Türkiye’de Doğan Sığınmacı Bebek Sayısı Yarım Milyonu Geçti

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Tarık Toros, Türkiye’de ikamet eden sığınmacıların dünyaya getirdikleri bebeklere ilişkin yaptığı açıklamada, sayının yarım milyonu aştığını söyledi.

Düzensiz göçle etkin mücadele yapıldığını öne süren Tarık Toros, “1 Kasım itibarıyla bütün büyük şehirlerimizde, 30 tane büyükşehrimizde mobil göç noktalarımızın tamamıyla yani 155 tane araçla, kolluk birimlerimizle birlikte bu faaliyeti hem yasal kalış hakkı olmayan düzensiz göçmenler açısından hem de Suriyelilerin kayıtlı oldukları vilayetlerine gönderilmeleri açısından ciddi bir kararlılıkla yürütmeye devam edeceğiz” dedi.

Göçmenleri geldikleri ülkeye geri göndermek için imzalanan geri kabul anlaşmaları hakkında da bilgi veren Toros, “Kaynak ülkelerle geri kabul anlaşmalarını yapıyoruz, toplam 16 ülkeyle geri kabul anlaşmamız var” dedi.

TBMM’nin yeni döneminde ilk toplantısını yapan Göç ve Uyum Alt Komisyonu’nda, düzensiz göçmenler ve geçici koruma altındaki sığınmacılar gündeme geldi. Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; Göç İdaresi Başkanı Tarık Toros, milletvekillerine “düzensiz göçle mücadele” konusunda sunum yaptı.

Türkiye’de ikamet eden sığınmacıların dünyaya getirdikleri bebeklere değinen Toros, sayının yarım milyonu aştığını bildirdi. Toros, “587 bin 600 civarında bir şey var, şu anki rakamlarımızda doğan bebekler… Yani bebeklere de ailesiyle beraber ailenin ayrılmaz parçası olduğu için onlara da belgeler verildiği için bu sayıların içerisinde zaten” dedi.

Göç İdaresi Başkanı Toros, göçmenleri geldikleri ülkeye geri göndermek için imzalanan geri kabul anlaşmaları hakkında da bilgi verdi. Toros, “Kaynak ülkelerle geri kabul anlaşmalarını yapıyoruz, toplam 16 ülkeyle geri kabul anlaşmamız var” dedi. Bu ülkeleri açıklamayan Toros, bunun yerine anlaşma yapmak istemeyenlerden söz etti.

En çok düzensiz göçmenin geldiği ülkeler arasında yer alan İran ve Afganistan’ın anlaşma yapmayı kabul etmediğini kaydeden Toros, “Şu an Afganistan’daki durum zaten hepinizin malumları olduğu üzeredir. Şu an yakaladığımız, geri kabul anlaşması olmasa bile bu ülkeye, yakalanan yasal kalış hakkı bulunmayan Afganların da diğer uyrukluların da diğer ülkelerde olduğu gibi geri gönderildiğini söyleyebilirim yani sınır dışı işlemleri devam ediyor” diye konuştu.

Düzensiz göçle etkin mücadele yapıldığını öne süren Toros, çalışmalarını anlattı. Toros, “1 Kasım itibarıyla bütün büyük şehirlerimizde, 30 tane büyükşehrimizde mobil göç noktalarımızın tamamıyla yani 155 tane araçla, kolluk birimlerimizle birlikte bu faaliyeti hem yasal kalış hakkı olmayan düzensiz göçmenler açısından hem de Suriyelilerin kayıtlı oldukları vilayetlerine gönderilmeleri açısından ciddi bir kararlılıkla yürütmeye devam edeceğiz” dedi.

Göç İdaresi Başkanı Tarık Toros ayrıca, 240 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiğini de açıklamıştı.

Paylaşın

‘El Nino Kışı’ Geliyor: Bol Yağışlı Ve Soğuk

İklim Bilimci Dr. Okan Bozyurt, El Nino’nun etkili olduğu yıllarda Türkiye’nin bol yağış aldığını belirterek, “Bazı El Nino yıllarında bol yağışlı fakat ılık olmuş. Bazı El Nino yıllarında ise yine bol yağışlı fakat soğuk olduğunu görüyoruz” dedi.

Bu seneki modellerin Türkiye için ne gösterdiğini yorumlayan Bozyurt, şöyle konuştu: “Bu sene özellikle sonbahar ve kış mevsimi bol yağışlı ve soğuk olacak gibi görünüyor. Özellikle kasım ayından itibaren. Şimdi önümüzde ekim ayının ortasına kadar kısa bir kurak dönem var. Ekimin ortasından sonra yeniden yağışlı bir sistemin ülkemize sokulacağını düşünmekteyim.”

Dünya, El Nino hava akımının etkisinde. Meteorolojik verilerin ne söylediğini İklim Bilimci Dr. Okan Bozyurt, TRT Haber‘e anlattı.

El Nino’nun etkili olduğu yıllarda Türkiye’nin bol yağış aldığını söyleyen Bozyurt, “Bazı El Nino yıllarında bol yağışlı fakat ılık olmuş. Bazı El Nino yıllarında ise yine bol yağışlı fakat soğuk olduğunu görüyoruz” dedi.

Bu seneki modellerin Türkiye için ne gösterdiğini yorumlayan Bozyurt, şöyle konuştu: “Bu sene özellikle sonbahar ve kış mevsimi bol yağışlı ve soğuk olacak gibi görünüyor. Özellikle kasım ayından itibaren. Şimdi önümüzde ekim ayının ortasına kadar kısa bir kurak dönem var. Ekimin ortasından sonra yeniden yağışlı bir sistemin ülkemize sokulacağını düşünmekteyim.”

Ekim ayında daha çok yağmur şeklinde yağışlar beklediğini belirten Bozyurt, ayın 15-20’sine dikkat çekti: “Balkanlar üzerinden gelecek olan sistem soğuk ve yağışlı olacak gibi duruyor. Bu durumda yurdun iç kesimlerinin yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar yağışı bekliyorum.

Ekimin 27-29’unda yine kuzeyden ciddi bir sistem bekliyorum. Hatta bu sefer, eğer sapmazsa, Cumhuriyet Bayramı dönemlerinde hava sıcaklıkları hissedilir derecede azalacak. İç kesimlerde belki mevsimin ilk karı da yağabilir diye düşünüyorum. Mesela Ankara, Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya gibi bazı şehirlerde sezonun ilk karı yağabilir.”

