Dünyada Gıda Fiyatları Gerilerken, Türkiye’de Yüksek Artış Devam Etti

Gıda fiyatları dünya genelinde gerilerken, Türkiye’de ise yüksek artış ivmesi devam etti. Dünya gıda fiyatları ekim ayında yüzde 11 gerilerken, Türkiye’de ise aynı ayda gıda fiyatlarındaki artış yüzde 72 oldu.

Dünya gıda fiyatları ekim ayında şeker, tahıl, bitkisel yağlar ve et fiyatlarındaki düşüşlerin etkisiyle Mart 2021’den bu yana en düşük seviyeyi geriledi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından derlenen fiyatlara göre küresel olarak gıda fiyatları Ekim ayında yüzde 11 geriledi. Böylelikle küresel olarak gıda fiyatlarında yıllık düşüş serisi 12. aya yükseldi.

Dünya gıda fiyatları Ekim ayında şeker, tahıl, bitkisel yağlar ve et fiyatlarındaki düşüşlerin etkisiyle Mart 2021’den bu yana en düşük seviyeyi geriledi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından derlenen, tahıllar, yağlı tohumlar, süt ürünleri, et ve şeker fiyatlarındaki aylık değişimleri izleyen dünya gıda fiyatları endeksi Eylül ayındaki 121,3 seviyesinden Ekim ayında 120,6 seviyesine düştü.

Dünyada gıda fiyatları gerilerken, Türkiye’de yüksek artış ivmesine devam etti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Ekim’de gıda fiyatlarında yıllık artış yüzde 72 oldu. Aylık bazda da artış yüzde 3,20 olarak kaydedildi.

ENAG ve TÜİK’den enflasyon açıklaması

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), verilerine göre, aylık enflasyon yüzde 5,09; yıllık enflasyon ise yüzde126,18 olarak hesaplandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre enflasyon ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 3,43, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 55,00, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 61,36 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 54,26 oldu.

TÜİK’in detaylı açıklamasına göre, son 12 ayda en yüksek fiyat artışı yüzde 94,12 ile lokanta ve otellerde oldu. En düşük artışın ise yüzde 25,98 ile konut fiyatlarında kaydedildiği bildirildi.

Enflasyon hesaplaması yapılan 143 temel başlıktan 15’inin fiyatlarında düşüş gerçekleşirken, altı temel başlığın endeksinde değişim olmadığı, 122 temel başlığın endeksinde ise artış görüldüğü bildirildi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan da dünkü açıklamasında, yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 58’den Orta Vadeli Program ile uyumlu şekilde yüzde 65’e çıkarıldığını duyurdu.

Erkan, 2024 yıl sonu enflasyon tahmininin de yüzde 33’ten yüzde 36’ya yükseltildiğini belirtti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı bir etkinlikte yaptığı açıklamada, “Bir yıl içinde enflasyonu ciddi oranda kontrol altına alıp düşüreceğiz, cari açığı kapatacağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

S&P Global’den 2024 Yılı İçin Dolar Tahmini: 40 TL

ABD merkezli finansal bilgi ve analitik şirketi S&P Global Ratings, dolar/TL kurunun 2024 yılında 40 liraya ulaşmasını bekliyor. Kurum, Türkiye için büyüme beklentilerini ise 2023 yılı için yüzde 3,5, 2024 yılı için yüzde 2,3 olarak belirledi.

S&P Global Ratings’in Türkiye için ortalama enflasyon tahminleri ise 2023 yılı için yüzde 53, 2024 yılı için yüzde 48 oldu.

BloomberHT’de yer alan habere göre; S&P Global Ratings, para politikası ve regülasyonlarda normalleşme sayesinde Türk bankacılık sektöründeki dengesizliklerin ve refinansman risklerinin bir parça düzeldiğini belirtti.

S&P Global Ratings, yayımladığı bankacılık sektörü değerlendirmesinde ekonomik ve sektör risk trendleri açısından görüşlerini “negatiften” “durağana” değiştirdiğini belirtti.

S&P yeni ekonomi ekibinin kademeli politika sıkılaştırmasına ve ortodoks olmayan politikalardan dönüşe devam etmesi durumunda Türk ekonomisinin orta vadede yeniden dengelenebileceğini belirtti. Kurum kısa vadeli risklerin özellikle Türkiye’nin cari denge pozisyonunun halen zayıf olması sebebiyle yüksek kalmayı sürdüğünü kaydetti.

S&P’nin Türkiye büyüme beklentileri 2023 için yüzde 3,5, 2024 için yüzde 2,3 olarak belirlendi. Kurum, dolar/TL’nin 2024’te 40’a ulaşmasını bekliyor. Kurumun ortalama TÜFE tahminleri ise 2023 için yüzde 53, 2024 için yüzde 48.

Kurum bankaların kredi kayıplarının 2024’te yaklaşık yüzde 3,5 olacağını, tahsili gecikmiş alacak oranının ise yüzde 4-yüzde 5 civarına yükseleceğini öngördü.

Bankaların kârlılık ve sermaye oranlarının düşeceğini belirten S&PGR, artan fonlama maliyetlerinin, daha düşük TÜFE endeksli tahvil katkısının ve daha yüksek tahmin ettikleri kredi zararının karlılığa olumsuz etkide bulunacağını belirtti.

Sektör için enflasyon muhasebesi uygulamasının hâlâ belirsiz olduğuna dikkat çekilen değerlendirmede “Eğer enflasyon muhasebesine geçilirse açıklanan karlarda ciddi düşüşler görmeyi bekliyoruz.”

Düşük kârlılık ve lira değer kaybının özellikle kamu bankalarının sermaye seviyelerine zarar vereceği belirtilen değerlendirmede bir başka tur sermaye artışının seçenek dışı olmadığı vurgulandı.

