Türkiye’de Her Beş Çocuktan Biri Yeterli Beslenemiyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Sosyal ve Ekonomik Destek programının raporuna göre, maddi durumu kötü ailelere yapılan yardımdan yararlanan çocuk sayısı 172 bine dayandı.

Yardım 2012’de 37 bin 295 çocuk ile başlamıştı. 2020’de 129 bin olan yardımdan yararlanan çocukların sayısı, 2023 yılı sonu itibarıyla 164 bin 995’e ulaştı. 2024’ün ilk 6 ayı itibarıyla ise 171 bin 895’e yükseldi.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamalarına göre çocuklarda yoksulluğun en yüksek olduğu ülkelerden biri. Türkiye’de beslenme ve gıda krizinden doğrudan etkilenen şiddetli yoksulluk içinde 6.5 milyon çocuk var; her beş çocuktan biri yeterli ve besleyici gıdaya erişemiyor, her dört çocuktan biri ise okula aç gidiyor.

Çocuklar için 3 öğün dengeli beslenme öneren Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verileri ise açlık ve yoksulluğun tırmandığını ortaya koydu. Bakanlığın Sosyal ve Ekonomik Destek programının raporuna göre yaşamını sürdürmekte dahi güçlük çeken ailelere yapılan yardımdan yararlanan çocuk sayısı 172 bine dayandı. Yardım 2012’de 37 bin 295 çocuk ile başlamıştı.

2020’de 129 bin olan yardımdan yararlanan çocukların sayısı, 2023 yılı sonu itibarıyla 164 bin 995’e ulaştı. 2024’ün ilk 6 ayı itibarıyla ise 171 bin 895’e yükseldi. Çocuklar için yapılan ödemeler de ihtiyaç sahipleri arttıkça katlandı. Özellikle 2022 ve 2023’te olağanüstü miktarlarda arttı.

2018 yılında bakanlık 1 milyar 96 milyon lira, 2019’da 1 milyar 389 milyon lira, 2020’de 1 milyar 639 milyon lira, 2021’de 1 milyar 959 milyon lira, 2022’de 3 milyar 497 milyon lira, 2023’te 6 milyar 835 milyon lira yardım ödemesi yapıldı. Bu yılın sadece ilk altı ayında 5 milyar 287 milyon 894 bin 961 lira yardım dağıtıldı. Yıl sonunda rakam yine katlanacak.

Yıllara göre yardım alan çocuk sayısı şöyle oldu:

2018: 122 bin 489
2019: 129 bin 422
2020: 129 bin 422
2021: 140 bin 275
2022: 157 bin 248
2023: 164 bin 995
2024: 171 bin 895 (İlk 7 ay).

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Net “Rusya” Uyarısı

ABD, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı.

ABD’nin özellikle Türkiye’nin, işlemciler, hafıza kartları ve amplifikatörler de dahil olmak üzere batı yapımı elektronik cihazların Rusya’ya gönderilmesinden endişe duyduğu belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times, Washington yönetiminin Türkiye’nin Rusya’ya askeri ekipman ve parça ihracatı dolayısıyla Ankara’yı uyardığını duyurdu.

Gazete, Washington yönetiminin, Türkiye’den Rusya’ya askeri ticaretini engellemek için daha fazla adım atmasını belirttiğini aktarırken, “Washington, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı” ifadesine yer verdi.

Gazete, Washington yönetiminin, Türkiye’den Rusya’ya askeri ticaretini engellemek için daha fazla adım atmasını belirttiğini aktarırken, “Washington, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı” ifadesine yer verdi.

ABD Ticaret Bakanı Yardımcısı Matthew Axelrod’un bu ticareti durdurmak için kısa bir süre önce Ankara ve İstanbul’da Türk yetkililerle ve yöneticilerle bir araya geldiğine dikkat çeken gazete, Axelrod’un söylediklerine de yer verdi. Gazeteye konuşan üst düzey bir ABD’li yetkili Axelrod’un mesajının Türkiye’nin Amerikan menşeili çiplerin ve diğer parçaların ticaretini engellemek için daha fazla çalışması gerektiği yönünde olduğunu söyledi.

Axelrod Financial Times’a yaptığı açıklamada “ABD teknolojisinin Rusya’ya yasadışı akışını durdurmak için Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var” dedi. Axelrod, “Türk makamları ve endüstrisinin hızlı bir şekilde ilerleme kaydettiğini görmemiz gerekiyor, aksi takdirde ihracat kontrollerimizden kaçanlara yaptırım uygulamaktan başka çaremiz kalmayacak” diye ekledi.

Financial Times, Washington’ın uyarısının Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiyi Rusya ile olan  ticaretin bozduğuna dikkat çekerken, Türkiye’nin ABD, AB ve diğer batılı müttefikler gibi Rusya’ya yönelik yaptırımlarda bulunmadığını hatırlattı.

İngiliz medyası, ABD’nin özellikle Türkiye’nin, işlemciler, hafıza kartları ve amplifikatörler de dahil olmak üzere batı yapımı elektronik cihazların Rusya’ya gönderilmesinden endişe duyduğuna dikkat çekti.

Gazeteye konuşan bir yetkili, Axelrod’un Türk hükümetine bu ticaretin “acil bir sorun” olduğunu söylediğini ve Ankara’ya “ABD kontrolündeki ürünlerin Rusya’ya aktarılmasına yasak getirmesi ve uygulaması” çağrısında bulunduğunu söyledi. Yetkili, Moskova’nın ABD parçalarına erişmek için “Türkiye’nin ticaret politikasını istismar etmeye çalıştığını” da sözlerine ekledi.

ABD’nin bazı Türk şirketlere yaptırım uyguladığına dikkat çekilirken, Türkiye’nin Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelere yaptığı ihracatın bu ülkelerin kayıtlarında gözükmediğini yazan Financial Times, Türkiye’nin son dönemde Rusya’ya ihracatının azaldığı belirtilirken yetkili, “Son dönemde bazı iyileşmeler var fakat bu yeterli değil, halen çok yüksek” dedi.