“7-10 Kasım arasında yine çok ciddi bir soğuk hava kütlesi bekliyorum” diyen Bozkurt, bu soğuk hava sisteminin de kar yağışı getirebileceğini belirterek şunları aktardı:

“11 Kasım gibi yine bir yüksek basınç gelecek. Bir hafta ila 10 gün mevsim normalleri civarında veya biraz da mevsim normalinin üzerine çıkacak bir hava sıcaklığı olabilir. Buna halk arasında pastırma yazı adını veriyoruz. Pastırma yazları genelde 2-3 hafta sürer. Ama bu yıl ben çok uzun sürmesini beklemiyorum. Yani bir hafta 10 gün kadar olacak gibi görünüyor”

Barajlar nasıl etkilenecek?

Barajlardaki su seviyesinin alarm noktasında olduğu İstanbul’da kuraklık endişe verici bir durum. Ancak meteorolojik tahminlere göre bu, sonbahar ve kış yağışları ile yerini iyimser bir tabloya bırakabilir. Bozyurt İstanbul’a yönelik ileriki döneme ilişkin verileri şöyle yorumladı:

“Genelde yurdun kuzeybatı bölgelerinde bu kış yağışlı geçecek. Ama İstanbul ve çevresinde aralık ayına kadar çok üst seviyede yağışlar görülmüyor. Aralıktan itibarense yoğun yağışlar bekliyorum. Ocak ve şubat aylarında da deniz etkili kar yağışları olabilir. Karın su tutma kapasitesi çok fazla ve dolayısıyla kar erimelerinde potansiyel su ortaya çıkıyor. Barajlarda da çok olumlu bir etkisi var. Bunun dışında bir de kar havadan amonyağı da indiriyor ve toprağın daha verimli olmasını sağlıyor.”

Paylaşın

“ABD, Suriye Sahasında Türkiye’ye Ait Bir SİHA’yı Düşürdü” İddiası

İki ABD’li yetkili, ABD F-16 savaş jetlerinin Suriye hava sahasında Türkiye’ye ait bir silahlı insansız hava aracını (SİHA) düşürdüğünü söylerken, Türkiye Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili ise ajansa yaptığı açıklamada düşürülen SİHA’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait olmadığını ifade etti. 

Bir başka ABD’li yetkili ise, Türkiye’ye ait SİHA’nın ABD’li askerlere tehdit olarak değerlendirildiği için, bir ABD F-16’sı tarafından düşürüldüğünü söyledi. Hamlenin bölgede operasyonlar yürüten ABD’li askerler tarafından gerçekleştirildiği ifade edildi.

ABD’li yetkili vurulan SİHA’nın Türkiye’ye ait olduğunu ve ABD askerlerinin harekete geçmeden önce bunun farkında olduklarını ifade etti. Washington böylece ilk kez NATO müttefiki Türkiye’ye ait bir hava aracını düşürdüğünü açıklamış oldu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Ankara saldırısı faillerinin Suriye’den geldiği açıklaması sonrasında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki bölgelere SİHA saldırıları düzenlenmişti. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Suriye’de düzenlediği operasyonlarda PKK/YPG’ye ait askeri tesisleri ve örgütün yönetici kadrolarını hedef aldı.

Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansına konuşan iki ABD’li yetkili, ABD F-16 savaş jetlerinin Suriye hava sahasında Türkiye’ye ait bir silahlı insansız hava aracını (SİHA) düşürdüğünü söyledi.

ABD’li yetkililer ajansa yaptıkları açıklamada söz konusu SİHA’nın Suriye’deki Amerikan kara birliklerinin yakınlarında faaliyet gösterdiğini belirtti. ABD’li yetkililer Türk ordu yetkililerini ABD kara birliklerine yakın yerde faaliyet göstermeleri konusunda birden fazla kez uyardıklarını aktardı.

AP haber ajansına konuşan bir ABD’li yetkili de Suriye Haseke’deki birliklerine çok yakınlaşan bir SİHA’nın vurulduğunu ifade etti. Yetkili SİHA’nın “güvensiz” ve “senkronize olmayan bir şekilde” uçtuğunu kaydetti.

Türkiye Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili ise ajansa yaptığı açıklamada düşürülen SİHA’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait olmadığını ifade etti. Yetkili SİHA’nın kime ait olduğu konusunda ise bir açıklama yapamayacağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Ankara saldırısı faillerinin Suriye’den geldiği açıklaması sonrasında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki bölgelere SİHA saldırıları düzenlenmişti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan saldırıyı düzenleyenlerin Suriye’den geldiğinin tespit edildiğini açıklarken, aynı zamanda Irak’a da işaret ederek, “Irak ve Suriye’de PKK ve YPG’ye ait olan bütün alt yapı üst yapı tesisleri, enerji tesisleri bundan sonra güvenlik güçlerimizin, silahlı kuvvetlerimizin, istihbarat unsurlarımızın topyekûn meşru hedefidir” diye konuşmuştu.

“Üçüncü tarafların, PKK’lı, YPG’li tesislerden ve şahıslardan uzak durmasını buradan tavsiye ediyorum” diyen Fidan “Silahlı kuvvetlerimizin bu terör saldırısına cevabı son derece net olacak ve böyle bir eylemi gerçekleştirdiklerine bir kez daha pişman olacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

TSK, PKK unsurlarına yönelik Suriye’de gerçekleştirdiği operasyonların yanı sıra Irak’ın kuzeyinde de 2019 Mayıs ayından bu yana “Pençe” serisi operasyonları gerçekleştiriyor.

Türkiye’nin son aylarda Kuzey Irak’taki PKK unsurlarına karşı nokta atışlar ve operasyonlar ile hedefleri yok etmeye odaklandığı da zaman zaman basına yansıyordu. Son olarak 27 Eylül’de Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) PKK üyesi Mazlum Öztürk’ü, Irak’ın Süleymaniye kırsalında nokta operasyonla etkisiz hale getirmişti.

Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan Suriye’de operasyon

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Suriye’de düzenlediği operasyonlarda PKK/YPG’ye ait askeri tesisleri ve örgütün yönetici kadrolarını hedef aldı.

