2022’den Sonra Bir İlk; Türkiye’nin Kredi Risk Primi 500 Baz Puanın Altına İndi

Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) değeri ise günlük 50 puandan fazla düşüşle Aralık 2022’den bu yana ilk kez 500 baz puanın altına indi. Türkiye’nin risk seviyesi 497 seviyesinde.

Haber Merkezi / Dünya genelinde enflasyonun düşüşe geçmesiyle başta ABD Merkez Bankası (Fed) olmak üzere merkez bankalarının ‘şahin’ politikalarını sonlandıracağı beklentisi risk algısının azalmasına sebep olurken, Türkiye’nin risk primlerinin düşüş eğilimi de hızlandı.

Merkez bankalarının yıl başından bu yana güçlü seyreden enflasyonla mücadelede attığı ve atacağı adımlara ilişkin beklentiler, yatırımcıların kararları üzerinde etkili oluyor.

Bir ülkenin dış borçlanmasındaki en önemli göstergelerden biri olan CDS primi ne demek ve yükselmesi, düşmesi ne anlama geliyor?

Türkçe’de kredi risk primi veya kredi temerrüt takası olarak kullanılan CDS (Credit Default Swap) aslında bir çeşit sigortalama işlemi olarak tanımlanabilir.

Herhangi bir ülke hazinesine ya da şirketine borç verirken o borcun geri ödenmemesi ihtimaline karşı aldığınız sigorta poliçesine CDS deniyor ve genellikle over-the-counter (OTC) yani herhangi bir borsa düzenlemesine tabi olmayan tezgah üstü piyasalarda işlem görüyor.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

Türkiye’nin CDS oranı neden yükseliyor?

Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ülke CDS priminin yükselmesine iç ve dış nedenler olmak üzere iki etken grubu yol açıyor. Koronavirüs salgını ya da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve yükselen enerji fiyatları bu dış nedenlere örnek olarak verilebilir.

İç nedenler ise enflasyonun yükselmesi, dış borçların artması, kurların yükselmesi, sosyal çalkantılar ve afetler olarak sıralanabilir.

Dış nedenler konusunda yapılabilecek şeylerin sınırlı olmasına rağmen iç nedenleri yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan Eğilmez bu sayede dış nedenlerin de etkisinin azaltılabileceğini belirtiyor.

Türkiye’nin CDS primlerinin 2008 yılındaki küresel mali kriz sırasında yükseldikten sonra gerilediği görülüyor. Ülkenin makroekonomik dengelerinin bozulmaya başladığı 2018 yılından itibaren ise dalgalı bir seyirle de olsa yükseliş trendini sürdürdüğü görülüyor.

Diğer ülkelerin CDS primi ne kadar?

CDS primi ekonomisi sağlam ekonomiler için düşerken ödeme güçlüğü çekebileceğine inanılan ülkelerde yükseliyor. Bu nedenle CDS primi 300 baz puanın üzerindeki ülkeler aşırı kırılgan ekonomiye sahip olarak değerlendiriliyor.

Örneğin 13 Haziran 2022 itibariyle Hollanda’nın CDS primi 10,70; İngiltere’nin 11,04; Amerika Birleşik Devletleri’nin 16,10 olurken 2010 yılında iflasın eşiğine gelen  komşu ülke Yunanistan’ın risk primi 179,70  oldu.

Ekonomileri daha kırılgan olarak kabul edilen yükselen ekonomilerden Çin’in CDS primi 76,40, Meksika’nın 114,50 ve Brezilya’nın 254 seviyesinde.

Ukrayna’yı işgali sonrası batılı ülkelerden daha önce görülmedik yaptırımlara maruz kalan Rusya’nın CDS primi ise 13775 baz puanın üzerine çıkmış durumda.

Paylaşın

Moskova’da Dörtlü Zirve: Şam, Normalleşme Şartlarını Yineledi

Rusya’nın başkenti Moskova’da Türkiye, Suriye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarını bir araya getiren Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı sona erdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez görüştü.

Haber Merkezi / Dörtlü zirve sonrası yapılan açıklamada ise görüşmelerin devam edeceği belirtildi.

Çavuşoğlu, toplantı sonrası yaptığı açıklamada “Terörle mücadelede iş birliği, geri dönüşlerin altyapısının iş birliği içinde sağlanması, siyasi sürecin ilerletilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladık” ifadesini kullandı.

