Erdoğan Putin’den ‘Gaz İndirimi’ Bekliyor

Semerkant’ta Çarşamba günü başlayacak olan Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi, Türkiye’nin Ukrayna savaşının ardından takip etmeye çalıştığı denge politikası için olduğu kadar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapacağı ikili görüşmenin gündemi açısından da önem taşıyor.

Çin, Rusya, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan tarafından üye ülkeler arasında güvenin arttırılması ve bölgesel işbirliği amacıyla “Şangay Beşlisi” adıyla 1996 yılında kurulan örgüt daha sonra genişleyerek 2001 yılında bölgesel bir örgüte dönüşmüştü. Türkiye, 2012 Pekin zirvesinde örgüte “diyalog ortağı” olarak kabul edilirken bu konum “gözlemci ülke” statüsünün altında, “misafir katılımcı” statüsünün ise üzerinde yer alıyor.

Ukrayna savaşının başlamasıyla denge politikası takip ettiğini belirten Türkiye’nin bu yılki ŞİÖ zirvesine katılımı hem Batı ile ilişkileri hem de Putin ile Erdoğan arasında gerçekleşecek ikili görüşmenin sonuçları açısından yakından takip ediliyor.

Eski diplomat, dış politika analisti Gülru Gezer, Türkiye’nin ŞİÖ’yle ilişkilerine konjonktürel değil daha geniş bir perspektiften ve uzun vadeli bakmanın faydalı olacağını belirterek “Türkiye coğrafi konumu nedeniyle Avrupa’nın, Balkanların, Ortadoğu’nun, Kafkasların ve Orta Asya’nın bir parçası. Türkiye’nin kuruluşundan bu yana yönelimi Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmek. Bölgesel başka örgütlerde yer almak ise bu yönelimine bir alternatif değil” diyor.

Gezer, Şangay örgütünün ne NATO gibi bir ortak savunma paktı ne de AB gibi devletler üstü bir ekonomik ve siyasi birlik olduğuna da dikkat çekerek Asya’nın yükselen güç olduğunu hatırlatıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“21. yüzyılın değişen paradigmalarına Türkiye’nin kendisini adapte etmesi gerek. Son dönemde ŞİÖ’ye ilgi de artmakta. Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Ermenistan, Azerbaycan da diyalog ortakları arasında. Türkiye’nin bu oluşumda yer alması stratejik olarak önemli.”

Erdoğan’a Putin üzerinden davet gelmesi

Erdoğan, Semerkant zirvesine katılımını Ağustos başında Putin ile Soçi’deki görüşmesinin ardından açıklamış ve “Sayın Putin de rica etti; nasip olursa biz de inşallah oradaki toplantıya katılacağız” demişti.

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Güvenç’e göre de ŞİÖ Türkiye için eskiden beri önemli bir oluşum ancak bu kez Putin’in inisiyatifiyle Semerkant’a davet gelmesi zirveyi daha ilginç kılıyor. ŞİÖ’nün başat gücünün Çin olduğunu hatırlatan Güvenç, Türkiye’nin bir ara gözlemci üye olmak istediğini ancak Pekin’in hem Uygur meselesi hem de Batı ile olası komplikasyonlar nedeniyle buna sıcak bakmadığını belirtiyor.

Ukrayna savaşıyla birlikte dünyada yeni bir “saflaşma” ortaya çıktığına da işaret eden Güvenç, “Kimileri yeni soğuk savaş, kimileri ikinci soğuk savaş diyor. Saflar netleşirken belki bu sefer Türkiye’yi batı karşısında kendi saflarına çekmek için bir çaba olabilir” öngörüsünde bulunuyor.

Erdoğan’ın son dönemde aslında kategorik bir doğu ya da batı tercihi bulunmadığını ifade eden Güvenç “İçeride iktidarını sürdürmesine hangi taraf daha fazla katkı sağlayacaksa o tarafla yakınlaşmayı tercih ediyor. Denge politikası deniliyor ama bu dış politikadaki bir denge arayışından çok içerideki iktidar konumuna ilişkin bir denge arayışı” diye konuşuyor.

Putin’le görüşmenin gündeminde neler var?

Erdoğan’ın zirve marjında Putin’le yapacağı ikili görüşmenin gündemi ise yoğun. Ele alınacak konular arasında tahıl koridorunun geleceği, Suriye’ye yapılmak istenen operasyon ve yaklaşan kış öncesi Türkiye için doğalgazda bir indirimin olup olmayacağı bulunuyor.

Güvenç’e göre Erdoğan ile Putin’in gündemlerindeki konular şu an için aslında birbirini tamamlayıcı nitelikte. Erdoğan’a seçim öncesinde ekonomik olarak en azından geçici bir rahatlama için dışarıdan kaynak gerektiğini, Putin’in de yaptırımlar nedeniyle başının dertte olduğunu belirten Güvenç, Ukrayna savaşında sahadaki son gelişmelere dayanarak şöyle konuşuyor:

“Ancak şu ihtiyat payını da koymak lazım. Ukrayna’nın başlattığı taarruz savaşın kaderinin değişebileceğini ortaya koyuyor. Yani Rusya’nın elinde hala birtakım stratejik kozlar, imkanlar var ama rüzgâr terse dönüyormuş gibi. Dolayısıyla Ukrayna macerasından çok zayıflamış, hatta yenik olarak çıkma ihtimali olan bir Rusya’yla saflaşmak orta ve uzun vadede hem Türkiye’nin hem de Erdoğan’ın çok aleyhine olabilir.”

