Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borcu Beşinci Kez Rekor Kırdı

Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku, 20 milyar dolar artarak, 226,3 milyar dolar düzeyine yükseldi. Borcun yüzde 20,2’si kamu sektörüne, yüzde 20,4’dü Merkez Bankası’na, yüzde 59,4’e özel sektöre ait.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Ekim 2023 dönemine ilişkin kısa vadeli dış borç istatistikleri açıklandı.

Buna göre; Kasım sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku, 2022 yıl sonuna göre yüzde 15,3 oranında artışla 171,9 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 8,0 oranında artarak 67,3 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 7,9 oranında artarak 58,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2022 yıl sonuna göre yüzde 24,6 oranında artarak 13,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 8,0 oranında azalarak 19,9 milyar dolar, yurt dışı yerleşik bankaların mevduatı da yüzde 13,5 oranında artışla 19,1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ayrıca, yurt dışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları geçen yıl sonuna göre yüzde 13,9 oranında artışla 15,0 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçları, 2022 yıl sonuna göre yüzde 6,0 oranında artarak 51,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Borçlu bazında incelendiğinde, tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2022 yıl sonuna göre yüzde 15,8 oranında artarak 33,4 milyar dolar olurken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu yüzde 5,4 oranında artarak 92,2 milyar dolar oldu.

Alacaklı bazında incelendiğinde, özel alacaklılar başlığı altındaki parasal kuruluşlara olan kısa vadeli borçlar yıl sonuna göre yüzde 27,3 oranında artarak 94,6 milyar dolar, parasal olmayan kuruluşlara olan borçlar yüzde 1,9 oranında artarak 75,4 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. 2022 yıl sonunda 676 milyon dolar olan kısa vadeli tahvil ihraçları, 2023 Kasım sonu itibarıyla 1477 milyon dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde resmi alacaklılara olan kısa vadeli borçlar 395 milyon dolar olarak gerçekleşti.

2023 Kasım sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonu yüzde 50,0’ı  Dolar, yüzde 23,5’i Euro, yüzde 10,0’ı TL ve yüzde 16,5’i diğer döviz cinslerinden oldu.

2023 Kasım sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku, 226,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Söz konusu stokun 17,5 milyar dolarlık kısmı, Türkiye’de yerleşik bankaların ve özel sektörün yurt dışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluştu. Borçlu bazında değerlendirildiğinde, toplam stok içinde kamu sektörünün yüzde 20,2, Merkez Bankası’nın yüzde 20,4, özel sektörün ise yüzde 59,4 oranında paya sahip olduğu gözlendi.

Paylaşın

En Güçlü Ordular Listesi: Türkiye 8. Sırada

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Global Firepower isimli site tarafından yapılan araştırmaya göre Türkiye, dünyanın en güçlü ordular sıralamasında 8. sırada yer aldı.

Haber Merkezi / Global Firepower tarafından yapılan araştırmada, ülkelerin askeri birim miktarları, mali durumları, lojistikleri, hareket kabiliyetleri ve coğrafi konum gibi birçok özelliği esas alındı.

PowerIndex’te 0,0000 puan ‘mükemmel’ olarak kabul edilirken, ABD 0,0699 puanla zirvede, Rusya 0,0702 puanla ikinci, Çin ise 0,0706 puanla üçüncü sırada yer aldı.

PowerIndex’te Hindistan 4. sırada, 5. sırada Güney Kore, 6. sırada Birleşik Krallık, 7. sırada ise Japonya yer aldı. 8. sıradaki Türkiye’yi sırasıyla Pakistan ve İtalya takip etti. İran ise listede kendisine 14. sırada yer buldu.

145 ülkenin askeri güçleri değerlendirildiği listede son üç sırada, sırasıyla Butan, Moldova ve Surinam yer aldı.

Paylaşın

Dünya Genelinde Her Beş Yetişkinden Biri Tütün Kullanıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2000 yılında her üç yetişkinden birinin sigara içtiğini ya da diğer tütün ürünlerini tükettiğini, 2022 yılında ise bu sayının azaldığını, dünya genelinde yaklaşık her beş yetişkinden birinin tütün ürünleri kullandığını belirtti.

DSÖ Sağlık Teşviki ve Geliştirilmesi Departmanı Direktörü Ruediger Krech, “Tütün endüstrisinin sayısız hayat pahasına kâr peşinde koşmak için ne kadar ileriye gidebileceğini hayretle izliyorum. Hükümetlerin tütünle mücadeleyi kazandığını düşündüğü anda, tütün endüstrisi sağlık politikalarını manipüle etme fırsatını kollar” ifadelerini kullandı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2000-2030 Tütün Kullanımındaki Eğilimlere İlişkin Küresel Raporu’nu yayınladı. DW Türkçe‘nin aktardığı raporda, küresel, bölgesel ve ülkeler düzeyinde tahminlere yer verildi.