Suriye devlet ajansı SANA’nın aktardığına göre ise Mikdad, ‘Suriye’nin ana hedefinin topraklarındaki Türk kuvvetleri de dahil olmak üzere her türlü yasa dışı askeri varlığı sona erdirmek olduğunu’ yineledi. Mikdad, “Bu konuda ilerleme olmadan gerçek bir sonuca varmayacağız ve her durumda geri çekilme konusunda çalışmaya, talep etmeye ve ısrar etmeye devam edeceğiz” dedi.

Mikdad, şöyle devam etti: “Türk Dışişleri Bakanı’nın, Türk kuvvetlerinin çekilmesi durumunda oluşan boşluğu terör örgütlerinin dolduracağına ve bunun Türkiye’nin güvenliğini tehdit edeceğine dair açıklamalarını okudum. Bununla ilgili yorum yaparak, açıklığa kavuşturmak isterim ki, Türkiye’den Suriye’den güçlerini çekeceğine dair açık bir kamuoyu onayının alınmasını istiyoruz. Buna göre, bunu organize, koordineli ve üzerinde anlaşmaya varılmış bir şekilde uygulamak için pratik adımlar üzerinde anlaşmaya varılacaktır.’’

Dışişleri’nden açıklama

Toplantının ardından Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı açıklamada ise, şu ifadelere yer verildi:

“Katılımcılar, 2254 sayılı BMGK Kararı ve ‘Astana Formatı’ çerçevesinde yayınlanan resmi bildiriler uyarınca, Suriye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadeleye olan bağlılıklarını teyit ettiler. Suriyelilerin anavatanlarına gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşlerinin sağlanması ve ihtilaf sonrası yeniden inşanın kolaylaştırılması bakımından, Suriye’ye yönelik uluslararası yardımın artırılmasının taşıdığı önemin altı çizildi.

Katılımcılar ayrıca, Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin ilerletilmesine yönelik olarak Dışişleri Bakan Yardımcılarını, dört ülkenin Savunma Bakanlıkları ve İstihbarat birimleri ile koordinasyon halinde bir yol haritası hazırlamaları hususunda talimatlandırmayı kararlaştırdılar.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

Şam yönetimi, Türk birliklerinin çekilmesini istiyor

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Erdoğan sinyalini vermişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz. Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin.

Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Rusya, Türkiye’nin 600 Milyon Dolar Doğalgaz Borcunu 2024’e Erteledi

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a demeç veren bir kaynak, “Resmi olarak 600 milyon dolar değerindeki bir ödeme gelecek yıla ertelendi. Enerji fiyatlarındaki artışın bunda büyük etkisi oldu” dedi.

Aynı kaynak, enerji fiyatlarının seyrine bağlı olarak Türkiye’nin önümüzdeki aylarda bu tür ödemeleri daha da erteleyebileceğini söyledi.

Rusya ve Türkiye enerji bakanlıkları ile enerji şirketleri Gazprom ve Botaş, Reuters’in konuyla ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

Reuters haber ajansına demeç veren kaynaklar, geçen hafta açıklanan ve Ankara ile Moskova arasında derinleşen bağların işareti olarak değerlendirilen bir anlaşma kapsamında bu tür ilk ertelemenin gerçekleştiğini söyledi.

Adlarının açıklanmasını istemeyen iki kaynak, anlaşmaya göre Türkiye’nin Rusya’ya yapacağı 4 milyar dolara kadar enerji ödemesinin gelecek yıla ertelenebileceğini kaydetti.

Anlaşmanın detayları daha önce açıklanmamıştı.

Türkiye enerji ihtiyacını büyük ölçüde ithalat yoluyla karşılıyor ve Rusya en büyük tedarikçisi konumunda.

Rusya ile yapılan gaz ödemeleri anlaşmasının, Türkiye’nin lirayı desteklemeye yönelik alışılmışın dışındaki ekonomi politikaları ve yükselen döviz kuru nedeniyle tükenen döviz rezervleri üzerindeki baskıyı bir miktar hafifletebileceği değerlendirmesi yapılıyor.

Rusya’nın geçen yıl Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından enerji fiyatları da artmıştı.

Reuters’a demeç veren kaynaklardan biri “Resmi olarak 600 milyon dolar değerindeki bir ödeme gelecek yıla ertelendi. Enerji fiyatlarındaki artışın bunda büyük etkisi oldu” dedi.

