Erkan Baş’tan İktidarın Ekonomi Politikalarına Sert Eleştiriler

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, iktidarın ekonomi politikalarına sert eleştirilerde bulunarak, “Kaşıkla verip kepçeyle alan bir iktidarla karşı karşıyayız” dedi. Baş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duyurduğu KDV ilişkin olarak da, “Bu işler KDV indirimiyle olmaz, Saray’dakini indireceksin!” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş, torba kanunla “beşli çete”ye itibar kazandırılmak istendiğini söylerken “Sokakta kime sorsanız ‘Bu ülkenin kaymağını kim yiyor, rant projelerinin altında kimin imzası var’ diye herkes zaten gerçek çete liderini söyler. Herkes bu beşli çeteyi kimin desteklediğini biliyor” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) yaptığı basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Saray Türkiyesi’nde yıkım devam ediyor. Her gün sayısız örnekle karşı karşıya kalıyoruz. Güncel bir haber ile başlayalım, bir yalan nasıl günler içinde yerle bir oluyor görelim; AKP teşkilatları 18 Mart günü Erdoğan önderliğinde bir propaganda yaptılar ve Çanakkale Köprüsü’nün açılışını öve öve bitiremediler. Bir noktaya işaret edeceğiz, konunun muhatabı Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu… Bir açıklama yapıyor ve diyor ki “Çanakkale Köprüsü’nden o kadar araç geçecek mi diyorlar. Zamanı gelince geçecektir. Dün 6 bin araç geçti.” Bakanın bu açıklamasında söylemediği bir şeyi söyleyelim: Bu köprü için günlük 45 bin araç geçiş garantisi var. Bakanın söylediğinden hareketle, o gün 39 bin araç o köprüden geçmese de parası bu şirketlere ödendi. Yurttaşların vergilerinden oluşan Hazine’den ödendi. Bu şirketlere bir günde aktarılan para 11 milyon liranın üzerinde.

‘Her ay 70 bin insanın maaşı şirketlere peşkeş çekilecek’

Ortada beceriksizlik yok, hesap hatası yok, bilerek işlenmiş bir suç var. Patronlara servet aktarımına ilişkin AKP’nin bilinçli bir tercihi var. Bu köprü yapılmadan bir fizilibilite çalışması yapılıyor. Araçlar karşıya feribotla geçiyor ve yılda ortalama araç geçiş sayısı 3-3 buçuk milyon civarında belirlenmiş. Günlük 9-10 bin araca tekabül ediyor. Bunu bütün yetkililer biliyor ama buna rağmen 45 bin araç geçiş garantisi veriliyor. Üstelik araç başı 15 euro + KDV anlaşmasıyla… Yani günde 35 bin araç geçmeyecek ve biz bunun parasını ödemeye devam edeceğiz. Her ay 70 bin insanın maaşı şirketlere peşkeş çekilecek.

Biz halkın ihtiyaçlarının karşılanması çağrısı yaptığımızda “Kaynak mı var kardeşim, memleketin durumu ortada” diyorlar. Al sana kaynak! Bu geçiş garantili ödemeleri iptal edin, bu garanti ödemeleri iptal edin; memleketin mevcut sorunlarının yarısı zaten çözülür. Mesele sizin tercihlerinizle ilgili. Siz, yoksul halkın hayatını nasıl kolaylaştırırım değil, yoksul halkın boğazındaki son lokmayı nasıl parababalarına peşkeş çekerim diye hesap yaptığınız için memlekette kaynak sıkıntısı oluşuyor.

Kur korumalı mevduat diye bir şey çıkardılar, geride kalan 3 ayda 15 milyar lira zenginlerin kasasına aktı. Faiz neredeyse yüzde 90’lara geldi, yoksuldan aldıkları parayı zengine dağıtmaya devam ediyorlar. Sonra hep aynı terane “kaynak yok”… Bu ülke oldukça zengin, bu ülkede istenirse her şey için kaynak bulunabilir. Ama siz bu kaynakları okul açmaya, yurt açmaya, asgari ücrete zam yapmaya değil de 3-5 tane yandaş şirketi zengin etmeye ayırdığınız için olmuyor.

Tekrar bütün yurttaşlara çağrı yapıyorum; sadece bir köprüde her gün 10 milyon liranız çöpe gidiyor, haftalık 70 milyonla neler yapılır bir düşünün. Bir nasıl yaşadığınızı düşünün, bir de her gün 10 milyon lira alınıp sizin cebinizden şirketlere verildiğini… Haftada 70, ayda 300 milyon lira; bu parayla neler yapılır bir düşünün.

Tabii bunlar olurken iktidar cephesinde ne oluyor? Mesela bir tane belediye başkanı bir halk ekmek kuyruğunun fotoğrafını paylaşıyor, diyor ki “Sancaktepe’de tiyatro kuyruğu…” Referansı sarayda, saraydaki de hurmalı manda yoğurdu tarifi veriyor.  İnsanlar açlık sınırının altındaki asgari ücretle yaşamaya çalışıyor, ekmek bulmak için didiniyor; öbür tarafta manda yoğurdu, üstelik hurmalı olacakmış…

Aynı konuşmada çok önemli bir nokta var; asgari ücret tartışmasıyla ilgili bir atıfta bulunuluyor, Erdoğan diyor ki “Veren el, alan elden hayırlıdır”, bu sadakaya ilişkin bir hükümdür. Yani diyor ki “Asgari ücretli sadaka istiyor, ben de vereceğim!” Bundan daha büyük bir utanç olabilir mi? Yani insanların alın terini, emeğinin karşılığını istemesini sadaka beklentisi olarak değerlendiren bir cumhurbaşkanı var.

Asgari ücret bugün açlık sınırının altında. Bu ülkenin yüzde 50’si bu iktidarın ekonomi bilmez politikaları yüzünden asgari ücretle çalışır hale geldi. Ve şimdi bu insanları açlık sınırının 675 lira altında asgari ücrete mahkum etmişsin, bu insanlar hakkını talep ediyor ve sen bu insanlara “Tamam sadakanızı vereceğim” diyorsun. Yoksulluk sınırı 16 bin lirayı aştı. Evine 16 bin lira giren kaç vatandaş var ülkede?

Emek Büromuzun yaptığı bir çalışmayı aktarayım; eşi çalışmayan ve iki çocuklu bir asgari ücretli için enflasyon karşısında alım gücü yüzde 7’ye yakın bir kayıp yaşadı. Zamma rağmen tüm asgari ücretliler yüzde 7’ye yakın bir alım gücü kaybı içerisinde… Makarnada yüzde 30’lara, yumurtada yüzde 28’e, margarinde yüzde 66’ya çıkmış alım gücü kaybımız. Kaşıkla verip, kepçeyle alan bir iktidar var.

Adıyaman’da, Sağlık Bakanlığı 19 kişilik temizlik işçisi kadrosu açmış. 2 bin 107’si üniversite mezunu, 17 bin 86 kişi başvurmuş. İnsanların içinde bulunduğu çaresizliğe bakın!

‘Egemenlik kayıtsız şartsız şirketlerindir’

Memleketin hali buyken yine bir torba kanun geldi, komisyonda görüşülmeye başlanacak; “şirketlerin itibarını kırmak, şöhretlerine zarar verecek haberler yapmak 3 yıla kadar hapis ve para cezasıyla karşılık bulacak…”  Meclis duvarına koskoca yazmışlar, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diye. Sizin millet gibi, halk gibi, yoksulluk gibi hiçbir derdiniz yok; şirketlerin itibarı peşinde beyzadeler! Yazın o zaman oraya; “Egemenlik kayıtsız şartsız şirketlerindir”, “Egemenlik kayıtsız şartsız parası olanlarındır…”

Neymiş? “Beşli çete” denilmesinden çok rahatsız oluyorlarmış. Çok merak ediyorum acaba kim rahatsız oluyor? Acaba adının geri planda kalmasından kaygıya kapılan biri mi var? “Gerçek çete lideri benim ama beni almıyorlar, hep beşli çete diyorlar” diyen birisi mi var? Bunu merak ediyorum. Bu işi yargı sopasıyla çözmeye kalktıkları ve bizi şaşırtmaya devam ettikleri için iktidarı takdir ediyoruz! Sokakta kime sorsanız “Bu ülkenin kaymağını kim yiyor, rant projelerinin altında kimin imzası var” diye herkes zaten gerçek çete liderini söyler. Herkes bu beşli çeteyi kimin desteklediğini biliyor.

Başkasına söylemeye utanıyorsanız, geçin aynanın karşısına sorun kendinize; “Biz bu şirketlere kamu ihaleleriyle 100 milyarı aktardık mı, aktarmadık mı?”, “Ya ben şu Mecliste kaç defa bu şirketlerin vergi borçlarını sildim?” Bu halkı soyup soğana çeviren birileri var. Bunlara ne diyeceğiz? En kibar haliyle “çete” denir! Halkımız çok kibar olduğu için bunlara çete diyor. İstediğiniz kanunu çıkartın, hiçbir insana itibar kazandıramazsınız. Bunlar itibarsızlar. Bunlar halkın gözünde gerçek karşılıklarını çoktan bulmuşlar.

Dün yine müjdeler! açıklandı. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde KDV’yi yüzde 18’den yüzde 8’e indirmişler. Aman ne büyük lütuf! 3 liralık mal 10 liraya çıkmış ama ufak tefek vergi indirimleriyle durumu kurtarmaya çalışıyorlar.

Bebek bezinden yüzde 8 vergi alıp, yandaşlara vermeye utanmıyor musunuz? Beş yerden maaş alan “beşlik çetesi” saraylarından saltanatlarından ödün vermeden, KDV’de indirim yaparak bu halkın yüreğinden çıkan çığlığı susturacaklarını sananlar yanılıyor. Bu işler KDV indirimiyle olmaz, saraydakini indireceksin!

Türkiye’nin kurtuluşu nedir? KDV indirimi falan yetmez, saraydaki inecek, bu hükümet düşecek, bu iktidar gidecek. Onlar o koltuklarından inecekler, halka hesap verecekler bundan sonra memleketin düzlüğünü tartışacağız.

Değerli arkadaşlar bu hafta Meclis gündeminde, geçen hafta komisyonda tartışmayla ama iktidarın dayatmasıyla bir günde geçirilen seçim kanunu teklifi görüşülecek. Bu konuda daha önce görüşlerimizi ifade etti,  komisyon çalışmalarında partimizin görüşlerini paylaştık. Genel Kurulda da muhalefetimizi sürdürmeye devam edeceğiz ama halkımızla paylaşmak isteriz ki hani şu atı alan Üsküdar’ı geçti dedikleri bir anayasa değişikliği olmuştu ya memlekette.

Şimdi o atı çalıp halkımızın deyimiyle söylüyorum atı çalıp Üsküdar’ı geçtikten sonra bunlar, kurdukları sistem her tarafından patladı. Çöktü o sistem işlemiyor yürümüyor. Halk buna uyandı şimdi iktidar panikte. O yüzden halkın uyanışını da görüyor, diyor ki ben bu önümüzdeki seçimde Allah muhafaza çalamam o zaman ne yapayım hazır elimde Meclis çoğunluğu var gasp edeyim. Atı çalamayacağını gördü vatandaş, önlemleri aldı burada çoğunluk gücüne dayanarak atı gasp etmeye ve öyle binip geçmeye çalışıyor.

Biz bu gaspı engellemek için elimizden geleni yapacağız. Ha diyelim ki sizin burada 301 tane el kaldırma makineniz var, el kaldırdınız indirdiniz bu kanun geçti ama ne olursa olsun yurttaşlarımızın gönlü ferah olsun. Sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz. Bu AKP-MHP iktidarı ne yaparsa yapsın istediği sonucu alamamasını sağlayacağız.

