IMF, Türkiye’nin Büyüme Tahminini Yüzde 3,1’e Çıkardı

Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye ekonomisinin bu yıl için büyüme tahminini yüzde 2,7’den yüzde 3’e, gelecek yıl için büyüme tahminini ise yüzde 3,2’den yüzde 3,3’e yükseltti.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Temmuz ayı Küresel Ekonomik Görünüm raporunu yayımladı. Raporda, 2025 yılı küresel büyüme tahmini yüzde 3, 2026 yılı tahmini ise yüzde 3,1 olarak güncellendi. IMF, nisan ayında yayınladığı önceki raporunda bu oranları sırasıyla yüzde 2,8 ve yüzde 3 olarak öngörmüştü.

Raporda ayrıca, 2026 yılına ilişkin küresel büyüme beklentisinin de 0,1 puanlık artışla yüzde 3,1 seviyesine çıkarıldığı bildirildi. Büyüme tahminlerindeki bu artış; yüksek gümrük vergileri beklentisiyle öne çekilen talepler, ortalamanın altında kalan tarife oranları, ABD dolarındaki zayıflama ve bazı büyük ekonomilerde uygulanan mali genişlemeler gibi faktörlere bağlandı.

IMF, küresel manşet enflasyonun 2025 yılında yüzde 4,2’ye, 2026’da ise yüzde 3,6’ya gerilemesini bekliyor. Enflasyonun ABD’de hedefin üzerinde kalmayı sürdüreceği, buna karşın diğer büyük ekonomilerde daha ılımlı bir seyir izleyeceği kaydedildi.

Ancak raporda ekonomik görünüme dair risklerin ağırlıklı olarak aşağı yönlü olduğu ifade edildi. Küresel tedarik zincirlerinde jeopolitik nedenlerle yaşanabilecek aksamaların emtia fiyatlarını yükseltebileceği, yüksek bütçe açıklarının veya artan riskten kaçınma eğiliminin ise uzun vadeli faiz oranlarını yukarı çekerek finansal koşulları sıkılaştırabileceği vurgulandı. Ayrıca, yüksek belirsizlik düzeyinin ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturabileceği belirtildi.

Olumlu senaryoda ise, ticaret müzakerelerinde öngörülebilir bir çerçevenin oluşması ve tarife oranlarında düşüş sağlanması halinde küresel büyümenin daha da ivme kazanabileceği değerlendirmesi yapıldı.

IMF raporunda Türkiye ekonomisine yönelik beklentilerde de yukarı yönlü revizyon yapıldı. Buna göre, Türk ekonomisinin 2025 yılı büyüme tahmini yüzde 2,7’den yüzde 3’e, 2026 tahmini ise yüzde 3,2’den yüzde 3,3’e çıkarıldı.

Rapora göre, ABD ekonomisine ilişkin 2025 büyüme tahmini yüzde 2’ye yükseltilirken, 2026 yılı için beklenti yüzde 1,8’den yüzde 1,9’a çıkarıldı. Avro Bölgesi’nde ise 2025 yılı büyüme tahmini yüzde 0,8’den yüzde 1’e yükseldi, 2026 tahmini yüzde 1,2’de sabit tutuldu.

Almanya için 2025 büyüme beklentisi yüzde 0’dan yüzde 0,1’e çıkarılırken, 2026 için yüzde 0,9’da bırakıldı. Fransa’nın büyüme beklentisi bu yıl için yüzde 0,6 ve gelecek yıl için yüzde 1 olarak korunurken, İtalya’nın bu yıla dair tahmini yüzde 0,4’ten yüzde 0,5’e yükseltildi. İspanya için beklentiler 2025’te yüzde 2,5 ve 2026’da yüzde 1,8 olarak sabit kaldı.

Birleşik Krallık için 2025 büyüme beklentisi yüzde 1,1’den 1,2’ye çıkarıldı, 2026 tahmini ise yüzde 1,4’te sabit tutuldu. Japonya ekonomisi için 2025 büyüme tahmini yüzde 0,6’dan 0,7’ye yükseltilirken, 2026 tahmini yüzde 0,6’dan yüzde 0,5’e indirildi.

Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülkeler grubunda, Çin ekonomisine dair 2025 büyüme tahmini yüzde 4’ten yüzde 4,8’e yükseltildi. 2026 yılı için tahmin ise yüzde 4’ten yüzde 4,2’ye çıkarıldı.

Hindistan’ın büyüme beklentisi 2025 için yüzde 6,2’den yüzde 6,4’e, 2026 için ise yüzde 6,3’ten yüzde 6,4’e yükseltildi. Buna karşın Rusya’nın 2025 büyüme tahmini yüzde 1,5’ten yüzde 0,9’a düşürüldü. 2026 tahmini ise yüzde 0,9’dan yüzde 1’e çıkarıldı.

Paylaşın

The Economist: Erdoğan, Sandıkta Yenemediği Muhalefeti Yargıyla Susturuyor

The Economist, geçen yılki yerel seçimlerde CHP’nin, AK Parti’yi geride bırakarak 20 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu belirtiyor ve Erdoğan hükümetinin bu başarıyı sandıkla aşamayınca yargı yoluna başvurduğunu öne sürüyor.

Analizde, İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının, Erdoğan’ın en güçlü rakibini saf dışı bırakmak amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.

Londra merkezli The Economist dergisinde yayımlanan analizde, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, siyasi rakiplerini sandıkta yenemediğinde yargı yoluna başvurduğu iddiası gündeme taşındı. Yazıda, Erdoğan’ın Kürtlerle barış görüşmelerine yeşil ışık yakarken, diğer yandan muhalefeti baskı altına aldığı öne sürülüyor.

Dergiye göre, Türkiye’de 40 binden fazla insan PKK’nın saldırıları nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye’nin güneydoğusu hem silahlı çatışmalardan hem de karşılık olarak uygulanan sert askerî tedbirlerden büyük zarar gördü. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e atıfla, savaşın Türkiye’ye maliyetinin yaklaşık 1.8 trilyon doları bulduğu ifade edildi.

Barış süreci kapsamında silah bırakma sürecinin başladığı, yaz aylarında bu sürecin devam etmesinin beklendiği belirtildi. Kapsamlı bir af seçeneğinin de masada olduğu aktarıldı. Barışın, Türkiye’nin güneydoğusunda kalkınmanın önünü açabileceği gibi, Suriye’de PKK bağlantılı gruplar ile yeni rejim arasında gerilimi azaltabileceği değerlendiriliyor.

Ancak The Economist, Erdoğan’ın bu barış sürecini, baskı politikasını örtmek için kullanabileceğine dikkat çekiyor. 20 yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Erdoğan’ın, anayasa değişikliği ya da seçimlerin öne çekilmesi yoluyla bir dönem daha iktidarda kalmayı hedeflediği, bunun için de DEM Parti’ye tavizler vererek desteğini kazanmayı amaçladığı belirtiliyor.

Daha önce de benzer bir tablo yaşandığını hatırlatan dergi, 2015 seçimlerinde DEM Parti’nin selefi olan HDP’nin Erdoğan’ın partisinin meclis çoğunluğunu engellediğini, ardından barış sürecinin çöktüğünü ve çok sayıda Kürt siyasetçinin, aralarında Selahattin Demirtaş’ın da olduğu isimlerin tutuklandığını vurguluyor. Demirtaş hâlâ cezaevinde bulunuyor.

“CHP geçmişte HDP’nin yaşadıklarını yaşıyor”

Bugün ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) benzer bir baskıyla karşı karşıya olduğu savunuluyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mart ayında yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandığı, İzmir’in eski belediye başkanı ile Adana ve Antalya büyükşehir belediye başkanlarının da gözaltına alındığı hatırlatılıyor.

The Economist, geçen yılki yerel seçimlerde CHP’nin, AK Parti’yi geride bırakarak 20 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu belirtiyor ve Erdoğan hükümetinin bu başarıyı sandıkla aşamayınca yargı yoluna başvurduğunu öne sürüyor. Analizde, İmamoğlu’nun tutuklanmasının, Erdoğan’ın en güçlü rakibini saf dışı bırakmak amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.

Son olarak, dergi Batılı ülkelerin sessizliğine dikkat çekiyor. Ne Amerika’dan ne de Birleşik Krallık’tan bu tutuklamalara dair eleştiri gelmediği, Avrupa Birliği’nin ise konuyu yalnızca yüzeysel biçimde gündeme getirdiği aktarılıyor. Almanya’nın, Türkiye’ye Eurofighter Typhoon savaş uçağı satışını askıya almasına rağmen bu haftadan itibaren bu tavrından geri adım attığı ifade ediliyor.

The Economist, Türkiye’nin müttefiklerine çağrıda bulunarak, Erdoğan’ın Kürtlerle barış adımlarını sürdürmesini teşvik etmeleri, ancak aynı zamanda artan otoriter uygulamalar karşısında da seslerini yükseltmeleri gerektiğini belirtiyor.

Paylaşın

Türkiye’de Son 10 Yılda 257 Bin Hektar Ormanlık Alan Kül Oldu

Türkiye’nin birçok ilinde orman yangınlarıyla mücadele sürerken, 2015 ile 2025 arasında çıkan 27 binden fazla orman yangınında 257 bin hektardan fazla ormanlık alanın kül olduğu bilgisi paylaşıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gökan Zeybek son 10 yıl içindeki orman yangınlarının bilançosunu çıkardı.

Sözcü’den Tuncay Özata’nın haberine göre, Zeybek şu ifadeleri kullandı: 2024’te Diyarbakır – Mardin hattında çıkan yangında: 12 can kaybı, 78 kişi yaralandı. Yüzlerce hayvan telef oldu. Köyler boşaltıldı.

2025: 3.044 yangın. Son 1 haftada 624 yeni yangın. En büyüğü Bursa’da: 4 kişi yaşamını yitirdi. Karabük’te 19 köy tahliye edildi.

Bilim insanları yıllardır uyarıyor… İklim değişikliği Türkiye’yi Akdeniz tipi yangın kuşağının merkezine yerleştiriyor. Kuraklık artıyor, hava sıcaklıkları 50°C’ye dayanıyor, nem düşüyor. Ormanlarımızı 20. yüzyıl planlarıyla 21. yüzyıl yangınlarına karşı koruyamayız.

Yangınla mücadele değil, yangını önleme temelli sistem kurulmalı. Enerji hatları sık sık kıvılcım çıkarıyor ama bakımsız bırakılıyor. Yangın riski yüksek alanlarda yapılaşma artarak devam ediyor.

En Çok Yangın Görülen Bölgeler (2015-2024) (Yangın sayısı 10 yıllık toplam)

Muğla: 3120
İzmir: 2817
Antalya: 2234
Kahramanmaraş; 1759
Adana: 1505

Yanan Alan Açısından: (İl / hektar)

Antalya: 67512
Muğla: 52686
İzmir: 17751
Mersin; 15104
Adana: 12514

Önlemler ne olmalı?

Türkiye genelinde 7.000’den fazla köy ve mahalle, riskli orman alanlarında yer alıyor.

Yerleşim yerleri ile ormanlar arasına tampon bölgeler oluşturulmalı.

Basınçlı su sistemleri yaygınlaştırılmalı, yangına ilk müdahale süresi kısaltılmalı.

Orman köylüsü sürece dâhil edilmeli – eğitim, ekipman ve destek sağlanmalı.

Orman içindeki yanıcı maddeler (kuru dal, ot, yaprak vs.) düzenli olarak temizlenmeli.

Kırsal bölgeler yangına dayanıklı hale getirilmelidir.

Olan sadece müdahale: geç gelen, geç kalan bir refleks

Paylaşın

Türkiye’de İşçilerin Yüzde 86’sı Sendikasız

Türkiye’de 16 milyon 864 bin 733 olan kayıtlı işçiden sadece 2 milyon 429 bin 527’si sendika üyesi. Başka bir ifadeyle Türkiye’de işçilerin yüzde 85,8’i sendika üyesi değil.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2025 yılı temmuz ayına ilişkin verileri, Türkiye’de kayıtlı işçi sayısında artış yaşanırken sendikalı işçi sayısındaki dikkat çekici düşüşü ortaya koydu.

Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğe göre, işçi sayısı artarken sendikalaşma oranı geriledi. 2025’in ocak ayından bu yana sendikalı işçi sayısı 2 milyon 524 bin 547’den 95 bin kişi azalarak 2 milyon 429 bin 527’ye geriledi. Ocak ayında yüzde 14,97 olarak kaydedilen sendikalı işçi oranı, temmuz ayında yüzde 14,02’ye düştü.

Ocak ayında 16 milyon 864 bin 733 olan kayıtlı işçi sayısı, temmuz ayında 461 bin 410 kişi artarak 17 milyon 326 bin 143’e yükseldi. Ocak ayında 2 milyon 524 bin 547 olan sendikalı işçi sayısı ise temmuz verilerine göre 2 milyon 429 bin 527’ye düştü. Bu düşüşle birlikte sendikalı işçi sayısında yaklaşık 95 bin kişilik bir azalma kaydedildi.

Aynı dönemde sendikalaşma oranı da geriledi. Ocak ayında yüzde 14,97 olan sendikalılık oranı, temmuz itibarıyla yüzde 14,02’ye düştü. En fazla üyeye sahip sendika 284 bin 541 işçiyle Türk Metal Sendikası oldu. Türk Metal’i, 263 bin 999 üyeyle Hizmet-İş Sendikası ve 224 bin 289 üyeyle Öz Sağlık-İş Sendikası takip etti.

Verilere göre 20 iş kolu arasında en fazla işçinin çalıştığı alan 4 milyon 526 bin 306 işçiyle “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” iş kolu oldu. Bu iş kolunu, 1 milyon 967 bin 588 işçiyle “metal” ve 1 milyon 857 bin 769 işçiyle “inşaat” sektörleri izledi.

Paylaşın

Türkiye’de Ortalama Kira 20 Bin Lirayı Aştı

Haziran itibarıyla, Türkiye genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 liraya ulaşırken, ortalama kira bedelleri de 20 bin lirayı aştı. Kiracı oranı ise yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi.

İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin liraya yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin lira seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 lirayı buluyor.

Yaz aylarında hız kazanan taşınma hareketliliğiyle birlikte Türkiye’de kiracılık oranı da dikkat çekici biçimde artıyor. Haziran 2025 itibarıyla ülke genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 TL’ye ulaşırken, ortalama kira bedelleri 20 bin TL’yi aştı. Uzmanlar, artan konut maliyetleriyle birlikte Türkiye’nin Avrupa’da kiracılık oranı en yüksek ülkeler arasına girdiğini vurguluyor.

İstanbul Gayrimenkul Değerleme verilerine göre büyükşehirlerde kiralar ciddi oranda yükseldi. İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin TL’ye yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin TL seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 TL’yi buldu.

Gayrimenkul İktisatçısı Dr. Ahmet Büyükduman’ın aktardığına göre, Türkiye’de kiracı oranı son 20 yılda yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi. Bu artışla Türkiye, Avrupa’da kiracı oranı en yüksek altıncı ülke konumuna geldi. Eurostat verilerine göre, kiracılıkta başı çeken ülkeler arasında yüzde 52,3 ile İsviçre, yüzde 46,8 ile Almanya ve yüzde 38,9 ile Danimarka bulunuyor.

Buna karşılık, Sırbistan (yüzde 2,5), Litvanya (yüzde 2,9) ve Karadağ (yüzde 3,3) gibi ülkelerde kiracı oranı oldukça düşük seviyelerde seyrediyor.

Ekonomim’in haberine göre, Türkiye’de konut sahipliği oranı da düşüş eğiliminde. Dr. Büyükduman, bu oranın 20 yıl önce yüzde 61 seviyesindeyken bugün yüzde 56’ya gerilediğini belirtti. Buna rağmen, kira ödemeden bir başkasının evinde yaşayanların oranı yüzde 15 civarında seyrediyor. Bu grup da dahil edildiğinde, Türkiye’de konut sahipliği oranı yaklaşık yüzde 71’e çıkıyor.

Büyükduman, konut sahipliği ile ülkelerin gelir düzeyleri arasındaki ilişkiye de dikkat çekti. “İsviçre, Almanya ve Avusturya gibi yüksek gelirli ülkelerde kiracılık oranı oldukça yüksek. Buna karşılık, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan gibi düşük gelirli ülkelerde konut sahipliği daha yaygın. Gelir arttıkça kiracılığın da arttığı bir yapı gözlemleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de kiracılık oranındaki artışın sadece ekonomik nedenlerle değil; demografik dönüşüm, yaşam tarzı değişiklikleri, kırsaldan kente göç ve miras intikallerindeki gecikme gibi faktörlerle de bağlantılı olduğuna dikkat çekiliyor.

Paylaşın

Her Dört Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda!

Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Karar’dan Berfu Kargı‘nın Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. NEET (Not in Education, Employment or Training) olarak tanımlanan bu grup, ülkedeki genç nüfusun dörtte birini oluşturuyor.

Eurostat’ın verilerine göre Türkiye’de NEET oranı, 2015’te yüzde 27,9 seviyesindeydi. 2020 yılında pandeminin etkisiyle bu oran yüzde 32’ye çıkarak son 10 yılın zirvesine ulaştı. 2021’den itibaren hafif bir gerileme eğilimi gözlense de 2024 itibarıyla oran hâlâ yüzde 25,9 seviyesinde seyrediyor. Bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 11’in çok üzerinde ve Türkiye’yi bu göstergede Avrupa’da ilk sıraya yerleştiriyor.

NEET oranındaki cinsiyet dağılımı, Türkiye’de toplumsal eşitsizliklerin de bir göstergesi niteliğinde. Özellikle 25 – 29 yaş grubunda genç kadınların NEET oranı, erkeklere göre belirgin şekilde daha yüksek. Eurostat, kadınların NEET grubunda erkeklerden ortalama 2 ila 3 kat fazla temsil edildiğini ortaya koyuyor. Ailevi yükümlülükler, çocuk bakımı, geleneksel cinsiyet rolleri ve eğitime erişimdeki engeller bu tabloyu besleyen başlıca etkenler arasında yer alıyor.

NEET oranları bölgesel düzeyde de dikkat çekici farklar gösteriyor. Kent merkezlerinde yaşayan gençlerde oran görece düşük seyrederken, kırsal bölgelerde bu oran artıyor. Eğitim altyapısının zayıf olduğu, istihdam olanaklarının sınırlı kaldığı taşra ve kırsal alanlar, gençlerin sistem dışına itilmesine daha yatkın bir ortam sunuyor.

Gençlerin eğitim seviyesi, NEET grubuna dahil olma riskini doğrudan etkiliyor. Eurostat’a göre ilkokul veya ortaokul düzeyinde kalan gençlerin NEET oranı yüzde 30’lara kadar çıkarken, üniversite mezunlarında bu oran yüzde 7 – 8 seviyelerine kadar iniyor. Eğitimde kalma süresi uzadıkça hem iş gücüyle bağ kuvvetleniyor hem de yeniden eğitim fırsatları çoğalıyor.

Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar NEET oranını yüzde 9’un altına çekmeyi hedefliyor. Hollanda, İsveç, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler bu hedefi şimdiden tutturmuş durumda. Türkiye ise hâlihazırda bu eşiğin neredeyse üç katı seviyesinde. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Bankalara Bireysel Borçlar 5 Trilyon Liraya Dayandı

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Yurttaşlarımızın bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 27 Haziran- 4 Temmuz günleri arasındaki haftada 38,7 milyar lira daha artarak 4 trilyon 826 milyar liraya yükselmiş bulunmaktadır” dedi.

Ömer Fethi Gürer, icra dairelerine 1 Ocak-11 Temmuz günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısının, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 11,7 oranında artarak 5 milyon 363 bine yükseldiğini de kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ekonomik gelişmelere ilişkin basın toplantısı yaptı. Gürer, “Yurttaşlarımızın bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 27 Haziran- 4 Temmuz günleri arasındaki haftada 38,7 milyar lira daha artarak 4 trilyon 826 milyar liraya yükselmiş bulunmaktadır” dedi ve ekledi:

“Varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan borçlarıyla birlikte vatandaşın toplam finansal borcu 4 trilyon 985 milyar liraya ermiştir. Haftada bireysel kredilerin bakiyesi 13,5 milyar lira artarak 2 trilyon 490 milyar liraya yükselirken, kredi kartı borç bakiyesi ise 25,2 milyar lira artarak 2 trilyon 336 milyar liraya tırmanmıştır. Bireylerin bankalara olan kredi kartı ve bireysel kredi borçlarında, 2024 yılı sonuna göre yüzde 22,6 oranında (888 milyar lira) artış yaşandığı görülmektedir.”

Borcunu ödeyemeyenlerin icra ile varlıklarını kaybettiği bir sürecin yaşandığını ifade eden Gürer, şunları söyledi: “Bankalar ve tüketici finansman kuruluşları, bu yılın ilk beş aylık döneminde 775 bin 160 kişiyi kredi kartı, 636 bin 860 kişiyi de bireysel kredi borcunu vadesinde ödeyemediği için icra takibine aldı.

Hem kredi kartı hem de bireysel kredi borcu nedeniyle takibe alınanlar tek kişi sayıldığında, beş ayda toplam 1 milyon 38 bin 700 kişi bankalar ve finansman şirketlerine borcunu ödeyemedi. Borcunu ödeyemeyenlerin sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 289 bin 178 kişi artış gösterdi. Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 224 bin 129, bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise 182 bin 570 kişi arttı.”

Geliri artmayıp sabit kalan dar gelirli, emekliler, çiftçiler ve esnaf için zor bir dönem yaşandığını belirten Gürer, şu ifadeleri kullandı: “Önceki yıllardan gelenlerle birlikte, halen bankaların takibinde 2 milyon 656 bin 164 kişi; varlık yönetim şirketlerinin takibinde ise 2 milyon 94 bin 827 kişi bulunuyor. Hem bu yıl hem de önceki yıllarda bankalar ve finans kuruluşları tarafından icra takibine alındıkları halde borcunu ödeyemeyenlerin sayısı hem bankalar ve finans kuruluşlarının hem de varlık yönetim şirketlerinin takibinde olanlar tek kişi sayıldığında, 4 milyon 96 bin 259 kişiye yükseldi.”

İcra dosyaları rekor kırdı

İcra dairelerine 1 Ocak-11 Temmuz günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısının, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 11,7 oranında artarak 5 milyon 363 bine yükseldiğini kaydeden Gürer, “İcra dairelerine, 2024 yılında bu dönemde 4 milyon 800 bin yeni dosya gelmişti. Aynı günler arasında 3 milyon 564 bin dosya da ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı” dedi.

“UYAP üzerinden açılan ve icra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısı, 11 Temmuz itibarıyla 24 milyon 54 bine çıktı. Derdest dosya sayısı, son bir yılda net olarak 1 milyon 684 bin adet arttı” diyen Gürer, ülkede derin yoksulluğun geniş kesimleri sardığını ve iktidarın sorunları görmezden gelip ötelemekten başka bir şey yapmadığını ifade etti.

Paylaşın

Milyonlarca Emekli İş Arıyor

Düşük emekli aylıkları sebebiyle milyonlarca emekli tekrar çalışıyor veya iş arıyor: 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükseldi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), “Türkiye’de Emeklilerin Durumu: Emekli Aylıkları, Emekli Sayıları ve Ayrılan Kaynaklar” başlıklı raporunu yayımladı.

Rapordan öne çıkan bölümler şöyle: “Emeklilerin nüfus içindeki payı artarken pastadaki payı düşüyor. Türkiye’de emekli aylıkları dibe doğru eşitleniyor!

Türkiye’de ortalama emekli aylığı 2003’te asgari ücretin yüzde 36 üzerinde iken günümüzde asgari ücretin yüzde 22 altına geriledi!

2002’de ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranı yüzde 46,4 iken 2025’te bu oran yüzde 29’a geriledi.

Emekli aylığı ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranı AB-27 ülkelerinde ortalama yüzde 9,8 iken Türkiye’de yüzde 3,7’dir.

2009-2024 arasında Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan bütçe transferlerinin Bütçe ve GSYH’ye oranı ciddi biçimde düştü.

2025 yılının ilk yarısında ortalama emekli aylığı 17.252 TL ortalama işçi emekli aylığı ise 17.089 TL’dir! Buna karşın en düşük emekli aylığı 14.469 TL’dir.

Emekliler ve onların hak sahipleri, işçilerden sonra Türkiye’nin en büyük toplumsal grubu durumundadır: 2024 itibarıyla emekli ve hak sahipleri Türkiye nüfusunun yüzde 18,5’ini oluşturuyor.

15,9 milyon emekli ve hak sahibi kişi sayısı ile Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde emekli ve hak sahibi sayısının en fazla olduğu üçüncü ülkedir.

‘Türkiye’de emekli sayısı çok fazla, aktif/pasif oranı çok düşük’ iddiası doğru değildir.

Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) kapsamında çalışanlar aktif sigortalılara dahil edildiğinde aktif-pasif oranı 2024 yıl sonu itibarıyla 1,75’tir. Avrupa ülkelerinde ortalama aktif/pasif oranı ortalama 1,5’tir.

Düşük emekli aylıkları sebebiyle milyonlarca emekli tekrar çalışıyor veya iş arıyor: 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükseldi.”

Paylaşın

Reformasyon Neden Önemlidir? Türkiye Üzerindeki Etkileri

16. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan ve Hristiyanlık inanışında köklü değişikliklere yol açan Reformasyon (kilisenin yenilenmesi hareketi), hem dini hem de toplumsal açılardan büyük önem taşır.

Kurtuluş Aladağ / Hareket, Katolik Kilisesi’nin otoritesine karşı çıkarak, Martin Luther, John Calvin gibi reformcuların öncülüğünde Protestan mezheplerinin ortaya çıkmasını sağladı. İncil’in konuşulan dillere çevrilmesi ile birlikte, bireylerin dini metinlere doğrudan erişimi sağlandı, ki bu kişisel inanç özgürlüğünü güçlendirdi.

Katolik Kilisesi’nin tartışmalı uygulamalarına (örneğin, endüljans satışı) karşı bir tepki olarak başlayan Reformasyon, kilisenin mutlak otoritesini sorgulayarak, bireylerin dini konularda daha fazla söz sahibi olmasını sağladı. Bu da, modern bireycilik anlayışının temellerini attı.

Hareket, Avrupa’da siyasi dengeleri de değiştirdi. Protestan prenslikleri ile Kutsal Roma İmparatorluğu gibi merkezi otoriteler arasında yaşanan çatışmalar, modern ulus-devlet anlayışının gelişmesine katkıda bulundu. Ayrıca, mezhep savaşları ve bu savaşlar sonunda yapılan barış antlaşmaları da (örneğin, 1555 Augsburg Barışı) dini hoşgörünün ilk adımlarını attı.

Reformasyon, okuryazarlığın artmasına ve eğitim sistemlerinin gelişmesine katkıda bulundu. Protestanların İncil’i yaygınlaştırma çabaları, matbaanın da etkisiyle, halkın okuma yazma öğrenmesini teşvik etti. Bu süreç, modern eğitim sistemlerinin ve bilgi toplumunun temellerini güçlendirdi.

Özellikle Protestan çalışma ahlakı (Max Weber’in teziyle ilişkilendirilen) aracılığıyla kapitalizmin gelişmesine dolaylı olarak katkıda bulunan Reformasyon sürecinde, çalışma, disiplin ve bireysel sorumluluk vurgusu, ekonomik üretkenliği artıran bir etken olarak görüldü.

Sonuç olarak, modern dünyanın şekillenmesinde kritik bir dönüm noktası olarak kabul edilen Reformasyon, sadece dini bir hareket değil, aynı zamanda Avrupa’nın ve dünyanın toplumsal, siyasi ve kültürel yapısını derinden etkileyen bir dönüşüm sürecidir.

Hareketin Türkiye üzerindeki etkileri

Reformasyon’un dolaylı etkileri, Osmanlı Devleti’nin siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkileri üzerinden Türkiye coğrafyasında da hissedilmiştir.

Osmanlı Devleti, bu dönemde Avrupa’daki güç dengelerinden faydalanarak stratejik ittifaklar kurdu. Özellikle Katolik Habsburg Hanedanı’na karşı Protestan devletlerle (örneğin, Fransa ile ittifaklar) iş birliği yaptı. Bu durum, Osmanlı’nın Avrupa siyasetindeki etkisini artırdı.

Reformasyon, Avrupa’da ekonomik dönüşümleri (örneğin, Protestan çalışma ahlakı ve kapitalizmin gelişimi) tetikledi. Bu, Avrupa ile Osmanlı arasındaki ticari ilişkileri dolaylı olarak etkiledi. Osmanlı limanları, özellikle İzmir ve İstanbul, Avrupa’daki Protestan tüccarlarla ticaretin önemli merkezleri haline geldi.

Hareketin matbaayı yaygınlaştırma ve okuryazarlığı artırma etkisi, Osmanlı Devleti’nde doğrudan bir karşılık bulmasa da, Hristiyan azınlıkların eğitim kurumları üzerinde etkili oldu. 19. yüzyılda Protestan misyonerler, Osmanlı topraklarında okullar ve hastaneler kurdu (örneğin, Amerikan Board of Commissioners for Foreign Missions). Bu kurumlar, modern eğitim sistemlerinin Osmanlı’da yayılmasına katkıda bulundu.

Reformasyon’un bireycilik ve sorgulayıcı düşünceye vurgusu, Osmanlı aydınları üzerinde dolaylı bir etki oluşturdu. Tanzimat döneminde, Avrupa’daki fikir akımlarından etkilenen Osmanlı elitleri, modernleşme ve reform çabalarını hızlandırdı.

Sonuç olarak, Reformasyon’un Türkiye üzerindeki etkileri, doğrudan dini bir dönüşümden ziyade, siyasi, ticari ve kültürel alanlarda dolaylı olarak kendini göstermiştir.

Paylaşın

FT’den Çarpıcı Türkiye Ekonomisi Analizi: Siyasi Baskılar Yatırımcıyı Endişelendiriyor

Financial Times’da Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bir analizde, Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla Özgür Özel hakkında başlatılan soruşturmanın, yatırımcı güvenini zedeleyerek ekonomik programı tehdit ettiğini belirtti.

Birleşik Krallık’ın önde gelen finans yayınlarından Financial Times, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel hakkında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla başlatılan soruşturmayı ve bunun piyasalarda yarattığı olumsuz etkiyi değerlendirdi.

Gazete, bu sürecin Türkiye’de muhalefete yönelik baskının yeni bir evresi olduğunu ve yatırımcı güvenini zedeleyerek ekonomik programın istikrarını tehdit ettiğini yazdı.

FT’ye göre, soruşturma, Özgür Özel’in milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasına kadar gidebilir. Soruşturma kararının, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Mart ayında tutuklanmasının ardından geldiğine dikkat çeken gazete, muhalefet üzerindeki baskıların kademeli olarak arttığını ve bu sürecin yatırımcılar açısından siyasi istikrarsızlık sinyali verdiğini vurguladı.

Haberde, savcılığın pazar gecesi başlattığı soruşturmanın ardından pazartesi sabahı Borsa İstanbul 100 endeksinin yüzde 1,2 değer kaybettiği, Türk Lirası’nın ise kısa süreliğine dolar karşısında 40 seviyesinin üzerine çıktığı aktarıldı. Türkiye’nin risk priminin yükseldiği ve borç temerrüdüne karşı sigorta maliyetlerinin arttığı da FT’nin analizinde yer aldı.

Geçen hafta faiz indirimi beklentisiyle yüzde 10’a yakın değer kazanan borsanın, soruşturma haberiyle bu kazanımlarını kısmen geri verdiği belirtildi.

Financial Times, Özgür Özel’in, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından ülke genelinde kitlesel mitinglerle Erdoğan’a yönelik eleştirilerini artırdığına dikkat çekti. Hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “kamu görevlilerine hakaret” suçlamaları yöneltilen Özel için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaya da yer verildi. Altun, “Özel, siyasi nezaket sınırlarını aşan tehditkâr ve kışkırtıcı açıklamalarda bulunmuştur” dedi.

CHP Sözcüsü Deniz Yücel ise soruşturmayı, “ifade özgürlüğü ve meşru demokratik siyaseti bastırmaya yönelik bir girişim” olarak tanımladı.

FT’nin analizine göre, Özgür Özel’e yönelik soruşturma, muhalefeti zayıflatmaya ve kamuoyundaki eleştirileri bastırmaya yönelik daha geniş bir stratejinin parçası. Geçtiğimiz hafta İzmir merkezli yolsuzluk soruşturması kapsamında 120’den fazla kişinin gözaltına alındığını, ardından üç CHP’li belediye başkanının tutuklandığını hatırlatan gazete, bu adımların CHP’nin son yerel seçimlerde elde ettiği kazanımları hedef aldığını belirtti.

Ayrıca LeMan dergisi çalışanlarının, Hz. Muhammed’e atıf yapıldığı iddia edilen bir karikatür nedeniyle tutuklandığı ve bu durumun basın özgürlüğü açısından kaygı uyandırdığına da değinildi.

Hükümet, yargı süreçlerinin bağımsız şekilde yürütüldüğünü savunsa da, Financial Times, muhalefet ve uluslararası gözlemcilerin bu süreci bir “yıpratma ve sindirme kampanyası” olarak gördüğünü belirtiyor. Gazeteye konuşan Middle East Institute uzmanı Gönül Tol, “CHP 2024 yerel seçimlerinde tarihi bir zafer kazandı. Şimdi Erdoğan, bu belediyeleri mahkeme kararları ve tutuklamalar yoluyla geri alıyor” dedi.

Ekonomik dengeler tehlikede

FT’ye göre, bu siyasi baskı ortamı, Türkiye’nin hâlihazırda kırılgan olan ekonomik toparlanma süreci üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor. Aberdeen Investments’tan Kieran Curtis, hükümetin piyasaların tepkisini yakından izlediğini belirterek, “Yatırımcıların güveni zedelenirse, Merkez Bankası’nın faiz indirmesi zorlaşır ve bu da yaşam maliyeti krizini uzatabilir” dedi.

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen ise hükümetin süreci anlık tepkilerle yönettiğini belirterek, “Bazı adımlar geri tepebilir. Zaten bunun etkilerini görüyoruz. Faizlerin hâlâ yüksek tutulmasının bir nedeni de bu” ifadelerini kullandı.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı dönemde yaşanan finansal panik sonrası Merkez Bankası’nın yaklaşık 50 milyar dolarlık rezerv müdahalesi yaptığı, ancak buna rağmen brüt döviz rezervlerinin yılın zirvesinden hâlâ yaklaşık 25 milyar dolar aşağıda olduğu vurgulandı. Öte yandan, enflasyonun yüzde 35 seviyesinde seyrettiği, politika faizinin ise yüzde 46’ya çıkarılmasının reel sektör üzerinde baskı yarattığı belirtildi.

Paylaşın