DHA’nın güvenlik kaynaklarından edindiği bilgilere göre, MİT Ankara saldırısının ardından Suriye’de PKK/YPG’ye ait bina ve tesisleri hedef alan bir operasyon düzenledi. Ankara saldırısının Suriye’de planlandığı ve eyleme katılan örgüt mensuplarının bu bölgeden Türkiye’ye geçtiği gerekçesiyle MİT, Suriye’de konuşlu PKK/YPG askeri tesislerini ve örgütün yönetici kadrolarını hedef aldı.

Hedef alınan tesisler arasında PKK/YPG’nin silah mühimmat depoları, saldırı-sabotaj birimleri ve örgüte ait Ar-Ge merkezlerinin yer aldığı öğrenildi. Operasyonların, planlanan hedefe ulaşıncaya kadar devam edeceği belirtildi.

Bu arada Ankara’nın ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde büyük bölümünü Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDF) sağladığı silah ve teçhizat desteğinden duyduğu rahatsızlık da sürüyor. Türkiye, YPG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak değerlendiriyor ve bu silahların PKK’nın eline geçtiğini belirtiyor.

Humus’ta insansız hava aracı saldırısı

Bu arada Suriye devlet televizyonu, Humus kentinde askeri okuldan mezun olan subaylar için düzenlenen mezuniyet töreni sırasında düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında çok sayıda sivil ve askeri personelin öldüğünü ve onlarca kişinin de yaralandığını duyurdu.

Suriye ordusundan yapılan açıklamada, patlayıcı yüklü insansız hava araçlarının törenin sona erdiği sırada yerleşkeyi hedef aldığını bildirdi.

Saldırıdan “bilinen uluslararası güçler tarafından desteklenen isyancıları” suçlayan yetkililer, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu bazı yaralıların durumunun kritik olduğunu aktardı.

“Terör örgütlerinin” töreni “patlayıcı yüklü insansız hava araçlarıyla” hedef aldığını belirten Suriye ordusu, “bu korkakça ve eşi benzeri görülmemiş terör saldırısına” “sert bir şekilde karşılık verileceği” vadinde bulundu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (OSDH) isimli kuruluş, saldırıda 60’tan fazla kişinin öldüğü bilgisini verdi. Ülke içerisinde geniş ağa sahip OSDH, dron saldırısında onlarca kişinin de yaralandığını duyurdu.

Saldırıyla ilgili olarak herhangi bir grup ismi verilmedi. Suriye’nin bir bölümünü kontrol eden radikal gruplar zaman zaman silahlı insansız hava araçları kullanıyor.

Paylaşın

Uluslararası Basın Özgürlüğü Ve Gazetecilik Kuruluşlarından Türkiye’ye Eleştiri

Türkiye’de temaslarda bulunan beş uluslararası basın özgürlüğü ve gazetecilik kuruluşu, temaslarının ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin basın özgürlüğü krizinin geçtiğimiz yıl daha da derinleştiği” ifadelerine yer verildi ve eklendi:

“Gazetecilerin keyfi tutukluluk ve kovuşturma dahil olmak üzere, mesleki faaliyetlerinden ötürü ağır tehditlerle karşı karşıya kaldığı ve basına yönelik saldırı ve tehditlerden sorumlu olanlara karşı cezasızlığın artarak devam etti.”

Açıklamada ayrıca, “Gazetecilerin fiziksel güvenliği ciddi bir endişe konusu olmaya devam ediyor. Heyet, gazetecilerle yaptığı görüşmelerde, muhabirlerin güvenliğini tehdit eden birçok endişe verici örnekle karşılaştı ve yetkililerin bazı durumlarda etkili bir soruşturma yürütme ve güvenlik önlemleri sağlama görevlerini yerine getirmek yerine bu tehditlere göz yumduklarını gördü” denildi.

Açıklamanın devamında, siyasetçiler, hükümet yetkilileri ve mahkemelerin, eleştirel gazeteciliği “terör propagandası”, dezenformasyon veya ulusal güvenliğe tehditle eş tutmaya devam ettiği vurgulanırken, bu durumun “gazetecilerin fiziksel ve yasal savunmasızlığını daha da artırdığını” belirtildi.

Türkiye’yi ziyaret ederek çeşitli temaslarda bulunan beş uluslararası basın özgürlüğü ve gazetecilik kuruluşu misyonunu tamamlamasının ardından bir açıklama yayınladı.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve IPI Türkiye Ulusal Komitesi öncülüğünde Türkiye’ye gelen heyette yer alan Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), Transavrupa Balkanlar ve Kafkasya Gözlemevi (OBCT) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütlerinin temsilcileri tarafından yapılan açıklamada, “Türkiye’nin basın özgürlüğü krizinin geçtiğimiz yıl daha da derinleştiği. Gazetecilerin keyfi tutukluluk ve kovuşturma dahil olmak üzere, mesleki faaliyetlerinden ötürü ağır tehditlerle karşı karşıya kaldığı ve basına yönelik saldırı ve tehditlerden sorumlu olanlara karşı cezasızlığın artarak devam ettiği” ifade edildi.

Bu yıl yapılan TBMM ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından, Türkiye’de basın özgürlüğü açısından herhangi bir rahatlama görülmediği belirtilen açıklamada, “Aksine, gelecek yıl yapılacak yerel seçimler öncesinde eleştirel gazeteciler üzerindeki baskı artmaya devam ediyor. Şubat 2023’te meydana gelen yıkıcı depremler sırasında yerel medyanın özellikle hedef alınması, yetkililerin haber ve bilgi akışını kontrol etmeye yönelik çabalarının açık bir örneğiydi” denildi.

Türkiye’deki temasları esnasında gazetecilik kuruluşları, sivil toplum grupları, Anayasa Mahkemesi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu gibi kişi ve kurumlarla görüşen uluslararası gazetecilik kuruluşu üyeleri, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrasi ve İlerleme Partisi (DEVA), Emek Partisi (EMEP) ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSP) milletvekilleriyle de bir araya geldi.

Uluslararası heyetin, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Derya Yanık, Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı Hüseyin Yayman, Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile görüşme talebi ise yanıtsız kaldı.

Heyetin açıklamasında, “Temel hakların ve hukukun üstünlüğünün korunmasından ve ülkede medya özgürlüğü ve medyada çok sesliliğin sağlanmasından sorumlu görevliler ve kamu makamlarıyla diyalog kurma fırsatı bulamamaktan üzüntü duyulduğu” dile getirildi.