DSÖ’nün, 2000 ile 2030 yılları arasında tütün kullanım eğilimlerini inceleyen ve tahminleri içeren yeni raporu, 150 ülkenin tütün kullanımını başarılı bir şekilde azalttığını ortaya koydu. DSÖ, 2000 yılında her üç yetişkinden birinin sigara içtiğini ya da diğer tütün ürünlerini tükettiğini, 2022 yılında ise bu sayının azaldığını, dünya genelinde yaklaşık her beş yetişkinden birinin tütün ürünleri kullandığını belirtti.

Rapora göre, Türkiye’de 2022 yılında 15 yaşından büyükler arasında sigara içenlerin sayısı 20 milyon civarında iken, bu sayı Almanya’da 13 milyon oldu.

DSÖ, çoğu ülkede sigara içme oranları düşmesine rağmen, tütüne bağlı ölümlerin gelecek yıllarda da yüksek seyretmesinin beklendiği uyarısında bulundu. İstatistiklere göre halen tütün kullanımının, pasif içiciliğe maruz kalan 1,3 milyon sigara içmeyen kişi de dâhil olmak üzere, her yıl 8 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor.

Söz konusu raporda, tütünle mücadele için sıkı önlemler uygulayan ülkelerin, kullanım oranınında düşüş kaydetmesinin ardından, tütünden kaynaklanan ölümlerin sayısının azalması için 30 yıl beklemesi gerekebileceği ifade edildi.

DSÖ, sigara içenlerin sayısı azalmış olsa da, 2010-2025 yılları arasında dünya genelindeki tütün kullanımında yüzde 30’luk bir düşüş hedefinin gerçekleştirilemeyeceğini belirtti. Aralarında 2010 yılından bu yana tütün kullanımını yüzde 35 oranında azaltmış olan Brezilya’nın da bulunduğu 56 ülkenin bu hedefi tutturması bekleniyor.

2010’dan bu yana tütün kullanımının altı ülkede arttığı görüldü. Bu ülkeler; Kongo Cumhuriyeti, Mısır, Endonezya, Ürdün, Moldova ve Umman. Rapora göre genel olarak dünya 2025 yılına kadar olan 15 yıllık dönemde tütün kullanımını dörtte bir oranında azaltma yolunda ilerliyor.

Tütün endüstrisine yönelik uyarılar

DSÖ Sağlık Teşviki ve Geliştirilmesi Departmanı Direktörü Ruediger Krech, “Tütün endüstrisinin sayısız hayat pahasına kâr peşinde koşmak için ne kadar ileriye gidebileceğini hayretle izliyorum. Hükümetlerin tütünle mücadeleyi kazandığını düşündüğü anda, tütün endüstrisi sağlık politikalarını manipüle etme fırsatını kollar” ifadelerini kullandı.

DSÖ, tüm ülkeleri tütünle mücadele politikalarını sürdürmeye ve güçlendirmeye ve “tütün endüstrisi müdahalesi” ile mücadele etmeye çağırdı. Özellikle dumansız ürünler olarak adlandırılan yeni ürünler başta olmak üzere, gençler arasında tütün kullanımına ilişkin daha iyi veri toplanmasına odaklanılması gerektiği belirtildi.

Paylaşın

HRW’den Dikkat Çeken Rapor: Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü Krizi Derinleşti

HRW, 2024 Dünya Raporu’nda, “Erdoğan’ın seçim zaferinin ardından yargıdaki güç mücadeleleri ve mahkemelerin kararlarını siyasi saiklerle vermeleri hız kazandı ki, bu da ülkede insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün uğradığı erozyonun ne kadar derinleşmiş olduğunu gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

Raporda insan hakları savunucusu Osman Kavala ile birlikte dört kişinin daha 2013’te İstanbul’daki Gezi Parkı gösterilerinde üstlendikleri rol nedeniyle aldıkları “mesnetsiz mahkumiyet kararlarının” Eylül ayında Yargıtay tarafından onandığına işaret edilerek, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını “hiçe sayan tavrının katmerlendiği” belirtiliyor.

