4,5 Milyon Hane Temel İhtiyaçlarını Karşılamakta Zorlanıyor

Yüksek enflasyon nedeniyle alım gücünün her geçen gün biraz daha gerilediği Türkiye’de yaklaşık 4,5 milyon hanenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı ortaya çıktı.

Düzenli olarak sosyal yardım alan hane sayısı 2013 yılında 2 milyon 266 bin 500 olurken, 2023 yılında bu sayı yüzde 96 artışla neredeyse ikiye katlayarak 4 milyon 444 bin 73 haneye çıkmış durumda.

Türkiye’de yoksulluk ve sosyal yardım arasındaki çelişkili tablo, TÜİK ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verileriyle bir kez daha ortaya çıktı. Asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, IMF’nin sosyal yardımlara dikkat çekmesi ve TÜİK’in yoksulluk verileri, ülkedeki sosyal eşitsizlikleri gözler önüne seriyor.

TÜİK verilerine göre, maddi ve sosyal yoksunluk oranları azalsa da, sürekli yoksulluk oranında önemli bir iyileşme görülmüyor. Bu durum, yoksulluğun kuşaklar arasında aktarıldığını gösteriyor. Ailesi yoksul olan bireylerin, yetişkinlikte de yoksulluk riskini daha yüksek taşıdığı belirtiliyor.

Maddi ve sosyal yoksunluk, hanelerdeki otomobil sahipliği, beklenmedik harcamaları yapabilme, bir haftalık tatil masrafını karşılama, kira, konut kredisi ya da iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme, evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme gibi veriler üzerinden incelenirken, bu oran 2022 yılında yüzde 16,6 olurken, 2023 yılında yüzde 14,4 olarak tahmin edilmişti.

Sürekli yoksulluk ise eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ına göre son yılda ve aynı zamanda önceki üç yıldan en az ikisinde de yoksul olan fertleri kapsarken, 2023 yılında 2022 yılına göre 1 puan azalırken, 10 yıl önceki değerini koruyor.

Ekonomim’in haberine göre, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine bakıldığında, sosyal yardımlardan faydalanan ailelerin sayısının arttığı görülüyor. Düzenli olarak sosyal yardım alan hane sayısı 2013 yılında 2 milyon 266 bin 500 olurken, 2023 yılında bu sayı yüzde 96 artışla neredeyse ikiye katlayarak 4 milyon 444 bin 73 haneye çıkmış durumda.

Sosyal yardım alan aileler ve enflasyonla birlikte artan harcamalar da GSYİH içinde sosyal yardımların payını da artırıyor. Özellikle pandeminin ardından 2021 yılında tavan yapan yardım oranı 2023’te yeniden yükseliyor.

Düzenli sosyal yardım alan hanelere yönelik harcamalardaki artış ise enflasyonu da ortaya koyuyor. 2013 yılında düzenli sosyal yardım harcaması 7,950 milyar TL olurken, 2023 yılında yüzde 1384 oranında artışla 156,981 milyar TL oluyor. Hane başına düşen harcama oranı ise bu verilerden yol çıkarak hanelerdeki artışla harcama artışını gerisinde kalarak yüzde 657 oranında artış gösteriyor.

2024 yılında ise düzenli yardım alan hane sayısında yılbaşına göre azalış görülürken, aktarılan tutar ise artmaya devam ediyor. TÜİK’in Dezavantajların Kuşaklararası Aktarımı 2023 yılı düzeltilmiş verilerine göre, 14 yaşındayken ailesinin gelir düzeyinin, bireylerin yetişkinliğindeki gelir düzeyini de etkilediği biliniyor.

Ailesinin gelir düzeyi en yüksek olan gruptaki kişilerin yüzde 66’sı gelir düzeyi yüksek kesimde yer alırken, ailesinin gelir düzeyi en düşük grupta olan kişilerin yüzde 45,4’ü de gelir düzeyi en düşük iki grupta yer alıyor. Sosyal yardım alan ailelerde çocukların da daha iyi eğitime ve beslenmeye ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor.

Paylaşın

Faturalarını Ödemekte Zorluk Çekenlerin Oranı Yüzde 43

Türkiye’de elektrik ve doğal gaz faturalarını ödemekte zorluk çekenlerin oranı yüzde 42,8. Türkiye’de enerji hizmetleri fatura ödemelerinde gecikmeler yaşayan hanelerin oranı ise yüzde 24,5.

Endüstri Mühendisi Oğuz Türkyılmaz, faturasını ödeyemediği için elektriği, gazı ve suyu kesilen konut sayısının yüz binlerle ifade edildiğini, enerji yoksullarına kamusal desteklerin de yetersiz olduğunu vurguluyor.

Türkiye’de özelleştirmeler ve dışa bağımlılığın etkisiyle fiyatlar yükselirken enerji yoksulluğu artıyor. Rakamlar enerji yoksulluğunun daha da artacağını gösteriyor. TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın Türkiye’nin Enerji Görünümü 2024 Raporu Türkiye’de enerji yoksulluğunun vardığı boyutları ortaya koydu.

Raporun Prof. Dr Seyhan Erdoğdu imzalı “Türkiye’de Enerji Yoksulluğu 2023” bölümüne göre 2021 yılında Türkiye’de evini yeterince sıcak tutamayan hanelerin oranı yüzde 20,5 ile AB ortalamasının üç katına yakın.

Aynı yıl Türkiye’de enerji hizmetleri fatura ödemelerinde gecikmeler yaşayan hanelerin oranı ise yüzde 24,5 ile AB ortalamasının 3,8 katını buluyor. Göreli yoksulların yarıya yakını (yüzde 44,5) kışın yeterince ısınmayan evlerde yaşarken yüzde 42,8′ i de elektrik ve doğal gaz faturalarını ödemekte zorluk çekiyor. Bu oran AB ülkelerinde ortalama yüzde 16.

Rapora göre enerji yoksulluğuna ilişkin karşılaştırmalı veriler AB ülkelerine kıyasla Türkiye’deki enerji yoksulluğunun ne kadar yaygın ve derin olduğunu gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri de Türkiye’deki enerji yoksulluğunu teyit ediyor.