Heyet, bu yıl yapılan ziyaretlerin öne çıkan başlıklarından birinin dezenformasyon yasası olduğunu, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun AKP’li başkanı tarafından geçn yıl, dezenformasyon yasasının gazetecileri cezalandırmak için kullanılmayacağı konusunda kendilerine güvence verildiğini, ancak geçen süreçte başta deprem haberleriyle ilgili olmak üzere, en az 20 gazetecinin dezenformasyon yasasına dayanılarak hedef alındığını ve bunlardan üçünün hapse atıldığını aktardı.

Beş basın özgürlüğü ve gazetecilik kuruluşunun açıklamasında, “Gazetecilerin fiziksel güvenliği ciddi bir endişe konusu olmaya devam ediyor. Heyet, gazetecilerle yaptığı görüşmelerde, muhabirlerin güvenliğini tehdit eden birçok endişe verici örnekle karşılaştı ve yetkililerin bazı durumlarda etkili bir soruşturma yürütme ve güvenlik önlemleri sağlama görevlerini yerine getirmek yerine bu tehditlere göz yumduklarını gördü” ifadelerini kullandı.

Açıklamanın devamında, siyasetçiler, hükümet yetkilileri ve mahkemelerin, eleştirel gazeteciliği “terör propagandası”, dezenformasyon veya ulusal güvenliğe tehditle eş tutmaya devam ettiğini vurgulayan heyet, bu durumun “gazetecilerin fiziksel ve yasal savunmasızlığını daha da artırdığını” belirtti.

Bir sonraki yerel seçimlerin önümüzdeki yıl Mart ayında yapılmasının planlandığını hayırlatan heyet, “Bağımsız haber ve bilginin serbest dolaşımı tüm demokratik seçimler için hayati bir koşul” ifadesini kullanarak, Türk hükümetini, “Özellikle seçim döneminde gazetecilerin işlerini tehditlere ve ihlallere maruz kalmadan yapabilmelerini güvence altına almaya” davet etti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

UEFA’dan “2032 Avrupa Futbol Şampiyonası” İçin Türkiye Ve İtalya’ya Yeşil Işık

2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın Türkiye ile İtalya’da yapılacağına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Kritik karar, 10 Ekim’de İsviçre’nin Nyon kentinde yapılacak toplantıda verilecek.

Türkiye, 2032’de yapılacak Avrupa Futbol Şampiyonası için İtalya ile birlikte aday olduğunu açıklamıştı.

Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA), Türkiye ile İtalya’nın 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na birlikte ev sahipliği yapma başvurularının alındığını duyurdu.

UEFA’dan yapılan açıklamada ortak teklifin, “UEFA yönetimi tarafından değerlendirilmek ve incelenmek üzere alındığını teyit etmek üzere bugün (Çarşamba) her iki federasyona da yazı yazıldığı” bildirildi. Böylece, 2028 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın Birleşik Krallık ile İrlanda’da yapılmasının önünde engel kalmamış oldu. UEFA’ya yakın kaynaklar, 2032’deki turnuvanın Türkiye ile İtalya’da yapılacağına nerede ise kesin gözü ile bakıyor.

UEFA’nın ilgili açıklamasında, “İki turnuvanın (2028 ve 2032) hangi ülkelere verileceği, 10 Ekim’de Nyon’da yapılacak toplantıda İcra Kurulu’nun onayının ardından belli olacak” ifadeleri kullanıldı.

İngiltere, Kuzey İrlanda, İrlanda, İskoçya ve Galler’in, 2028 Avrupa Fubol Şampiyonası’nı birlikte organize etmek için yaptığı başvuru, Türkiye’nin bu turnuva için adaylıktan çekilip, 2032’daki Şampiyona için İtalya ile birlikte aday olduğunu açıklamasının ardından rakipsiz kalmıştı.

İrlanda Futbol Federasyonu tarafından yapılan açıklamada, “10 Ekim’de başvurumuzu UEFA’ya sunacağımız için sevinçliyiz. Bunlar heyecanlı zamanlar ve bizim Euro 2028 için UEFA’yı çok iyi ikna edecek bir sunumumuz olacak” dendi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Freedom House: Türkiye’de İnternet Özgürlüğü Giderek Azalıyor

Freedom House’un “2023 İnternette Özgürlük” raporunda, Türkiye, “Erişim Önündeki Engeller” başlığında 25 üzerinden 12 puan, “İçerik Sınırlamaları” başlığında 35 üzerinden 10 puan ve “Kullanıcı Hakları İhlalleri”nde 40 üzerinden 8 puan alarak, 100 üzerinden 30 puanla “özgür değil” kategorisinde yer aldı.

Rapora göre, Türkiye’de internetin kalitesi ve hızı genel olarak güvenilir ancak altyapı arızaları pek çok yerde erişime engel. 2023 başı itibarıyla, Türkiye’de halkın yüzde 83,4’ünün internet kullandığı ifade edilen raporda, internet erişimi olan hanelerin yüzde 94,1’e çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ülkede “devam eden ekonomik kriz ve artan enflasyonun” ise internet hizmetlerinin maliyetini, birçok kişi için karşılanamaz seviyeye çıkardığı vurgulanıyor.

Kırsal bölgelerde internete erişimin kentlere göre daha zayıf olduğu belirtilirken, cinsiyetler arasında internete erişim açısından fark olduğu, erkeklerin erişiminin, az bir farkla da olsa kadınlara göre daha fazla olduğu raporda yer alıyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli insan hakları kuruluşu Freedom House tarafından yayınlanan, “2023 İnternette Özgürlük” raporuna göre Türkiye’de internet özgürlüğü son on yılda “giderek azaldı”.

Geçen yıl Ekim ayında yürürlüğe giren Dezenformasyon Yasası’na değinilen raporda, bu yasanın muhalif siyasetçiler ile gazetecilerin susturulması için kullanıldığı, sansürün yaygın olduğu ve çok sayıda makale ile sosyal medya paylaşımının engellendiği vurgulandı.

Raporda, internet kullanımı “Erişim Önündeki Engeller”, “İçerik Sınırlamaları” ve “Kullanıcı Hakları İhlalleri” başlıkları altında incelendi. Türkiye, “Erişim Önündeki Engeller” başlığında 25 üzerinden 12 puan, “İçerik Sınırlamaları” başlığında 35 üzerinden 10 puan ve “Kullanıcı Hakları İhlalleri”nde 40 üzerinden 8 puan alarak, 100 üzerinden 30 puanla “özgür değil” kategorisinde yer aldı.

