Suriye İle Normalleşme: Türkiye’nin Çekilme Koşulları Belli Oldu

Reuters’ın sorularını yazılı olarak yanıtlayan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Türkiye ancak yeni bir anayasanın kabulü, seçimlerin yapılması ve sınır güvenliğinin sağlanması halinde Suriye’den koordineli çekilmeyi tartışır” dedi.

Haber Merkezi / Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’ın sorularını yazılı olarak yanıtladı. Güler,  Türkiye ve Suriye arasında normalleşme çabaları kapsamında bakanlar düzeyinde bir görüşme gerçekleştirilebileceğini söyledi. Güler, bunun için “uygun koşulların” yaratılması gerektiğini kaydetti.

Geçen ay Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Bu dargınlığı, kırgınlığı aşmak suretiyle yeni bir süreci başlatalım istiyoruz” sözleriyle Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme isteğini dile getirmişti. Türkiye’den gelen görüşme taleplerine Şam rejimi şu ana kadar olumlu bir yanıt vermedi. Esad rejimi görüşme için Türk askerinin Suriye topraklarından çekilmesini şart koşuyor. Türkiye Suriye’nin kuzeyinde geniş bir alanı “güvenli koridor” oluşturma hedefiyle kontrolü altında tutuyor.

Bakan Güler, verdiği mülakatta Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu bölgeden çekilmeyi hangi şartta gündeme alabileceğini de açıkladı. Güler, “Türkiye ancak yeni bir anayasanın kabulü, seçimlerin yapılması ve sınır güvenliğinin sağlanması halinde Suriye’den koordineli çekilmeyi tartışır” dedi.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Paris 2024: Türkiye, Olimpiyatlarda 40 Yıl Sonra Altın Madalya Kazanamadı

Paris Olimpiyatları’nı üç gümüş ve beş bronz madalya kazanan Türkiye, madalya kazanan 90 ülke ve Mülteci Olimpiyat Takımı’nın yer aldığı sıralamada 64’üncü oldu.

Madalya tablosunda liderlik Çin’de. Çin, şu ana kadar 40 altın, 27 gümüş, 24 bronz madalya kazandı. ABD’nin 38 altın, 44 gümüş ve 43 bronz madalyası bulunuyor. Paris Olimpiyatları’nda 20 altın, 12 gümüş ve 13 bronz madalya kazanan Japonya ise tabloda üçüncü sırada.

Paris 2024 Olimpiyat Oyunları bugün kapanış törenin ardından sona eriyor. Türkiye, Paris Olimpiyatları’nı üç gümüş ve beş bronz madalya kazanarak tamamladı. Türkiye, 1984 Los Angeles Olimpiyatları’ndan sonra ilk kez bir Yaz Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanamadı.

Türkiye, madalya kazanan 90 ülke ve Mülteci Olimpiyat Takımı’nın yer aldığı sıralamada 64’üncü oldu.

Madalya tablosunda liderlik Çin’de. Çin, şu ana kadar 40 altın, 27 gümüş, 24 bronz madalya kazandı. ABD’nin 38 altın, 44 gümüş ve 43 bronz madalyası bulunuyor. ABD’nin toplamda 125, Çin’inse 91 madalyası var. Ancak ABD altın madalya sayısında Çin’in gerisinde olduğu için madalya tablosunda ikinci sırada yer alıyor.

Paris Olimpiyatları’nda 20 altın, 12 gümüş ve 13 bronz madalya kazanan Japonya ise tabloda üçüncü sırada. Bu ülkeyi 18 altın, 19 gümüş ve 16 bronzla Avustralya; 16 altın, 25 gümüş ve 22 bronzla da Fransa takip ediyor.

Türkiye’ye en fazla madalyayı kadın boksörler getirdi

Türkiye, Paris Olimpiyatları’nda en fazla madalyayı kadınlar boks kategorisinde kazandı. Hatice Akbaş ve Buse Naz Çakıroğlu final maçlarında kaybederek gümüş madalya, Esra Yıldız Kahraman ise üçüncülük maçını kazanarak bronz madalya aldı.

Atıcılık branşında Şevval İlayda Tarhan ve Yusuf Dikeç’ten oluşan karma 10 metre havalı tabanca takımı yarı finalde Sırbistan’a yenilerek gümüş madalya kazandı.