Kaynak, enerji fiyatlarının seyrine bağlı olarak Türkiye’nin önümüzdeki aylarda bu tür ödemeleri daha da erteleyebileceğini söyledi.

Rusya ve Türkiye enerji bakanlıkları ile enerji şirketleri Gazprom ve Botaş, Reuters’in konuyla ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

Enerji Bakanı Fatih Dönmez geçen hafta yaptığı açıklamada Türkiye ve Moskova’nın Ankara’nın enerji ödemelerini belirli bir miktara kadar ertelemesine olanak tanıyan bir anlaşma üzerinde anlaştığını söylemiş ancak ayrıntı vermemişti.

Türkiye’nin enerji ithalat faturası geçen yıl 100 milyar dolara yaklaşarak rekor kırdı ve Şubat ayına kadarki 12 aylık dönemde toplam 53,5 milyar metreküplük doğal gaz ithalatının %39’unu Rusya’dan yaptı.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Rusya’dan Yol Haritası Önerisi

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye, Suriye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarını bir araya getiren Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın basına açık kısmında yaptığı konuşmada, Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleşmesi için bir yol haritası hazırlanması gerektiğini söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov “Görevimiz daha ileri gelişmeler için ana hatları belirlemek” dedi. Lavrov “Bugün yapacağımız müzakerelerden çıkabilecek en iyi sonuç, bir dahaki Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’na kadar Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için bir yol haritası taslak metnini hazırlayacak uzmanların görevlendirilmesi olacaktır” diye konuştu.

Sergey Lavrov,  hazırlanacak teklifin ardından Rusya, İran, Suriye ve Türkiye hükümet ve devlet başkanlarına sunulabileceğini belirtti. Lavrov, kesilen nakliye ve lojistik hatlarının onarılması konusunda Suriye ile Türkiye’nin müzakerelere başlaması ve “engel olmaksızın ticari ve ekonomik işbirliğini yeniden hayata geçirmesi” gerektiğini söyledi.

Lavrov’dan seçim mesajı

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine de değinen Lavrov seçimlerin adil ve şeffaf bir biçimde yapılacağından emin olduğunu söyledi. “Türk mevkidaşlarıma başarılı bir genel seçim diliyorum” diyen Lavrov “Seçimlerin adil ve şeffaf olacağından, Türk milletinin iradesini herhangi bir dış müdahale olmadan ifade etmesine imkan sağlayacağından eminim” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için bugün Moskova’da bir araya geldi.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedildi.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denildi.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Şam, Seçimin Sonuçlanmasını Bekliyor

Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, “Suriye yönetimi, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını görüp ona göre karar vermek istiyor. Dolayısıyla bu dönemde Erdoğan’la bir normalleşme adımı atmak siyaseten bir risk olarak görülüyor dedi ve ekledi:

“Ayrıca ilkesel olarak da seçim sürecinde bir tavır alma hali oluyor Suriye’de. Çünkü malum, bu görüşmeler olduğunda içeride seçimlerde bir kart olarak Erdoğan’ın bunu kullanacağını artık herkes biliyor.”

Türkiye siyasetini yakından takip eden Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, Türkiye’deki seçimlerin Şam’dan nasıl göründüğü, Şam yönetiminin diğer Arap başkentleri ve Ankara’yla “normalleşme” sürecini ve Şam ile Kürtler arasındaki ilişkilerin seyrini bianet’ten Vecih Cuzdan’a değerlendirdi.

“Şam, Arap ülkeleriyle normalleşmeye odaklandı”

Geçtiğimiz haftalarda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Suriye’deki savaşın başından bu yana ilk defa Şam’a geldi. Nitekim bundan önce de başta Körfez’dekiler olmak üzere Arap ülkeleri Şam’la ilişkilerini “normalleştirmeye” başlamıştı. Yine bu “normalleşme” bağlamında, Erdoğan yönetiminin çağrıları ve bu kapsamda Ankara’nın attığı adımlar Şam’dan nasıl görünüyor?

Şam’dan bakıldığında durum şöyle: Suriye yönetimi, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını görüp ona göre karar vermek istiyor. Dolayısıyla bu dönemde Erdoğan’la bir normalleşme adımı atmak siyaseten bir risk olarak görülüyor. Ayrıca ilkesel olarak da seçim sürecinde bir tavır alma hali oluyor Suriye’de. Çünkü malum, bu görüşmeler olduğunda içeride seçimlerde bir kart olarak Erdoğan’ın bunu kullanacağını artık herkes biliyor.

