“Türkiye’nin BRICS Üyeliğini Hindistan Engelledi” İddiası

Türkiye’nin BRICS üyeliğinin Hindistan tarafından engellendiği iddia edildi. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden oluşan BRICS birliği ülkeleri, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 45’ini ve küresel ekonominin yüzde 35’ini oluşturuyor. 

Türkiye’nin BRICS’e üye olmak isteğini daha önce dile getiren Ankara, bu konuda resmi bir başvuru yapılıp yapılmadığını açıklamamıştı. Rusya, Türkiye’nin BRICS’e üyelik başvurusunda bulunduğunu duyurmuştu.

Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti  Kazan’da yapılan BRICS Liderler Zirvesi’ne katılan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “BRICS ailesiyle diyaloğumuzu ilerletmeye kararlıyız” demişti.

Almanya merkezli Bild gazetesi Türkiye’nin BRICS üyeliğinin Hindistan tarafından engellendiğini iddia etti.

ABD’li “düşünce” kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda dış politika uzmanı olan Sinan Ülgen, Bild’e yaptığı açıklamada Hindistan’ın Türkiye’nin BRICS’e üye olmasını engellediğini, bunun sebebininse Ankara’nın Pakistan ile iyi ilişkileri olduğunu söyledi. Haberde Hindistan’ın itirazı üzerine oy birliği sağlanamadığı için Türkiye’nin BRICS’e üye kabul edilmediği ifade edildi.

Ancak Sinan Ülgen daha sonra sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Bild’in haberinde nüanslara yer verilmediğini belirterek şunları kaydetti: “BRICS konusunda Bild’e mülakat verdim ama çıkan haber nüanslara yer vermemiş. Hindistan gerçekten de Türkiye’ye mesafeli ama veto etmesine gerek kalmadı. Konu oylanmadı. Hindistan’ın yanısıra birçok ülke daha, hızlı bir genişlemeye karşılar. O konuda daha mutabakat yok.”

Rus haber ajansı Tass, BRICS’in henüz yeni üye kabul etmeye karar vermediğini duyururken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bazı üyelere ortaklık statüsü verileceğini söylediği aktarılmıştı. “BRICSInfo” X hesabında da Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 13 ülkeye ortaklık statüsü verildiği duyurulmuştu.

Erdoğan BRICS Zirvesi kapsamında bugün düzenlenen “Genişletilmiş BRICS+ Oturumu”ndaki konuşmasında “Türkiye olarak karşılıklı saygı ve kazan kazan temelinde yakın münasebetler geliştirdiğimiz BRICS ailesiyle de diyaloğumuzu ilerletmekte kararlıyız” demişti.

Bild’e konuşan Ülgen, BRICS üyeliğine başvuruya dair Erdoğan’ın Türkiye’nin “stratejik özerkliğini” güçlendirmek için Putin’le bir ittifakta yer almak istediğini, AB konusunda hayal kırıklığı yaşadığını ve “siyasi prestij”i de sebepler arasında saymıştı. Erdoğan’ın “Hem NATO hem de BRICS’te aynı anda” olabileceğini göstermek istediğini ve kendisini uluslararası arenada bir “arabulucu” olarak gördüğünü ifade etmişti.

Sonuç bildirgesi

Bu arada zirvenin sonuç bildirgesi yayınlandı. Ukrayna ile ilgili BM ilkelerine uygun hareket edilmesi vurgusu yapılarak, Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmanın diyalog ve diplomasi yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini amaçlayan ilgili arabuluculuk ve iyi niyet misyonu önerilerinin takdirle karşılandığı kaydedildi.

Ortadoğu’daki gelişmelerden duyulan endişeye değinilen bildiride, İsrail’e şu çağrıda bulunuldu: “İsrail’in Lübnan’daki yerleşim bölgelerine düzenlediği saldırılar sonucunda sivillerin hayatını kaybetmesini ve sivil altyapının büyük zarar görmesini kınıyor ve askeri eylemlerin derhal durdurulması çağrısında bulunuyoruz.”

Bildiride Batı yaptırımları da eleştirildi ve “Yasa dışı yaptırımlar da dâhil olmak üzere hukuka aykırı tek taraflı zorlayıcı tedbirlerin dünya ekonomisi, uluslararası ticaret ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması üzerindeki yıkıcı etkisinden derin endişe duyuyoruz” ifadelerine yer verildi.

Sonuç bildirisinde ayrıca, Rus tarafının BRICS bünyesinde bir tahıl (emtia) ticaret platformu (BRICS Tahıl Borsası) kurma ve daha sonra bunu diğer tarım sektörlerini de kapsayacak şekilde geliştirme girişimini memnuniyetle karşılandığı belirtildi.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden oluşan BRICS birliği ülkeleri, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 45’ini ve küresel ekonominin yüzde 35’ini oluşturuyor. Bu ülkeler, dünyadaki ham petrolün üçte birinden fazlasını üretiyor. Suudi Arabistan’ın da gruba katılması halinde BRICS ülkeleri, küresel ham petrolün yaklaşık yüzde 43’ünü üretecek.