2020 Tokyo Olimpiyatları’nın şampiyonu Mete Gazoz, Paris Olimpiyatları’nda takım yarışlarında bronz madalya kazandı. Gazoz, Ulaş Berkim Tümer ve Abdullah Yıldırmış’tan oluşan erkekler okçuluk takımı bronz madalya aldı.

Türkiye, Olimpiyat Oyunları tarihinde en başarılı olduğu spor branşı güreşte bu yıl iki bronz kazandı. Kadınlar 68 kilogramda Buse Tosun Çavuşoğlu, erkekler 125 kilogramda Taha Akgül bronz madalya aldı. Taekwondo branşında Nafia Kuş Aydın kadınlar 67 kilogramda bronz madalya kazandı.

Filenin Sultanları tarihinde ilk defa yarı finale kaldığı Olimpiyatlar’da İtalya’ya yenilerek final şansını kaybetti ve üçüncülük maçında Brezilya’ya yenilerek dördüncü oldu. Yüzme branşında Türkiye’yi Olimpiyat Oyunları tarihinde ilk kez finalde temsil eden 16 yaşındaki atlet Kuzey Tunçelli, 14.41.22’lik derecesiyle beşinci oldu ve kendisine ait olan dünya gençler rekorunu geliştirdi.

Türkiye, Tokyo 2020 Olimpiyatları’nda iki altın, iki gümüş ve dokuz bronz madalya kazanmıştı. Türkiye, pandemi nedeniyle 2021’de düzenlenen Tokyo Olimpiyatlar’ında madalya sıralamasında 20’inci olmuştu.

İlk kez Londra 1908’de temsil edilen Türkiye, Paris Olimpiyatları’na kadar 41 altın, 27 gümüş ve 36 bronz madalya toplamıştı. Türkiye bu Olimpiyatlar’da aldığı sekiz madalyayla Olimpiyat tarihinde kazandığı madalya sayısını 112’ye çıkardı.

Paris Olimpiyatları’nda atıcılık 10 metre havalı tabanca karma kategorisinde mücadele veren Şevval İlayda Tarhan ve Yusuf Dikeç, Türkiye’nin Olimpiyat tarihinde atıcılık branşındaki ilk madalyasını kazandı. Atıcılık, Türkiye’nin Yaz Olimpiyatları tarihi boyunca madalya kazandığı 10’uncu spor dalı oldu.

Milli atıcı Yusuf Dikeç, final müsabakasında ekipman kullanmadan ve tek eli cebinde atış yapması nedeniyle Olimpiyatlar’ın simgelerinden biri hâline geldi. Dünya çapında sosyal medyanın gündemine oturan Dikeç’in atış stilini, Olimpiyatlar’ın geri kalanında sporcular sevinç gösterisi olarak kullandı.

Dünya rekoru kıran sırıkla atlamacı Armand Duplantis, kadınlar sırıkla atlamada Nina Kennedy ve erkekler disk atmada Roje Stona sevincini Yusuf Dikeç’in duruşunu taklit ederek yaşayan isimler arasındaydı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

RSF’den Türkiye İçin Dikkat Çeken “Basın İhlalleri” Raporu

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), Türkiye için hazırladığı basın ihlalleri raporunda, son 10 yıl için en az 131 gazetecinin tutuklandığını, 40’ının mahkum edildiğini, üçü Suriyeli beş gazetecinin öldürüldüğünü belirtti.

RSF raporunda, Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, Twitter ve Wikipedia gibi pek çok sosyal medya platformundan sonra, son olarak da Instagram’ın yasaklandığını da hatırlattı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 yıllık cumhurbaşkanlığı dönemindeki basın ihlalleri raporunu yayımladı.

Son 10 yılda sadece medya özgürlüğünün değil, çoğulcu haberin yanı sıra hukukun üstünlüğünün de ağır darbe aldığını açıklayan RSF Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, çözümün ancak “gazeteciyi de koruyan kapsamlı reformlar” ile gelebileceğini düşünüyor:

“Son 10 yıllık baskı dönemi, bağımsız gazeteciliği açıkça yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Yargının ve kamu yayıncılığının araçsallaştırılmasının yanı sıra medya sahipliği ve düzenleyici kurumlar üzerindeki baskılar, hukukun üstünlüğünü de imkansız hale getirecek şekilde bilgi edinme hakkını tehlikeye attı. Türkiye bu kabustan uyanmalı ve yeni bir sayfa açmalıdır. RSF, Cumhurbaşkanı’nı bir an önce harekete geçmeye ve bağımsız gazetecileri korumak ve nihayetinde ülkede bilgi edinme hakkını güvence altına almak için geniş kapsamlı reformları hayata geçirmeye çağırıyor.”