Bu yüzden Şam yönetimi şimdilerde Arap ülkeleriyle normalleşmeye odaklanmış durumda. Burada Arap Birliği’ne dönmekten daha çok Arap ülkeleriyle ikili ilişkiler önemseniyor. Çünkü Suriye, Arap Birliği’ne dönse bile bu defa içeride bir çatlak yaşanacaktır. Katar ve Fas gibi ülkelerin Suriye’nin dönmesine sıcak bakmıyor. Yani tabiri caizse Arap Birliği Suriye’yi kazanıp Katar’ı ve Fas’ı kaybedebilir.

Dolayısıyla Şam açısından öncelik, gerek Suudi Arabistan’la gerek Mısır’la olsun ikili ilişkilerin gelişmesi. Bence Şam’ın en çok önemsediği de bu iki devletle olan ilişkiler. Üstelik bu iki ülkeyle olan ilişkilerin normale dönmesi Şam’ın Ankara’ya karşı elini daha da güçlendirecek. Zaten Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Irak gibi ülkeler Şam’la normalleşme sürecine girmeden önce de Suriye’de bulunan yabancı askerlerin çekilmesini talep ediyorlardı. Burada Türkiye ve Amerika işaret ediliyor. Çünkü Suriye’deki Rusya ve İran güçleri Şam yönetimiyle yaptıkları protokollere dayanarak ülkede bulunuyor.

Dolayısıyla Şam, diğer Arap ülkeleriyle olan ilişkilerin daha da güçlenmesini ve akabinde Ankara’yı baskı altında tutabilmeyi umuyor. Ancak bu noktada Şam’ın bir sorunu daha var aslında. En yakın müttefikleri olan Moskova ve Tahran, Türkiye’deki seçimlerde Erdoğan’dan yana bir pozisyonda. Diğer taraftan Körfez ülkeleri Erdoğan’ı önceki dönemlerde olduğu gibi desteklemiyor ama Şam’la normalleşme süreçleri de Batı etkisiyle yavaş adımlarla sürüyor. Yani bugünlerde tabiri caizse siyasi bir çıkmaz içinde Şam yönetimi.

Müslüman Kardeşler’in “Erdoğan’a oy verin” çağrısı

Türkiye, gergin bir atmosferde 14 Mayıs seçimlerine gidiyor. AKP iktidarının müttefiki Müslüman Kardeşler’in Suriye müftüsünün, Türki Cumhuriyeti vatandaşlığı olan Suriyelilere Erdoğan’a ve AKP’ye oy verme çağrısında bulunmasını nasıl değerlendiriyorsun?

Recep Tayyip Erdoğan, 22 yıl önce iktidara geldiğinde “muhafazakâr demokrat” sloganıyla Batı’nın desteğini aldı. Kutuplaştırıcı dini söylemlerden uzak, ılımlı İslamcı bir parti kurdu ve aldığı destekle iktidara geldi. Şimdi son dönemde baktığımızda artık tam tersine İslamcılık üzerinden ve İslamcılık söylemleriyle iktidarda kalmaya çalışıyor. Çünkü bence artık eskisi gibi o ılımlılık ya da Avrupa Birliği, Batı ilkeleriyle örtüşen siyasetlerin kendisini desteklemediği kanaatine ulaşmış gibi görünüyor. Müslüman Kardeşler’in müftüsü olarak da bilinen Şeyh Muhammed Kerim Racih’in Erdoğan’ı desteklemesi sürpriz değil. Erdoğan zaten her zaman, özellikle Arap Baharı başladıktan sonra Müslüman Kardeşler’le birlikte yürüdü. Bu yüzden Türkiye’nin Suudi Arabistan’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle ve en önemlisi Mısır’la Müslüman Kardeşler konusundan başka bir sorunu yok.