‘Her yerde yalanlarını suratlarına çarpacağız’

Ama bilelim her ne yapmaya çalıştıklarını bilelim nasıl bir arayış içerisinde olduklarını bilelim ve gördüğümüz her yerde yalanlarını suratlarına çarpacağız. Mesela diyorlar ki baraj yüzde 7’ye iniyormuş. Yine müjde! Baraj yüzde 7’ye iniyormuş. Şimdi bir kere zaten ittifak sistemiyle beraber baraj fiilen bitti. Çünkü ittifakın tamamı ittifakın içindeki partiler birlikte barajı geçtiklerinde zaten baraj geçilmiş sayılıyordu. Geçen seçimde baraj sadece HDP’ye uygulanabildi. HDP de onu rahatça aştığı için zaten aslında olmayan bir barajı lağvettiklerini söylemek lazım. İkincisi yıllardır söyledikleri yalan gün gibi ortada.

Baraj niye vardı? Diyordu ki temsilde adalet olmalı, her vatandaşın verdiği oy mecliste temsil edilebilmeli ama bir de istikrar olmalı, çok parçalı mecliste hükümet oluşamıyor istikrarsızlık oluyor. O yüzden bir baraj koyalım kolay hükümet oluşturalım. Peki değerli arkadaşlar bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dedikleri ucube sistem istikrar için gelmedi mi zaten? Eğer Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde istikrar diye bir sorun yoksa baraja ne gerek var? Mesela normalde yapılması gereken ne? Biz öyle bir sistem kurduk ki hiç istikrar sorunu olmayacak onun için barajı da kaldırıyoruz sıfır baraj. Olması gereken bu.

Ama belli ki kurdukları sistemin istikrar sağlamadığı açıkça ortaya çıkmış durumda. Kendileri ne yapacaklarını bilmiyorlar o yüzden mecburen baraj sistemini devam ettirmekte ısrar ediyorlar. İttifak içi ilişkiler ile oynuyorlar. Bu başlı başına yeten bir rezalet.  Ya arkadaş sen 2018’deki değişiklikle bu ittifakı getirdin daha yaptığın bir önceki kanunun mürekkebi kurumadı ya. Bir tane seçimde uygulandı.

Yani böyle bir şey olabilir mi? Her seçimde yeniden kural değiştiriyorsun. Her seçimde yeniden kural değiştiriyorsun, her seçimde yeniden kural değiştiriyorsun ve işin özü şudur değerli arkadaşlar. Her seçimde yeniden kural değiştirmek ya da bir seçime giderken kural değiştirmek sadece bu bile şu soruyu sormamıza yeter. Neden değiştiriyorsun? Neden? Madem sen güçlüsün büyüksün. Halk hala seni destekliyor niye kural değiştirmeye tenezzül ediyorsun. Çünkü onlar da farkındalar ki halkın gönlündeki yerlerini çoktan kaybettiler.

Bunları bir kenara bırakalım arkadaşlar. Bize göre asıl büyük skandal asla hiçbir hukuk normuna sığmayacak, Anayasa’ya tümüyle aykırı ve eğer memlekette hukukun zerresi kaldıysa Anayasa Mahkemesi tarafından tek başına bozma gerekçesi yapılacak husus seçim kurullarındaki değişikliktir. Bunu bütün yurttaşlarımızın dikkatine sunmak istiyorum. Bakın değerli arkadaşlar 60-70 yıldır seçim kanunun değişmeyen bir hükmünü değiştirmek istiyor. Yani bu ülkede seçimler yapıldığı süre boyunca bir tane kural vardı.

İlçede ya da ilde seçim kurulu başkanı en yetkili en kıdemli hakimdir. En kıdemli hakim doğal olarak o ildeki o ilçedeki seçim kurulunun da başkanı olurdu. Hiç değişmeyen bu kuralı değiştirmek istiyorlar bir. İki daha büyük bir skandalla karşı karşıyayız. Seçim kurullarımız iki yılda bir oluşuyordu ve şu anda Türkiye’de 1900’ün üzerinde il ve ilçede seçim kurulları 2022 ocak başında kuruldu 2024 ocağına kadar görevde. Bu kanun değişikliğiyle beraber şu anda var olan seçim kurullarını lağvediyorlar. Halkımızın dikkatine sunuyorum. Yani bir açıdan seçimle sınırlı mahkemeler görevden alınıyor yerine kendilerinin torbadan seçeceği yeni kurullar başkanlar atanacak.

Üstelik yine anayasanın açık hükmünde seçim kanununda yapılan değişiklikler bir yıl sonra yürürlüğe girer demesine rağmen burada üç ay sonraya bir yürürlük maddesi ekliyorlar kanuna ve üç ay içerisinde bu değişikliği yapacaklar. Bakın 2022 Ocak ayında başlayan seçim kurulları 2024 Ocak ayına kadar görevli ne demek? Önümüzdeki seçimler onların iddia ettiği gibi son gün bile yapılsa yani 2023’ün Haziran’ında bile yapılsa bu seçim kurullarının yetkili sorumlu olması demek. Bu şuna benziyor değerli yurttaşlar. Bir müsabaka var. Bir maça çıkacağız. Maçın hakemleri belirlenmiş maça günler var. Diyorlar ki ben bu hakemi beğenmedim bunu değiştiriyorum bunun yerine torbadan hakem seçelim. Soru açık neden buna ihtiyaç duyuyorlar? Bütün yurttaşlarımızın bunu düşünmesini öneriyorum.

Şimdi bir tane daha numara.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtik. Dolayısıyla kanunlarda, bütün kanunlarda uyum düzenlemeleri yapıldı. Nedir uyum düzenlemesi? Eski sistemde başbakan vardı, kanunda başbakanın adının geçtiği yerler başbakanlığı ifade eden maddelerdeki başbakan kelimesi kaldırılıyor yerine cumhurbaşkanı ekleniyor. Tüm kanunlarda böyle. Şimdi seçim kanununda da seçim yasaklarını düzenleyen bir madde var.

Diyor ki başbakan ve bakanlar seçim takvimi içerisinde devletin onlara sunduğu olanakları kullanamazlar. Araçları kullanamaz devletin imkanıyla propaganda yapamazlar devletin kamu görevlilerini yanlarında propaganda çalışmaları sırasında kullanamazlar gibi maddeler. Şimdi burada başbakanı kaldırıyorlar ama yerine cumhurbaşkanını yazmaya cesaret edemiyorlar. Bu konuda da hiç bakın bütün komisyon tartışmaları boyunca her şeyi savunmaya çalıştılar ya da savunuyormuş gibi yaptılar. Bunu savunuyormuş gibi de yapamadılar. Savunmaya çalışamadılar.

Dolayısıyla Genel Kurul aşamasında bir düzenleme olabilme ihtimalini görüyoruz ama buna rağmen, hani buraya cumhurbaşkanı yazılsa da İçişleri Bakanı’nın, Adalet Bakanı’nın partili olduğu, üstelik Süleyman Soylu gibi yerel seçimlerde aktif bir biçimde seçim faaliyetlerinde kolluk kuvvetini devletin istihbarat olanaklarını sözde muhalefete karşı kullanan insanların olduğu yerde deyim yerindeyse devletle halkın seçimde karşı karşıya geldiği bir tablo yaşayacağız ama tekrar ediyorum; ne yaparlarsa yapsınlar halkın yüreğindeki yerlerini kaybeden bu iktidarın ayakta kalma şansı yok.

Kaybettiklerini gördükçe tabanlarını konsolide etmek için laiklik karşıtı taarruzlarını sürdürüyorlar. Bakın geçen hafta Bursa’da Mithatpaşa Ortaokulunda haremlik selamlık uygulaması oldu. Hatta biz de milletvekilimiz Barış Atay aracılığıyla bir soru önergesiyle meseleyi gündeme getirmeye çalıştık. Hatırlayacaksınız okul müdürüne sözde bir soruşturma açılmıştı görevinden uzaklaştırılmıştı. Şimdi jet hızıyla geri geldi. Bunu bir yere kaydedelim. Yani okulda harem-selamlık uygulaması yapan müdür şu anda göreve getirildi.

İkincisi başka bir hukuk tanımazlıklarını İstanbul Beşiktaş’ta İsmail Tarman Ortaokulu var. İmam hatipe dönüştürülmek isteniyor. Beş buçuk yıldır mahalleli ve veliler mücadele ediyorlar yargı kararları var. Çünkü mahallede ihtiyaç fazlası imam hatip okulları var ama imam hatip tercih etmeyen insanların çocukları gönderebilecekleri bir okul var. Mahkeme kararını tanımayıp imam hatipe dönüştürüyorlar. 69 aydır her pazartesi veliler orada laik ve bilimsel eğitim için mücadele ediyorlar. Buradan hem o mücadeleyi destekliyoruz, yanlarında olduğumuzu ifade ediyoruz.

Memleketin her tarafından bu dindar ve kindar nesil yetiştirme projesinin bir parçası olarak çocuklarımızı bu cemaat yurtlarına cemaat okullarına imam hatiplere mahkum eden bu uygulamalar devam ediyor. Bir rakam paylaşacağım arkadaşlar. Bakın burası Ankara. Burası laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti. Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 120 anaokulu var ama 4-6 yaş arası çocuklara kuran kursu eğitimi veren 153 merkez var. Yani Ankara’da 4-6 yaş arası çocuklara kuran kursu eğitimi veren yerlerin sayısı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokullarının sayısını geçmiş durumda. Daha bu memleketten laiklik için ne söyleyebiliriz gerçekten bilmiyorum.

‘16 yaşındaki muharremin neden öldüğünü katillerin kim olduğunu araştırmaya soruşturmaya devam edeceğiz’

Bu vesileyle çocuklarımız demişken özellikle Kürt çocuklarına dair yaşadığımız bir acıyı paylaşmamız gerekiyor. Gerçekten sessiz sedasız hiç basında kamuoyunda yer etmeden hayatların nasıl karardığına ilişkin yeni bir örnekle maalesef karşı karşıyayız.

Hani gözleri böyle hafızalarımıza mıh gibi çakılı Ceylan Önkol kardeşimiz gibi, 12 yaşında vücudundan 13 kurşun çıkarılan Uğur Kaymaz gibi bu sefer de Urfa’da 16 yaşında bir çocuk, Muharrem Aksan’ın cansız bedeni ancak üç gün sonra bulunabildi ve parçalanmış bedende 12 farklı boyutta metal parçası çıktı. Gerçekten hani Kürt sorunu yoktur deniyor ya şimdi Kürt sorunu tam da budur. Zırhlı araç altında can veren çocuklardır bu ülkede Kürt sorunu. Koyun otlatırken ya da evinin önünde oynarken tutanaklara tanımlanamayan bir cisimle oynarken infilak etti cümlelerinin geçmesidir sevgili Ahmet Şık bir önerge verdi bu konuyla ilgili, 16 yaşındaki muharremin neden öldüğünü katillerin kim olduğunu araştırmaya soruşturmaya devam edeceğiz.

Ülke yıkıma sürükleniyor ve bunun en ağır bedelini işçiler ödüyor dediğimizde neden söz ettiğimizi anlamak istiyorsanız hemen bir örnek verelim. Konya’da bir iş yerinde patron sigortasız çalıştırdığı 15 yaşındaki bir çocuğu bir vidanın yerini unuttuğu için palangaya bağlayıp tavana asıyor çocuğun kıyafetlerini çıkartıyor üzerine su döküp işkence ediyor. Ceza 2 bin 320 lira. 2 bin 320 lira arkadaşlar bu ülkede 15 yaşında bir çocuğa ekmeğiyle oynayıp işkence yapıp karşısında durmanın cezası.