(Kaynak: Sözcü)

Paylaşın

Türkiye İle İsrail Arasında “Bayrak” Krizi

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Filistin nezdindeki Kudüs’teki Başkonsolosluğu’ndaki bayrağın, İsmail Haniye için ilan edilen milli yas nedeniyle yarıya indirilmesi İsrail ile Türkiye arasında yeni bir krizi tetikledi.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Büyükelçilik temsilcileri yas tutmak istiyorsa Türkiye’ye gitmeli ve terör örgütü Hamas’ı kucaklayan, onun cinayet ve terör eylemlerini destekleyen Erdoğan’ın yanında yas tutmalı” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli ise, Israel Katz’ın açıklamalarına, “Müzakerecileri öldürerek, diplomatları tehdit ederek barışa ulaşamazsınız” şeklinde yanıt verdi.

Türkiye’nin, Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin Tahran’da suikasta uğraması üzerine ilan ettiği 1 günlük milli yas nedeniyle Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Filistin nezdindeki Kudüs’teki Başkonsolosluğunda bayrağın yarıya indirilmesi İsrail’le yeni bir kriz yarattı.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın tepki olarak İsrail’deki Türk maslahatgüzarı bakanlığa çağırdığını bildirdi.

Israel Katz, konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanlığı yetkililerine, terör örgütü Hamas’ın lideri İsmail Haniye’nin ortadan kaldırılmasına yanıt olarak Tel Aviv’deki Türkiye Büyükelçiliği’nde Türk bayrağının yarıya indirilmesinin ardından, Türkiye’nin Büyükelçi vekilini ağır bir kınama için çağırmaları talimatını verdim” dedi.

Israel Katz, açıklamasına şöyle devam etti: “İsrail Devleti, 7 Ekim’de Hamas’ın zulmüne öncülük eden ve televizyondaki korkunç görüntüleri izlerken arkadaşlarıyla birlikte dua ederek, katillere başarılar dileyen İsmail Haniye gibi bir katil için yas ifadelerine tolerans göstermeyecektir. Büyükelçilik temsilcileri yas tutmak istiyorlarsa Türkiye’ye gitmeli ve terör örgütü Hamas’ı kucaklayan, onun cinayet ve terör eylemlerini destekleyen efendileri Erdoğan’ın yanında yas tutmalılar.”

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın açıklamalarına yanıt veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Müzakerecileri öldürerek, diplomatları tehdit ederek barışa ulaşamazsınız” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Her Beş Kızdan Biri 18 Yaşına Girmeden Evlendiriliyor

Dünya genelinde her beş kızdan biri 18 yaşına girmeden önce evlendirilirken, her dört genç kadından biri eşi ya da birlikte olduğu erkeğin şiddetine maruz kalıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan bir araştırmadan çıkan sonuca göre dünya genelinde ergenlik dönemi ile 20 yaş arasındaki her dört genç kadından biri eşi ya da birlikte olduğu erkek tarafından şiddete maruz bırakılıyor.

DSÖ tarafından küresel ölçekte gerçekleştirilen ve sonuçları The Lancet Child & Adolescent Health adlı uzmanlık dergisinde yayınlanan araştırma göre 15-19 yaşları arasındaki yaklaşık 19 milyon genç kadın bu durumdan muzdarip. Bu sonuca göre dünya genelinde şiddete maruz kalan genç kadınların ortalaması yüzde 24.

Bölgesel olarak ele alındığında ise aynı yaş grubundaki kadınların şiddete uğrama oranları farklılık gösteriyor. Orta Avrupa’da bu oran yüzde 10 iken, Okyanusya bölgesindeki genç kadınların yüzde 47’si bu tür deneyimler yaşadı. Okyanusya bölgesi Avustralya ve Yeni Zelanda’nın yanı sıra daha küçük Pasifik ada devletlerini de kapsıyor. Sahra altı Afrika’da ise bu rakam yüzde 40 olarak kayıtlara geçti.

DSÖ, ilişkilerde partnerler tarafından uygulanan şiddetin sağlık, akademik ve mesleki performans ile gelecekteki ilişkiler açısından yıkıcı sonuçları olduğuna dikkat çekti. Hazırlanan raporda, bu tür şiddetin genç kadınlarda depresyon, anksiyete bozuklukları, istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve ruh sağlığı sorunları riskini arttığı vurgulandı.

Araştırma ayrıca yoksul ülkelerde ve bölgelerdeki genç kadınların eğitim haklarının kısıtlandığını ortaya koyarken, söz konusu bölgelerdeki kızları ilk eğitimden sonra okula göndermeme ve 18 yaşından önce evlendirme eğilimlerinin arttığına dikkat çekti. Ayrıca söz konusu bölgelerde genç kızların kendilerinden daha yaşlı erkeklerle evlendirilmeleri nedeniyle çiftler arasında bir güç dengesizliği oluştuğu ve kızların izole edildiği sonucuna varıldı.

DSÖ tarafından yapılan açıklamada dünya genelinde her beş kızdan birinin 18 yaşından önce evlendirildiğine vurgu yapıldı. DSÖ genç kadınların durumlarının iyileştirilmesi için kız ve erkek çocuklarına okullarda sağlıklı ilişkiler ve kadın hakları konusunda eğitim verilmesi çağrısında bulundu.

DSÖ uzmanları araştırma çerçevesinde 161 ülkedeki kadına yönelik şiddetle ilgili 2000-2018 yılları arasındaki verileri mercek altına alırken, 15-19 yaş aralığındaki kadınların deneyimlerini inceleyip raporlaştırdı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Financial Times’tan Çarpıcı “Türkiye Ekonomisi” Analizi

Birleşik Krallık merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times’ta Türkiye ekonomisine ilişkin yayınlanan analizde, “Türkiye, Erdoğan’ın alışılmadık ekonomi politikalarından radikal bir şekilde dönüşün sıkıntısını hissediyor” ifadelerine yer verildi.

Adam Samson tarafından kaleme alınan analizde, bir zamanlar yüksek faiz oranlarını “tüm kötülüklerin anası” olarak nitelendiren Erdoğan’ın Mayıs 2023’te yeniden seçilmesinin ardından, birçok Türkiye gözlemcisine göre, neredeyse hayal bile edilemeyecek türden bir geri dönüş yaptığını ifade edildi.