Değerlendirmede, toplamda 70-100 arası puan “özgür”, 40-69 arası “kısmen özgür”, 0-39 arası “özgür değil” olarak nitelendiriliyor.

Rapora göre, Türkiye’de internetin kalitesi ve hızı genel olarak güvenilir ancak altyapı arızaları pek çok yerde erişime engel. 2023 başı itibarıyla, Türkiye’de halkın yüzde 83,4’ünün internet kullandığı ifade edilen raporda, internet erişimi olan hanelerin yüzde 94,1’e çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ülkede “devam eden ekonomik kriz ve artan enflasyonun” ise internet hizmetlerinin maliyetini, birçok kişi için karşılanamaz seviyeye çıkardığı vurgulanıyor.

Kırsal bölgelerde internete erişimin kentlere göre daha zayıf olduğu belirtilirken, cinsiyetler arasında internete erişim açısından fark olduğu, erkeklerin erişiminin, az bir farkla da olsa kadınlara göre daha fazla olduğu raporda yer alıyor.

Freedom House Raporu’nda Türkiye’de yetkililerin internete erişimi nadiren de olsa kısıtlayabildiği, bunun örneklerinden birinin geçen yıl Kasım ayında, İstiklal Caddesi’nde düzenlenen bombalı saldırının ardından, diğerinin de 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri’nde görüldüğü aktarıldı.

Türkiye’de telekomünikasyon alanını düzenlemek ve denetlemekle sorumlu kurum olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) çalışmalarına da değinilen raporda, bu kurumun özel bir bütçeye sahip olduğu, üyelerinin hükümet tarafından atandığı ve karar alma sürecinin şeffaf olmadığı ifade edildi.

Başta haberler olmak üzere pek çok içeriğe engel getirildiği aktarılan raporda, Aralık 2022 itibarıyla 712 binden fazla alan adı ile 150 bin URL’nin engellendiği bilgisi yer aldı. 6 Şubat Depremleri’nden sonra, Twitter’in yaklaşık sekiz saat süreyle kapatılmasının acil kurtarma çalışmalarını engellediği ve yine Şubat ayında Ekşi Sözlük’e yasak getirilmesi de raporda konu edildi.

VOA Türkçe ve Deutsche Welle Türkçe’ye getirilen yasaklar

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), 2022 yılının Şubat ayında uluslararası haber sitelerine ulusal yayın lisansı almaları için 72 saat süre tanıması ve Deutsche Welle (DW) ile Voice of America’nın (VOA) bunu reddetmesi üzerine söz konusu haber sitelerinin erişimine engel konmasına da yine raporda yer verildi.

Haber sitelerinin yanı sıra Uber, PayPal ve Booking.com gibi ticari siteler ile bir scooter kiralama uygulaması olan Martı’ya da erişim engeli getirildiği, Martı’ya yönelik engel kararının İstanbul Taksiciler Odası’nın şikayeti üzerine alındığı aktarıldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AİHM’den Türkiye Aleyhine Bir Hak İhlali Kararı Daha

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle Baran Durukan ve İlknur Birol hakkında verilen mahkumiyet kararlarını inceleyen AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), potansiyel olarak caydırıcı etkileri göz önünde bulundurulduğunda, cezai mahkumiyetlerin ve hapis cezalarının, Ceza Kanunu’nun 231’inci maddesi doğrultusunda “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kararlarıyla birlikte, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil ettiğine karar verdi.

Böylece Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10’uncu maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin 2022’de verdiği bir karara atıfta bulunarak, Durukan ve Birol’a uygulanan “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” tedbirinin kapsam ve uygulama şeklinin başvuranlara demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğünün gerektirdiği koruma derecesini sağlamak için yeterli açıklıkta tanımlamadığı değerlendirmesinde bulundu.

Ne olmuştu?

2000 doğumlu Baran Durukan, Temmuz 2018’de Facebook hesabından PKK, Abdullah Öcalan ve Kobani’yle ilgili paylaşımlarında terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan bir yıl on gün hapis cezasına mahkum edildi. Ağır Ceza Mahkemesi de bu mesajların PKK ve YPG’yi desteklediği, liderlerini övdüğü ve uygulamalarını meşrulaştırdığı sonucuna vardı.

1965 doğumlu İlknur Birol ise Mayıs 2019’da Twitter hesabından Aralık 2013’te yürütülen yolsuzlukla mücadele operasyonlarıyla bağlantılı olarak yaptığı paylaşımda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret gerekçesiyle on ay hapis cezasına çarptırıldı.

İlgili yargılamaların sonunda yerel mahkemeler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 231’inci maddesi uyarınca iki başvuran hakkında “hükmün açıklanmasının ertelenmesine” karar verdi.

Durukan’ı üç yıl, Birol’u ise beş yıl denetimli serbestlik süresine tabi tutma kararı doğrultusunda kasıtlı bir suç işlemedikleri takdirde mahkumiyetlerin ve davaların düşeceğine, aksi takdirde ise kararların yürürlüğe gireceğine hükmedilmiş; 2018 ve 2020 yılları arasında, başvuranların bu kararlara karşı itirazları ve bireysel Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurular yetkili mahkemeler tarafından reddedilmişti.

AİHM’in atıfta bulunduğu “Atilla Yazar ve Diğerleri” olarak bilinen dava kapsamında Anayasa Mahkemesi, 5 Temmuz 2022’de yargılamanın ertelenmesini öngören mevzuatın uygulanmasında gözlemlenen adil yargılanma güvenceleri ihlallerinin yasallık şartını karşılamadığı anlamına geldiğine karar verdiği karar vermişti.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Suriye’den Dikkat Çeken Açıklama

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine ilişkin Suriye’den dikkat çeken bir açıklama geldi.  Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Bessam Sabbah, Ankara-Şam arasında diplomatik normalleşme için Türkiye askerinin Suriye’den çekilmesi şartını yineledi:

“Türkiye askeri güçlerini geri çekmek zorunda. Diğer konularda elbette onlarla görüşmeye açık olacağız ama bunu yapmamak ve kalmakta ısrar etmek yasadışı işgaldir.”

“Çok kutuplu dünya düzenine ne zaman varılacağını” tam olarak tahmin etmenin zor olduğu belirten Bessam Sabbah, “Ancak olumlu olan şey sürecin çoktan başlamış olması. Zaman alacağından eminim ama artık bu süreci tersine çevirmenin bir yolunu da görmüyorum” dedi.

Sputnik’e açıklamasında Suriye’ye uygulanan tek taraflı yaptırımlara da değinen diplomat, yaptırımların yasa dışı ve ahlaka aykırı olduğunu vurgularken, Şam’ın BM dahil her türlü platformda tek taraflı yaptırımların derhal kaldırılması çağrısında bulunduğuna dikkat çekerek, şöyle devam etti:

“Tek taraflı yaptırımlar Suriye’de büyük acılara neden oluyor ve insani durumu daha da kötüleştiriyor. Yaptırımların Suriye’deki her sektörü etkilediğini ve her vatandaşı etkilediğini söyleyebilirim. Sadece ülke içinde değil, yurt dışında da kendisini hissettiriyor. Suriyeliyseniz ve yurtdışında yaşıyorsanız banka hesabı açmanız dahi zor. Yaptırımların sonuçlarından biri de bu.”

Suriye ile normalleşme adımları Rusya ve İran’ın da katılımıyla yapılan dörtlü zirvelerle devam ederken, son olarak Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, 4 Eylül’de yaptığı bir konuşmada, Türkiye ile ilişkilere de değinmiş ve “Suriye’nin kuzeyindeki Türk işgali bitecek ve Türkiye, iki ülke arasındaki ilişkileri eski durumuna döndürmenin tek yolunun bu işgalden çekilmek olduğunu biliyor” açıklamasında bulunmuştu.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da ağustosta verdiği bir röportajda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olası görüşmesine değinerek, “Hedefimiz Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi, Erdoğan’ın hedefi ise Türkiye’nin Suriye’yi işgalini meşru kılmak” ifadelerini kullanmış, “Neden Erdoğan’la buluşacakmışım? Bir şeyler içmek için mi?” diye sormuştu. Esad, “Suriye’deki terör Türkiye’den kaynaklanıyor” demişti. Tamamı yayınlanmadan bir gün önce bir kısmı yayınlanan söyleşide Esad’ın Erdoğan ile görüşmeye ilişkin şu ifadeleri kullandığı aktarılmıştı: “Görüşme Erdoğan’ın sunduğu koşullar altında gerçekleşemez.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’da 1 Eylül’de bir açıklama yaparak, “Türkiye ve Suriye’ye Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdik” demişti. Ankara-Şam normalleşmesine ilişkin yol haritası taslağına değinen Lavrov, “Yol haritası taslağını bu yılın haziran ayında tüm meslektaşlarımıza ilettik. Şu anda değerlendiriliyor, bu taslağın onaylanabileceği, genel kabul edilebilir duruma getirilmesi için temaslar sürüyor” demişti.

Rusya’nın Türkiye ve Suriye’ye 1998 yılında imzaladıkları Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdiğini anlatan Lavrov, şöyle devam etmişti: “Bu anlaşma, terör tehdidinin bulunduğunu ve bu tehdidin ortadan kaldırılmasını, Türkiye’nin Şam’ın onayıyla terörle mücadele yapılarını Suriye topraklarının belirli bir derinliğine kadar gönderme hakkına sahip olmasını öngörüyordu. Bu anlaşma yürürlüğünü sürdürüyor, kimse onu feshetmedi.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Türkiye, Kuzey Irak’tan Mart Ayında Durdurduğu Petrol İthalatına Yeniden Başlıyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı’nın bugün itibarıyla operasyona hazır hale geldiğini” belirterek “Hattı bu hafta içinde faaliyete geçireceğiz. Boru hattı faaliyete geçtikten sonra küresel petrol piyasalarına 500 bin varil petrol tedarik edilebilecek” dedi.

Türkiye, Irak hükümetinin şikayeti üzerine gerçekleşen tahkim süreci sonrası 25 Mart’ta Kuzey Irak’tan Ceyhan limanına yapılan petrol ithalatını durdurmuştu.

Irak’ın Türkiye’yi uluslararası tahkime vermesi sonrasında Irak’ın kuzeyinden durdurulan petrol ithalatı yeniden başlatılıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı’nın operasyona hazır hale geldiğini ve bu hafta içinde faaliyete geçeceğini bildirdi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkentinde düzenlenen Abu Dabi Uluslararası Petrol Fuarı ve Konferansı’nın açılış oturumunda konuşan Bayraktar, “6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler ile sel ve benzeri felaketler nedeniyle bakıma alınan Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı’nın bugün itibarıyla operasyona hazır hale geldiğini” belirterek “Hattı bu hafta içinde faaliyete geçireceğiz. Boru hattı faaliyete geçtikten sonra küresel petrol piyasalarına 500 bin varil petrol tedarik edilebilecek” dedi.

Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) ile yaptığı petrol sevkiyatının izinsiz olduğu gerekçesiyle 30 milyar dolarlık tazminat davası açan Bağdat yönetimi, davada mahkemece haklı bulunmuştu. Irak Petrol Bakanlığı’nın Türkiye aleyhine açtığı ve 30 milyar dolardan fazla tazminat istediği dava mart ayında karara bağlanmıştı.

Tahkim mahkemesi, Türkiye’nin 2014-2018 arasını kapsayan 4 yıllık dönem için Irak’a 1.4 milyar dolar tazminat ödemesine karar verdi. Uzun bir süre Türkiye üzerinden tek başına petrol ihraç eden Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, mart ayı sonunda uluslararası mahkemenin Bağdat yönetimi lehine verdiği karara uymak zorunda kaldı.

Bu kararın ardından Türkiye topraklarından petrol geçişi durduruldu. Mayıs ayında Irak, petrol ihracatına devam etmeden önce Türkiye ile “nihai bir anlaşma” beklediğini ancak mali sorunların çözülmediğini açıklamıştı.

Mart ayına kadar Irak Kürt bölgesel yönetimi yaklaşık on yıl boyunca Türkiye’nin Ceyhan limanı üzerinden günlük 475 bin varil petrol ihraç ederek önemli bir gelir elde etmişti. Türkiye’nin petrol ithalatını durdurması sonrasında Irak hükümeti 13 Mayıs’ta hattın yeniden açılması için Ankara’ya başvuruda bulunmuş, ancak sonuç alamamıştı.