Paylaşın

Erdoğan’dan “BRICS” Mesajı: İşbirliğimiz Artacak

Rusya’nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS Zirvesi’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Birçok ülkeyle işbirliği mekanizmalarımız her geçen gün gelişiyor. BRICS ailesiyle de diyaloğumuzu geliştirmeye kararlıyız” dedi.

Erdoğan, ekonomiden güvenliğe, küresel adaletsizlikten iklim değişikliğine; birçok alanda ciddi meydan okumalarla karşı karşıya olduklarını da söyledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rusya’nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS Zirvesi’nde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

“Dün Ankara’da gerçekleştirilen hain terör eylemi nedeniyle taziyelerini ileten tüm dostlarımıza gösterdikleri dayanışma nedeniyle teşekkür ediyorum. Bu alçakça saldırı, Türkiye’nin terörü bertaraf etme azmini ve kararlılığını daha da perçinlemiştir.

Günümüz şartlarındaki sistem kendinden bekleneni veremiyor. Türkiye olarak çok taraflı platformlarda dostlarımızla bir araya gelmeye ve ortak sorunlara çözüm bulmaya önem veriyoruz. BRICS’in daha adil bir küresel sistem düşüncesine eşsiz katkılar sunduğuna inanıyoruz.

Türkiye birçok bölgesel kuruluşun kurucu üyesidir. G20 üyesidir. Birçok ülkeyle işbirliği mekanizmalarımız her geçen gün gelişiyor. BRICS ailesiyle de diyaloğumuzu geliştirmeye kararlıyız.

Orta Doğu’da akan kan durdurulmadıkça gelecek için adaletten, kalkınmadan söz edilemez. İsrail’in saldırgan tutumu her türlü sınırı çoktan aştı. Filistin halkı soykırıma uğramaktadır. 21.yy’da yaşanan bu dramı göz ardı etmek kimseyi sorumluluktan kurtaramaz.

Filistin’i tanımayan ülkeleri bu doğrultuda adım atmaya davet ediyorum. İsrail’e silah desteğinin sürmesi İsrail’i daha da pervasız hale getiriyor. BM nezdinde İsrail’e silah satışının durdurulmasına yönelik bir girişim başlattık. Siz dostlarımızın bu hususta sağlayacağı desteğe güveniyorum.”

Paylaşın

Türkiye’de Çalışan Her Dört Kadından Biri “Cinsel Şiddete” Uğruyor

“İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırmasına göre; Türkiye’de çalışan her dört kadından biri, daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Özyeğin Üniversitesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ortaklığıyla gerçekleşen “İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırması kamuoyuna sunuldu.

İş hayatındaki kadın ve erkeklerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı, cinsel şiddete uğrama oranının kadınlarda erkeklerin yaklaşık 2 katı fazla olduğu ortaya çıktı. Projenin bulguları dün yapılan basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaşıldı.

Geçen nisan ayında başlayan araştırma kapsamında, 39 ilçeden rastgele seçilen 188 mahalleden 3 bin 7 katılımcı ile görüşmeler yapıldı. Yapılan hane halkı anketinde demografik bilgiler, işe adanmışlık ve iş yerinde taciz ve şiddet türlerine yönelik sorular soruldu. Çalışmada soru yönetilen kişiler yarı yarıya kadın ve erkek olacak biçimde belirlendi.

Kadınlar daha çok cinsel şiddete uğrarken erkekler ise ayrımcılığa maruz kaldı. Ekonomik şiddet ise cinsiyet fark etmeksizin en çok maruz kalınan şiddet türü oldu. Çalışma yaşamındaki kişilerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı.

Kamu sektöründe fiziksel şiddet daha fazla görülürken özel sektörde ise cinsel ve ekonomik şiddet oranı daha yüksek oldu. Çalışmada hem algılanan hem de maruz kalınan şiddet ölçüldü.

Cumhuriyet’ten İrem Karataş’ın haberine göre; Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı ve Proje yürütücüsü Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Araştırmada daha az eğitimli olmanın daha fazla şiddete maruz kalmaya sebep olduğu belirtildi. Çalışmanın ortaya koyduğu ilginç bulgulardan biri ise katılımcıların genellikle din, milliyet veya etnik köken sebebiyle ayrımcılığa uğradıklarını belirtmesi oldu. Cinsiyet ise ayrımcılığa uğrama sebepleri arasında çok düşük oranda yer aldı.