Samson, “Erdoğan işe, saygın bir eski başbakan yardımcısı ve City of London tahvil stratejisti olan Mehmet Şimşek’i Bakan olarak atayarak başladı. Şimşek, uçurumun kenarındaki 1 trilyon dolarlık bir ekonomiyi devraldı. Yıllarca süren aşırı düşük faiz oranları enflasyonu körüklerken, seçim öncesi yapılan teşvikler, hanelere bir ay bedava gaz ve asgari ücret artışları da dahil olmak üzere, ithalat talebini ateşlemişti. Ekonomistler, Şimşek’in Haziran 2023’te göreve gelmeden önce Türkiye’nin bir ödemeler dengesi krizine çok yakın olduğundan endişe ediyorlardı” dedi.

Samson’un analizinin tamamı şu şekilde: “Şimşek, “rasyonel” ekonomi politikası oluşturma ve Türkiye’nin merkez bankasının yönetimini yeniden düzenleme sözü vermek için az zaman harcadı. Erdoğan, “sıkı para politikasının” enflasyonla mücadelede bir araç olacağını söylerken, bu durum, düşük faizlerin hızlı fiyat artışına neden olmak yerine tedavi ettiği yönündeki yıllardır süregelen ısrarından olağanüstü bir geri dönüştü.

Eski Fed ekonomisti Fatih Karahan tarafından yönetilen Merkez Bankası, geçen haziran ayında yüzde 8,5 olan faiz oranını mart ayında yüzde 50’ye yükseltti. Daha önceki alışılmışın dışındaki önlemlerle kesintiye uğrayan para politikasının ekonomiye aktarım mekanizması şimdi daha işlevsel görünüyor, yani bir zamanlar kolay olan finansal koşullar sıkılaşıyor.

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TURKONFED) Başkanı Süleyman Sönmez, “İş dünyası, bol nakit ve düşük faizli ancak krediye erişimin sınırlı olduğu bir dönemden, kıt nakit ve yüksek kredi faizli ve krediye erişimin daha da sınırlı olduğu bir döneme geçiş yaptı” dedi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, yakın zamanda düzenlenen bir basın toplantısında, “İhracatçılar da geçen yıl reel efektif döviz kurundaki yüzde 20’lik artış karşısında giderek daha fazla hayal kırıklığına uğruyor. Türkiye, dolar bazlı fiyatlandırma açısından rakiplerinden en az yüzde 40 daha pahalı. Sonuç olarak, Türkiye rekabet gücünü kaybediyor,” dedi.

Üst düzey bir Türk bankacıya göre, kredi verenler de koşullar sıkılaştıkça sorunlu bireysel kredilerde potansiyel bir artışa hazırlanıyor. Karahan enflasyonla mücadele için “ne gerekiyorsa” yapacağına dair defalarca söz verdi. Fiyat artışları yavaşlamaya başlamazsa, işletmelerin sonunda talebi azaltan uzun süreli bir sıkı politika dönemine hazırlanmaları gerekebilir.

Tüketici talebi, geçen yılki seçim öncesi ‘hediyelerin’ devam eden etkileri ve hanehalkı borç seviyelerinin diğer gelişmekte olan piyasalara kıyasla düşük kalması nedeniyle güçlü kalmaya devam etti. Bu talep, birçok işletmenin 2022’nin sonlarında yüzde 85’in üzerine çıkan ve geçen ay yüzde 72’ye gerileyen enflasyon oranı konusunda şaşırtıcı derecede iyimser olmasının bir nedeniydi. İhracatçılar ayrıca, Türk mallarının rekabet gücünün bir ölçütü olan reel döviz kurunda 2018’in başından Mayıs 2023’e kadar yüzde 33’lük bir düşüşle desteklendi.

Yine de tüketimdeki hızlı büyüme soğuyor ve ekonomistler, politika yapıcıların yıl ortasında asgari ücret artışından kaçınmasının ardından daha fazla yavaşlama bekliyor. FactSet’in anketine katılan ekonomistler, enflasyona göre düzeltilmiş üretimin bu yıl yüzde 3 büyümesini, 2023’e kadarki on yılda ise ortalama yüzde 5,2 büyümesini bekliyor. Bu mütevazı yavaşlama yine de bazı şirketler için sismik bir değişimi temsil ediyor.

“Şirketler genel olarak Şimşek’i destekledi”

TURKONFED Başkanı Sönmez, “Büyümedeki yavaşlamanın enflasyonla mücadele sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunun farkındayız” dedi.

Ancak perde arkasında, iş dünyasında artan bir hoşnutsuzluk duygusu var. Eski bir üst düzey ekonomi yetkilisi, politika değişikliğinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen enflasyonun hala istikrarlı olmaktan uzak olduğunu ve birçok şirketin “bekle ve gör” modunda sıkışıp kaldığını, bunun da uzun vadeli kararlar almayı zorlaştırdığını belirtiyor.

Eski yetkili, iş dünyasında Şimşek’in mesajlarının, yıllardır uzak durdukları Türk lirasına ve iç borç piyasasına geri dönen uluslararası yatırımcıları cezbetmeye çok fazla odaklandığına dair bir his olduğunu da söyledi. Birçok işletmenin, koşulların bu yazdan itibaren gevşemeye başlamasını beklediğini ve sabırlarının tükenmeye başladığını da sözlerine ekledi.

(Kaynak: Gazete Pencere)

Paylaşın

Fitch Ratings’ten “Türk Bankaları” Uyarısı

ABD merkezli kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türk bankalarını değerlendirdiği raporunda, “Varlık kalitesinde ılımlı bozulma var” ifadelerine yer verdi.

Kuruluş raporunda ayrıca, “Yüksek faiz ortamında artan swap maliyetlerini ve yasal kredi büyüme sınırlamaları nedeniyle, varlıkların daha yavaş yeniden fiyatlandırılmasıyla marj baskısını yansıtmakta” ifadelerini kullandı.

Fitch Ratings’in son üç aylık Türk Bankaları Veri İzleme Raporu’na göre, Türk bankalarının faaliyet ortamı, azalan makroekonomik ve finansal istikrar riskleri ve artan yatırımcı güvenini yansıtarak 2024 ilk çeyrekte iyileşmeye devam etti.