Müslüman Kardeşler’in tanıdık figürleri bugüne kadar Erdoğan’ı içeride yıpratmamak bu tip çıkışlarda bulunmamışlardı. Ama bugün gelinen noktada seçimlerin riske girdiğini ve her bir oyun fark yaratacağını bildikleri için -artık o yıpranma hesaplarını da bir kenara bırakıp- kendilerini göstermeye başladılar ve buna devam edecekler. Yani Şeyh Muhammed Kerim Racih’ten sonra da Müslüman Kardeşler’in diğer figürlerinden benzer açıklamaların gelebileceğini düşünüyorum. Katar’daki Müslüman Kardeşler müftüleri, şeyhleri, işte Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı vs. onlar da önümüzdeki günlerde benzer bir tavır gösterebilir.

“Erdoğan seçim propagandası olarak kullanıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Nisan’da IŞİD lideri Ebu Hüseyin el-Kureyşi’nin Suriye’de öldürüldüğünü açıkladı. Daha sonra operasyonun Afrin’de, yani Türkiye’nin kontrolündeki bir bölgede gerçekleştiği ortaya çıktı. Bu operasyon ve devamındaki gelişmeler Şam’da da gündeme geldi mi?

Şam’da bu konuya çok ilgi yok. Suriye’de haber bile olmadı bu olay. Çünkü Şam yönetimi doğrudan Türkiye’yi IŞİD ve El-Kaide’yle işbirliği yapmakla suçluyor. Gerek bu son operasyon gerekse bundan önce Amerika’nın öldürdüğü radikal İslamcı örgütlerin liderleri olsun tümüyle Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde öldürüldü. Öyle görünüyor ki bu kişiler söz konusu bölgelerde kendilerini rahat hissediyor. Ayrıca bu tip konuların Erdoğan tarafından bir seçim propagandası olarak kullanıldığı düşünülüyor. Diğer yandan bu konunun dünya çapında da çok ciddiye alınmadığını gördüm. Çünkü bu konularda daha çok ABD’nin öncülüğünde yapılanlar dikkate alınıyor. Ama günün sonunda Türkiye, bu konuda çok şeffaf ve ciddi bulunmadığı için olsa gerek hani gerçekten operasyon yapılıp öldürülmüş olsa bile arkasında bahsettiğim diğer motivasyonlar [seçim propagandası vs.] aranıyor.

Şam ve Kürtler arasındaki ilişkiler

Geçtiğimiz günlerde Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittiği ve Şam’la müzakerelerde rol oynamaları için buradaki yetkililerle görüştüğü öne sürüldü. Daha önce de Mısır basınına konuşan Abdi, Şam yönetimine çağrıda bulunmuştu. Bu noktada Şam ve Suriyeli Kürtler arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsun?

Geçtiğimiz haftalarda özerk yönetimin bir çağrısı olmuştu, ardından Birleşik Arap Emirlikleri ziyareti haberi geldi. Aslında bu konuda yeni bir gelişmeden bahsetmiyoruz. Her zaman Şam’la anlaşarak sorunları çözmek isteyen bir Kürt tarafından söz ediyoruz. Ama bence taraflar arasındaki ilişkiler, Şam-Ankara ve dolayısıyla Şam-Moskova ve Şam-Tahran ilişkilerinin gölgesinde kalıyor. Bu birincisi. İkincisi de Kürtlerin en yakın müttefiki Amerika olduğu için Şam her zaman bu konunun çözümünün aslında Amerika’yla uzlaşmayla çözülebileceğini düşünüyor. Çünkü oradaki özerk yönetimin varlığını Amerika’nın oradaki varlığına bağlıyor. Dolayısıyla hem Amerika’yla hem de Şam’la iyi ilişkilere sahip bir Arap ülkesi olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin arabuluculuğu onlar için bu konuda biraz motivasyon sağlayabilir. Yani Kürtler açısından iyi neticelere ulaşılması yönünde bir katkısı olabilir. Her ne kadar bu konu Suriye’nin iç sorunu olarak görülse de diğer ülkelerle olan ilişkiler ve dış faktörlerden çok etkilenen bir konu olduğu için de yakın süreçte ciddi bir gelişme olacağını düşünmüyorum.

“Yakın zamanda İdlip’e operasyon zor”

Peki, yakın zamanda Heyet-i Tahrir’uş Şam kontrolündeki İdlip’e yönelik bir askeri operasyon öngörüyor musun?