Yargıtay’ın Gezi davası sanıklarından Can Atalay’ın Mayıs ayında yapılan seçimlerde milletvekili seçilmesi üzerine cezaevinden tahliye edilmesini engellediği belirtilirken, Yargitay’in Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde verdiği kararı “hiçe saydığı” kaydediliyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2024 Dünya Raporu’nu yayınladı. HRW, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında yeniden seçilmesinin ardından siyasi saiklerle alınan mahkeme kararlarının ve adalet sisteminde güç mücadeleleri yaşandığına dair ortaya çıkan emarelerin, ülkede hukukun üstünlüğü ilkesinin ortadan kalkması tehlikesini doğurduğunu belirtti.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; HRW Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson raporda, “Erdoğan’ın seçim zaferinin ardından yargıdaki güç mücadeleleri ve mahkemelerin kararlarını siyasi saiklerle vermeleri hız kazandı ki, bu da ülkede insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün uğradığı erozyonun ne kadar derinleşmiş olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Hugh Williamson, “Türkiye’nin yüzüncü yılındaki insan hakları karnesinde, susturulmuş bir medya ve düzenli olarak hedef alınarak cezalandırılan siyasi muhalifler yer aldı,” şeklinde konuştu.

Raporda Türkiye’nin yüzüncü yılında, medyanın sansüre maruz kaldığına ve bağımsız haber kuruluşlarının keyfi para cezaları ve kovuşturmalarla mücadele ettiğine dikkat çekildi.

“Erdoğan hükümetinin medyanın büyük bir bölümünü kendi kontrolünde tutması, özellikle seçim yılında daha da önem kazandı” denilen raporda, hükümete yakın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), başta Halk TV olmak üzere hükümete eleştirel yaklaşan az sayıdaki televizyon kanalına düzenli olarak “keyfi” para cezaları kestiği belirtildi.

En az 43 gazeteci ve medya çalışanının gazetecilik faaliyetleri veya medya ile ilişkileri nedeniyle terör suçlarından tutuklu veya hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu kaydedildi.

Raporda insan hakları savunucusu Osman Kavala ile birlikte dört kişinin daha 2013’te İstanbul’daki Gezi Parkı gösterilerinde üstlendikleri rol nedeniyle aldıkları “mesnetsiz mahkumiyet kararlarının” Eylül ayında Yargıtay tarafından onandığına işaret edilerek, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını “hiçe sayan tavrının katmerlendiği” belirtiliyor.

Yargıtay’ın Gezi davası sanıklarından Can Atalay’ın Mayıs ayında yapılan seçimlerde milletvekili seçilmesi üzerine cezaevinden tahliye edilmesini engellediği belirtilirken, Yargitay’in Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde verdiği kararı “hiçe saydığı” kaydediliyor.

Raporda Türkiye’de 2023’te endişe yaratan diğer uygulamalar; medya üzerindeki kısıtlamalar, internet sansürü, gösteri yasakları ve gazeteciler, insan hakları savunucuları, siyasetçiler, sosyal medya kullanıcıları ve diğer kişilere yönelik cezai kovuşturmaların kötüye kullanılması olarak sıralanıyor.

“İşkence ve kötü muamele vakalarında artış görüldü”

HRW, Türkiye’nin güneydoğu illerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin ardından polisin ve jandarmanın faili olduğu işkence ve kötü muamele vakalarında da artış görüldüğünü belirtiyor. Raporda 2016’dan bu yana polis ve jandarma gözetiminde ve cezaevinde işkence ve kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin iddiaların titizlikle soruşturulmasına ve faillerin yargılanmasına nadiren şahit olunduğu kaydediliyor.

Raporda Türk hükümetinin, Mayıs ayındaki seçimler yaklaşırken lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel bireylere karşı nefret söylemleri kullandığı, Kürt siyasetçileri siyasi saikli suçlamalarla cezaevinde tutmayı sürdürdüğü ve mülteci ve göçmenlerin sınır dışı edilme işlemlerini hızlandırdığı yer alıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu yıl 34’üncüsü yayımlanan 740 sayfalık Dünya Raporu 2024’te 100’den fazla ülkedeki insan hakları uygulamalarını inceliyor. Örgüt raporunda İsrail-Hamas savaşının yanı sıra Ukrayna, Myanmar, Etiyopya ve Afrika’nın Sahel bölgesinde çatışmaların yol açtığı “muazzam acılara” dikkat çekti.

Raporda, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları eleştirilerek “İsrail hükümeti Gazze’deki 2,3 milyon sivilin su ve elektriğini keserek yakıt, gıda ve insani yardımın girişini engelleyerek karşılık verdi. Bu bir savaş suçu olan toplu cezalandırmadır” denildi.

Raporda, “Hamas’ın işlediği savaş suçlarını kınayan hükümetlerin çoğu, İsrail hükümetinin işlediği suçlara yanıt vermekte ihtiyatlı davrandı” ifadeleri yer aldı.