Nisan ayında Irak federal hükümeti ve IKBY, Türkiye üzerinden petrol ihracatına devam edilmesi için anlaşmaya ulaştı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Masrur Barzani, sosyal medya hesabından attığı mesajda “uzun zamandır süren anlaşmazlığın sona ermesi açısından mühim bir adım” atıldığını belirtmişti.

Anlaşma kapsamında Irak’ın sahibi olduğu Irak Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO) petrolün ihracatından sorumlu olacak, petrol gelirleri de IKBY’nin kontrolü altındaki Irak Merkez Bankası’ndaki bir hesapta toplanacak. Türkiye, anlaşmanın ardından 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler ile sel ve benzeri felaketler nedeniyle boru hattının bakıma alındığını duyurmuştu.

Irak Petrol Bakanı Hayan Abdulgani, Mayıs ayı sonunda yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Irak hükümetine, boru hattının depremden hasar görüp görmediği konusunda teknik incelemelerin devam ettiğini söylediğini belirterek “Biz de boru hattını incelemek üzere bir teknik heyet göndereceğiz. Böylelikle hattın hazır olup olmadığını ya da ek kontrollere ihtiyaç olup olmadığını değerlendireceğiz” demişti. Iraklı yetkililerden de konunun teknik değil siyasi olduğuna yönelik değerlendirmeler gelmişti.

Paylaşın

Türkiye’de Gıda Fiyatları 36 Aydır Aralıksız Zamlanıyor

Türkiye’de gerek üretim, lojistik ve enerji maliyetleri gerekse son 20 yılda giderek azalan çiftçi nüfusu nedeniyle yaşanan gıda enflasyonu, dünya genelinde fiyatların düşüş eğiliminde olması gereken yaz aylarında bile artışını sürdürdü. Böylelikle Türkiye’de gıda fiyatları 36 aydır aralıksız zamlanmaya devam etti.

Son açıklanan 2023 Ağustos dönemine ait TÜİK Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), bir önceki aya göre yüzde 9,09, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 58,94 olarak açıklandı. TÜİK, Ağustos 2023 dönemindeki gıda enflasyonunu ise yüzde 72,9 olarak açıkladı.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, küresel gıda fiyatları ağustosta iki yılın en düşük seviyesine indi. Dünyada ağustosta et, süt, ayçiçek yağı, tahıl fiyatları gerilerken, sadece şeker ve pirinç fiyatları arttı. Küresel çapta ticareti yapılan gıda ürünlerinin uluslararası fiyatlarındaki aylık değişiklikleri izleyen FAO Gıda Fiyat Endeksi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 2,1, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12 düşüşle 121,4 puana geriledi.

Türkiye’de ise gerek üretim, lojistik ve enerji maliyetleri gerekse son 20 yılda giderek azalan çiftçi nüfusu nedeniyle yaşanan gıda enflasyonu, fiyatların düşüş eğiliminde olması gereken yaz aylarında bile artışını sürdürdü. Böylelikle Türkiye’de gıda fiyatları 36 aydır aralıksız zamlanmaya devam etti.

Son açıklanan 2023 Ağustos dönemine ait TÜİK Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), bir önceki aya göre yüzde 9,09, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 58,94 olarak açıklandı. TÜİK, Ağustos 2023 dönemindeki gıda enflasyonunu ise yüzde 72,9 olarak açıkladı.

Bununla birlikte son açıklanan tarımsal girdi fiyat endeksi de gıda fiyatlarındaki yükselişin önümüzdeki aylarda da süreceğini gösteriyor. Özellikle tarımsal üretimin azaldığı kış aylarında gıda fiyatlarındaki artışın hızlanması bekleniyor. TÜİK verilerine göre, Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) temmuzda aylık bazda yüzde 6,54 artarken, yıllık bazda yüzde 34,32 yükseldi. Böylelikle Tarım-GFE’de on iki aylık ortalamalara göre yüzde 69,23 artış gerçekleşmiş oldu.

Aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar sırasıyla yüzde 23,76 ile enerji ve yağlar ve yüzde 18,80 ile veteriner harcamaları oldu. Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla yüzde 95,89 ile veteriner harcamaları ve yüzde 89,23 ile diğer mal ve hizmetler oldu.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’a konuşan tarım uzmanı Ali Ekber Yıldırım’a göre, Tarım Girdi ÜFE’deki sert artış önümüzdeki dönemde fiyatlar açısından belirleyici olacak. TÜİK’in son açıkladığı tarımsal girdi enflasyonu verisinin temmuz ayına ait olduğuna işaret eden Yıldırım, “Üretici enflasyonu ağustos ve eylül ile birlikte daha da yükselecek. Çünkü son 3 ayda en temel kalemler olan mazot, enerji ve gübrede yüzde 100’ün üzerine çıkan fiyat artışları oldu. Dolayısıyla kış aylarına girerken, gıda fiyatlarında artış yaşanmaması mümkün değil” diyor.

“Yıl sonunda gıda enflasyonu en az yüzde 75-80”

Bununla birlikte yaz dönemindeki tarla üretiminin önümüzdeki aylarda mevsim şartlarının etkisi ile yerini sera üretimine bırakacağına işaret eden Yıldırım, “Böylelikle de hem girdi fiyatlarının artması hem de üretimin azalması nedeniyle fiyatlar yukarı yönlü gidişini sürdürecek. Sadece tarımsal üretimde değil, bu ürünlerin lojistiğinde de mazot ve benzin kullanıldığı için gıda ürünlerindeki artışlar kaçınılmaz olacak” diye konuşuyor. Enflasyonda yıl sonu tahmininin resmi makamlar tarafından bile yüzde 65’lerde gösterildiğini kaydeden Yıldırım, “Genelde gıda enflasyonu genel enflasyonun 10 puan üzerinde olur. Yani yıl sonunda gıda enflasyonunun en az yüzde 75-80’ler düzeyinde seyredeceğini söyleyebiliriz” şeklinde konuşuyor.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Ankara’da dört kişilik bir ailenin yapması gereken gıda harcamasının eylül ayında aylık yüzde 9,31 arttığını, yıllık artışın ise yüzde 84,04 oranında gerçekleştiğini açıkladı. Türk-İş hesaplamalarına göre; 2021 Ocak’tan 2023 Eylül ayına 4 kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı 5 katına çıktı.

İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Murat Kapıkıran’a göre, Türkiye’deki gıda enflasyonunu yalnızca son birkaç yıldaki maliyet artışları ile açıklamak mümkün değil. Türkiye’de yaklaşık son 10 yıldır girdi fiyatlarındaki artışın istikrarlı biçimde devam ettiğine işaret eden Kapıkıran, “Girdi maliyetlerindeki artış son 10 yılda 20 kata yakın gerçekleşti. Bir çuval 2gübre 50 TL’lerden şu anda 800-900 TL’lere çıktı. Mazot fiyatları 40 TL’nin üzerine çıktı. Yapılan desteklemeler bu maliyetlerini karşılamaktan çok uzak” diyor.

Üretim maliyetlerinin artması ile neredeyse zararına üretim yapan çiftçilerin yeni ürün ekmekten uzaklaşmaya başladığına da dikkat çeken Kapıkıran, “Üretim yapan çiftçiler örgütsüz olduğu için aracı ve alıcı firmaların önerdiği düşük fiyatları kabul etmek zorunda kalıyor. Bu durum piyasadaki arz miktarını olumsuz etkilerken, market ve pazarlarda fiyatların çok daha hızlı yükselmesine neden oluyor. Hükümet piyasada arz eksikliği nedeniyle fiyatı çok artan ürünlerde ithalat yoluna gidiyor ama bu sadece çok kısa vadede ihtiyacı giderse de sorunu çözmez. Aksine üreticiyi tarımdan daha da uzaklaştırıyor” şeklinde konuşuyor.

Kapıkıran, yaklaşan kış döneminde özellikle gıda ürünlerindeki üretimin azalması ve stok miktarlarında düşüş olması nedeniyle, hemen hemen tüm gıda ürünlerinde fiyat artışlarının devam edeceğini belirtiyor.

Gıda enflasyonunun artmasında tarımsal üretim için hayati önemdeki yağışların geçmiş yıllara göre azalmış olması da etkili oldu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, Marmara Bölgesi’nde ağustos yağışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 90 azaldı.

Bölgenin 1 Ekim-31 Ağustos arasındaki tarım sezonunda yağışlar, normaline ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23 düştü. Bu dönem “su/tarım yılı” yağışları, Edirne, Tekirdağ ve Çanakkale çevrelerinde yüzde 40’a ulaşan oranda geriledi. Bu dönemde Tekirdağ’ın son 60 yılın, Edirne’nin ise son 59 yılın en düşük yağışını aldığı belirlendi.

Öte yandan hükümet eylül ayı ortasında 2023 yılı için geçerli olacak tarımsal destekleri açıkladı. Ancak tarımsal üretimin en önemli kalemlerinden biri olan gübrede geçen yıla göre artış yapılmazken, mazot desteğinde ise dekar başına 2 lira ile 95 lira arasında değişen oranlarda artış yapıldı. Fark ödemesi yapılan 17 üründen 7’sinde destek miktarı geçen yıla göre artırılırken, 10 üründe ise herhangi bir artış yapılmadı.

15 Eylül’de açıklanan tarım desteklerinin yetersiz kaldığını belirten Ali Ekber Yıldırım, özellikle çiftçinin en önemli gider kalemlerinin başında gelen mazotta desteklerin ihtiyacı karşılamaktan çok uzak olduğunu söylüyor. Yıldırım, şu değerlendirmede bulunuyor:

“Destek kapsamında mazot desteği nadasa bırakılmış arazilerde dekar başına 2 TL olarak belirlendi. Ekilen biçilen arazilerde ise mazot desteği 95 TL oldu. Bununla ancak 2 litre mazot alınabiliyor. Gübrede ise hiçbir artış olmadı, geçen yılki destek aynı kaldı. Bunlara bakınca çiftçi girdi bazında desteklenmesi gerekirken, bu yapılmadı. Çiftçi de ‘üretmesem daha mı iyi olur’ diye düşünmeye başladı.”

DİSK-AR: Gıda enflasyonu yüzde 90-115 arasında

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı araştırma grubu DİSK-AR’ın gıda enflasyonu üzerine yaptığı çalışmaya göre, Türkiye’de özellikle dar gelirlilerin hissettiği gıda enflasyonu yüzde 90-115 arasında değişiyor.

TÜİK’in ham verilerinden yararlanarak emeklilerin, dar gelirlilerin, düşük gelirlilerin hissettiği gıda enflasyonunu yeniden hesaplayan DİSK-AR’a göre, emeklilerin gıda enflasyonu yüzde 89,5, üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 83,1, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 95,2 ve en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 114,4 olarak gerçekleşti. En yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 53 hesaplandı.

Tarım uzmanı Ali Ekber Yıldırım’a göre, gıda ürünlerindeki fahiş fiyatlar, dar gelirlilerin kaliteli ve sağlıklı gıdaya erişimini engellerken, halk sağlığını da tehdit edecek boyutlara gidiyor. Örneğin hanelerde çok tüketilen domateste fiyat aşırı artınca, vatandaşların kilosu 20-30 TL arasında değişen sofra domatesi yerine kilosu 9-10 TL olan sanayi tipi salçalık domates almaya başladığına dikkat çeken Yıldırım, “Bu da tehlikeli bir durum çünkü sanayi tipi domateslere daha fazla zirai ilaç ve kimyasal işlem uygulanıyor. Ama tüketici ucuz olanını almak için bu tür domatesi tercih etmek zorunda kalıyor” diyor.

Türkiye tarımını düzenleyecek kısa, orta ve uzun vadeli tarım politikalarının hayata geçirilmediğini vurgulayan Hasan Murat Kapıkıran da “Gıda fiyatlarındaki bu durdurulamayan artışlar, çocuklarımızın sağlığını, zekasını etkileyecek noktaya geldi. Çünkü aileler kaliteli, taze, sağlıklı gıdalara uygun fiyatlara ulaşamıyorlar” diyor.

Ailelerin çocuklarını gelişim çağında kalitesiz, sağlığa zararlı ürünlerle beslenmek zorunda kaldığına dikkat çeken Kapıkıran, “Çünkü daha iyisine paraları yetmiyor. Lise ve üniversite sınavlarında Türkçe, Matematik ve Fen derslerinde ortaya çıkan çok kötü sonuçlar da bunun göstergesi” diye konuşuyor.

Paylaşın