Hayır. İdlip, Türkiye’nin doğrudan etkisi altında olan bir bölge ve dolayısıyla Ankara’nın operasyona yeşil ışık yakması gerekiyor. Diğer yandan olası operasyona Batı’nın da göz yumması gerekiyor -ki yeniden mülteci sorunu gündeme geleceği için buna karşı çıkarlar. Dolayısıyla Suriye çok zor bir durumda kalabilir. Belki de Türkiye’deki seçimlerden sonra, hatta seçim sonuçları doğrultusunda artık İdlip’i yeniden konuşmaya başlayabiliriz.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: AGİT’ten Türkiye’ye Gözlemci Eleştirisi

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine günler kaldı. AGİT, seçimler için görevlendirilen iki gözlemcinin Türkiye’ye girişine izin verilmemesine tepki gösterdi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’ndan (AGİT), pazartesi günü yapılan açıklamada, Türkiye’nin söz konusu İskandinav vekillerin “siyasi yetkileri çerçevesinde yaptıkları açıklamaları kullanarak delegasyonun yapısını etkileme hakkına sahip olmadığı” belirtildi.

Açıklamada, Türkiye’nin bu eyleminin “uluslararası gözlemci heyetinin çalışmaları üzerinde olumsuz etkisi” olabileceği ifade edildi.

Ankara daha önce İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi Milletvekili Kadir Kasırga ile Danimarkalı parlamenter Sören Söndergaard’a ülkeye giriş izni verilmeyeceğini açıklamıştı.

İsveç Milletvekili Kadir Kasırga, Türkiye’nin Suriye operasyonuna karşı çıkmıştı.

Söndergaard da geçmişte Suriye Demokratik Güçleri bileşeni Kürt milis gücü Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) ziyaret etmişti. Türkiye YPG’yi PKK’nın uzantısı olmakla suçluyor ve bu nedenle “terörist” olarak sınıflandırıyor.

Söndergaard bir ülkenin “seçimlerde gözlemci olarak görev yapacak parlamenterleri seçemeyeceğini” söyledi. Bu durumun Türkiye’deki seçimlere gölge düşürdüğünü ifade eden Söndergaard, AGİT’in Türkiye hakkında resmi bir şikayette bulunduğunu kaydetti.

AGİT, 14 Mayıs Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine 10 Mayıs’tan itibaren 400 kadar uzmanının yanı sıra 100’den fazla seçilmiş temsilciyi seçimleri gözlemlemek amacıyla gönderecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Dikkat Çeken Seçim Açıklaması: Türkiye ile İlişkileri Etkilemeyecek

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel’e, ‘’gelecek hafta Pazar günü Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkileyeceği’’ soruldu.

Sözlerine ‘’Etkilemeyecek’’ diyerek başlayan Patel, ‘’Türk halkı tarafından hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz ve bu ilişkileri derinleştirmeye, bir dizi işbirliği alanı ve ortak öncelikler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz’’ yanıtını verdi.

ABD, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerden çıkacak sonucun ikili ilişkileri etkilemeyeceğini bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamada, ‘’Hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz… Tek umudumuz demokratik bir sürece dayanan özgür ve adil bir seçim görmek’’ mesajı verildi.

Bakanlığı günlük basın brifinginde Sözcü Yardımcısı Vedant Patel’e, ‘’gelecek hafta Pazar günü Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkileyeceği’’ soruldu.

VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in aktardığına göre, sözlerine ‘’Etkilemeyecek’’ diyerek başlayan Patel, ‘’Türk halkı tarafından hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz ve bu ilişkileri derinleştirmeye, bir dizi işbirliği alanı ve ortak öncelikler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz’’ yanıtını verdi.

Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olduğuna ve ABD için önemli olan bir dizi konuda vazgeçilmez bir rol oynadığına da dikkat çeken Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ‘’Türkiye’nin Karadeniz Tahıl Girişimi’nin oluşturulmasında ve hayata geçirilmesinde oynadığı role işaret etmek istiyorum. Onların liderliği ve biraraya getirici rolü sayesinde, Rusya’nın tahılı silah haline getirmesini engelleyecek bir mekanizma var’’ dedi.

Patel, yanıtını, ‘’Ancak genel olarak ABD seçimlerde taraf tutmaz. Tek umudumuz demokratik bir sürece dayanan özgür ve adil bir seçim görmektir’’ diyerek tamamladı.

Paylaşın

Türkiye, G20 Ülkeleri Arasında Enflasyonda İkinci

Türkiye, enflasyonun yüzde 100’ün üzerinde olduğu Arjantin’den sonra en yüksek tüketici enflasyonu oranına sahip G20 ülkesi oldu. G20 ülkeleri arasında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 8’den yüzde 6,9’a geriledi.