Fitch, Türkiye için büyüme tahminini yükseltti

Öte yandan Fitch Ratings, Küresel Ekonomik Görünüm (GEO) raporunda yer alan 10 gelişmekte olan ülke (GOÜ) için orta vadeli potansiyel büyüme tahminini GSYH ağırlıklı ortalama bazda yüzde 4’e düşürdü.

2021’de yapılan bir önceki değerlendirmede bu oran yüzde 4,3 seviyesindeydi. Kuruluş aşağı yönlü revizenin temel nedeninin Çin’in arz yönlü büyüme potansiyeli tahminindeki 0,7 puanlık düşüş olduğunu belirtti.

Ağırlıklandırılmamış bazda ortalama 10 gelişen ülkenin potansiyel büyümesi, diğer bölgelerdeki yukarı yönlü revizyonları yansıtacak şekilde değişmeyerek yüzde 3’te kaldı.

Kuruluş Çin için büyüme tahminini yüzde 5,3’ten yüzde 4,6’ya, Rusya için yüzde 1,6’dan yüzde 0,8’e, Kore için yüzde 2,3’ten yüzde 2,1’e ve Güney Afrika için yüzde 1,2’den yüzde 1’e düşürdü.

Hindistan ve Meksika’nın sermaye/işgücü oranının çok daha iyi bir görünüme sahip olmasından faydalanarak bu iki ülke için yukarı yönlü düzeltmeler yapıldı.

Hindistan tahmini yüzde 5,5’ten yüzde 6,2’ye, Meksika tahmini ise yüzde 1,4’ten yüzde 2’ye yükseltildi.

Polonya için tahmin yüzde 2,6’dan yüzde 3’e, Türkiye için yüzde 3,9’dan yüzde 4,1’e, Brezilya için yüzde 1,5’ten yüzde 1,7’ye ve Endonezya için yüzde 4,7’den yüzde 4,9’a revize edildi.

Paylaşın

Fitch, Türkiye İçin Büyüme Tahminini Yüzde 4,1’e Çıkardı

ABD merkezli derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, 10 gelişmekte olan ülke için orta vadeli potansiyel büyüme tahminini yüzde 4’e düşürürken, Türkiye için büyüme tahminini yüzde 3,9’dan yüzde 4,1’e çıkardı.

Fitch Ratings, Çin için büyüme tahminini yüzde 4,6’ya, Rusya için yüzde 0,8’e, Kore için yüzde 2,1’e ve Güney Afrika için yüzde 1’e düşürdü. Hindistan büyüme tahmini yüzde 6,2’ye, Meksika’nın ise yüzde 2’ye yükseltildi.

Polonya için büyüme tahmin yüzde 3’e, Türkiye için 4,1’e, Brezilya için yüzde 1,7’ye ve Endonezya için yüzde 4,9’a revize edildi.

BloombergHT’te yer alan habere göre; Fitch Ratings, Küresel Ekonomik Görünüm (GEO) raporunda yer alan 10 gelişmekte olan ülke (GOÜ) için orta vadeli potansiyel büyüme tahminini GSYH ağırlıklı ortalama bazda yüzde 4’e düşürdü.

2021’de yapılan bir önceki değerlendirmede bu oran yüzde 4,3 seviyesindeydi. Kuruluş aşağı yönlü revizenin temel nedeninin Çin’in arz yönlü büyüme potansiyeli tahminindeki 0,7 puanlık düşüş olduğunu belirtti.

Ağırlıklandırılmamış bazda ortalama 10 gelişen ülkenin potansiyel büyümesi, diğer bölgelerdeki yukarı yönlü revizyonları yansıtacak şekilde değişmeyerek yüzde 3’te kaldı.

Kuruluş Çin için büyüme tahminini yüzde 5,3’ten yüzde 4,6’ya, Rusya için yüzde 1,6’dan yüzde 0,8’e, Kore için yüzde 2,3’ten yüzde 2,1’e ve Güney Afrika için yüzde 1,2’den yüzde 1’e düşürdü.

Hindistan ve Meksika’nın sermaye/işgücü oranının çok daha iyi bir görünüme sahip olmasından faydalanarak bu iki ülke için yukarı yönlü düzeltmeler yapıldı.

Hindistan tahmini yüzde 5,5’ten yüzde 6,2’ye, Meksika tahmini ise yüzde 1,4’ten yüzde 2’ye yükseltildi.

Polonya için tahmin yüzde 2,6’dan yüzde 3’e, Türkiye için yüzde 3,9’dan yüzde 4,1’e, Brezilya için yüzde 1,5’ten yüzde 1,7’ye ve Endonezya için yüzde 4,7’den yüzde 4,9’a revize edildi.

2024 yılında Dolar 40 TL

Öte yandan S&P Global Ratings, para politikası ve regülasyonlarda normalleşme sayesinde Türk bankacılık sektöründeki dengesizliklerin ve refinansman risklerinin bir parça düzeldiğini belirtti.

S&P Global Ratings, yayımladığı bankacılık sektörü değerlendirmesinde ekonomik ve sektör risk trendleri açısından görüşlerini “negatiften” “durağana” değiştirdiğini belirtti.

S&P yeni ekonomi ekibinin kademeli politika sıkılaştırmasına ve ortodoks olmayan politikalardan dönüşe devam etmesi durumunda Türk ekonomisinin orta vadede yeniden dengelenebileceğini belirtti. Kurum kısa vadeli risklerin özellikle Türkiye’nin cari denge pozisyonunun halen zayıf olması sebebiyle yüksek kalmayı sürdüğünü kaydetti.

