İcradaki Dosya Sayısı Son Bir Yılda 1,5 Milyon Arttı

Ekonomik kriz vatandaşın belini bükmeye devam ediyor. Vatandaşın borcu 4.8 trilyona yaklaşırken, İcra dairelerinde işlem gören dosya sayısı son bir yılda 1.5 milyon arttı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) TBMM Grubu’nun hazırladığı güncel ekonomi raporuna göre, KOBİ’lerin bankalara olan toplam borcu nisan ayı itibarıyla 5 trilyon lirayı aşarken, tarım sektörünün borçları da ilk kez 1 trilyon lira sınırını geçti. Bireysel borçlar da 4.8 trilyon liraya yaklaşmış durumda. Artan borçların yargıya yansıması ise icra dosyalarındaki patlamayla kendini gösteriyor.

Cumhuriyet’in haberine göre, küçük ve orta ölçekli işletmelerin bankacılık sektörüne olan kredi borçları, nisan ayında bir önceki aya göre 201 milyar lira artışla 5 trilyon 33 milyar liraya yükseldi. Bu borçların 115.9 milyar liralık kısmı zamanında ödenemediği için takibe alınmış durumda. Yılın ilk dört ayında KOBİ borçlarındaki toplam artış 660 milyar lirayı buldu.

Tarım sektörünün bankalara olan kredi borcu da nisan ayında 38.4 milyar lira artışla 1 trilyon 9 milyar liraya çıkarak tarihî bir eşiği geçti. Sektörde yılbaşından bu yana toplamda 140 milyar liralık borç artışı yaşandı. Takibe düşen tarım kredilerindeki artış ise yüzde 75’e yaklaşarak 6.3 milyar liraya ulaştı.

Tüketici kredileri ve kredi kartı harcamaları da hızla artıyor. Vatandaşların bankalara ve finans kuruluşlarına olan bireysel borcu, yalnızca 23-30 Mayıs haftasında 114.8 milyar lira artarak 4 trilyon 684 milyar liraya yükseldi.

Ekonomik tablo yargı sistemine de yansıdı. 1 Ocak – 6 Haziran tarihleri arasında icra dairelerine UYAP sistemi üzerinden gelen yeni dosya sayısı 4 milyon 336 bine ulaştı. Bu sayı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5.9’luk bir artışa karşılık geliyor. Aynı dönemde işlem gören toplam dosya sayısı 23 milyon 630 bine yükselirken, son bir yılda net dosya artışı 1 milyon 519 bin olarak kaydedildi.

Paylaşın

DEM Parti’den Üç Bakanlığa “Şüpheli Kadın Ölümleri” Araştırılsın Önergesi

DEM Parti Milletvekili Kamuran Tanhan, şüpheli kadın ölümlerine dikkat çekerek Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması talebiyle üç ayrı soru önergesi verdi.

Kamuran Tanhan, şüpheli kadın ölümlerinde etkin soruşturma yürütülmediği, bazı vakaların otopsi yapılmadan “intihar” olarak kayda geçtiği yönündeki iddiaların ciddi kamuoyu endişesine neden olduğunu belirtti. Tarhan ayrıca, yargının kadın cinayetlerinde uyguladığı “iyi hâl” ve “haksız tahrik” indirimlerinin cezasızlığı körüklediğini ve caydırıcılığı zayıflattığını söyledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan, Türkiye’de artan kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerine dikkat çekerek Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması talebiyle üç ayrı soru önergesi verdi.

Kamuran Tanhan, Türkiye’de kadına yönelik şiddetin her geçen yıl artarak toplumsal bir krize dönüştüğünü belirtti. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ardından kadınların yaşam hakkı üzerindeki tehdidin daha da belirginleştiğini vurgulayan Tanhan, devletin koruma ve önleme mekanizmalarının yetersiz kaldığını dile getirdi.

Tanhan, şüpheli kadın ölümlerinde etkin soruşturma yürütülmediği, bazı vakaların otopsi yapılmadan “intihar” olarak kayda geçtiği yönündeki iddiaların ciddi kamuoyu endişesine neden olduğunu belirtti. Kamuran Tanhan ayrıca, yargının kadın cinayetlerinde uyguladığı “iyi hâl” ve “haksız tahrik” indirimlerinin cezasızlığı körüklediğini ve caydırıcılığı zayıflattığını söyledi.

Bakanlıklara yöneltilen sorular

Kamuran Tanhan, hem kadın cinayetlerinin hem de şüpheli ölümlerin münferit değil, yapısal bir adaletsizlik düzeninin sonucu olduğunu belirterek ilgili bakanlıklardan şu sorulara yanıt verilmesini istedi:

Adalet Bakanlığı’na:

2020–2025 arasında kadın cinayetleriyle ilgili kaç fail hakkında işlem yapılmıştır? Kaçı tutuklanmış, kaçı serbest bırakılmıştır?
Aynı dönemde şüpheli kadın ölümleriyle ilgili kaç soruşturma başlatılmış, kaçı tamamlanmış, kaçı takipsizlikle sonuçlanmıştır?
Otopsi yapılmadan intihar kaydıyla kapatılan vakalar bulunmakta mıdır? Bu durumun önüne geçilmesi için standart bir adli prosedür geliştirilmiş midir?
“İyi hâl” ve “haksız tahrik” indirimleriyle ilgili bir reform çalışması yürütülmekte midir?
6284 sayılı Kanun kapsamında kaç kadına koruma kararı verilmiştir, bu kararlar ne oranda ihlal edilmiştir?

İçişleri Bakanlığı’na:

2020–2025 yılları arasında kadın cinayeti ve şüpheli kadın ölümü sayısı kaçtır? Bu vakaların yaş gruplarına ve illere göre dağılımı nedir?
Kadın cinayetlerinde alınan vatandaş şikâyetlerinin kaçı dikkate alınmış, şikâyet sonrası koruma tedbiri sağlanmış mıdır?
Şüpheli kadın ölümleriyle ilgili kaç dosyada otopsi yapılmıştır, kaç vaka intihar olarak kaydedilmiştir?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na:

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış sonrası kadına yönelik şiddet konusunda bir etki analizi yapılmış mıdır?
Şüpheli kadın ölümlerinde etkin soruşturma yapılmakta mıdır? Bu süreçler nasıl takip edilmektedir?
2024 ve 2025’te koruma talep etmesine rağmen öldürülen kadın sayısı kaçtır?
Şüpheli kadın ölümlerinin özel olarak izlendiği bir sistem mevcut mudur?
2025 yılı için kadına yönelik şiddetle mücadeleye ayrılan bütçe ne kadardır ve nasıl kullanılmaktadır?

Tanhan açıklamada, “Kadın cinayetleri münferit olaylar değil, kadınları koruyamayan sistematik bir adaletsizlik düzeninin sonucudur. Devlet, failleri değil kadınları suçlayan yaklaşımdan vazgeçmeli; koruma ve adalet mekanizmalarını işler hale getirmelidir” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

2024 Yılında Türkiye’de 73 Bin 482 Kitap Yayınlandı

TÜİK’in verilerine göre; 2024 yılında Türkiye’de 73 bin 482 kitap yayınlandı. Yayınlanan materyal sayısı ise 2024 yılında, 2023 yılına göre yüzde 6,5 azalarak 92 bin 595 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Kütüphane İstatistikleri 2024 verilerini yayınladı. Buna göre; Kütüphane sayısı 2024 yılında 1 Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi, 1 Milli Kütüphane, 1 301 halk kütüphanesi, 637 üniversite kütüphanesi ile 42 bin 889 örgün ve yaygın eğitim kurum kütüphanesi olmak üzere toplam 44 bin 829 oldu.

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi kitap sayısı 2024 yılında yüzde 3,2 artarak 2 milyon 613 bin 965 oldu. Bir önceki yıla göre kitap sayıları Milli Kütüphanede yüzde 8,3 artarak 1 milyon 829 bin 534, üniversite kütüphanelerinde yüzde 3,5 artarak 22 milyon 420 bin 99, halk kütüphanelerinde yüzde 3,6 artarak 25 milyon 82 bin 260, örgün ve yaygın eğitim kurum kütüphanelerinde yüzde 5,4 azalarak 65 milyon 227 bin 96 oldu.

2023 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi verileri kütüphanenin idari kayıtlarından derlenmeye başlanmıştır.

Türkiye’de 487’si devlet ve 150’si vakıf üniversitesi olmak üzere toplamda 637 üniversite kütüphanesinin mevcut olduğu görüldü. Üniversite kütüphanelerinin elektronik kitap sayısı bir önceki yıla göre yüzde 6,0 artarak 125 milyon 428 bin 957 oldu. Üniversite kütüphanelerine kayıtlı üye sayısı yüzde 2,0 artarak 4 milyon 282 bin 978 olurken, kitap dışı materyal sayısı yüzde 4,1 azalarak 1 milyon 594 bin 486 oldu.

Halk kütüphanelerinden yararlanan kişi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 15,4 artarak 38 milyon 737 bin 705 oldu. Halk kütüphanelerine kayıtlı üye sayısı bir önceki yıla göre yüzde 8,6 artarak 6 milyon 726 bin 993 oldu.

Yayımlanan materyallerin sayısı 2024 yılında, 2023 yılına göre yüzde 6,5 azalarak 92 bin 595 oldu. Yayınlar konularına göre incelendiğinde 2024 yılında yayımlanan materyallerin yüzde 21,4’ünün akademik, yüzde 21,3’ünün yetişkin kurgu edebiyat, yüzde 19,4’ünün ise eğitim olduğu görüldü.

Paylaşın

Türkiye, Hazırlık Maçında Meksika’ya Yenildi

2026 FIFA Dünya Kupası Elemeleri kapsamında Meksika ile Türkiye, Kenan Memorial Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Moeth Gaymes’in yönettiği karşılaşmadan Meksika, 1 – 0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Meksika’ya galibiyeti getiren golü 45. dakikada Orbelín Pineda kaydetti.

Meksika – Türkiye arasında oynanan bu karşılaşma, iki takım arasında oynanan ilk karşılaşma olarak kayıtlara geçti. Türkiye, ABD kampındaki ilk özel maçında karşılaştığı ABD’yi 2-1 mağlup etmişti.

45. dakikada Meksika öne geçti. Sağdan kullanılan taç atışı sonrası Ruiz’in pasıyla ceza sahasında topla buluşan Pineda’nın dönerek vuruşunda, meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-0

Stat: Kenan Memorial

Hakemler: Moeth Gaymes, Denroy Barker, Ryan Graves (Saint Vincent ve Grenadinler)

Meksika: Malagon, Sanchez, Montes, Reyes, Gallardo, Alvarez (Dk. 61 Lira), Ruiz (Dk. 84 Chavez), Pineda (Dk. 61 Alvarado), Quinones (Dk. 71 Gimenez), Sepulveda (Dk. 71 Jimenez), Vega (Dk. 61 Huerta)

Türkiye: Berke Özer, Mert Müldür, Merih Demiral, Çağlar Söyüncü, Yasin Özcan (Dk. 46 Mustafa Eskihellaç), Kaan Ayhan (Dk. 77 Demir Ege Tıknaz), İsmail Yüksek (Dk. 62 Orkun Kökçü), İrfan Can Kahveci (Dk. 62 Barış Alper Yılmaz), Arda Güler, Kerem Aktürkoğlu (Dk. 77 Deniz Gül), Kenan Yıldız (Dk. 84 Ahmed Kutucu)

Gol: Dk. 45 Pineda (Meksika)

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Haneden Biri Tek Kişilik

Türkiye’de ortalama hane halkı büyüklüğü 2010’da 3,68 iken 2024’te 3,11’e düştü. Günümüzde her beş haneden biri tek kişilik. Özellikle genç yetişkinler ve yaşlı kadınlar arasında yalnız yaşam biçimi yaygınlaşıyor.

Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM) tarafından hazırlanan “Toplumun Görünümü 2024” raporuna göre, Türkiye’de demografik yapı, aile formları ve sosyal kırılganlıklar önemli ölçüde değişiyor. Enes Koru ve Şüheda Nur Uzuntaş’ın hazırladığı raporda eğitim, sağlık, demografi, ekonomi, göç, hane yapısı, hukuk ve çalışma hayatı gibi birçok başlıkta toplumsal dönüşüm mercek altına alındı.

Rapora göre Türkiye’de nüfus artış hızı yüzde 1,1’e kadar gerilerken, doğurganlık oranı 1,51 ile nüfus yenilenme eşiği olan 2,1’in oldukça altında kaldı. 0-14 yaş grubunun oranı yüzde 20,9’a inerken, 65 yaş ve üzeri nüfus oranı yüzde 10,6’ya çıktı. Ortanca yaş 34 olurken, 40-44 yaş grubu nüfus piramidinde en geniş yaş dilimi oldu.

Aile yapısında da önemli dönüşümler gözlemleniyor. “Anne-baba-çocuk” tipindeki klasik çekirdek ailelerin oranı 2014’te yüzde 45 iken 2024’te yüzde 38’e geriledi. Ortalama hane halkı büyüklüğü 2010’da 3,68 iken 2024’te 3,11’e düştü. Günümüzde her beş haneden biri tek kişilik. Özellikle genç yetişkinler ve yaşlı kadınlar arasında yalnız yaşam biçimi yaygınlaşıyor.

Boşanma oranları artarken, evlilikler gecikiyor. 2023 verilerine göre kaba evlenme hızı binde 6,63, boşanma hızı ise binde 2,01 olarak kaydedildi. Evlenen çift sayısı 565 bin iken boşanan çift sayısı 171 bin oldu. Kadınlarda ilk evlenme yaşı 25,8’e, erkeklerde 28,3’e yükselirken; ortalama ilk doğum yaşı 29,2’ye çıktı. Bu durum, evlilik ve annelik sürecinin giderek ertelendiğini gösteriyor.

Raporda yer alan diğer bulgular şöyle:

Konut ve gıda giderleri yüksek: Hane halkı harcamalarında en yüksek pay konut/kira ve gıda harcamalarına ait. Temel ihtiyaçlar, keyfi harcamalara yer bırakmıyor.

Ev sahipliği oranı düşüyor: Kira artışları ve konut fiyatlarındaki yükseliş, barınma güvenliğini tehdit ediyor. Özellikle düşük gelirli haneler bu durumdan olumsuz etkileniyor.

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski sürüyor: 2024 itibarıyla çocukların yüzde 38,9’u hâlâ maddi yoksunluk, düşük gelir veya işsizlik gibi nedenlerle kırılgan durumda. Yaşlıların dörtte biri de benzer risklerle karşı karşıya.

Çocuk işçiliği artıyor: 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılım oranı yüzde 19,6’ya çıktı.

Genç işsizliği ve eğitimsizlik: 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 22,9’u ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor.

Paylaşın

Türkiye’de Her Üç Kadından Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda

Türkiye’de her üç genç kadından birinin eğitim ya da iş hayatının dışında kaldığı tespit edildi. Düşük ücretler, iş deneyimi eksikliği ve güvencesiz çalışma koşulları, gençlerin iş gücüne katılımını zorlaştıran başlıca nedenler olarak öne çıkıyor.

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) yayımladığı yeni rapor, Türkiye’deki gençlerin önemli bir bölümünün ne eğitimde ne de istihdamda yer aldığını ortaya koydu. Rapora göre, 15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 28’i “NEET” (Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Gençler) kategorisinde yer alıyor. Bu oran, OECD ortalaması olan yüzde 13’ün iki katından fazla. İstanbul özelinde ise oran yüzde 18,6 düzeyinde seyrediyor.