Sümer, bu bulgunun cinsiyet eşitsizliğinin normalleşmesine işaret edebileceğini belirtti. Bulgulara göre şiddet faillerinin çoğu erkek. Kadınlar genelde psikolojik şiddet uygularken, erkekler daha çok fiziksel ve cinsel şiddet uyguluyor. Cinsel şiddette faillerin yarıya yakını birinci derecede amir olanlar. Yine cinsel şiddette faillerin yüzde 60’ı evli.

Cinsel şiddete uğrama oranı ise, kadınlarda erkeklerin yaklaşık iki katı. Çalışmada soru yöneltilen her dört kadından biri daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Paylaşın

Halkın Yüzde 67’si Demokrasinin İşleme Şeklinden “Memnun” Değil

Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına katılan katılımcıların yüzde 67’si demokrasinin işleme şeklinden memnun olmadığını belirtti. “Memnunum” diyenlerin oranı ise yüzde 33.

Araştırmaya katılanların yüzde 55’i Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili olumsuz, yüzde 43’ü de olumlu görüşe sahip. Olumlu görüşte bu oran, 2017 yılına kıyasla 32 puanlık bir düşüşe işaret ediyor.

Merkezi Washington’da bulunan Pew Araştırma Merkezi, Türkiye kamuoyunun mevcut iktidara, devlet kurumlarına, uluslararası siyasi liderlere ve demokrasinin işleyişine bakışını araştırdı.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; Araştırma, 29 Ocak ile 11 Mart arasında 1049 kişiyle yapılan yüz yüze görüşmelere dayanıyor.

Mevcut iktidara bakış: Ankete katılan yetişkinlerin yüzde 55’i Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili olumsuz, yüzde 43’ü de olumlu görüşe sahip. Olumlu görüşte bu oran, 2017 yılına kıyasla 32 puanlık bir düşüşe işaret ediyor.

Ankete göre, 18 ile 34 yaş arası yetişkinler, 50 yaş ve üstüne kıyasla mevcut iktidara daha olumsuz bakıyor. Araştırmaya göre Erdoğan’la ilgili olumlu görüşe sahip olan yetişkinler genel olarak,

Hükümete daha çok güveniyor,
Türkiye’de demokrasinin durumundan daha memnun,
Güçlü bir lidere dayanan hükümet şekline daha çok destek veriyor,
Ordu, dini liderler ya da mahkemelerin ülke üzerinde iyi bir etkiye sahip olduğunu düşünmeye daha çok eğilimli,
Çin ve Rusya’ya daha olumlu bakıyor.
Araştırmaya katılan 10 Türk’ten 6’sı yani yüzde 61’i, hükümetin gelecekte yaşanabilecek doğal afetlere hazırlanmak üzere gerekli önlemleri alacağından emin olmadığını söylüyor.

Demokrasiye bakış: Türkiye’de yapılan ankete katılanların yüzde 67’si demokrasinin işleme şeklinden memnun değil. “Memnunum” diyenlerin oranı ise yüzde 33.

Araştırmaya göre Türkler’in çoğunluğu, demokratik yönetim şeklini askeri yönetim ya da güçlü lider yönetimine de tercih ediyor.

On yetişkinden sekizi temsili demokrasinin ülkeyi yönetmek için iyi bir yöntem olduğunu söylerken, yüzde 34’ü güçlü bir liderin yönetiminin iyi bir yönetim biçimi olduğu görüşünde.

Diğer ülkelere bakış: Türkiye’de kamuoyu, dış ilişkilerde diğer ülkelere ilişkin genel olarak olumsuz görüşe sahip. Ankete katılanlar arasında ABD’ye olumsuz bakanların oranı yüzde 80. Bu oran Çin için yüzde 66, Rusya içinse yüzde 65.

Dünya liderlerine güven: Araştırmaya göre kamuoyunun uluslararası siyasi liderlere de güveni düşük.

Ankete katılanların yüzde 87’si ABD Başkanı Joe Biden’a, yüzde 86’sı da gelecek ay yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı olan eski Başkan Donald Trump’a güvenmediğini belirtiyor.

Araştırma bahar aylarında yapıldığı için anket kapsamında, Biden’ın çekilmesinden sonra Demokrat Parti’nin başkan adayı olan Kamala Harris ile ilgili bir soru yöneltilmedi.

AB üyeliğine destek: Peki araştırmaya göre Türkiye’de kamuoyunda Avrupa Birliği üyeliğine destek ne durumda?

Yetişkinlerin yüzde 56’sı Türkiye’nin AB üyesi olmasına destek veriyor, yüzde 36’sı ise karşı çıkıyor. 2017’deki araştırmada Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanların oranı yüzde 51’di.

NATO’ya bakış: Araştırmaya göre Türkiye’de kamuoyunun NATO’ya karşı duruşu Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana değişti. 2011 ile 2019 yılları arasında Türkler’in ancak dörtte biri savunma ittifakı konusunda olumlu görüşe sahipken, bu oran bugün yüzde 42.