Tahıl koridoru anlaşmasının İstanbul’da 22 Temmuz’da imzalanmasının üzerinden yaklaşık 1,5 aylık bir süre geçerken 120 günlük sürenin ardından devam edip etmeyeceği dünya pazarları için önem taşıyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov son yaptığı açıklamada Moskova’nın anlaşmayla ilgili rahatsızlığını dile getirmişti. Lavrov “Batılı meslektaşlarımız, BM Genel Sekreterliği üzerinden bize vaat edilen hususları yerine getirmiyor, yani tahıl ve gübrelerin küresel pazarlara sorunsuzca erişimini engelleyen lojistik yaptırımlarının kaldırılmasına dair karar almıyor” demişti.

Erdoğan ise Rusya’nın tezlerine hak verdiğini söyleyerek “Gelen tahıllar maalesef zengin ülkelere gidiyor, fakir ülkelere değil. Yaptırımları yapan ülkelere tahıl sevkiyatının olması sayın Putin’i de rahatsız etmekte. Biz de Rusya’dan da tahıl sevkiyatı başlasın istiyoruz. Burada gecikme var” demiş ve Semerkant’ta Putin’le bu konuyu ele alacaklarını belirtmişti.

Gezer, Türkiye’nin bugüne kadar izlediği denge politikasının tahıl anlaşmasının imzalanmasına imkan tanıdığına işaret ederek bu nedenle anlaşmanın devam edebilmesi için Ankara’nın önümüzdeki dönemde de Ukrayna ve Rusya arasındaki denge politikasını yürütmesi ve tarafgir gözükmemesi gerektiğini vurguluyor. Gezer, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinin ABD Başkanı Joe Biden’la BM Genel Kurulu için hedeflenen görüşme öncesine denk gelmesi açısından da önemli olduğunu belirtiyor.

Gazda indirim olur mu?

Erdoğan ile Putin’in Semerkant’ta gaz indirimi konusunu de ele alması bekleniyor.

Balkan gezisi sonrası uçakta yaptığı açıklamada Erdoğan, Rusya’nın Avrupa’nın aksine Türkiye’ye enerjide bir yaptırım uygulamadığını ve fiyat konusunda Putin’le daha önce bir görüşmesi olduğunu anımsatarak “O konudaki yaklaşımını da bize müspet olarak gerçekleştirirse o zaman zaten ‘nurun ala nur’ olur” demişti.

Enerji Uzmanı, BOTAŞ Eski Genel Müdürü Gökhan Yardım, DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e Türkiye’nin gaz ithali ile ilgili son durumunu ve indirimin neden istendiğini şöyle anlatıyor:

“Geçen sene 8 milyar metreküp civarında Rusya’nın, batıdan aldığımız daha sonra Türk Akımı’na devredilen kontratı bitti. Biz bu kontratın uzatılmasını 5 milyar 750 milyon metreküp için yaptık, yani 8 milyarın hepsini uzatmadık. Uzatırken TTF (Hollanda sanal doğal gaz piyasası) oranlarını da yüzde 70 oranında dahil ettik.”

Yardım, 30 Aralık’ta Ukrayna savaşının öncesinde yapılan bu uzatmanın ardından Nisan ayından itibaren Mavi Akım’ın içine de TTF fiyatlarının girdiğinin ifade edildiğini ve bu durumda Türkiye’nin yıl içerisindeki ithal ettiği doğal gaz miktarları içinde TTF oranlarının yüzde 50’ye ulaştığına işaret ederek “Böyle olunca Türkiye’nin doğal gaz ithal faturası çok büyüdü. Dolar kurunun da artmasıyla yılın ilk altı ayında benim hesaplarıma göre 157 milyar liralık bir zarar oluştu doğal gaz alımından” diyor.

Yardım, bu hesaplamanın yıl sonuna kadarki dönem için yapılması durumunda zararın 450 milyar TL’yi geçerek 500-600 milyarı bulabileceğini söylüyor.

Rusya’nın kontratları kısa vadeli uzatmak yerine uzun vadeli uzatmayı her zaman için tercih edeceğini belirten Yardım, komünizm döneminden gelme planlama geleneğiyle uzun vadeli gaz satmak isteyebileceklerini kaydediyor.

“Bu sonuçta şimdi siyasi bir karar olacak. Putin indirim verir mi, vermez mi? Kredi açar mı açmaz mı?” sorusunu yönelten ve aslında bu tür teknik konulara siyasetin genel çerçeve dışında karışmaması gerektiğini söyleyen Yardım, milli paraların kullanılmasının da karşılıklı olması gerektiğine işaret ediyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Finlandiya: Türkiye’ye Sınır Dışı Edilmeler Konusunda Karar Yargıya Ait

PKK ile ilişkili kişileri sınır dışı etmeye yönelik talep alıp almadıkları konusunda değerlendirmede bulunan Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, “Bunlar siyasetçilerin vereceği kararlar değildir. Bu tür kararları kamu görevlileri ve yargı kurumları verir” dedi.

Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, Fransa’nın Strazburg kentindeki Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunda yaptığı konuşmadan sonra AP Başkanı Roberta Metsola ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Sputnik’te yer alan habere göre, Marin, Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusu ve Türkiye ile ilişkileri hakkındaki bir soru üzerine, şu anda başvuruyla ilgili NATO üyesi ülkelerdeki onay süreçlerinin devam ettiğini hatırlatarak, şunları dile getirdi:

“Onay sürecinin tüm NATO ülkelerinde mümkün olan en hızlı şekilde ilerlemesini istiyoruz. Tabii Türkiye ile sık sık gündeme getirdikleri konuları görüşüyoruz ve üzerinde mutabık kaldığımız zeminde çalışıyoruz. Şu anda bir onay sürecinin ortasındayız ve olmayan sorunlar hakkında spekülasyon yapmam istemem.”

PKK ile ilişkili kişileri sınır dışı etmesine yönelik talep alıp almadıkları sorulan Marin, şu yanıtı verdi:

“Finlandiya için hukukun üstünlüğü çok önem taşımaktadır. Bu önem verdiğimiz bir değerdir. Bunlar siyasi kararlar değildir. Finlandiya’dan birilerinin sınır dışı edilip edilmemesini hükümette tartışmıyoruz. Bunlar siyasetçilerin vereceği kararlar değildir. Bu tür kararları kamu görevlileri ve yargı kurumları verir.”

‘Ukrayna, bizim desteğimizle kazanacak’

Marin, AP Genel Kuruluna hitabında da Avrupa’nın Ukrayna’daki durum, enerji piyasasındaki istikrarsızlık, enflasyon artışları, kuraklık ve yangınla kendini gösteren iklim değişikliği nedeniyle olağanüstü zamanlardan geçtiğini vurguladı.

Marin, “Putin savaşı kaybedecek. Ukrayna, bizim desteğimizle kazanacak” ifadesini kullandı. Ülkesinin Rus gazına büyük oranda bağımlı olmadığını, enerji çeşitliliğini sağladığını ancak AB düzeyinde çözümler gerektiğini iddia eden Marin, “Yaptırımlar sıradan Rus vatandaşının günlük hayatını etkileyecek düzeyde olmalı” dedi.

Marin, savaşın savunma sanayisi ve enerji bağımsızlığının önemini gözler önüne serdiğini kaydederek, şunları kaydetti: “İtiraf etmeliyiz ki Rusya’ya karşı çok naif bir tavır benimsedik ve beklentilerimizi Rusya’nın işleyişine dayandırdık. Sovyet yönetimi altında yaşamış Baltık’taki ve Polonyalı dostlarımızı dinlememiz gerekirdi.”

Paylaşın

Kamuda İstihdam Edilenlerin Sadece Yüzde 25’i Kadın

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Genel-İş’in Emek Araştırma Dairesi (EMAR) her yıl düzenli olarak hazırladığı “Kamuda ve Genel İşler İşkolunda İstihdam” raporunun bir yenisini yayımladı.

Kamuda ve genel işler işkolunda istihdam verileri ile kamu harcamalarının, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle karşılaştırıldığı rapora göre Türkiye’de kamu harcamalarının oranı, OECD ortalamasının çok altında ve Avrupa ülkeleri içinde ise son sıralarda.

OECD ortalamasına göre GSYH içinde genel kamu harcamalarının oranı yüzde 48,47. Fransa’da yüzde 59,4, Yunanistan’da yüzde 56,8, İtalya’da yüzde 55,5, Almanya’da yüzde 51,4 ve İspanya’da yüzde 50,6 kadar. Türkiye’de ise bu oran yüzde 35,88.

Kamuda sosyal harcamalara yeterli pay ayrılmıyor

Rapora göre eğitim, sağlık ve sosyal korumalardan oluşan kamu kesimi sosyal harcamalarına GSYH’den ayrılan payın düşmüş durumda. 2021’da kamu kesimi sosyal harcamalarına GSYH’dan ayrılan pay yüzde 15,9 oldu ve 2017 seviyesine düştü.

2018’de yüzde 16,3, 2019’da yüzde 17,1 oranındaydı. 2020’de ise pandeminin de etkisiyle kamunun sosyal harcamaları biraz daha artış eğiliminde olsa da, 2021’de yaklaşık 2 puan düştü ve yüzde 15,9’a geriledi.

Kamu istihdamı OECD ortalamasının 4 puan altında

Yine rapora göre Türkiye’de toplam istihdam içinde kamu istihdamının oranı, OECD ortalamasının 4 puan altında.

OECD üye ülkelerin ortalamasında toplam istihdam içinde kamu istihdamının oranı yüzde 18,45 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 14,5.

Fransa (yüzde 21,5) ve Macaristan’da (yüzde 21,5) toplam istihdam içinde kamu istihdamı oranı OECD ortalamasının üstünde, diğer Avrupa ülkelerinde ise altında.