İTOSAM tarafından TÜİK verileri ve yüz yüze mülakatlara dayalı olarak hazırlanan çalışmada, NEET gençlerin çoğunluğunu resmi bir okuldan mezun olmamış bireylerin oluşturduğu belirtildi. Cinsiyet temelli analizlerde ise her üç genç kadından birinin eğitim ya da iş hayatının dışında kaldığı tespit edildi. Düşük ücretler, iş deneyimi eksikliği ve güvencesiz çalışma koşulları, gençlerin iş gücüne katılımını zorlaştıran başlıca nedenler olarak öne çıkıyor.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre; İTO Başkanı Şekib Avdagiç, konuyla ilgili değerlendirmesinde, gençlerin sosyal yardımlarla desteklenmesinin yeterli olmadığını vurguladı. “Bu yardımların eğitim veya mesleki beceri kazandırma koşuluna bağlanması şart. Gençleri staj ve işbaşı eğitimlerle iş dünyasına hazırlayacak mekanizmaları yaygınlaştırmalıyız” dedi.

Avdagiç, genç istihdamını artırmaya yönelik olarak işverenlere vergi indirimi, sigorta prim muafiyeti ve maaş desteklerinin genişletilmesi çağrısında bulunurken, bireysel kariyer danışmanlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının da önemine dikkat çekti.

Araştırma, NEET gençliğin yalnızca ekonomik değil, psikolojik ve sosyal sorunlara da işaret ettiğini ortaya koydu. Aşırı korumacı ebeveynlik anlayışı, sosyal beceri eksikliği ve bireysel özgüven yoksunluğu, gençlerin bağımsız karar alma ve toplumla bütünleşme süreçlerini zayıflatıyor. Raporda, “çalışmamayı tercih eden gençlerin artışı, devletin eğitim yatırımlarının etkinliği üzerine düşünülmesi gerektiğini” vurgulayan analizler de yer aldı.

Raporda görüşlerine yer verilen gençler, aile baskısı, çocuk bakımı sorumlulukları, ekonomik sıkıntılar ve iş piyasasında tecrübe beklentisi gibi engellerle karşılaştıklarını ifade etti. Bu durum, NEET sorununun yalnızca ekonomik değil, sosyal politikalarla da ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

İTO’nun bulguları, Türkiye’nin genç nüfusu için uzun vadeli, kapsayıcı ve çok boyutlu bir istihdam politikasına duyulan ihtiyacı bir kez daha gündeme taşıyor. Eğitim-istihdam köprüsünün güçlendirilmesi, sosyal hizmetlerin daha entegre bir yaklaşımla yapılandırılması ve özel sektörle koordineli çözümler, sorunun çözümünde anahtar rol oynayacak.

Paylaşın

Bakan Güler’den “Suriye” Açıklaması: Askerleri Çekme Planımız Yok

Türkiye’nin Suriye’deki önceliğinin bu ülkenin toprak bütünlüğünü korumak ve terörden arındırmak olduğunu belirten Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin şu an için askerlerini çekmeyi planlamadığını söyledi.

Yaşar Güler, Suriye’deki 20 bini aşkın Türk askerinin çekilmesi ya da yerinin değiştirilmesine dair tartışmalara girilmesi için henüz çok erken olduğunu sözlerine ekledi.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, Suriye ordusuna eğitim ve danışmanlık desteği veren Türkiye’nin şu an için bu ülkedeki askerlerini çekme gibi bir planı olmadığını açıkladı. Türkiye’nin Suriye’deki önceliğinin bu ülkenin toprak bütünlüğünü korumak ve terörden arındırmak olduğunu belirten Güler, Ankara’nın bu doğrultuda Şam’a destek verdiğini söyledi.

Millî Savunma Bakanı Güler, “Bir yandan Suriye’nin savunma kapasitesini artırmaya yönelik adımlar atarken bir yandan da askeri eğitim ve danışmanlık hizmetleri sağlamaya başladık” diye konuştu.

Reuters’ın sorularına yazılı yanıt veren Güler, Suriye’deki 20 bini aşkın Türk askerinin çekilmesi ya da yerinin değiştirilmesine dair tartışmalara girilmesi için henüz çok erken olduğunu sözlerine ekledi. Bakan Güler, “bunun ancak Suriye’de barış ve istikrar sağlandığında, bölgedeki terör tehdidi tümüyle ortadan kaldırıldığında, Türkiye’nin sınır güvenliği tam olarak sağlandığında ve ülkesinden kaçan insanların onurlu bir şekilde dönüşleri tamamlandığında yeniden değerlendirilebileceğini” belirtti.

Türkiye, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’ye yüzlerce saldırı düzenleyen İsrail’i bu ülkedeki barış sürecini baltalamakla suçluyor. Türkiye ve İsrail, iki ülke askerlerinin Suriye’de karşı karşıya gelmesine yol açabilecek durumlar yaşanmaması için bir çatışmasızlık mekanizması kurmanın yollarını da arıyor.

Güler, Reuters’a yaptığı açıklamada, “bir iletişim ve koordinasyon yapısının” yanı sıra “istenmeyen olayların önlenmesine” yönelik bir çatışmasızlık mekanizmasının kurulması için teknik seviyedeki görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Güler, “Bu hattı kurma ve eksiksiz şekilde faaliyete geçirme yönündeki çabalarımız devam ediyor. Ancak unutulmamalı ki çatışmasızlık mekanizması normalleşme anlamına gelmiyor” diye ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Mayıs Ayında 78 Gazeteci Yargılandı 3’ü Tutuklandı

Mayıs ayında 5 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan 3’ü tutuklandı. 43 ayrı dava dosyasında toplam 78 gazeteci yargılanırken, 4 gazeteciye hapis ve para cezası verildi.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 2024 Mayıs ayına ilişkin Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu yayımladı. Evrensel’den Merve Tur’un aktardığına göre; Raporda, gazetecilerin Basın Özgürlüğü Günü’nün kutlandığı bu ayda dahi yoğun baskı, sansür ve şiddetle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

Mayıs ayında 5 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan 3’ü tutuklandı. 43 ayrı dava dosyasında toplam 78 gazeteci yargılanırken, 4 gazeteciye hapis ve para cezası verildi. Gözaltına alınan gazeteciler arasında, haberleri nedeniyle hedef gösterilen Furkan Karabey de yer aldı. Karabey’in sosyal medya hesabı hukuksuz biçimde kapatılırken, T24 muhabiri Can Öztürk’ün basın kartı parçalandı.

Raporda, öldürülen gazetecileri anan beş basın emekçisine soruşturma açıldığına dikkat çekildi. Katledilen Nazım Daştan, Cihan Bilgin, Gülistan Tara ve Hêro Bahaddin’in anılmasının dahi suç sayıldığı belirtilirken, İstanbul Barosunun bu konuda yargılandığı davada Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve üyelerin savunma yaptığı aktarıldı. DFG, “Katledilen gazetecilerin hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğiz” açıklamasını yaptı.

Raporda, tehdit edilen Kıbrıslı gazeteci Ayşemden Akın’ın durumu da öne çıktı. Akın, 30 Nisan’da tehdit edildi; tehditlere konu olan röportajındaki Cemil Önal Hollanda’da öldürüldü. Bir aydır süren çağrılara rağmen Akın’a hâlâ koruma verilmedi. DFG, Akın’ın can güvenliğinin sağlanmasını talep etti.

Mayıs ayında gazetecilere yönelik sansür de artarak sürdü. YouTube, Türkiye’nin talebiyle gazeteciler Günay Aslan, Amed Dicle, Erdal Er, Fehim Işık ve Cahit Mervan’a ait kanalları erişime kapattı. Grup Yorum’a ait 205 milyon izlemeyi geçen 454 video da aynı şekilde engellendi. Ayrıca, 3 internet sitesi kapatıldı, 12 haber ve 465 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

Raporda, mayıs ayında adliye koridorlarında gazetecilik dayanışmasının güçlü şekilde sürdüğü vurgulandı. Tutuklu meslektaşların tahliye edildiği davalara işaret edilerek, cezaevlerinde hâlen 31 gazetecinin bulunduğu belirtildi. DFG, “Haziran ayında da bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Tüm tutuklu gazeteciler özgür kalana kadar gazeteciliği savunacağız” dedi.

Rakamlarla hak ihlalleri:

5 gazeteci gözaltına alındı, 3’ü tutuklandı
2 gazeteci saldırıya uğradı, 2 gazetecinin evine baskın yapıldı
7 gazeteci kötü muameleye maruz kaldı
6 gazetecinin haber takibi engellendi
10 gazeteci hakkında soruşturma açıldı, 3 soruşturma davaya dönüştü

4 gazeteciye toplam 2 yıl hapis ve 32 bin 940 TL para cezası
43 davada 78 gazetecinin yargılaması sürdü
31 gazeteci hâlen tutuklu
3 internet sitesi kapatıldı
12 haber ve 465 sosyal medya içeriğine erişim engeli
12 kanala idari para cezası, 1 program incelemeye alındı

Paylaşın

Türkiye, Özgürlüklerin “Baskı Altında” Olduğu Ülkeler Arasında

Brot für die Welt’in (Dünya İçin Ekmek) Sivil Toplum Atlası adlı raporunda, Türkiye’de iktidarı eleştirenlerin baskı ile karşılaştığı, cezaevinde konulduğu ve hatta öldürüldüğü ifade edildi.

B unun yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının engellendiği; barışçıl eylemlerin çoğunlukla gözaltılar ile sona erdiği kaydedilen raporda ayrıca, medyanın çoğunlukla iktidarın bakışını yansıttığı, eleştirel internet sayfaları engellendiği belirtildi.

Almanya merkezli Protestan yardım kuruluşu Brot für die Welt’in (Dünya İçin Ekmek) açıkladığı Sivil Toplum Atlası adlı rapor, dünya nüfusunun sadece yüzde 3,5’inin vatandaşlarına özgürlük vadeden ve bunu sağlayan devletlerde yaşadığını ortaya koydu. Raporda, bunun dünya üzerindeki insanların çoğunluğunun temel hak ve özgürlüklerinin belirli ölçüde veya ciddi bir şekilde kısıtlandığı anlamına geldiği belirtildi.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 197 ülke ve bölgeyi kapsayan Sivil Toplum Atlası’nda ülkeler ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi kriterler temelinde beş kategoriye ayrıldı.

Sivil haklar konusunda faaliyet gösteren Johannesburg merkezli uluslararası kuruluş Civicus’un verilerine dayanan raporda 40 ülke, devletin vatandaşlarına sivil haklar alanında özgürlük sağladığı “açık” kategorisinde değerlendirildi. Bu ülkelerde yaşayan nüfusun 284 milyon civarında olduğu kaydedildi. 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesinin sadece 12’si “açık” kategorisinde yer aldı.

Aralarında Almanya’nın da bulunduğu 13 AB üyesi ve ABD ile birlikte toplam 42 ülke “engelli” kategorisinde değerlendirildi. Dünya nüfusunun yüzde 11,1’ini oluşturan bu ülkelerde vatandaşların ifade ve toplanma özgürlüğüne büyük ölçüde izin verildiği belirtildi. Ancak bazı gösterilere izin verilmemesi, bazı derneklerin yasaklanması gibi uygulamalarla hakların ihlal edildiğine dikkat çekildi.

Sivil Toplum Atlası, aralarında Yunanistan, Macaristan, İngiltere ve Ukrayna’nın bulunduğu 35 ülkeyi ise hakların “kısıtlı” olduğu ülkeler olarak nitelendirdi. Dünya nüfusunun yüzde 12,9’unu oluşturan bu ülkelerde sivil toplum örgütlerinin kısıtlayıcı uygulamalarla karşılaştığı, protesto eylemlerine polis müdahalesinin görüldüğü belirtildi.

Rapora göre sivil toplumun “baskı altında” olduğu 51 ülkede dünya nüfusunun yüzde 42,6’sı yaşıyor. Raporda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bu ülkelerde, iktidarı eleştirenlerin baskı ile karşılaştığı, cezaevinde konulduğu ve hatta öldürüldüğü ifade edildi. Bunun yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının engellendiği; barışçıl eylemlerin çoğunlukla gözaltılar ile sona erdiği kaydedildi. Ayrıca, medyanın çoğunlukla iktidarın bakışını yansıttığı, eleştirel internet sayfaları engellendiği belirtildi. Türkiye’nin yanı sıra Meksika, Cezayir, Tayland gibi ülkeler bu kategoride yer aldı.

Raporda, dünya nüfusunun yüzde 30’unun ise ciddi engelleme ve kısıtlamalar yaşadığı belirtilerek, aralarında Rusya’nın bulunduğu 29 ülke “kapalı” olarak sınıflandırıldı. “Korku ikliminin hâkim olduğu” bu ülkelerde temel hak ve özgürlüklere izin verilmediği vurgulandı. Bu ülkeler arasında Rusya’nın yanı sıra Çin, Kuzey Kore, Belarus gibi ülkeler sayıldı.

“Demokrasi ve insan hakları saldırı altında”

Raporu değerlendiren Brot für die Welt Başkanı Dagmar Pruin, “On yıllardır görmediğimiz bir şekilde demokrasi ve insan hakları dünya genelinde saldırı altında bulunuyor. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve devletin keyfi uygulamalarına karşı koruma sayısı giderek artan ülkelerde ya tehdit altında ya da hiç mevcut değil” şeklinde konuştu. Pruin, sadece özgür bir sivil toplumda yaşayan bir demokrasinin mümkün olabileceğini de sözlerine ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, İşçiler İçin En Kötü 10 Ülke Arasında

Türkiye, işçiler için en kötü 10 ülke arasında yer aldı. Türkiye’nin yanı sıra Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Myanmar, Nijerya, Filipinler ve Tunus da işçi haklarının en çok ihlal edildiği ülkeler arasında sıralandı.

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2025 yılına ilişkin Küresel Haklar Endeksi raporunu yayımladı. Rapora göre Türkiye, işçiler için en kötü 10 ülke arasında yer aldı. Türkiye’nin yanı sıra Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Myanmar, Nijerya, Filipinler ve Tunus da işçi haklarının en çok ihlal edildiği ülkeler arasında sıralandı.

Konfederasyon Genel Sekreteri Luc Triangle, 151 ülkenin incelendiği raporun Mart 2025’e kadar olan süreci kapsadığını belirterek, “Ancak o tarihten sonra da olumsuz eğilimler derinleşmeye devam etti” dedi. Triangle, demokratik değerleri zayıflatan liderlerin ilk hedefinin işçi hakları olduğunu, çünkü sendikaların bu değerlerin en güçlü savunucusu ve en büyük toplumsal muhalefet olduğunu vurguladı.

Rapora göre ülkelerin yüzde 87’si grev hakkını, yüzde 80’i ise toplu pazarlık hakkını ihlal etti. Adalete erişim hakkının kısıtlandığı ülkelerin oranı yüzde 72 ile rekor seviyeye ulaştı. 2015’te işçi haklarında en iyi puanı alan ülke sayısı 18 iken, bu yıl sadece yedi ülke en üst düzeyde not alabildi.

Milyarderlerin etkisi arttı

Triangle, milyarder destekli siyasi aktörlerin, servetlerini artırırken demokratik yapıları zayıflattığını belirtti. “Dünyanın en zengin beş kişisi servetlerini iki katına çıkardı, buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 60’ı daha da yoksullaştı” diyerek gelir adaletsizliğine dikkat çekti.

ITUC, aşırı sağcı politikalar ve milyarder destekli otoriter liderlere karşı küresel çapta bir demokrasi kampanyası yürüttüklerini de duyurdu. Triangle, “İşçilerin ihtiyaç duyduğu ücret, hak ve sosyal güvenceyi sağlamak bir kaynak değil, siyasi tercih meselesidir” dedi.

Paylaşın