S&P’nin Türkiye büyüme beklentileri 2023 için yüzde 3,5, 2024 için yüzde 2,3 olarak belirlendi. Kurum, dolar/TL’nin 2024’te 40’a ulaşmasını bekliyor. Kurumun ortalama TÜFE tahminleri ise 2023 için yüzde 53, 2024 için yüzde 48.

Kurum bankaların kredi kayıplarının 2024’te yaklaşık yüzde 3,5 olacağını, tahsili gecikmiş alacak oranının ise yüzde 4-yüzde 5 civarına yükseleceğini öngördü.

Bankaların kârlılık ve sermaye oranlarının düşeceğini belirten S&PGR, artan fonlama maliyetlerinin, daha düşük TÜFE endeksli tahvil katkısının ve daha yüksek tahmin ettikleri kredi zararının karlılığa olumsuz etkide bulunacağını belirtti.

Sektör için enflasyon muhasebesi uygulamasının hâlâ belirsiz olduğuna dikkat çekilen değerlendirmede “Eğer enflasyon muhasebesine geçilirse açıklanan karlarda ciddi düşüşler görmeyi bekliyoruz.”

Düşük kârlılık ve lira değer kaybının özellikle kamu bankalarının sermaye seviyelerine zarar vereceği belirtilen değerlendirmede bir başka tur sermaye artışının seçenek dışı olmadığı vurgulandı.

Paylaşın

ABD’den Türkiye, Çin Ve BAE Merkezli 130 Firma Ve Kişiyi Rusya Yaptırımı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye, Çin ve BAE merkezli 130 firma ve kişiyi Rusya yaptırımları listesine aldığını açıkladı. Türkiye merkezli Berk Türken ve firmaları yer alıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Türken’in yaptırımların arkasından dolanarak malları Türkiye’den Rusya’ya taşımak için ödemeleri ve nakliyeleri ayarladığını söyledi.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Ukrayna işgali  sonrası Rusya’nın askeri araç ve ekipmanlara erişimini engellemek amacıyla Türkiye, Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli 130 firma ve kişiyi yaptırım listesine aldığını açıkladı.

Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi tarafından uygulanan yaptırımlar, savaş alanında ihtiyaç duyulan ekipmanın tedarikinde Moskova’ya yardım ettiği iddia edilen tedarikçi ve nakliyeciler gibi üçüncü taraf firmalar ve kişileri hedef alıyor.

Buna ek olarak Dışişleri Bakanlığı da, Rusya’nın enerji üretimi ile metal ve madencilik sektörünü hedef alan diplomatik yaptırımlar uyguladı.

Perşembe günü açıklanan yaptırımların hedefinde Rus istihbaratıyla bağlantılı olduğu iddia edilen Türk uyruklu Berk Türken ve firmaları yer alıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Türken’in yaptırımların arkasından dolanarak malları Türkiye’den Rusya’ya taşımak için ödemeleri ve nakliyeleri ayarladığını söyledi.

Havacılık ekipmanı, veri aktarımı için makineler sevk ettiği iddia edilen bir dizi Birleşik Arap Emirlikleri firmasına da yaptırım uygulandı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli ARX Financial Engineering adlı şirket ise, yaptırım altındaki Rus bankası VTB Bank’tan Rus rublesi gönderilip ABD dolarına çevrilmesinde rol oynadığı gerekçesiyle yaptırıma uğradı.

Paylaşın

51 Binden Fazla Türkiye Vatandaşı Avrupa’ya İltica Başvurusu Yaptı

2023 yılının ilk dokuz ayında Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 51 bini aştı. Türkiye vatandaşlarının en çok iltica başvurusu yaptığı ülke açık ara Almanya oldu.

İltica sayısında Türkiye vatandaşları Suriyeli ve Afganlardan sonra üçüncü sırada yer alıyor. Temmuz ayında 14 bin 835 Suriye vatandaşı, 8 bin 105 Afgan ve 5 bin 905 Türkiye vatandaşı Avrupa Birliği (AB) ülkelerine iltica etti.

Avrupa ülkelerine iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı her geçen gün artıyor. 2023 yılı bitmeden eylül ayı itibariyle yıllık bazda tüm zamanların rekoru kırıldı.

Euronews Türkçe’nin aktardığı AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın verilerine göre 2023 yılının ilk dokuz ayında AB ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 51 bini aştı. Eski rekor 2022 yılında 48 bin 615 başvuru ile kırılmıştı.

Türkiye vatandaşlarının en çok iltica başvurusu yaptığı ülke açık ara Almanya oldu. 2023 yılındaki rekor artışta Almanya’ya yapılan başvurular etkili oldu. Geçici verilere göre Almanya 35 binden fazla başvuru ile tüm başvurular içinde yüzde 69 paya sahip.

Eurostat’ın iltica verileri 2008 yılından başlıyor. Bazı ülkelerin bazı yıllara ilişkin verileri eksik. Eksik verileri olan ülkelere göç eden Türkiye vatandaşlarının sayısı oldukça az. Dolayısıyla tüm bunları verilere yansıyan “en az iltica sayısı” olarak kabul etmek gerek.

2008-2015 yılları arasında AB ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 4 bin civarında seyretti ve 5 binin üzerine çıkmadı. 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı 2016’dan sonra ise iltica sayısı hızla arttı.

2016’da ilk kez iltica sayısı 10 bin sınırına dayanırken Covid-19 öncesi 2019 yılında bu sayı 23 bini aştı. 2022 yılında ise 48 bin 615 Türkiye vatandaşı ilk kez AB’ye iltica etti.