Birgün’de yer alan habere göre; RSF raporunda, son 10 yıl için en az 131 gazetecinin tutuklandığını, 40’ının mahkum edildiğini, üçü Suriyeli beş gazetecinin öldürüldüğünü de aktardı. Kuruluş, Türkiye’deki partner kuruluşu Bianet.org sitesinden de, 77 gazetecinin “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından mahkum edildiğini aktardı.

Gezi Direnişini haberleştirmeye çalışırken kolluk kuvvetlerinin saldırısına uğrayan 150’yi aşkın medya temsilcisinden sadece üçünün hakkını arayabildiğini hatırlatan RSF, Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde de gözlenen bu baskı için “yeni otoriter iktidar altında görülecek cezasızlığın bir habercisiydi” dedi.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrası Cumhuriyet, Sözcü, Özgür Gündem, Zaman gibi çok sayıda gazete çevresinde girişilen kitlesel tutuklamalar nedeniyle Türkiye’yi 2018 yılında “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” ilan eden RSF, son dönemde yaşanan tahliyeler ve kitlesel tutuklamalara ara verilmesi sonucu tutuklu gazeteci sayısının, on yıllardır görülmediği ölçüde düşük çıktığını ve dörde indiğini bildirdi. Tutuklamada yeni hedefin Tolga Şardan, Merdan Yanardağ, Barış Pehlivan, Abdurrahman Gök ve Furkan Karabay gibi araştırmacı gazeteciler, televizyon programı sunucuları ve muhabirler olduğunu aktaran örgüt, “Medya çalışanlarına yönelik yargı tacizi ülkede olağan bir durum olmaya devam ediyor” tespitini paylaştı.

İdarenin, sürgündeki gazeteciler üzerinde yıllardır kovuşturma ve idari baskılar üzerinden “sınır tanımayan baskılar” kurduğunu duyuran RSF, Can Dündar, Erk Acarer, Hayko Bağdat ve Fehim Taştekin’in durumlarını örnek olarak verdi.

Cumhuriyet Gazetesi’nde 2015’te çıkan “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” haberi nedeniyle Erdoğan’ın “Öyle zannediyorum bu özel haberi yapan kişi bunun bedelini çok ağır ödeyecek. Öyle bırakmam onu” sözleriyle tehdit ettiği Dündar, sadece sürgün yaşamaya değil, 27 yıl 6 ay hapse de mahkum edilmişti.

Bildiride; RSF temsilcisi Erol Önderoğlu, hak savunucusu ve TTB’nin bir önceki Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve gazeteci Ahmet Nesin hakkında, “Özgür Gündem” dayanışma davasından verilen beraat kararlarının da, Erdoğan’ın kamuoyu önünde yaptığı müdahaleden sonra Ekim 2020’de iptal edildiğine yer verildi.

RSF, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, Twitter ve Wikipedia gibi pek çok sosyal medya platformundan sonra, son olarak da Instagram’ın yasaklandığını hatırlattı.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Olası Erdoğan – Esad Görüşmesine İlişkin Açıklama

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, olası Erdoğan – Esad görüşmesine ilişkin, “Biz, Türkiye ve Suriye arasındaki resmi ilişkilerin iki ülkenin toprak bütünlüğünün, birliğinin ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması temelinde normalleşmesinden yanayız” dedi.

Bogdanov, Erdoğan ile Esad arasındaki olası görüşmenin organizasyonu için ciddi hazırlık yapılması gerektiğini ve Moskova’nın bu tür müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda, Türkiye – Suriye ilişkilerine değindi.

Bogdanov, konuya ilişkin, “Liderler buluşsaydı çok iyi olurdu, ancak böyle bir görüşme için ciddi hazırlığa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Moskova’da bu tür görüşmeleri, üçlü görüşmeleri, yani doğrudan ilgili tarafların, Şam ve Ankara’nın resmi temsilcilerinin yer aldığı görüşmeleri gerçekleştirmeye her zaman hazırız” dedi.