G20 ülkeleri: Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği.

OECD’nin 4 Mayıs’ta güncellenen “Tüketici Fiyatları” raporuna göre OECD ülkelerinde ortalama yıllık enflasyon mart ayında yüzde 8,8’den yüzde 7,7’ye geriledi.

Türkiye, TÜİK’in yüzde 50,5 olarak açıkladığı mart ayı tüketici enflasyonu verisiyle OECD ülkeleri arasında ilk sırada.

Türkiye’nin ardından tüketici fiyatlarının yıllık bazda yüzde 25,2 arttığı Macaristan ve yüzde 17,3 artışla Letonya geliyor.

OECD ülkeleri arasında yıllık tüketici enflasyonunun en düşük olduğu ülke yüzde 2,9 ile İsviçre oldu. Yüzde 3,2 enflasyon açıklayan Japonya ve yüzde 3,3 ile İspanya, son 3 sırayı tamamladı.

Raporda belirtilenlere göre OECD ülkelerinde enerji fiyatlarındaki yıllık artış şubat ayında olduğu yüzde 11,9 seviyesinden martta yüzde 1,3’e geriledi.

Enerji enflasyonu 38 ülkenin 36’sında gerilemesine rağmen OECD, düşüşte baz etkisinin rol oynadığına vurgu yaptı. Hatırlanacağı üzere Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardında Mart 2022’de enerji fiyatları hızla artmıştı.

OECD ülkelerinde yıllık gıda enflasyonu ise mart ayında yüzde 14,9’dan yüzde 14’e geriledi. TÜİK, mart ayı gıda ve alkolsüz içecekler kategorisindeki enflasyonu yüzde 67,89 olarak açıklamıştı.

G20’de Türkiye ikinci

G20 ülkeleri arasında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 8’den yüzde 6,9’a geriledi. Türkiye, enflasyonun yüzde 100’ün üzerinde olduğu Arjantin’den sonra en yüksek tüketici enflasyonu oranına sahip G20 ülkesi oldu.

Euro Bölgesi’nde yıllık TÜFE, martta yüzde 8,5’ten yüzde 6,9’a geriledi.

TÜİK, nisan ayı enflasyon oranının aylık bazda yüzde 2,39, yıllık bazda ise 43,68 olduğunu bildirmişti. ENAG ise nisanda aylık enflasyonu yüzde 4,86, yıllık enflasyonu ise yüzde 105,19 olarak belirtmişti.

Paylaşın

Washington Post: Seçmenler Erdoğan’da Uzaklaşmaya Hazır Mı?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Washington Post gazetesi, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin tüm dünyada yakından izlendiğini, sonuçların Türkiye’nin Avrupa’yla, Ortadoğu’yla ve Amerika’yla bağlarıyla Suriye ve Ukrayna’daki çatışmalar üzerinde etkili olacağını yazıyor.

Washington Post seçmenlerle yapılan söyleşileri aktarıyor. Özgürlüklerin ve demokrasinin kısıtlanmasından, mülteci akınından, yüksek enflasyondan ve kadına yönelik şiddet eylemlerinin artmasından şikayet eden seçmenler Erdoğan’ın mağlup olması gerektiğini söylüyor.

Daha önceki seçimlerde Erdoğan’ı destekleyen ancak bu seçimlerde Muharrem İnce’yi tercih edeceğini söyleyen 44 yaşındaki Duygu Çelik, sekiz ay öncesine kadar ev kadını olduğunu, ancak yüksek enflasyon nedeniyle ek gelir elde etmek için temizlikçi olarak çalışmaya başladığını söylüyor.

Oğlunun yurtdışında bir değişim programına katılmaya hak kazandığını, ancak ekonomik güçlerinin yetersizliği nedeniyle yurtdışına gidemeyeceğini söyleyen Çelik, en büyük pişmanlığının, 2017 referandumunda parlamenter sistemin değiştirilmesi yönünde oy kullanması olduğunu kaydediyor ve “Tek kişi koca ülkeyi yönetmemeli” diyor.

68 yaşındaki Hatice Özaydın ise pahalılıktan şikayet ediyor; ancak ekonomik darboğazın ve yüksek enflasyonun nedenini bilmediğini söylüyor.

Muhalefetin PKK’yla bağlantılı olduğunu iddia eden Özaydın, “Ekonomi kötü olsa da bir kez daha Erdoğan’a oy vereceğim” diyor.

28 yaşındaki Nuri Bora Demir ise sadece son birkaç yılda yaşam standartlarındaki olumsuz değişimi düşündüğünü, kendisi gibilerinin tatil planları yaparken şimdi hiçbir şey alacak ekonomik gücü kalmadığını söylüyor.

Kendi yaş grubundakilerin fırsatlardan yoksun olduğunu aktaran Demir, seçimlerinse ekonomiyi düzeltmeye yetmeyebileceği görüşünde. Genç seçmen, “Kendi yaş grubuma baktığımda bizim için bir aday görmüyorum. Hepsi yaşlı” diyor.

39 yaşında dört kız çocuğu babası bir seçmense ekonomik durumdan doları Erdoğan’ı eleştirse de krizin en kötü günlerinin geçtiği konusunda umutlu ve “Son kez de olsa Erdoğan’ın bir kere daha kazanmasını istiyorum, en azından ülkenin istikrarını geri getirmek için” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın

Associated Press: Erdoğan’ın Liderliği Risk Altında

Dünya basını, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli haber ajansı Associated Press, seçimlere ilişkin dikkat çeken bir analize yer verdi.

VOA Türkçe’nin aktardığı haber göre, siyasi kariyerinin başında yıkıcı 1999 depremi ve ekonomik darboğazın iktidara yükselttiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği, 20 yıl sonra benzer şartlar nedeniyle risk altında.

Daha önce üç kez başbakanlık yapan kutuplaştırıcı ve popülist Erdoğan, 14 Mayıs seçimlerinde üçüncü kez cumhurbaşkanı seçilirse iktidarını üçüncü on yıla taşımış olacak. Erdoğan, şu anda Türkiye’nin en uzun süre görev başında kalmış lideri.

Erdoğan’ın 2001’de kurduğu AK Parti, ekonomik kriz sırasında ve İzmit depreminin sonrasında iktidara gelmişti. O dönemde AK Parti hükümetin 1999 depremlerinin yol açtığı felaket sonrasında iyi yönetim sergileyememesinin yarattığı kamuoyu öfkesini kendi lehine kullandı.

2003’te başbakan olan Erdoğan da o tarihten bu yana ülkenin iktidarını elinden bırakmadı.

“Erdoğan’ın orta sınıf muhafazakar seçmenler arasında cazibesi uzun soluklu”

Uzmanlar, Şubat’taki depremlere verilen yetersiz yanıt nedeniyle Erdoğan’a duyulan öfkeye rağmen Erdoğan’ın azımsanmaması gerektiği uyarısı yapıyor; Türkiye’deki eski laik ve Batı eğilimli elitler tarafından uzun yıllardır dışlandıklarını hisseden orta sınıf muhafazakar seçmenler arasındaki cazibesinin uzun soluklu olduğuna dikkat çekiyor.

Erdoğan’ın Batı’yla zıtlaşan tutumu, milliyetçi politikaları ve ülke içinde İslamcı profili öne çıkarması, birçok muhafazakar seçmenin desteğini kazandı.

İktidarının ilk on yılında çok sayıda insanı yoksulluktan kurtardığını, ekonomik büyüme patlaması yaptığını söyleyen bu seçmenler, geçmiş başarılarının Erdoğan’ın gelecekte de durumu iyileştirebilme becerisinin kanıtı olduğunu savunuyor.

Associated Press’e konuşan 38 yaşındaki İstanbullu esnaf Sabit Çelik, “Türkiye’de ekonomik kriz var, bunu inkar edemeyiz. Evet, bu ekonomik krizin bize etkisi büyük oldu. Ama yine de Erdoğan’dan başkasının bunu düzelteceğini düşünmüyorum. Kurtuluşumuz yine iktidar partisi sayesinde olacak” dedi.

Erdoğan’ı destekleyen bir başka İstanbullu seçmen, Mustafa Ağaoğlu da, “İğne bile üretemez halde bir ülkeyken geçen gün gökyüzünde insansız hava aracı uçtu. Şimdi savaş uçaklarımız, uçak gemilerimiz, yollarımız, köprülerimiz, şehir hastanelerimiz var” dedi.

Paylaşın