2023 yılı yaz aylarında ise Almanya’ya rekor seviyede başvuru gerçekleşti. Bu genel toplama da yansıdı. Bazı ülkelerin eylül ayı verileri eksik olmasına rağmen eylül ayı itibariyle 2023 yılında en az 51 bin 415 Türkiye vatandaşı AB ülkelerine ilk kez iltica etti. Sene sonuna kadar bu sayının daha da artmasına kesin gözüyle bakılıyor.

2023 yılında Ocak-Eylül arasında 35 bin 235 Türkiye vatandaşı Almanya’ya ilk kez iltica etti. Bu sayı toplamın yüzde 69’una karşılık geliyor. Bu da 10 iltica başvurusundan 7’sinin Almanya’ya gerçekleşti anlamına geliyor. Eksik verilerin eklenmesiyle bu oran çok az düşebilir.

Almanya’da aylık bazda rekor üstüne rekor

2008 başından bu yana aylık bazda Almanya’ya Türkiye vatandaşlarının yaptığı ilk iltica başvuru sayısı 2023 yılına kadar hiç 5 bine ulaşmamıştı. Kasım 2022’de 4 bin 730 başvuru ile tüm zamanların rekoru kırılmıştı.

2023 yılında ise aylık bazda Almanya başvurularında rekor üstüne rekor geldi. Ağustos 2023’te 5 bin 620 Türkiye vatandaşı Almanya’ya iltica etti. Böylece ilk kez 5 bin sınırı aşıldı. Eylül ayında yeni bir rekor daha geldi. 6 bin 440 başvuru ile 6 bin sınırı da ilk kez geçildi.

2023’te Ocak-Eylül döneminde Almanya’ya 71 bin 840 Suriyeli iltica başvurusu yaptı. Aynı dönemde başvuru yapan Türkiye vatandaşı sayısı ise 35 bin 285 oldu. Ancak Türkiye vatandaşlarının yaptığı başvuru sayısı bu şekilde artmaya devam ederse aylık bazda Türk vatandaşlarının Suriyelileri geçmesi gündeme gelebilir.

Eurostat’ın son paylaştığı bültende iltica sayısında Türkiye vatandaşları Suriyeli ve Afganlardan sonra üçüncü sırada yer alıyor. Temmuz ayında 14 bin 835 Suriye vatandaşı, 8 bin 105 Afgan ve 5 bin 905 Türkiye vatandaşı AB ülkelerine iltica etti.

Paylaşın

Türkiye, Yine “Demokratik Olmayan” Ülkeler Arasında

Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü (IDEA) raporunda, Avrupa içinde “belirgin bir şekilde demokratik olmayan” diye nitelenen Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaştığı ve demokrasi göstergelerinin büyük bölümünde Avrupa ortalamasının çok altında kaldığı belirtildi.

Raporda yer verilen grafikte Türkiye sadece seçimlere katılım göstergesinde Avrupa ortalamasının üstünde, oy kullanma hakkı ve temel refah göstergelerinde ortalamaya yakın seviyede yer alırken sivil özgürlükler, adalete erişim, yerel demokrasi, uygulamaların kestirilebilirliği ve yargı bağımsızlığı göstergelerinde Avrupa ortalamasının çok altında kaldı.

Rapora göre şu an Avrupa’nın yüzde 53’lük bölümü haklar açısından yüksek demokrasi ülkelerinde yaşamasına rağmen düşük performanslı demokrasilerde yaşayanların oranı son on yılda büyük artış gösterdi. 2012 yılında Avrupa’da haklar açısından düşük performans sergileyen ülkelerde yaşayanların oranı yüzde 1 iken bu oran 2022’de yüzde 29’a ulaştı. Bu süreç içinde Türkiye, performans açısından “orta” seviyeden “düşük” seviyeye geriledi.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; Stockholm merkezli Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü (IDEA), dünyada demokrasinin durumuyla ilgili bugün açıkladığı yıllık raporunda ülkelerin yarısında demokrasinin gerilediğine işaret etti.

Rapora göre 2022 yılı, dünyada demokrasisi gerileyen ülkelerin sayısının demokraside gelişme yaşayan ülkelerin sayısını geride bıraktığı üst üste altıncı yıl oldu. Enstitü, bunun demokrasi raporlarının yayımlanmaya başladığı 1975 yılından bu yana en uzun gerileme süreci olduğuna işaret etti.

Raporda ülkelerin demokrasi performansı; temsil, haklar, hukukun üstünlüğü ve katılım olmak üzere dört ana kategori içinde 100’ü aşkın değişken üzerinden değerlendirildi.

Raporda Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa bölgesinin halen dünyada demokrasi açısından en yüksek performansı sergileyen bölge olduğu, ancak son beş yılda demokratik ülkelerde de gerileme kaydedildiği bildirildi. Almanya, Avusturya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz ve İngiltere gibi köklü ve güçlü demokrasilerde başta hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü olmak üzere bir dizi göstergede gerileme yaşandığı kaydedildi.

Türkiye, “orta” seviyeden “düşük” seviyeye geriledi

Raporda Avrupa içinde “belirgin bir şekilde demokratik olmayan” diye nitelenen Türkiye, Azerbaycan, Belarus ve Rusya’nın Avrupa’dan uzaklaştığı ve demokrasi göstergelerinin büyük bölümünde Avrupa ortalamasının çok altında kaldığı belirtildi.

Raporda yer verilen grafikte Türkiye sadece seçimlere katılım göstergesinde Avrupa ortalamasının üstünde, oy kullanma hakkı ve temel refah göstergelerinde ortalamaya yakın seviyede yer alırken sivil özgürlükler, adalete erişim, yerel demokrasi, uygulamaların kestirilebilirliği ve yargı bağımsızlığı göstergelerinde Avrupa ortalamasının çok altında kaldı.