TÜİK’in kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ını baz alarak belirlediği yıllık 35 bin 24 liralık yoksulluk sınırına göre yoksul sayısı önceki yıla göre 188 bin artarak 18 milyon 219 bine çıkarken, bu kişilerin yüzde 42,2’si evinin ısınma ihtiyacını ekonomik olarak karşılayamıyor.

Türkiye genelinde evinin ısınma ihtiyacını karşılayamayan hanelerin oranı ise yüzde 19,5. Öte yandan TÜİK’in yoksul sayısında baz aldığı gelir düzeyleri aylık yaşam maliyetlerinin oldukça altında.

Enerji yoksulluğu, sahip olunan gelir düzeyi ile enerji hizmetlerinin ve ürünlerinin, ısıtma, soğutma, aydınlatma, yemek pişirme, ev aletlerini ve bilgi teknolojisini kullanma gibi temel sosyal ve maddi ihtiyaçlar için gerekli olan düzeyde ve kalitede satın alınamamasını ifade ediyor.

Türkiye 2021 yılını yüzde 36’lık bir yıllık enflasyonla kapatmıştı. Enflasyon şimdi ise bunun iki katı düzeyinde. Enerji fiyatlarındaki yıllık artış haziran itibarıyla yüzde 30,41’e ulaşırken fiyatlardaki artış tüketici enflasyonuna (TÜFE) da yansıyor.

Haziranda yıllık TÜFE yüzde 72 civarında gerçekleşirken elektrik ve doğal gaz fiyatlarını da içeren konut grubunda yıllık artış yüzde 94,72 oldu. Buna karşın asgari ücrete yıl başından bu yana zam yapılmadı. Memur ve emekliye yapılan zam da enflasyonun altında kaldı.

Fiyat artışları karşısında reel gelirler erirken hükümet enerji yoksulluğuna karşı çözümü ise sosyal yardımlarda arıyor. Makine Mühendisleri Odası’nın raporunda, Avrupa Birliği’nin oluşturduğu stratejiye değinilerek enerjiye erişimin temel bir insan hakkı olduğunun dünyada giderek daha fazla kabul görmeye başladığına işaret ediliyor. Rapora göre Türkiye ise bu konuya stratejik bir yaklaşımdan uzak.

“Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ya da makam onayı ile uygulamaya sokulan enerji yardımları, kamuoyuna bir insan hakkı ya da sosyal hak olarak değil Cumhurbaşkanının şahsi kararı ile verilen yardımlar gibi sunuluyor” denilen raporda enerji yardımlarına ilişkin ayrıntılı verilerin açıklanmadığına, yardımların özellikle genel ve yerel seçimler öncesi geniş emekçi kesimlerin geçim krizine karşı artan tepkilerini önlemek için gündeme alındığına işaret ediliyor.

Rapora göre elektrik yardımı yapılan yoksul hane sayısı yıldan yıla artarken bu artış seçim yılı olan 2023’te yüzde 61 ile en yüksek seviyesine çıktı. Geçen yıl yaklaşık 4 milyon 379 bin haneye elektrik yardımı yapıldı. Yardım yapılan bu hanelerde yaşayanların sayısı toplamda 13 milyon 750 bini buluyor. Veriler yoksulların yüzde 75’ine elektrik yardımının ulaştığını gösteriyor.

Yoksul hanelere elektrik yardımı 31 Mart 2019 seçimlerinden hemen önce 29 Şubat 2019’da yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla başlatıldı; 2019’da 1,3, 2020’de 1,6, 2021’de 1,8, 2022’de 2,7 milyon haneye elektrik yardımı yapıldı.

Son yıllarda hanelerin doğalgaz kullanımı yaygınlaştıkça doğalgaz yoksulluğu da yakıcı bir sorun haline gelirken 18 Ocak 2022 tarihinde Cumhurbaşkanlığı makam onayı ile yoksul hanelere doğal gaz yardımı yapılması kararlaştırıldı. 2022 yılında 690 bin 30 haneye toplam 516 milyon 700 bin lira, 2023’te ise 166 bin 666 haneye toplam 117,5 milyon liralık doğal gaz yardımı yapıldı.

Ayrıca doğalgaz ödemelerini karşılamakta zorlanan hane sayısının yoksul olarak tanımlanan hanelerden çok daha fazla olması nedeniyle 14 Mayıs seçimlerinden hemen önce 1 Mayıs 2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 1 Mayıs 2024 tarihine kadar ayda 25 metreküp karşılığı doğalgazın tüm konutlara ücretsiz verilmesi yoluna gidildi.

Kömür yardımından yararlanan hanelerin sayısı ise 2022 yılında 2 milyonu geçerken, 2023’te yaklaşık 1 milyon 896 bin haneye bu yardımın verildiği öngörülüyor.

Kömür yardımından 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu kapsamındaki sosyal güvencesi olmayan ihtiyaç sahibi haneler veya sosyal güvencesi olan ancak hane içinde kişi başına düşen aylık geliri net asgari ücretin 1/3’ünden (2024 yılı için 5.667,37 TL) az olan haneler faydalanabiliyor.

Türkiye’nin elektrik üretiminin sadece yüzde 14,3’ü kamunun elinde. Makine Mühendisleri Odası’nın raporuna göre elektrik dağıtım özelleştirmelerinin tamamlandığı 2013 sonundan 2023 yılı sonuna kadar geçen 10 yıllık süre içinde tek terimli tek zamanlı (TTTZ) elektrik enerjisinin vergiler dahil faturaya yansıyan tarife fiyatları, düşük kademe mesken abonelerinde yüzde 320, yüksek kademe mesken abonelerinde yüzde 530 arttı.

Artış ilk kademedeki alçak gerilim (AG) ticarethane abonelerinde yüzde 863, yüksek kademe ticarethane (AG) abonelerinde yüzde 1184, sanayi (AG) abonelerinde yüzde 1393, tarımsal sulama (AG) abonelerinde yüzde 757 oldu.

Rapora göre elektrik özelleştirmeleri ile sağlanan rekabet iddia edildiği gibi tüketiciye fayda sağlamadı. Özelleştirmelerin ardından fiyatlar sürekli yükselirken bu artışlardan etkilenen abone sayısının da artması nedeniyle enerji yoksulluğu her geçen gün artıyor.

Makine Mühendisleri Odası bu nedenle toplumsal faydayı önceleyen, üretimde birincil kaynak dahil olmak üzere bütüncül ve merkezi bir kamusal planlama ve kamu hizmeti anlayışını içeren enerji politikalarının geciktirilmeksizin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Elektrik üretiminde, sanayide ve konutlarda temel bir enerji kaynağı olarak kullanılan doğal gazın yüzde 98’i ise ithal ediliyor. Yüksek enerji fiyatları Türk lirasının dolar karşısındaki değer kaybıyla birleştiğinde tahribat artıyor.

Türkiye’nin toplam enerji arzında dışa bağımlılığı, 1990’da yüzde 52 iken, 2002 yılında yüzde 68, 2010’da yüzde 70 ve 2015 yılında yüzde 76’ya kadar yükseldi. Son yıllarda özellikle güneş, rüzgar ve jeotermaldeki artış ile 2020’de yüzde 70’e, 2022’de yüzde 68’e geriledi.

Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği (GAZBİR) çalışmalarına göre, 2024 Ocak ayı sonu itibarıyla, 20,1 milyonu konut, 0,8 milyonu serbest tüketici olmak üzere 20,9 milyon doğal gaz abonesi bulunuyor. AKP, Mart 2019’da yapılan yerel seçimler öncesinde konutlar ve küçük işletmeler için doğal gaz tarifesinde yüzde 10 indirim uygulamıştı.

Rapora göre seçimlerden sonra yapılan zamla tarife aynı yıl için de yüzde 41,1 arttı, 2020’de korona etkisiyle fiyatlar aynı kalırken 2021’de konut aboneleri için yüzde 47,15 yükseldi. Zam furyası, 2022 içinde de devam etti. Bu dönemde doğalgaz satış fiyatları konutlar için yüzde 119,37 artırıldı.

Seçim yılı olan 2023’ün ilk dört ayında konut satış fiyatları aynı kalırken, Nisan 2023’de bütün konut tüketicilerine doğal gaz bedava temin edildi, 2024 Nisan sonuna kadar konut tüketicilerinin aylık 25 metreküp gaz tüketimi faturalandırılmadı. Ocak 2019 ile Mayıs 2024 arasındaki toplam artış ise yüzde 358 oldu. Aynı dönem TÜFE artışı yüzde 450 olarak gerçekleşti.

Makine Mühendisleri Odası, “popülist” olarak nitelediği tüm konutlara bedava doğal gaz politikasıyla yoksulluk sınırlarının altında yaşam savaşı veren milyonlarla zenginlerin aynı tutulduğunu, yoksul kesimler için ayrılması gereken kaynakların bu şekilde harcandığını savunuyor.

Ayrıca, bu uygulama gerekçe gösterilerek TÜİK’in enerji fiyat artışları sıfırlandığını ve yılın ilk altı ayındaki TÜFE oranları düşük gösterilerek TÜFE endeksli ücret artışı taleplerinin önü kesildiğini hatırlatıyor.

Raporda doğal gaz fiyatları ile yapılan sosyal yardımları DW Türkçe’den Pelin Ünker‘e değerlendiren Endüstri Mühendisi Oğuz Türkyılmaz, Türkiye’de ortalama ücret haline gelen asgari ücrete yapılan sınırlı artışların yüksek fiyatlar karşısında hızla eridiğine işaret ediyor.

“Art arda gelen zamlar nedeniyle alım gücü hızla kaybolan ücretlerle insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmek de imkânsız” diyen Türkyılmaz, faturasını ödeyemediği için elektriği, gazı ve suyu kesilen konut sayısının yüz binlerle ifade edildiğini, enerji yoksullarına kamusal desteklerin de yetersiz olduğunu vurguluyor.

Bir ailenin aylık asgari elektrik tüketiminin 230 kilovat saat olduğunu belirten Türkyılmaz’ın verdiği bilgiye göre düşük gelirli ailelere yapılan elektrik yardımının üst sınırı ise 150 kilovat saatte kalıyor.

Türkyılmaz, “Bu uygulama gözden geçirilmeli, hanede yaşayan kişi sayısından bağımsız olarak, tüm yoksul ailelerin aylık 240 kilovat saate kadar elektrik tüketimlerinin tamamı kamu tarafından karşılanmalı” diyor.

Bir konutun yıllık doğalgaz tüketiminin ise örneğin Ankara’da 1.164 metreküp olduğunu ifade eden Türkyılmaz, Mayıs 2024 satış fiyatı üzerinden bu tüketim için ödenecek miktarın 8 bin 404 lira olduğunu anlatıyor.

Düşük gelirli ailelere yapılacağı açıklanan 1.500-3.500 TL yardımın, yıl içinde hiç yeni zam yapılmasa bile ödenecek gaz bedelinin yalnızca yüzde 17,8 ila yüzde 41,6’sını karşıladığını belirten Türkyılmaz, “Bugün yardıma ihtiyaç duyan bir hanenin doğal gaz için ödeyeceği paranın yalnız bir kısmını karşılayan destek düşük ve yetersiz. Destek tutarı, yıllık gaz ihtiyacı olarak ödenecek gaz bedeline eşitlenmeli ve kapsamı tüm düşük gelirli aileleri kapsayacak şekilde genişletilmeli” ifadelerini kullanıyor.

Raporda ayrıca enerji girdileri ve ürünlerindeki yüksek vergilerin düşürülmesi, elektrik faturalarına eklenen kayıp/kaçak bedeli ve dağıtım şirketlerine ilave kazançlar sağlayan tüm kalemlerin iptal edilmesi, konutların temel ihtiyacı olan elektrik, doğal gaz, su ve iletişimin vergilerden muaf tutulması ve özelleştirme uygulamalarına son verilmesi çağrısı yapılıyor.

Paylaşın

A Milli Kadın Basketbol Takımı EuroBasket 2025’te

A Milli Kadın Basketbol Takımı, FIBA 2025 Avrupa Şampiyonası Elemeleri F Grubu 4. maçında Slovakya’yı 65-50 mağlup ederek FIBA EuroBasket 2025’e katılmayı garantiledi.

FIBA 2025 Avrupa Şampiyonası Elemeleri F Grubu’nda A Milli Kadın Basketbol Takımı, GOPASS Arena’da Slovakya ile karşı karşıya geldi. İlk periyodu 19-9 üstün tamamlayan A Milli Kadın Basketbol Takımı, soyunma odasına da 32-18 önde girdi.

Diğer periyotlarda da rakibine karşı etkin oyununu sürdüren A Milli Kadın Basketbol Takımı, salondan 65-50 galip ayrıldı. Bu sonuçla grubu lider tamamlamayı garantileyen A Milli Kadın Basketbol Takımı, FIBA EuroBasket 2025 biletini aldı.

A Milli Kadın Basketbol Takımı’nda Teaira McCowan 24 sayı – 13 ribaund, Alperi Onar 12 sayı – 3 asist ve Sevgi Uzun 5 sayı – 5 asist – 3 ribaund ile oynadı. Slovakya’da ise Miroslava Mistinova 11 sayı kaydetti.

Gruptaki ilk maçında konuk ettiği Slovakya’yı 75-40 yenen A Milli Kadın Basketbol Takımı, İzlanda’yı deplasmanda 72-65, sahasında da Romanya’yı 101-54 mağlup etti. Son olarak ikinci kez Slovakya ile karşılaşan A Milli Kadın Basketbol Takımı, bu müsabakadan da 65-50 galip ayrıldı ve F Grubu’nda liderliğini namağlup bir şekilde sürdürmeye devam etti.

Bugüne kadar Avrupa Şampiyonası’na 10 kez katılan A Milli Kadın Basketbol Takımı, bu turnuvada birer kez gümüş ve bronz madalya kazandı.

Polonya’da 2011 yılında düzenlenen şampiyonanın finalinde Rusya’ya 59-42 mağlup olan A Milli Kadın Basketbol Takımı, organizasyonu ikinci olarak tamamlamıştı. Fransa’da düzenlenen 2013 Avrupa Şampiyonası’nın üçüncülük maçında Sırbistan’ı 92-71 mağlup eden A Milli Kadın Basketbol Takımı, turnuvadan bronz madalya ile ayrılmıştı.

Paylaşın

2024 Yılında Türkiye’den Almanya’ya 27 Bin 494 İltica Başvurusu!

2024 yılının ilk on aylık döneminde, Türkiye’den Almanya’ya  27 bin 494 iltica başvurusu yapıldı. Türkiye, iltica başvuru sıralamasında,  Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sırada yer aldı.

Ekim ayında ise Almanya’ya yapılan iltica başvurular sıralamasında Türkiye ikinci, Suriye birinci ve Afganistan üçüncü sırada yer aldı.

Almanya’da bu yıl ocak ayının başından ekim ayının sonuna kadar yapılan iltica başvurularının sayısı, 2023 yılındaki başvuru sayısının altında kaldı.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) tarafından bugün yapılan açıklamaya göre, bu yılın ilk 10 ayında toplam 217 bin 780 iltica başvurusu yapıldı. İlk kez yapılan iltica başvurularının sayısı ise 199 bin 947 olarak kaydedildi. Geçen yıl ocak-ekim dönemindeki ilk kez yapılan iltica başvuru sayısı 267 bin olmuştu.

Başvurunun yapıldığı ülkeler sıralamasında, 27 bin 494 başvuru ile Türkiye, Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sırada yer aldı. Ocak-ekim döneminde Suriye’den toplam 68 bin 842, Afganistan’dan ise 32 bin 62 başvuru yapıldı. Türkiye’yi takip eden Irak’tan toplam 8 bin 2 başvuru, beşinci sıradaki Somali’den ise 6 bin 991 başvuru gerçekleşti.

Bu yılın ekim ayında ise toplam 19 bin 785 iltica başvurusu kayıtlara geçti. Ekim’de, başvurunun yapıldığı ülkeler sıralamasında Türkiye 2 bin 726 başvuru ile ikinci sıraya yerleşti. İlk sırada 7 bin 543 başvuru ile Suriye, üçüncü sırada ise 2 bin 320 başvuru ile Afganistan yer aldı.

BAMF’ın açıklamasına göre, ocak ayının başından ekim ayı sonuna kadar toplam 253 bin 970 başvuru karara bağlandı, bu başvuruların yüzde 45,7’si kabul edildi. Bir önceki yılın aynı döneminde ise 216 bin 603 başvuru karara bağlanmıştı.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, iltica başvurularındaki düşüşü “İltica sayılarındaki belirgin düşüş eğilimi sürüyor. Ekim 2024, Ekim 2023 ile karşılaştırıldığında yüzde 35 düşüş var. Bu keskin bir düşüş ve önemli bir rahatlama sağlıyor” sözleri ile değerlendirdi. Faeser, geçen yıla göre sınır dışı işlemlerinin de yüzde 22 arttığına dikkati çekti.

“Bu, düzensiz göçü sınırlandırmak için girişimlerimizin etkili olduğunu gösteriyor” diyen Sosyal Demokrat Partili (SPD) Bakan Faeser, Almanya’nın bütün kara sınırlarındaki kontroller, geri göndermeleri kolaylaştıran yasal düzenleme, iltica sürecinin dijitalleşmesi ve personel sayısının artırılması ile belirgin bir değişimi sağladıklarını ifade etti.

Almanya, düzensiz göçle mücadele ve iç güvenliğin artırılması hedefiyle eylül ayı ortasından itibaren bütün kara sınırlarında kontroller uygulamaya başlamıştı.

Paylaşın

MSB’den F-16 Açıklaması: Tedariki Süreci Olumlu Devam Ediyor

MSB, Türkiye’nin ABD’den F-16 savaş uçakları tedarik etmesine yönelik sürecin olumlu şekilde devam ettiğini bildirdi. Türkiye ile ABD arasında F-16 savaş uçağı alımıyla ilgili süreç 2021’den beri devam ediyor.

Türkiye, ABD’den 40 adet yeni F-16 savaş uçağı ve mevcut 79 adet F-16’nın modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizat talep ediyor.

Türkiye F-16’ların yanısıra Almanya, İtalya, İngiltere ve İspanya ortak üretimi Eurofighter Typhoon jetleriyle de ilgileniyor ancak Berlin’in isteksizliği nedeniyle ilerleme kaydedilememesini eleştiriyor.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları, bakanlıktaki basın brifinginin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; ABD’de Donald Trump’ın kazandığı başkanlık seçimleri sonrasında Türkiye’nin F-16 tedariki konusunda sorun olup olmayacağı konusunda MSB kaynakları, savaş uçakları konusunda sözleşmelerin imzalandığını hatırlattı; “Süreç olumlu şekilde devam etmektedir” dedi.

Gazetecilere bilgi veren kaynaklar, “Türkiye-ABD ilişkileri zaman zaman ortaya çıkan sorunlara rağmen ortak değerlere ve çıkarlara dayanmaktadır. Ülkelerimiz, 75 yılı geride bırakan dünyanın en başat güvenlik örgütü NATO’nun önemli iki üyesidir. Türkiye-ABD ilişkilerinin, ABD seçim sonuçlarından bağımsız olarak stratejik müttefiklik temelinde ilerlemeyi sürdüreceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile ABD arasında F-16 savaş uçağı alımıyla ilgili süreç 2021’den beri devam ediyor. Ankara’nın önce Finlandiya sonra da İsveç’in NATO’ya üyelik protokollerini onaylamasının ardından Washington’dan yeni F-16 Block 70 savaş uçakları ve modernizasyon kiti alma talebi onaylanmıştı.

Ankara’nın 2021’de ABD’den talep ettiği F-16 uçakları ve modernizasyon kitleri için, yabancı ülkelere silah satışından sorumlu olan ABD Kongresi 2024 başında yeşil ışık yakmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı da 6 Haziran’da Türkiye’nin bugüne kadarki en gelişmiş F-16’ları satın almak için teklif ve kabul mektubunu imzaladığını açıklamıştı.

Türkiye, ABD’den 40 adet yeni F-16 savaş uçağı ve mevcut 79 adet F-16’nın modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizat talep ediyor. Savunma Bakanlığı, üretim ve modernizasyon faaliyetlerinin Türkiye’de yapılmasını önermişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül ayında BM Genel Kurulu için gittiği New York’ta ABD ile ilişkiler hakkında konuşurken, “F-16 modernizasyon projesi ile yeni bir sayfa açtığımızı umuyorum” demişti.

Erdoğan, ayrıca Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası’na (CAATSA) atıfta bulunarak, “Bu alandaki ihracat kısıtlamalarının kalıcı olarak kaldırılmasını bekliyoruz” diye konuşmuştu.

Türkiye, kurucu ortaklarından olduğu F-35 programından, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasının ardından çıkarılmış, Amerikalı yetkililer S-400’lerin beşinci nesil savaş uçağı olan F-35’ler için güvenlik riski oluşturduğunu belirtmişti.

2019 yılında Rusya’dan S-400 sistemi satın alan Türkiye, Rusya ile kapsamlı savunma işbirliği yapan ülkelere yaptırım öngören CAATSA kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO ülkesi olmuştu.

Türkiye F-16’ların yanısıra Almanya, İtalya, İngiltere ve İspanya ortak üretimi Eurofighter Typhoon jetleriyle de ilgileniyor ancak Berlin’in isteksizliği nedeniyle ilerleme kaydedilememesini eleştiriyor.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Türkiye’de 613 Bin Çocuk Eğitimin Dışında

2023 – 2024 eğitim öğretim yılı içerisinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 612 bin 814 çocuğun eğitimin dışında kaldığı, bu sayının bir önceki yıla kıyasla yüzde 38,4 oranında arttığı ifade edildi.

15 – 17 yaş grubunda eğitim dışındaki çocuk oranının en yüksek olduğu iller yüzde 35,6’yla Muş, yüzde 32,4’le Ağrı ve yüzde 28,7’le Gümüşhane olduğu, 15 – 17 yaş grubunda eğitim dışındaki öğrencilerin ise Orta Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da yoğunlaştığı belirtildi.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG), Eğitim Gözleme Raporu 2024’ü (EİR) İstanbul Karaköy’de bulunan Minerva Han’da düzenlenen etkinlikle açıkladı.

BirGün’ün aktardığına göre; Politika Analistleri Kayıhan Kesbiç ile Özgenur Korlu, Kıdemli Politika Analisti Ekin Gamze Gencer ve Araştırmacı Gülen Naz Terzi’nin hazırladığı raporda, eğitim politikaları “nitelikli eğitimi izlemek için temel göstergeler”, “eğitimde yönetişim”, “öğretmenler” ve “ekonomik kriz ve eğitim” olmak üzere dört ana başlıkta incelendi.

2023-2024 eğitim öğretim yılı içerisinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 612 bin 814 çocuğun eğitimin dışında kaldığına dikkat çekilen raporda bu sayının bir önceki yıla kıyasla yüzde 38,4 oranında arttığı ifade edildi. Geçici koruma altındaki Suriyeli göçmen çocukların 199 bin 87’sinin yabancı uyruklu çocukların 43 bin 273’ünün örgün eğitim dışında kaldığı belirtilen raporda ülke geneli ise bu sayının 855 bin 174’e ulaştığı ifade edildi.

Rapora göre, 15-17 yaş grubunda eğitim dışındaki çocuk oranının en yüksek olduğu iller yüzde 35,6’yla Muş, yüzde 32,4’le Ağrı ve yüzde 28,7’le Gümüşhane. 15-17 yaş grubunda eğitim dışındaki öğrencilerin ise Orta Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da yoğunlaştığı belirtilen raporda Siirt, Bitlis ve Ağrı’da 17 yaşındaki her üç kız çocuğundan birinin eğitim dışında olduğu vurgulandı.

17-20 yaş grubunda zorunlu eğitim çağındaki her 20 çocuktan birinin eğitim dışında olduğuna dikkat çekilen bu sayının 612 bin 814 olduğu ifade edildi. Eğitim dışındaki çocuk oranın en düşük yüzde 0,5 ile Rize’de iken en yüksek yüzde 35,6 ile Muş olurken 15-17 yaş grubundaki yaklaşık 8 çocuktan birinin eğitim dışında kaldığı belirtildi.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’den Türkiye’ye Osman Kavala Çağrısı: Adaletsizliğe Son Verin

Osman Kavala’nın tutukluluğunun yedinci yıldönümü nedeniyle açıklama yapan Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, “Osman Kavala, AİHM kararına rağmen yedi yıldır haksız yere cezaevinde tutuluyor” dedi ve ekledi:

“Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’yi, bu adaletsizliğe son vermeye ve düşünce mahkumları olan Osman Kavala ile diğer dört Gezi tutuklusunu serbest bırakmaya çağırmaktan vazgeçmeyecek.”

Yargıtay’ın Osman Kavala’ya yönelik ömür boyu hapis cezası ile Çiğdem Mater, Can Atalay, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman hakkındaki 18’er yıl hapis cezalarını onayan kararının üzerinden bir yıldan uzun bir süre, Kavala’nın tutuklanmasının üzerinden ise tam yedi yıl geçti.

Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala’nın tutukluluğunun yedinci yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Osman Kavala, serbest bırakılmasına hükmeden bağlayıcı AİHM kararına rağmen yedi yıldır haksız yere cezaevinde tutuluyor. Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’yi, bu adaletsizliğe son vermeye ve düşünce mahkumları olan Osman Kavala ile diğer dört Gezi tutuklusunu serbest bırakmaya çağırmaktan vazgeçmeyecek” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman’ın serbest bırakılması için imza toplamayı sürdürüyor.

Paylaşın

Üç Ayda En Az 142 Hayvan Katledildi

Hayvan hakları savunucuları tarafından “Katliam Yasası” olarak adlandırılan yasanın kabul edilmesinden bugüne kadar geçen 3 aylık sürede en az 142 hayvan katledildi.

Verilere göre, Ağustos ayında en az 43, Eylül ayında 46, Ekim ayında ise 52 hayvan katliamı yaşandı.

AK Parti’nin sokak hayvanlarının katledilmesine dair hazırladığı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhur İttifakı oylarıyla 30 Temmuz’da Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Hayvan hakları savunucuları tarafından “Katliam Yasası” olarak adlandırılan yasanın kabul edilmesinin ardından hayvanlara yönelik katliamlar artarak devam ediyor.

Komşunum Nöbetteyim topluluğunun hazırladığı verilere göre, yasanın geçtiği günden bugüne geçen 3 aylık sürede en az 142 hayvan katledildi. Hayvanlara yönelik kötü muamele ve işkencelerin sayısında da artış yaşandı.

Verilere göre, Ağustos ayında en az 43, Eylül ayında 46, Ekim ayında ise 52 hayvan katliamı yaşandı. Barınaklardan sokaklara birçok yaşam alanında hayvanlara yönelik saldırı, işkence ve katliamların arttığı da verilere yansıdı.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’den 14 Şirkete Rusya Yaptırımı

ABD Maliye Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı, Rusya bağlantıları nedeniyle, 10’dan fazla ülkeden yaklaşık 400 kişi ve kuruluşa yaptırım kararı alındığını duyurdu. Listede Türkiye’den 14 şirket ve 9 kişi yer alıyor.

Yaptırımların gerekçesi olarak, bu kişi ve kuruluşların “Rusya’nın askeri kampanyasını desteklemek için kritik öneme sahip Rus son kullanıcıları adına gelişmiş silahların, bileşenlerin ve mühimmatın tedarikini kolaylaştırmaları” gösterildi.

Yaptırımların Rusya’nın tedarik çabalarını aksatmayı hedeflediğini vurgulayan ABD Maliye Bakanlığı, Türk hükümeti ile yaptırımlar üzerine kapsamlı istişarelerin yapıldığını belirtti.

ABD, Çarşamba günü Rusya’ya karşı yeni bir hamle olarak aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerden yüzlerce kişi ve kuruluşa yaptırım uygulayacağını bildirdi. Washington’un bu son hamlesi, Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uyguladığı önlemlerin aşılmasına karşı ABD’nin yaptırımlarına devam edeceğini gösterdi.

ABD Maliye Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalara göre, Çarşamba günü 10’dan fazla ülkeden yaklaşık 400 kişi ve kuruluşa yaptırım kararı alındı.

Reuters haber ajansına konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkiliye göre, son yaptırımlar, üçüncü ülkeler üzerinden Rusya’nın kendisine uygulanan yaptırımları aşmasına karşı şimdiye kadar yapılan en koordineli hamle oldu.

Yaptırımların uygulandığı kuruluşlar arasında onlarca Çin, Hong Kong ve Hindistan merkezli şirket yer aldı. Yetkiliye göre, ilk defa bir yaptırım paketi içerisinde bu ülkelerden çok sayıda şirket bulunuyor.

Yaptırımlara ayrıca Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye, Tayland, Malezya, İsviçre ve diğer ülkelerdeki hedefler de dahil edildi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan Amerikalı yetkili, son yaptırımlar için, “Bu, hem bu ülkelerin hükümetlerine hem de özel sektörlerine, ABD hükümetinin Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımların aşılmasına karşı koymaya ve Rusya’ya Ukrayna’daki savaşı sona erdirmesi için baskı yapmaya devam etme kararlılığı yönünde ciddi bir mesaj göndermeli” dedi.

ABD Maliye Bakanlığı 274 kişi ve kuruluşa yaptırım uygularken, Dışişleri Bakanlığı 120’den fazla hedefi yaptırım listesine aldı. ABD Ticaret Bakanlığı da Rus ordusuna destek verdikleri iddiasıyla 40 şirket ve araştırma kuruluşunu ticaret kısıtlama listesine ekledi.

ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, yaptığı açıklamada, “ABD ve müttefiklerimiz, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü yasadışı ve ahlaksız savaşta ihtiyaç duyduğu kritik araç ve teknolojilerin akışını durdurmak için dünya çapında kararlı adımlar atmaya devam edecek” ifadesini kullandı.

ABD Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre, son yaptırımlarda Yabancı Varlıkları Kontrol Dairesi (OFAC), Türkiye’de bulunan 14 kuruluş ve 9 kişiyi hedef aldı. Yaptırımların gerekçesi olarak, bu kişi ve kuruluşların “Rusya’nın askeri kampanyasını desteklemek için kritik öneme sahip Rus son kullanıcıları adına gelişmiş silahların, bileşenlerin ve mühimmatın tedarikini kolaylaştırmaları” gösterildi.

Ayrıca, Rusya’daki son kullanıcılar arasında Rusya Savunma Bakanlığı ve devlete ait savunma şirketlerinin bulunduğu belirtildi. Yaptırımların Rusya’nın tedarik çabalarını aksatmayı hedeflediğini vurgulayan ABD Maliye Bakanlığı, Türk hükümeti ile yaptırımlar üzerine kapsamlı istişarelerin yapıldığını belirtti.

Washington’daki Rus, Çin ve Hindistan büyükelçilikleri Reuters haber ajansının yorum talebine yanıt vermedi. Türk hükümeti de Reuters’ın yorum talebine yanıt vermedi.

ABD, Rusya’ya mikroelektronikler dahil gelişmiş bileşenler olan ortak yüksek öncelikli ürünlerin tedarikine karşı defalarca uyarıda bulunmuştu. ABD ve Avrupa Birliği, Rusya’nın mikroelektronikleri Ukrayna’daki savaşında kullanılmasını muhtemel görüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Hindistan’dan Rusya’ya bu tür malların ihracatında artış olduğunu ve bu tür faaliyetleri kolaylaştıran şirketlere karşı işlem yapılmasına ilginin arttığını söyledi.

Bakanlıktan üst düzey başka bir yetkili ise Salı günü Reuters’a verdiği demeçte, Rusya’ya ulaşan yüksek öncelikli malların yüzde 70’inden fazlasının Çin’den geldiğini ve savaşın başlangıcından bu yana bu malların toplam değerinin yaklaşık 22 milyar doları aştığını söyledi.

Yetkili Çin’in sağladığı mallar için, “Bu, en büyük ikinci tedarikçinin 13 katından fazla” dedi. 2023 sonu itibariyle Rusya’ya en fazla mal sağlayan ikinci tedarikçi Türkiye’ydi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği Genişleme Raporu: Türkiye’ye Eleştiriler

Avrupa Birliği’nin 2024 Türkiye Raporu’nda, demokrasi, temel hak ve özgürlükler ve yargı gibi alanlardaki gerilemelerin devam ettiği ifade edildi. Raporda, söz konusu gerilemelerin yanı sıra önerilere de yer verildi.

Türkiye’nin AB için kilit bir ortak ve aday ülke olduğu vurgulanan raporda, Türkiye ile iş birliğine dayalı ve karşılıklı fayda sağlayan bir ilişkinin geliştirilmesinin AB’nin stratejik çıkarına olduğu belirtildi.

Avrupa Birliği’nin (AB) yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’yi içeren 2024 Genişleme Paketi ve ülke raporları bugün yayınlandı. Raporlar, AB’nin dış politika ve güvenlikten sorumlu yüksek temsilcisi Josep Borrell ve genişlemeden sorumlu komiser Oliver Varhelyi’nin Brüksel’de düzenledikleri basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre; AB, Türkiye için hazırladığı 95 sayfalık raporda, üyelik müzakerelerinin 2018’den bu yana ilerlemediğini ve AB’nin demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ile temel haklar konusunda geriye gidişle ilgili kaygılarının giderilmediğini kayda geçirdi.

Raporun giriş bölümünde Türkiye’nin AB için “kilit bir ortak” ve birliğe aday ülke olduğu anımsatıldı, Doğu Akdeniz’de istikrar ve güven ortamının korunmasının AB’nin stratejik çıkarına olduğu, Türkiye ile karşılıklı yarar ve işbirliğine dayanan bir ilişkinin geliştirilmesi için önemli olacağına dikkat çekildi.

Geçmişte “İlerleme Raporu” olarak tanımlanan belgeler, aday ülkelerin AB üyelik sürecine ilişkin siyasi, ekonomik, sosyal ve diğer alanlardaki kriterlere ne kadar uyum gösterdiğini inceliyor ve tavsiyelerde bulunuyor. Raporun “demokrasi” ile ilgili başlığında, 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimlerin seçim kampanyası sürecindeki eksikliklere rağmen genel olarak iyi yapıldığı ve sonuçlarına saygı gösterildiği kaydedildi.

Türkiye’de 2018’den bu yana uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin parlamentonun yasama ve denetleme fonksiyonlarını zayıflattığının aktarıldığı raporda, denge ve denetleme unsurlarının olmadığı belirtildi. Rapora göre kamu idaresi oldukça siyasallaştı, özellikle hükümetin muhalefet belediyeleri üzerindeki baskısı yerel demokrasiyi zayıflatmaya devam etti.

Siyasi çoğulculuk açısından da sorunların devam ettiğini aktaran raporda, yaklaşık 8 bin HDP üyesi ve yöneticisinin tutuklu olduğunu kaydetti (HDP 2023’te parti yönetimi hakkındaki kapatılma davası nedeniyle aktif siyasi çalışmaları Yeşil Sol Parti’ye devretmiş, bu parti adını gerçekleştirdiği kongre ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak değiştirmiş, yeni parti de Yargıtay tarafından kabul edilmeyen kısa ismini DEM Parti olarak değiştirmişti).

Raporda, Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamaması nedeniyle TBMM’ye seçilen Can Atalay’ın serbest bırakılamadığı da kaydedildi. Geçmiş raporlarda da vurgulandığı gibi Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının giderek daha güç ortamda faaliyet gösterdiğini kaydeden raporda, bütün zorluklara rağmen sivil toplumun toplumsal hayata ilişkin konularda aktif olmaya devam ettiği belirtildi.

Rapora göre Türkiye, hukukun üstünlüğü ve temel haklar açısından AB kriterlerine uyma konusunda henüz ilk aşamada. Ciddi kaygı yaratan bu konularda ilerlemenin sağlanmadığını anlatan rapor, kabul edilen yargı reform paketlerinin temel eksikliklerin giderilmesinde etki yaratmadığına işaret etti.

“AİHM kararlarına uyulmuyor”

Yargı konusunda raporun dikkat çektiği bir başka unsur da Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uymayı reddetmesi. Raporda, Türkiye’ye AİHM kararlarına uyması tavsiyesinde bulunurken özellikle Gezi davasından tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması gerektiğinin altını çizildi.

AB’nin diğer tavsiyeleri arasında, Türk yargısının Avrupa standartlarında bağımsız ve tarafsız karar almasının sağlanması için uygun bir siyasal ve yasal ortam yaratılması, AYM kararlarının uygulanması, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısının değiştirilmesi de bulunuyor.

Rapor, Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele konusunda da atması gereken çok adım olduğunu ve Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) ile Birleşmiş Milletler’in ilgili kararlarına uyum göstermesi gerektiğini kaydediyor.

Rapor, temel haklar konusunda da ilerleme olmadığını ortaya koydu. Türk yasalarının genel olarak insan haklarına saygı gösterilmesi konusunda güvenceler içerdiğini ancak uygulama açısından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve AİHM içtihatlarına göre uyumlaştırılmalarının önemine dikkat çeken raporda, “terörizme destek” iddialarıyla birçok gazeteci, yazar, avukat ve insan hakları aktivistlerinin yargılandığına dikkat çekildi.

AB, Türkiye’nin öncelikle “terörle mücadele yasalarını” AB ile uyumlu hale getirmesi çağrısı yaptı. LGBT ve azınlıklara karşı ayrımcı tutum ve uygulamalara karşı etkin adımlar atılmasını isteyen AB, ifade özgürlüğü konusunda da Türkiye’de ilerleme olmadığını vurguladı.

Halen 54 gazetecinin tutuklu olduğunun kaydedildiği raporda, Türkiye’nin bu alanda ilerleme için gazetecileri, insan hakları aktivistleri ve avukatları serbest bırakması istendi.

Raporda, Güneydoğu bölgesinin 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin devam eden etkileri nedeniyle kaygı verici bir durumda olduğunu kaydedildi. Bunun yanı sıra, PKK’nın saldırıları nedeniyle sınır bölgelerindeki güvenlik durumunun tehlikeli olduğuna dikkat çekilen raporda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de sınır ötesi operasyonlarına devam ettiğini vurguladı.

Hükümetin “terörle mücadele” hakkı olduğunu ancak bunu yaparken temel insan haklarının gözetilmesi gerektiğini belirten AB raporunda, geçen sürede Kürt sorununun çözümü için anlamlı bir girişimin gözlemlenmediği de kayda geçirildi. Raporda, Güneydoğu Anadolu bölgesinde çalışan gazeteciler, barolar ve insan hakları savunucularının “terörle mücadele yasalarının” geniş bir yorumla uygulanmasından dolayı baskı altında kalmaya devam ettikleri bildirildi.

İşleyen pazar ekonomisinin oluşturulması ile ilgili kriterler açısından Türkiye’nin ileri bir aşamada olduğu belirtilen raporda, hala yüksek olmasına rağmen enflasyonda düşüş gözlendiği, sıkı para politikası sayesinde iç talebin ve dış ticaret açığının azaldığı kaydedildi.

6 Şubat 2023’teki depremler nedeniyle bütçe açığının arttığının belirtildiği raporda, hükümetin aldığı önlemlerin iş ortamının gelişmesini sağladığını ancak şeffaflık ve öngörülebilirlik açısından kaygıların devam ettiği aktarıldı.

Ekonomi yönetimin 2023 yazından itibaren uyguladığı politika kapsamında Merkez Bankası’nın politika faizini en önemli araç kullandığını kaydeden rapor, Türk hükümetine Merkez Bankası’nın bağımsızlığını daha da kuvvetlendirecek adımlar atması tavsiyesinde bulundu.

Bölgesinde çok önemli bir aktör olmasına rağmen Türkiye’nin ortak dış ve savunma politikası kapsamında AB’ye uyumunun çok düşük oranda olduğunun belirtildiği raporda, Türkiye’nin Brüksel’in kabul ettiği Rusya yaptırımlarına katılmaması ve Hamas’ı “terör örgütü” olarak kabul etmemesi eleştirildi. Rapora göre, 2023’te yüzde 9 olan uyum oranı 2024’te yüzde 5 olarak kaydedildi.

Raporda, Orta Doğu’da Hamas’ın saldırılarıyla savaşın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde gerildiği, Türkiye’nin bu ülkeye ticaret ambargosu uygulamaya başladığı kaydedildi.

Türkiye’nin AB üyeliği hedefine bağlı kaldığını ifade etmesine karşın “360-derece stratejik bakış” olarak tarif ettiği dış politikasını uygulamaya devam ettiğini belirten raporda, Türk dış politikasının stratejik otonomi çerçevesinde kapsamlı diplomatik, ekonomik, güvenlik ve savunma ilişkilerini geliştirdiğine dikkat çekildi.

Raporda Türkiye’nin, liderliğini Çin ve Rusya’nın yaptığı BRICS’e üyelik başvurusunda bulunduğunu ve Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine cumhurbaşkanı seviyesinde katıldığı vurgulandı.

Raporda ayrıca Kıbrıs sorununa ve Türk-Yunan diyaloğuna da geniş yer verildi, Atina-Ankara arasındaki yumuşamanın olumlu etkileri kayda geçirildi. Ancak Türkiye’nin Kıbrıs sorununda BM parametrelerini reddedip iki devletli çözüm ısrarında bulunmasının olumsuz yankılandığını kaydeden raporda, AB’nin sorunun çözümü için elinden gelen katkıyı vermeye hazır olduğunu vurgulandı.

Paylaşın