Buradan sevgili Sedat Aslan’ı anarak tamamlayacağım sözlerimi. Bu tekstil direnişinde kararlı inançlı bir biçimde mücadele eden 97 işçi arkadaşımızdan bir tanesiydi. Patron bu mücadelede işçilere diz çöktüremeyince işçileri işten çıkarıp başka fabrikalarda iş bulamamaları için kara listeye almıştı. 29 yaşındaki Sedat da başka iş bulamadığı için çatı işi yapmak zorunda kalmıştı ve 3 çocuklu gencecik kardeşimiz çatıdan düşerek hayatını kaybetti. Bu ölüm kaza, kader falan değil. Bu baya bir iş cinayeti, bir sosyal cinayet bu bir yaşam hakkı gaspı olarak değerlendirilmeli. Biz buradan ailesine akrabalarına baş sağlığı dilekleri iletirken Sedat Aslan’ın katillerinin, bu cinayete sebep olanların da en ağır şekilde cezalandırılmaları için mücadelemize devam edeceğiz.

Nişantaşı Üniversitesini daha önce burada gündeme getirmiştik. Araştırma görevlileri insanca yaşam mücadelesi veriyorlardı. Tıpkı fabrikalarda, plazalarda olduğu gibi üniversitelerde de bir yaşam mücadelesi, insanca yaşam mücadelesi var. Eşit işe eşit ücret istiyor arkadaşlarımız ve bugün itibariyle üniversitenin asistan kıyımına geçilmiş durumda. 10 araştırma görevlisi arkadaşımızın iş akitlerinin feshedildiğini, işten atıldıklarını öğrendik. Arkadaşlarımıza her hal ve şartta yanlarında durmaya devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Bilindiği üzere 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü ve ülkemizde yüz binlerce otizmli yurttaşımız ve ailesi uzun yıllardır sorunlarının çözümü için mücadele ediyor, çözüm bekliyor. Geçtiğimiz aylarda bir bakım evinde yaşanan darp vakasıyla ilgili verdiğimiz soru önergesi iki ay sonra nihayet sözde yanıtlanmış ama taslaklarıyla geçiştirilmiş oldu. Otizm, ülkede adı bile geçmiyorken ailelerin mücadelesiyle gündem haline geldi ve 2010 yılından itibaren otizm eylem planı taslağı hazırlanıp tüm yetkililere hükümete bakanlıklara iletilmişti ve maalesef tipik bir AKP uygulaması olarak o günden bugüne yedi kez Aile Bakanı değişti ama bu eylem planı yürürlüğe girmedi kimisi daha önceki bakanın dedi. Kimisi raftan indirip bakalım ne var dedi ama gelen haberler bu eylem planı sanki çok başarılı olmuş gibi bakanlığın yeni bir eylem planı hazırlığı içerisinde olduğu söylendi.

Bize göre mesele iktidarın bakışıyla ilgili köklü bir yanlışa dayanıyor ve zaten biz size bakım maaşı veriyoruz, nankörlük etmeyin diye aileler susturulmak isteniyor. Oysa bu bakanlığın iş bilmeyen, sosyal politikalar nasıl uygulanır herhangi bir fikri olmayan biri Menzil’den biri Süleymancılardan şişirilmiş doldurulmuş kadrolarıyla bu sorunun çözümü mümkün değil. Bu anlayış sürdükçe hükümet yurttaşları biat etmeye, sorunların üstünü örtmeye mecbur ettikçe o bakım merkezlerindeki çocuklarımız için gereken bütçeler ayrılmadığı sürece gelecekleri belirsizliğe mahkum edilen yurttaşlarımız mücadele etmeye devam edecekler. Biz de konunun takipçisi olmaya ve onlarla birlikte mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Kızıldere’nin 50. yıl dönümü

Son olarak 30 Mart’ta hayatlarını kaybeden Kızıldere’de bir yargısız infaza kurban edilen sevgili Mahir Çayan ve yoldaşlarının 50. ölüm yıl dönümlerinde her birisinin saygıyla sevgiyle özlemle andığımızı ifade etmek istiyorum. Hepinize çok teşekkürler.

 

Paylaşın

Erkan Baş’tan Dikkat Çeken ‘Seçim Kanunu’ Açıklamaları

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sözlerine grev kararı alan hekimlere destek vererek başlayan ve grevi tümüyle desteklediklerini belirten Baş, yurttaşlara da destek çağrısında bulunarak “Bu talepler, bizlerin, yurttaşların nitelikli sağlık hizmeti almasının da güvencesi” ifadesini kullandı.

Açıklamasının devamında AK Parti ve MHP ortaklığında hazırlanan seçim kanunu teklifini yorumlayan ve yalanlar ile dolu olduğunu söylediği teklif ile ittifaklara tuzak kurulduğunu belirten TİP Genel Başkanı, ayak oyunlarıyla Meclis’teki temsiliyetinin azaltılmasının amaçlandığını söyledi.

Söz konusu teklif ile yurttaşların oy güvenliğinin de riske atıldığını belirten Baş, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın isteklerine göre kanunların değiştirildiğini belirtirken, “Bu teklif ettikleri kanun, 2002 yılındaki seçimlerde geçerli olsaydı AKP seçime giremiyordu” ifadesini kullandı.

Muhalefet partilene de çağrı yapan Erkan Baş, “Buradan tüm muhalif partilere sesleniyorum. Tüm muhalefete açık çağrı yapıyorum. Sıkı duracağız, ilkeli davranacağız. Bu Recep Tayyip Erdoğan denilen şahsın bugüne kadarki en büyük başarısı şuydu. Karşısında oluşan ittifaklara çomak sokardı, o ittifakları bozardı dağıtırdı ve azınlıkta olmasına rağmen memleketin üzerinde tahakküm kurardı. Şimdi ilk defa karşısındaki ittifakları bozamadığı gibi halkın ona karşı öfkesi de her geçen gün artıyor. İttifaklar tabanda daha güçlü hale geliyor. Çok açık, Tayyip Erdoğan’ın kimyası bozuldu. İlk defa karşısındaki ittifakları bozamıyor, şimdi kanunla ittifak bozma yoluna gidiyor. Bunu deniyor. Buna izin vermeyiz. Buna asla izin veremeyiz. Tüm muhalif partiler ittifak gibi davranacaklar, kararlı duracaklar. ” ifadelerini kullandı.

Yurttaşlara da çağrıda bulunan ve moral bozulmaması gerektiğini belirten Baş, “Hangi iktidar belirli bir süre iktidar koltuğunda oturduktan sonra güç kaybetmeye başladığını, kaybetmeye başladığını görüyorsa hepsi aynı şeyi yaptı. Seçim kanunu değiştirerek o koltukları koruma çabası içine girdiler. Hepsi kaybetti. Bunlar da kaybedecek. O yüzden bırakın bunlar seçim kanunuyla oynasınlar, bakın hekimler sokakta direnmeye devam ediyor. Bunlar Meclis’te seçim kanunu kaldırarak indirerek düzenleriz diye düşünüyorlar. İşçiler direnmeye devam ediyor. Halkın öfkesi büyümeye devam ediyor. Dolayısıyla AKP’yi, Cumhur İttifakı’nı bu halkın elinden kurtarabilecek hiçbir düzenleme mümkün değildir. Yeter ki biz bugüne kadar ki kararlılığımızı bugüne kadarki inadımızı sürdürmeye devam edelim. Yeter ki biz iş arkadaşlarımızla kol kola girelim. Yeter ki biz mahallemizde zor durumda kalan yurttaşımızın yanında olalım. Yeter ki biz haksızlığa uğrayanlarla omuzdaşlık, gönüldaşlık bağımızı kuralım. Bu ülkede halktan büyük güç yoktur ve bunlar mutlaka yenilecekler. Bu konudaki inadımız kararlılığımız sonuna kadar devam edecek. Ne yaparlarsa yapsınlar AKP-MHP ittifakı devrilmeye mahkumdur” şeklinde konuştu.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Dün açık söylemek gerekirse Türkiye tarihi açısından çok kötü görüntülere sahip… Onunla başlamak istiyorum. 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle Taksim’de anıta çelenk bırakmak ve açıklama yapmak isteyen hekimlere yönelik bir polis müdahalesi gerçekleşti ve engelleme girişimiyle karşı karşıya kaldılar. İçimiz ezilerek, utanarak izledik bu görüntüleri. Polis açıklama yapmak isteyen 89 yaşındaki doktor Erdinç Köksal’ın yere düşmesine sebep oldu. Sadece bu görüntü bile Türkiye’de hekimlerin içinde bulunduğu durumu yansıtması açısından son derece önemli ve utanıyoruz… İktidarı bu davranışından dolayı en ağır biçimde kınıyoruz.

Değerli yurttaşlar pandemi hala devam ediyor. Dolayısıyla iktidar tarafından yürütülen bu piyasacı sağlık politikalarının nasıl iflas ettiğini anlatmamıza gerek yok, hep birlikte yaşıyoruz. Ve sağlıkta yaşanan bu iflasın yükünü, sağlık emekçilerine çektirmek istiyorlar. Çok zor koşullarda, insan üstü bir gayretle, özveriyle çalışan, sağlık hizmeti sunmaya çalışan sağlık emekçileri iki gündür grevdeler. Biz bu grevi tümüyle destekliyoruz ve tüm yurttaşları sağlık emekçilerinin yanında olmaya çağrıyoruz.

Ne istiyor sağlık emekçileri?  İşlerini yaparken güvenli bir ortamda çalışmak istiyorlar, uygun çalışma koşulları istiyorlar ve insanca yaşayabilecekleri bir ücret talep ediyorlar. Bu taleplere sahip çıkıyoruz, bu taleplere tüm halkın sahip çıkması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü aynı zamanda bu talepler, bizlerin, yurttaşların nitelikli sağlık hizmeti almasının da güvencesi. Bunun için gerekli ve zorunlu.

Tabii iktidar hiç şaşırtmadı. Erdoğan “Gidiyorlarsa gitsinler” dedi; küçük ortak hiç durur mu, destek verdi. Fakat biliyoruz ki halkın çıkarı neyse onun karşısında duruyorlar. Onlar sağlık emekçilerinin karşısında, biz sağlık emekçilerinin yanındayız. Tekrar ediyoruz. Talepleri, taleplerimizdir. Sağlık çalışanlarına tüm hakları verilmeli ve bu sayede her yurttaşımızın da nitelikli, bilimsel, ücretsiz sağlık hizmetine eşit biçimde ulaşmasının yolu açılmalı.

Değerli arkdaşlar dün Türk siyasi tarihine giren bir kara leke de bu kürsüde AKP ve MHP tarafından yeni seçim kanunu teklifi. Şimdi kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunmuşlar; oradan aldık, çok dikkatli biçimde inceledik. Tüm yurttaşlarımızın bilmesi, anlaması, birbirine anlatması için bu kanun teklifinde neler var, bunu paylaşacağız. Ama sözlerime başlarken şunu söyleyeyim, yurttaşlarımızdan rica ediyoruz. Dün bu kanun teklifini sözde sunmak adına buraya gelen iki siyasi partinin en yetkili isimerinin, konuyla ilgili en yetkili isimlerinin, 2,5 yıldır bu kanunun hazırlığını sürdüren kurulları temsil eden iki kişinin, gerçekleştirdiği basın toplantısını lüften izleyin. Önlerindeki kağıdı okumadan hiçbir şey söyleyemiyorlar. Teklif diye sundukları kanun metninin içinde ne olduğuna ilişkin kağıda bakmadan iki çift laf söyleyemeyen insanlar, Türkiye’de seçim sistemini, siyasi partiler kanununu değiştirmek istiyorlar.

Şöyle söyleyebiliyoruz. Bu kanun teklifi tümüyle yalan üzerine kurulu bir kanun teklifi. Yalan üzerine kurulu, ittifakları bozma planı içermektedir. Kendi zayıflıklarını, Cumhur İttifakı’nın zayıflıklarını örtme çabasının bir mahsulüdür. Sandık güvenliğini, vatandaşın oyunun güvenliğini ihlal eden yaklaşımlar bulundurmaktadır. Eşitsizlikleri derinleştirmeyi amaçlamaktadır. Şunun için söylüyoruz. Memlekette bir seçim kanunu, siyasi partiler kanunu tartışılıyorsa; demokratikleşme beklentisi olur. Bir eşitlik, vatandaşın iradesini daha doğru yansıtacağı bir arayış olur. Bu kanun teklifinde hiçbiri yok, bu kanun teklifi yalan üzerine kurulu arkadaşlar.

Bakın daha birinci maddesi; diyor ki “Yüzde 10 olan seçim barajını, yüzde 7 şeklinde değiştirelim” Açıyorsunuz kanunun gerekçesini, aynen şu ifadeler yer alıyor: “Ülke seçim barajında bir miktar indirim yapılarak daha fazla partinin, daha fazla fikrin Meclis’te temsili; dolayısıyla temsilde adaletin güçlendirilmesi hedeflenmiştir” Yalan! Yalan söylüyorlar. Bir sonraki madde de zaten, ittifakların oy dağılımında yaptıkları ayak oyunuyla Meclis’teki temsiliyeti azaltmayı hedefliyor.

Şimdi, yüzde 10 barajı ittifaklarla beraber zaten fiilen ortadan kalkmış. Sözde bunu yüzde 7’ye indirerek bir demokratikleşme adımı atıyormuş gibi numara yapıyorlar, net. Veya kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Önümüzdeki günlerde, bir çıkar birliği olduğu için Cumhur İttifakı; bir bozulma olursa bu çıkar birliğinde, bağımsız kalırsam baraj altı kalmayayım diye düşünüyor. Başka bir derdi yok. Yoksa zaten yüzde 10 barajı nihayetinde ittifaklar aracılığıyla aşılmış durumda. Türkiye’de şu anda baraj engeli diye bir şey yok.

‘İttifakları bozmaya yönelik bir tuzak kurulmuş durumda’

Dolayısıyla bakın birinci madde, yalan maddesidir. İkinci madde de tuzak maddesidir. İkinci madde de diyor ki; “Eskiden ittifakların milletvekillikleri kazanması ve ittifakların kendi içinde paylaşması esastır” Şimdi diyor ki biz bunu kaldırıyoruz. Beyler, hani siz daha fazla partinin temsilini amaçlıyordunuz! Bunu engellemek için bir yol bulmuşlar. 2,5 yıldır çalışıyorlar. 2,5 buçuk yıl önce AKP neye çalışıyor, MHP neye çalışıyor birbirimize sorup demiştik ki; oy oranını azaltsa bile Meclis’te koltuk sayılarını artırmayı amaçlıyorlar. Bunu nasıl yapabileceklerinin yollarını, yöntemlerini arıyorlar. Aferin, bulmuşlar! Sözde bulmuşlar! Sanıyorlar ki aynı oy oranını koruyacaklar, o oylarla biz sandalye sayımızı koruruz… Net söylüyorum burada bir tuzak maddesi var, ittifakları bozmaya yönelik bir
tuzak kurulmuş durumda kanunda.

Ve değerli arkadaşlar şöyle bir şey olabilir mi, tüm yurttaşlara soruyoruz. Her seçimde kanun mu değişir ya? Biz, ittifaklı seçim sistemiyle 2018’de bir tane seçim yaptık. Sonra bitti, değiştirdiler. Şimdi biraz geriye gidelim. Hatırlayın AKP 20 yıldır her seçimde şaibeyle anılan bir parti. Vatandaş örgütlendi, dünyada eşi benzeri yoktur. Vatandaşımız oy atıyor, sonra gidiyor o oyu korumak için sivil inisiyatifler oluşturuyor. Siyasi partilerin gücününün yetmediği yerlerde vatandaş inisiyatif alıyor. Dünyada eşi benzeri var mı bilmiyoruz.

Şimdi biz sahip çıktık, çalamadılar. Ne yaptılar? Yeni taktik geliştirdiler. Mühürsüz oyları geçersiz saydılar hatırlayın. Vatandaş daha fazla örgütlendi, bu sefer ne yaptılar? Yüksek Seçim Kurulu’yla İstanbul seçimlerini iptal ettiler. Yüzde 50 artı 1’i hayatta alamayacaklarını biliyorlardı, o an için baktılar dediler ki “Biz MHP ile birleşekim yüzde 50 artı 1’i alalım” Yani “şahsımın” neye ihtiyacı varsa ona göre kanun düzenliyorlar. Her seçimde kanun değişiyor, artık bu bize yetmiyor daha fazlası. yetmiyor daha fazlası numarası çekiyorlar.

“Bu kadar şahsa özel kanun olur mu diye sormak gerekiyor”

Değerli arkadaşlar örnek vereceğim, dikkatinize sunmak istiyorum. Üçüncü maddede diyor ki, mevcut şu an yürürlükte olan kanuna göre; “Bir siyasi partinin seçime katılabilmesi için Meclis’te grup kurulması yeterlidir” Bu şartı kaldırıyorlar. Diyor ki grubun olsa da seçime giremezsin. Diyorum ya “şahsım”a özel yapılıyor. Bakın bu teklif ettikleri kanun, 2002 yılındaki seçimlerde geçerli olsaydı AKP seçime giremiyordu. Tarihini de söyleyeyim. AKP’nin kuruluş tarihi 14 Ağustos 2001. Seçimler 3 Kasım 2002’de yapıldı. AKP birinci kongresini 12 Ekim 2003’te yaptı. Yani seçimden bir yıl sonra AKP kongresini yaptı.

Nasıl girdi seçime? Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra AKP’nin kuruluşuyla beraber AKP’ye dahil olan 7 tane milletvekilinin sağladığı grup kurma hakkını kullanarak seçime girdi. Ne kadar akıl dışı bir düzenleme yaptıklarına bundan daha iyi bir örnek olabilir mi? Sunduğun kanun zamanında yürürlükte olsa sen seçime giremiyordun. Ama bu hüküm sayesinde, bugün kaldırdıkları hüküm sayesinde girdikleri seçimde, birinci parti olarak çıktılar ve yine eşitsizlikler nedeniyle aldıkları oyun iki katı kadar milletvekiliyle  parlamentoda temsil edildi. Bu kadar şahsa özel kanun olur mu diye sormak gerekiyor. Ne dedik; yalan üzerine kurulu, ittifakları bozmaya yönelik, şahsı gözetmek üzere oluşturulmuş, bir de dördüncüsü vatandaşın oy güvenliğini ortadan kaldıran bir düzenleme.

Beşinci ve altıncı madde. Bu arada ne yapıyorlar? Şu anda yüyürlükte olan kanuna göre seçim kurulları oluşturulurken, en kıdemli hakim seçim kurulu başkanı oluyor. AKP iktidara geldiğinde Türkiye’de aşağı yukarı 7 bin hakim vardı. Geride kalan yıllar içerisinde 20 yıl içerisinde AKP’siz dönemde hakimliğe başlayanların 6 bini emekli olmuş. Dolayısıyla şu anda sadece bin tane hakim AKP öncesi dönemde hakimlik görevi üstlenmiş. Türkiye’de şu an 20 bin küsür hakim var. Yani var olan hakimlerin çok büyük bir çoğunluğu AKP döneminde atanmış hakimlerden oluşuyor.

En kıdemliler değil belki ama en kıdemlilerin bir altına indiğimiz zaman, bunlar bu iktidar döneminde atanmış. Üstelik biliyoruz; AKP ilçe örgüt kurulu üyelerinin atandığını biliyoruz, AKP’de çeşitli düzeylerde yöneticilik yapanların hakim olarak atandıklarını biliyoruz. Yani diyor ki bundan sonra en kıdemli hakim olmayacak, yani benim dönemimde hakim olmamışların olmasının önüne geçiyorum; büyük bir çoğunluğu benim atadığım dönemde hakimlik görevi üstlenen insanlar seçim kurulu başkanı olacaklar. YSK’yi zaten düzenlemişlerdi! Olur da tüm bu yaptıklarıma rağmen ben bu seçimden istediğim sonucu alamazsam hakimler mazbata vermesin, hakimler seçim sonuçları benim lehime doğru değiştirsinler” düzenlemesidir bu. Bir tuzak!

Türkiye’nin en büyük sorunlarından bir tanesi sandık güvenliği sorunudur. Zaten vatandaş bu konuda kaygılı, zaten AKP bu konuda şaibeli. Bu hüküm, bu düzenleme kaygıları arttıran, AKP’nin sandık oyunları arayışını ifşa eden bir düzenleme.

Bir madde ötesine gidiyorum, yine aynı şey. Sandık kuruluna üye bildirme hakkı olan parti, başka bir parti üyesini sandık görevlisi olarak gösteremeyecek. Neden? Yine; bir, ittifakları bozuyor. Siz aynı ittifak içerisindesiniz. İttifakınızın bileşeni bir partinizin sandıkta üyesi yoksa siz ona destek gösterebilirsiniz, dayanışma gösterebilirsiniz. A partisi üyesi bir yurttaşımız B partisinin sandık görevlisi olabilir. Aynı ittifakta zaten, kanun izin veriyor ittifak kurmaya. Diyor ki bundan sonra bu yok. Zorlaştırıyor. Yine ittifakı bozma oyunu, hem sandık güvenliğini ortaya atıyor. Bakın sandık güvenliği dedik, seçmen kütüklerine ilişkin kaygısı olmayan yurttaşımız var mı? Her yurttaşımız her seçimde bu kaygıyı taşıyor.

Geliyorum bir sonraki maddeye. “Adresin kapanmış olması sebebiyle kayıt sisteminde gözükmeyenler, en son seçmen oldukları yerde oy kullanacaklar” diye bir hüküm geliyor. Geliyoruz bir sonraki maddeye. Adres kapanmış olsa bile oy kullanılır. Yine güvensizliği, yurttaşın kaygılarını artıran girişimlerle karşı karşıyayız.

11. maddeye geldik. Çok acayip! Sözde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtikten sonra “uyum düzenlemeleri” yapıldı. Bu unutulmuŞ bu siyasi partiler kanununda biz bir “uyum düzenlemesi” yapalım diyorlar. “Uyum düzenlemesi” diye ne yapmışlar? Örneğin “başbakan idaresi” var. Başbakanı maddeden çıkartıyor; burada ne yapmak lazım? Cumhurbaşkanı’nı koymak lazım değil mi? Geçmişte başbakanın elinde olan yetkiler bugün Cumhurbaşkanı’na devredilmiş durumda. Dolayısıyla bu yasaklar kapsamında Cumhurbaşkanı’nın olması gerekiyor.

Hayır, Cumhurbaşkanı’na her şey serbest! Neden? Cumhurbaşkanı siyasi partinin genel başkanı değil mi? Tarafsız bir Cumhurbaşkanı olsa böyle bir yasak koymaya gerek yok. Ama bakanlar, zamanın başbakanı… Zamanın başbakanına niye bu yasaklar konulmuştu? Çünkü başbakanlar genellikle bir siyasi partinin genel başkanı oluyordu. Şimdi Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin genel başkanı, seçim döneminde ben de bir siyasi partinin genel başkanıyım. Onunla yarışacağız.

Beyefendi uçakla istediği yere gidecek, istediği devlet olanaklarını alacak, milletin ona Cumhurbaşkanlığı görevi nedeniyle tahsis ettiği bütün imkanları kullanacak, yanına Diyanet İşleri Başkanı’nı, Genelkurmay Başkanı’nı alacak, gidecek seçim propagandaları yapacak, devletin Hazine’sini kendi partisinin seçim propagandası için kullanacak ama sonra eşit yarışacağız, Bu kadar akıl dışı bir şey olabilir mi? Neymiş, sözde “uyum düzenlemesi” yapıyormuş beyefendi. Hangi uyum düzenlemesinden bahsediyorsunuz ya? “Uyum düzenlemesi”yse bu yasaklar kapsamına Cumhurbaşkanı’nın alınması beklenir.

“Demokratikleştirici bir hamle yok”

Gerisi de yürütme maddesi. Yani nasıl yürürlüğe girecek, nasıl yürütülecek. Gerçekten büyük bir yalan rüzgarı estiriliyor şu anda Türkiye’de. Bunu tüm yurttaşlarımın bilmesini istiyorum. Mesela seçim kanunu tartışılıyorsa… Hatırlayın dar bölge tartışılıyordu değil mi? Esprisi neydi, milletvekilini yurttaş seçsin. Bütün yurttaşlarımıza sesleniyorum. 600 tane milletvcekili seçiliyor, bunların 500-550 tanesini genel başkanlar belirliyor. Vatandaşın milletvekili belirleme hakkı yok ki. Dar bölgeden niye vazgeçtiler; bir MHP sıfır çıkıyordu. İkinci ve daha önemli konu bence, güçlü milletvekili istemiyor. Yani herhangi bir milletvekilini yurttaş seçerse, milletvekilinin yurttaşa karşı sorumluluğu olur. Şimdi milletvekilinin yurttaşa karşı sorumluluğu yok ki, genel başkana karşı var. Genel başkan belirliyor.

Demokratikleştirici bir hamle yok. Siyasi partiler kanunu düzenleniyor… Sokaktaki her yurttaşa soralım. Türkiye’de siyasi partilerin en önemli sorunu nedir? İç demokrasi… Tayyip Erdoğan kaç yıldır genel başkan? Devlet Bahçeli kaç yıldır MHP’nin genel başkanı? Bütün parti iki dudakları arasında. Bunu niye düzenleme ihtiyacı hissetmiyorlar, çünkü koltuk değerli.

Bir rakam paylaşacağım şimdi sizinle. Akp’nin resmi sitesinden aldım bunu. AKP harcadığı her 100 liranın 87,5 lirasını bizim vergilerimizden harcıyor. Peki biz bir siyasi parti olarak soruyoruz, aynı seçime gireceğiz. Ey AKP, Türkiye İşçi Partisi; Hazine’den bir lira para almıyor, bir lira devlet yardımı almıyor, bir lira sermaye yardımı almıyor. Bütün devlet olanakları elinizde, bütün patronlarla kucak kucağasınız. Üstüne yoksulun, fakir fukaranın vergisinden milyonlarca lira para alıp seçime giriyorsunuz ama bunları düzeltmek hiç aklınıza gelmiyor tabii. Çünkü işinize gelmiyor.

“Yeni seçim düzenlemelerine de külliyen karşıyız”

Değerli arkadaşlar bu kanun şahsın kanunudur. Kanunlar böyle yapılmaz, kanun memleketin ihtiyaçlarına göre yurttaşın ihtiyaçlarına göre yapılır. Yeter ya! Her maçta oyunun kurallarını değiştiriyor. Tam kaybetme aşamasına geliyor, dur ben benim kaleyi küçülteyim karşı tarafın kalesini büyüteyim. Yani bu oyunlardan artık bıktığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla vatandaşların özgür iradeleriyle oy vermelerinin önüne engel oluşturan bu yeni seçim düzenlemelerine de külliyen karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Çok açık ve net değerli yurttaşlar, bu iktidarın amaçladığı şey basit. Sokakta biriken öfkeyi, halkın tepkisini onlar da görüyorlar ve oy kaybettiklerinin, ağır biçimde oy kaybettiklerinin farkındalar. O yüzden diyorlar ki ben oy kaybetsem bile sandalye sayımı koruyabilirim diyor. Buradan çıkardığımız ilk sonuç şudur, bunu kamuoyunun dikkatine sunuyorum. Bu kanun teklifiyle beraber Cumhur İttifakı dedi ki “Biz ittifak olarak çoğunluğumuzu kaybettik biz Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamayacağımızı görüyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamayabiliriz ama Meclis’te çoğunluğu tutmanın hilesinin yolunu bulduk” ve böylece kendilerini güvence altına almak istiyorlar. Tüm yurttaşlarımız meseleye buradan baksınlar buradan yaklaşsınlar ve buna göre bu kanun teklifini değerlendirsinler.

Şimdi bir kere iktidara seslenmek gerekiyor. Tüm çabanız çırpınmanız hepsi boş. Bittiniz. Bittiniz. Yani siz 20 yıldır bu halkı yoksullaştırdınız. Bu ülkenin gençlerinin geleceğini çaldınız. Kadınlar sayenizde nefes alamaz hale geldi. İşsizlik cumhuriyet tarihinin zirvesine ulaştı. İşçi memur çalışıyor, didiniyor, çabalıyor, nefes alamaz durumda. Yıllarca binbir zorlukla okul okumuş, diploma almış, meslek sahibi olmuş, iş bulmuş insanlar yarın nasıl yaşayacağız sorusuyla her gece kafalarını yastığa koyuyorlar. Memlekette sizin iktidarınız döneminde antidepresan ilaç kullanan insan sayısı 24 kat artmış. Derelerimizi ormanlarımızı ağaçlarımızı denizlerimizi ne varsa satmışsınız. Memlekette hiç olmayan şeyler oldu ya. Buğday sorunu yaşıyoruz, ayçiçeği sorunu yaşıyoruz. Devletin kasasını boşaltmışsınız, kefen parasını dahi bitirmişsiniz. Üç beş tane kanun maddesini düzenleyeceğiz bu koltukları koruyacağız öyle mi Recep Tayyip Erdoğan? Öyle mi Devlet Bahçeli? Bak çok açık söylüyorum avucunuzu yalarsınız. Vatandaş sizden kurtulmayı kafasına koymuş, sabırla sizi göndereceği günü bekliyor. Ne yaparsanız yapın çaresizsiniz. Boş, bütün çabanız boş. Kaybedeceksiniz.

Buradan tüm muhalif partilere sesleniyorum. Tüm muhalefete açık çağrı yapıyorum. Sıkı duracağız, ilkeli davranacağız. Bu Recep Tayyip Erdoğan denilen şahsın bugüne kadarki en büyük başarısı şuydu. Karşısında oluşan ittifaklara çomak sokardı, o ittifakları bozardı dağıtırdı ve azınlıkta olmasına rağmen memleketin üzerinde tahakküm kurardı. Şimdi ilk defa karşısındaki ittifakları bozamadığı gibi halkın ona karşı öfkesi de her geçen gün artıyor. İttifaklar tabanda daha güçlü hale geliyor. Çok açık, Tayyip Erdoğan’ın kimyası bozuldu. İlk defa karşısındaki ittifakları bozamıyor, şimdi kanunla ittifak bozma yoluna gidiyor. Bunu deniyor. Buna izin vermeyiz. Buna asla izin veremeyiz. Tüm muhalif partiler ittifak gibi davranacaklar, kararlı duracaklar. Açık çağrı yapıyorum. Öyle 3 milletvekilliği, 5 milletvekilliği hesabı yok. Hepsini çöpe atın. Yani 3 milletvekili daha fazla olsun 5 milletvekili daha fazla olsun muhalefet bunu dert etmemeli, edemez. Meselemiz memleket. Biz kendi siyasi partilerimizi değil bu halkın geleceğini düşünerek karar vermeliyiz. Eğer muhalefet partileri bu sorumlulukla yaklaşırlarsa daha önceki oyunlarını nasıl bozduysak AKP’nin, bu oyunu da bozmak son derece mümkündür. Daha önce defalarca iktidarını kaybeden siyasi partiler aynı arayış içerisine girdiler.

“Ne yaparlarsa yapsınlar AKP-MHP ittifakı devrilmeye mahkumdur”

Bakın buradan yurttaşlarımıza, halkımıza da seslenmek istiyorum. Hiç moral bozacak bir şey yok. Hiç moralinizi bozmaya gerek yok. Bakın sadece Türkiye tarihine bakın. Hangi iktidar belirli bir süre iktidar koltuğunda oturduktan sonra güç kaybetmeye başladığını, kaybetmeye başladığını görüyorsa hepsi aynı şeyi yaptı. Seçim kanunu değiştirerek o koltukları koruma çabası içine girdiler. Hepsi kaybetti. Bunlar da kaybedecek. O yüzden bırakın bunlar seçim kanunuyla oynasınlar, bakın hekimler sokakta direnmeye devam ediyor. Bunlar Meclis’te seçim kanunu kaldırarak indirerek düzenleriz diye düşünüyorlar. İşçiler direnmeye devam ediyor. Halkın öfkesi büyümeye devam ediyor. Dolayısıyla AKP’yi, Cumhur İttifakı’nı bu halkın elinden kurtarabilecek hiçbir düzenleme mümkün değildir. Yeter ki biz bugüne kadar ki kararlılığımızı bugüne kadarki inadımızı sürdürmeye devam edelim. Yeter ki biz iş arkadaşlarımızla kol kola girelim. Yeter ki biz mahallemizde zor durumda kalan yurttaşımızın yanında olalım. Yeter ki biz haksızlığa uğrayanlarla omuzdaşlık, gönüldaşlık bağımızı kuralım. Bu ülkede halktan büyük güç yoktur ve bunlar mutlaka yenilecekler. Bu konudaki inadımız kararlılığımız sonuna kadar devam edecek. Ne yaparlarsa yapsınlar AKP-MHP ittifakı devrilmeye mahkumdur.

Değerli arkadaşlar seçim kanununu daha çokça konuşacağız tartışacağız. Bugün parlamentomuzun gündeminde bir de Diyanet İşleri Başkanlığı’yla ilgili yeni bir kanun var. Sözde bir “Diyanet Akademisi” kuracaklarmış. Yani Diyanet İşleri Başkanlığı’nın o ayrımcı politikalarını pekiştiren, devlet eliyle devlet imkanlarıyla tek bir meslek propagandası yapan o kurumun toplumun bütün kesimlerinden aldığı vergiyle istediği gibi at koşturmasına olanak sunan bir kanun teklifi. Yani nasıl bir kurum oluşturmak istediklerini kendileri bile bilmiyorlar ya da söylemeye korkuyorlar ancak bizim buradaki eğitimin içeriğine dair Diyanet İşleri Başkanlığı’nın geçmişteki pratiğiyle ilgili net bir fikrimiz var. Türkiye İşçi Partisi olarak bizler tüm yurttaşlarımızın eşitliğin ve özgürlüğün güvencesi olan laikliğin ayaklar altına alınması girişimine karşı kararlılıkla mücadeleye devam edeceğimizi de buradan ifade etmek istiyorum.”

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

Erkan Baş: Türkiye’nin NATO’daki Varlığını Sorgulamalıyız

TİP Genel Başkanı Erkan Baş,  “Türkiye, NATO üyesi bir ülke olarak NATO’nun suçlarına ortak ediliyor. Buna karşı sesimizi yükseltmeden ‘Ben barış istiyorum’ demek gerçekçi olmuyor. Biz ülkemizde barış istiyorsak, bölgemizde barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak, ülkemizin NATO’daki varlığını sorgulamalıyız” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Halk TV ekranlarında gazeteci Ayşenur Arslan’ın sunduğu “Medya Mahallesi” programına konuk oldu. Baş, programda Arslan’ın sorularını yanıtlandırırken, Türkiye gündemine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Bekir Pakdemirli’nin Tarım ve Orman Bakanlığı görevinden alınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erkan Baş, AKP Erzincan İl Örgütü’nün sosyal medya hesabından yapılan paylaşıma dikkat çekti. Baş, “AKP’nin Erzincan hesabı dün akşam 22.40 civarı bir paylaşım yapıyor. İki saat sonra Resmi Gazete’de karar açıklanıyor. Eski Bakan iki saat önce bile ‘af dilediğinin’ farkında değil” dedi.

“Bu memleketin köylüsünün, toprağının, dağının, taşının Pakdemirli’den alacağı var”

Baş konuşmasının devamında son dönemdeki bakan istifaları sayısına dikkat çekerken şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ne kadar ucube bir sistem olduğuna ilişkin en çıplak örneklerden bir tanesi bu. Neden görevden alındı tarım bakanı, bilmiyoruz. Konuyla ilgili resmi bir açıklama yok. Abdülhamit Gül neyi yapamadığı için görevden alındı, Berat Albayrak neyi yapamadığı için görevden alındı, Ziya Selçuk neyi yapamadığı için görevden alındı? Hiçbir şeyi bilmiyoruz. Böyle bir yönetim sistemi olabilir mi? Otoriter ve baskıcı yönetimlerin bir özelliği de kapalı olmalarıdır. Halka karşı şeffaf değildir, izleyemezsiniz, eleştiremezsiniz, fikir beyan edemezsiniz.”

Erkan Baş ayrıca “Tarım bakanı kendisini affetmeye yetkili tek kişinin Erdoğan olduğunu sanıyor. Oysa biz yangınlarda aldıkları pozisyonlar nedeniyle, Türkiye’de tarımı getirdiği hâl nedeniyle kendisini affetmeyeceğiz. Bu memleketin köylüsünün, toprağının, dağının, taşının Pakdemirli’den alacağı var” dedi.

“Gerçekten barış istiyorsak tüm dünya üzerinde silahsızlanma çağrısı yapmamız lazım”

Rusya’nın Ukrayna topraklarında başlattığı askeri harekat ve AKP iktidarının aldığı pozisyona ilişkin de değerlendirmelerde bulunan TİP Genel Başkanı, “Dünyada bu kadar çok insan barış isterken niye savaşıyoruz? Gerçek bir barış istiyorsak silahlanma yarışına son verilmesi gerekiyor. Ülkeler birbirlerine sürekli silah satarak tehdit yaratıyor. Silah baronları ve silah üreten ülkeler de zengin oluyor. Gerçekten barış istiyorsak tüm dünya üzerinde silahsızlanma çağrısı yapmamız lazım” dedi.

Erkan Baş şöyle devam etti:

“Ukrayna’daki, Afrika’daki savaş için barış istemek kolay. Uzakta çünkü buralar. Acısını doğrudan hissetmiyorsunuz, yakınlarınızı kaybetmiyorsunuz, evladınız cephede savaşmıyor. Herkes kendi iktidarına karşı barış için ne yapılabileceğini düşünsün. Bugün Rusya’da savaşa karşı barış için sokağa çıkan insanlar dünyanın en kıymetli insanlarıdır. Gerçekten barış istiyorsak kendi ülkemizdeki iktidarın savaşçı politikalarına karşı yüksek perdeden ses çıkarmak gerekiyor.”

“Türkiye’nin NATO’daki varlığını sorgulamalıyız”

Türkiye’de “Putinci – NATOcu” tartışmasının başladığına da dikkat çeken Baş, “Biz, Putin’in Ukrayna’yı işgaline net olarak karşıyız. Fakat şu var; biz NATO üyesi ülkenin insanlarıyız. Dolayısıyla Türkiye, NATO üyesi bir ülke olarak NATO’nun suçlarına ortak ediliyor. Buna karşı sesimizi yükseltmeden ‘Ben barış istiyorum’ demek gerçekçi olmuyor. Biz ülkemizde barış istiyorsak, bölgemizde barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak, ülkemizin NATO’daki varlığını sorgulamalıyız” diye konuştu.

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

‘Üçüncü İttifak’ta Yeni Gelişme: Yeni Partiler Katılabilir

HDP’nin de aralarında bulunduğu sol ve sosyalist partiler 26 Şubat’ta bir araya gelecek. Toplantıda mücadele ortaklığının yol ve yöntemleri ile oluşuma katılma talebinde bulunan partiler konuşulacak.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) çağrısıyla aralarında Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) temsilcileriyle 26 Şubat Cumartesi Günü Ankara’da toplanacak.

HDP’nin çağrısıyla 18 Ocak’ta yapılan ilk toplantının devamı olan bu ikinci toplantıya da siyasi partilerin Genel Başkanları ya da partilerin eş sözcülerinin katılım sağlayacak.

Berivan Altan’ın Mezopotamya Ajansı’nda yer alan haberine göre, HDP Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar imzasıyla gönderilen davetiyede, mücadele ortaklığı noktasında alınan kararların hayata geçirilmesi için yol ve yöntemleri belirlemeye yönelik ikinci toplantı çağrısı yapıldı.

Ankara’da yapılacak ikinci toplantıda mücadele ortaklığının yol ve yöntemlerinin tartışılması yanı sıra bir sekreterya ve yahut koordinasyon yapısının oluşturulması da konuşulacak.

Bir önceki toplantı da mücadele ortaklığının genişlemesine yönelik de çalışmalar olacağı vurgulanmıştı. Bu kapsamda mücadele ortaklığına katılım talebinde bulunan partilerin ve örgütlere dair değerlendirme de aynı toplantıda yapılacak.

Düzenli görüşmelere devam kararı 

Ankara’da 18 Ocak’ta yapılan ilk toplantının ardından aralarında TKP’nin de bulunduğu 8 parti imzasıyla yayınlanan açıklamada, “Ortak mücadeleyi sürdürmeyi, bu mücadele zeminlerini çoğaltmayı ve güçlendirmeyi, Ortak mücadele konularını belirlemek, bunları hayata geçirmeye yönelik içerik, yöntem ve takvimi oluşturmak için düzenli görüşmelere devam etmeyi, mevcut katılımla kendini sınırlamayan, ortak mücadelenin Türkiye’nin bütün demokratik, sol, sosyalist ve devrimci güçlerini kapsayacak şekilde genişletilmesini hedeflemeyi karar altına aldık.

Türkiye’nin bütün ezilenleri, ötekileştirilenleri, mağdurları, emekçileri, kadınları, gençleri ve ekoloji mücadelesi verenleri ile en geniş demokrasi, eşit yurttaşlık ve mücadele ortaklığını kurmanın yol ve yönetmelerini konuşmaya devam edeceğiz. Demokratik, sol, sosyalist ve devrimci güçler olarak üzerimize düşen toplumsal sorumluluğu yerine getirmeye kararlıyız” denilmişti.

İlk toplantı sonucunda yeni bir buluşma yapılacağı belirtilmesine rağmen TKP, “demokrasi ittifakı” tanımından rahatsız olduklarını belirterek, 2’nci toplantıya katılmama kararı aldı.

Paylaşın

TİP Genel Başkanı Erkan Baş: NATO Bir Terör Örgütüdür

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Rusya ile Ukrayna arasında gerilimin tırmanmasına ilişkin, “Bizim tarafımız halkların kardeşliğidir, bizim tarafımız barıştır. Bizim tarafımız açık ve net bir biçimde emperyalizme karşı mücadele tarafıdır” dedi.

Suriye savaşını hatırlatan Baş, partisinin İstanbul il örgütünde yaptığı açıklamada, “İktidarın çıkarları uğruna yeni maceralara sürüklenmesine izin vermeyeceğimizi de vurgulamak istiyoruz” ifadelerini kaydetti.

Bölgede “savaş naralarının” yükseldiğini, Türkiye’nin silahların, bombaların, tankların gölgesinde bir gündemde yaşamak durumunda olduğunu söyleyen Baş, “Sözlerimize başlarken Orta ve Doğu Avrupa’yı bir cephaneliğe çeviren emperyalist bir suç örgütü olarak değerlendirdiğimiz NATO’yu, Ukrayna’dan elini çekmeye çağırıyoruz. Bütün bu tartışmaların başlangıç noktası, sözde Sovyet tehdidine, sözde sosyalizm tehdidine karşı kurulduğunu ilan eden, bu amaçla faaliyet sürdürdüğü yalanıyla var olan NATO’nun bu sözde tehdit bile ortadan kalkmasına rağmen yıllardır faaliyetlerini üstelik genişleyerek daha büyük tehditler yayarak sürdürmeye başlamasına işaret ediyoruz” dedi.

“Türkiye İşçi Partisi açısından bu ve benzeri gerilimlerde ilkesel yaklaşımlar esastır. Biz bütün sözlerimize “İşgal politikalarına ve savaşa hayır” diyerek başlıyoruz. Tüm emperyalist askeri paktlara karşı tutum almaya çağırıyoruz. Değerli yurttaşlar, NATO bir terör örgütüdür. NATO’nun varlığı dünya barışına, dünya halklarına dönük bir tehlikedir ve bugün bu kendisini çok daha açık biçimde göstermektedir.”

Taraflarının savaş olmadığını, “halkların kardeşliği” ve “barış” olduğunu ifade eden Baş’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Çok ağır bedeller ödedik”

“Bizim tarafımız açık ve net bir biçimde emperyalizme karşı mücadele tarafıdır ve özellikle bütün derdi iktidar koltuğunu korumak olan bir iktidar tarafından yönetilen bir ülkenin yurttaşları olarak da saray rejimine Adalet ve Kalkınma Partisi’ne karşı mücadelenin yükseltilmesinin ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha deneyimlediğimiz bir süreçten geçtiğimizi hatırlatmak istiyoruz. AKP çok uzun yıllardır emperyalist planlar doğrultusunda ülkemizi maceralara sürükleyerek halkımıza bedeller ödeterek iktidarını koruma stratejisini benimsemiş durumda. Suriye örneğinde bunu başardıklarını düşünüyor olabilirler.

Suriye’de savaşı körükleyen politikaların bir parçası olmak orada doğrudan cihatçı çetelerin hamiliğini yaparak Türkiye’yi savaşın fiilen bir tarafı haline getiren politikalar AKP iktidarı açısından koltuğunu korumayı başarma sonucu getirmiş olabilir ama bunun bedelini Türkiye halkları, Suriye halkı ve hep birlikte bölge halkları olarak bizler ödüyoruz. Dolayısıyla oradan çıkardığı sonuçla bu gerilimi de kendi iktidarını korumak için kullanacağı kaygısı çok yaygın bir şekilde yurttaşlarımız tarafından hissediliyor. Biz daha önceki yaşadığımız acı tecrübelerden yola çıkarak bu konuda kararlı bir tutum içerisinde olacağımızı kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Çok ağır bedeller ödedik.

Türkiye’nin pek çok yerinde işçi direnişleri, işçilerin hak mücadelesi büyüyerek devam ediyor. Sevindirici bir haber aldık geçtiğimiz günlerde. Migros depolarında direnen işçi kardeşlerimiz gündem olmuşlardı, kamuoyunun geniş desteğini almışlardı… Verdikleri mücadele ile ilgili olarak ve nihayetinde geçtiğimiz günlerde işten atılan işçi arkadaşlarımız geri alındılar. Maaşlarında bir artışa gidildi, prim ödemelerinin yapılacağı açıklandı. İşçi sağlığı ve çalışma koşullarıyla ilgili de düzeltme taleplerinin yerine getirileceği ortaya çıktı.

Şimdi bu gelişmeyi çok önemli buluyoruz onu söyleyeyim. Migros direnişi bize bir kez daha direnen işçilerin kazanacağını işçilerin inadının dayanışmasının sonuç aldığını göstermiş oldu. Ne patronlar, ne polis, ne onların şiddeti işçilerin birliği dayanışması mücadelesi karşısında hiçbir şey yapamıyor. Sonunda kazanan işçiler oluyor ve şunun da altını özellikle çizmek istiyoruz. Bu zafer esas olarak birlikte direnen işçi arkadaşlarımızın onlara öncülük eden sendikalarının ve kararlı inatçı eylemlerinin bir sonucudur. Hepsine tüm Türkiye işçi sınıfı adına teşekkür ediyoruz. Bu mücadeleye destek veren tüm yurttaşlarımıza ve bir sanatçı sorumluluğuyla onların yanında duran Haluk Levent’e de özel olarak teşekkür etmek istiyoruz.”

Paylaşın

TİP Başkanı Erkan Baş: Erdoğan, And Olsun Ki Hesaplaşacağız

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Müdahale Kongresi, Türkiye’nin dört bir yanından gelen işçilerin, gençlerin, kadınların ve LGBTİ+’ların katılımıyla Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlendi. Kongreye birçok sendika, emek örgütü, siyasi parti temsilcisi ve hak arama mücadelesi veren yurttaşlar katıldı.

TİP’in sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Eşitlik, özgürlük, emek ve sosyalizm mücadelesinde TİP 61 yaşında! Dünden bugüne, bugünden yarına inatçı ve kararlı yürüyüşümüz sürüyor. Haydi başlıyoruz. Yerini al” denildi.

Kongrede konuşma yapan TİP Genel Başkanı Erkan Baş “Ey Sarayında oturup bu ülkeyi açlığa mahkum eden Tayyip Erdoğan! Ey bu Saray rejiminden beslenen patronlar, tarikatçılar, işbirlikçiler, mafya bozuntuları. And olsun ki hesaplaşacağız! Bu bir kurtuluş hareketidir. Kurtuluş için hesaplaşacağız! Kardeşler! Doğup büyüdüğümüz bu topraklara, bizi besleyen doğasına, bu mavi gezegene borcumuz var. Biz yıllardır direnmemize rağmen ‘Bu daha başlangıç’ demeyi Gezi’den öğrendik!” dedi.

Erkan Baş, sözlerine “Bize diyorlar ki ‘Siz zenginliğe düşmansınız.’ Hayır, biz yoksulluğa düşmanız! Eğitim, sağlık, tüm temel insan hakları tüm halka ücretsiz olacak! O, saraya muhalif olduğunu iddia eden tüm partilerin yöneticilerine sesleniyorum. Millet İttifakını uyarmayı borç biliyorum. Türkiye dün akşam yayımlanan o fotoğrafa sığmaz! Kendi çıkarlarını halkın çıkarlarının önüne koyanı herkes affetse biz affetmeyiz!” diye devam etti.

Kongrede konuşan TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, ”Adıyla sanıyla şanıyla sosyalist Türkiye Cumhuriyeti istiyoruz, bu kadar basit” sözlerine yer verdi. Ülkenin yüzde 99’u cahil diyenlere seslenen Sera Kadıgil, “Bu ülkenin yüzde 99’u çalışıyor, yüzde 1’i ise yiyor. Biz gece gündüz çalışalım, bunlarda yattıkları yerden yesinler. Bunca yalanın sebebi bu” diye seslendi.

Sosyalist Türkiye Cumhuriyeti’ni istemenin saçma olduğunu söyleyenlere de seslenen Kadıgil, “Saçma olan bizim istediğimiz dünya değil, saçma olan içinde yaşadığımız, maruz kaldığımız bu dünya” sözlerine yer verdi. “Bizim bir davamız var, planımız var” diyen Kadıgil, şu sözlerine şöyle devam etti:

“Saray rejimini yeneceğiz, sonrasında da ülkeyi patronlara teslim etmemizi bekleyenler varsa açıkça söylüyoruz çok beklerler. Biz sadece AKP’den değil, AKP’ler yaratan bu düzenin kendisinden kurtulmak istiyoruz. Bu yüzden diyoruz ‘Haydi başlayalım’ diyoruz. Okullarımızı, meclisimizi, derelerimizi, hastanelerimiz, hepsini bu haramilerden geri alacağız. Bu yolda yalnız değiliz.”

Paylaşın

TİP’in Yasa Teklifi Yeniden Gündemde: Yanan Cebin Değil Kombin Olsun

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Ekim 2021’de faturalardaki yükün yurttaşlar lehine ortadan kaldırılmasını öngören “Cep dostu fatura yasası teklifini” bir kez daha gündeme getirdi. TİP, teklifin hala Meclis’te beklediğini duyurmasının ardından “Faturayı topluma değil, kendi ceplerini doldurmanın peşindekilere keseceğiz” açıklaması yaptı.

Ayrıca “Yanan cebin değil kombin olsun” sloganıyla söz konusu teklife ilişkin detayların yer aldığı bir bilgilendirme mesajı paylaşan TİP, Türkiye’nin neden bir fatura yasasına ihtiyaç duyduğunu şu sözlerle anlattı:

“Türkiye İşçi Partisi olarak, önü arkası kesilmeyen zamlara karşı TBMM’ye bir yasa teklifi sunduk. Elektrik, su, doğalgaz ve internete erişim temel insan hakkıdır. Enerji kaynaklarımız ve hizmetlerimiz özelleştirildi. Bu yasayla fiyatları çığ gibi büyüyen hizmetlere ulaşımı kolaylaştıracak bir çözüm üretmeyi amaçlıyoruz.

“Ancak sorunun kaynağının da farkındayız: Özelleştirilmiş ve sadece kar odaklı yönetilen enerji şirketlerini kamulaştıracağız! Bu hizmetlerin kar güdüsüyle değil, toplumun faydası için çalışmasını sağlayacağız. Türkiye toplumu kendi enerji hizmetleri üzerinde söz sahibi olmalıdır. Faturayı topluma değil, kendi ceplerini doldurmanın peşindekilere keseceğiz!”

Teklif neleri içeriyor?

TİP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil teklifin neler içerdiğini Ekim’de verdiği kanun teklifini için düzenlediği basın toplantısında şu şekilde anlatmıştı:

“Enerji şirketlerini daha fazla kar edecek diye, halkın daha fazla yoksullaştığı düzenin tersine dönmesi gerektiğini düşünüyoruz. Hane geliri 18 bin-13 bin TL arasında olanlar vergisiz, hane geliri 13 bin-11 bin TL arasında olanlar vergisiz artı yüzde 10 / yüzde 30/ yüzde 50 destek, hane geliri 11 bin 7 bin TL arasında olanlar vergisiz artı yüzde 60 / yüzde 63 yüzde 65 destek, hane geliri 7 bin-5 bin 500 TL arasında olanlar vergisiz artı yüzde 75/ yüzde 85/ yüzde 95 destek, hane geliri 5 bin 500-0 TL olanlar vergisiz artı yüzde 100 destek alacaklar.”

Sera Kadıgil, “Tüm bunların kaynağının nereden karşılanacağı” şeklindeki soruya ise şöyle yanıt vermişti: “Tüm yolsuzlukları, israfları, talanı bir yana bırakıyorum. Mesela 2018 yılında çıkartılan bir teşvik kanunu var. Yüzde 50 indirim uygulanıyor bazı sanayi kollarına ve bu kanundan 34 şirket faydalanmış. 34 şirkettin devlete tahmini maliyeti ise 1 buçuk milyar TL.

Yani şirketlerden 1 buçuk milyar az almayı kabul edebiliyoruz. Ama asgari ücretle çalışan insandan yüzde 30 vergi alıp üstüne de şirketlere kar üzerine kar ettiriyoruz. Kaynak çok basit arkadaşlar, patronlardan alacaksınız halka vereceksiniz. İnsanlar daha az fatura ödeyecek ve şirketler biz zahmet daha az kar edecek.”

“Temel insan hakkı”

Söz konusu toplantıda enerjiyi, 21. yüzyılda insanların yaşamlarını sürdürebilmesinin kurucu bir unsuru olarak gördüklerini ve enerji hakkını, temel insan haklarından biri olarak kabul ettiklerini vurgulayan Kadıgil, şöyle devam etmişti:

“Hane geliri net asgari ücretin 6,5 katı veya altında ise belirlenen ortalama tüketim miktarlarının altında elektrik, su, doğalgaz ve internet tüketilmesi halinde, bu faturalar vergilerden ve katkı paylarından muaf olmalıdır.

Hane geliri net asgari ücretin 4,75 ile 4,25 katı arasında ise belirlenen ortalama tüketim miktarlarının altında elektrik, su, doğalgaz ve internet tüketilmesi halinde, hane gelirine göre belirlenmesi suretiyle fatura bedellerinin yüzde 10’u ile yüzde 50’sine kadar olan kısmı Hazine tarafından karşılanmalıdır.

Hane geliri net asgari ücretin 4,25 ile 3 katı arasında ise fatura bedellerinin yüzde 60’ı ile yüzde 65’ine kadar olan kısmı Hazine tarafından karşılanmalıdır.

Hane geliri net asgari ücretin 3 ile 2 katı arasında ise fatura bedellerinin yüzde 75’i ile yüzde 95’ine kadar olan kısmı Hazine tarafından karşılanmalıdır.

Hane geliri net asgari ücretin 2 katı veya altında ise fatura bedellerinin tamamı Hazine tarafından karşılanmalıdır. Elektrik, su, doğalgaz ve internet ücret tarifelerinde yapılacak yıllık zam oranı asgari ücrete yapılacak yıllık zam oranını geçmemelidir.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Ahmet Şık: Sistemin Sigortası Üçüncü İttifak

Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili Türkiye İşçi Partisi Araştırma Raporu’nun yer aldığı ‘Duvar’ kitabının imza günleri devam ediyor. Türkiye İşçi Partisi yayınlarından çıkan kitabın yazarları arasında Ahmet Şık’ın yanı sıra Bahadır Özgür, Ertuğrul Mavioğlu, Hakkı Özdal ve Timur Soykan da bulunuyor.

Duvar kitabının imza günü İzmit Yunus Emre Kültür Merkezi’nde yapıldı. Söyleşi bölümünde muhtemel bir erken seçim öncesi ittifakların alacağı konumdan bahseden TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, sistemin sigortasının üçüncü ittifak olacağını söyledi.

Ahmet Şık,“ Cumhurbaşkanının altına atanacak olan isimlerin Türkiye’nin bütün renkliliğini temsil edecek şekilde bütün farklılıkları gözeterek cumhurbaşkanı yardımcılarının atanması gerektiğini düşünüyoruz. Bir sivil anayasanın acilen yapılıp toplumun tartışmasına açılması gerekiyor. Bunun üzerine kurulacak olan adayın mevcut adayları alaşağı edeceği bir düzen bu. Bu ittifak zemininde anlaşacağım ortak aday her kim olacaksa Türkiye İşçi Partisi Olarak destek vereceğiz. En az sizler kadar bizler de bu ağır karanlığın son bulmasını istiyoruz. Seçimde iki oy kullanacağız. Bu durumda sistemin sigortası olacak ittifaklarının adayının cumhurbaşkanı seçileceğini düşünürsek ve de dengeyi sağlayacak unsurun da meclis olacağını düşünürsek işte o gün sistemin sigortası olan üçüncü ittifaka oy verilecek” dedi.

Çağdaş Kocaeli’den Ahmet Sancar Kızılkaya’nın aktardığına göre, “Cumhurbaşkanının ortaklaştığı noktada oyunuzu oraya verirsiniz ama parlamenter dağılımda oyunuz kesinlikle üçüncü ittifaktan yana olmalıdır” ifadelerini kullanan Ahmet Şık şöyle devam etti:

Ne kadar sayı yüksek tutulursa ülke o kadar hızlı normalleşir. Çaresiz değiliz. Bu işin sağı solu var. Bizim bu sağcılıktan kurtulmamız lazım. Bu ülkenin kurtuluşu solculuktan geçiyor. Bir düşmanlaştırma meselesinden bahsetmiyorum sakın böyle anlaşılmasın. Benim hayalini kurduğum Türkiye’de hepimize yer var. Kimsenin etnisitesi nedeniyle öldürülmediği, tutuklanmadığı, inancı ya da inançsızlığı nedeniyle ötelenmediği bir ülke bu. Bu ülkenin bütün temel hakları ve özgürlüklerine dair bütün kazanımları hepsi solcuların mücadelesi ile elde edilmiştir. Bana tek bir örnek veremezsiniz sağcılar mücadele etmiş, direnmiştir ve o hakları elde etmiştir diye. Bana tek bir örnek verin adımı değiştireceğim. Sakın başörtüsü demeyin. Çünkü orada bir mücadele yoktu. Tamamen dini yoksula hediye ederek hırsızlık yapmaya devam eden bir sistem vardı.

“Çocuklarınıza borcunuzdur”

İçinizde CHP’li ya da İYİ Partili ya da Millet İttifakının başka bileşenlerinin mensubu olabilirsiniz. Onların seçmeni olabilirsiniz. Ama size açık yüreklilikle şunu söyleyeceğim. Kusura bakmayın. Hiçbir şekilde Millet İttifakı’na oy veremezsiniz. Vermemelisiniz. Verirseniz çocuğunuzun önünde kafanızı eğmek zorunda kalacaksanız. Bakın bu kadar net söylüyorum. 100 yıllık Cumhuriyet tarihi bize bunu gösterdi. Ülkenin kadim sorunlarının çözümüne dair bize fikir verdi. Millet İttifakı diyerek hedef göstermek istemiyorum. Mevzumuz faşizmin yıkılması mı faşizmin sarayının yıkılması mı? Saray yıkılır da faşizm kalırsa sopayı tutacak elin değişimi dışında hiçbir şey olmayacak. Tam da bu nedenle halkın sigortası olacak vekillere ve partilere sahip üçüncü ittifaka oy vermeniz çocuklarınıza borcunuzdur.

Buradan bahsetmiyorum tenzih ederek söylüyorum ama yurttaşlara soruyorum muhalefet belediyelerinin sınırları içerisinde yolsuzluk yapılmadığını söyleyebilir misiniz? Samimiyetle söylüyorum, bugüne kadar tek bir kişi hayır yapılmadı diyemiyor. Aynı soruyu kendi belediyeleriniz için sorun. Buradaki belediye başkanını suçlamak için bunu söylemiyorum. Türkiye’nin her yerindeki insanlar bunu sormalı. Ben hırsızın hangi partinin mensubu olduğu ile ilgilenmiyorum. Ben hırsız olmayandan yanayım. Hırsız olmayanın tercih edilmesini istiyorum. Çünkü hırsızlık yapmıyor ise bilin ki bu ülkede demokrasi kurumlarının yerleşmesi için mücadele edecek. ”

Paylaşın

TİP Başkanı Erkan Baş: Birlik Sağlanırsa Erdoğan Yenilir

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair açıklamalarda bulunan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Muhalefete birlik sağlanırsa ilk turda Erdoğan büyük bir farkla yenilir” dedi. Baş, ayrıca, “AKP’yi var eden temel sorunlara ilişkin köklü bir hesaplaşmaya giremezsek bu Türkiye’nin 30-40 yılının daha kaybedilmesi anlamına gelir” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TİP milletvekilleri Ahmet Şık ile Sera Kadıgil, İstanbul Taksim’de gazetecilerle bir araya geldi. Toplantıda gündemin öne çıkan başlıkları değerlendirildi.

Gerçek Gündem’den Fırat Fıstık’ı haberine göre, TİP milletvekili Ahmet Şık, olası bir sağ ittifakın TİP’i ve kurulacak sol ittifakı etkilemeyeceğini ifade ederek, “CHP umarım buradan mesajı alır, kendi pozisyonunu masaya yatırır diye düşünüyorum. (Sol ittifak görüşmeleri için) Kendi adıma söylüyorum, bizim bu konuda diğer partilerle ilgili bir şey söylememiz çok yakışık almaz ama biz gittiğimiz her yerde şunu söylüyoruz. İki ittifak var, çaresiz hissedebilirsiniz ama buna mahkum değilsiniz. Bir ittifak olacak ve TİP de bunun bir parçası olacak” dedi.

Milletvekili Sera Kadıgil de “Hiçbir sol partiye rezervimiz yok” derken “En geniş üçüncü ittifaka ihtiyaç duyduğumuzu hissediyoruz. Öyle bir noktadayız ki ayrıştığımız değil birleştiğimiz noktalar üzerinden hareket etmek önemli” diye konuştu.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, parlamentonun işlevsiz hale getirilmesinin reddedilmesi gerektiğini dile getirerek, “Parlamento sokaktaki mücadeleyi oraya taşıdığımız sürece anlamlı olur. Gelecek açısından da çok önemli. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine kilitlenildi fakat Erdoğan bir yenilgiye uğratılacaksa ve seçilen kişi bunu ortadan kaldıracaksa parlamento çok önemli olacak. İddialı olacak ama önümüzdeki seçimi sadece bir seçim olarak değerlendirmiyoruz. Geride kalan 100 yıla baktığımızda emekçiler, kürtler, gençler, aleviler siyasal temsil noktasında kendilerini var edemediler. Siyaset dar bir elite sıkıştı. Memleket sağa yatan bir gemiye benziyor. AKP ile bu gemi de battı. Önümüzdeki 50-100 yıl boyunca sol burada olacak mı? Soru bu” dedi.

Baş, özellikle sistem tartışmalarıyla ilgili ‘Nasıl çıkarsak çıkalım’ anlayışının çok hakim olduğunu belirterek diğer muhalefet partilerinin önerdiği güçlendirilmiş parlamenter sisteminin ne vaat ettiğinin tartışılması gerektiğini söyledi.

Baş, “AKP’den kurtulabiliriz fakat AKP’yi var eden temel sorunlara ilişkin köklü bir hesaplaşmaya giremezsek başka bir versiyonu iktidara gelir ve bu Türkiye’nin 30-40 yılının daha kaybedilmesi anlamına gelir” ifadelerini kullandı.

‘Millet İttifakı’na açık çek veriyoruz’

Toplantının sonlarına doğru Baş, cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair açıklamalarda bulundu. Baş, önceki seçimlerden ders çıkarılması gerektiğinin özellikle altını çizerek şunları söyledi:

“Daha önce sağcı aday koydunuz, sonuçlarını gördük bunu yapmayın diyoruz. Ekmeleddin İhsanoğlu örneği var. İkinci turda zaten oy verebileceksek ilk turda oy verelim bitirelim bu işi istiyoruz. Açık konuşayım bir taraftan Millet İttifakı’na açık çek veriyoruz, bir taraftan da tehdit ediyoruz. Yanlış yapmayın, bizi halka sordurmak zorunda bırakmayın. Ama böyle bir hata yapılırsa da sorumluluk bizden gitti.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmede cumhurbaşkanlığı adaylığına dair konuşulanlar için de Baş, şöyle konuştu:

“CHP yönetimine şunu söyledik, biz bir daha sizinle görüşmek istemiyoruz. Ekrem İmamoğlu’na oy verdik. Ne Ekrem beyi telefonla aradık, ne CHP’den herhangi birisiyle görüştük. Hiçbir temasımız olmadı. Bir şeye inandık. AKP’nin yenilmesi gerekiyordu, hiçbir görüşme yapmadan Ekrem İmamoğlu’na oy verdik. Şimdi de halkın AKP’ye karşı öfkesini, kendi kişisel ikbali için değil de cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini ortadan kaldırmak için kullanmak isteyen, buna aday çıkarsa, ben bu koltuğa oturmak değil, bu koltuğu yakmak istiyorum, bu koltuğu kaldırmak istiyorum diyen bir aday çıkarsa TİP hiçbir pazarlığa girmez, görüşme ihtiyacı duymadan o adaya oy verir, işi bitiririz.”

Geçen seçimlere dair “Muhalefet iktidarla kavga etmek yerine birbirinden oy devşirmeye odaklandı” diyen Baş, sözlerini şöyle noktaladı: “Buna gerek yok. Bu birlik sağlanırsa ilk turda Erdoğan büyük bir farkla yenilir. Cumhurbaşkanlığı seçimine dair net tutumumuz bu.”

Paylaşın

TİP Başkanı Erkan Baş: Bozdağ, Erdoğan İçin Kullanışlı Elemandır

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmede bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “Adalet Bakanlığı görevine, Abdulhamit Gül’ün af talebi üzerine Bekir Bozdağ atandı. Bu kadar adaletsizliğin zirve yaptığı bir tabloda Bekir Bozdağ, o koltuğa çok yakışır” dedi.

Haber Merkezi / Erkan Baş, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmenin devamında, “Yargının bütünüyle iktidar sopasına dönüştürüldüğü dönemde bu sopayı kullanmak üzere atanmış en uygun kişilerden bir tanesi. Bekir Bozdağ, adı geçtiğinde aklımıza en çok Fethullah Gülen övgüsüyle geliyor. Yargıda denetim son derece kritikken bu atamanın anlamı şudur: ‘Çeteyi yeniden topluyoruz.’ Bekir Bozdağ, Tayyip Erdoğan için kullanışlı elemandır.” ifadelerini kullandı.

Kamu kurumlarındaki görevden almalarını da gündemine alan ve “2018 Temmuz’undan bu yana 7 kere bakan değişmiş. TÜİK başkanı 5 kere, Merkez Bankası başkanı 3 kere değişmiş. Herhangi birisi için halka tek satır açıklama yapılmadı. Birileri görevden alınıp birileri o koltuğa oturtuluyor. Kimse tek satır açıklama yapmıyor” diyen Erkan Baş, açıklamalarının devamında şu ifadeleri kullandı;

“İktidarın çocuk hassasiyeti son derece mühim. Zira hassasiyeti, geçen hafta eline mikrofon tutuşturulan çocuğun nefret cümlelerinde gördük. Saray etrafında gülümsemeyle izlenen o görüntüleri biz yüzümüz kızararak izledik. ‘Dindar ve kindar nesil’ dedikleri örneklerin bir tanesiyle karşı karşıyayız. Bir bebekten katil yaratan zihniyet nedir, o görüntüleri izlediğimizde görüyoruz. Kim karar veriyor toplumun değer yargılarına?

9 üyesinin 6’sı Cumhur İttifakı tarafından atanmış RTÜK, 2022 yılında kamu bütçesinden 271 milyon lira kaynak alacak. 2021’de toplam 50 toplantı yapmış, 71 kere ceza çıkarmış. Bu 71 cezanın para karşılığı 21 milyon 500 lira. Tamamı muhalif kanallar.

Ukrayna meselesi üzerinden yeniden sıcak çatışma üzerindeyiz. Sorunun nedeni, ABD liderliğindeki NATO’nun savaşa ve gerilime dayalı siyasi yönelimidir. NATO, soğuk savaş döneminin bir kurumu. Biz Ortadoğu için neyi savunuyorsak, Balkanlar için neyi savunuyorsak kuzeydeki komşumuz için de aynı şeyi istiyoruz. NATO’nun dağıtılması, barış içinde bir yaşam için ön koşuldur. Türkiye İşçi Partisi ne ülkemizin başka ülkelerde askeri üsler kurmasına ne de yabancı ülkelerin ülkemizde üsler bulundurmasına razıdır. Bu vesileyle iktidarını koruyabilmek için yeni bir fırsat doğduğu heyecanıyla tutum almaya çalışan AKP iktidarını uyarıyoruz. İzin vermeyeceğiz.

AKP saray iktidarı, Türkiye’de emekçilere karşı saldırıların merkez üssü konumundadır. Gebze’de kurulu Farplas fabrikası işçileri zam talep ediyorlar. Sendika üyelikleri başlar başlamaz patron 150 işçiyi işten atıyor. İşçiler kendilerini fabrikaya kapatıyorlar. Devletin kolluk kuvvetleri patrona uşaklık ediyor. 200 işçi dövülerek gözaltına alınıyor. Aynı saatlerde Kocaeli Valisi dalga geçiyor. Bu polisler, valiler, devlet; hep mi patronun yanında olacaksınız? Suç işleyen patron.”

Erkan Ban, daha sonra kürsüyü, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun geri çekilmesi için Meclis önünde açıklama yapmasına izin verilmeyen Eğitim Sen’in genel sekreteri Sinan Muşlu’ya bıraktı. Muşlu, şöyle konuştu:

“Öğretmenlik Meslek Kanunu biz öğretmenlerle ilgili bir kanun ama bizim görüşlerimiz alınmış değil. Biz, bu teklifin bir an önce geri çekilmesini, tüm öğretmenlerin ve sendikaların görüşü alınarak, uzun vadede tartışarak, eğitim emekçilerinin özlük ve ekonomik haklarını kapsayan nitelikli bir meslek kanunu olması gerektiğini söylüyoruz. ILO ve UNESCO’nun ortak bildirgesi olan Öğretmenlerin Statüsü Tavsiye Kararları bir meslek kanunu için temel alınması gereken en uluslararası belgedir. Bu belge temel alınmalıdır.”

Paylaşın