Bununla birlikte, parasal sıkılaştırma, kredi büyüme sınırlamaları ve yüksek TL fonlama maliyetleri ve bireysel borçluların daha zayıf geri ödeme performansı nedeniyle kârlılık baskılarına neden olduğunu belirten Fitch, bankaların karşılık ayırma ve kârlılık tamponlarının parasal sıkılaştırmanın etkisini atlatmak için yeterli kalmasını bekliyor.

Ekonomim’de yer alan habere göre, rapor kapsamındaki Türk bankaları için, faaliyet karı/ortalama risk ağırlıklı varlıklar (RVA) oranı 2024 ilk çeyrekte ortalama yüzde 3,4 (2023 dördünçü çeyrek: yüzde 4,6) olarak gerçekleştiğini belirten Fitch, “Yüksek faiz ortamında artan swap maliyetlerini ve yasal kredi büyüme sınırlamaları nedeniyle, varlıkların daha yavaş yeniden fiyatlandırılmasıyla marj baskısını yansıtmakta” ifadelerini kullandı.

Fitch, kredi değer düşüklüğü giderleri, esas olarak teminatsız perakende segmentindeki varlık kalitesindeki bozulmayı yansıtarak, 2023 dördüncü çeyrekteki yüzde 31’den, değer düşüklüğü öncesi kârın ortalama yüzde 41’ine yükseldiğini vurguladı.

Fitch, kapsam dahilindeki bankaların çekirdek sermaye rasyosunun 2024 birinci çeyrekte yüzde 12,8’e gerilediğini belirtirken (2023 dördünçü çeyrek: yüzde 14,7), bu gerilemede, sıkılaştırılan tolerans, artan faaliyet RWA’ları ve bazı bankaların temettü ödemeleri etkili olduğunu ifade etti.

Paylaşın

Vatandaşın Bankalara Borcu 1 Trilyon 798 Milyar Liraya Çıktı

2024 yılının ilk yarısında toplam kredili mevduat hesapları borcu yüzde 70 oranında artarak 290 milyar 555 milyon liraya yükseldi. Ek hesap borçları ise aynı dönemde 119.5 milyar lira arttı.

Böylece vatandaşın toplam borcu 6 ayda 433 milyar lira artışla 1 trilyon 798.2 milyar liraya çıktı.

Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) Mayıs ayı raporuna göre, bankalara borçlu vatandaşların sayısı 40 milyon 67 bine ulaştı. Ülke genelinde, 2024’ün ilk altı ayında kart borçları ortalama yüzde 23, kredili mevduat hesapları ise yüzde 71 oranında arttı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) ikinci çeyrek Fintürk verileri, 81 ilde banka borçlarının hızla arttığını gösterdi.

Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk’ün haberine göre, Ocak-Haziran döneminde bireysel kredi kartı borçlarında en büyük artış yüzde 49.2 ile Konya’da gerçekleşti. Muğla yüzde 33.2 ve Antalya yüzde 31.2 ile onu izledi. Tunceli, yüzde 10.4 ile kart borçlarının en az arttığı il oldu.

Kredili mevduat hesaplarındaki artış oranında ise yüzde 85.2 ile Giresun ilk sırada yer aldı. Şırnak, yüzde 46 ile bu alanda en düşük artışı gösterdi.

2023 Aralık ayına göre 2024 Haziran sonunda bireysel kredi kartı borçları yaklaşık yüzde 26.4 artarak 1 trilyon 498.6 milyar liraya ulaştı. Bu dönemde vatandaşların bireysel kredi kartlarına olan borcu 313.5 milyar lira arttı.

Yılın ilk yarısında toplam kredili mevduat hesapları borcu yüzde 70 oranında artarak 290 milyar 555 milyon liraya yükseldi. Ek hesap borçları 6 ayda 119.5 milyar lira arttı. Böylece vatandaşın toplam borcu 6 ayda 433 milyar lira artışla 1 trilyon 798.2 milyar liraya çıktı.

BDDK’nın 6 aylık raporunda, bireysel kredi kartlarında en borçlu il 396.6 milyar lira ile İstanbul oldu. Ankara 136.9 milyar lira, İzmir ise 97.5 milyar lira kredi kartı borcu ile onu izledi. En az kredi kartı borcu olan il 796 bin lira ile Ardahan oldu.

Kredili mevduat hesaplarında da durum değişmedi; İstanbul 65.3 milyar liralık borçla ilk sırada yer aldı. Onu 26.6 milyar lira ile Ankara ve 20 milyar lira ile İzmir izledi. Bayburt ise 207 bin liralık KMH borcu ile son sırada yer aldı.

Paylaşın

A Milli Kadın Voleybol Takımı Olimpiyatlara Galibiyetle Başladı

A Milli Kadın Voleybol Takımı, Paris 2024 Olimpiyat Oyunları C Grubu’nda 2-0 geriye düştüğü maçta Hollanda’yı 3-2 mağlup etti ve Paris 2024’e galibiyetle başladı.

Haber Merkezi / Paris 2024 Olimpiyat Oyunları C Grubu ilk maçında A Milli Kadın Voleybol Takımı ile Hollanda, South Paris Arena karşı karşıya geldi.

Hakem Lassi Cespedes’in yönettiği karşılaşmada 2-0 geriye düşen A Milli Kadın Voleybol Takımı, müthiş bir geri dönüşle Hollanda’yı 3-2 mağlup etti ve Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’na galibiyetle başladı.

A Milli Kadın Voleybol Takımı, gruptaki ikinci maçında 1 Ağustos Perşembe günü saat 10.00’da Dominik Cumhuriyeti ile karşılaşacak.

Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı, tarihinde 3. kez olimpiyatlarda mücadele ediyor.

2012 Londra Olimpiyatları’nda gruptan çıkamayan Türkiye, koronavirüs salgını nedeniyle 2021’de yapılan 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda çeyrek finale çıkmış ve 5. olmuştu.

Salon: South Paris Arena

Hakemler: Francisco Denny Lassi Cespedes (Dominik Cumhuriyeti), Stefano Cesare (İtalya)

Türkiye: Vargas, Hande, Eda, Cansu, Ebrar, Aslı, Gizem (L) (Elif, İlkin, Derya, Meliha)

Hollanda: Plak, Knollema, Lohuis, Bongaerts, Baijens, Daalderop, Reesink (L) (Jasper, Dambrink, Van Aalen, Buijs)

Setler: 19-25, 19-25, 25-22, 25-22, 15-13

Süre: 2 saat 11 dakika

Paylaşın

Olası Faiz İndirimi Yabancı Yatırımcıyı Nasıl Etkiler?

İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Seda Yalçınkaya Özer, 2024 yılının son çeyreğinden önce faizlerin indirilmesi yabancı ilgisinin dağılmasına neden olabileceğini söylüyor.

Türkiye’ye henüz istenen düzeyde sıcak para girişi sağlanamadığına işaret eden Özer, “Ancak enflasyondaki kademeli geri çekilmenin sürmesi ve yatırım yapılabilir seviyeye yaklaşmamız fon akımlarını da beraberinde getirecektir. Yeter ki olumlu hikâye bozulmasın” diyor.

28 Mayıs 2023’te tamamlanan milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinin ardından AKP iktidarının Mehmet Şimşek yönetiminde uygulamaya koyduğu yeni ekonomi programı, aradan geçen bir yılda yabancı yatırımcıların ilgisini çekmeye başladı.

Erdoğan’ı faiz indirimi politikasından vazgeçiren Mehmet Şimşek ile beraber politika faizi yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltildi ve yabancı sermayenin Türkiye’ye girişini hızlandıracak bir dizi adım atıldı. Ancak son dönemde gerek yılın son çeyreğinde faiz indirimlerinin yeniden başlayacağına dair söylentiler gerekse yurt içi ve yurt dışında artan risk algısı, yabancı yatırımcının Türkiye’ye olan ilgisinin azalacağı endişesi yarattı.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan uzmanlara göre ise Türkiye’ye olan yabancı yatırımcı ilgisi henüz istenen düzeyde olmasa da devam edecek. Ancak AKP hükümetinin ekonomide güveni azaltabilecek adımlar atması hâlinde, Türkiye’ye sermaye girişi beklentileri yara alacak.

Geçtiğimiz günlerde İngiliz Financial Times gazetesinde yayımlanan bir haberde de Türkiye’ye son dönemde uluslararası piyasalardan gelen sıcak paranın küresel ya da yerel bir şok durumunda hızla kaçabileceği uyarısında bulunuldu.

“İşlemciler milyarlarca doları Türk lirasına yatırıyor” başlıklı analizde, fonların yüksek faizden etkilenip Türkiye’ye yöneldiğine dikkat çekilirken bu durumun ani bir piyasa değişimine karşı ülkeyi kırılgan hâle getirebileceğine işaret edildi.

Son dönemde gerek TCMB’ye duyulan güvenin artması gerekse yabancı sermaye girişini özendiren uygulamalar sonucunda, Türkiye’nin döviz rezervlerinde artışlar görülüyor. TCMB verilerine göre brüt rezervler 19 Temmuz haftasında 153,9 milyar dolara çıktı. Bir önceki hafta brüt rezervler 153,8 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

Net rezervlerde ise artış daha belirgin oldu. Verilere göre net rezervler 47,7 milyar dolardan 48,2 milyar dolara çıkarken swap hariç net rezervler 22,2 milyar dolardan 22,9 milyar dolara yükseldi.

Gedik Yatırım Araştırma Direktörü Ali Kerim Akkoyunlu, uygulanan ekonomi politikalarındaki istikrar ve güveni yakından takip eden yabancı yatırımcıların şu anda Türkiye’nin 2025 yılındaki performansını fiyatladığını ifade ediyor. Akkoyunlu, şu görüşleri dile getiriyor:

“Yabancı yatırımcılar Mart sonundan beri tahvil piyasasında 11 milyar dolar net alım gerçekleştirirken hisse senetlerinde Nisan ayındaki 1,2 milyar dolarlık alımlarının ardından sonraki haftalarda toplamda yaklaşık 2 milyar dolar satış gerçekleştirdiler. Faiz indirim döngüsünün başlamasıyla, yabancı yatırımcının hisse senetlerinde de alımlarını artırması beklenebilir.”

Akkoyunlu’nun verdiği bilgilere göre, Ocak 2018 ile Mayıs 2023 arasında Türkiye’den toplam 22,5 milyar dolarlık portföy çıkışı yaşanırken bu tarihten itibaren ise hisse senetlerine 1,8 milyar dolar, Devlet İç Borçlanma Senetleri’ne (DİBS) de 12,5 milyar dolar olmak üzere toplamda 14,3 milyar dolarlık yabancı sermaye girişi yaşandı.

“Carry trade” uygulaması

Bununla birlikte yabancı yatırımcılar, “ucuza kredi alıp pahalıya mevduata bağlama yöntemi” olarak bilinen “carry trade” uygulaması ile de Türkiye’ye Mart 2024’ten bu yana yaklaşık 20 milyar dolarlık giriş yaptı.

Beykoz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Evren Bolgün, Türkiye’ye portföy yatırımı için gelen yabancı yatırımcı ile doğrudan yatırım yapmak için gelen yabancı sermayenin farklı özelliklere sahip olduğunu söylüyor. Son dönemde Türkiye’nin kredi notlarındaki düzelmenin uluslararası doğrudan yatırımcılar açısından sevindirici bir gelişme olduğunu dile getiren Prof. Bolgün’e göre, Türkiye’de büyük çaplı doğrudan yatırımlar görmek içinse henüz erken.

Türkiye’nin hâlâ “yatırım yapılabilir” seviyenin dört kademe altında bir nota sahip olduğuna işaret eden Bolgün, “Daha yolun başında sayılırız. Yatırım yapılabilir nota ulaşmamız, benim tahminime göre 3-4 yıl sürecek” diyor.

Son yıllarda Türkiye’ye giren doğrudan yabancı yatırımların yılda 4-5 milyar dolar civarında olduğunu, bunun da yarısının gayrimenkul yatırımları olduğunu kaydeden Bolgün, “Son dönemde gayrimenkul yatırımlarının da hız kestiğini görüyoruz” diye ekliyor.