HRW Genel Direktörü Tirana Hassan uluslararası insan hakları sisteminin devlet ve hükümet başkanlarının yaşanan ihlallere kayıtsız kalması nedeniyle tehdit altında olduğunu söyledi. Hassan, kafaların başka tarafa çevrildiği her ihlalde küresel insan hakları prensiplerinin bir bedel ödediğini söylerken “Bu bedel bazen insanların hayatı olabiliyor” dedi.

Örgüt, Çin’in Sincan bölgesinde ve Tibet’teki eylemleri konusunda sessiz kalındığını belirterek yaşanan çifte standartlar nedeniyle insan haklarının uygulanması konusunda güvenilirliğin zarar gördüğü uyarısında bulundu.

Raporda ayrıca Sudan’daki insan hakları durumuna verilen tepkilerin Ukrayna’dakinden farklı olduğu vurgulandı. Batılı hükümetlerin başlangıçta Sudan’da bir hesap verebilirlik mekanizması kurulması konusunda isteksiz davranmaları, Ukrayna için benzer bir yapıya ayırdıkları kaynakları ya da çabayı harcamak istemedikleri eleştirisi getirildi.

Paylaşın

Sanayi Devi Wuppermann, Türkiye’den Çekildi

Yassı ürünler, borular ve çeşitli çelik ve sac işleri üretimi yapan Almanya merkezli sanayi devi Wuppermann AG, Galma Metal’deki paylarını satarak Türkiye’deki üretim varlığını sona erdirdi.

Wuppermann AG, 9 Avrupa ülkesinde 3 holdinge ve 16 yan kuruluşa sahip. Hollanda’da Hollanda’da Wuppermann Staal Nederland BV, Macaristan’da Wuppermann Hungary Kft., Avusturya’da Wuppermann Austria GmbH ve Wuppermann Metalltechnik GmbH , Polonya’da Wuppermann Polska adlı üretim tesisleri var.

Patronlar Dünyası’ndan Gökmen Mert Kural’ın haberine göre, Geçen yılın Ağustos ayında Türkiye’deki en önemli çelik şirketlerinden Borusan ile ortaklığını sona erdiren Mannessmann’ın ardından bu kez 152 yıllık metal şirketi Wuppermann da Türk şirketle yollarını ayırdı.

2013’te Galva Metal’in yüzde 35’ini alarak Türk ağır sanayisine adım atan Wuppermann, hisselerini ortağına geri satarak Türkiye’deki üretimden çekildi. Böylece 6 ay arayla iki Alman metal devi, Türkiye’deki ortaklıklarını sona erdirme kararı aldı.

Merkezi Leverkusen’de bulunan Wuppermann AG, yassı ürünler, borular ve çeşitli çelik ve sac işlerinin üretimi yapıyor.

1872’de Theodor Wuppermann tarafından kurulan, 1888 yılında ilk kez şerit demir üreten şirket, yılda 500.000 tonun üzerinde çelik işleme kapasitesine sahip. Son olarak 100 milyon Euro’luk yatırımla Macaristan tesisini kuran şirket, 152 yıldır Wuppermann ailesi tarafından yönetiliyor.

Alman şirket, 9 Avrupa ülkesinde 3 holdinge ve 16 yan kuruluşa sahip. Hollanda’da Hollanda’da Wuppermann Staal Nederland BV, Macaristan’da Wuppermann Hungary Kft., Avusturya’da Wuppermann Austria GmbH ve Wuppermann Metalltechnik GmbH , Polonya’da Wuppermann Polska adlı üretim tesisleri var.

Paylaşın

Hazine’nin Toplam Borcu 6,5 Trilyon Liraya Yükseldi

2023 yılında hem devletin hem de vatandaşın borcu arttı. Hazine’nin borçları bir yılda 4 trilyon liradan, 6,5 trilyon liraya yükseldi. Vatandaşın bankalara olan borçları ise 1,1 trilyon lira artarak 2,7 trilyon liraya ulaştı.

Konuya ilişkin değerlendirme yapan CHP’li Vehbi Bakırlıoğlu, “Bankalara olan borçları nedeniyle 2,3 milyon kişi takibe düşmüştür. 2023 yılın ocak-kasım döneminde 780 bin 650 kişi bankalara olan bireysel kredi borcunu, 767 bin 663 kişi ise kredi kartı borcunu ödeyemediği için tarafından icra takibine alındı.

Sadece 2023 yılında icra dairelerine gelen dosya sayısı rekor üstüne rekor kırarak 13 milyonu geçti. 2024 borç yılı olacak, ek bütçeler, yetki kanunları ile Cumhurbaşkanına ek borçlanma yetkisi verildi. Devlet borcun faizini bile ödemek için borç almak zorunda. Hem devlet hem de vatandaş borç batağının içinde” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Aralık ayına ilişkin nakit gerçekleşmelerini açıkladı. Buna göre Hazine nakit dengesi Aralık’ta 197 milyar lira açık verdi. Bakanlık 2023 yılının tamamında nakit dengesinin 625,5 milyar lira açık verdiğini duyurdu. Aralık’ta faiz dışı denge 168,8 milyar lira olarak gerçekleşirken 2023 genelinde faiz dışı açık 71,1 milyar lira oldu.

2023 yılında hem devletin hem de vatandaşın borcu arttı. Hazine’nin borçları bir yılda 4 trilyon liradan, 6,5 trilyon liraya yükseldi. Bunun 6,3 trilyonu yani yüzde 97’si AKP dönemlerinde gerçekleşti. Türkiye brüt dış borç stoku 482,6 milyar dolara ulaştı.

Sol Haber’in aktardığına göre; Konuyla ilgili açıklama yapan ve “2024 borç yılı olacak” diyen CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, vatandaşın bankalara olan borçlarınınsa 1,1 trilyon lira artarak 2,7 trilyon liraya ulaştığını belirtti.

Tüketici kredileri borcu 421 milyar lira artarak 1 trilyon 557 milyara, kredi kartı borçları ise 661 milyar lira artışla 1 trilyon 114 milyar liraya ulaştı. Çiftçilerin borcuysa 568 milyar liraya çıktı.

Borç miktarı arttıkça icra takibe düşenlerin sayısının da arttığını ifade eden Bakırlıoğlu şunları söyledi: “Bankalara olan borçları nedeniyle 2,3 milyon kişi takibe düşmüştür. 2023 yılın ocak-kasım döneminde 780 bin 650 kişi bankalara olan bireysel kredi borcunu, 767 bin 663 kişi ise kredi kartı borcunu ödeyemediği için tarafından icra takibine alındı. Sadece 2023 yılında icra dairelerine gelen dosya sayısı rekor üstüne rekor kırarak 13 milyonu geçti.

2024 borç yılı olacak, ek bütçeler, yetki kanunları ile Cumhurbaşkanına ek borçlanma yetkisi verildi. Devlet borcun faizini bile ödemek için borç almak zorunda. Hem devlet hem de vatandaş borç batağının içinde.”

Paylaşın

Türkiye İstemişti: Almanya’dan S. Arabistan’a Eurofighter Satışına Yeşil Işık

Suudi Arabistan’ın İsrail’in güvenliğine ve çatışmaların bölgede yayılmasının engellenmesine katkıda bulunduğunu söyleyen Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, hükümetin Suudi Arabistan’a Eurofighter satışını engellemeyeceğini söyledi.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen yıl 17 Kasım’daki Berlin ziyareti öncesinde Türkiye’nin Eurofighter satın alma niyetini açıklamıştı. Bakan Güler, Eurofighter satın almak istediklerini, İngiltere ve İspanya’nın bu talebe olumlu baktıklarını ancak Almanya’nın ikna edilmesi gerekeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuyu Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile Berlin’deki ortak basın toplantısında da gündeme getirmiş ve Almanya’nın NATO müttefik olarak Türkiye’ye savunma sanayii ihracatında kısıtlama uygulamaması gerektiğini vurgulamıştı.

Almanya, Türkiye’nin 2019’da Suriye’nin kuzeyine başlattığı askeri operasyonlar ve 2020 yılında Doğu Akdeniz’de tırmanan gerilimlerle birlikte savunma sanayii ihracatını büyük ölçüde sınırlandırmıştı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Kudüs’te İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve Dışişleri Bakanı Israel Katz’le yaptığı görüşmeler sonrasında açıklama yapan Almanya Dışişleri Bakanı, Suudi Hava Kuvvetlerinin Yemen’deki Husi isyancıların İsrail’e karşı fırlattığı füzeleri etkisiz hale getirdiğini belirtti.

Suudi Arabistan’ın bu sayede İsrail’in güvenliğine ve çatışmaların bölgede yayılmasının engellenmesine katkıda bulunduğunu söyleyen Baerbock, “bu nedenle Alman hükümeti olarak İngiltere’nin Suudi Arabistan’a Eurofighter verme planlarının karşısında durmayacaklarını” belirtti.

Alman hükümeti Temmuz ayında İngiltere’nin Suudi Arabistan’a Eurofighter satışına izin vermemişti. Eurofighter Typhoon savaş uçakları Almanya, İngiltere, İtalya ve İspanya’nın oluşturduğu konsorsiyum tarafından üretiliyor. Bu nedenle bir ülkenin Eurofighter satın alma isteği dört ülkenin de onayına bağlı.

Suudi Arabistan hem insan hakları karnesi hem de Yemen’deki çatışmalara müdahil olması sebebiyle uzun süredir eleştiriliyor. Riyad Yemen’deki iç savaşta Husi isyancıların mücadele ettiği hükümeti destekliyor. Husiler, İsrail-Hamas savaşında Hamas’ı destekliyor. Yemen’in kuzeyini kontrol eden ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek olmayı amaçladığını duyuran Husi milisleri haftalardır Kızıldeniz’de İsrail’e giden ticari gemilere saldırılar düzenliyor.

Geçen yıl Aralık ayında Sol Parti’nin soru önergesine yanıt veren Alman Ekonomi Bakanlığının verilerine göre Alman hükümeti 2023 yılında Suudi Arabistan’a 7,41 milyonu muharebe silahı olmak üzere yaklaşık 13 milyon 260 bin euro değerinde silah ihracatına izin verdi.

Almanya, Yemen savaşındaki rolü, insan hakları karnesi ve Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle 2018’de Suudi Arabistan’a da ihracat kısıtlamaları getirmişti. Hükümet bu nedenle Suudi Arabistan’ın talep ettiği Eurofighter’ların satışına izin vermemişti.

Paylaşın

Dünyada En Yüksek Gıda Enflasyonuna Sahip Yedinci Ülke: Türkiye

İktidar ekonomi dair pembe tablolar çizmeye çalışsa da, veriler, iktidarın söylemlerini yalanlıyor. CHP’li Erhan Adem, Türkiye’nin; Venezuela, Arjantin, Zimbabve, Surinam, Lübnan, Mısır’dan sonra dünyanın en yüksek gıda enflasyonuna sahip 7’nci ülke olduğunu söyledi ve ekledi: Halkın hissettiği enflasyon zaten reelde yüzde yüzü aşmış durumda.

Erhan Adem, açıklamasının devamında, “‘Tarım ülkesiyiz’, Avrupa’da tarımda birinciyiz’ diyoruz ama dünyada en fazla gıda fiyatı yüksek olan ülkelerden biriyiz. Temel neden AKP zihniyetinden kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tarım ve Orman Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, gıda enflasyonu ile ilgili yazılı açıklama yaptı.

Birgün’ün aktardığına göre; Erhan Adem, yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nün, geçtiğimiz gün açıkladığı gıda ürünlerinin uluslararası fiyatlarındaki aylık değişiklikleri izleyen FAO Gıda Fiyat Endeksi’ne göre 2023 yılında dünyada gıda fiyatları yüzde 10 düştü. Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre ise aynı dönemde Türkiye’de gıda fiyatları yüzde 72 yükseldi” bilgisini paylaştı.

“Türkiye, gıda fiyatlarında son bir yıllık dönemde dünya ile tamamen ayrıştı” diyen Adem, şunları söyledi: “Dünyada 40 aydır gerileyen gıda fiyatlarının, Türkiye’de artmaya devam etmesi nedeniyle aradaki makas tümden açıldı” ifadelerini kullandı.

Türkiye, dünyada yedinci sırada

Adem, Türkiye’nin; Venezuela, Arjantin, Zimbabve, Surinam, Lübnan, Mısır’dan sonra dünyanın en yüksek gıda enflasyonuna sahip 7’nci ülke olduğunu söyledi ve ekledi: “Halkın hissettiği enflasyon zaten reelde yüzde yüzü aşmış durumda. ”

“Ülkemizdeki yüksek enflasyonun en önemli etkenlerinden birini yüksek gıda fiyatları oluşturmaktadır” diyen Adem, şunları kaydetti:

“Her ay açıklanan enflasyon verilerinde fiyatı en fazla yükselen ürünler incelendiğinde ilk sırda yer alan 20 ürünün yarısından fazlasını her zaman gıda ürünleri oluşturmaktadır. Tarım ürünlerindeki fiyat artışının en önemli nedeni yüksek girdi maliyetleridir. Ülkemizde mazot, gübre, ilaç tohum başta olmak üzere tarımsal üretimin temel girdilerinin hepsi ya tamamen ya yüzde 80’e yakını ithal ediliyor. Kur artışı oldukça girdi maliyetleri de yükseliyor. Bu da tarımsal ürün fiyatlarını doğrudan etkiliyor.”

