TİP Genel Başkanı Erkan Baş’tan Siyasilere Çağrı: Mal Varlığınızı Açıklayın

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, partisinin gençlik örgütünün düzenlediği yaz kampı için gittiği Muğla’nın Datça ilçesinde, yazar Feryal Pere’ye yaptığı ziyarette çekilen bir fotoğraf üzerinden “villası olduğu” ve “villada tatil yaptığı” iddialarına sosyal medya hesabından cevap verdi.

Twitter hesabından paylaşımlarda bulunan Baş, “Villam yok. Kendime ait bir evim de yok. 13 yıldır aynı evde kirada oturuyorum. 2013 model bir arabam, kitaplarım ve bilgisayarım dışında malım-mülküm yok” dedi.

Erkan Baş ayrıca başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm siyasi parti liderlerine mal varlıklarını açıklamaları çağrısında bulundu.

Baş, “Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm siyasi parti genel başkanları mal varlıklarını halka açıklamalıdır. Ne kadar kolay olduğunu göstermiş olduğumu umuyorum” ifadelerini kullandı.

“Ben çocuklarıma onurlu bir ad ve yaşam bırakacağım”

TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın yaptığı açıklamaların tamamı şöyle:

“Yalanın gerçeğin yerine geçmesine izin vermemek için yazmak şart oldu:

Villam yok.

Kendime ait bir evim de yok.

13 yıldır aynı evde kirada oturuyorum.

2013 model bir arabam, kitaplarım ve bilgisayarım dışında malım-mülküm yok.

Bir de çıkarıp göstermek için cep telefonu :))

Ben çocuklarıma onurlu bir ad ve yaşam bırakacağım.

Sosyalistlerle ilgili algı yürüten hırsızlardan geriye kalan tek şey ise utanç olacak.

Çünkü halktan çaldıkları ne varsa hepsini geri alacağız, halka vereceğiz.

Siyaseti zengin olmak için değil halkın insanca yaşaması için yaptığımızı dostlarımız biliyor, düşmanlarımız da…

Yurttaşlarımız da merak ettikleri her şeyi sormak için ne zaman isterlerse ağırlamaktan onur duyarız.

Tüm parti binalarımızın kapıları yurttaşlarımıza her zaman açık.

Bu vesileyle en az iki kez yaptığım çağrıyı bir kez daha tekrarlıyorum:

Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm siyasi parti genel başkanları mal varlıklarını halka açıklamalıdır.

Ne kadar kolay olduğunu göstermiş olduğumu umuyorum.”

Paylaşın

Yedi Partinin Yer Alacağı Üçüncü İttifakta Sona Gelindi

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine bir yıldan daha az bir süre kaldı. Siyasi partilerin seçim programı ve ittifaklar meselesi de yavaş yavaş netleşiyor. HDP’nin de içinde yer aldığı 7’li yapı son şeklini almaya başladı.

AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı belli. İki parti de adaylarının mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıkladı. Millet İttifakı’nın adayı merak edilirken, üçüncü bir oluşum arayışı da sürüyor.

Adının “Demokrasi İttifakı” olabileceği belirtilen yeni oluşumda 7 siyasi yapının bu ittifakın içinde yer alacağı ifade ediliyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri (HE) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun bu yapı içinde ortak mücadele edeceği vurgulanıyor.

Edinilen bilgilere göre yapı, toplumun farklı kesimleriyle ittifak zeminini bulmak için uzun süredir görüşmeler gerçekleştiriyor. 7’li yapı veya üçüncü ittifakta sona gelindiği ifade ediliyor.

İttifakın bileşenlerinden Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, dün akşam katıldığı bir televizyon programında, yol haritasında sona gelindiğini söyledi.

Üçüncü ittifakın başarılı olup olmayacağı bilinmez ancak özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde kilit konumunda olduğu çokça dillendiriliyor. Peki, üçüncü ittifak görüşmelerinden nasıl bir sonuç çıkması bekleniyor? Cumhurbaşkanı başkanı adayı kim olacak?

HDP’nin STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Sultan Özcan ile EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, son gelişmeleri Independent Türkçe’den Abdulhakim Günaydın’a değerlendirdi.

“Türkiye’nin demokratik geleceğini inşa edecek bir ortaklıktır”

Eylül 2021’de 11 maddeden oluşan “Tutum Belgesi”ne atıf yapan HDP’li Özcan, belgeyi yurttaş inisiyatifleri, sivil toplum kuruluşları, sol, sosyalist ve Kürdi partiler dahil birçok kurum ile buluşturduklarını söyledi.

Bir yandan Kürdi partiler genişletme çalışmaları devam ederken, diğer yandan da 7’li mücadele ortaklığı olarak başlattıkları çalışmanın aralıksız sürdüğünü belirten Özcan, “Bu ortaklık, seçimle sınırlı olmayan, Türkiye’nin demokratik geleceğini inşa edecek ve mevcut tek adam rejimini değiştirip-dönüştürecek ilkesel bir mücadele genişletme ortaklığıdır” dedi.

Şimdiye kadar ücret düzenlemesi, yoksulluk, işsizlik, savaş, göç ve mültecilere ilişkin ortak birçok çalışma yaptıklarını ifade eden Özcan, “Ortak mücadele çalışmalarımız sorunsuz bir şekilde devam etti. Henüz tarih netleşmedi ama ağustosun son haftası gibi İstanbul’da konuyla ilgili bir deklarasyon açıklamayı hedefliyoruz” diye konuştu.

Toplumun büyük bir morale ihtiyacı olduğunu ve tünelin sonunu görme arzusunun çok yükseldiğini aktaran Özcan, “Bu yan yana geliş ve HDP’nin çoklu ittifak dediği bu 7’li yapı sadece demokrasi ittifakıyla sınırlı değil, bir mücadele ortaklığıdır. HDP büyük kongreye giderken bütün demokratik kurumları ziyaret etti yazar, sanatçı, aydın, gazeteci ve hukukçular dahil birçok kesim ile yuvarlak masa toplantıları gerçekleştirdi. Bunların tamamı HDP’nin içinde olduğu bu yan yana gelişlerinin çok anlamlı olduğunu ifade ettiler. Tabanda da buna yönelik destek yüksek düzeyde” ifadelerini kullandı.

“‘Ahmet gitti, Mehmet geldi’ gibi olmasını istemiyoruz”

Cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesinde “Tutum Belgesi” dışında bir girişimlerinin olmadığının altını çizen Özcan, “HDP parlamento seçimlerinde demokrasi güçleriyle ortak seçimlere katılmayı hedefliyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakı’yla ortak bir aday ise Türkiye toplum sözleşmesi olabilecek asgari 5-6 ilke üzerinden olabilir. Bu cumhurbaşkanı ne yapacak? ‘Ahmet gitti, Mehmet geldi’ şeklinde olmasını istemiyoruz” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

Kişiye bağlı değil de kabul edilebilir bir aday ve ülkenin demokratik bir düzeye çıkması için topluma sunulacak ve bir toplum sözleşmesi niteliğinde olursa diyaloğa ve müzakereye açık olduğumuzu söylüyoruz. Aslında başından beri şartlarımız bellidir. Henüz açıklanmış bir aday yok ama 6’lı masa bu konuda HDP’yi meşru muhatap kabul edip, ülkenin demokratik geleceğiyle ilgili temel birkaç maddede ortaklaşma ve topluma bir sözleşme sunulmazsa aday konusu dahil yani ‘HDP’yi hoş tutalım boş tutalım’ gibi bir yaklaşım olursa HDP kendi adayını çıkaracaktır. Bu seçenek masada duruyor.

“Ağustosta bir deklarasyonla kamuoyuyla paylaşılacak”

7’li yapının toplu görüşmelerinden sonra her partiden birer temsilci olmak üzere ortak bir koordinasyonun kurulduğunu anlatan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, çalışmalarının aralıksız devam ettiğini ve koordinasyonun en son dün bir toplantı gerçekleştirdiği bilgisini verdi.

Koordinasyonun döneme dair taleplerle ortak siyasi platform metni çalışması olmak üzere iki temel görevinin olduğunu vurgulayan Akdeniz, “Önemli bir eşik aşıldı ve sona gelindi denilebilir. Sadece birkaç madde üzerinde tartışmalar sürüyor ama çok olumlu gittiği söylenebilir. Birkaç güne kadar onlar da netleşmiş olacak. Kurumlar hazırlanan metne onay verdikten sonra ağustos ayının son haftası gibi aydın, yazar, akademisyen ve kanaat önderleri gibi birçok kesimin olduğu ortak bir deklarasyonla kamuoyuyla paylaşılacak” bilgisini paylaştı.

EMEP olarak Türkiye Komünist Partisi (TKP), Sol Parti ve Türkiye Komünist Hareketi’nin (THK) de içinde olduğu üçlü oluşumun da sürece dahil edilmesi yönünde çağrıda bulunduklarını ve çağrının 7’li yapı tarafından kabul gördüğünü belirten Akdeniz, şunları söyledi:

7’li koordinasyondan çıkacak ortak metin basına açıklanmadan önce bu örgütlere götürülecek, görüş ve önerileri alınarak ortaklaşmaya davet edilecek. Akabinde işçi, emek ve meslek örgütleriyle görüşmeler yapılacak. Tüm bu görüşmelerden sonra deklarasyon metni açıklanacak

“Erdoğan’ı sevindirecek bir pozisyon içerisinde yer almayız”

Bütün toplumun tek adam yönetimi olan sistemden kurtulmak için bir arayış içinde olduğunu savunan Akdeniz, “Toplumda sadece Millet İttifakı’yla bu işin gidemeyeceğine dair geniş bir kanaat var. Ülkenin devrimcileri, sosyalistleri, Kürtleri, ezilenleri ne yapacak, nasıl bir tutum sergileyecek? Bu açıdan gözler üçüncü seçenekte. Buna yönelik toplumda güçlü bir talep var. Ayrıştıran değil, birleştiren bir talep bu. Ancak şöyle bir şey de var; tek adam yönetimi giderse yerine kim gelecek? Bu konuda çok ciddi kaygı ve soru işaretleri var. Dolayısıyla üçüncü ittifakın bir an önce çalışmaya başlaması yönünde güçlü istek ve arzunun olduğu nettir. Demokratik, sol, sosyalist ve emek merkezli bir ittifak arayışının çok güçlü bir karşılığının olacağını düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Ercüment Akdeniz, cumhurbaşkanlığı adaylığı için de şunları kaydetti:

Şu ana kadar 7’li görüşmeler içerisinde gerek milletvekilliği gerekse de cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu hiç gündem olmadı. Önceliğimiz mücadele ittifakının oluşmasıdır. EMEP olarak da parti kurullarımızda henüz bu konuda bir tartışmamız olmadı, ancak şunu söyleyebiliriz; cumhurbaşkanlığı seçimi referandum niteliğinde geçer. Erdoğan veya Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni sevindirecek bir pozisyon içerisinde yer almayız ama bu her adayı koşulsuz destekleyeceğiz anlamına gelmiyor. Oylarımız çantada keklik değildir. EMEP olarak düşüncemiz budur.

Paylaşın

TİP’li Kadıgil: Tek Hedefimiz Saçma Rejimlerden Ülkeyi Kurtarmak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta asgari ücretin yüzde 25 zamla, 5 bin 500 TL’ye çıkarıldığını duyurdu. Öte yandan yeni asgari ücret, 6 bin 391 lira olan açlık sınırının ve 20 bin 818 lira olan yoksulluk sınırının altında kaldı.

Cumhuriyet’ten Rengin Temoçin, Türkiye’nin ekonomik durumuna ilişkin Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ile konuştu.

Kadıgil, “Bizim için en büyük problem asgari ücretin kaç lira olacağı değil, ülkenin yüzde 55’ine yakınının asgari ücretle çalışıyor olmasıdır. Asgari ücret en düşük tecrübeli işlerdeki başvuru ücreti. Ancak 20 yıllık metal işçisi de asgari ücretle çalışıyor, avukatlar mühendisler asgari ücretle çalışıyor. Bir genel ücrete dönüştü. Asgari ücretin mantığı kalori hesabı üzerinden yapılır. Asgari ücret şu anda açlık sınırının altında olmasıyla asli mantığından da çıkmış durumda. Kabul edilemez buluyoruz” dedi.

Kadıgil, AKP’nin ekonomi politikalarına ilişkin ise, “Perşembenin gelişi çarşambadan belli derler. AKP, neoliberal politikaların bayrak taşıyanı olarak getirildi. O yüzden Saray rejiminden kurtulmak elzemdir diyoruz” diye konuştu.

Kadıgil sözlerini şu şekilde noktaladı:

“Diyorlar ya ‘Tüm dünyada kriz varmış, her yerde enflasyon yükseliyormuş.’ Enflasyonun diğer ülkelerden 15 kat yükselmesinin tek bir nedeni var, onun adı da Recep Tayyip Erdoğan. Kendini her şeyden mesul gören her şeye cevabı olduğunu söyleyen ancak henüz bir üniversite diplomasını bile göremediğimiz Erdoğan. Bizim tek hedefimiz diğer muhalefet kuvvetleri gibi bu saçma rejimlerden ülkeyi kurtarmak.”

Paylaşın

Erkan Baş: Dış Politika, İçerideki Rezaletin Kılıfı Haline Getiriliyor

Türkiye’nin, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesine ve Türkiye’nin dış politikasına ilişkin açıklamalarda bulunan TİP Başkanı Erkan Baş, “İktidar, ülke içinde sıkıştığı için dış politikayı kılıf olarak kullanıyor” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, FOX TV ekranlarında İlker Karagöz’ün sunduğu “Çalar Saat” programına konuk oldu. Baş, programda Karagöz’ün sorularına yanıtlar verirken, Türkiye gündemine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 226 kabul, 117 ret oyuyla kabul edilen ek bütçe kanun teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, “Onlar bize ek bütçe kavramını kabul ettirmeye çalışıyorlar ama ortada bir ek bütçe yok. Daha önce öngörmediğiniz birtakım sorunları çözmek için ek bütçe çıkartılabilir. Ama Türkiye’de böyle değil” dedi.

Saray’ın 2022 yılının ilk altı ayında Cumhurbaşkanlığı bütçesini tükettiğine dikkat çeken Erkan Baş, “Şimdi para kalmadı, bunu yoksul halkın sırtına nasıl yükleyebiliriz diye bakıyorlar” ifadelerini kullandı.

Ek bütçe kanun teklifinde halk yararına hiçbir şeyin olmadığını belirten TİP Genel Başkanı, şunları söyledi: “Bugün Türkiye’deki iktidar şuna kara vermiş durumda: ‘Ben Türkiye’de nüfusun yüzde 99’unu oluşturan; alın teriyle yaşayan, onuruyla kazanan insanları değil, Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’lik kesimi mutlu ederek ekonomiyi kalkındırmak istiyorum.’

AKP’liler sürekli zenginleşmeden bahsediyor. Geride kalan altı ayda zenginleşen bir tane işçi tanıyor musunuz? ‘Ben artık daha mutluyum’ diyen bir tane genç tanıyor musunuz? Bir tane kadın ‘Ben altı ay öncesine göre daha rahatım’ diyor mu?

Türkiye’nin toplamına baktığımızda kasadaki para artıyor, büyüme dediğimiz şey bu. Fakat en tepedeki yüzde 1’lik kesim çok zengin olurken, sanki rakamlar büyümüş gibi gözüküyor. Ama aşağıdaki emeğiyle yaşayan milyonlarca insan çok daha yoksullaşıyor.”

Türkiye’nin dış politikası

Erkan Baş programında devamında İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen NATO liderleri zirvesinde Türkiye’nin, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesine ve Türkiye’nin dış politikasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Baş, “İktidar, ülke içinde sıkıştığı için dış politikayı kılıf olarak kullanıyor” dedi.

Erkan Baş, AKP’nin “kazanım” çıkışlarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Ekonomi iyi diye de yalanlar söylüyorlar ama sokağa çıktığınızda bunu yaşıyorsunuz. Türkiye’nin dünyanın en saygıdeğer ülkelerinden bir tanesi haline gelmesi sokaktaki vatandaş için ölçülebilir bir şey değil. İçeride yüksek perdeden ‘efelenmeler’ görüyoruz ama Erdoğan’ın Edirne sınırını geçtiği andan itibaren ne olduğunu hep beraber izliyoruz.

Ben mutabakat metnini Türkiye’de yorumlanış biçimiyle dünyada yorumlanış biçimine ayrı bakıyorum. Örneğin İsveç ‘Erdoğan’a teslim olmadık, istediğimizi aldık’ diyor. İktidar artık yalancı çobana döndüğü için kırk yılda bir doğru söylese de inandırıcılığını yitirmiş durumda. O yüzden iktidarın söylediklerine mesafeyle yaklaşmak lazım. Biz, Türkiye’nin uluslararası alanda çaresiz hale getirilmesi nedeniyle de iktidara karşı çıkıyoruz. Biz dünyada en fazla olanaklara sahip ülkelerden bir tanesiyiz, bu hallere düşürülmemizi kabul etmiyoruz.”

“Vatandaşın tek derdi ekonomi”

Türkiye’de milyonlarca yurttaşın tek gündeminin açlık ve yoksulluk olduğunu belirten Erkan Baş, “Vatandaş sadece ekonomiyi konuşuyor. İnsanlar dostlarıyla oturup keyif üzerine sohbet edemez hale geldi” dedi. Baş, şunları söyledi:

“Bir avuç tuzu kuru ‘abartıyorsunuz’ diyor. Yoksulluk sınırı 20 bin lirayı geçmiş… 20 bin lira maaş alan var mı? Türkiye’deki esas yıkımlardan bir tanesi bu olacak. Kendisinin rahat yaşadığını düşünen kesimler, eğitimli iş gücü olarak nitelendirebileceğimiz kesimler artık yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Asgari ücret, açlık sınırının dörtte üçü. Böyle bir ülkede başka ne konuşulabilir ki?”

“Nebati, gözlerindeki ışıltıyı sadece kendisi görüyor”

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, dün gece saatlerinde Erdoğan’ın ek bütçe teklifinin görüşüldüğü Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmaya ilişkin de açıklamalarda bulunurken, şu ifadeleri kullandı:

“Bütçe dediğimiz şey bir tercihtir. Ya halk için kullanırsınız ya da yandaşlara kaynak aktarmak için kullanırsınız. Bu hükümetin en temel özelliği hepsi patron. Bakan Nebati göreve geldiği ilk günlerde ‘Senin kaybedecek neyin var? Ben babadan zenginim, kaybedersem babamdan kalanları kaybederim’ diyordu. Zihniyet bu. Hayatında hiç enflasyon altında ezilmemiş Bakan Nebati, ekmek alamama derdi yaşamamış. Dün kendisine de sordum: ‘Siz hayatınızda fatura ve kira ödeyememek ne demektir yaşadınız mı?’ Yaşamadığı için onlara dünya rahat. Ben bu soruları sorarken Nebati selfie çekiyordu. Gözlerindeki ışıltıyı sadece kendisi görebiliyor.”

Paylaşın

7 Siyasi Partiden ‘Tüm Ücretler Artırılsın’ Çağrısı

Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) çağrısıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda toplanan yurttaşlar zamların geri alınması ve ücretlerin artırılması talebiyle basın açıklaması düzenledi.

Eylemde basın açıklamasını Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros okudu. İşçi ve emekçilerin her yeni güne zam haberleriyle uyandığını söyleyen Barbaros, “Akaryakıttan elektriğe, doğalgazdan ulaşıma, temel gıda ürünlerinden vergi ve harçlara kadar birçok kalemde yapılan fahiş zamlar ile emekçi halkın yoksulluğu, yokluğu katlanmaya devam ediyor. 20 yıllık iktidarlarının her döneminde olduğu gibi sermayeyle el ele veren hükümet, halkı sefalet koşullarına mahkum etmeye devam ediyor” dedi. Yoksulluk sınırının 19 bin 602 liraya yükseldiğini belirten Barbaros, “İşçi ve emekçiler ay sonu hesabı yaparken, patronların serveti rekor üzerine rekor kırıyor. Ortada tam anlamıyla bir sömürü düzeni var. Bu düzen ve iktidar zenginlere kar rekorları, emekçi halka ise sefalet maaşları dışında hiçbir gelecek vaat etmiyor. Özelleştirmeler, yap-işlet-devret modeli, patronlara vergi afları ve teşvikler, kur korumalı mevduat hesabı, gelire endeksli senet vb. yollarla ülkenin ve halkın kaynakları başta yandaşlar olmak üzere kapitalistlere ve bir avuç servet sahibine peşkeş çekiliyor” diye konuştu.

“Bu sermaye düzeni değişmelidir”

İktidarın işçi ve emekçilere gelecek vadinin olmadığını ifade eden Barbaros, “Yoksuldan alıp zengine aktaran, ülkede yaşanan her bir sorunun faturasını işçi ve emekçiye kesen bu iktidar da, bu sermaye düzeni de değişmelidir. Tüm bu karanlık tablo içerisinde memleket işçi ve emekçiler açısından yangın yeri iken sermaye muhalefeti ise halk hareketini frenlemek için çaba göstermeye devam ediyor. Emekçilerin biriken ve kangren haline gelmiş olan sorunları sadece sandığa havale edilerek çözülemez. İşçiler ve emekçiler yüksek enflasyonu, fahiş zamları, derinleşen yoksullaşmayı izlemeden, seçimleri beklemeden bir an önce harekete geçip birleşik mücadeleyi büyütmelidir” dedi.

“Hakkımız olanı alacağız, tüm ücretler arttırılsın” diye Barbaros, “Hep birlikte sömürü, yağma ve soygun düzenine dur demek için yan yana gelmeye başladık. Şimiye kadar ilçeler de standlar açtık, imza topladık. İşçi ve emekçiler insanca yaşam talepleri etrafında bir araya gelip işyerlerinde, fabrikalarda, ofislerde, mahallelerde mücadele platformlarını ve kendi birliklerini kurarak sesini yükseltmelidir. Taleplerimizin hayata geçmesi ancak işçi sınıfının ve emekçi halkın birleşerek örgütlü bir şekilde mücadele etmesi ile mümkündür. Tüm emekçileri iktidara ve arkasındaki sermaye güçlerine karşı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Evrensel)

Paylaşın

TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Erdoğan İmzalı Bu Belge İflasın Resmidir

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ülkede yaşanan ekonomik krize ilişkin “Ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar” yorumunda bulunan Baş, “Türkiye ekonomik olarak büyük bir kriz yaşıyorsa bunun temel nedeni bu iktidarın patrondan, sermayeden, Saray’dan yana ekonomi politikalarında istikrarlı karar almalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Meclis’e sunulan ek bütçe teklifine ilişkin eleştirilerde bulunan Baş, “Bu bütçe halkın bütçesi değil” hatırlatmasında bulunarak, “Öyle öngörüsüz bir iktidarla karşı karşıyayız ki öyle bir zihniyet yönetiyor ki bu ülkeyi, daha bir yıllık bütçe yapmayı beceremiyorlar. Aralık ayının sonunda ocakta yürürlüğe girmek üzere bir bütçe hazırlıyor. 6 ay sonra diyor ki ‘Bitti'” ifadelerini kullandı.

“Büyük bir aldatmacayla karşı karşıyayız” diyerek gazetelerde yer alan ‘ek bütçe’ tarifini eleştiren TİP Genel Başkanı, “Bir trilyon 80 milyar lira ek bütçe isteniyor. Bu ne demek? 6 ay önce burada kabul edilen bütçenin tam yüzde 86’sı kadar ek bütçe istiyor. Böyle ek bütçe mi olur! Ek bütçe, bir açık kalmıştır onu kapatmak istersin… Ama yüzde 86’lık ek bütçe olmaz!” şeklinde konuştu.

Teklifi, ‘iflasın itirafı’ olarak nitelendiren Baş, “Dolayısıyla, Meclis’e gönderilen, komisyondan sonra Genel Kurul’da görüşülmesi planlanan, Recep Tayyip Erdoğan imzası taşıyan bu belge, iflasın itirafıdır. Saray diyor ki ‘Biz iflas ettik. Battık, batırdık. Şimdi kurtarmak için çare arıyoruz, aman bize yardım edin. Bir yıllık bütçeyi 6 ayda yediler yediler, doymadılar…” diye konuştu.

Söz konusu bütçenin emeğiyle yaşayan yurttaşların bütçelerinden karşılanacağını vurgulayan Baş, “Sizin açgözlülüğünüz, hırsızlığınızın, zenginliğinizi doyuramıyoruz. Üste diyorsunuz ki ‘Biraz daha para istiyoruz'” derken, “Bunlar ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar. Taammüden suç işliyorlar. Vatandaşın alın terinden kurulacak, ek değil,  bu koca yeni bütçe nereye harcanacak, biz bunu biliyoruz. Işıldak Bakan, ‘Bizim derdimiz hayat pahalılığı değil, patronların çarklarının dönmesi’ diyor ya. Alacak yoksuldan, patronun çarkı dönecek. Alacak bizim emeğimizden, alın terimizden; Saray’da çevrelenmiş bir avuç haramzadeye, bir avuç yandaşa bu paraları peşkeş çekecekler. Büyük ihtimal giderayak kendi kasalarını da emanet ettikleri Katar’daki hesaplara bir güzellik yapma planı içindeler” ifadelerini kullandı.

Meclis’te gerçekleştirilecek ‘ek bütçe’ görüşmeleri için muhalefete de çağrıda bulunan Baş, “Bu göz göre göre gerçekleşen hırsızlığa, yoksulluğa sessiz kalmayacağız. Açıkça ilan ediyoruz. Bu halkın 3 kuruşunu daha bu haramzadelere vermemek için elimizden gelen ne varsa yapacağız ve bu teklife karşı sonuna kadar direneceğiz. Tüm muhalefet güçlerine de hep birlikte direnme çağrısı yapıyoruz” dedi.

TİP Genel Başkanı, Pınar Gültekin cinayetine ilişkin davada verilen kararları da eleştirirken, HSK kararnamesine de dikkat çekti ve “Yargı nasıl karar veriyor sorusunun bir cevabı, son Hakimler ve Savcılar Kurulu kararnemesi oldu” ifadesini kullandı.

“Dezenformasyon yasa”sına karşı mücadele edeceklerini söyleyen Baş, Diyarbakır’da tutuklanan Kürt gazeteciler ile ilgili TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın inceleme yapmak üzere kentte bulunduğunu ve hazırlanacak raporun kamuoyuyla paylaşılacağını bildirdi.

Diyarbakır’da “istismar” suçlamasıyla tutuklanan Cihan Kayaalp ile de fotoğrafı ortaya çıkan Süleyman Soylu’ya tepki gösteren TİP Genel Başkanı, gazeteci Metin Cihan tarafından paylaşılan Nurettin Canikli’ye ilişkin bilgi ve belgeleri de hatırlattı ve açıklama yapılmaması durumunda konuyu her hafta gündeme getireceklerini söyledi.

Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Memlekette ekonominin kötü yönetildiğini söylemeye herhalde hiç herek yok. Bütün yurttaşlar markete, pazara, fırına gittiğinde; Saraylıların aldığı ekonomi kararlarının hayatlarını nasıl etkilediğini yaşıyor. Genelde şöyle söyleniyordu. Ne yaptıklarını bilmiyorlar, bunlar cahil, ekonomi bu yüzden kötü. Biz başından bu yana bu yoruma itiraz ediyorduk. İyi niyetli bir biçimde bunu söyleyenleri görüyorduk ama esas olanın, bugün Türkiye’de iktidarda olanların beceriksiz, iş bilmez olmanın ötesinde ne yaptıklarını gayet iyi bilen insanlar olduklarını söylüyorduk.

Tabii o gözleri keskin zekasından çok parlayan Bakan defalarca ifade etti. Ekonomiden patrondan, sermayeden yana bile isteye tercihlerde bulunuyorlar. Dolayısıyla, Türkiye ekonomik olarak büyük bir kriz yaşıyorsa bunun temel nedeni bu iktidarın patrondan, sermayeden, Saray’dan yana ekonomi politikalarında istikrarlı karar almalarıdır.

Elimize yeni bir teklif ulaştı. Dün Meclis’e sunuldu. Bu teklifi Meclis’e gönderenler ek bütçe istiyor. Cumhurbaşkanı’ndan gelen bu teklif onaylanırsa ek bütçe almış olacaklar. Şimdi bunu özellikle bu hafta uzun uzun konuşmak istiyorum. Aralık ayında bütçe görüşmeleri yapıldı.

Nihayetinde tüm itirazlara rağmen o, Meclis’ten onaylanarak geçti. Ne demiştik biz o bütçe tartışılırken. Bir kere ‘Bu bütçe halkın bütçesi değil’ demiştik ve ‘Sadece patronları, Saray’ı yandaşları düşünen bu bütçe aynı zamanda öngörüsüz bir bütçe’ demiştik. ‘Siz, bu bütçeyle, bu kadar öngörüsüzlük hakimken; bu bütçeye, çok uzun olmayan bir zamanda yine geleceksiniz, ek bütçe isteyeceksiniz’ demiştim.

‘Sadece patronlardan yana yaptığınız bu tercih ile gemiyi yüzdürmeniz mümkün değil, ülkeyi iflasa sürüklüyorsunuz’ diye dilimiz döndüğünce anlatmaya çabaladık. Hep şunu söylediler. ‘Öyle bir şey olmayacak, sakın aklınızdan bile geçirmeyin’ Şimdi, dün itibarıyla geçen 6 ay önce muhalefetin söylediği ne varsa hayata geçmiş oldu. Öyle öngörüsüz bir iktidarla karşı karşıyayız ki öyle bir zihniyet yönetiyor ki bu ülkeyi, daha bir yıllık bütçe yapmayı beceremiyorlar. Aralık ayının sonunda ocakta yürürlüğe girmek üzere bir bütçe hazırlıyor. 6 ay sonra diyor ki ‘Bitti.

Değerli yurttaşlar lütfen düşünün. Mahallenizdeki en küçük bakkalı, marketi nalburu, esnafı düşünün. Oraya işletsin diye birisni koymuşsunuz. Size diyor ki ‘Bir yıl içerisinde şu kadar gelir, şu kadar giderim olacak. Benim tahmini bütçem bu’ Ve 6 ay sonra gelip diyor ki ‘Parayı bitirdim, şimdi bana tekrar para verin’ Bu kadar öngörüsüz bir iktidarın bu ülkeyi yönetmesi mümkün değil. Bir kere bunun altını çizelim.

İkincisi, bakın büyük bir aldatmacayla karşı karşıyayız. Bütün gazeteler neredeyse bunu ‘ek bütçe’ diye girdi. Bakın rakamları söyleyeceğim. Bir trilyon 80 milyar lira ek bütçe isteniyor. Bu ne demek? 6 ay önce burada kabul edilen bütçenin tam yüzde 86’sı kadar ek bütçe istiyor. Böyle ek bütçe mi olur! Ek bütçe, bir açık kalmıştır onu kapatmak istersin… Ama yüzde 86’lık ek bütçe olmaz!

‘Bir yıllık bütçeyi 6 ayda yediler yediler, doymadılar…’

Dolayısıyla, Meclis’e gönderilen, komisyondan sonra Genel Kurul’da görüşülmesi planlanan, Recep Tayyip Erdoğan imzası taşıyan bu belge, iflasın itirafıdır. Saray diyor ki ‘Biz iflas ettik. Battık, batırdık. Şimdi kurtarmak için çare arıyoruz, aman bize yardım edin. Bir yıllık bütçeyi 6 ayda yediler yediler, doymadılar… Şimdi ikincisini geçirmek istiyor.

Tüm yurttaşlarımıza bir görev, sorumluluk düşüyor. Daha bir yıllık bütçeyi yönetmeyi beceremeyenler, bu ülkeyi yönetemezler. Bu ülkenin bir gün dahi bu iktidar tarafından yönetilmesi, yıllarca telafisi mümkün olmayan yeni zararlara yol açıyor.

Bütçeyi, gönderdikleri öneriyi inceledik. Diyor ki enflasyon, hesaplayamadık bu işleri. Enflasyon öngördüğümüz gibi olmadı. Dolayısıyla para lazım. Şimdi soru şu. Para yetmedi şuralara harcayacağız diye kalem kalem anlatıyor. Peki, bu bizi neden ilgilendiriyor? Bu parayı nereden toplayacaklar, esas mesele bu. Ek bütçe talebinin bizim açımızdan önemli tartışma başlıklarından bir tanesi bu.

Siz bir bütçe talep ediyorsunuz da, bu parayı nereden toplayacaklar? Biz söyleyelim. Zamlarla toplayacaklar, hayat pahalılığıyla toplayacaklar. Kira kriziyle gırtlağına çöktükleri ülkenin emekçisinden, işçisinden, emeklisinden, doktorundan, mühendisinden… En kısa haliyle söylersek; emeğiyle geçinen milyonlarca yurttaştan toplayacaklar, götürüp o çetelere teslim edecekler.

Bunu (teklifi) gönderme yüzsüzlüğünü gösterenlere soruyoruz. Yetmedi mi? Mazot zammı yetmedi mi, elektrik zammı yetmedi mi, markete gidip tükettiğimiz tüm temel besinlerden aldığınız vergi yetmedi mi, yurttaşın boğazına elinizi soktunuz yetmedi! İnsanların porsiyonları küçülüyor, artık öğün atlamak zorunda kalıyorlar. Bu kürsüden defalarca söyledik. Memlekette çocuklar açlık kaynaklı hastalıklarla boğuşuyor. Doktoru, öğretmeni, mühendisi de artık kirasını ödeyemiyor. İnsanlar en temel haklarından mahrum kalmış. Her ay faturaları ödemeye çalışırken bir taraftan bir dahaki ayın faturasının kabusuyla yaşıyoruz. Sizin açgözlülüğünüz, hırsızlığınızın, zenginliğinizi doyuramıyoruz. Üste diyorsunuz ki ‘Biraz daha para istiyoruz’

Tekrar ediyorum. Bunlar ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar. Taammüden suç işliyorlar. Vatandaşın alın terinden kurulacak, ek değil,  bu koca yeni bütçe nereye harcanacak, biz bunu biliyoruz. Işıldak Bakan, ‘Bizim derdimiz hayat pahalılığı değil, patronların çarklarının dönmesi’ diyor ya. Alacak yoksuldan, patronun çarkı dönecek. Alacak bizim emeğimizden, alın terimizden; Saray’da çevrelenmiş bir avuç haramzadeye, bir avuç yandaşa bu paraları peşkeş çekecekler. Büyük ihtimal giderayak kendi kasalarını da emanet ettikleri Katar’daki hesaplara bir güzellik yapma planı içindeler.

Biz; Saray üzerinden kurdukları bu harami çarkının, bu tezgahın; Türkiye’nin emeğinin üzerine çökenlerin işledikleri suçların hesabını sormak zorundayız. Bu göz göre göre gerçekleşen hırsızlığa, yoksulluğa sessiz kalmayacağız. Açıkça ilan ediyoruz. Bu halkın 3 kuruşunu daha bu haramzadelere vermemek için elimizden gelen ne varsa yapacağız ve bu teklife karşı sonuna kadar direneceğiz. Tüm muhalefet güçlerine de hep birlikte direnme çağrısı yapıyoruz.

Kararsız seçmene çağrı

Buradan yurttaşlara da bir çağrı yapmak istiyorum. Şu ek bütçe diyor ki, ‘Ben, yedim yedim yedim, doymadım. Sen daha az ye daha az ye daha az ye, her şeyi ben yiyeceğim. Ve bunun için onay istiyor. Hani kararsız seçmeden söz ediliyor ya, o yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum. Alın, size karar vermeniz için bir gerekçe. Boğazınızdan geçecek son lokmaya da göz dikenler var, bu göz dikmeye onay mı verilecek, karşı mı çıkılacak! Herkese bunun üzerinden değerlendirme çağrısı yapıyoruz.

Türkiye İşçi Partisi, emekçilerin hakkını, alın terini korumak için hem komisyon aşamasında hem Genel Kurul’da hem sokakta, emekçilerle birlikte bu bütçeye ‘hayır’ demek konusunda son derece kararlıdır. Bunu şimdiden ilan ediyoruz.

Yargı skandal kararlara imza atmaya devam ediyor. Muğla’da, üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i işkence ederek diri diri yakan Cemal Metin Avcı, sözde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Arkasından, ceza, ‘haksız tahrik’ indirimiyle 23 yıla indirildi. Yatarı 14,5 yıl olarak hesaplanıyor. Bir kadını ‘canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldüren’ bir erkek için yargının uygun gördüğü ceza bu, gerçekten insanın söyleyecek sözü tükeniyor.

Gencecik bir kadını katletmenin, boğarak, henüz hayattayken varile koyup diri diri yakarak, üzerine beton dökerek katletmenin cezası 23 yıl. Lanet olsun sizin adaletinize, insanlığınıza! Lanet olsun sizin öldüren, aklayan, kollayan düzeninize! Kızları diri diri yakılarak katledilen bir anne babanın yüzüne baka baka, o katile bu ödül gibi sözde cezayı verdiniz ya, söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum.

Söz olsun. O kadın katillerine, aklayanlara, kollayanlara, koruyanlara, bu kadın katillerinin iktidar partisine, kadın ve LGBTi+’ların yaşam hakkının güvencesi İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkmaya cüret edenlere, asla unutmayacağımzı bir kere daha söylemek istiyoruz. Hiçbirini unutmayacağız. Bu ülkenin gencecik kadınlarını hunharca katledenleri yaratan ve koruyan sizin iktidarınızdır. Sakın bunların unutulacağını düşünmeyin. Sakın bu kararların bozulmayacağını, bu günlerin hesabının sorulmayacağını düşünmeyin.

Rahat nefes alamayın, uykularınız kaçsın. Pınar Gültekin’e, Özgecan Aslan’a, Hande Kader’e, iktidar tarafından korunan erkeklerin katlettiği tüm kadınlara and olsun ki, o adalet arayan annelere ant olsun ki hesaplaşacağız… Bugün Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar, ‘Bu kararı tanımıyoruz’ diyerek sokaklara çıkacaklar, eylemerde olacak. Yaşam, adalet ve özgürlük için mücadelesi için sokaklara çıkan tüm kadınları, LGBTi+’ları selamlıyoruz.

HSK Kararnamesi

Yargı nasıl karar veriyor sorusunun bir cevabı, son Hakimler ve Savcılar Kurulu kararnemesi oldu. 33 ilin başsavcısı, toplamda 5 bin 426 hakim ve savcının görev yeri değişti. Birkaç açıdan önemli buluyoruz. Birincisi, hatırlayacaksınız, çok kısa bir süre önce seçim kurullarının başkanlarının düzenlenmesine dair bir değişiklik yapılmıştı. Birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından kurayla çekilecek denmişti. Büyük ihtimalle, bunu dikkatle gözeten bir HSK kararnamesiyle karşı karşıyayız.

Daha şimdiden gördüğümüz birtakım şeyler var. Kamuoyunun dikkatine sunmak istiyoruz. Mesela Gezi Davası’nda muhalefet şerhi düşen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi, Tokat Turhal’a tayin edilmiş. Kamuda çalışan herkes takdir eder ki ‘sürgün’ diyebiliyoruz. Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmayı yürüten ve operasyonlara imza atan savcı, Malatya’dan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi üyeliğine atanmış. Ödüllendirilmiş.

İstanbul’da görev yaptığı dönemde Rezza Zarrab’ı tahliye eden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcıvekili olmuş. Görev yeri değişen savcılar arasında Kobanê Davası iddianamesini hazırlayan Ankara Cumhuriyet Savcısı, HSK kararnamesince terfi alarak Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili olmuş.  Mesela, çok ilginç. Cemal Kaşıkçı dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesine şerh düşen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Nimet Demir, Kahramanmaraş Hakimi olarak sürülmüş. Zaten atama kararından sonra ‘Mesleği bırakmayı düşünüyorum’ demiş.

Bu tablo bize bir şeyi gösteriyor. İktidarın istediği kararları alanlar ödüllendiriliyor, iktidarın istediği kararlara şerh düşen üyeler hakimler, savcılar sürgüne gönderiliyor. Bir parantez içerisinde söyleyelim. ‘Memlekette gençler niye yurt dışına çıkmak istiyor, bu memleketin yetişmiş insan gücü memleketten niye umudunu kesiyor?’ sorusuna verilecek yanıtlardan biri… Böyle bir atama düzeni kurarsanız, böyle bir devlet anlayışı olursa insanlar bu topraklardan umudunu keser, ya kabuğuna çekilir ya yurt dışına gider.

Bu kadar olur diyeceğimiz bir tabloyla karşı karşıyayız. Hatırlayın bu, Kaşıkçı cinayetinin üstünün örtülmesine müsaade etmeyeceğini, gerekirse BM’yi devreye sokacağını söyleyen bir Erdoğan vardı. Yarın Prens Selman Türkiye’ye geliyor. Bunları HSK kararnamesiyle beraber okuduğunuzda, maalesef üzülerek söylüyorum, şöyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Kaşıkçı cinayetinin şerh düşen hakimi Maraş’a, Prens Selman, Saray’a… Kurdukları düzenin adı bu. Bu utanç aslında insana yeter…

Ama iktidara yetmiyor. Meclis’i, yargıyı denetim altına almışlar, yürütme zaten ellerinde. Bir de dördüncü kuvvet vardır değil mi ellerinde, medya. (Maske takarak ve işaret ederek) Bu sansür yasası arkadaşlar. Bu, gazetecilerin ağzını bağlama yasası. Sözde dezenformasyonla mücadele edeceklermiş. Yersen! 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre 180 ülke içerisinde 149. sırada yer alan, 2021 yılında 100 binden fazla sosyal medya hesabına inceleme yapılan ülke Türkiye. 2019’da 84 bin 258 Twitter hesabını kapatan, 2021’de binin üzerinde habere mahkeme kararıyla erişim engeli getiren, dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke olarak kayıtlara geçen ülke Türkiye. Daha geçen gün 16 gazeteciyi üstadları olan FETÖ taktikleriyle yani gizli tanık ifadesiyle demir parmaklıklar ardında gönderen ülke Türkiye.

RTÜK’ün, Basın İlan Kurumu’nun, yargının ifade özgürlüğünü her gün iktidar lehine gasbettiği bir ülkede böyle bir yasa çıkıyor. Dezenformasyonla mücadele edeceklermiş! Öyle değil arkadaşlar, gerçek şu. Yenildiler, gidecekler, kazanma şansları yok. Ne yaparsak kazanabiliriz diye düşünüyorlar, en önemli kozları; gerçekleri ne kadar saklayabiliyoruz!

‘Halkın haber alma hakkını hep birlikte savunacağız’

Bunun için çok çaba sarfediyorlar ama emin olsunlar ki daha önce defalarca söyledik; ne yaparlarsa yapsınlar gerçeklerin halka ulaşması için üzerimize düşen her türlü görevi, her türlü sorumluluğu yapacağız. Bu yasaya karşı gazeteciler, meslek örgütleri sokaklara çıkacak. Yanlarında olacağız. Onuruyla mesleğini yapmaya çalışan gazetecilerle dayanışmak için üzerimize düşen her tür sorumluluğa hazırız, buradayız. Halkın ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını hep birlikte savunacağız.

Bu vesileyle de bir ek bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Milletvekilimiz Ahmet Şık, Diyarbakır’da tutuklanan gazetecilerle ilgili süreci incelemek için Diyarbakır’da. Önümüzdeki günlerde Kürt gazetecilerin tutuklanmasıyla ilgili hazırlayacağımız raporu kamuoyuyla paylaşacağız.

Kayyuma direnen Boğaziçi öğrencilerini bir kez daha selamlamak istiyorum. Bu arkadaşlarımıza 5’er ay hapis cezası verildiği haberini aldık. Eylemlere katılmaları ötesinde en önde kol kola girmeleri ceza gerekçesi gösterildi. Bu da memleketin hukuksuzlarına eklenmiş yeni bir örnek.

Bir diğer hukuksuzluk örneği; dün sosyal medyada görüntüleri yansıdı. Van’da gözaltına alınacağı söylenen bir kişi, bir askeri araca bindirilirken… İnanılmaz bir görüntü ile karşı karşıyayız. Kadınlar darbediliyor, onlarca asker havaya ateş açıyorlar. Karşılarında onlara direnen, herhangi bir müdahale eden güç yok ama bu amaç nedir, neyin şovunu yapıyorsunuz, kimi korkutmaya çalışıyorsunuz? İsrail askerlerine döndü, aynı görüntüyü biz de verebiliriz yaklaşımı. Oradaki köylülerle, yurttaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu, süreci takip edeceğimizi söyleyelim.

“Soylu’nun aynaya bakması gerekiyor”

Tabii bütün bunların merkezinde duran isimlerden bir tanesi kamuoyunun ‘suç işleri bakanı’ olarak tanıdığı Soylu. Bu hafta yine bir fotoğrafı çıktı. MHP’nin görevden aldığı Diyarbakır İl Başkanı. Soruşturma haberi erkenden ulaşınca bir görevden alma duyurusu yapıldı, ardından ‘çocuk istismarı’ iddiasıyla tutuklandı bu kişi. Daha önce Meclis gündemine taşınan fotoğrafları vardı Soylu’nun ilgili kişiyle. Bu samimiyet tartışması sorulmuştu kendisine, şimdi tam anlamıyla ‘yavuz hırsız ev sahibi bastırır’ Çocuk istismarcısıyla olan ilişkisinin kendisine sorulacağını beklerken Soylu, çarpıcı bir açıklama yapıyor. Diyor ki, ‘Bizi cinsiyetsizleştirip, LGBTİ yapacaklarmış. Sen çok istriyorsan kendi yakınlarından başla, milletin ahlakıyla neden uğraşıyorsun!

Şimdi saymaya kalksak yetmez; Sezgin Baran Korkmaz’la, Thodex’in sahibiyle, El Nusra ile savaşan 2. Sahil Tümeni içerisinde yer alıp kesik başla poz veren ilçe teşkilatı üyesiyle (Emrah Çelik), 7 aylık hamile kadın ve eşine saldıran baklavacıyla, Esra Hankulu’nun katiliyle, Aleyna Çakır olan bilinen Sema Esen’in katiliyle… Sayısız fotoğrafı olan bir zat Süleyman Soylu; halka ahlak dersi veriyor, memlekette İçişleri’nin başında. Aynaya, bir kendisine bakması gerekiyor.

Son bir uyarı yapmak istiyorum. AKP’nin önemli isimlerinden Nurettin Canikli. Gazeteci dostumuz Metin Cihan, bu dosyaları açıklamaya devam ediyor. Dün yeni bir dosya açıldı, tüm kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Boydak Holding’in soyguncusu Ertunç Laçinel izine ulaşmış Metin Cihan ve bu soygun sürecinde Nurettin Canikli’nin rolünü, payını açıklamış.

Çok ilgin bir şekilde bütün ayrıntılarıyla ortaya dökülen bu yolsuzluklara, bu hırsızlıklara, bu usulsüzlüklere rağmen iktidar cephesinden tık yok. Çıkıp yalanlayamıyorlar bile. Nasıl olsa bunlar halkın duymayacağı şeyler, nasıl olsa insanlara ulaşmayacak! Sosyal medya yasasını da bunlar için çıkarıyorlar, bunları engellemeye çalışıyorlar.

Biz açıkça ifade edelim. Bu halkın en küçük bir değerini çalan, çırpan, hortumlayan, yolsuzluk yapan kim varsa iki elimiz yakasında olur. Dolayısıyla uyarıyorum. Derhal konuyla ilgili soruşturma başlatılmalı. Muhatapları açıklama yapmalı. Eğer onlar açıklama yapmazsa, biz en azından her hafta, burada; gerçekleşen yolsuzlukların, bu çökmelerin, halka ait olması gereken değerlerin kendi kişisel servetine katanları kulaklarından tutup, kamuoyunun önüne çıkartacağız. Takipçisi olacağız. Bunlar unutulur, duyulmaz, garip bir gazetecinin çırpınışlar, kime ulaşacak gibi diye düşünmeyin. Söz konusu olan halkın emeği, halkın alın teri, bu ülkenin değerleri. Bunların gözümüzün önünden çalınmasına, çırpılmasına; yatlar alınmasına, katlar alınmasına, o lüks hayatlar yaşanmasına… Halkın parası üzerinden servet oluşturulmasına izin vermeyeceğimizi de bir kez daha ifade etmiş olalım.”

Paylaşın

7’li Masadan 7 Adımda ‘Göç Politikası’ Önerisi

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun oluşturduğu ‘7’li masa’ son dönemde yükselen göçmen düşmanlığına ve ‘geri gönderme’ tartışmalarına karşı ortak açıklama yaptı.

Son dönemde göçmen düşmanlığının düzen partileri eliyle kışkırtıldığına dikkat çeken 7’li masa, “Türkiye işçi sınıfını, emekçileri ve halklarımızı bu ırkçı kışkırtmalara karşı uyanık olmaya çağırıyoruz” dedi.

Ülkede yaşanan yoksulluğa ‘göçmen veya mültecilerin’ sebep olmadığını belirten sol, sosyalist yapıların, “Yaşadığımız bu kâbus günlerin, açlık ve yokluk döneminin asıl sebebi ülkeyi soyup soğana çeviren yağmacı ve talancı sermaye iktidarıdır; yandaşı, 5’li Çetesi ve tüm sermaye örgütleriyle birlikte AKP hükümetidir” ifadeleriyle süren açıklaması şu şekilde devam etti:

“Göç bir sonuçtur, kapitalist dünya ve emperyalist savaşlar ise göçlerin ana nedenidir. 90’lı yıllardaki karanlık siyasi atmosferde Kürt halkına yönelik baskı, siyasi cinayetler, köy yakma operasyonları iç göçü körüklemiş, ırkçılık bu politikalarla beslenmeye devam etmişti. AKP’nin Neo-Osmanlıcı hayalleri ve “Bir koyup beş alacağız” hesabıyla Türkiye’nin de dâhil olduğu Suriye savaşının geldiği bu aşamada ise Türkiye en büyük göç nüfusunu barındıran ülkelerden biri haline geldi. Savaş tezkeresi için kalkan eller felaketi büyüttü. Ve bugün gerçeklikten uzak ve AKP iktidarının suiistimaline çok açık bir “geri gönderme” tartışması gündemde. Geçmişte Ermenilere, Rumlara, Kürtlere, Alevilere ve diğer ezilen kesimlere karşı yürütülen şoven kampanyalar bu kez mülteciler üzerinde deneniyor. Mülteci düşmanlığı yaparak AKP hükümetiyle sağcılık yarışına girişen düzen muhalefeti ise esasında iktidarın elini güçlendiriyor. “Geri gönderme” propagandası ise Suriye’de yeni cephelerin açılmasına, AKP’nin elinin kuvvetlenmesine ve göçmenlerin çatışma alanlarına doğru sürülmesine hizmet ediyor.”

7’li masadan göç meselesine 7 acil talep

7’li masa yaptığı ortak açıklamada, “Göçmenler Saray’ın kozu, paryası ve sistem muhalefetinin hedef tahtası değildir” diyerek göç meselesinde acil atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:

1- Göç meselesi güvenlikçi bir anlayışla ele alınamaz, İçişleri Bakanlığının keyfine bırakılamaz. Göç sorunu göç ve iltica hakları temelinde yeniden düzenlenmelidir. 1951 Birleşmiş Milletler Cenevre Mülteci Sözleşmesi dâhil olmak üzere uluslararası hukuktan doğan haklar sığınmacılara tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezlerinin yerini Göç ve İltica Ofisleri almalı; keyfi ve hukuk dışı uygulamalar sona ermelidir. Göçmenlerin statüsüz kalmasına sebep olan mevcut uluslararası göç yönetimi anlayışı değişmeli; kayıtsız-belgesiz nüfus ivedilikle kayıt altına alınmalı ve uluslararası koruma sağlanmalıdır.

2- Türkiye önceki yıllarda göçmenler için bir transit ülke iken, AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması sonrasında bir zorunlu ikamet adresi haline geldi. Sonuçta sığınmacıların üçüncü ülkeye geçiş hakkı, hukuk çiğnenerek tırpanlanmış oldu. Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmeli, mültecilere AB ve Batı ülkelerine gitme hakkı tanınmalı; bu ülkeler, Türkiye ile eşit sorumluluk almalıdır.

3- İç savaşların gösterdiği tarihsel gerçek, geri dönüşlerin en az 15-20 yıl sonra başladığı yönündedir. Savaşın devam ettiği alanlara göçmenlerin zorla gönderilmesi suçtur. Dolayısıyla “Bir yılda göndeririz, davul zurna ile göndeririz” gibi propagandif vaatlerin karşılığı yoktur. Geri dönüşler Suriye’de savaşın derhal sonlandırılması, kalıcı barış ve demokratik ortamın sağlanması ve mülteciler için garantör yapıların oluşmasına bağlıdır. Ayrıca dönmek isteyenler için ekonomik, politik, sosyolojik ve psikolojik alt yapının sağlanması gerekir.

4- Türkiye’de göçmen ve mülteciler de dahil olmak üzere herkes için kayıt dışı sigortasız ve güvencesiz çalışma son bulmalıdır. Türkiye’de çoğu çocuk 2 milyon mülteci ve göçmen işçi çok ağır koşullarda sömürülmektedir. Buna karşılık çalışma izni olan Suriyeli işçilerin sayısı 38 bin civarındadır. Göçmen ve mülteci işçilerin yerli işçiler ile aynı sendikada örgütlenmesinin, toplu sözleşme ve grev yapabilmelerinin önü açılmalıdır. Çünkü onlar Türkiye işçi sınıfının bir parçasıdır. Sermaye rekabeti kışkırtırken, işçiler birliği ve ortak mücadeleyi esas almalıdır.

5- Mülteci kadınlar ve çocuklar en ilkel biçimleriyle cinsel istismara maruz kalmaktadır. Mülteci kadınların yaygın şekilde tacize ve cinsel saldırıya uğradığı Türkiye’nin batısından doğusuna bir gerçekliktir. Mülteci kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklar İstanbul Sözleşmesi referans alınarak erkek şiddetine karşı korunmalıdır. Önleme ve koruma politikaları geliştirilmeli, şiddet önleme merkezlerinde çok dilli danışmanlık sunulmalıdır.

6- Yerel yönetimler vatandaşlık esasına göre bütçe aldığından mülteci nüfusun yoğunlaştığı belediyeler mali açıdan zorlanmaktadır. Burada çözüm mültecileri dışlamak olamaz. Bizler “hemşerilik” hukukuna göre Belediyeler Yasasının yeniden düzenlemesini talep ediyoruz. Merkez bütçe vatandaş sayısına göre değil o il ya da ilçede yaşayan tüm insanlara göre yeniden belirlenmelidir.

7- AKP-MHP, cihatçı çeteler için Türkiye’yi cephe arkası olarak kullandırma faaliyetinden vazgeçmelidir. Savaş suçları başta olmak üzere insanlık suçlarına bulaşmış kişileri uluslararası yargıya teslim edecek bir mekanizma oluşturulmalıdır. Göçmen kaçakçıları ve devlet içindeki uzantıları için ağır cezai düzenlemeler yapılmalıdır. Sınır ötesi operasyon vb. gerekçelerle cihatçı çete mensuplarına vatandaşlık ve çeşitli imtiyazlar verilme uygulaması sonlandırılmalı, cihatçı çeteler derhal dağıtılmalıdır.

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Türkiye Mutlaka Laik Bir Ülke Olacak

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, asıl tehlikenin gerici zihniyet olduğunu vurgularken, tarikat ve cemaatlerin devlet kademelerini ele geçirmelerine dikkat çekti. Laikliğin öneminin altını çizen Baş, “Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin TBMM’deki haftalık basın toplantısı gündeme dair açıklamalarda bulundu. Erkan Baş, şunları söyledi:

“Tek adamın gece yarısı hezeyanıyla çıktığını sandığı İstanbul Sözleşmesi için direnen tüm kadınları selamlıyorum. Kadın yoldaşlarımız, Orta Çağ zihniyetiyle tuttukları yerlerden rol biçen erkeklere tarih dersi vermeye devam ediyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin iptaline yönelik duruşmanın görüşülmesi için bugün kadınlar Danıştay’da direniyor. 15 kişi ve kurumun davası görülüyor bugün ve TİP’li Kadınlar’ın da duruşması var. Kadınlar hayatları pahasına direniyorlar, hayatları için direniyorlar. Hepsini yürekten selamlıyoruz.

Bugün Partimiz adına duruşmaya katılan Parti Sözcümüz Sera Kadıgil’in bir vurgusuyla devam etmek istiyorum; “Karun kadar zenginleşen Tayyip Erdoğan, hala siyasal İslamcı olduğunu bir grup yobaza ispatlamak için bu sözleşmeden çıkmak istiyor”

“Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak”

Bize göre mesele budur. İktidarın kadın düşmanı karakterini tamamlayan bu gerici yaklaşıma karşı tüm TİP üyeleri adına net bir yanıt vermek istiyoruz: Buna izin vermeyeceğiz. İzin vermeyeceğiz ve Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak.

Laiklik ekmek kadar, su kadar önemli. Her şeyi kendine bağlayan ve kendisini her şey sanan Saray’daki zat ve şürekâsı, dindar ve kindar nesil yetiştirme aşkıyla, gençlerimizin yaşamalarına kast ediyor.

Akdeniz Üniversitesinde bağlı yurtlarda 40 günde 3 intihar vakası bir öğrencinin de evinde intihar etmiş olması, ancak ve ancak şimdilerde susturmaya çalıştıkları sosyal medyanın yarattığı kamuoyuyla Türkiye gündemine girmeyi başardı.

Akdeniz Üniversitesi kampüsündeki Bezm-i Alem Valide Sultan Kredi Yurtlar Kurumu Yurdu’nda 11 Mayıs, 23 Mayıs, 10 Haziran’da üç gencimiz canına kıyıyor.  Aynı yurtta yine kamuoyundan saklanan ve resmi verilere geçmemiş on intihar vakasının daha yaşandığı iddia ediliyor.

İddialar oldukça vahim; ilk intiharın üzerinden 40 gün geçmesine rağmen neden ta ki sosyal medyada olaylar ifşa olana kadar herhangi bir açıklama yapmadınız? Neden gizlediniz?

Güvenlik kameralarının çalışmadığı, yaşanan hırsızlık olaylarının ardından öğrencilerin talep etmesine rağmen kamera takılmadığı ve hatta Ankara’dan öğrencilerle etkinlik buluşması adı altında gelen genel müdür yardımcısından kamera isteyen öğrenciye “Bakanlığın kamera alacak parası yok” diye cevap verdiği iddia edilmektedir.

Biz buradan soralım Gençlik ve Spor Bakanı’na, kamera alacak paranız yok mu? Hani biz biliyoruz da devleti soyup soğana çevirdiğinizi o öğrenciye söylediğiniz açıklıkla kamuoyu önünde de itiraf edin istiyoruz.

İddialar oldukça vahim bakın sadece birini okuyacağım. Şöyle:

“İntiharların yaşandığı yurtta kaldım. Orası çok korkunç bir yer ve kaçmak zorunda kaldım.Orası Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı gibi görünüyor ama kesinlikle yalan. Dinci cemaatçiler KYK içinde çalışıyorlar. Güvenlikçilerden aşçılara kadar temizlikçiler dahi Menzilci. Zorla namaz kıldırma Kuran okutma gibi… Geçen bir sohbette ‘İntihar etmek günahtır ama daha büyük günah bize karşı çıkmaktır.  Bize teslim olun, ruhunuzu bize verin ve tüm günahlarınıza kefaret verelim’ diyorlar”

Kim bu adamlar hangi hak ve yetkiyle öğrenciler üzerinde bu denli baskı kuruyorlar? Bu adamların mesleki formasyonu ne? Bu adamlara ilişkin tek bir soruşturma açıldı mı? Hiçbir yetkili olan bitenin hesabını verecek mi?

Dediğimiz gibi iddialar vahim liste uzun…

16 Nisan tarihinde Zonguldak’ta KYK Abdullah Sabri Efendi Erkek Yurdu’nda bir öğrencinin daha intihar etmiş, neden?

27 Nisan tarihinde ise Malatya’da İnönü Üniversitesi öğrencisi kadın öğrenci, kaldığı yurtta 7. kattan düşerek hayatını kaybetmiş, neden?

Konya’da bir KYK yurdunda geçen aylarda intihar ettiği iddia edilen kişi kim?

Harran Üniversitesinde erkek yurdundan atlayarak canına kıyan öğrencinin soruşturması ne oldu?

Buradan Saray noterlerine sesleniyorum; derhal TBMM çatısı altında bir araştırma komisyonu kurulmalı ve yurtlarda neler olduğu, öğrencilerin neler yaşadığı araştırılmalı.

Parmaklarınızı bu kez Saray’dan gelen bir talimat için değil gençler için kaldırın?

“Asıl tehlike, asıl tehdit bu gerici zihniyettir”

Orta Çağ’dan sesler korosunda bu hafta diyelim… 2000li yılların başında 3 bin olan 2018’de 16 bini aşan tüm AKP döneminde yüzde 400 artan Kuran kurslarıyla inançlı insanlar üzerinden neleri istismar ettiklerini biliyoruz.

Şimdi de Ankara adliyesinde yok ettikleri hukuka “El fatiha” okumak için sanırım kuran kursu açacaklarmış.

İzmir’de bir okul… Kraldan çok kralcı bir müdür anladığımız kadarıyla… Bornova İmam Hatip Ortaokulunda ayırmış kızlarla erkeklerin sınıflarını. Bu da yetmemiş koridorları katları ayırmış!

Besbelli şöyle düşünmüş olmalı; “Tepedekiler şeriat düzenine doğru gidiyor! Mutlak bu erken hamlemi ödüllendirir Saray’daki zat- ı muhterem”

Bu karanlık örnekleri hiç uzatmayalım sadece şunu vurgulamak istiyorum: Bu karanlık saldırıyı, bu sömürüyü katmerleyen adımları iliklerimize, kemiklerimize kadar hissediyoruz! Erdoğan düşman arıyor ya; sağda solda düşman aramayın, asıl tehlike, asıl tehdit bu gerici zihniyettir. Devletin her kademesine sızan tarikatlar, cemaatlerdir. Türkiye’yi molla kafasıyla yönetmek isteyenlerdir.

Özellikle genç arkadaşlarıma sesleniyorum:

Bütün bu cemaatler tarikatlar, menziller, ocular, bucular…

Orta Çağ zihniyetinin yeniden vücut bulmuş halleri bu mollalar… Bütün bu cemaatler tarikatlar, menziller, hiçbiri bu ülkeyi artık suistimal edemeyecek. Gençlerimizi, toplumumuzu zehirlemeyecekler. El attıkları, ceplendikleri bütün kamusal alanları geri alacağız. Her istismarın hesabını soracağız. Hepsi gidecekler, çıktıkları Orta Çağ karanlığına gömülecekler, umudunuzu inadınızı yitirmeyin çok az kaldı Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak!

“Erdoğan yüreğin yetiyorsa mal varlığını açıkla!”

AKP kendisini dindar halkın savunucusu gibi göstermeye çalışıyor. İnsanları açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkum ederken dini siyasete alet ederek konumunu korumaya çalışıyor. Oysa çok basit bir gerçek var, AKP sadece parası olanlar için çalışıyor. Dini, dili hiçbir şey önemli değil eğer zenginse.

Buradan tüm yurttaşlara çağrı yapıyorum; şöyle bir etrafınıza bakın, Türkiye’de artık sadece bir avuç yandaş zengin ve milyonlarca yoksul insandan ibaret bir ülke haline geldi. Biz yoksullaşıyoruz, Saraydakiler ve Sarayın etrafına kümelenen zenginler, her geçen gün daha zengin oluyor. Her gün bunun üzerini örtmek için 40 takla atıyorlar.

Yurttaşlarımıza sesleniyorum: Ne anlatırlarsa anlatsınlar tek bir soru sorun. Ey Tayyip Erdoğan yüreğin yetiyorsa mal varlığını açıkla! Eşinin, dostunun, akrabanın mal varlıklarını açıkla

Bu paraları nasıl kazandığınızı açıklayın. İnsanları yoksullaştırarak, evine ekmek-su alamayacak hale getirerek, çocuğuna bez alamayacak, süt alamayacak hale getirdiğiniz halktan çaldıklarınızla kaç para servet yaptınız, açıklayın!

Türkiye tarihinin en ciddi bir alım gücü krizinden geçiyor. Bunu yalnızca bir yüksek enflasyon olarak tanımlayamayız. Bu ülkenin yüzde 99’u, planlı politikalarla, bilerek isteyerek her gün fakirleştiriliyor. Emekçiler, emekliler, öğretmenler, doktorlar, mühendisler, emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlarımız yoksullaşıyor!

O yüzden hiç beklemeden, hemen bugün asgari ücret, enflasyon + büyüme oranı düzeyinde artırılmalıdır. Bu oran ayrıca 3 ayda bir düzenli olarak artırılmalıdır. İktidar memleketi krize sokuyor, sonra bu krizin faturasını, yoksullara emekçilere ödetiyor, buna izin vermeyeceğiz. Madem kriz var, patronlar-zenginler biraz az kazansın. Saray’dakiler biraz az yesin.

“Emekliler hayatta kalma mücadelesi veriyor”

Bakan beyin de itiraf ettiği gibi olan hep dar gelirliye oluyor. Saray’ın kötülük dolu politikalarının sonucunda, zengin zenginleşmeye devam ederken yoksul artık yaşayamaz duruma gelmiştir. Saray Rejimi’nin uyguladığı politikalardan en fazla zarar gören kesimlerden biri de emeklilerimizdir. Yıllarca çalışmış, ücretinin önemli bir kısmına emeklilik için el konulmuş milyonlarca yurttaş, bugünlerde açlık sınırının altındaki aylıklarıyla hayatta kalma mücadelesi veriyor.

En az 4.5 milyonu yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilmiş durumda. Her yıl sözüm ona yapılan zamlar, 1-2 ay içerisinde enflasyon karşısında erimekte, her ay alım gücü daha da düşmektedir.

Yapılması gereken bellidir:

– Tüm emekli aylıkları enflasyon artı büyüme oranında derhal artırılmalıdır.

– En düşük emekli maaşı yeniden düzenlenecek asgari ücrete denk hale getirilmeli.

– Buna ek olarak 2000 sonrası emekli olan yurttaşlarımızın da intibak hakkı tanınmalıdır.

Buradan TİP adına, emeklilerimiz ve EYT’lilerimizin hakları için verdikleri mücadelede yanlarında olacağımızı bir kez daha ifade etmek isterim. Ayrıca, birlikte tartışmak, karar almak ve mücadele etmek için, 18 Haziran saat 16.00 da Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda gerçekleştireceğimiz foruma tüm emeklilerimizi ve EYT’lilerimizi davet ediyorum.

Bugün sizlere binlerce şubesi olan ve her gün yeni şubeleri açılan market zinciri patronlarının, sömürünün suyunu nasıl çıkardıklarını anlatacağım.

Bu marketlerde çalışan arkadaşlarımız yol yemek dahil, yoksulluk sınırının dörtte birine denk gelen bir ücrete çalışıyorlar.

Her sabah fiyat etiketlerini değiştirdikçe maaşlarının nasıl eridiğini hissediyorlar. Ama bu marketlerdeki işçilerin “su” sorununu öğrendiğimizde itiraf edelim biz bile şaşırdık.

Bu marketlerin çoğunda işçiye su yok, veren marketlerde de aylık 5 litre gibi utanç verici kotalarla veriyorlar suyu.

Depolarında tonlarca su olan markette çalışanlar, rahat rahat su bile içemiyor!

Su almak istiyorlarsa barkodunu okutup parasını ödeyerek alıyorlar. Ben hayatımda böyle bir arsızlık, böyle bir sömürü mekanizması görmedim.

Ama bakanı böyle olunca, patronu da böyle oluyor.

Buradan bu marketlerde çalışan işçi arkadaşlarımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum. Haklarınızı almanızın, insanca koşullarda yaşamanızın yolu birlikte mücadeleden geçiyor. Sosyal-İş Sendikası, işçilerin su hakkı için mücadeleyi büyütüyor. Tüm emekçileri bu mücadeleye ortak olmaya, insanca bir yaşam için mücadeleye davet ediyoruz.

Malumunuz aylardır bir konut krizi içerisindeyiz. 20 yılın sonunda yurttaşlarımız, bir ev sahibi olmayı geçiyorum, bir ev kirası dahi ödeyemez hale getirilmiştir.

Buraya bir günde gelmedik. Bugün yaşadıklarımız 20 yıllık AKP iktidarının sonucudur. Yani 20 yıllık bankalar, emlak baronlarını müteahhitlerin, halkın cebine göz dikenlerin iktidarının sonucudur…

Bugün bu çeteler, malumunuz üzere, İstanbul Okmeydanı’ndaki Fetihtepe Mahallesindeki ranta avuçlarını ovuşturuyorlar.

Sözde kentsel dönüşüm amacıyla oradaki yurttaşları, evlerini terk etmeye zorluyor; evlerin suyunu, elektriğini, doğal gazını kesmeye çalışıyorlar.

Buradan güzel bir emekçi dayanışması örneği gösteren BEDAŞ işçilerini sevgiyle selamlıyorum.

Bugünkü kira krizi ortamında, tıpkı bu ülkenin yüzde 99’u gibi, Fetihtepe mahalleli yurttaşlarımız da çaresiz, evsiz, barksız bırakılmak isteniyor. Saraylılar, bu ülkenin emekçilerini, öğretmenlerini, mühendislerini, doktorlarını, kent merkezlerinden sürmek istiyor.

Mahallelerimiz, doğup büyüdüğümüz evlerimiz, koşup oynadığımız sokaklarımız elimizden alınmak isteniyor. Ama biz de AKP’yi önce evlerimizden, sokaklarımızdan; sonra tüm memleketten defedeceğimize söz veriyoruz.

“Seçim operasyonu”

21 Kürt gazeteci geçtiğimiz günlerde gözaltına alındı, günlerdir gözaltındadır.

Peki bu gazeteciler neden gözaltında? Dosya üzerinde “kısıtlama” kararı olduğu için tam olarak neyle suçlandıklarını, suçlamaların hangi delillere dayandırıldığını bilmiyoruz.

İktidarın bildiğimiz mizanseni tekrarlanıyor. “Bölücülük ve terörizm” suçlaması yapılarak Kürt basın yayın organları kriminalize edilmeye, etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Hepimiz bu iktidarı tanıyoruz artık!

Anayasa ve uluslararası birçok sözleşme ile güvence altına alınan basın özgürlüğünün açık ihlali niteliğindeki bu kapsamlı operasyon aslında bir seçim operasyonudur. Tüm muhaliflere gözdağı vermek, korku iklimi oluşturmak, muhalif seslerin olmadığı bir seçim ortamı yaratmak istiyor bu iktidar. Bu operasyonları halkın haber alma özgürlüğüne dönük bir saldırı olarak değerlendiriyoruz.

Buradan tüm muhalif güçleri, iktidarın ‘böl-parçala-yönetmeye devam et’ anlayışı karşısında dayanışma içerisinde olmaya, birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.

Sözlerime 9 yıl önce bugün yitirdiğimiz, Gezi’de katledilen Ethem Sarısülük’ü anarak bitirmek istiyorum. Ethem; inadımızda, direncimizde, bu iktidarı yıkma kararlılığımızda, eşit ve özgür bir memleket mücadelemizde, sıkılı bileklerimizde yaşıyor, yaşayacak.”

Paylaşın

TİP Başkanı Erkan Baş: Kaçırılan Para Yurttaşların Gasbedilen Parası

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Halk TV’de Şule Aydın’ın sunduğu “Kayda Geçsin” programının konuğu oldu. Erken Baş, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun, iktidarın TÜRGEV ve Ensar Vakıfları aracılığıyla ABD’ye para transferi gerçekleştirdiği iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Bu memleketin öz evlatları okula gidemiyorlar. Devlet buna imkân sağlaması gerekirken halktan aldığı paraları birtakım dinci vakıflara veriyor. Onlar da bu parayı Amerika’ya kaçırıyorlar,” diyen Baş’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Kemal Bey’e teşekkür ederim”

“Kemal Bey çok doğru bir şey yapmıştır. Bir yurttaş olarak kendisine çok teşekkür ederim. Benim gördüğüm eksiklik ise bunun hesabını soracak bir siyasi iradenin oluşturulmamasıdır. Türkiye’de istenen şey şu: Halk izleyici olsun isteniyor. ‘Halk tribünde otursun ve seçimden seçime bize oy versin.’ Oysa, bu tarz halka karşı işlenen suçlar, emekçileri, halkı, sürecin öznesi yaparak, onları siyasete dahil ederek, onları bu tartışmanın öznesi kılarak çözülür.”

Kimin parası?

AKP’nin yurt dışındaki TÜRKEN Vakfı’na düzenli olarak para transferi gerçekleştirdiği iddiaları için, “Kimin parası kaçırılıyor?” diye soran Baş, açıklamasına şöyle devam etti:

“Para kaçırmadan söz ediyoruz değil mi? Kimin parası kaçırılıyor? Bu para kimin parası? Bu para şu anda bizi televizyondan izleyen yurttaşların alın terinin gasbedilen parası. Ben izlediğim anda aklıma şu geldi: Hiç konuşulmuyor bu dinci vakıflar. Kim bunlar?”

“Bu paralarla kaç yurt açılırdı?”

Barınma hakkından mahrum kalan öğrencilerden ve tarikat yurdunda kalan Enes Kara’nın intihar ettiğini hatırlatan Baş:

“Ben en son bu programa geldiğimde Enes Kara diye bir kardeşim, bir tarikat yurdunda uğradığı baskılar sonucunda intihar etmiş ve hayatını kaybetmişti. Aylarca bu ülkenin sokaklarında gençler ¨Barınamıyoruz, yurt yok, okula gidemiyoruz¨ diye bağırıyorlardı. Bu paralarla bu ülkede kaç tane yurt açılırdı? Kaç öğrenci bu tarikatların elinden kurtarılabilirdi?”

Türkiye’nin geleceğine dair yapılan tartışmalarda “7 Haziran-1 Kasım süreci”nin öneminin atlanmaması gerektiğini vurgulayan Baş, Ahmet Davutoğlu’nun o süreçte başbakan olmasına dikkat çekerek şunları kaydetti:

“10 bine yakın yurttaşımızın katıldığı bir mitingde, 100 arkadaşımız bu memleketin başkentinde, kontrollü, önü açılan bir katilin, bir canlı bombanın kurbanı oldular. Bunu konuşmadan, bu katliamın bütün ayrıntıları açığa çıkarılmadan, faillerinden hesap sorulmadan, Türkiye’nin geleceğine dair bir umut taşımak mümkün müdür?

O süreçte başbakanlık yapan, seçimi kazanan, ‘Patlayan bombalar oylarımızı artırıyor’ diyen bir genel başkan var bugün muhalefette olduğunu iddia eden. Ama konuya ilişkin bir karanlık devam ediyor. Bu durum bizim açımızdan kabul edilemez.”

Paylaşın

‘Yedili Masa’da Hedef Genişleme

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun oluşturduğu ‘7’li masa’ çalışmalarına devam ediyor.

İkinci toplantısının ardından her siyasi yapıdan temsilcilerin belirlenmesi kararı alarak ortak çalışmalar üreten 7’li masa geçen beş aylık süreçte 6’nın üzerinde toplantı yaptı. Edinilen bilgiye göre 7’li masada olan her siyasi yapının katkısıyla ortak deklarasyon hazırlanıyor. Masanın büyümesini hedefleyen ve Türkiye’nin yakın dönemine dair mesajlar içermesi beklenen ortak deklarasyonun birkaç ay içerisinde kamuoyuna açıklanması amaçlanıyor.

Serkan Akan’ın Gazete Duvar’da yer alan haberine göre, 7’li masa bugüne kadar sahada, “ortak mücadele” vurgusuyla çalışmalar üretti. Newroz, 8 Mart ve 1 Mayıs’ta alanlarda olan 7’li masanın ortak çalışmalarına bu çerçevede devam edeceği öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, 7’li koordinasyon haziran ayı içerisinde “Hafıza, Hakikat, Hesaplaşma” konulu iki gün sürecek bir konferans hazırlığını da tamamlamak üzere. Konferans kapsamında AK Parti iktidarının 21 yıllık döneminde gündeme gelen iş cinayetlerinden mafya ilişkilerine kadar birçok konu başlığı masaya yatırılacak.

 “İlkeler manzumesi” çalışmaları bir “deklarasyon” olarak duyurulacak

HDP, EMEP, TİP, EHP, TÖP, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve Halkevleri’nden oluşan 7’li koordinasyon, bir süredir, “Siyasi bir ortak mücadele programı çalışmalarını” sürdürüyor. 7’li yapının ortaklığını kamuoyuna yansıtacak “ilkeler manzumesi” çalışmaları bir “deklarasyon” olarak duyurulacak.

HDP’nin de aralarında olduğu siyasi parti ve yapılar kendileri adına geçmişte açıkladıkları “tutum” belgelerini bu kapsamda ortaklaştırma kararı aldı. Edinilen bilgiye göre Türkiye’nin yakın geleceğine dair temel meseleler üzerine ortak çerçevede uzlaşılan bir metin kaleme alınacak ve kamuoyuna açıklanacak.

Aynı masada olan 7’li yapının “ortak kesişim” noktalarının açığa çıkacağı metinde, kadın, yoksulluk, barış, demokrasi, ekoloji, gibi temel başlıklar yer alacak. “Ortak yönelim, ortak tutum, Türkiye’nin yakın geleceğinin şekillenmesine hizmet edecek mücadele” çerçevesinde inşa edilen metin, 7’li masanın genişlemesine dair de “çağrı” niteliği taşıyacak.

7’li masanın hazırlayacağı ortak metnin birkaç ay içerisinde tamamlanması hedeflenirken, seçim sürecine dair de mesajlar yer alacak. Kuruldukları ilk günden bu yana “Seçim ittifakı için seçim tarihinin netleşmesi gerekli” vurgusu yapan 7’li masa, ortak metinde tam anlamıyla bir seçim ittifakı çerçevesi çizmeyecek fakat sandık ve seçim güvenliğine dair ortak çalışmanın yol haritasını belirleyecek.

Paylaşın