Rusya’nın Şam ve Ankara arasındaki ilişkilerin normalleşmesi konusunda İran ve Irak’la da temas halinde olduğunu anlatan Bogdanov, zira bu ülkelerin de Suriye’deki ve Suriye çevresindeki genel duruma olumlu yansıyacak bu normalleşmenin gerçekleşmesine ilgi duyduklarını aktardı.

Bogdanov, Rusya’nın olası Erdoğan – Esad görüşmesi için ev sahipliği önerisinde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine de, bu konuda bilgisi olmadığını söyleyerek “Biz, Türkiye ve Suriye arasındaki resmi ilişkilerin iki ülkenin toprak bütünlüğünün, birliğinin ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması temelinde normalleşmesinden yanayız” diye ekledi.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Çocuktan Biri Yeterli Beslenemiyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Sosyal ve Ekonomik Destek programının raporuna göre, maddi durumu kötü ailelere yapılan yardımdan yararlanan çocuk sayısı 172 bine dayandı.

Yardım 2012’de 37 bin 295 çocuk ile başlamıştı. 2020’de 129 bin olan yardımdan yararlanan çocukların sayısı, 2023 yılı sonu itibarıyla 164 bin 995’e ulaştı. 2024’ün ilk 6 ayı itibarıyla ise 171 bin 895’e yükseldi.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamalarına göre çocuklarda yoksulluğun en yüksek olduğu ülkelerden biri. Türkiye’de beslenme ve gıda krizinden doğrudan etkilenen şiddetli yoksulluk içinde 6.5 milyon çocuk var; her beş çocuktan biri yeterli ve besleyici gıdaya erişemiyor, her dört çocuktan biri ise okula aç gidiyor.

Çocuklar için 3 öğün dengeli beslenme öneren Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verileri ise açlık ve yoksulluğun tırmandığını ortaya koydu. Bakanlığın Sosyal ve Ekonomik Destek programının raporuna göre yaşamını sürdürmekte dahi güçlük çeken ailelere yapılan yardımdan yararlanan çocuk sayısı 172 bine dayandı. Yardım 2012’de 37 bin 295 çocuk ile başlamıştı.

2020’de 129 bin olan yardımdan yararlanan çocukların sayısı, 2023 yılı sonu itibarıyla 164 bin 995’e ulaştı. 2024’ün ilk 6 ayı itibarıyla ise 171 bin 895’e yükseldi. Çocuklar için yapılan ödemeler de ihtiyaç sahipleri arttıkça katlandı. Özellikle 2022 ve 2023’te olağanüstü miktarlarda arttı.

2018 yılında bakanlık 1 milyar 96 milyon lira, 2019’da 1 milyar 389 milyon lira, 2020’de 1 milyar 639 milyon lira, 2021’de 1 milyar 959 milyon lira, 2022’de 3 milyar 497 milyon lira, 2023’te 6 milyar 835 milyon lira yardım ödemesi yapıldı. Bu yılın sadece ilk altı ayında 5 milyar 287 milyon 894 bin 961 lira yardım dağıtıldı. Yıl sonunda rakam yine katlanacak.

Yıllara göre yardım alan çocuk sayısı şöyle oldu:

2018: 122 bin 489
2019: 129 bin 422
2020: 129 bin 422
2021: 140 bin 275
2022: 157 bin 248
2023: 164 bin 995
2024: 171 bin 895 (İlk 7 ay).

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Net “Rusya” Uyarısı

ABD, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı.

ABD’nin özellikle Türkiye’nin, işlemciler, hafıza kartları ve amplifikatörler de dahil olmak üzere batı yapımı elektronik cihazların Rusya’ya gönderilmesinden endişe duyduğu belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times, Washington yönetiminin Türkiye’nin Rusya’ya askeri ekipman ve parça ihracatı dolayısıyla Ankara’yı uyardığını duyurdu.

Gazete, Washington yönetiminin, Türkiye’den Rusya’ya askeri ticaretini engellemek için daha fazla adım atmasını belirttiğini aktarırken, “Washington, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı” ifadesine yer verdi.

Gazete, Washington yönetiminin, Türkiye’den Rusya’ya askeri ticaretini engellemek için daha fazla adım atmasını belirttiğini aktarırken, “Washington, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı” ifadesine yer verdi.

ABD Ticaret Bakanı Yardımcısı Matthew Axelrod’un bu ticareti durdurmak için kısa bir süre önce Ankara ve İstanbul’da Türk yetkililerle ve yöneticilerle bir araya geldiğine dikkat çeken gazete, Axelrod’un söylediklerine de yer verdi. Gazeteye konuşan üst düzey bir ABD’li yetkili Axelrod’un mesajının Türkiye’nin Amerikan menşeili çiplerin ve diğer parçaların ticaretini engellemek için daha fazla çalışması gerektiği yönünde olduğunu söyledi.

Axelrod Financial Times’a yaptığı açıklamada “ABD teknolojisinin Rusya’ya yasadışı akışını durdurmak için Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var” dedi. Axelrod, “Türk makamları ve endüstrisinin hızlı bir şekilde ilerleme kaydettiğini görmemiz gerekiyor, aksi takdirde ihracat kontrollerimizden kaçanlara yaptırım uygulamaktan başka çaremiz kalmayacak” diye ekledi.

Financial Times, Washington’ın uyarısının Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiyi Rusya ile olan  ticaretin bozduğuna dikkat çekerken, Türkiye’nin ABD, AB ve diğer batılı müttefikler gibi Rusya’ya yönelik yaptırımlarda bulunmadığını hatırlattı.

İngiliz medyası, ABD’nin özellikle Türkiye’nin, işlemciler, hafıza kartları ve amplifikatörler de dahil olmak üzere batı yapımı elektronik cihazların Rusya’ya gönderilmesinden endişe duyduğuna dikkat çekti.

Gazeteye konuşan bir yetkili, Axelrod’un Türk hükümetine bu ticaretin “acil bir sorun” olduğunu söylediğini ve Ankara’ya “ABD kontrolündeki ürünlerin Rusya’ya aktarılmasına yasak getirmesi ve uygulaması” çağrısında bulunduğunu söyledi. Yetkili, Moskova’nın ABD parçalarına erişmek için “Türkiye’nin ticaret politikasını istismar etmeye çalıştığını” da sözlerine ekledi.

ABD’nin bazı Türk şirketlere yaptırım uyguladığına dikkat çekilirken, Türkiye’nin Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelere yaptığı ihracatın bu ülkelerin kayıtlarında gözükmediğini yazan Financial Times, Türkiye’nin son dönemde Rusya’ya ihracatının azaldığı belirtilirken yetkili, “Son dönemde bazı iyileşmeler var fakat bu yeterli değil, halen çok yüksek” dedi.

(Kaynak: Sözcü)

Paylaşın

Türkiye İle İsrail Arasında “Bayrak” Krizi

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Filistin nezdindeki Kudüs’teki Başkonsolosluğu’ndaki bayrağın, İsmail Haniye için ilan edilen milli yas nedeniyle yarıya indirilmesi İsrail ile Türkiye arasında yeni bir krizi tetikledi.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Büyükelçilik temsilcileri yas tutmak istiyorsa Türkiye’ye gitmeli ve terör örgütü Hamas’ı kucaklayan, onun cinayet ve terör eylemlerini destekleyen Erdoğan’ın yanında yas tutmalı” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli ise, Israel Katz’ın açıklamalarına, “Müzakerecileri öldürerek, diplomatları tehdit ederek barışa ulaşamazsınız” şeklinde yanıt verdi.

Türkiye’nin, Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin Tahran’da suikasta uğraması üzerine ilan ettiği 1 günlük milli yas nedeniyle Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Filistin nezdindeki Kudüs’teki Başkonsolosluğunda bayrağın yarıya indirilmesi İsrail’le yeni bir kriz yarattı.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın tepki olarak İsrail’deki Türk maslahatgüzarı bakanlığa çağırdığını bildirdi.

Israel Katz, konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanlığı yetkililerine, terör örgütü Hamas’ın lideri İsmail Haniye’nin ortadan kaldırılmasına yanıt olarak Tel Aviv’deki Türkiye Büyükelçiliği’nde Türk bayrağının yarıya indirilmesinin ardından, Türkiye’nin Büyükelçi vekilini ağır bir kınama için çağırmaları talimatını verdim” dedi.