CHP’li Erhan Adem, son olarak şunları söyledi: “Dünyanın hiçbir ülkesinde kendi ürettiğine kota koyup o ürünü dışardan alan ve ona pazar oluşturan bir başka ülke yoktur. Tarımda üretimin ithalata dayalı olması ve üretimi gerçekleştirmeye yarayan gübre, ilaç ve enerji (mazot) gibi ürünler ile hammadde maliyetlerinin yüksek olması. ‘Daha pahalı üretim, daha pahalı tüketime’ yol açıyor.

AKP’nin genel hamlesi hiçbir hatayı kabul etmeme üzerine kurulu olduğu için her seferinde ‘sorun yok, hata yok’ deniliyor. O süreç bir şekilde geride bırakılmış gibi oluyor ama sorun çözülmediği için sonrasında tekrar ortaya çıkıyor. ‘Tarım ülkesiyiz’, Avrupa’da tarımda birinciyiz’ diyoruz ama dünyada en fazla gıda fiyatı yüksek olan ülkelerden biriyiz. Temel neden AKP zihniyetinden kaynaklanıyor.

Paylaşın

BM’den Türkiye İçin Enflasyon Tahmini: 2025 Yılına Kadar Çift Hanelerde Kalacak

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Teşkilatı (DESA), Türkiye’nin 2024 yılında yüzde 2,7 oranın büyüyeceğini, enflasyon oranının ise 2025 yılına kadar çift hanelerde kalacağının tahmin edildiğini açıkladı.

DESA, Türkiye’de son yıllarda uygulanan alışılmadık para politikasının, düşük faiz oranlarının ülkede üretkenliği ve ekonomik büyümeyi artırmada büyük ölçüde başarısızlık yarattığını kaydetti.

DESA, Türkiye’de, uygulanan farklı ekonomik yöntemlerin yerel para biriminin giderek zayıflamasına yol açtığını, Türk lirasının ABD doları karşısındaki değerinin, Ocak 2018 ile Kasım 2023 tarihleri arasında 3,76 Türk lirasından 28,59 Türk lirasına yükselip, değer kaybettiğini vurguladı.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Teşkilatı (DESA), ‘’2024 Yılı Dünya Ekonomik Durumu ve Beklentileri’’ raporunu yayınladı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre; DESA raporunda, Türkiye’nin 2024 yılında yüzde 2,7 oranın büyüyeceğini, enflasyon oranının ise 2025 yılına kadar çift hanelerde kalacağının tahmin edildiğini açıkladı.

Raporda, Türkiye’de ekonomi yönetiminden sorumlu yetkililerinin, 2024 yılında büyümeyi yavaşlatması beklenen enflasyonu dizginlemek için para politikasını agresif bir şekilde sıkılaştırdığı kaydedildi.

Rapora göre 2023 yılında, Türkiye, Arjantin, Venezuela, Kolombiya, Mısır, Gana, Malavi, Pakistan ve Güney Afrika’nın da bulunduğu birçok gelişmekte olan ülkenin para birimleri, yüzde 20’nin üzerinde değer kaybetti.

Raporda, Türkiye’de son yıllarda uygulanan alışılmadık para politikası, düşük faiz oranlarının ülkede üretkenliği ve ekonomik büyümeyi artırmada büyük ölçüde başarısızlık yarattığı kaydedildi.

Türkiye’de, uygulanan farklı ekonomik yöntemlerin yerel para biriminin giderek zayıflamasına yol açtığı, Türk lirasının ABD doları karşısındaki değerinin, Ocak 2018 ile Kasım 2023 tarihleri arasında 3,76 Türk lirasından 28,59 Türk lirasına yükselip, değer kaybettiği belirtildi.

Türk lirasındaki aşırı değer kaybının 2022 yılında enflasyon oranını yüzde 72’ye yükselttiği, 2023 yılında yüzde 55 oranında hala yüksek bir oranda kalacağı, 2024 yılında gevşemesinin beklediğini ancak 2025’e kadar çift haneli seviyelerde kalmasının tahmin edildiği belirtildi. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın, 23 Kasım 2023’te faiz oranlarını yüzde 40’a kadar yükseltmek zorunda kaldığı hatırlatıldı.

Kapsamlı raporda, küresel işgücü piyasasının pandemi sonrasında hızla toparlandığı, geçtiğimiz yıl birçok ülkede işsizlik oranlarının salgın öncesi seviyelerin altına düştüğü, ABD ve bazı Avrupa ülkeleri ekonomilerinde neredeyse tarihi en düşük seviyelere ulaştığı ancak bu iyileşmenin özellikle gelişmekte olan ekonomilerin farklı eğilimler yaşaması nedeniyle dengesizlikler yarattığı kaydedildi.

2023 yılında, Türkiye ile birlikte Brezilya ve Çin’de işsizlik oranlarında belirgin bir düşüş görüldüğü ancak gelişmekte olan birçok ülke, özellikle Batı Asya ve Afrika ülkelerinin, yüksek işsizlik oranlarıyla mücadele ettikleri vurgulandı. Türkiye’nin işsizlikle mücadelesi sonucunda ülkedeki işsizlik oranlarının 2023’ün üçüncü çeyreğinde son dokuz yılın en düşük seviyesine ulaştığı kaydedildi.

‘’Küresel istihdam verileri daha da kötü olacak’’

Geçtiğimiz yıl, çoğu ülkede ücret artışlarının enflasyonun etkisini dengelemede başarısız olduğu, yaşam maliyetinin artışıyla birlikte yaşanan krizini daha da kötüleştiği vurgulandı. 2023 yılında, gelişmekte olan ülkelerdeki işgücü piyasası, kayıt dışı istihdam, cinsiyet eşitsizlikleri ve yüksek genç işsizliği gibi kalıcı zorluklarla yüzleşmeye devam edildiği kaydedildi.

Raporda, gelişmekte olan birçok ülkede işgücü piyasası koşullarının, zayıf beklentiler nedeniyle 2024’te muhtemelen kötüleşeceği, para sıkılaştırma politikalarının birçok ülkede istihdam üzerinde olumsuz etki yapacağı belirtildi.

Paylaşın

2024’e “Enflasyon Ve Hayat Pahalılığı” Damgasını Vuracak

2024 yılında Türkiye’nin en büyük sorunları enflasyon ve hayat pahalılığı olacak. Onu daha yüksek vergiler ve göçmenler izleyecek. Yeni salgınlar ve susuzluk ise en gerilerden geliyor. Nitelikli insan kaynağına erişim ve bölgesel savaşlar diğer sorunlar oldu.

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerden sonra Türkiye açısından her şeyin daha kötü olacağı da düşünülüyor.

Araştırma şirketi AGS Global tarafından 26-30 Aralık 2023 tarihleri arasında 224 beyaz yakalının katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre; her 10 katılımcıdan 6’sı 2024 yılından dünya ve Türkiye adına 2023 yılına kıyasla daha az ümitli olduğunu söylerken, yeni yıldan ümitli olanların oranı ise yüzde 25.

Birgün’ün aktardığına göre; 2024 yılında beyaz yakalılara göre Türkiye’nin en büyük sorunları enflasyon ve hayat pahalılığı olacak.  Onu daha yüksek vergiler ve göçmenler izleyecek. Yeni salgınlar ve susuzluk ise en gerilerden geliyor. Nitelikli insan kaynağına erişim ve bölgesel savaşlar diğer sorunlar oldu.

Araştırmaya göre beyaz yakalıların yarısına yakını yerel seçimlerden sonra Türkiye açısından her şeyin daha kötü olacağını düşünürken iyimserler ise yüzde 8,9 ile oldukça küçük bir kesim tarafından temsil ediliyor. Yüzde 39,3’lük bir kesim ise uzun sayılabilecek bir süre seçim olmamasını Türkiye açısından olumlu bir süreç olarak kabul ediyor.

Diğer yandan, beyaz yakalıların yüzde 39,3’ü enflasyonun ivme kaybetmesi için 2026 yılı sonrasının beklenmesi gerektiğini düşünen karamsarlardan oluştu.

Araştırmanın ilginç çıktılarından biri ise beyaz yakalıların 2024 yılında kariyerlerinden beklentilerine ilişkin. Buna göre yüzde 39,3’lük bir kesim 2024 yılında kariyerlerinden ümitli olduğunu söylerken, onu kariyeri adına ümitsiz olanlar  izliyor. 4 beyaz yakalıdan biri ise kariyerinin 2024 yılındaki akıbeti hakkında kararsız olduğunu ifade ediyor.

Kariyerle ilgili en büyük üç endişe ise sırasıyla yüzde 51,8 yetersiz maaş, yüzde 46,4 hedefsiz-motivasyonsuz kalmak ve yüzde 30,4 yetersiz özlük hakları olarak sıralanıyor. İşten ayrılmak ve istediği firmaya geçememek ise yüzde 17,9’ar ile takipçi endişe kaynakları.

Araştırmaya katılan beyaz yakalılara 2024’te en çok hangi kalemler için bütçe ayıracakları sorulduğunda enflasyonist etki karşımıza çıkıyor. Buna göre beyazların yüzde 60,7’si gıdaya, yüzde 42,8’i sağlığa ve yüzde 41,1’i ise kiraya daha çok harcayacağını söyledi.

Paylaşın