Rapora göre şu an Avrupa’nın yüzde 53’lük bölümü haklar açısından yüksek demokrasi ülkelerinde yaşamasına rağmen düşük performanslı demokrasilerde yaşayanların oranı son on yılda büyük artış gösterdi. 2012 yılında Avrupa’da haklar açısından düşük performans sergileyen ülkelerde yaşayanların oranı yüzde 1 iken bu oran 2022’de yüzde 29’a ulaştı. Bu süreç içinde Türkiye, Belarus ve Rusya performans açısından “orta” seviyeden “düşük” seviyeye geriledi.

Raporda Avrupa ülkelerinde demokratik göstergelerdeki gerilemelere örnekler verilirken 2017’den bu yana Avrupa’nın dünyada en fazla gösteri düzenlenen bölge haline geldiği kaydedildi. Gösterilerin ağırlıklı olarak artan enerji fiyatları, hayat pahalılığı, yolsuzluklar ve hakların korunması alanlarına odaklandığı belirtilirken Belarus, Türkiye ve Rusya’da hükümetlerin protesto gösterilerinin kapsamını güçlü bir şekilde sınırlandırmaya ve çok organize hale geldiğinde bilinçli olarak sivil toplumu baskı altına almaya teşebbüs ettiği kaydedildi.

Raporun sonuç bölümünde, Avrupa’nın çeşitli alanlardaki gerilemelere rağmen demokrasi açısından yüksek performans sergilemeye devam ettiği, “ancak Türkiye, Azerbaycan, Rusya ve Belarus’tan oluşan demokratik olmayan grubun izlediği rotanın, ağırlıklı olarak demokratik bir bölgede liberal olmayan ülkelerin genel istikrarı sarsacak etki yapabileceğini gösterdiği” belirtildi.

IDEA Genel Sekreteri Kevin Casas-Zamora, dünyada demokrasinin durumunu ele alan raporla ilgili yaptığı açıklamada, “Kısacası, demokrasi en olumlu tabiriyle durgun, ancak pek çok ülkede gerileyen bir durumda, yani hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya” ifadesini kullandı.

“Seçimler, parlamentolar ve bağımsız mahkemeler gibi demokrasinin siperlerinde gözlemlenen zayıflamanın hukukun üstünlüğünün korunmasını ve siyasetçilerden hesap sorulmasını zorlaştırdığını” ifade eden Casas-Zamora, “Ancak yasama gibi pek çok resmi kurum zayıflarken gazetecilerden seçim görevlilerine ve yolsuzlukla mücadele müfettişlerine, daha gayriresmi alanda güçler dengesi için çalışanların otoriter ve popülist eğilimlere karşı başarılı mücadele verebileceği umudunu taşıyorum” dedi.

Paylaşın

Türkiye, Gıda Enflasyonunda Dünyada İlk 5’te

İktidar, yaşanan derin ekonomik krizden çıkmak için her gün yeni önlemler açıklarken, Türkiye, dünyada gıda fiyatlarının en çok arttığı ülkeler sıralamasında 4. sırada. Türkiye’den önce Venezuela, Lübnan ve Arjantin var.

Türkiye’den sonra ise sırasıyla Mısır, Surinam, Sierra Leone, Gana, Haiti ve İran yer alıyor.

Dünya Bankası, eylül ayı verilerine göre dünya genelinde gıda enflasyonunda ilk 10 ülkeyi yayımladı. Buna göre, listede Latin Amerika ülkesi Venezuela yüzde 318’lik yıllık gıda enflasyonuyla ilk sırada yer alırken, Lübnan yüzde 239’luk oranla ikinci sırada yer aldı. Bu iki ülke, iç siyasi krizler ve yaptırımlar nedeniyle iflas etmiş durumdalar.

Sözcü’nün aktardığına göre; Listede üçüncü sırada yüzde 150’lik gıda enflasyonu ile bir diğer Latin Amerika ülkesi Arjantin gelirken, dördüncü sırada yüzde 76’lık resmi oranla Türkiye yer aldı.

Türkiye’de ekim ayında Türk-İş, gıda enflasyonunu yüzde 84,29 olarak hesaplamıştı.

Dünya Bankası’nın listesinde Mısır yüzde 74’lük oranla beşinci olurken, bir diğer Latin Amerika ülkesi Surinam yüzde 65 ile altıncı, Afrika ülkeleri Sierra Leone ve Gana sırasıyla yüzde 63 ve 49’luk oranlarla yedinci ve sekizinci sıralarda yer aldı.

Karayipler ülkesi Haiti, yüzde 38’lik oranla listede dokuzuncu olurken, komşu İran yüzde 37’lik oranla onuncu oldu.

Dünya Bankası raporunda, dünya genelinde düşük gelirli ülkelerin yüzde 57,1’inin, alt orta gelirli ülkelerin yüzde 83’ünün, üst orta gelirli ülkelerin yüzde 59’unun, yüksek gelirli ülkelerin yüzde 64,3’ünün yüzde 5’in üzerinde gıda enflasyonuna sahip olduğu belirtildi.

Raporda, verisi takip edilen 170 ülkenin yüzde 77’sinde gıda enflasyonunun manşet enflasyonun üzerinde olduğuna işaret edildi.

Paylaşın

Bir Milyon 858 Bin Çocuk Sosyal Yardımla Okula Gidebiliyor

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca hazırlanan programa göre, bu yıl ekonomik güçlükle mücadele eden bir milyon 858 bin 482 kişiye, çocuklarının okula gidebilmesi için Şartlı Eğitim Yardımı yapıldı.