Kamuda istihdamın sadece yüzde 25’i kadın

OECD’ye üye ülkelerin ortalamasında kadınların toplam istihdam içindeki oranı yüzde 45,40 oranında. Kamu sektöründe istihdam oranı ise yüzde 57,8.

Birçok ülkede de kamuda kadın istihdamı, toplam istihdamdan fazla. İngiltere, Fransa, Macaristan ve Portekiz’de toplam istihdam içinde kadın istihdam oranı yüzde 40 iken kamuda kadın istihdam oranı yüzde 60’ın üzerinde.

Ancak Türkiye’de kadınların istihdama katılımı, OECD ve Avrupa ülkelerinin çoğundan az. Türkiye’de kadınların toplam istihdam içindeki oranı yüzde 26,6 iken kamu istihdamında kadın oranı yüzde 25.

Her 10 kişiden 8’i özel sektörde, 2’si kamuda çalışıyor

Rapora göre Türkiye’de kamu istihdamının artış eğiliminde. Ancak buna karşın toplam istihdamın yalnızca yüzde 16,8’ini oluşturuyor. Özel sektör istihdamı ise yüzde 83,2.

Kamu istihdamında en fazla artış “sözleşmeli personelde”

Öte yandan kamuda en güvenceli istihdam biçimi olan “memurluğun” yerini “sürekli işçilik” ve “sözleşmeli personel” alıyor.

2015’te kamu istihdamının yüzde 82’sini memurluk, yüzde 4,2’sini sözleşmeli personel istihdamı oluştururken; 2021’de kamu istihdamında memur oranı yüzde 61,5’e geriledi, sözleşmeli personel istihdam oranı ise 6,6 puan artarak yüzde 10,8’e yükseldi.

2022’nin ilk çeyreğinde ise memurluk yüzde 61’e düşerken sözleşmeli personel istihdamı 11,5’e çıktı.

Sürekli işçilikte ise yüzde 9,3’ten yüzde 24,4’e yükselmiş durumda. Raporda kamu istihdamında sürekli işçiliğin artışının en önemli nedeni olarak 2017’de çıkarılan 696 sayılı KHK düzenlemesi gösterildi.

Bu düzenlemeyle personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım ihaleleri ve taşeron firmalarda çalışan işçiler, merkezi idarelerde sürekli işçi kadrosuna; belediyelerde çalışan taşeron işçiler ise, belediye şirketlerine geçirildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa’ya ‘Sığınmacı Konvoyu’ Hazırlığı

Türkiye’de çoğunluğu Suriyelilerden oluşan bir grup sığınmacının Avrupa Birliği (AB) sınırlarına ulaşmak için bir konvoy oluşturmayı planladığı öne sürülüyor. Konvoy oluşturulmasına dair planların, altı gün önce kurulan ve yaklaşık 70 bin kişi tarafından takip edilen bir Telegram kanalı üzerinden sanal ortamda hazırlandığı bildirildi.

Planı organize edenler, sığınmacıları yanlarında uyku tulumu, çadır, can yeleği, su, konserve yiyecek ve ilk yardım kiti bulundurmaya çağırıyor. Adının açıklanmasını istemeyen 46 yaşındaki bir sığınmacı AFP’ye (Agence France-Presse) yaptığı açıklamada, “Gitme zamanı geldiğinde bunu duyuracağız” dedi. Aynı kişi organizatörlerden bazılarının AB’de yaşadığını da belirtti.

DW Türkçe’de yer alan habere göre, organizatörler konvoyun 50 kişilik gruplara ayrılacağını ve her birinin başında bir gözetmenin bulunacağını söylüyor.

Telegram kanalınının bir yöneticisi tarafından paylaşılan mesajda, “10 yıldır Türkiye’deyiz, korunuyoruz… Ama Batılı ülkeler bu yükü paylaşmalı” ifadesi yer aldı.

Geri gönderme söylemleri

Türkiye’de resmi olarak 3,7 milyon Suriyeli sığınmacı yaşıyor. Türkiye’deki pek çok Suriyeli, özellikle de Ankara’nın Şam’a yönelik tutumunun değişmeye başlamasının ardından Suriye’ye geri gönderilme korkusu yaşıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen aylarda bir milyon Suriyeli sığınmacıyı gönüllülük esasına göre geri göndermeyi planladıklarını açıklamıştı.

2020 yılında Ankara’nın, “Avrupa’ya geçmek isteyen mültecileri durdurmayacağız’ yönündeki açıklamasının ardından binlerce kişi Yunanistan sınırına yığılmıştı.

Sığınmacılar Türkiye’de uzun süredir siyasetin başlıca konusu. Yaklaşan seçimler öncesinde birçok muhalefet partisi sığınmacıları ülkelerine geri gönderme planlarını gündeme getiriyor.

Suriye’de 2011 yılında hükümet karşıtı protestoların şiddet yoluyla bastırılmasının ardından başlayan iç savaşta yaklaşık yarım milyon insan hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de evlerini terk ederek başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelere göç etti.

Paylaşın

Ekonomik Kriz: Şirketler, Kamu İhalelerine Katılmıyor

Ekonomik krizin etkisi her geçen gün daha da derinleşiyor. Döviz kurundaki yükselişin önüne geçilemiyor, enflasyon ise her geçen gün daha da tırmanıyor. Halkın alım gücü ise sürekli azalıyor. Ekonomideki tepe taklak gidişatı kamu kurumlarının ihaleleri çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre, kamu kurumları artık hastane ve okul inşa edemiyor. Çünkü düzenlenen ihalelere hiçbir firma katılarak teklif vermiyor. İhalelere firmalar katılmadığı için de inşaatlar başlayamıyor. Ekonomideki kötü gidişat ile inşaat maliyetlerindeki artış nedeniyle müteahhitlerin önünü göremediği ve bu nedenle ihalelere katılmadığı belirtiliyor.

Paylaşın

Bazı Banka Hisselerinde Kazançlar Yüzde 200’e Yaklaştı

Son 1 ayda resmen ‘uyuyan dev’ uyandı. Uzun zamandır borsadaki yükselişi kenardan izleyen bankacılık sektörü tam anlamıyla uçtu. Bankacılık Endeksi 1 ayda yüzde 87 artarken bazı bankalarda kazançlar yüzde 200’e yaklaştı.

Dünya gazetesinden Ufuk Korcan’ın aktardığına göre hisse senetleriyle ilgilenenlerin son günlerde en fazla konuştuğu konu kesinlikle bankacılık hisselerinde yaşanan sert yükseliş. . Sanayi sektörü hisselerinde tarihi zirveler görülürken banka hisseleri borsadaki tarihi yükselişi kenardan izliyordu. Habere göre bir ay önce banka hisseleri bir anda ‘bir daha bulunamayacakmış’ gibi talep akınına uğradı. Sanki küçük tahtalar gibi dev banka hisseleri peş peşe tavan oldu. Haberde şu bilgiler verildi:

“Son 1 aylık süreçte BİST 100 Endeksi yüzde 29 artarken Bankacılık Endeksi’ndeki yükseliş yüzde 87’ye ulaştı. Hisse bazında bakıldığında ise 1 ayda yüzde 200’e varan değer artışları yaşandı.

Akbank hisseleri 1 ayda yüzde 66, İş Bankası C hisseleri yüzde 105, Vakıfb ank hisseleri yüzde 198, Halkbank hisseleri yüzde 158 prim yaptı. Peki bu yükselişin altında yatan nedenler neler?

Piyasa değeri/Defter Değeri 0.40-0.50, Fiyat/Kazanç oranları 1-1.5 civarı olan banka hisseleri hem Borsa İstanbul’daki rallinin oldukça gerisinde kalmış hem de yurtdışındaki rakiplerine göre ‘ucuz’ fiyatlanıyordu.

Gelişmekte olan ülkelerdeki banka hisselerinin PD/DD rasyosu ortalama 0.90 seviyelerindeydi. Banka hisselerindeki yükselişin fitilini ilk yabancı alımları ateşledi diyebiliriz. Ancak yabancı alımları son 1 ayında tamamında hakim değildi. Piyasada konuştuğum uzmanlar son haftalarda banka tahtalarında yabancı işlemlerinin oldukça azaldığını, yerli yatırımcıların ağırlıkta olduğunu söylüyor.

BİST 100 Endeksi 4 Ekim 2021 haftasında 1.371 puan seviyesinden bir yükseliş trendi başlattı. Ancak şu an etkin olan ve daha agresif olan trend, 18 Temmuz 2022 haftasında başlayan yükseliş trendi. Bu trendin destek noktası bu hafta için 3.191 dolar seviyesine denk geliyor.

Yani inişli çıkışlı bir seyir de olsa bu trendin destek noktasının altına gelinmedikçe ana trendin yukarı olduğu söylenebilir. Olumsuz senaryoda bu destek noktasının altına gelinmesi endekste kademeli olarak 2.849 puan seviyesine kadar bir geri çekilme riskini ortaya çıkarabilir. Olası yukarı hareketlerin devamı durumunda ise bu hafta için kanalın direnç noktası olması açısından 3.636 puan seviyesine dikkat edilmeli.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

A Milli Erkek Basketbol Takımı, EuroBasket 2022’ye Veda Etti

Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA)  2022 Avrupa Şampiyonası’nda mücadele eden A Milli Erkek Basketbol Takımı, son 16 turunda Fransa’ya 87-86’lık skorla mağlup oldu ve turnuvaya veda etti.

Haber Merkezi / Arena Berlin’de oynanan müsabakayı TBF Yönetim Kurulu Üyeleri ve TBF yöneticileri takip etti.

Ay-yıldızlılar müsabakaya Buğrahan Tuncer, Furkan Korkmaz, Cedi Osman, Alperen Şengün ve Sertaç Şanlı beşiyle başladı.

A Milli Erkek Basketbol Takımında Buğrahan Tuncer 22, Furkan Korkmaz 18, Sertaç Şanlı 12 ve Cedi Osman 11 sayıyla mücadeleyi noktaladı. Fransa’da ise Rudy Gobert 20 sayıyla oynadı.

Fransa maça 7-0’lık seriyle başlarken, mücadelenin ilk periyodu 18-11 Fransa üstünlüğüyle sona erdi. Karşılaşmanın ikinci periyodunda aradaki farkı koruyan Fransa, devre arasına 43-35 üstünlükle girdi.

3. periyoda hızlı başlayan A Milli Basketbol Takımı, 57-49 öne geçti. Fransa’ya sadece 6 sayı şansı veren Türkiye, rakip potaya bu çeyrekte 22 sayı bıraktı.

Fransa, son çeyreğe 7-0’lık seriyle başladı. Maçın son 1 dakika 15 saniyesine 72-71 Türkiye’nin üstünlüğüyle girilen maçın normal süresi 77-77 beraberlikle sona erdi. Uzatmada maçı Fransa 87-86 kazandı.

Paylaşın

İsveç: Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye Teslim Etmeyeceğiz

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson, “Kürtlerin haklarını savunmaya devam edeceğiz. İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyecek” dedi.

İsveç’te 11 Eylül Pazar günü yapılacak genel ve yerel seçimler öncesinde başkent Stokholm’de Rûdaw muhabirine konuşan Başbakan Andersson, “Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye teslim etmeyeceğiz” dedi.

Andersson, Rûdaw muhabirinin Türkiye’nin İsveç hükumetinden talepleri hakkındaki sorusuna, şu yanıtı verdi:

“İsveç Başbakanı olduğum müddetçe her zaman Kürtlerin haklarını savunacağız;

Türkiye ile yaptığımız anlaşmaya rağmen İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyeceğini burada açıkça söylemenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan hiç kimse sınır dışı edilemez, yani İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan herkesin hayatı tamamen korunmaktadır.”

İsveç’teki Kürt siyasi partiler, Kürt diasporası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Dışişleri Bakanı Anne Linde de, İsveç vatandaşlığına sahip hiç kimsenin hiçbir ülkeye iade edilmeyeceğini söylemişti.

İsveç ve Finlandiya’nın Nato üyeliği ve Türkiye ile anlaşma

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin ardından Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üye olmak için başvuruda bulundu. Türkiye iki ülkenden, üyeliklerine onay verme karşılığında “PKK ve Gülen Cemmati” başta olmak üzere diğer örgütlere üye olmakla suçladığı 33 kişiyi teslim etmelerini istedi.

Haziran ayının sonunda Madrid’de yapılan NATO zirvesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü bir anlaşma imzalandı.

Türkiye Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 20 Ağustos’ta İsveç’in kendilerine sadece bir kişiyi teslim ettiğini ve bu kişinin dolandırıcılıktan arandığını söyledi. Öte yandan Bozdağ, Finlandiya’nın “terör suçlarından aranan” kişileri Türkiye’ye iade etmediğini belirtti.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olabilmesi için tüm üyelerin istisnasız onayını alması gerekiyor.

Anketlerde Sosyal Demokat Parti önde

Navus Araştırma Şirketi’nin en son yayımladığı ankete göre, İsveç’te başbakan Magdalena Andersson’un partisi Sosyal Demokrat Parti, yüzde 27,8 oy oranıyla birinciliğini korudu.

Göçmen karşıtlığı söylemleriyle öne çıkan İsveç Demokratlar Partisi (SD) yüzde 20,6 ile ikinci sıraya yerleşti. Ana muhalefetteki ılımlı Muhafazakar Parti ise yüzde 17,3 oy oranı ile 3. sıraya geriledi.

Paylaşın

Türkiye’nin Son Yıllarda Yaygınlaşan Belası: Metamfetamin

Metamfetamin, ülke genelinde kolaylıkla ulaşılabilir hale gelen bu madde için “kullanım yaşı 12-13’lere kadar düştü, satıcılar okul çevrelerini mesken tuttu” uyarıları yapılıyor.

Narkotikteki bilgilere göre, bağımlılık yapma potansiyeli yüksek captagon, amfetamin ve ecstasy’nin de yer aldığı Amfetamin Tipi Uyarıcılar (ATS: Amphetamine Type Stimulants) sınıfında yer alan sentetik uyarıcı metamfetaminin Türkiye’de sokak dilindeki ismileri ise şöyle: Met, kristal, buz, ateş/buz ya da Metin amca.

Sinir sistemini çökerten bu madde; toz, kristal veya tablet formlarında bulunurken, genellikle cam pipolar vasıtasıyla kullanılıyor.

Aşırı kilo kaybı, yoğun kaşıntı ve cilt yaraları, beyin yapısı ve işlevinde değişiklikler, bilinç bulanıklığı, hafıza kaybı, uyku problemleri, paranoya (başkalarına karşı aşırı ve mantıksız güvensizlik vs.), sanrı ve halüsinasyonlara yol açıyor.

Ayrıca bağımlılık riski yüksek ve kişiyi ölüme götüren yıkıcı etkilere sahip.

Son yıllarda metamfetamin kullanımının çok yaygınlaştığı uyarısı yapan Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, yakalanan tabletlerin içeriklerinde bir standart olmadığını, farklı tür ve miktarlarda maddeler de görülse de ölümcül olabilecek yüksek dozda metamfetamin bulunduğunu açıkladı.

Metamfetaminde 2021 bilançosu: 58 bin civarı olay, 81 bine yakın şüpheli, 5 bin 528 kilogram madde

Türkiye’deki ilk yakalamanın 2009 yılında İstanbul’da meydana geldiği bu maddenin 13 senedeki artışı ise “dehşet verici” nitelikte.

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın yayımladığı “Metamfetamin Yakalama İstatistikleri”ne göre 2021 yılında Türkiye’de 57 bin 897 olay gerçekleşti. Bu olaylarda 80 bin 112 şüpheli yakalandı ve 5 bin 528 kilogram metamfetamin ele geçirildi.

Metamfetamin yakalama miktarında bir yıldaki artış oranı yüzde 32,8.

2021 yılında ele geçirilen metamfetamin yakalama miktarında (5 bin 528 kg) bir önceki yıla göre (4 bin162 kg) yüzde 32,8 oranında artış gerçekleşti.

2019 senesine (bin 42 kg) kıyasla ise bu oran 5 kattan fazla (5.528) arttı.

En keskin artış 2020 yılında yaşandı. Metamfetamin yakalama miktarı bir önceki yıla göre 4 kat yükselerek 4 bin 162 kilograma ulaştı.

Metamfetamin olaylarındaki şüpheli sayısında bir yılda yüzde 61,5’lik artış

Artış sayısına paralel olarak 2021 yılı metamfetamin olaylarında yakalanan şüpheli sayısında da bir önceki yıla göre yüzde 61,5 oranında artış gösterdi.

Hem hedef ülke hem de transit geçiş noktası

Metamfetamin olayları, yakalama miktarı ve şüpheli sayısının katlanması, Türkiye’nin hem bir hedef ülke hem de transit geçişte kullanılan bir nokta olduğunu gösteriyor.

Türkiye Uyuşturucu Raporu 2022’deki bilgilere göre ülkedeki metamfetamin yakalamaları genellikle İran’a yakın ya da sınırı olan iller ile İstanbul’da gerçekleşiyor.

Yasa dışı sevkiyatta olduğu gibi dönüştürme merkezlerinde de İran uyruklu şahıslar öne çıkıyor.

Mevcut durumda Türkiye, metamfetamin kaçakçılığında hedef ülke. Bunun yanı sıra Balkan rotası kullanılarak varış noktası Avrupa olan kaçakçılık da yapılıyor.

Madde bağlantılı her iki ölümden biri metamfetamin kaynaklı

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın “Metamfetamin Yakalama İstatistikleri” verilerine göre ölüm oranlarında da artış oldu.

2021 yılında 270 madde bağlantılı ölüm olayının yüzde 46,3’ünde (125) metamfetamin mevcut. Yani neredeyse madde bağlantılı her iki ölüm olayından biri metamfetamin kaynaklı.

2018 yılında kanında metamfetamin tespit edilen 41 ölümün 5’inde (yüzde 12,2), 2019 yılında 49 ölümün 7’sinde (yüzde 14,3), 2020 yılında 98 ölümün 35’inde (yüzde 35,7), 2021 yılında ise 125 ölümün 44’ünde (yüzde 35,2) ölümlerin tek başına bu maddeyle bağlantılı olduğu tespit edildi.

Türkiye’de aşırı doz ölümlerin en yüksek görüldüğü 2017’deki ölümlerde metamfetamin görülme oranı yüzde 7,8 iken, 2021 yılında bu oran yüzde 46,3’e yükseldi. Tek başına metamfetamin kaynaklı ölümler 2017 yılında yüzde 0,3 iken, 2021’de 127 kat artışla yüzde 38,3’e çıktı.

Tedaviler yeterli olmuyor mu?

2016 yılında yüzde 3,5 olan metamfetamin tedavisine başvuru oranı, 2021’de yüzde 15,5 oldu.

Ancak ülkedeki Alkol ve Tedavi Merkezleri (AMATEM) sayısı ve buralardaki tedavinin niteliğinin yetersiz olduğu tartışmaları son bulmadı.

Türkiye’de uyuşturucu maddeyle yeterli ölçüde mücadelede edilmediği, daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği eleştirileri de var.

“Metamfetamin Türkiye’de çok kolay ulaşılabilir oldu” 

Metamfetaminin neden olduğu sağlık sorunlarını ve bu maddenin yaygınlaşmasına karşı yapılması gerekenleri Independent Türkçe’den Lale Elmacıoğlu Psikiyatr Ayhan Akcan’la konuştu.

Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Akcan’a göre en büyük problem, bu maddenin Türkiye’de çok kolay ulaşılabilir hale gelmesi.

Madde değişimi konusuna da değinen Akcan, “Bence metamfetamin; sentetik kannabinoidlerin, ectasy gibi maddelerin yerini aldı. Okul çevrelerinde, hareketli alanlarda, gece klüplerinde, sokaklarda, pek çok yerde kolaylıkla satılabiliyor ve kullanılabiliyor” dedi.

Sentetik kannabinoid olan bonzai örneğini de veren Akcan, yasal olarak suç haline gelip ikinci kez kullanıldığında cezaevine gönderiminin caydırıcı olduğunu belirterek, cezai yaptırımların artırılması gerektiğini savundu.

“Bir kez kullanımda dahi bağımlılık yapabiliyor”

Sosyal anlamda ve diğer konularda sorunları bulunan kişilerin kullanıma daha yatkın olduğunu belirten Akcan, metamfetaminin bir kez kullanımda dahi bağımlılık yapabildiği konusunda uyardı.

Bu konudaki bir yanılgıya da dikkati çeken Akcan, şu ifadeleri kullandı:

“Metamfetaminin bağımlılık riski çok yüksek. Kişiler bağımlı olmam diye düşünerek 1-2 kez kullanıyor ve bağımlı haline geliyor.

Amfetamin tipi uyarıcılar (ATS), sanki diğer maddelerle karşılaştırıldığında problemsiz sanılıyor ama kalple ilgili sıkıntılara neden oluyorlar.

Kullanıcılarda ani ölüme neden olduğu bilinmiyor.

“Bir daha hiç kullanmayan sayısı yüzde 5’i geçmez”

“Metamfetamin, direkt uyarıcı bir madde” diyen Akcan, “Enerji veriyor, hareketlendiriyor. Yerine koyabileceği bir madde de yok. Örneğin eroini bıraktırırken benzer etki yapan madde kullanıyorlar, bunda böyle bir şey yok. Kullanan kişilerde uykusuzluk, ağrı, depresyon, öfke hali, saldırganlık hali olabiliyor. Semptomatik (şikayete göre) tedavi yapılıyor. Kişinin çıktığında tekrar kullanmasını engellemek çok zor oluyor” ifadelerini kullandı.

“Tam ayıklık” olarak nitelenen “tam tedavi” başarı oranının çok düşük olduğunu vurgulayan Dr. Akcan, tedavisi gerçekleşen yani bu maddeyi bir daha hiç kullanmayan kişi sayısının yüzde 5’i geçmediğini ifade etti.

“Okul çevreleri daha çok denetlensin”

Özellikle yeni eğitim döneminin başladığı şu dönemde alarm durumuna geçilmesi çağrısında bulunan Akcan, okul çevrelerini mesken tutan satıcılara dikkati çekerek denetimlerin artması konusunda uyardı.

“Cezai yaptırım artırılmadan metamfetaminle başa çıkılmaz”

Veliler kadar öğretmenler ile okul müdürlerine, en çok da narkotiğe iş düştüğünü ifade eden Ayhan Akcan, bir kez daha cezai yaptırım artmadığı takdirde metamfetaminle başa çıkmanın mümkün olmadığını ileri sürerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Narkotik çözüm şart. Takipler ve temin noktasına baskınlar artırılmalı. Aksi takdirde talep var, metamfetamine ulaşmak çok kolay. Cezai yaptırımı artırırlarsa, kullanıcıya hapis cezası getirilse, örneğin satıcıya 15 yıl getirilse metamfetamin kullanımı düşer.”

Paylaşın

Türkiye, Görülmemiş Sıcaklarla Kavrulacak

Almanya merkezli Max Planck Ensititüsü ve Kıbrıs Enstitüsü’nün ortak araştırmasına göre, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da hava sıcaklığı yakın zamanda benzeri görülmemiş bir şekilde artacak.

Max Planck Ensititüsü’nün bilim dergisi Reviews of Geophysics’de yayımlanan rapora göre; Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin gelecek yıllarda sıcak hava dalgaları, kuraklık, toz fırtınaları, aşırı yağış gibi krizler yaşayacağına dikkat çekildi.

Araştırmada, gereken önlemler derhal alınmazsa Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun çok ciddi bir iklim krizinin etkisi altına gireceği belirtildi. Bölgenin “iklim değişikliğinin merkezi” olarak tanımlandığı raporda, bölgede sıcaklık artış hızının küresel ortalamanın neredeyse iki katı olduğu vurgulandı.

Su ve gıda krizi yaşanacak

Bu yüzyılın sonuna kadar bölgede sıcaklıkların 5 dereceye kadar artacağı, özellikle yaz aylarında benzeri görülmemiş kavurucu sıcaklar yaşanacağı tahmin ediliyor.

Rapora göre yağış miktarının da azalmasıyla bölge çok ciddi bir su ve gıda krizi yaşayacak, tüm ekonomik sektörler krizden etkilenecek.

Tarım alanları yok olmanın eşiğinde

Bölgede yaşayan 400 milyon kişi çok yıkıcı etkilerle karşı karşıya kalacak. Su seviyelerinin yükselmesiyle birçok yerde kıyı bölgeler ve tarım alanları yok olmanın eşiğine gelecek.

Raporda, iklim krizinin vuracağı ülkeler arasında Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan, Katar, Suriye ve Suudi Arabistan da yer aldı. Ayrıca siyasi krizlerin ve çatışmaların yaşandığı bölgede ülkelerin iklim kriziyle mücadele için bir araya gelmesinin zor olduğu da kaydedildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın