PKK’nın Silah Bırakması Erdoğan’a Seçim Kazandırır Mı?

Yöneylem Araştırma’nın anketine göre; Erdoğan’ın PKK’nın silah bırakmasıyla başlayan sürecin sonunda yeniden “Cumhurbaşkanı” seçileceğine inananların oranı yüzde 39’da kalırken, inanmayanlar yüzde 45’i buldu.

PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) silah bırakma ve örgütsel yapısını feshetme açıklamasının ardından kamuoyunda başlayan siyasi tartışmalarda, sürecin Erdoğan’a oy desteği kazandıracağı yönünde iddialar gündeme gelmişti. Ancak Yöneylem Araştırma tarafından yayımlanan anket verileri, bu kanaatin kamuoyunda karşılık bulmadığını ortaya koydu.

Ankete katılanların yalnızca %21,2’si sürecin sonunda Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçileceğine “katıldığını”, yüzde 17,5’i ise “tamamen katıldığını” belirtti. Buna karşılık, yüzde 24,5 “hiç katılmadığını”, yüzde 20,2 “katılmadığını” ifade etti. Kararsızlar ve “bilmiyorum” diyenlerin oranı ise toplamda yüzde 16,6’ya ulaşıyor. Böylece Erdoğan’ın yeniden seçileceğine inananların toplamı yüzde 38,7’de kalırken, inanmayanlar yüzde 44,7 ile daha yüksek bir oranda.

Siyaset bilimci ve Yöneylem Araştırma’nın kurucusu Doç. Dr. Derya Kömürcü, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Kamuoyunda sürecin Erdoğan’ın oy desteğinde artışla sonuçlanacağına yönelik bir kanaatin hakim olduğunu söylemek mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu. Kömürcü, “Süreci, kerameti kendinden menkul kehanetler üzerinden değerlendirmemek gerek” diyerek erken yorumların sağlıksız olacağına işaret etti.

Parti tercihlerine göre dağılıma bakıldığında ise çarpıcı farklılıklar dikkat çekiyor. AK Parti seçmeninin yüzde 77,7’si sürecin Erdoğan’ın yeniden seçilmesiyle sonuçlanacağına inanırken, MHP seçmeninde bu oran yüzde 51,6’ya düşüyor. Muhalefet cephesinde ise tablo çok farklı: CHP seçmeninin yüzde 71,7’si, DEM Parti seçmeninin yüzde 68,6’sı, İYİ Parti seçmeninin yüzde 75,3’ü sürecin Erdoğan’a kazandırmayacağını düşünüyor.

Paylaşın

Araştırma: Her 5 Kadından 1’i Çocukluğunda Cinsel Şiddete Uğruyor

Toplam 204 ülkeden veri içeren yeni bir araştırma, dünya genelinde neredeyse her beş kadından birinin 18 yaşından önce cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koydu.

Araştırmanın kıdemli yazarlarından Dr. Emmanuela Gakidou, “Çocuklara yönelik cinsel şiddet yaygın bir insan hakları ve halk sağlığı sorunudur ve dünya bunu sona erdirmekte açıkça başarısız” dedi.

Yeni bir küresel analiz, dünya genelinde neredeyse her beş kadından birinin ve her yedi erkekten birinin 18 yaşından önce cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koydu.

The Lancet tıp dergisinde Perşembe günü yayınlanan araştırmaya göre, çocukluk döneminde cinsel şiddet oranları kadınlar için Güney Asya’da, erkekler için ise Sahra altı Afrika’da en yüksek ancak hiçbir bölge bu “yaygın sağlık ve insan hakları sorunundan” muaf değil.

Gençliklerinde cinsel şiddete maruz kalan kişiler, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) ve astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi kronik rahatsızlıklar gibi sağlık sorunları açısından daha yüksek risk altında.

Toplam 204 ülkeden veri içeren çalışma, çocukluk çağında cinsel şiddet konusunda bugüne kadar yapılmış en kapsamlı değerlendirmelerden biri.

Araştırmacılar çocukluk çağında cinsel şiddeti, 18 yaşından önce istenmeyen cinsel ilişkiye veya okşama ya da diğer cinsel dokunuşlar gibi cinsel temasa fiziksel olarak zorlanma veya zorlama olarak tanımladı.

Bu tanıma çevrimiçi istismar ya da sömürü dahil edilmezken, mağdur ile fail arasındaki ilişki de dikkate alınmadı.

Rapora göre, genel olarak, kadınların tahmini yüzde 18,9’u ve erkeklerin yüzde 14,8’i 18. yaş günlerinden önce cinsel şiddete maruz kaldı.

Araştırmanın kıdemli yazarlarından ve ABD merkezli Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü’nde (IHME) profesör olan Dr. Emmanuela Gakidou, “Çocuklara yönelik cinsel şiddet yaygın bir insan hakları ve halk sağlığı sorunudur ve dünya bunu sona erdirmekte açıkça başarısız,” dedi.

Avrupa’da kadınlar için çocukluk çağında cinsel şiddet oranları Karadağ’da yüzde 6,9 ile Hollanda’da yüzde 29,7 arasında değişiyor.

Tahminlere göre, erkekler için bu oranlar Belçika’da yüzde 9,7 ile Bosna Hersek’te yüzde 21 arasında değişiyor.

Ancak araştırmacılar, çocuk cinsel istismarının sıklıkla bildirilmemesi nedeniyle gerçek rakamların çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

Avustralya’daki Curtin Üniversitesi’nde uluslararası sağlık profesörü olan ve çalışmaya katılmayan Jaya Dantas yaptığı açıklamada, bulguları “endişe verici” olarak nitelendirerek, “tüm ülkelerde sürveyansı destekleyen sağlık sistemlerinin geliştirilmesi için kaynak ve finansman” çağrısında bulundu.

Çalışma ayrıca, çocukların daha yüksek risk altında olabileceği zaman dilimine de ışık tutuyor.

Örneğin, çocukluğunda cinsel şiddete maruz kalmış 25 yaş ve altı kadınların yüzde 41,6’sı 16 yaşından önce, yüzde 7.7’si ise 12 yaşına gelmeden önce mağdur olmuştu.

Gakidou, “Bu kadar genç yaşta cinsel istismara maruz kalanların oranı son derece endişe verici ve tüm ülkelerin yasaları, politikaları ve uzmanların müdahale yöntemlerini iyileştirmek için acilen harekete geçmesi gerekiyor,” dedi.

Çalışma özellikle 1990’dan 2023’e kadar olan verileri inceledi ve yıllar boyunca cinsel şiddet oranlarında nispeten az değişiklik olduğunu tespit etti.

Ancak İspanya’daki La Laguna Üniversitesi’nde profesör olan ve çalışmaya katılmayan Maria Pilar Matud Aznar, bölgesel ve ülke düzeylerindeki farklılıkların “cinsel şiddet için risk ve koruyucu faktörler olduğunu” gösterdiğini söyledi.

Aznar yaptığı açıklamada, bu faktörlerin anlaşılmasının, insanların “bu tür şiddeti önlemek ve ortadan kaldırmak için programlar ve politikalar uygulamasına” yardımcı olabileceğini söyledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nün Yıllık Raporunda Türkiye’ye Eleştiriler

Uluslararası Af Örgütü’nün “2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu” raporunda, Türkiye’deki hak ihlallerine işaret edilerek, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini belirtildi.

Uluslararası Af Örgütü, 150 ülkeyi kapsayan, bölgesel ve küresel analizler içeren “2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu” adlı raporuna ilişkin İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Aynalı Geçit’te basın toplantısı düzenlendi.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Toplantının açılış konuşmasını yaşan Af Örgütü Kampanyalar Koordinatörü Deniz Akdeniz Bellovaçıklı, “Bu yıl ki rapor bize küreselde mevcut insan haklarını şekillendiren birkaç eğilimi de gösterdi. Bunlarda silahlı çatışmalar bağlamında işlenen insancıl hukuk ihlalleri, muhalefetin bastırılması, ayrımcılık, ekonomik ve iklim eşitsizliği, son olarak da teknolojinin insan haklarının ihlallerinin amacıyla kötüye kullanılması oldu. Tüm bunları beraber değerlendirdiğimizde dünyada farklı kıtalara yayılan ve artarak devam eden otoriter uygulamaları da düşündüğümüzde, 2025 ve devamı için de oldukça kötüye giden ve gerileşen ihlallerin olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Rapordaki küresel hak ihlallerinin analizini yapan Af Örgütü Türkiye Direktörü Ruhat Sena Akşener, oluşturdukları yıllık raporlarının dünyadaki pek çok insan hakları ihlallerini açıkladıkları bir rapor olduğunu kaydetti. 2024 yılının otoriterleşmenin arttığı bir yıl olduğunu ifade eden Ruhat Sena Akşener, 2025’te de bu otoriterleşmenin artabileceğini söyledi.

Devletler içinde ve aralarındaki yoksulluğun, eşitsizliğin, enflasyonun 2024 yılına damgasını vurduğunu belirten Ruhat Sena Akşener, “2024’e damgasını üretilmiş yoksulluk vurdu bizim açımızdan. Bunun sonucu olarak da 110 milyon kişi yerinden edildi. Düşük gelirli ülkelerde borç ödemeleri son 30 yılın en yüksek seviyesi oldu. Bu yüzden sağlık ve eğitim hizmetleri birçok ülkede ciddi şekilde daraldı. Gazze, Haiti ve Sudan’da bu nedenle kıtlık ilan edildi” ifadelerini kullandı.