Bu kapsamda ailelere toplam 1,2 milyar TL ödenirken hane başına sağlanan yardımın miktarı ise tartışma yaratacak türden. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sitesinde yer alan bilgilere göre, ilköğretime devam eden bir kız çocuğu için aylık 100 TL, oğlan çocuğu için de 90 TL ödeniyor. Ayrıca ortaöğretime giden kız çocuğu için aylık 150 TL, oğlan çocuğu için ise 130 TL yardım yapılıyor.

Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyon nedeniyle hayat pahalılığı durdurulamazken yurttaşların yaşamı her geçen gün daha da zorlaşıyor. Milyonlarca hanenin geçim sıkıntısıyla mücadele ettiği bu tablo, çocukların yaşamını da derinden etkiliyor.

Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda yer alan veriler çocuk yoksulluğunun sürdüğünü gözler önüne serdi. Verilere göre 1,5 milyondan fazla çocuk, en temel hakkı olan eğitim ve sağlık hizmetine ancak sosyal yardımlarla erişebiliyor.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca hazırlanan ve Resmi Gazete’de yayınlanan programa göre, bu yıl ekonomik güçlükle mücadele eden bir milyon 858 bin 482 kişiye, çocuklarının okula gidebilmesi için Şartlı Eğitim Yardımı yapıldı. Bu kapsamda ailelere toplam 1,2 milyar TL ödenirken hane başına sağlanan yardımın miktarı ise tartışma yaratacak türden. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sitesinde yer alan bilgilere göre, ilköğretime devam eden bir kız çocuğu için aylık 100 TL, oğlan çocuğu için de 90 TL ödeniyor. Ayrıca ortaöğretime giden kız çocuğu için aylık 150 TL, oğlan çocuğu için ise 130 TL yardım yapılıyor.

Bu yardım, ihtiyaç sahibi olan ailelerin çocuklarının, örgün eğitime devam etmeleri için sağlanıyor. Ancak bu kapsama dahil edilen ailelerin çocuklarının okulda bir ayda dört günden fazla devamsızlık yapmama şartı var. Ayrıca Bakanlığın ödeme yaptığı kişilerin herhangi bir sosyal güvencesinin de bulunmaması gerekiyor. “Fırsat eşitliği ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi” için verilen destek kapsamında, geçen yılın Eylül ayı dahil olmak üzere 2 milyon 438 bin 865 kişiye ödeme yapıldı. Ancak aradan geçen bir yılda 580 bin 383 kişilik azalış yaşandığı görülüyor. Bakanlığın tespit edebildiği sosyal yardıma muhtaç halde olan çocuk sayısı 2021 yılının Ağustos ayında 2 milyon 357 bin 932’ydi. Bu sayı, 2020’nin ağustos ayında ise 2 milyon 451 bin 422 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2022 tarihli verilerine göre Türkiye’de 0-18 yaş arasındaki çocuk ve genç sayısı 22 milyon 578 bin 378. Bunun yüzde 25’ini 1’i 0-4 yaş grubu, yüzde 29,4’ünü 5-9 yaş grubu, yüzde 28,5’ini 10-14 yaş grubu ve yüzde 17,0’si ise 15-17 yaş grubu oluşturuyor.

DW Türkçe’den Uğur Şahin’e açıklamada bulunan Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Adnan Gümüş, bu verilerin eğitimdeki eşitsizliğin boyutunu gösterdiğine işaret ediyor. Prof. Dr. Gümüş, yardım alanların sayısına ek olarak ‘çıraklık eğitimi’ olarak bilinen ve çocuk işçiliği tartışmalarına neden olan Mesleki Eğitim Merkezleri’nde bir milyon 300 bin çocuğun bulunduğunu aktarıyor. Ayrıca okullarda hiç kaydı bulunmayan 600 bin çocuğun olduğunu ifade ediyor.

“Yoksulluk nedeniyle eğitimden kopuş yaşandığının” altını çizen Prof. Dr. Gümüş, “400 bin civarında sığınmacı ve göçmen çocuk da var. Buna açıköğretime yönelen çocukları dahil ettiğimizde, 4 milyonun üzerinde bir rakama ulaşılıyor. Bu, milyonlarca çocuğun aşırı yoksulluk altında olduğunu gösteriyor” diyerek tabloyu özetliyor.

Prof. Dr. Gümüş, yoksulluğun derinleştiği, enflasyonunun yükseldiği süreçte yardım alan sayısında yaşanan düşüşe tepki gösteriyor. “Oysa bu rakamların daha da yukarıya çıkması gerekiyor” diyor ve ekliyor:

“Çünkü Türkiye’nin realitesi açık. 4-5 milyon civarındaki yoksul çocuğu aileleriyle birlikte düşünürsek, bu 20 milyon haneye tekabül eder. Onların da açlık sınırı civarında dolaştığı anlamına gelir.”

İktisadi, sosyal ve kültürel eşitliğin sağlanması gerektiğini ifade eden akademisyen, “Toplumsal eşitsizlikleri ve yoksulluğu çözebilirsek, okuldaki eşitsizliği de çözebiliriz” şeklinde konuşuyor.

Benzer tablo, ihtiyaç sahibi olan ailelere, 0-6 yaş arasındaki çocuklarını düzenli olarak sağlık kontrolüne göndermelerini de kapsayan Şartlı Sağlık Yardımı bilançosuna yansıdı. Yıllık Program’da aktarılanlara göre, bu destekten faydalanan sayısı 988 bin 41 oldu. Ağustos ayına dek bu yardım kapsamında yapılan ödemelerin tutarı kayıtlara 646 milyon TL olarak geçti. Derin yoksulluk altındaki hanelere sağlanan yardımın miktarı ise çocuk başına yalnızca aylık 100 TL.

Şartlı Sağlık Yardımı kapsamında hamile olan kadınlara ayda 200 TL, yeni doğum yapmış kadınlara ise en fazla iki ay olmak üzere 300 TL veriliyor. Hastanede doğum yapan annelere de bu yardım kapsamında bir kereliğine 500 TL ödeniyor. Şartlı Eğitim Yardımı’nda olduğu gibi, bu ödemelerden yararlanabilmek için hanede sosyal güvenceli bireyin bulunmaması gerekiyor. Buna ek olarak Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyeti’nin ailenin ihtiyaç sahibi olduğuna kanaat getirmiş olması şart. Geçen yıl bir milyon 230 bin 784, bir önceki yıl ise 1 milyon 198 bin 259 çocuk, sağlık hizmetine bu yardım sayesinde ulaşabilmişti.

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Türkan Günay, yapılan yardım sayısının çok az olduğu düşüncesinde. Prof. Dr. Günay, “Bu kesinlikle ülkedeki çocuk nüfusunu kapsayacak bir şey değil” diyor.

Sağlık sisteminin ebeveynin çocuğu hastaneye götürmesi gerekmeden takip etmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Günay, şunları söylüyor: “Sağlık hizmeti, ailelerin talebi doğrultusunda değil, direkt sağlık hakkı çerçevesinde, herkesin ulaşabileceği şekilde planlanmalı. Sağlık sisteminin şartlı yardıma gereksinim duymayacak biçimde ülkede her çocuğa ulaşması gerekiyor. Bu hem çocuğun hakkı hem de yasal olarak bakanlığın yükümlülüğüdür.”

Sağlık ve eğitim desteğinde yaşanan düşünün aksine, Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) programından yararlandırılan çocuk sayısında artış yaşandığı görülüyor. Yıllık Program’da belirtilenlere göre, ailesinin yanında bakımı sağlanamayan 164 bin 765 çocuk için destek verildi. Çocukların eğitim kademesine göre yapılan ödemeler, 2 bin 500 ila 4 bin 500 TL aralığında değişiyor. Ağustos ayı itibarıyla yapılan ödemelerin toplam tutarı ise 4 milyar 504 milyon 177 bin TL. Bu yardım, temel ihtiyaçları karşılanamadığı için ailesinden koparılma riski bulunan çocuklara yapılıyor. Geçen yıl Eylül ayı itibarıyla bu yardımdan faydalanan “yaşamlarını en düşük seviyede dahi sürdürmekte güçlük çeken” hane sayısı, 145 bin 783’tü.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2024 Yılı Bütçe Teklifi’nde SED kapsamındaki çocuk sayısında artış yaşanacağı öngörülüyor. Bakanlığın, önümüzdeki üç yıla ilişkin tahmini şöyle:

2024: 170 bin çocuk.
2025: 200 bin çocuk.
2026: 210 bin çocuk.

Sosyal politika alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Meryem Koray’a göre, bu veriler, sosyal politikanın uygulanmadığının bir göstergesi. Türkiye’nin bir sosyal yardım devletine dönüştüğü görüşünde olan Prof. Dr. Koray, yardıma muhtaç hale gelenlerin sayısının artmasını, “Geçim darlığı ortada. Bu, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumla uyuşan bir gösterge” sözleriyle değerlendiriyor.

Bu sosyal yardım cenderesinden nasıl çıkabilir?

Prof. Dr. Meryem Koray, yurttaşların derin yoksulluğa sürüklenmesini engelleyecek politikalar uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Fakat önleyici adımların yıllardan beri atılmadığını savunuyor. Prof. Dr. Koray, özellikle gelir dağılımı, işsizlik ve sosyal güvenliğe ilişkin hamlelere işaret ediyor, “Bunlara dair uygulamalar gerekiyordu ki böylece himmete muhtaç olan sayısı artmasın” diyor.

“Neoliberal politikaların uygulandığı dönemlerde, bütün ülkelerde sosyal politikanın gerilediğini” söyleyen Prof. Dr. Meryem Koray, “Türkiye, bunun uç örneklerinden bir tanesi” ifadesini kullanıyor.

Paylaşın

Türkiye, OECD Ülkeleri Arasında İşsizlikte Zirveyi Zorluyor

Ağustos 2023 itibariyle OECD üyeleri arasında işsizlik oranının en yüksek olduğu ülkeler İspanya (yüzde 11,5), Yunanistan (yüzde 10,9) ve Kolombiya (yüzde 9,5) oldu. Türkiye de bu ülkelerin ardından yüzde 92 ile dördüncü sırada.

OECD’de işsizlik ortalaması yüzde 5,9 olurken OECD’de bu oran yüzde 4,8. İşsizlik oranının en düşük olduğu ülke ise yüzde 2,4 ile Güney Kore oldu. Almanya’da yüzde 3 olan işsizlik oranı Fransa’da yüzde 7,3 gerçekleşti.

Türkiye ekonomisi cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığına oturmasıyla “rasyonel zemine” dönmeye çalışıyor. Henüz bu politikaların tesirlerini yansıtan veriler oldukça sınırlı ve Bakan Şimşek’e göre ‘zamana ihtiyaç var’.

Mevcut veriler ise Türkiye açısından çok parlak değil. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeleri arasında istihdam oranının en düşük olduğu ülke. Türkiye aynı zamanda işgücüne katılma oranının en düşük olduğu üçüncü ülke durumunda. İşsizlik oranın da da Türkiye zirveyi zorluyor.

İstihdam, işsizlik ve işgücüne katılım oranlarında Türkiye OECD ve AB üyeleri arasında kaçıncı sırada?

İstihdamda sonuncu sırada

OECD verilerine göre 15-64 yaş arasındaki kişilerde 2023 ikinci çeyrekte Türkiye’de istihdam yüzde 53,6 oldu. Bu oran OECD’de yüzde 70,1; AB’de ise yüzde 70,5. Tüm üyeler içinde Türkiye son sırada.

Zirvede ise yüzde 84,7 ile İzlanda bulunurken ardından Hollanda (yüzde 82,5) ve İsviçre (yüzde 80,7) geliyor. Almanya’da istihdam oranı yüzde 77,5 olurken Fransa’da yüzde 68,5 gerçekleşti.

İşgücüne katılımda sondan üçüncü

Türkiye işgücüne katılma oranında ise OECD üyeleri arasında sondan üçüncü sırada. Türkiye’de 2023 yılının ikinci çeyreğinde işgücüne katılma oranı yüzde 53,3 oldu. Bu oran AB’de yüzde 57,9; OECD’de ise yüzde 60,9 gerçekleşti.

İstihdamda olduğu gibi işgücüne katılım oranı da en yüksek İzlanda’da (yüzde 75,4)Bu oran Birleşik Krallık’ta yüzde 63,6, ABD’de yüzde 62,6 ve Almanya’da yüzde 61,6 oldu.

İşgücüne katılımın Türkiye’den daha düşük olduğu ülkeler ise İtalya (yüzde 49,8) ve Yunanistan (yüzde 52,4) oldu.

İşsizlikte zirveyi zorluyor

Ağustos 2023 itibariyle işsizlik oranının en yüksek olduğu ülkeler İspanya (yüzde 11,5), Yunanistan (yüzde 10,9) ve Kolombiya (yüzde 9,5) oldu. Türkiye de bu ülkelerin ardından yüzde 92 ile dördüncü sırada.

OECD’de işsizlik ortalaması yüzde 5,9 olurken OECD’de bu oran yüzde 4,8. İşsizlik oranının en düşük olduğu ülke ise yüzde 2,4 ile Güney Kore oldu. Almanya’da yüzde 3 olan işsizlik oranı Fransa’da yüzde 7,3 gerçekleşti.

OECD’nin Türkiye verileri Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı resmi verilere dayanıyor.

AK Parti, 12 Haziran 2011 seçim beyannamesinde açıkladığı 2023 ekonomik hedeflerinin oldukça gerisinde kalmıştı. Şimşek yönetimindeki ekonomi yönetimi başta faizler olmak üzere ciddi politika değişikliğine gitti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İsrail’den Türkiye’deki Diplomatlarını Geri Çekme Kararı

İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, “Türkiye’den yapılan sert açıklamalar karşısında, İsrail-Türkiye ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesi amacıyla Türkiye’deki diplomatik temsilcilerin geri gönderilmesi talimatını verdim” açıklamasını yaptı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce yaptığı bir konuşmada Hamas için “terör örgütü değil, kurtuluş ve mücahitler grubudur” ifadesini kullanmıştı. Bugünkü ‘Büyük Filistin Mitingi’nde de konuşan Erdoğan, “İsrail’i savaş suçlusu olarak dünyaya ilan edeceğiz” demişti.

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye yaptığı saldırılarda 3500’den fazlası çocuk olmak üzere toplam 7703 kişinin öldüğünü açıkladı. Dün geceki yoğun bombardımanın yol açtığı can kaybı konusunda ise henüz bilgi yok.

İsrail, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze’ye yönelik saldırıları sert sözlerle eleştirmesi sonrası Türkiye’deki diplomatlarını geri çağırdı. İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’den gelen ciddi açıklamaları göz önünde bulundurarak, İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkileri yeniden değerlendirmek üzere diplomatik temsilcilerin geri çağrılması talimatını verdim.”

İsrail’in İstanbul başkonsolosluğundan geçtiğimiz günlerde yapılan açıklamada da yurt dışında giderek artan “terörist tehditler” gerekçe gösterilerek İsrail vatandaşlarından kendi güvenlikleri için Türkiye’yi mümkün olan en kısa sürede terk etmeleri çağrısında bulunulmuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce yaptığı bir konuşmada Hamas için “terör örgütü değil, kurtuluş ve mücahitler grubudur” ifadesini kullanmıştı. Bugünkü ‘Büyük Filistin Mitingi’nde de konuşan Erdoğan, “İsrail’i savaş suçlusu olarak dünyaya ilan edeceğiz” demişti.

İsrail ile Türkiye ilişkileri son dönemde normalleşme emareleri gösteriyordu. İki ülke karşılıklı büyükelçilerini atama kararı almış ve Erdoğan’ın İsrail’i ziyaret etmesi bekleniyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu için bulundukları New York’ta uzun yıllar sonra bir araya gelmişti.

İsrail’den açıklama: Kuvvetlerimiz şu anda Gazze Şeridi’nde

Öte yandan İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi dört dakikalık bir video güncellemesi yayınlayarak İsrail’in savaşın bir sonraki aşamasına geçtiğini söyledi. “Kuvvetlerimiz şu anda Gazze Şeridi’nde operasyonlarını sürdürüyor” diyen Halevi, “isabetli ve yoğun ateşle” desteklendiklerini sözlerine ekledi.

Halevi, İsrail’in “en iyi asker ve komutanlarının” şu anda Gazze’de olduğunu ve son birkaç gün içinde ordu güçlerinin “Hamas terör örgütünün komutanlarını hedef almaya ve ortadan kaldırmaya devam ettiğini” söyledi.

İsrail’in savaş hedeflerinin “kara harekatı gerektirdiğini” belirten Halevi, “Düşmanı açığa çıkarmak ve yok etmek için topraklarına güç kullanarak girmekten başka yol yok” dedi. Halevi açıklamasını “Biz kazanacağız” diye bitirdi.

Paylaşın