Paylaşın

Türkiye Ekonomisi İçin “En Zorlu Dönem Henüz Başlamadı” Yorumu

Türkiye’nin ekonomik istikrar sürecinde asıl zor dönemin henüz başlamadığını belirten Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, faizlerin artırılması ve parasal politikada güven sağlanmasının ardından, mali politikalarda sıkılaşmanın beklendiğini söyledi.

“Asıl hedef, ihtiyaç daha doğrusu enflasyonu düşürmek, beklentiyi düşürmek. Bu mali politikayla yapılacak bir şey. Daha bunu görmedik, işin zor kısmı başlamadı” diyen David Lubin, enflasyonun düşürülmesi için mali adımların atılması gerektiğini, aksi halde başarılı bir sonucun elde edilemeyeceğini ifade etti.

Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, CNBC-e canlı yayınında Berfu Güven’in sorularını yanıtladı. Lubin’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’de ekonomik istikrar programında yeni bir aşamaya geçiyoruz. Şu ana kadar kolay işlerin çoğu tamamlandı. Faizlerin yüzde 50’ye kadar çıkmasına izin verildi. Parasal politikaya güven artık ortaya kondu. Mali politikaya olan güveni hala bekliyoruz. 2025’te mali politikanın kısıtlanması konusunda beklentimiz var. Asıl hedef, ihtiyaç daha doğrusu enflasyonu düşürmek, beklentiyi düşürmek. Bu mali politikayla yapılacak bir şey. Daha bunu görmedik, işin zor kısmı başlamadı.

OVP’de bir çelişki var. Bütçe açığını yüzde 2’ye düşürmeyi vadediyor ancak GSYH’nin yükselişi yüzde 4’e çıkacak diyor. Bu ikisine bakınca daha zor şekilde birlikte olabileceklerini düşünüyorum. Doğal beklentimiz büyümenin yavaşlayacağı yönünde.

Hükümet yavaşlamak için ortam hazırlasa daha güvenilir olurdu. Hem piyasa hem de ekonomi bir mali sıkılaşma görmesi gerekiyor. Enflasyonu düşürmenin iki yolu var, birincisi derin bütçe kısıtlamalarına gitmek bu geliri artışını düşürecektir. Bu acı reçete. Kolay yol ise döviz kuruna güvenmektir.

Türkiye’nin de yaptığı bir açıdan bu. Liranın değer kaybetmesi bir çıpa sağladı ihracat ve ithalat fiyatlarında. Yüzde 28 civarında mal enflasyonu ancak hizmet enflasyonu çok daha yüksek. Faiz oranları sadece mallar üzerinde etkili oluyor. Hizmet enflasyonu ve enflasyon beklentilerini düşürmek için anlamlı bir ekonomik yavaşlama gerekli maalesef.

Sorun şu, Türkiye ABD değil. ABD yapabiliyor çünkü on yıllar boyunca enflasyon istikrarına sahip. Enflasyonu düşürmek Türkiye gibi bir ülkede daha zor. Türkiye çok rekabetçi bir ülke, coğrafi avantajı var. Eğer ki yetkililer parasal ve mali politika gereken kadar kısıtlayıcı tutulursa enflasyon kanseri beklentileri yavaşlayacaktır. Türkiye Fed’in faiz indirimlerinden faydalanacak.

Biz henüz mali politikada kısıtlama görmediğimiz için tüm yük Merkez Bankası’nın üzerinde. Enflasyona karşı savaş Merkez Bankası tarafından gerçekleştiriliyor. Merkez Bankası ve Hazine arasında paylaşılsa çok daha doğru olur. Mali yetkililer ve parasal yetkililer sorumluluk almalı ve enflasyon beklentilerini yenmeli. OVP’ye bakınca en azından bir taahhüt var Hazine tarafından. Bunu görmemiz gerekiyor. O yüzden yeni bir aşamaya giriyoruz. Yatırımcıların mali politikalardaki gerçekliği görmesi gerekiyor.

Bütçe açığı düşmeli. Türkiye’nin büyük bir kamusal borç derdi yok. İstenmeyen sonuçlardan kaçmanın bir yöntemi yok. Gelir artırımlarında kısıtlamaya gidilmesi gerekiyor. Mali politikalarla olmazsa artan enflasyona neden olacak. Yabancı yatırımcı için en anahtar gösterge düşük ve istikrarlı enflasyon. Türkiye’ye yardım edebilecek ve doğrudan yabancı yatırımı çekebilecek şey şu.

Türk ekonomik politikasının en görünür olduğu dönemden geçiyoruz. Bölgede, Körfez’de çok miktarda para var ve ev bulmak istiyor. Türk hükümetinin bu parayı çekmek için iradesi var. Ancak finansal istikrarın bir delilini göremiyorlar. Enflasyonu düşürmek için gerekli olan patika ekonomik acıya yol açacak. Doğrudan yabancı yatırımı çekerse bu acıyı minimize edebilir.