Ruhat Sena Akşener, Güney Afrika’da nüfusun yüzde 17’sinin yani 68 milyon kişinin yardıma ihtiyaç statüsünde olduğunu kaydetti. Ruhat Sena Akşener, “Raporumuzda yer alan Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de aralarında bulunduğu körfez ülkelerinde düşük ücretli göçmen işçilerin aşırı derecede sömürüye, ayrımcılığa, yetersiz barınmaya, fiziksel ve ruhsal istismara, sağlık hizmetlere erişememeye maruz kalması göze çarpıyor. Durumdan en çok etkilenenler de çoğunluğu kadınlar” diye konuştu.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Batılı devletlerin sessizliğinin uluslararası insan haklarını ve barışçıl söylemlerinin arttırdığına dikkati çeken Ruhat Sena Akşener, “Biz bunu birtakım olgulara dayandırıyoruz, raporumuzda. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık ve birçok AB devletinin İsrail’in askeri harekatına kamuoyunda açık şekilde destek veriyor olmasıdır. ABD’nin, İsrail’in uluslararası mahkeme kararlarını reddetmesine de dayanıyor. Dolayısıyla aslında Gazze, Ukrayna, Myanmar, Afganistan gibi yerlerde savaş ortamından mağdur olanların aslında uluslararası insan haklarına karşı tepkisiz olmasının bedeli olarak görebiliriz. Burada çok yoğun ihlaller görüyoruz” şeklinde konuştu.

Ruhat Sena Akşener, Trump’ın hak karşıtı bir strateji sürdürdüğünü kaydederek, “Trump etkisinin dünyadaki devletleri otoriterleşme açısından etkiliyor. Çünkü onlara ilham kaynağı oluyor. Böyle bir gücü var ne yazık ki. Örneği göçmenlerin dev hapishanelere göndermesi, ırkçılık eğilimleri, öğrencilere yönelik baskılar diğer devletleri de etkileyecektir. Gazze’yi ele geçirme ve Filistinlileri yerinden etmeye ilişkin sözleri çok ortamı gerginleştirdi. Tüm bunlara rağmen insanlar susmadı. Filistinliler için mesela birçok kişi ayağa kalktı. Uluslararası insan haklarının yanında olmak gerekiyor. Hala mücadele edenler var. Artık kaybedecek zamanımız yok” diye belirtti.

Türkiye’ye yönelik eleştiriler

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Begüm Başdaş ise Türkiye’deki hak ihlallerine işaret ederek, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini belirterek, buna örnek olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Osman Kavala’ya ilişkin kararının yerine getirilmemesini gösterdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Selahattin Demirtaş il Figen Yüksekdağ, Can Atalay’a ilişkin de AİHM kararlarının uygulanmadığın vurgulayan Begüm Başdaş, ayrıca Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının da uygulanmadığını söyledi.

Begüm Başdaş, sözlerini şöyle sürdü: “Türkiye’de ifade özgürlüğü çok kısıtlanıyor. Özellikle LGBTİ’ler kısıtlanıyor. Yine Açık Radyo’nun kapatılması ifade özgürlüğünü sınırlayıcıdır. Türkiye’de son zamanlarda barışçıl toplanma özgürlüğünü çok konuşuyoruz. Barışçıl toplanma özgürlüğü onlar nerede isterse orada en uygun yerde toplanma hakkına sahipler. Bu konuda bölge ve AYM kararları mevcut. DEM Parti belediye başkanının memnu haklarının alınması üzerine Van’da çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Yine Van Belediye Başkanının görevden alınması da aynı protestolar meydana geldi. Ancak protestoların engellendiğini gördük. AYM kararların rağmen geçen sene de Taksim’e çıkmak isteyenler şiddete maruz kaldı. Cumartesi Anneleri de çalıştığımız bir konu. Onların haftalık protestoları da kısıtlandı. Katılımcı sayıları 10 kişi ile sınırlandı ve eylemlerini öyle yapıyorlar. 2024’te bininci hafta sadece herkese açıldı. Fakat halen tamamen açılmadığını görüyoruz.”

Filistin İçin Bin Genç üyelerinin de şiddete maruz kaldıklarını aktaran Begüm Başdaş, “Yine Türkiye tarafından Kuzey ve Doğu Suriye’de iki gazetecinin öldürülmesi üzerine açıklama yapan 7 gazeteci ve 2 kişi ‘örgüt propagandası yapmak’ iddiasıyla tutuklandı ve ardından serbest bırakıldı ancak yargılamaları devam ediyor. Yine Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER) kapandı, Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM) yargılanıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Türkiye, En Çok Savunma Harcaması Yapan 17. Ülke

2024 yılında en çok savunma harcaması yapan beş ülke ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan olurken, Türkiye, listede 17. sıraya yükseldi. Türkiye, 2023 yılında en çok savunma harcaması yapan 19. ülkeydi.

İsveç merkezli Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2024 yılı raporu, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birçok ülkenin savunmaya daha fazla harcama yaptığını ortaya koydu.