Borsa tarafında ise yabancı varlığının yüzde 40’ın altında seyrettiğini ve hisse alım satımı yapan yabancıların Türkiye’ye hızlı girip çıkan sıcak para olduğunu anlatan Bolgün, şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Burada da yaklaşık 20 milyar dolarlık bir birikim oluşmuş durumda. Bunu sağlamak için faiz de dört aydır yüzde 50’de duruyor. Önümüzdeki aylarda enflasyonun kademeli olarak yüzde 40 seviyelerine düşmesiyle faiz indirimi gündeme gelecek. Şu anki Türkiye’de sıcak para girişlerini destekleyen ve bunun olabildiğince kesintisiz sürmesi beklentisiyle karşı karşıya olan bir ekonomi yönetimi var. Ama bu özellikle sanayi, imalat ve ihracat kesimi tarafında ciddi ölçüde gelir erozyonu yaratıyor. Sonuçta son bir yılda enflasyon yüzde 70 artarken dolar kuru sadece yüzde 24 arttı.”

Bu arada ekonomi yönetiminin uluslararası yatırımcıları Türkiye’ye çekebilmek için yürüttükleri küresel temaslar da devam ediyor. Son olarak Brezilya’daki G20 toplantılarına katılan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, burada yaptığı açıklamada, Türkiye’de uygulanan ekonomi programı ile makro istikrarı güçlendireceklerini ve büyüme potansiyelini artıracaklarını vurguladı.

İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Seda Yalçınkaya Özer, yaptığı değerlendirmede, Türkiye’yi tercih eden kısa vadeli yabancı sermayenin daha çok yurt içi piyasada ihraç edilen borçlanma senetlerini ifade eden DİBS üzerinden giriş yaptığına işaret ediyor.

DİBS işlemlerinde, borçlu olan devlet DİBS sahiplerine kupon ödeme tarihlerinde ve vade sonunda borçlu olduğu tutarı ödüyor. DİBS’ler vadeleri boyunca ikincil piyasalarda kişi ve kurumlar tarafından alınıp satılabiliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 19 Temmuz haftasını kapsayan son Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri’ne göre, yurt dışında yerleşik kişiler 19 Temmuz haftasında net 124,2 milyon dolarlık hisse senedi alırken 700 milyon dolarlık DİBS ve 10,5 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör (ÖST) varlığı sattı.

Devlet tahvillerinde bir haftada 700 milyon dolara ulaşan bu yabancı satışı, son dönemin en sert satış işlemi olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 13 milyar 174 milyon dolardan 12 milyar 292 milyon dolara, ÖST stokları da 423,7 milyon dolardan 410,9 milyon dolara indi.

Yurt dışında yerleşik kişilerin 12 Temmuz itibarıyla 41 milyar 52 milyon dolar olan hisse senedi stoku ise 19 Temmuz’da 41 milyar 448 milyon dolara yükseldi.

Yılın başından bu yana yabancıların hisse tarafında zaman zaman alıcılı, zaman zaman da satıcılı bir seyir izlediklerini kaydeden Özer, “Rezerv birikiminin sürdürülebilir olması, ortodoks ekonomi politikalarının devam etmesi, gündemin ekonomide kalması ve enflasyonun seyri yabancı yatırımcının odağında olmaya devam edecek” diyor.

Peki, son dönemde sıkça gündeme gelen faiz indirimi süreci, Türkiye’ye olan yabancı ilgisini nasıl etkiler?

Özer’e göre, 2024’ün son çeyreğinden önce faizlerin indirilmesi yabancı ilgisinin dağılmasına neden olabilir. Türkiye’ye henüz istenen düzeyde sıcak para girişi sağlanamadığına işaret eden Özer, “Ancak enflasyondaki kademeli geri çekilmenin sürmesi ve yatırım yapılabilir seviyeye yaklaşmamız fon akımlarını da beraberinde getirecektir. Yeter ki olumlu hikâye bozulmasın” diyor.

Paylaşın

Türkiye’de Enerji Yoksulluğu Artıyor

Elektrik yardımı yapılan yoksul hane sayısı yıldan yıla artarken bu artış seçim yılı olan 2023 yılında yüzde 61 ile en yüksek seviyesine çıktı. Geçen yıl yaklaşık 4 milyon 379 bin haneye elektrik yardımı yapıldı.

18 Ocak 2022 tarihinde Cumhurbaşkanlığı makam onayı ile yoksul hanelere doğal gaz yardımı yapılması kararlaştırıldı. 2022 yılında 690 bin 30 haneye toplam 516 milyon 700 bin lira, 2023’te ise 166 bin 666 haneye toplam 117,5 milyon liralık doğal gaz yardımı yapıldı.

14 Mayıs seçimlerinden hemen önce 1 Mayıs 2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 1 Mayıs 2024 tarihine kadar ayda 25 metreküp karşılığı doğalgazın tüm konutlara ücretsiz verilmesi yoluna gidildi. Kömür yardımından yararlanan hanelerin sayısı ise 2022 yılında 2 milyonu geçerken, 2023’te yaklaşık 1 milyon 896 bin haneye bu yardımın verildiği öngörülüyor.

Türkiye’de özelleştirmeler ve dışa bağımlılığın etkisiyle fiyatlar yükselirken enerji yoksulluğu artıyor. Rakamlar enerji yoksulluğunun daha da artacağını gösteriyor. TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın Türkiye’nin Enerji Görünümü 2024 Raporu Türkiye’de enerji yoksulluğunun vardığı boyutları ortaya koydu.

DW Türkçe’den Pelin Ünker‘in aktardığı Raporun Prof. Dr Seyhan Erdoğdu imzalı “Türkiye’de Enerji Yoksulluğu 2023” bölümüne göre; 2021 yılında Türkiye’de evini yeterince sıcak tutamayan hanelerin oranı yüzde 20,5 ile AB ortalamasının üç katına yakın.

Aynı yıl Türkiye’de enerji hizmetleri fatura ödemelerinde gecikmeler yaşayan hanelerin oranı ise yüzde 24,5 ile AB ortalamasının 3,8 katını buluyor. Göreli yoksulların yarıya yakını (yüzde 44,5) kışın yeterince ısınmayan evlerde yaşarken yüzde 42,8’ i de elektrik ve doğal gaz faturalarını ödemekte zorluk çekiyor. Bu oran AB ülkelerinde ortalama yüzde 16.

Rapora göre enerji yoksulluğuna ilişkin karşılaştırmalı veriler AB ülkelerine kıyasla Türkiye’deki enerji yoksulluğunun ne kadar yaygın ve derin olduğunu gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri de Türkiye’deki enerji yoksulluğunu teyit ediyor.

TÜİK’in kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ını baz alarak belirlediği yıllık 35 bin 24 liralık yoksulluk sınırına göre yoksul sayısı önceki yıla göre 188 bin artarak 18 milyon 219 bine çıkarken, bu kişilerin yüzde 42,2’si evinin ısınma ihtiyacını ekonomik olarak karşılayamıyor.

Türkiye genelinde evinin ısınma ihtiyacını karşılayamayan hanelerin oranı ise yüzde 19,5. Öte yandan TÜİK’in yoksul sayısında baz aldığı gelir düzeyleri aylık yaşam maliyetlerinin oldukça altında.

Enerji yoksulluğu, sahip olunan gelir düzeyi ile enerji hizmetlerinin ve ürünlerinin, ısıtma, soğutma, aydınlatma, yemek pişirme, ev aletlerini ve bilgi teknolojisini kullanma gibi temel sosyal ve maddi ihtiyaçlar için gerekli olan düzeyde ve kalitede satın alınamamasını ifade ediyor.

Türkiye 2021 yılını yüzde 36’lık bir yıllık enflasyonla kapatmıştı. Enflasyon şimdi ise bunun iki katı düzeyinde. Enerji fiyatlarındaki yıllık artış haziran itibarıyla yüzde 30,41’e ulaşırken fiyatlardaki artış tüketici enflasyonuna (TÜFE) da yansıyor.

Haziranda yıllık TÜFE yüzde 72 civarında gerçekleşirken elektrik ve doğal gaz fiyatlarını da içeren konut grubunda yıllık artış yüzde 94,72 oldu. Buna karşın asgari ücrete yıl başından bu yana zam yapılmadı. Memur ve emekliye yapılan zam da enflasyonun altında kaldı.

Fiyat artışları karşısında reel gelirler erirken hükümet enerji yoksulluğuna karşı çözümü ise sosyal yardımlarda arıyor.

Makine Mühendisleri Odası’nın raporunda, Avrupa Birliği’nin oluşturduğu stratejiye değinilerek enerjiye erişimin temel bir insan hakkı olduğunun dünyada giderek daha fazla kabul görmeye başladığına işaret ediliyor. Rapora göre Türkiye ise bu konuya stratejik bir yaklaşımdan uzak.

“Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ya da makam onayı ile uygulamaya sokulan enerji yardımları, kamuoyuna bir insan hakkı ya da sosyal hak olarak değil Cumhurbaşkanının şahsi kararı ile verilen yardımlar gibi sunuluyor” denilen raporda enerji yardımlarına ilişkin ayrıntılı verilerin açıklanmadığına, yardımların özellikle genel ve yerel seçimler öncesi geniş emekçi kesimlerin geçim krizine karşı artan tepkilerini önlemek için gündeme alındığına işaret ediliyor.

Elektrik yardımı ve doğal gaz desteği

Rapora göre elektrik yardımı yapılan yoksul hane sayısı yıldan yıla artarken bu artış seçim yılı olan 2023’te yüzde 61 ile en yüksek seviyesine çıktı. Geçen yıl yaklaşık 4 milyon 379 bin haneye elektrik yardımı yapıldı. Yardım yapılan bu hanelerde yaşayanların sayısı toplamda 13 milyon 750 bini buluyor. Veriler yoksulların yüzde 75’ine elektrik yardımının ulaştığını gösteriyor.

Yoksul hanelere elektrik yardımı 31 Mart 2019 seçimlerinden hemen önce 29 Şubat 2019’da yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla başlatıldı; 2019’da 1,3, 2020’de 1,6, 2021’de 1,8, 2022’de 2,7 milyon haneye elektrik yardımı yapıldı.

Son yıllarda hanelerin doğalgaz kullanımı yaygınlaştıkça doğalgaz yoksulluğu da yakıcı bir sorun haline gelirken 18 Ocak 2022 tarihinde Cumhurbaşkanlığı makam onayı ile yoksul hanelere doğal gaz yardımı yapılması kararlaştırıldı. 2022 yılında 690 bin 30 haneye toplam 516 milyon 700 bin lira, 2023’te ise 166 bin 666 haneye toplam 117,5 milyon liralık doğal gaz yardımı yapıldı.

Ayrıca doğalgaz ödemelerini karşılamakta zorlanan hane sayısının yoksul olarak tanımlanan hanelerden çok daha fazla olması nedeniyle 14 Mayıs seçimlerinden hemen önce 1 Mayıs 2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 1 Mayıs 2024 tarihine kadar ayda 25 metreküp karşılığı doğalgazın tüm konutlara ücretsiz verilmesi yoluna gidildi.

Kömür yardımından yararlanan hanelerin sayısı ise 2022 yılında 2 milyonu geçerken, 2023’te yaklaşık 1 milyon 896 bin haneye bu yardımın verildiği öngörülüyor.

Kömür yardımından 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu kapsamındaki sosyal güvencesi olmayan ihtiyaç sahibi haneler veya sosyal güvencesi olan ancak hane içinde kişi başına düşen aylık geliri net asgari ücretin 1/3’ünden (2024 yılı için 5.667,37 TL) az olan haneler faydalanabiliyor.

Türkiye’nin elektrik üretiminin sadece yüzde 14,3’ü kamunun elinde. Makine Mühendisleri Odası’nın raporuna göre elektrik dağıtım özelleştirmelerinin tamamlandığı 2013 sonundan 2023 yılı sonuna kadar geçen 10 yıllık süre içinde tek terimli tek zamanlı (TTTZ) elektrik enerjisinin vergiler dahil faturaya yansıyan tarife fiyatları, düşük kademe mesken abonelerinde yüzde 320, yüksek kademe mesken abonelerinde yüzde 530 arttı.

Artış ilk kademedeki alçak gerilim (AG) ticarethane abonelerinde yüzde 863, yüksek kademe ticarethane (AG) abonelerinde yüzde 1184, sanayi (AG) abonelerinde yüzde 1393, tarımsal sulama (AG) abonelerinde yüzde 757 oldu.

Rapora göre elektrik özelleştirmeleri ile sağlanan rekabet iddia edildiği gibi tüketiciye fayda sağlamadı. Özelleştirmelerin ardından fiyatlar sürekli yükselirken bu artışlardan etkilenen abone sayısının da artması nedeniyle enerji yoksulluğu her geçen gün artıyor.

Makine Mühendisleri Odası bu nedenle toplumsal faydayı önceleyen, üretimde birincil kaynak dahil olmak üzere bütüncül ve merkezi bir kamusal planlama ve kamu hizmeti anlayışını içeren enerji politikalarının geciktirilmeksizin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Elektrik üretiminde, sanayide ve konutlarda temel bir enerji kaynağı olarak kullanılan doğal gazın yüzde 98’i ise ithal ediliyor. Yüksek enerji fiyatları Türk lirasının dolar karşısındaki değer kaybıyla birleştiğinde tahribat artıyor.

Türkiye’nin toplam enerji arzında dışa bağımlılığı, 1990’da yüzde 52 iken, 2002 yılında yüzde 68, 2010’da yüzde 70 ve 2015 yılında yüzde 76’ya kadar yükseldi. Son yıllarda özellikle güneş, rüzgar ve jeotermaldeki artış ile 2020’de yüzde 70’e, 2022’de yüzde 68’e geriledi.

Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği (GAZBİR) çalışmalarına göre, 2024 Ocak ayı sonu itibarıyla, 20,1 milyonu konut, 0,8 milyonu serbest tüketici olmak üzere 20,9 milyon doğal gaz abonesi bulunuyor. AKP, Mart 2019’da yapılan yerel seçimler öncesinde konutlar ve küçük işletmeler için doğal gaz tarifesinde yüzde 10 indirim uygulamıştı.

Rapora göre seçimlerden sonra yapılan zamla tarife aynı yıl için de yüzde 41,1 arttı, 2020’de korona etkisiyle fiyatlar aynı kalırken 2021’de konut aboneleri için yüzde 47,15 yükseldi. Zam furyası, 2022 içinde de devam etti. Bu dönemde doğalgaz satış fiyatları konutlar için yüzde 119,37 artırıldı.

Seçim yılı olan 2023’ün ilk dört ayında konut satış fiyatları aynı kalırken, Nisan 2023’de bütün konut tüketicilerine doğal gaz bedava temin edildi, 2024 Nisan sonuna kadar konut tüketicilerinin aylık 25 metreküp gaz tüketimi faturalandırılmadı. Ocak 2019 ile Mayıs 2024 arasındaki toplam artış ise yüzde 358 oldu. Aynı dönem TÜFE artışı yüzde 450 olarak gerçekleşti.

Makine Mühendisleri Odası, “popülist” olarak nitelediği tüm konutlara bedava doğal gaz politikasıyla yoksulluk sınırlarının altında yaşam savaşı veren milyonlarla zenginlerin aynı tutulduğunu, yoksul kesimler için ayrılması gereken kaynakların bu şekilde harcandığını savunuyor. Ayrıca, bu uygulama gerekçe gösterilerek TÜİK’in enerji fiyat artışları sıfırlandığını ve yılın ilk altı ayındaki TÜFE oranları düşük gösterilerek TÜFE endeksli ücret artışı taleplerinin önü kesildiğini hatırlatıyor.

Raporda doğal gaz fiyatları ile yapılan sosyal yardımları değerlendiren Endüstri Mühendisi Oğuz Türkyılmaz, Türkiye’de ortalama ücret haline gelen asgari ücrete yapılan sınırlı artışların yüksek fiyatlar karşısında hızla eridiğine işaret ediyor.

“Art arda gelen zamlar nedeniyle alım gücü hızla kaybolan ücretlerle insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmek de imkânsız” diyen Türkyılmaz, faturasını ödeyemeği için elektriği, gazı ve suyu kesilen konut sayısının yüz binlerle ifade edildiğini, enerji yoksullarına kamusal desteklerin de yetersiz olduğunu vurguluyor.

Bir ailenin aylık asgari elektrik tüketiminin 230 kilovat saat olduğunu belirten Türkyılmaz’ın verdiği bilgiye göre düşük gelirli ailelere yapılan elektrik yardımının üst sınırı ise 150 kilovat saatte kalıyor. Türkyılmaz, “Bu uygulama gözden geçirilmeli, hanede yaşayan kişi sayısından bağımsız olarak, tüm yoksul ailelerin aylık 240 kilovat saate kadar elektrik tüketimlerinin tamamı kamu tarafından karşılanmalı” diyor.

Bir konutun yıllık doğalgaz tüketiminin ise örneğin Ankara’da 1.164 metreküp olduğunu ifade eden Türkyılmaz, Mayıs 2024 satış fiyatı üzerinden bu tüketim için ödenecek miktarın 8 bin 404 lira olduğunu anlatıyor.

Düşük gelirli ailelere yapılacağı açıklanan 1.500-3.500 TL yardımın, yıl içinde hiç yeni zam yapılmasa bile ödenecek gaz bedelinin yalnızca yüzde 17,8 ila yüzde 41,6’sını karşıladığını belirten Türkyılmaz, “Bugün yardıma ihtiyaç duyan bir hanenin doğal gaz için ödeyeceği paranın yalnız bir kısmını karşılayan destek düşük ve yetersiz. Destek tutarı, yıllık gaz ihtiyacı olarak ödenecek gaz bedeline eşitlenmeli ve kapsamı tüm düşük gelirli aileleri kapsayacak şekilde genişletilmeli” ifadelerini kullanıyor.

Raporda ayrıca enerji girdileri ve ürünlerindeki yüksek vergilerin düşürülmesi, elektrik faturalarına eklenen kayıp/kaçak bedeli ve dağıtım şirketlerine ilave kazançlar sağlayan tüm kalemlerin iptal edilmesi, konutların temel ihtiyacı olan elektrik, doğal gaz, su ve iletişimin vergilerden muaf tutulması ve özelleştirme uygulamalarına son verilmesi çağrısı yapılıyor.

Paylaşın