık bazda yüzde 25,2 arttığı Macaristan ve yüzde 17,3 artışla Letonya geliyor.

OECD ülkeleri arasında yıllık tüketici enflasyonunun en düşük olduğu ülke yüzde 2,9 ile İsviçre oldu. Yüzde 3,2 enflasyon açıklayan Japonya ve yüzde 3,3 ile İspanya, son 3 sırayı tamamladı.

Raporda belirtilenlere göre OECD ülkelerinde enerji fiyatlarındaki yıllık artış şubat ayında olduğu yüzde 11,9 seviyesinden martta yüzde 1,3’e geriledi.

Enerji enflasyonu 38 ülkenin 36’sında gerilemesine rağmen OECD, düşüşte baz etkisinin rol oynadığına vurgu yaptı. Hatırlanacağı üzere Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardında Mart 2022’de enerji fiyatları hızla artmıştı.

OECD ülkelerinde yıllık gıda enflasyonu ise mart ayında yüzde 14,9’dan yüzde 14’e geriledi. TÜİK, mart ayı gıda ve alkolsüz içecekler kategorisindeki enflasyonu yüzde 67,89 olarak açıklamıştı.

G20’de Türkiye ikinci

G20 ülkeleri arasında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 8’den yüzde 6,9’a geriledi. Türkiye, enflasyonun yüzde 100’ün üzerinde olduğu Arjantin’den sonra en yüksek tüketici enflasyonu oranına sahip G20 ülkesi oldu.

Euro Bölgesi’nde yıllık TÜFE, martta yüzde 8,5’ten yüzde 6,9’a geriledi.

TÜİK, nisan ayı enflasyon oranının aylık bazda yüzde 2,39, yıllık bazda ise 43,68 olduğunu bildirmişti. ENAG ise nisanda aylık enflasyonu yüzde 4,86, yıllık enflasyonu ise yüzde 105,19 olarak belirtmişti.

Paylaşın

Washington Post: Seçmenler Erdoğan’da Uzaklaşmaya Hazır Mı?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Washington Post gazetesi, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin tüm dünyada yakından izlendiğini, sonuçların Türkiye’nin Avrupa’yla, Ortadoğu’yla ve Amerika’yla bağlarıyla Suriye ve Ukrayna’daki çatışmalar üzerinde etkili olacağını yazıyor.

Washington Post seçmenlerle yapılan söyleşileri aktarıyor. Özgürlüklerin ve demokrasinin kısıtlanmasından, mülteci akınından, yüksek enflasyondan ve kadına yönelik şiddet eylemlerinin artmasından şikayet eden seçmenler Erdoğan’ın mağlup olması gerektiğini söylüyor.

Daha önceki seçimlerde Erdoğan’ı destekleyen ancak bu seçimlerde Muharrem İnce’yi tercih edeceğini söyleyen 44 yaşındaki Duygu Çelik, sekiz ay öncesine kadar ev kadını olduğunu, ancak yüksek enflasyon nedeniyle ek gelir elde etmek için temizlikçi olarak çalışmaya başladığını söylüyor.

Oğlunun yurtdışında bir değişim programına katılmaya hak kazandığını, ancak ekonomik güçlerinin yetersizliği nedeniyle yurtdışına gidemeyeceğini söyleyen Çelik, en büyük pişmanlığının, 2017 referandumunda parlamenter sistemin değiştirilmesi yönünde oy kullanması olduğunu kaydediyor ve “Tek kişi koca ülkeyi yönetmemeli” diyor.

68 yaşındaki Hatice Özaydın ise pahalılıktan şikayet ediyor; ancak ekonomik darboğazın ve yüksek enflasyonun nedenini bilmediğini söylüyor.

Muhalefetin PKK’yla bağlantılı olduğunu iddia eden Özaydın, “Ekonomi kötü olsa da bir kez daha Erdoğan’a oy vereceğim” diyor.

28 yaşındaki Nuri Bora Demir ise sadece son birkaç yılda yaşam standartlarındaki olumsuz değişimi düşündüğünü, kendisi gibilerinin tatil planları yaparken şimdi hiçbir şey alacak ekonomik gücü kalmadığını söylüyor.

Kendi yaş grubundakilerin fırsatlardan yoksun olduğunu aktaran Demir, seçimlerinse ekonomiyi düzeltmeye yetmeyebileceği görüşünde. Genç seçmen, “Kendi yaş grubuma baktığımda bizim için bir aday görmüyorum. Hepsi yaşlı” diyor.

39 yaşında dört kız çocuğu babası bir seçmense ekonomik durumdan doları Erdoğan’ı eleştirse de krizin en kötü günlerinin geçtiği konusunda umutlu ve “Son kez de olsa Erdoğan’ın bir kere daha kazanmasını istiyorum, en azından ülkenin istikrarını geri getirmek için” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın

Associated Press: Erdoğan’ın Liderliği Risk Altında

Dünya basını, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli haber ajansı Associated Press, seçimlere ilişkin dikkat çeken bir analize yer verdi.

VOA Türkçe’nin aktardığı haber göre, siyasi kariyerinin başında yıkıcı 1999 depremi ve ekonomik darboğazın iktidara yükselttiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği, 20 yıl sonra benzer şartlar nedeniyle risk altında.

Daha önce üç kez başbakanlık yapan kutuplaştırıcı ve popülist Erdoğan, 14 Mayıs seçimlerinde üçüncü kez cumhurbaşkanı seçilirse iktidarını üçüncü on yıla taşımış olacak. Erdoğan, şu anda Türkiye’nin en uzun süre görev başında kalmış lideri.

Erdoğan’ın 2001’de kurduğu AK Parti, ekonomik kriz sırasında ve İzmit depreminin sonrasında iktidara gelmişti. O dönemde AK Parti hükümetin 1999 depremlerinin yol açtığı felaket sonrasında iyi yönetim sergileyememesinin yarattığı kamuoyu öfkesini kendi lehine kullandı.

2003’te başbakan olan Erdoğan da o tarihten bu yana ülkenin iktidarını elinden bırakmadı.

“Erdoğan’ın orta sınıf muhafazakar seçmenler arasında cazibesi uzun soluklu”

Uzmanlar, Şubat’taki depremlere verilen yetersiz yanıt nedeniyle Erdoğan’a duyulan öfkeye rağmen Erdoğan’ın azımsanmaması gerektiği uyarısı yapıyor; Türkiye’deki eski laik ve Batı eğilimli elitler tarafından uzun yıllardır dışlandıklarını hisseden orta sınıf muhafazakar seçmenler arasındaki cazibesinin uzun soluklu olduğuna dikkat çekiyor.

Erdoğan’ın Batı’yla zıtlaşan tutumu, milliyetçi politikaları ve ülke içinde İslamcı profili öne çıkarması, birçok muhafazakar seçmenin desteğini kazandı.

İktidarının ilk on yılında çok sayıda insanı yoksulluktan kurtardığını, ekonomik büyüme patlaması yaptığını söyleyen bu seçmenler, geçmiş başarılarının Erdoğan’ın gelecekte de durumu iyileştirebilme becerisinin kanıtı olduğunu savunuyor.

Associated Press’e konuşan 38 yaşındaki İstanbullu esnaf Sabit Çelik, “Türkiye’de ekonomik kriz var, bunu inkar edemeyiz. Evet, bu ekonomik krizin bize etkisi büyük oldu. Ama yine de Erdoğan’dan başkasının bunu düzelteceğini düşünmüyorum. Kurtuluşumuz yine iktidar partisi sayesinde olacak” dedi.

Erdoğan’ı destekleyen bir başka İstanbullu seçmen, Mustafa Ağaoğlu da, “İğne bile üretemez halde bir ülkeyken geçen gün gökyüzünde insansız hava aracı uçtu. Şimdi savaş uçaklarımız, uçak gemilerimiz, yollarımız, köprülerimiz, şehir hastanelerimiz var” dedi.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Rekor Seviyede Altın Alımı

Dünya Altın Konseyi, Türkiye’nin külçe ve sikke formunda altın yatırımının yılın ilk çeyreğinde 50 ton ile rekor seviyeye ulaştığına dikkat çekti. Bir önceki çeyreğe göre ise altın talebinde yüzde 32’lik artış izlenirken toplamda talebin 3 milyar dolara ulaştığı görüldü.

Dünya Altın Konseyi, TCMB’nin ocak ve şubatta 45 ton altın alımı gerçekleştirdiğini ancak iç talebi karşılamak için mart ayında 15 ton altın satışı gerçekleştirdiğini belirtti.

Dünya Altın Konseyi, 2023’ün ilk çeyreğine ilişkin raporunu açıkladı. Açıklanan verilere göre; merkez bankalarının altın talebindeki rekor seyir ilk çeyrekte de devam etti.

T24’de yer alan habere göre, merkez bankaları, ilk çeyrekte 228 ton altın satın alarak 2013’te kırılan bir önceki rekorun yüzde 34 üzerine çıktı. İlk çeyrekteki altın alımları yıllık bazda ise yüzde 176 arttı.

2022 yılında merkez bankaların altın talebi son 50 yılın zirvesine çıkarak 1078 tona ulaşmıştı.

Konsey, dört merkez bankasının rekor seviyeye çıkan altın alımlarını domine ettiğin vurguladı. Singapur 69 tonla ilk sırada yer alırken Çin’in merkez bankası 57,8 ton altın alımı gerçekleştirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) ise ilk çeyrekte 30,2 ton altım alımı ile üçüncü olurken dördüncü sırada 7,2 ton ile Hindistan yer aldı.

Raporda, TCMB’nin ocak ve şubatta 45 ton altın alımı gerçekleştirdiği ancak iç talebi karşılamak için yapılan mart ayında 15 ton altın satışı gerçekleştirdiği belirtildi.

Konsey ayrıca Türkiye’nin külçe ve sikke formunda altın yatırımı yılın ilk çeyreğinde 50 ton ile rekor seviyeye ulaştığına dikkat çekti.

Bir önceki çeyreğe göre ise altın talebinde yüzde 32’lik artış izlenirken toplamda talebin 3 milyar dolara ulaştığı görüldü.

Paylaşın

Der Spiegel: Erdoğan İlk Defa İktidarı İçin Korkmalı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’yi 20 yıldan bu yana, önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı olarak yönettiğini hatırlatan Der Spiegel, “O, insanlara refah, ama aynı zamanda baskı getirdi. Atatürk’ten bu yana neredeyse hiçbir siyasetçi ülkeyi bu kadar şekillendirip kendi izini bırakmamıştı. Fakat şimdi ilk defa ciddi olarak iktidarı için korkmalı” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomik kriz ve 6 Şubat’taki Maraş merkezli depremlerden sonra acil durum yardımları konusunda yapılan hataların da Erdoğan’ın popülaritesine zarar verdiğini kaydeden Der Spiegel, Erdoğan’ın sağlığının son dönemde iyi olmadığını ve geçirdiği açıklanan gastroenterit sebebiyle pek çok etkinliği iptal ettiğini hatırlattı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Almanya’nın Der Spiegel dergisinden Şebnem Arsu, Maximilian Popp ve Özlem Topçu’nun 14 Mayıs seçimlerine ilişkin sorularını yanıtladı.

Dergi, “Cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu: Erdoğan’ın korkması gereken adam” başlıklı haberini okurlarına, “Destekçileri ona Türk Gandi diyor: Muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu, uzun zaman hafife alındı. Şimdi ise Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na son verme şansı yüksek. 74 yaşındaki siyasetçiyi diğerlerinden ayıran ne? Bir görüşme” sözleriyle tanıttı.

Üç gazeteci, Kemal Kılıçdaroğlu ile başkent Ankara’daki CHP Genel Merkezi’nde yaptıkları söyleşiye yer verdikleri haberlerinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi 20 yıldan bu yana, önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı olarak yönettiğini hatırlatarak, “O, insanlara refah, ama aynı zamanda baskı getirdi. Atatürk’ten bu yana neredeyse hiçbir siyasetçi ülkeyi bu kadar şekillendirip kendi izini bırakmamıştı. Fakat şimdi ilk defa ciddi olarak iktidarı için korkmalı” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomik kriz ve 6 Şubat’taki Maraş merkezli depremlerden sonra acil durum yardımları konusunda yapılan hataların da Erdoğan’ın popülaritesine zarar verdiğini kaydeden dergi, Erdoğan’ın sağlığının son dönemde iyi olmadığını ve geçirdiği açıklanan gastroenterit sebebiyle pek çok etkinliği iptal ettiğini hatırlattı.

Yaklaşık 1 saat süren söyleşi sırasında Kılıçdaroğlu’nun bir kez bile arkasına yaslanmadığını yazan Der Spiegel, kendisinin “Artık üçüncü sınıf bir demokrasi olmak istemiyoruz” sözlerini aktardı. İttifakının seçimleri kazanması durumunda ne olacağı sorusu üzerine ise Kılıçdaroğlu, “O zaman nihayet bahar gelecek” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu’nun Türkiye kamuoyu için yeni bir siyasi figür olmadığını hatırlatan Der Spiegel, siyasetçinin hayat hikayesinden ve siyasi kariyerinden de bahsederek abisi Yusuf Ziya Kılıçdaroğlu’nun Kemal Kılıçdaroğlu’nu ‘akıllı ve utangaç’ bir çocuk olarak nitelediğini, futbol oynarken kavga edildiğinde kendisinin arabuluculuk yaptığını söylediğini yazdı.

“Öyle veya böyle, tavizler siyaset sanatının emaresidir, güçsüzlüğün değil”

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Dede imajlı siyasetçi’ sözleriyle bahseden ve bazı destekçilerinin kendisine ‘Gandi Kemal’ dediğini aktaran dergi, Kılıçdaroğlu’nun ‘gerektiği yerde durumu çabuk kavrayan, sert’ biri olduğu izlenimini paylaştı.

Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayını açıklaması öncesi İYİ Parti lideri Meral Akşener’in itirazını ve yaptığı konuşmayı da hatırlatan Der Spiegel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun söz konusu krize yaklaşımını kendisi ve yönetiminin nasıl görüneceği hakkında çok şey söylediğini yazdı. Dergi, “Gücünün oldukça farkında, ama güç kazanmanın ve onu elde etmenin taviz vermeden mümkün olmayacağını biliyor gibi görünüyor. Öyle veya böyle, tavizler siyaset sanatının emaresidir, güçsüzlüğün değil” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasından da bahseden dergi, Kılıçdaroğlu’nun ‘umut yarattığını’ yazdı. Erdoğan’ın sarayına karşı video mesajlarını evinin mutfağında çektiğini, konuşmalarında kutuplaştırıcı bir dil kullanmadığını ve kimseye hakaret etmediğini aktaran Der Spiegel, “Farklı bir Türk erkekliğini temsil ediyor” yorumunda bulundu.

Derginin aktardığına göre, Erdoğan hakkında da yorum yapan Kılıçdaroğlu, “Artık Erdoğan’ın söyleyecek başka bir şeyi yok. Düzgün bir şekilde yönetme yetisini kaybetti” dedi.

“Bizim gibi düşünmeyen insanlar da demokrasi istiyor”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun sosyal medya hesabından ‘Alevi.’ notuyla paylaştığı video mesajı da hatırlatan Der Spiegel, Kılıçdaroğlu’nun videoda “Evet, ben Aleviyim’ diyerek bir tabuyu yıktığı değerlendirmesinde bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilirse ilk olarak ülke bütçesini inceleyeceğini ve bir dizi tasarrufa gideceğini yazan dergi, Kılıçdaroğlu’nun şu sözlerini de aktardı: “Erdoğan’ın 16 uçağı var. Biz bu 16 uçağı hemen satacağız.”

Millet İttifakı’nın Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş planından bahseden Der Spiegel’e göre, Kılıçdaroğlu, “Bizim gibi düşünmeyen insanlar da demokrasi istiyor. Kim elinde sopa olan bir lideri koruyup kollar?” diye sordu. Dergi, Kılıçdaroğlu’nun kazanması durumunda belki de en büyük işinin topluma barış ve huzur getirmek olduğu yorumunu da yaptı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Washington Post: Kılıçdaroğlu’nun Mutfağı Ve Erdoğan’ın Sarayı Tezatı

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor. Son olarak Washington Post “Giderek Artan Despotizmin Gölgesi Türkiye’deki Seçimlerin Üzerinde” başlığını taşıyan bir başyazısı yayınladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’nun gösterişsiz bir eski kamu görevlisi olduğunu hatırlatan Washington Post, Kılıçdaroğlu’nun evinin mutfağında çektiği videolarla Erdoğan’ın binden fazla odalı sarayının tezat oluşturduğunu kaydetti.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; başyazıda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yıl önce iktidara geldiğinde, Türkiye’nin dünya genelindeki müttefiklerine, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede ılımlı, Batı yanlısı, iş dünyasından yana reformların savunucusu ve 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrasında İslamcı köktendinciliğe karşı siper olarak göründüğünü; ancak bu imajın çoğunlukla yok olduğunu kaydediyor.

Gazete, Erdoğan’ın 14 Mayıs seçimleri öncesinde popülaritesinin giderek gerilemesinin halkın baskı, muhalif görüşleri ve bir zamanlar bağımsız olan kurumları susturma, insan hakları ve demokratik normları küçümseme üzerine inşa ettiği otokrasisinden duyduğu memnuniyetsizliği yansıttığı görüşünü dile getiriyor.

Erdoğan’ın Türkiye ekonomisini kötü yönetmesi sonucu hayat standartlarının erozyona uğradığını, Türk lirasının değerini düşürdüğünü, enflasyonu fırlattığını yazan Washington Post, çok sayıda Türk’ün öfkeli olmasına şaşırmamak gerektiğini, bunun sonucunda Erdoğan’ın “sıkıcı eski bürokrat rakibinin” kamuoyu yoklamalarında seçimi önde götürdüğünü aktarıyor.

Gazetenin yayın kuruluna göre 14 Mayıs seçimi, aynı zamanda demokratik seçimlerin, Erdoğan’ın giderek tek adamlaşan iktidarının boyunduruğundan kurtulma kapasitesine sahip olup olmadığının bir sınavı niteliğinde.

Gazete, sonuçların hem Türk halkı hem de ABD ve Avrupalı müttefikler açısından önemli olduğunu kaydediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine NATO ve Rusya Cumhurbaşkanı Putin arasında bir aracı rölü biçtiğini yazan Washington Post, Erdoğan iktidarındaki Türkiye’nin Ukrayna savunması açısından önemi olan İHA’ları tedarik ettiğini, Rus savaş gemilerinin Karadeniz’e girişini engellediğini, tahıl koridoru anlaşmasının imzalanmasında rol oynadığını hatırlatıyor.

Ancak Türkiye’nin “Batı’nın yaptırımları çiğnenerek Moskova’ya nakliyat yapılmasında rol oynadığından şüphe edildiği; ordunun kullandığı hassas teknolojileri, elektronik cihazları ve araç parçalarını tedarik ederek Putin’in kuvvetlerini pekiştirdiğinin düşünüldüğü” aktarılıyor.

Başyazıda, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini jeopolitik açıdan ‘tercih edilecek ilk kişi’ olarak konumlandırmak amacıyla iki tarafı birbirine düşürme şeklindeki ikili oyunu arabozuculuktan fazlası” ifadeleri kullanıldı.

Görüş yazısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı’nın stratejisini zedeleyen ve Putin’e geniş manevra alanı yaratan bir tutum benimsemesinin Rusya’nın bunun karşılığında Türkiye’ye, Batı yaptırımlarından kaçmaya çalışan Rus oligarkların paraları dahil milyarlarca dolar “yağdırmasına” yol açtığı yorumu yapıldı.

“Erdoğan en derin hasarı ülke içinde verdi”

Washington Post, en derin ve kalıcı hasarın ülke içinde olduğunu kaydetti ve “görüş ayrılıklarını körükleyerek ülkeyi yöneten Erdoğan’ın bir zamanlar rengarenk olan sivil toplumunun canlanması için gereken alanı daralttığı” belirtildi.

Başyazıda Cumhurbaşkanı Türk mahkemelerinin Erdoğan’ın “intikam aygıtları” haline geldiği, muhalefeti susturmak için rutin olarak cezai suçlamalar uydurulduğu, çok sayıda Türk’ün insan içinde fikirlerini dile getirmeye korktuğu görüşü yer aldı.

“Kurumların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zorbalığı karşısında boyun eğdiği” savunuldu ve bunun örneklerinden birinin Merkez Bankası olduğu belirtildi.

Şubat ayındaki depremler sonrasında gerekli müdahale ve yardımların gecikmesinin Erdoğan’ın imajına daha çok zarar verdiği vurgulandı.

“İnşaat standartlarına uymayan binaların depremde çökmesinin birçok Türk tarafından Erdoğan iktidarının karakteristik özelliği olan yolsuzluk ve kötü yönetimin bir simgesi olarak algılandı” denildi.

“Kılıçdaroğlu’nun mutfağı ve Erdoğan’ın sarayı tezatı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’nunsa gösterişsiz bir eski kamu görevlisi olduğunu hatırlatan Washington Post, Kılıçdaroğlu’nun evinin mutfağında çektiği videolarla Erdoğan’ın binden fazla odalı sarayının tezat oluşturduğunu kaydediyor.

Gazete başyazısında Türkiye’yi birleştirme ve sadece tek dönemlik cumhurbaşkanı olma sözü veren Kılıçdaroğlu’nun hem Erdoğan’ın gücü elinde toplamak için yaptığı anayasal değişiklikleri geri çevirme hem de Merkez Bankası, mahkemeler ve diplomasiyi bağımsızlığına kavuşturmayı taahhüt ettiği vurgulandı.

“Bu açıdan bakıldığında birçok Türk, hoşgörü, çoğulculuk, insan haklarına saygı, ekonomik sağduyu gibi, “Erdoğanizmin” büyük zarar verdiği kavramları yeniden inşa sözü karşısında Kılıçdaroğlu’nun karizma yoksunu olmasıyla ilgilenmiyor” ifadeleri kullanıldı.

Washington Post, 14 Mayıs’ta seçimi kaybetmesi ya da seçimin ikinci tura kalması durumunda, Erdoğan ve destekçilerinin sonuca itiraz edebileceği kaygısının olduğu, “demokrasinin görece sağlam yer edindiği bir ülkede bu kaygıların Erdoğan’ın bazı ilkelere ne kadar derinden zarar verdiğinin bir ölçütü” olduğu tespitine de yer verdi.

Paylaşın

Goldman Sachs’dan Müşterilerine “Türk Bankaları” Uyarısı

Müşterilerine gönderdiği bir yazılı bildiride, 14 Mayıs seçimleri öncesinde Türk bankalarına karşı “temkinli” olduklarını söyleyen Goldman Sachs, ükümetin Kasım ayından itibaren faizde düşüş yönünde sürdürdüğü ekonomik politikalarının ardından bankaların olası faiz artışlarına karşı daha savunmasız olduğu belirtti.

Goldman Sachs, faizde yapılan düşüşlerin ardından bankaların daha kısa vadeli borç vermeye başladığını ve kendilerini böylece koruduğunu söyledi.

ABD merkezli yatırım bankası Goldman Sachs, Türk bankalarına karşı ihtiyatlı olunması gerektiğini ve seçim sonrası olası faiz artışının halka açık banka hisselerini diğer hisse senetlerine göre daha savunmasız hale getirebileceğini belirtti.

Ekonomim’in haberine göre müşterilerine yolladığı notta Türkiye’de bulunan bankalara karşı ‘ihtiyatlı’ yaklaşılması gerektiğini tavsiye eden Goldman Sachs analistleri, 14 Mayıs seçimlerinin ardınından olası bir faiz artırımı sonrası, halka açık banka hisselerinin diğer hisse senetlerine göre daha savunmasız olabileceğini ifade etti.

Goldman Sachs, müşterilerine yazdığı notta, Türk bankalarının tarihsel olarak yüksek faiz oranlarından yararlandığını, ancak hükümetin düşük faiz oranlarını tercih ederek politika değişikliğine gitmesinin ardından, bankalara piyasaya düşük orandan borç vermeleri için yeni kurallar getirildiğini ve dolayısıyla yeni getirilen bu kuralların bankaların dinamik ve geleneklerinde bozulmaya yol açtığı belirtildi.

Türkiye’de bankaların son gelişmelerle birlikte kısa vadeli borç vermeye daha istekli olduklarının altını çizen Wall Street bankası, Kur Korumalı Mevduat hesaplarındaki faiz üst sınırının kaldırılmasına rağmen bankaların olası bir faiz etkisinden etkilenme riskini artırdığını söyledi.

Paylaşın