Rapora göre Türkiye, 2024 yılında dünyada en çok savunma harcaması yapan 17’nci ülke oldu. 2023 yılında yayımlanan rapordaki aynı listede 19’uncu sırada yer alan Türkiye, böylece küresel bazda iki sıra yükselmiş oldu. SIPRI verilerine göre, savunma harcamaları 2024 yılında 25 milyar ABD Doları seviyesinde seyreden Ankara’nın savunmaya harcadığı para, 2023’ten 2024’te yüzde 12 seviyesinde artış gösterdi.

NATO’nun ABD’den sonra ikinci en büyük ordusuna sahip olan Türkiye, 2024 yılında Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının (GSYİH) yüzde 1,9’luk kısmını savunmaya harcayarak NATO’nun yüzde 2 hedefine yaklaştı. Dünya çapında yapılan savunma harcamaları içerisinde Türkiye’nin payı yüzde 1 oldu. ABD’nin yüzde 37’lik pay ile açık ara ilk sırada olduğu sıralamada, Çin yüzde 12 ve Rusya yüzde 5,5’lik paya sahip.

Türkiye’nin 2015 ile 2024 yılları arasındaki süreçte yaptığı savunma harcamaları ise yüzde 110 seviyesinde arttı. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, ABD’nin harcamaları aynı zaman diliminde yüzde 19, Çin’in yüzde 59, Rusya’nın yüzde 100, Almanya’nın yüzde 89 ve Hindistan’ın yüzde 42 seviyesinde arttı. Söz konusu sıralamada Ukrayna yüzde bin 251 ile açık ara başı çekerken, İsrail’in harcamalarının son on yılda yüzde 135 ve Polonya’nın ise yüzde 159 arttığı dikkat çekti.

Dünya genelindeki askeri harcamalar 2024 yılında 2,7 trilyon ABD dolarına ulaşarak rekor seviyeye çıktı. Bu, 2023 yılına göre yüzde 9,4’lük bir artış anlamına geliyor. Söz konusu veriler, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana askeri harcamalarda yıllık bazda ilk kez bu denli büyük bir artış yaşandığını gözler önüne seriyor.

ABD, Çin ve Rusya ilk üç sırada

Dünyada 100’den fazla ülke 2024’te önceki yıla kıyasla savunma bütçesini artırdı. 2024 sıralamasında ABD, Çin ve Rusya ilk üç sırada yer aldı. ABD, 2024’te savunma bütçesini daha da artırarak 997 milyar dolara çıkardı. Bu bütçenin önemli bir kısmı, Rusya ve Çin karşısında stratejik üstünlüğü sürdürmek amacıyla askeri kabiliyetlerin ve nükleer silahların modernizasyonuna ayrıldı.

Dördüncü sıradaki Almanya’yı sırasıyla Hindistan, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan, Ukrayna, Fransa ve Japonya takip etti. İlk 10’un ardından ise Güney Kore, İsrail, Polonya, İtalya, Avustralya, Kanada ve Türkiye gelirken, Türkiye’nin ardından İspanya, Hollanda ve Cezayir de en fazla savunma harcaması yapan ilk 20 ülke arasında yer aldı.
Avrupa sıralamasında Almanya başı çekti. Almanya’nın askeri harcamaları 2024 yılında üst üste üçüncü kez artarak 88,5 milyar dolara ulaştı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 28’lik bir artış anlamına geliyor. Böylece Almanya, dünyada en fazla askeri harcama yapan ülkeler sıralamasında dördüncü sıraya yükseldi. Almanya 2023 yılında yedinci sıradaydı.

SIPRI araştırmacısı Lorenzo Scarazzato, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Almanya, yeniden birleşmeden bu yana Batı Avrupa’da en yüksek askeri harcama yapan ülke konumuna geldi” dedi. Bu gelişmenin arka planında, 2022 yılında Alman ordusunun modernizasyonu için mecliste kabul edilen 100 milyar euroluk özel fonun yattığı düşünülüyor. Söz konusu artış eğiliminin süreceğini öngören Scarazzato, “Almanya ve birçok Avrupa ülkesinde alınan son siyasi kararlar, kıtanın yüksek ve artan askeri harcamaların damga vurduğu bir döneme girdiğine işaret ediyor. Bu durumun öngörülebilir gelecekte de devam etmesi bekleniyor” dedi.

Almanya’nın yanı sıra diğer Avrupa ülkeleri de askeri harcamalarını önemli ölçüde artırdı. Polonya, 2024’te savunmaya yüzde 31 daha fazla kaynak aktararak GSYİH’sının yüzde 4,2’sini bu alana yatırmış oldu. Bu oran, Avrupalı NATO müttefikleri arasında rekor niteliğinde. NATO’ya 2024 yılında katılan İsveç’in ise geçen yıl askeri harcamalarını yüzde 34 oranında artırdığı dikkat çekti.