Türkiye’de çok güçlü bir şirket piyasası var. Türk altyapısı çok güçlü. Türkiye’nin kolay şekilde büyük yatırım çekebileceğine inanıyorum. Makroekonomik istikrarın kanıtını ortaya koyarlarsa çok hızlı şekilde yatırım çekebilir. Sermaye sahipleri enflasyonun güvenilir şekilde düşmesini bekliyor.

Merkez Bankası’nın rezerv topladığını gördük, olumlu görünüm var. Risk primi iyi durumda. Piyasa aslında Türkiye’ye ödülünü verdi şu ana kadar. Bu bizim daha çok çaba görmemiz gerekmediği anlamına gelmez.

Türkiye hikayesi hala cazip. Türkiye her zaman çekiciliğe sahip oldu. Çünkü çok iyi coğrafyası var, harika bir özel sektörü var. Geçmiş yıllarda eksik olan şey şuydu, makroekonomik bir çekiciliği olması gerekiyor. Güçlü, enlasyonla savaşa karşı güven verici bir görünüm sağlaması gerekiyor. Mali politika gevşek olduğu sürece parasal politika kısıtlayıcı olmalı. Bu yüzden faiz indirimi için gelecek yıl diyorum.

Avrupa’daki büyüme güçlü olsaydı, ABD’de yavaşlama olmasaydı Türkiye için her şey çok kolay olurdu. Dış faktörler çok da dostane değil. Türkiye yavaşlama güçlendiği zaman mali politikadaki kısıtlama olumlu resim ortaya koymuyor. Ortada kolay bir çözüm yok. Türkiye’nin yapması gereken şey devalüasyon, ihracat çıksın.. Gerçeklik bu değil. Lira yüzde 20 değer kaybetse bile enflasyon sorunu ortada olacak. Bu bir çözüm değil.

Her gelişmekte olan ülkede finansal istikrarın en önemli göstergesi döviz rezervidir. Döviz toplamak soğuk havada kalın giyinmek gibi. Küresel volatiliteye karşı güvende olsun.”

Paylaşın

Emeklilik Sistemi: Türkiye, Dünya Genelinde Son Sıralarda

Türkiye, emeklilik sistemi sıralamasında en düşük kategorideki ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkelerdeki emeklilik sistemi “Bazı arzu edilen özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli zayıflıkları ve/veya eksiklikleri olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, etkinliği ve sürdürülebilirliği şüpheli” olarak tanımlandı.

Mercer CFA Enstitüsü Küresel Emeklilik Endeksi’ne göre Hollanda en iyi emeklilik sistemine sahip ülke oldu. Hollanda’yı İzlanda ve Danimarka izledi. Bu ülkeler A notunu aldı. Türkiye herhangi bir ülkenin yer aldığı en düşük not grubu olan kategoride yer aldı.

Türkiye’nin emeklilik sistemi Güney Afrika, Arjantin, Filipinler ve Hindistan ile birlikte dünyanın en zayıf emeklilik sistemleri arasında yer aldı. İşte endekse göre emeklilik sistemlerinin sıralaması…

Hollanda: (84,8) Hollanda endeks sıralamasında 84,8 puanla ilk sırada yer aldı. Ülkenin emeklilik sistemi ‘A’ notunu aldı. ‘A’ notunu alan ülkelerin emeklilik sistemi pozitif faydalar sağlayan, sürdürülebilir ve yüksek düzeyde bütünlüğe sahip birinci sınıf ve sağlam bir emeklilik gelir sistemi olarak tanımlanıyor.

Danimarka: (81,6) Danimarka da ‘A’ kategorisindeki ülkeler arasında yer aldı.
Singapur: (78,7) Sıralamada ‘B+’ kategorisi en iyi ikinci kategori oldu. Bu kategorideki ülkelerden biri de Singapur oldu. Bu kategorideki ülkelerin emeklilik sistemi ‘B’ kategorisindeki ülkelerle birlikte, “Sağlam bir yapıya sahip, birçok iyi özelliği olan ancak A sınıfı bir sistemden ayıran bazı iyileştirme alanlarına sahip bir sistem” olarak tanımlandı.

Norveç: 75,2
İngiltere: 71,6
İsviçre: 71,5
Meksika: 68,5
Fransa: 68
Almanya: 67,3

Birleşik Arap Emirlikleri: (64,8) Sıralamada ‘C+’ ve ‘C’ kategorisindeki ülkelerin sistemi şöyle tanımlandı: Bazı iyi özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli riskleri ve/veya eksiklikleri de olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmazsa, etkinliği ve/veya uzun vadeli sürdürülebilirliği sorgulanabilir
ABD: 60,4
Çin: 56,5
İtalya: 55,4
Japonya: 54,9

Türkiye: (48,3) Türkiye endeks sıralamasında en düşük kategorideki ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkelerdeki emeklilik sistemi “Bazı arzu edilen özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli zayıflıkları ve/veya eksiklikleri olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, etkinliği ve sürdürülebilirliği şüpheli” olarak tanımlandı.
Arjantin: 45,5
Hindistan: 44

(Kaynak: BloombergHT)

Paylaşın

UEFA Uluslar Ligi: A Milli Erkek Futbol Takımı İzlanda’dan Kazanarak Döndü

UEFA Uluslar B Ligi 4. Grup dördüncü maçında İzlanda ile A Milli Erkek Futbol Takımı, Laugardalsvöllur Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. A Milli Erkek Futbol Takımı, sahadan 4 – 2 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / A Milli Erkek Futbol Takımı’nın gollerini 62. dakikada İrfan Can Kahveci, 67. dakikada Hakan Çalhanoğlu, 88. dakikada Arda Güler ve 90+5. dakikada Kerem Aktürkoğlu, İzlanda’nın gollerini ise 3. dakikada Orri Oskarson ve 83. dakikada Andri Gudjhonsen kaydetti.

A Milli Erkek Futbol Takımı, grupta üst üste 3. galibiyetini alarak puanını 10’a yükseltti. İzlanda 4 puanda 3. sırada kaldı.

Goller

3. dakikada Anderson’un savunma arkasına gönderdiği topa hareketlenen Oskarsson, uzun süre topu sürüp ceza sahasına girdi, altıpas önünde sağ çaprazda şutunda meşin yuvarlağı kaleci Uğurcan’ın üzerinden ağlara gönderdi: 1-0.

62. dakikada Kenan’ın pasında topla buluşan İrfan Can Kahveci, ceza yayı önüne kadar topu sürerken yaptığı vuruşta topu ağlara gönderdi: 1-1.

66. dakikada sol kanattan kullanılan kornerde Merih’in kafa vuruşunda, meşin yuvarlak Gudjohnsen’in eline çarptı. Hakem, VAR’dan gelen uyarı sonrasında penaltı kararını verdi. 67. dakikada penaltıyı kullanan Hakan, topu ve kaleciyi ayrı köşelere gönderdi: 1-2.

83. dakikada Fridriksson’un sağ kanattan ortasında Gudjohnsen, kale önünde kafayla topu ağlara gönderdi: 2-2

88. dakikada Kerem Aktürkoğlu’nun kaleciye yaptığı pres sonrasında kayarak yaptığı müdahale ile top ceza sahası içinde boşta kaldı. Arda Güler yakın mesafeden yaptığı vuruşla fileleri havalandırdı: 2-3.

90+5. dakikada savunmanın uzaklaştırdığı topu ceza yayı solunda kontrol eden Kerem Aktürkoğlu’nun uzak direğe yaptığı vuruşta top ağlara gitti. 2-4

Stat: Laugardalsvöllur

Hakemler: Damian Sylwestrzak, Pawel Sokolnicki, Bartosz Kaszynski

İzlanda: Rafn Valdimarsson, Valgeir Fridriksson, Daniel Gretarsson, Sverrir Ingason, Logi Tomasson, Mikael Anderson (Isak Johannesson dk. 68), Arnor Traustason, Johann Gudmundsson, Mikael Egill Ellertsson, Andri Gudjohnsen, Orri Oskarsson

Türkiye: Uğurcan Çakır, Zeki Çelik, Melih Demiral, Abdülkerim Bardakcı, Ferdi Kadıoğlu (Eren Elmalı dk. 78), Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü (Okay Yokuşlu dk. 89), İrfan Can Kahveci (Yunus Akgün dk. 78), Arda Güler (Samet Akaydin dk. 89), Kerem Aktürkoğlu, Kenan Yıldız (Bertuğ Yıldırım dk. 90)

Goller: Oskarsson (dk. 3), Gudjohnsen (dk. 83) (İzlanda), İrfan Can Kahveci (dk. 62), Hakan Çalhanoğlu (dk. 67 pen.), Arda Güler (dk. 88), Kerem Aktürkoğlu (dk. 90+5) (Türkiye)

Paylaşın

“Borç Krizi” Kapıda

4 ekim ile biten haftada bireysel kredi ve kredi kartı borçları 13,4 milyar lira artarak 3 trilyon 575 milyar liraya ulaştı. Söz konusu haftada bireysel kredilerinin bakiyesi 8,1 milyar lira artarak 1 trilyon 901 milyar liraya çıktı.

Kredi kartı borç bakiyesi ise 5,3 milyar lira artarak 1 trilyon 674 milyar liraya yükseldi. Tüketicilerin bankalara olan borçları 2023 yılı sonuna göre 846 milyar lira tutarında yaklaşık olarak yüzde 31,1 oranında arttı.

Bu dönemde bireysel kredilerin bakiyesi 344 milyar lira, kredi kartı borç bakiyesi ise 504 milyar lira artış kaydetti. Yılbaşından bu yana batık kredi kartı borçlarında yüzde 191,8, batık bireysel kredi borçlarında ise yüzde 57,7 oranında artış oldu.

BirGün’de yer alan habere göre; Bankalardaki mevduat, 27 Eylül-4 Ekim haftasında, 334 milyar lira azalarak 17,61 trilyon liraya gerilerken kredi hacmi de 28 milyar lira genişleyerek 14,95 trilyon liraya yükseldi. Mevduatın krediye dönüşüm oranı da yüzde 83,2’den yüzde 84,9’a çıktı.

Mevduat yılbaşından bu yana yüzde 18,6 oranında artarken kredi stokundaki büyüme yüzde 28,6 oldu. Faiz oranlarında yaşanan yüksek seyir ve yüksek enflasyon, geliri yeterince artmayan toplumun geniş kesimlerinin borçlarını geri ödemelerini zorlaştırıyor. Yurttaşlar giderek yeni bir borç krizine giriyor.

Yurttaşların bireysel kredi ve kredi kartı borçları ise 27 Eylül – 4 Ekim haftasında 13,4 milyar lira artarak 3 trilyon 575 milyar liraya ulaştı. Söz konusu haftada bireysel kredilerinin bakiyesi 8,1 milyar lira artarak 1 trilyon 901 milyar liraya, kredi kartı borç bakiyesi ise 5,3 milyar lira artarak 1 trilyon 674 milyar liraya çıktı. Tüketicilerin bankalara olan borçları 2023 yılı sonuna göre 846 milyar lira tutarında yaklaşık olarak yüzde 31,1 oranında arttı.

Bu dönemde bireysel kredilerin bakiyesi 344 milyar lira, kredi kartı borç bakiyesi ise 504 milyar lira artış kaydetti. Yılbaşından bu yana batık kredi kartı borçlarında yüzde 191,8, batık bireysel kredi borçlarında ise yüzde 57,7 oranında artış oldu.

Artan borçlara paralel olarak bankalara olan borcunu zamanında ödeyemeyen ve bu nedenle icra takibine alınan vatandaşların sayısı da hızla artıyor. Risk Merkezi’nin verilerine göre bu yıl Ocak-Ağustos döneminde 736 bin 513 bin kişi bireysel kredi borcunu, 899 bin 47 kişi de kredi kartı borcunu zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alındı.

Hem kredi kartı hem de tüketici kredisi borcu için takibe alınanlar tek kişi sayıldığında toplam 1 milyon 213 bin 55 kişi bankalara olan borcunu zamanında ödeyemediği için takibe alındı. Bu arada önceki yıllarda bankalar ve diğer finans kuruluşları tarafından icra takibine alınan, ancak borcu hala devam eden yurttaş sayısı da ağustos ayı sonunda 3 milyon 847 bine ulaştı.

Paylaşın

“Aşırı Yoksul” Hane Sayısı 4 Milyona Yaklaştı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre; 2024 yılı itibarıyla 3 milyon 876 bin 933 hane, aşırı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bakanlık verileri, farklı yardım kalemlerinde destek alan hane sayısının da yüksek seviyelerde olduğunu ortaya koydu.

Verilere göre; 2023 yılı sonunda ailelerinin yanında en temel ihtiyaçları bile karşılanamayan ve ailelerinden alınma riskiyle karşı karşıya olan çocuk sayısı da 164 bin 995’e ulaştı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın sunumuyla yayımlanan yeni sosyal hizmet kitapçığı, Türkiye’deki yoksulluk ve sosyal yardımlara dair çarpıcı verileri gözler önüne serdi. Kitapçıkta, aile ve toplum hizmetleri kapsamında çocuklara, kadınlara ve engellilere yönelik yardımların detayları geniş bir şekilde paylaşıldı. Veriler, hem yoksullukla mücadeledeki mevcut durumu hem de bakım ihtiyacındaki çocukların sayısındaki dramatik artışı ortaya koyuyor.

Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) kapsamında ailelerin bakımını üstlenemediği çocukların sayısı, kitapçığın en dikkat çeken bölümlerinden biri oldu. Ailelerinin yanında en temel ihtiyaçları bile karşılanamayan ve ailelerinden alınma riskiyle karşı karşıya olan çocukların sayısı 2023 yılı sonunda 164 bin 995’e ulaştı. Bu rakam, Türkiye’deki yoksulluğun ulaştığı boyutları gözler önüne serdi. Yıllara göre artış eğilimi gösteren bu sayılar, 2012’de 37 bin 295 iken 2020’de 129 bin 422’ye, 2022’de ise 157 bin 248’e kadar yükselmişti.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; ailesinin yanında bakımı mümkün olmayan çocuklar için kurulan yatılı sosyal hizmet birimlerinde kalan çocukların sayısının 2023 yılı sonunda 14 bin 435’e ulaştığı kaydedildi. Bu çocuklar, “aile odaklı hizmetlerden yararlandırılana kadar” geçici süreyle yatılı birimlerde tutuluyor. Her geçen yıl artan bu sayı, sosyal destek sisteminin yetersizliğine dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor.

Kitapçıkta yer alan bir diğer önemli veri ise koruyucu aile sistemine ilişkin oldu. Aile yanına kalıcı olarak yerleştirilemeyen veya kısa sürede öz ailesine döndürülmesi mümkün olmayan çocukların sayısı son yıllarda hızla arttı. 2012 yılında koruyucu aile yanındaki çocuk sayısı sadece 1492 iken, 2023 yılı sonu itibarıyla bu sayı 9 bin 806’ya yükseldi. Yıllar içinde düzenli bir artış gösteren sistemde, 2018’de 6465, 2020’de 7869 ve 2022’de 9011 çocuk koruyucu ailelerin yanına yerleştirilmişti.

Kitapçıkta dikkat çeken bir diğer nokta, şiddetle mücadelede kritik öneme sahip olan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’nin (ŞÖNİM) sayısının yetersizliği oldu. 2018 yılında 81 olan ŞÖNİM sayısı, 2023 yılı sonunda yalnızca 82’ye çıkarıldı. Aynı şekilde, kadın konukevlerinin sayısında da yeterli artış sağlanamadı. 2018 yılında 110 olan kadın konukevi sayısı, beş yıllık dönemde yalnızca 112’ye yükseldi.

Kitapçık, Türkiye’deki yoksulluğun ulaştığı boyutları da rakamlarla ortaya koydu. 2024 yılı itibarıyla 3 milyon 876 bin 933 hane, aşırı yoksulluk sınırının altında kalıyor ve Aile Destek Programı kapsamına alındı.

Bakanlık verileri, farklı yardım kalemlerinde destek alan hane sayısının da yüksek seviyelerde olduğunu ortaya koydu:

Yakacak yardımı: 1 milyon 895 bin 622 hane
Doğalgaz tüketim desteği: 162 bin 666 hane
Elektrik tüketim desteği: 4 milyon 378 bin 839 hane
Şartlı sağlık yardımı: 1 milyon 66 bin 956 öğrenci
Şartlı eğitim yardımı: 1 milyon 966 bin 429 öğrenci

Paylaşın

UEFA Uluslar Ligi: Türkiye Liderliğini Sürdürdü

UEFA Uluslar B Ligi 4. Grup üçüncü maçında A Milli Erkek Futbol Takımı ile Karadağ, Samsun Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. A Milli Erkek Futbol Takımı, sahadan 1 – 0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / A Milli Erkek Futbol Takımı’na galibiyeti getiren golü 69. dakikada İrfan Can Kahveci kaydetti.

A Milli Erkek Futbol Takımı, grupta oynadığı ilk maçta deplasmanda Galler ile 0-0 berabere kalırken, İzmir’de İzlanda’yı 3-1 mağlup etti.

Karadağ ise ilk maçında deplasmanda İzlanda’ya 2-0, sahasında da Galler’e 2-1 mağlup oldu. Grupta puanı bulunmayan Karadağ son sırada yer aldı.

69. dakikada Kenan’ın sol çaprazdan vurduğu şutu direkten dönerken, dönen topu İrfan Can’ın ağlara gönderdi.

Stat: Samsun

Hakemler: Daniele Chiffi, Alessio Berti, Luigi Rossi

Türkiye: Uğurcan Çakır, Mert Müldür (Zeki dk. 62), Merih Demiral, Abdülkerim Bardakcı, Ferdi Kadıoğlu, Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü, Yunus Akgün (İrfan Can dk. 62), Arda Güler (Kaan dk. 83), Kerem Aktürkoğlu (Kenan Yıldız dk. 69), Barış Alper Yılmaz (Bertuğ Yıldırım dk. 46)

Karadağ: Igor Nikic, Adam Marusic, Igor Vujacic, Nikola Sipcic, Andrija Vukcevic, Driton Camaj (Osmanjic dk. 61), Marko Bakic (M. Vukotic dk. 90), Edvin Kuc (Jankovic dk. 61), Vlademir Jovovic (Brnovic dk. 76), Stevan Jovetic (Mugosa dk. 76), Nikola Krstovic

Gol: İrfan Can (dk. 69) (Türkiye)

Paylaşın