Israel Katz, açıklamasına şöyle devam etti: “İsrail Devleti, 7 Ekim’de Hamas’ın zulmüne öncülük eden ve televizyondaki korkunç görüntüleri izlerken arkadaşlarıyla birlikte dua ederek, katillere başarılar dileyen İsmail Haniye gibi bir katil için yas ifadelerine tolerans göstermeyecektir. Büyükelçilik temsilcileri yas tutmak istiyorlarsa Türkiye’ye gitmeli ve terör örgütü Hamas’ı kucaklayan, onun cinayet ve terör eylemlerini destekleyen efendileri Erdoğan’ın yanında yas tutmalılar.”

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın açıklamalarına yanıt veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Müzakerecileri öldürerek, diplomatları tehdit ederek barışa ulaşamazsınız” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Her Beş Kızdan Biri 18 Yaşına Girmeden Evlendiriliyor

Dünya genelinde her beş kızdan biri 18 yaşına girmeden önce evlendirilirken, her dört genç kadından biri eşi ya da birlikte olduğu erkeğin şiddetine maruz kalıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan bir araştırmadan çıkan sonuca göre dünya genelinde ergenlik dönemi ile 20 yaş arasındaki her dört genç kadından biri eşi ya da birlikte olduğu erkek tarafından şiddete maruz bırakılıyor.

DSÖ tarafından küresel ölçekte gerçekleştirilen ve sonuçları The Lancet Child & Adolescent Health adlı uzmanlık dergisinde yayınlanan araştırma göre 15-19 yaşları arasındaki yaklaşık 19 milyon genç kadın bu durumdan muzdarip. Bu sonuca göre dünya genelinde şiddete maruz kalan genç kadınların ortalaması yüzde 24.

Bölgesel olarak ele alındığında ise aynı yaş grubundaki kadınların şiddete uğrama oranları farklılık gösteriyor. Orta Avrupa’da bu oran yüzde 10 iken, Okyanusya bölgesindeki genç kadınların yüzde 47’si bu tür deneyimler yaşadı. Okyanusya bölgesi Avustralya ve Yeni Zelanda’nın yanı sıra daha küçük Pasifik ada devletlerini de kapsıyor. Sahra altı Afrika’da ise bu rakam yüzde 40 olarak kayıtlara geçti.

DSÖ, ilişkilerde partnerler tarafından uygulanan şiddetin sağlık, akademik ve mesleki performans ile gelecekteki ilişkiler açısından yıkıcı sonuçları olduğuna dikkat çekti. Hazırlanan raporda, bu tür şiddetin genç kadınlarda depresyon, anksiyete bozuklukları, istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve ruh sağlığı sorunları riskini arttığı vurgulandı.

Araştırma ayrıca yoksul ülkelerde ve bölgelerdeki genç kadınların eğitim haklarının kısıtlandığını ortaya koyarken, söz konusu bölgelerdeki kızları ilk eğitimden sonra okula göndermeme ve 18 yaşından önce evlendirme eğilimlerinin arttığına dikkat çekti. Ayrıca söz konusu bölgelerde genç kızların kendilerinden daha yaşlı erkeklerle evlendirilmeleri nedeniyle çiftler arasında bir güç dengesizliği oluştuğu ve kızların izole edildiği sonucuna varıldı.

DSÖ tarafından yapılan açıklamada dünya genelinde her beş kızdan birinin 18 yaşından önce evlendirildiğine vurgu yapıldı. DSÖ genç kadınların durumlarının iyileştirilmesi için kız ve erkek çocuklarına okullarda sağlıklı ilişkiler ve kadın hakları konusunda eğitim verilmesi çağrısında bulundu.

DSÖ uzmanları araştırma çerçevesinde 161 ülkedeki kadına yönelik şiddetle ilgili 2000-2018 yılları arasındaki verileri mercek altına alırken, 15-19 yaş aralığındaki kadınların deneyimlerini inceleyip raporlaştırdı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Financial Times’tan Çarpıcı “Türkiye Ekonomisi” Analizi

Birleşik Krallık merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times’ta Türkiye ekonomisine ilişkin yayınlanan analizde, “Türkiye, Erdoğan’ın alışılmadık ekonomi politikalarından radikal bir şekilde dönüşün sıkıntısını hissediyor” ifadelerine yer verildi.

Adam Samson tarafından kaleme alınan analizde, bir zamanlar yüksek faiz oranlarını “tüm kötülüklerin anası” olarak nitelendiren Erdoğan’ın Mayıs 2023’te yeniden seçilmesinin ardından, birçok Türkiye gözlemcisine göre, neredeyse hayal bile edilemeyecek türden bir geri dönüş yaptığını ifade edildi.

Samson, “Erdoğan işe, saygın bir eski başbakan yardımcısı ve City of London tahvil stratejisti olan Mehmet Şimşek’i Bakan olarak atayarak başladı. Şimşek, uçurumun kenarındaki 1 trilyon dolarlık bir ekonomiyi devraldı. Yıllarca süren aşırı düşük faiz oranları enflasyonu körüklerken, seçim öncesi yapılan teşvikler, hanelere bir ay bedava gaz ve asgari ücret artışları da dahil olmak üzere, ithalat talebini ateşlemişti. Ekonomistler, Şimşek’in Haziran 2023’te göreve gelmeden önce Türkiye’nin bir ödemeler dengesi krizine çok yakın olduğundan endişe ediyorlardı” dedi.

Samson’un analizinin tamamı şu şekilde: “Şimşek, “rasyonel” ekonomi politikası oluşturma ve Türkiye’nin merkez bankasının yönetimini yeniden düzenleme sözü vermek için az zaman harcadı. Erdoğan, “sıkı para politikasının” enflasyonla mücadelede bir araç olacağını söylerken, bu durum, düşük faizlerin hızlı fiyat artışına neden olmak yerine tedavi ettiği yönündeki yıllardır süregelen ısrarından olağanüstü bir geri dönüştü.

Eski Fed ekonomisti Fatih Karahan tarafından yönetilen Merkez Bankası, geçen haziran ayında yüzde 8,5 olan faiz oranını mart ayında yüzde 50’ye yükseltti. Daha önceki alışılmışın dışındaki önlemlerle kesintiye uğrayan para politikasının ekonomiye aktarım mekanizması şimdi daha işlevsel görünüyor, yani bir zamanlar kolay olan finansal koşullar sıkılaşıyor.

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TURKONFED) Başkanı Süleyman Sönmez, “İş dünyası, bol nakit ve düşük faizli ancak krediye erişimin sınırlı olduğu bir dönemden, kıt nakit ve yüksek kredi faizli ve krediye erişimin daha da sınırlı olduğu bir döneme geçiş yaptı” dedi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, yakın zamanda düzenlenen bir basın toplantısında, “İhracatçılar da geçen yıl reel efektif döviz kurundaki yüzde 20’lik artış karşısında giderek daha fazla hayal kırıklığına uğruyor. Türkiye, dolar bazlı fiyatlandırma açısından rakiplerinden en az yüzde 40 daha pahalı. Sonuç olarak, Türkiye rekabet gücünü kaybediyor,” dedi.

Üst düzey bir Türk bankacıya göre, kredi verenler de koşullar sıkılaştıkça sorunlu bireysel kredilerde potansiyel bir artışa hazırlanıyor. Karahan enflasyonla mücadele için “ne gerekiyorsa” yapacağına dair defalarca söz verdi. Fiyat artışları yavaşlamaya başlamazsa, işletmelerin sonunda talebi azaltan uzun süreli bir sıkı politika dönemine hazırlanmaları gerekebilir.

Tüketici talebi, geçen yılki seçim öncesi ‘hediyelerin’ devam eden etkileri ve hanehalkı borç seviyelerinin diğer gelişmekte olan piyasalara kıyasla düşük kalması nedeniyle güçlü kalmaya devam etti. Bu talep, birçok işletmenin 2022’nin sonlarında yüzde 85’in üzerine çıkan ve geçen ay yüzde 72’ye gerileyen enflasyon oranı konusunda şaşırtıcı derecede iyimser olmasının bir nedeniydi. İhracatçılar ayrıca, Türk mallarının rekabet gücünün bir ölçütü olan reel döviz kurunda 2018’in başından Mayıs 2023’e kadar yüzde 33’lük bir düşüşle desteklendi.

Yine de tüketimdeki hızlı büyüme soğuyor ve ekonomistler, politika yapıcıların yıl ortasında asgari ücret artışından kaçınmasının ardından daha fazla yavaşlama bekliyor. FactSet’in anketine katılan ekonomistler, enflasyona göre düzeltilmiş üretimin bu yıl yüzde 3 büyümesini, 2023’e kadarki on yılda ise ortalama yüzde 5,2 büyümesini bekliyor. Bu mütevazı yavaşlama yine de bazı şirketler için sismik bir değişimi temsil ediyor.

“Şirketler genel olarak Şimşek’i destekledi”

TURKONFED Başkanı Sönmez, “Büyümedeki yavaşlamanın enflasyonla mücadele sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunun farkındayız” dedi.

Ancak perde arkasında, iş dünyasında artan bir hoşnutsuzluk duygusu var. Eski bir üst düzey ekonomi yetkilisi, politika değişikliğinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen enflasyonun hala istikrarlı olmaktan uzak olduğunu ve birçok şirketin “bekle ve gör” modunda sıkışıp kaldığını, bunun da uzun vadeli kararlar almayı zorlaştırdığını belirtiyor.

Eski yetkili, iş dünyasında Şimşek’in mesajlarının, yıllardır uzak durdukları Türk lirasına ve iç borç piyasasına geri dönen uluslararası yatırımcıları cezbetmeye çok fazla odaklandığına dair bir his olduğunu da söyledi. Birçok işletmenin, koşulların bu yazdan itibaren gevşemeye başlamasını beklediğini ve sabırlarının tükenmeye başladığını da sözlerine ekledi.

(Kaynak: Gazete Pencere)

Paylaşın

Fitch Ratings’ten “Türk Bankaları” Uyarısı

ABD merkezli kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türk bankalarını değerlendirdiği raporunda, “Varlık kalitesinde ılımlı bozulma var” ifadelerine yer verdi.

Kuruluş raporunda ayrıca, “Yüksek faiz ortamında artan swap maliyetlerini ve yasal kredi büyüme sınırlamaları nedeniyle, varlıkların daha yavaş yeniden fiyatlandırılmasıyla marj baskısını yansıtmakta” ifadelerini kullandı.

Fitch Ratings’in son üç aylık Türk Bankaları Veri İzleme Raporu’na göre, Türk bankalarının faaliyet ortamı, azalan makroekonomik ve finansal istikrar riskleri ve artan yatırımcı güvenini yansıtarak 2024 ilk çeyrekte iyileşmeye devam etti.

Bununla birlikte, parasal sıkılaştırma, kredi büyüme sınırlamaları ve yüksek TL fonlama maliyetleri ve bireysel borçluların daha zayıf geri ödeme performansı nedeniyle kârlılık baskılarına neden olduğunu belirten Fitch, bankaların karşılık ayırma ve kârlılık tamponlarının parasal sıkılaştırmanın etkisini atlatmak için yeterli kalmasını bekliyor.

Ekonomim’de yer alan habere göre, rapor kapsamındaki Türk bankaları için, faaliyet karı/ortalama risk ağırlıklı varlıklar (RVA) oranı 2024 ilk çeyrekte ortalama yüzde 3,4 (2023 dördünçü çeyrek: yüzde 4,6) olarak gerçekleştiğini belirten Fitch, “Yüksek faiz ortamında artan swap maliyetlerini ve yasal kredi büyüme sınırlamaları nedeniyle, varlıkların daha yavaş yeniden fiyatlandırılmasıyla marj baskısını yansıtmakta” ifadelerini kullandı.

Fitch, kredi değer düşüklüğü giderleri, esas olarak teminatsız perakende segmentindeki varlık kalitesindeki bozulmayı yansıtarak, 2023 dördüncü çeyrekteki yüzde 31’den, değer düşüklüğü öncesi kârın ortalama yüzde 41’ine yükseldiğini vurguladı.

Fitch, kapsam dahilindeki bankaların çekirdek sermaye rasyosunun 2024 birinci çeyrekte yüzde 12,8’e gerilediğini belirtirken (2023 dördünçü çeyrek: yüzde 14,7), bu gerilemede, sıkılaştırılan tolerans, artan faaliyet RWA’ları ve bazı bankaların temettü ödemeleri etkili olduğunu ifade etti.

Paylaşın