Avrupa ülkeleri yalnızca kendi ordularına değil, aynı zamanda Ukrayna’ya yapılan askeri yardımlara da büyük bütçeler ayırdığı için Avrupa’daki artışın temel nedeni Ukrayna. Ülkeye toplam 60 milyar dolar yardım yapılırken bu tutarın büyük kısmı ABD tarafından sağlandı. Almanya da 7,7 milyar dolar değerindeki yardımla Rusya’ya karşı Ukrayna’nın kendini savunmasına destek verdi.

GSYİH’sinin yüzde 34’ünü savunmaya ayıran Ukrayna da en fazla askeri harcama yapan ülke oldu. Ukrayna devletinin elde ettiği vergi gelirlerinin tamamını savunmaya harcadığını ortaya koyan rapora göre, sosyal ve ekonomik harcamalar ise dış yardımlarla finanse edildi. Rusya’nın savunma bütçesi ise yüzde 38 dolayında artarak 149 milyar dolara ulaştı.

Çin, 2024’te savunma harcamalarını 314 milyar dolara çıkararak 2035 yılına kadar kapsamlı modernizasyon hedefini sürdürdü. Yeni nesil hayalet savaş uçakları, insansız hava araçları ve deniz araçları gibi teknolojilere yatırım yapan Çin, nükleer cephaneliğini de hızla büyütüyor. Öte yandan ABD’nin müttefiği Japonya’nın 2024 yılı savunma bütçesi yüzde 21 artarak 55,3 milyar dolara çıktı.

Bölgesel verileri değerlendiren SIPRI uzmanı Nan Tian’a göre, Asya-Pasifik bölgesindeki büyük savunma şirketleri, ileri düzey askeri teknolojilere giderek daha fazla yatırım yapıyor. Tian, bu durumun bölgeyi “tehlikeli bir silahlanma sarmalına sürükleme riski taşıdığı” uyarısında bulunuyor. Çin ve Kuzey Kore’nin askeri hamleleri ve söylemleri, komşu ülkelerde tehdit algısını artırıyor.

Türkiye’yi yakından ilgilendiren Ortadoğu’da ise en dikkat çekici artış İsrail’de yaşandı. İsrail, 2024 yılında askeri harcamalarını yüzde 65 seviyesinde artırarak 46,5 milyar dolara çıkardı. Bu artışın nedeni olarak, Gazze Şeridi’nde devam eden savaş ve Lübnan’da Hizbullah ile yaşanan gerilim gösteriliyor. Aynı şekilde Lübnan da yaşadığı tüm siyasi ve ekonomik istikrarsızlığa rağmen, savunma bütçesini yüzde 58 seviyesinde artırdı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Çocuklar En Temel Giysilere Erişemiyor

Derin ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’de çocukların ayakkabı, pantolon ve tişört gibi en temel giyim ihtiyaçlarını karşılamada ciddi güçlükler yaşadığı tespit edildi.

Derin Yoksulluk Ağı, Türkiye’de çocuk yoksulluğunun boyutlarını ortaya koyan dikkat çekici bir araştırma yayımladı.

Çoğunluğu asgari ücretle çalışan ya da sosyal yardımlarla geçinen 90 hanede, 0-18 yaş arası 234 çocukla yapılan saha çalışmasında, çocukların giyim ihtiyaçlarını karşılamada ciddi güçlükler yaşadığı tespit edildi.

Araştırmaya göre, 129 çocuk yeterli iç çamaşırına sahip değil; 192 çocuk ayakkabı, 158 çocuk pantolon, 148 çocuk ise tişört ihtiyacını karşılayamıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verileri de tabloyu destekliyor. TÜİK’e göre, 15 yaş altı çocukların yüzde 9,2’si maddi yetersizlikler nedeniyle yeni bir giysiye sahip olamıyor. İki çift düzgün ayakkabıya ulaşamayan çocukların oranı ise yüzde 9,4.

Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo, çocukların yaşadığı bu durumun yalnızca bir fiziksel eksiklik değil, daha geniş bir sosyal eşitsizlik meselesi olduğunu vurguladı.

Cumhuriyet gazetesine konuşan Foggo, yoksulluğun çocukların eğitim hakkı ve sosyal hayata katılımı üzerinde de derin yaralar açtığını belirterek şu örneği paylaştı:

“Dün bir anne, çocuğunun 23 Nisan etkinliğine katılması için gerekli olan beyaz gömleği alamadığını söyledi. Bu, yalnızca bir eksiklik değil; çocuklar arasında bir eşitsizliktir.”

Foggo, araştırmada görüşülen çocukların yüzde 18,7’sinin maddi nedenlerle okul etkinliklerine katılamadığını da sözlerine ekledi.

Araştırma bulguları, giysi eksikliğinin çocuklarda sosyal dışlanma, özgüven kaybı ve okuldan uzaklaşma gibi sonuçlara yol açtığını gösteriyor.

Özellikle ergenlik çağındaki kız çocuklarının, uygun kıyafetleri olmadığı için okuldan geri kalmak istemedikleri, bu durumun eğitim hayatlarını olumsuz etkilediği kaydedildi.

Bir çocuk, “Ayakkabım yoktu, ablamın kadın terliğini giydim. Artık mahallede utanıyorum” sözleriyle yaşadığı sıkıntıyı anlatırken; bir anne ise, “Çocuklarımın bedenini bilmiyorum, yıllardır yeni kıyafet alamadım” ifadeleriyle durumu özetledi.

Bu ailelerin giysi ihtiyaçları, çoğunlukla çöpten, bağışlardan ya da belediye yardımlarından karşılanıyor.

Paylaşın

IMF, Türkiye İçin Büyüme Tahminini Yüzde 2,7’ye Yükseltti

IMF, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7, gelecek yılda yüzde 3,2 büyümesinin beklendiğini açıkladı. IMF, bir önceki tahmininde Türkiye’nin 2025 büyüme tahminini yüzde 2,6 olarak açıklamıştı.

Haber Merkezi / Uluslararası Para Fonu (IMF), Nisan 2025 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu yayımladı. IMF, küresel büyüme tahminini 2025 yılı için yüzde 3,3’ten yüzde 2,8’e indirdi.

Küresel ekonomik büyümenin 2026 yılında ise yüzde 3 olacağını öngören IMF, önümüzdeki seneye ilişkin tahminini de böylece 0,3 puan düşürmüş oldu.

IMF, Ocak ayında yayımladığı raporunda 2025 ve 2026 yıllarında yüzde 3,3 büyüme öngörüyordu. IMF, 2024 yılında da yüzde 3,3 küresel ekonomik büyüme hesaplamıştı.

IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahminleri de yukarı yönlü revize edildi.

IMF, Türkiye’nin 2025 yılı büyüme tahminini yüzde 2,6’dan yüzde 2,7’ye yükseltirken, 2026 yılı büyüme tahminini de yüzde 3,2 olarak sabit tuttu.

IMF, Türkiye için 2025 yılı için enflasyon beklentisini yüzde 33’ten yüzde 35,9’a çıkarırken, 2026 yılı için beklentisini yüzde 22,8 olarak belirledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, şubat ayında yılın ilk enflasyon raporu sunumunda 2025 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 21’den yüzde 24’e yükselttiklerini bildirmişti.

Paylaşın

Vatandaşın Bankalara Borcu 4,3 Trilyon Lirayı Aştı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye devam ederken, vatandaşın banka borçları 28 Mart – 4 Nisan arasındaki haftada, 49,7 milyar lira artarak 4 trilyon 329 milyar liraya kadar yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomiye dair açıklamalarda bulundu. Gökan Zeybek, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ekonomide kara delik açıldı. Sandık tek çare. Vatandaşın banka borçları 4,3 trilyonu geçti. Vatandaşların, bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 28 Mart – 4 Nisan günleri arasındaki haftada, artan kredi faizlerine rağmen 49,7 milyar lira artarak 4 trilyon 329 milyar liraya kadar yükseldi. Takipteki 4 milyon kişi yıllardır borcunu ödeyemiyor.

Hem bankalar ve finans kuruluşları hem varlık yönetim şirketleri tarafından takip edilenler tek kişi sayıldığında takipteki toplam vatandaş sayısı 3 milyon 998 bin 602’yi buluyor.

“Bankalar rekor gelir sağladı”

Halk battı, banka çıktı. Artan hayat pahalılığı karşısında geliri yetersiz kalan yurttaş, yüksek faiz oranlarına rağmen banka kredilerine yönelmek zorunda kaldı. Bankalar da hem yüksek faizden hem de batık kredilerden rekor gelir sağladı. Batık kredilerden sağlanan faiz geliri, yılın ilk iki ayında yüzde 181,3 oranında artarak 13 milyar 980 milyon liraya ulaştı.

Dolarizasyon:19 Mart darbesiyle birlikte hem vatandaşlar hem şirketlerden dövize yoğun bir talep geldi. Söz konusu üç haftada döviz cinsinden mevduatlar da 12 milyar dolar artarak 216 milyar dolara kadar çıktı.

Üç ayda en az 455 bin işçi işinden çıkarıldı. Bu yılın ilk üç aylık döneminde en az 455 bin 574 kişi işvereni tarafından işinden çıkarıldığı için işsizlik ödeneği alabilmek umuduyla İşsizlik Sigortası Fonuna başvurdu.

İşsizin parası nereye harcanıyor. Bu yılın ilk üç ayında İşsizlik Sigortası Fonundan toplam 61,5 milyar lira harcama yapıldı. Bu harcamanın yalnızca 21,8 milyar lirası işsizlik ödeneği alanlara yapılan ödemeler ile bunlar adına yapılan genel sağlık sigortası primi ve damga vergisi ödemelerinden oluştu.

“İcra dairelerine 2,9 milyon yeni dosya geldi”

İcra dairelerine 2,9 milyon yeni dosya geldi. İcra dairelerine 1 Ocak – 12 Nisan günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısı 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 4,6 oranında artarak 2 milyon 900 bin oldu.

Emeklilik yaşı sefalet çağı oldu. Yaşlılık aylığı alan her 6 emekliden biri çalışmak zorunda. 60 yaş üstü yurttaşların İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı arttı. İŞKUR’a kayıtlı işsizlerin 30 bin 367’sini 60 yaş ve üzerindeki işsizler oluşturdu. Bu sayı geçen yılın mart ayında 28 bin 510 kişiydi. Üstelik toplam işsiz sayısı azalırken 60 yaş ve üzerindeki başvuruda artış yaşandı. Ocak-mart döneminde 60 ve üzeri yaştaki 3 bin 640 kişi İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirildi.”

Paylaşın

Türkiye, Konut Fiyatlarının Maaşlara Göre En yüksek Olduğu Ülke

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye devam ederken, veriler yaşanan ekonomik krizin derinliğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 2024 yılında konut fiyatlarının maaşlara oranla en yüksek olduğu ülke Türkiye oldu.

2024 yılı, dünya genelinde konut piyasasında yaşanan dalgalanmalar ve yüksek faiz oranları nedeniyle ev sahibi olmanın giderek zorlaştığı bir yıl oldu. Konut fiyatlarındaki artış, özellikle gelişmekte olan ülkelerde vatandaşların alım gücüyle kıyaslandığında daha belirgin bir krizi ortaya koydu.

Uluslararası veri platformu Numbeo’nun 10 Eylül 2024 verilerinden yararlanarak BestBrokers tarafından hazırlanan analiz, konut fiyatlarının maaşlara oranla ne kadar erişilebilir olduğunu ortaya koydu.

Türkiye, bu çarpıcı tabloda ilk sıraya yerleşerek 2024’te konutun en erişilemez olduğu ülke olarak öne çıktı.

Analiz, ülkelerdeki konutların metrekare bazında ABD doları cinsinden fiyatları ile ortalama yıllık maaşlar karşılaştırılarak hazırlandı. Gelir-konut fiyatı oranının hesaplandığı sıralamada Türkiye, yüzde 81,45’lik oranla listenin en üst sırasında yer aldı. Bu oran, Türkiye’deki bir bireyin yıllık gelirinin neredeyse tamamını bir konutun sadece bir bölümünü satın almak için harcaması gerektiğini gösteriyor.

Yani bir Türkiye vatandaşının ortalama bir konut satın alabilmesi için neredeyse bir ömür boyu çalışması gerektiği anlamına geliyor. Artan döviz kurları, inşaat maliyetlerindeki yükseliş, yüksek faizli mortgage kredileri ve düşük gelir düzeyleri bu tablonun başlıca nedenleri olarak öne çıkıyor.

Ekonomim’de yer alan habere göre; listenin ikinci sırasında yüzde 59,04’lük oranla Nepal yer alırken, Hindistan yüzde 49,86 ile üçüncü sıraya yerleşti. Bu ülkeleri sırasıyla Endonezya, Ermenistan, Güney Kore, Peru, Dominik Cumhuriyeti, Brezilya ve Şili izledi.

Bu durum, yüksek yaşam standartlarıyla bilinen gelişmiş ülkelerde konut fiyatlarının pahalı olmasına rağmen gelir düzeylerinin yüksek olması sayesinde konutun daha ulaşılabilir olduğunu gözler önüne seriyor.

Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, en pahalı konutların bulunduğu ülkelerin aynı zamanda “erişilemez konut” listesinde yer almaması. Çünkü konutun erişilebilirliğinde belirleyici olan tek unsur fiyat değil; maaş düzeyiyle doğrudan ilişkilendirilen satın alma gücü.

Türkiye örneğinde ise, konut fiyatları her ne kadar bazı gelişmiş ülkelere göre daha düşük görünse de, alım gücünün zayıflığı ve yüksek enflasyon konutu erişilemez hale getiriyor.

Paylaşın

Türkiye, İnternet Hızı Sıralamasında İlk 100’e Giremedi

Verilere göre, geniş bant internet hızında Türkiye, Bangladeş, Mauritius ve Gana’nın ardından ortalama 50,71 Mbps ile 101. sırada yer alıyor. Mobil internet kategorisinde ise ortalama 66,39 Mbps hızla 60. sıraya yerleşmiş durumda.

Dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde, hızlı ve kesintisiz internet bağlantısına duyulan ihtiyaç artarken, Türkiye’de hala düşük hız ve yüksek ping gibi sorunlar kullanıcılar tarafından dile getiriliyor.

Popüler hız testi platformu Speedtest by Ookla’nın 2025 verilerine göre, Türkiye, Bangladeş, Mauritius ve Gana’nın ardından ortalama 50,71 Mbps ile 101. sırada yer alıyor. Mobil internet kategorisinde ise ortalama 66,39 Mbps hızla 60. sıraya yerleşmiş durumda.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 24 Aralık 2024 tarihinde katıldığı Anadolu Yayıncılar Federasyonu’nun programı kapsamında Türkiye’deki internet hızı hakkında da açıklamalarda bulunmuştu. Uraloğlu, “Ortalama 80 megabit hızında internet verebiliriz ama abone isteği 35 megabit” şeklinde konuşmuştu.

İşte dünyanın en hızlı internetine sahip 20 ülke:

1- Singapur: 345,33 Mps
2- Birleşik Arap Emirlikleri: 313,55 Mps
3- Hong Kong (SAR): 312,48 Mps
4- İzlanda: 295,55 Mps
5- Fransa: 290,75 Mps

6- Amerika Birleşik Devletleri: 279,93 Mps
7- Şili: 279,53 Mps
8- Danimarka: 254,75 Mps
9- İspanya: 247,94 Mps
10- İsviçre: 245,39 Mps

11- Çin: 244,67 Mps
12- Tayland: 238,41 Mps
13- Kanada: 237,86 Mps
14- Romanya: 237,61 Mps
15- Makao (SAR): 232,74 Mps

16- İsrail: 229,65 Mps
17- Tayvan: 226,37 Mps
18- Japonya: 217,11 Mps
19- Macaristan: 215,30 Mps
20- Portekiz: 207,95 Mps

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

4 Milyon Vatandaş Bankalara Borçlu

Prof. Dr. Şenol Babuşcu, şubat 2025 itibarıyla bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve hala borcu devam eden gerçek kişi sayısının 3 milyon 998 bin 602 olduğunu açıkladı.

Prof. Dr. Şenol Babuşcu, sosyal medya hesabından ekonomiye dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Babuşçu, Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine dayanarak yaptığı değerlendirmeye göre, Ocak-Şubat döneminde borçlarını ödeyemeyen kişi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre çarpıcı biçimde arttı.

“Bireysel kredi veya kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 44 arttı, 259 bin kişi oldu.” diyen Babuşcu, özellikle kredi kartı borçlarında yaşanan sıçramaya dikkat çekti. Aynı dönemde yalnızca kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe alınan kişi sayısı yüzde 52’lik artışla 167 bine ulaştı.

Şubat 2025 itibarıyla bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve hâlâ borcu devam eden gerçek kişi sayısı 3 milyon 998 bin 602 olarak açıklandı. Bu kişiler arasında hem banka takibinde olanlar hem de borcu varlık yönetim şirketlerine devredilmiş olanlar yer alıyor. Babuşcu, “Bireysel kredi kartlarında yasal takibe geçen kişi sayısı Şubat 2025 sonunda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 58,6 artarak 345 bin kişi oldu.” ifadesini kullandı.

Verilere göre, bireysel kredi borcu devam edenlerin sayısı 1 milyon 694 bin, kredi kartı borcu devam edenlerin sayısı ise 1 milyon 671 bin kişi düzeyinde bulunuyor. Hem kredi hem kredi kartı borcu bulunanların toplamı ise 2 milyon 570 bin kişi. Öte yandan, varlık yönetim şirketlerinde yasal takip sürecinde olan ve tahsilat işlemleri süren kişi sayısı 2 milyon 48 bin olarak kaydedildi.

Vatandaş ihtiyaç kredilerini ödeyemiyor

Şubat 2025 itibarıyla bireysel kredilerde toplam kredi hacmi 4 trilyon 281 milyar lira seviyesine ulaştı. Bu kredilerin 163 milyar liralık kısmı tasfiye olacak alacaklar arasında yer aldı. Bireysel kredi türleri arasında en yüksek takip oranı yüzde 5 ile ihtiyaç kredilerinde gerçekleşti. Babuşcu, bu tabloyu “Bireysel kredilerde en yüksek ödenmeme oranı yüzde 5 ile ihtiyaç kredilerinde.” sözleriyle değerlendirdi.

Kredi kartlarında ise takip oranı yüzde 4 düzeyinde seyrediyor. Konut ve taşıt kredilerindeki takip oranları sırasıyla yüzde 0,1 ve yüzde 0,4 ile görece düşük kalırken, “diğer” kategorisinde yer alan tüketici kredileri 82 milyar lira tasfiye olacak tutarla dikkat çekiyor.

Sektörel bazda değerlendirildiğinde, en yüksek takip oranı yüzde 4,9 ile inşaat sektöründe görülürken, bu sektörü yüzde 4,8 ile perakende ticaret izledi. Ancak Babuşcu’nun dikkat çektiği üzere, “rakamsal olarak diğer grupta yer alan eğitim sektörü takip oranı açısından yüzde 5 ile Şubat 2025 sonunda ilk sırada.” ifadesi, sosyal hizmetlerde de borçlanma krizinin etkili olduğunu gösteriyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın