Merkez’den “Kur Korumalı Mevduat” Hamlesi

Kamu bankaları önceki gün Kur Korumalı Mevduat (KKM) dönüşleri nedeniyle dolar satışı yapmıştı. Bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) yeni bir karar alarak özel bankaların da döviz teminini karşılama kararı aldı.

Hürriyet‘ten Neşe Karanfil‘in haberine göre, Merkez Bankası’nın özel bankalara KKM dönüşü için ödeyeceği dövizde minimum işlem tutarı 500 bin dolar/avro olacak. İşlem bilgileriyle ilgili her türlü uyuşmazlıkta telefon görüşmeleri kayıtları esas alınacak.

Merkez Bankası’nın bankalara dün gönderdiği talimatta uygulama şöyle anlatıldı:

Talimatta kur korumalı mevduat (KKM) hesap sahiplerinin vade tarihinde hesaplarını yenileme ilgilerinin devam etmekle birlikte vade sonunda döviz talep etmeleri halinde döviz piyasasında likidite ihtiyacının oluşabildiği belirtildi.

Bankaların vade sonunda ihtiyaç duyacakları döviz likiditesinin piyasa koşulları çerçevesinde Merkez Bankası’nca doğrudan karşılanabilmesine ve bankaların döviz likiditesi yönetimine destek olunmasına karar verildiği de bildirildi.

İşlemler döviz piyasasında işlem yapmaya yetkili tüm bankalarla gerçekleştirilebilecek. Bankalar döviz alım taleplerini döviz piyasalarında işlem yapma yetkisi bulunan kişilerce ve telefon aracılığıyla Döviz Piyasaları Müdürlüğü’ne iletecek. İşlemler için komisyon alınmayacak. Teminat ve limit aranmayacak.

Bankalara yapılacak döviz ödemeleri bankaların işlemlere ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmesinden sonra gerçekleştirilecek. İşlemler Türk Lirası karşılığında ABD doları veya avro cinsinden olacak.

İşlemlerde saat 11.00’da Merkez Bankası tarafından ilan edilen döviz alış kurları kullanılacak. İşlemler tam iş günlerinde 13.30-15.00 saatleri arasında yapılacak. Minimum işlem tutarı 500 bin dolar/euro olarak belirlendi.

Merkez Bankası bankaları daha fazla döviz talep etmemeleri yönünde de uyardı. Talimatta, işlemler sonrasında yükümlülüğünü yerine getiremeyen veya Merkez Bankası’ndan aldığı döviz tutarının KKM hesap sahipleri tarafından vade sonunda ilgili bankanın talebinden fazla olduğu tespit edilen bankalara müeyyide uygulanabileceği belirtildi.

İşlem bilgileri ile ilgili her türlü uyuşmazlıkta telefon kayıtlarının dikkate alınacağı kaydedildi. Talimatta, uyuşmazlığın giderilememesi durumunda Merkez Bankası’nın düzenleme ve değerlendirmelerinin esas kabul edileceği de vurgulandı.

KKM 2,7 trilyon lirayı aştı

Öte yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) 23 Haziran haftasına ilişkin bankacılık verilerini açıkladı. Buna göre söz konusu hafta itibarıyla Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarının toplamı 2 trilyon 719 milyar 608 milyon liraya ulaşarak yeni zirvesini gördü

23 Haziran haftasında KKM hesaplarında 91 milyar 295 milyon liralık artış yaşandı. Bloomberght’nin aktardığına göre, son verilerle beraber 24 hafta üst üste KKM hesaplarında yükseliş kaydedilmiş oldu. Söz konusu 24 haftada hesaplarda 1 trilyon 349 milyar 599 milyon liralık artış yaşandı.

KKM’de 31 Mart’ta faiz üst sınırı kaldırıldı. Alınan kararla KKM’lerde asgari faiz oranı politika faiz oranında olmaya devam ederken, üst sınırı bankalar belirlemeye başladı.

Faiz yüzde 40’ın üzerinde

Bu karardan önce yüzde 11.5 olan KKM faizi bu hafta itibarıyla ortalama yüzde 40’ın üzerine çıktı. 31 Mart’tan sonra faizlerinde artmasının etkisiyle KKM’de yükseliş hızlandı. Söz konusu tarihten sonra 1 trilyon 18 milyar 545 milyon liralık yükseliş kaydedildi.

Son olarak geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, kur korumalı mevduat hesabına uygulanan stopaj istisnası 31 Aralık 2023 tarihine kadar uzatılmıştı.

Paylaşın

“Kamu Bankaları Piyasaya 1 Milyar Dolar Sattı” İddiası

Liranın dolar karşısında 26.07’yi geçmesini engellemek için kamu bankalarının öğlene kadar yaklaşık 1 milyar dolar sattığı öne sürüldü. Satışın, KKM dönüşleri nedeniyle piyasada oluşan döviz likidite ihtiyacının karşılanması için yapıldığı belirtildi.

Gelişmenin ardından açıklama yapan eski Merkez Bankası Başekonomisti Hakan Kara, “TCMB’nin döviz likiditesini kendinde topladığı bu sistemde döviz satması normal. Önemli olan satış değil alış-satış farkı. İşlemleri netleştirince döviz piyasasına satış değil bilakis alış yönünde ciddi müdahale olduğu görülüyor. TCMB son 8 iş gününde nette 13,4 milyar dolar almış” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın bankacılarla yaptığı toplantıda, bankacılara dövizi tutmak için dolar satışının artık yapılmayacağını söylediği bildirilmişti. Ancak Bloomberg’te yer alan Kerim Karakaya ve Aslı Kandemir imzalı haberde kamu bankalarının bugün 1 milyar dolar satış yaptığı ifade edildi.

Habere göre ismini vermek istemeyen bazı kaynaklar kamu bankalarının, liranın dolar karşısında 26.07’yi geçmesini engellemek için öğlene kadar yaklaşık 1 milyar dolar sattığını söyledi.

“Satış KKM’den dönüşler için yapıldı”

Reuters Haber Ajansı da ekonomi yönetiminde üst düzey yetkili bir kişiye dayandırdığı haberinde 1 milyar dolarlık satışın gerçekleştiğini ve bunun Kur Korumalı Mevduat (KKM) dönüşleri nedeniyle piyasada oluşan döviz likidite ihtiyacının karşılanması için yapıldığını vurguladı.

“Satış değil, alım yönünde müdahale var”

Eski TCMB Başekonomisti Hakan Kara yaşanan gelişmenin ardından Twitter hesabından açıklama yaptı. Kara şu ifadeleri kullandı:

“TCMB’nin döviz likiditesini kendinde topladığı bu sistemde döviz satması normal. Önemli olan satış değil alış-satış farkı. İşlemleri netleştirince döviz piyasasına satış değil bilakis alış yönünde ciddi müdahale olduğu görülüyor. TCMB son 8 iş gününde nette 13,4 milyar dolar almış.”

“Bu iki haberi gören bir yatırımcı umutlanabilir mi?”

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan da haberin ardından Twitter’dan şu açıklamayı yaptı:

“Önce Merkez Bankası Başkanı’nın açıklaması, sonra Bloomberg’in haberi! Bu durumun en önemli sebebi ortada elle tutulur, kapsamlı, anlaşılır bir programın olmaması! Ayrıca para politikasında alınması gereken sert tedbirlerin muhtemelen siyasi baskı nedeniyle hala alınamıyor oluşu! Aynı gün bu iki haberi arka arkaya gören bir yatırımcının bu ülkenin ekonomisinden umutlanabilmesi mümkün mü? Bu halleriyle daha fazla kafa karıştırır ve yaşanmakta olan sürecin yaratacağı tahribatı daha da büyütürler!”

“Kura müdahale amacı taşımıyor”

Bloomberg HT’ye konuşan konuya yakın kaynaklar ise “Kamunun günlük döviz piyasasındaki hareketi kura müdahale amacı taşımıyor” dedi.

“Bu satışlar gerekli”

Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Kerim Rota ise yaşanan gelişmeyi şöyle yorumladı: “İhracatçının dövizinin yüzde 40’ını satma zorunluluğu, KKM’den gelenler, Yuvam hesabı gibi uygulamalar nedeniyle döviz piyasası kendi dengesini kaybedeli çok olmuştu. Yabancı ve yerleşiklerin TL’ye güçlü dönüşü olmadığı zamanlarda TCMB’nin kendi pozisyonundan ithalat vb. talebi için döviz satması zaten artık gerekli.

Zaman zaman da net alım yapması gerekebilir. Bunu şimdiki gibi şeffaf olmayan şekilde kamu bankaları aracılığıyla gizli kapaklı yapmak, Berat Albayrak, Nureddin Nebati, Murat Uysal, Şahap Kavcıoğlu politikalarını devam ettirmektir. Bu alım satımların TCMB bünyesindeki piyasalarda düzenli ihalelerle veya doğrudan müdahalelerle yapılması halindeyse şeffaflık adına bir irade ortaya koyulmuş olur. Bu tercih ekonomi politikalarının samimiyetini de ortaya koyacak.”

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) 22 Haziran tarihli Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının özet metnini yayımladı.

Merkez Bankası’ndan “enflasyon” mesajı

Merkez Bankası, açıklamasında, “Kurul politika faizini enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaşmasını sağlayacak parasal ve finansal koşulları oluşturacak şekilde belirleyecektir. Kurul, mevcut para politikası çerçevesinin enflasyon görünümü ve yukarı yönlü riskler göz önüne alındığında yüzde 5 enflasyon hedefini gerçekleştirmekten çok uzak olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur” ifadelerine yer verdi.

Açıklamanın devamında, “Enflasyonun 2023 yılında bir miktar yükseldikten sonra parasal sıkılaştırmanın birikimli etkilerinin devreye girmesiyle gerileyerek önce tarihsel ortalamalara, sonra da orta vadeli hedefe kademeli olarak yakınsayacağı öngörülmektedir. Kredi genişlemesi, maliyet baskıları ve döviz kuru gelişmeleri enflasyon üzerindeki baskıların artabileceğine işaret etmektedir. Enflasyon beklentilerindeki mevcut seyir ve fiyatlama davranışlarındaki bozulma, enflasyon görünümüne dair yukarı yönlü riskleri canlı tutmaktadır.” denildi.

Açıklamada ayrıca Kurul’un “adımları gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilen bir parasal sıkılaştırma sürecinin uygulanmasına” karar verdiği bilgisi yer aldı. Parasal sıkılaştırma sürecinin enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar devam edeceği kaydedildi.

22 Haziran’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizinin yüzde 8,5’tan yüzde 15’e yükseltildiği hatırlatılan metinde, Kurul alınan bu kararı, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için başlatılan parasal sıkılaştırma sürecinin ilk adımı olarak öngörmektedir” denildi.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan “Enflasyon” Mesajı: Yüzde 5 Hedefi Gerçekleştirilmekten Çok Uzak

27 ay sonra ilk kez faiz artırımına gittiği 22 Haziran’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının özetini yayımlayan Merkez Bankası, açıklamasında, “Kurul politika faizini enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaşmasını sağlayacak parasal ve finansal koşulları oluşturacak şekilde belirleyecektir. Kurul, mevcut para politikası çerçevesinin enflasyon görünümü ve yukarı yönlü riskler göz önüne alındığında yüzde 5 enflasyon hedefini gerçekleştirmekten çok uzak olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Enflasyonun 2023 yılında bir miktar yükseldikten sonra parasal sıkılaştırmanın birikimli etkilerinin devreye girmesiyle gerileyerek önce tarihsel ortalamalara, sonra da orta vadeli hedefe kademeli olarak yakınsayacağı öngörülmektedir. Kredi genişlemesi, maliyet baskıları ve döviz kuru gelişmeleri enflasyon üzerindeki baskıların artabileceğine işaret etmektedir. Enflasyon beklentilerindeki mevcut seyir ve fiyatlama davranışlarındaki bozulma, enflasyon görünümüne dair yukarı yönlü riskleri canlı tutmaktadır.” denildi.

Açıklamada ayrıca Kurul’un “adımları gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilen bir parasal sıkılaştırma sürecinin uygulanmasına” karar verdiği bilgisi yer aldı. Parasal sıkılaştırma sürecinin enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar devam edeceği kaydedildi.

22 Haziran’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizinin yüzde 8,5’tan yüzde 15’e yükseltildiği hatırlatılan metinde, Kurul alınan bu kararı, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için başlatılan parasal sıkılaştırma sürecinin ilk adımı olarak öngörmektedir” denildi.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) 22 Haziran tarihli Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının özet metnini yayımladı. Metinde şu ifadelere yer verildi:

Küresel ekonomi

“Küresel enflasyon düşerken, halen uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyretmektedir. Son 10 yıllık dönemde ortalama enflasyon gelişmiş ekonomilerde yüzde 2,2 ve gelişmekte olan ekonomilerde yüzde 5,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2023 yılında enflasyonun gelişmiş ekonomilerde yüzde 3,3 ve gelişmekte olan ekonomilerde ise yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Emtia fiyatlarında geçen yıl ortasından itibaren başlayan gerileme eğilimi sürmekle birlikte, Emtia Fiyat Endeksinin mevcut seviyesi son on yılın ortalamasının yüzde 23,2 üzerindedir. Endeks geçen yıl haziran ayında ulaştığı en yüksek seviyeye göre yüzde 29,4 gerilemiştir. Benzer şekilde geçen yıl nisan ayında ulaştığı tepe noktasına göre yüzde 22,0 gerileme kaydeden Tarımsal Emtia Fiyat Endeksi son on yılın ortalamasının yüzde 14,3 üzerindedir. Bu durum, gıdanın tüketici sepeti içerisindeki yüksek payı nedeniyle enflasyon üzerinde halen etkili olmaktadır. 2023 yılında ABD ve Euro Bölgesinde yıl sonu enflasyon beklentisi sırasıyla yüzde 3,0 ve yüzde 3,8 iken; çekirdek enflasyon beklentisi sırasıyla yüzde 4,3 ve yüzde 5,1 seviyesindedir.

Çekirdek enflasyonun ve enflasyon beklentilerinin yüksek seviyeleri küresel enflasyonun bir süre daha merkez bankalarının hedeflerinin üzerinde seyretmeye devam edeceğini ima etmektedir. Bu nedenle, bütün dünyada merkez bankaları enflasyonu düşürmeye yönelik tedbirler almaktadır. Takip edilen 12 gelişmiş ülke merkez bankası son 16 ayda toplamda 123 toplantı yapmış, bu toplantıların 89 tanesinde politika faizleri artırılmıştır. Aynı dönemde takip edilen 15 gelişmekte olan ülke merkez bankası toplamda 182 toplantı yapmış, bu toplantıların 97 tanesinde politika faizleri artırılmıştır. Uygulanan para politikasının sonuçları finansal koşullara da yansımaya başlamış ve merkez bankalarının finansman ve kredi koşullarındaki sıkılaşmaya yönelik vurguları güçlenmiştir.

Küresel büyüme görünümündeki yatay seyre rağmen, görece güçlü talep ve işgücü piyasalarındaki sıkılık devam etmektedir. Türkiye’nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan küresel büyüme endeksi bir önceki PPK toplantısı dönemine kıyasla yatay görünümünü sürdürmüştür. Endeksin 2023 yılı için tahmin edilen büyüme oranı ocak ayındaki dip seviyenin yaklaşık 0,3 puan üzerinde yüzde 1,6 düzeyindedir. Bununla birlikte, 2022 yılında söz konusu endeksin yüzde 3,5 büyüme oranı ile kıyaslandığında dış talep görünümünde yıllık bazda kayda değer bir yavaşlama gözlenmektedir. Küresel PMI endeksleri hizmet sektöründe faaliyetin gücünü koruduğuna, imalat sanayinde ise eşik değerin hemen altındaki yatay seyrin devam ettiğine işaret etmektedir. Mayıs ayı itibarıyla yılın ikinci çeyreğinde küresel hizmetler PMI endeksi ilk çeyreğe göre 3,1 puan artarak 55,4 düzeyine erişmiş, imalat sanayi PMI endeksi 0,1 puan artarak 49,6 olmuştur. Bileşik PMI göstergelerine bakıldığında, mayıs ayında endeksin küresel düzeyde nisan ayındaki seviyeye kıyasla 0,2 puan artışla 54,4 olduğu, gelişmiş ülkelerde 53,7 seviyesinde yatay seyrettiği, gelişmekte olan ülkelerde ise 0,7 puan artışla 55,6’ya yükseldiği gözlenmiştir. Çin’de bileşik PMI göstergesi nisan ayına göre 2 puan artışla 55,6 düzeyinde gerçekleşirken mayıs ayında endeks gerek imalat gerek hizmetler sektöründe 50 eşik değerinin üzerinde bulunmaktadır. Bununla birlikte, salgın önlemlerinin gevşetilmesi sonrası hizmetlerdeki toparlanmanın daha belirgin olduğu gözlenmiştir. Diğer taraftan, gelişmiş ülke ekonomilerinde finansal koşulların etkisiyle iktisadi faaliyetin yavaşlayacağına yönelik beklentiler sürmektedir. Türkiye’nin önemli ticaret ortaklarından Euro Bölgesinde imalat PMI endeksi mayıs ayında 44,8 ile pandemiden bu yana en düşük düzeyine gerilemiştir.

Gelişmekte olan ülkelere yönelen portföy akımları haziran ayında, iyileşen risk algısına bağlı olarak devam etmiştir. Yılbaşından mayıs sonuna kadar hisse senedi piyasalarına yaklaşık 46,4 milyar dolar fon girişi olurken, borç senetleri piyasalarından yaklaşık 4,3 milyar dolar fon çıkışı olmuştur. Haziran ayında ise 8,3 milyar doları hisse senedi piyasalarına olmak üzere toplam 9,2 milyar dolar fon girişi olmuştur.

Enflasyon gelişmeleri

Ülkemizde enflasyon 2022 yılının ekim ayında ulaştığı zirveye kısayla 45,92 puan düşmüş olmakla birlikte halen yüksek seviyesini korumaktadır. Tüketici fiyatları mayıs ayında yüzde 0,04 oranında artmış ve yıllık enflasyon yüzde 43,68’den 4,09 puan düşerek yüzde 39,59 seviyesinde gerçekleşmiştir. Ülkemizde, yakın döneme ilişkin göstergeler enflasyonun ana eğiliminde yükselişe işaret etmektedir. Bu gelişmede yurt içi talepteki güçlü seyir, kur gelişmeleri ve hizmet enflasyonundaki katılık belirleyici olmuştur.

Alt grupların yıllık enflasyona katkıları hizmet grubunda 14,62 puandan 15,17’ye yükselmiş (0,55 puan artış); temel mal grubunda 9,80 puandan 10,17’ye yükselmiş (0,37 puan artış); alkol, tütün ve altın grupları toplamında 1,81 puandan 1,50’ye gerilemiş (0,31 puan azalış); gıda ve alkolsüz içecekler grubunda 14,22 puandan 13,64’e gerilemiş (0,58 puan azalış); enerji grubunda 3,24 puandan -0,88’e gerilemiştir (4,12 puan azalış).

Gıda fiyatları mayıs ayında yüzde 0,71 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu yüzde 53,92’den 1,40 puan düşüşle yüzde 52,52 olmuştur. Gıda fiyatlarının mevsimsellikten arındırılmış aylık artış oranı bir önceki aya kıyasla gerilemiştir. Bu dönemde kırmızı et fiyatlarındaki yükseliş yavaşlarken, mevsimsellikten arındırılmış veriler, sebze fiyatlarında daha belirgin olmak üzere taze meyve ve sebze fiyatlarının mayıs ayında arttığına işaret etmiştir. Taze meyve sebze fiyatlarındaki oynaklıklar yurt içi gıda fiyatları kaynaklı riskleri canlı tutmaktadır. İşlenmiş gıda fiyatları aylık bazda yüzde 1,08 ile sınırlı bir artış kaydetmiştir. İşlenmiş et ürünleri haricinde grup genelinde ılımlı fiyat hareketleri izlenmiş, ekmek ve tahıl ürünleri fiyat artışındaki yavaşlama mayıs ayında da sürmüştür.

Enerji fiyatları mayıs ayında yüzde 21,00 ile yüksek bir oranda gerilemiş, grup yıllık enflasyonu yüzde 21,19’dan 28,16 puan azalışla yüzde -6,97 olmuştur. Bedelsiz doğal gaz kullanımı grup fiyatları üzerinde temel belirleyici olmuştur. Uluslararası enerji fiyatlarındaki olumlu görünümü takiben fiyatlar grup genelinde gerilerken, akaryakıt fiyatları belirgin düşüşle öne çıkan bir diğer kalem olmuştur.

Hizmet fiyatları mayıs ayında yüzde 4,60 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu yüzde 58,62’den 1,33 puan yükselişle yüzde 59,95 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde yıllık enflasyon ulaştırma grubunda gerilerken diğer gruplarda yükselmiştir. Bu grubun aylık fiyat artışında, lokanta-oteller yüzde 7,10 ve kira yüzde 5,15 ile öne çıkan alt gruplar olmuştur. Diğer hizmetler alt grubu fiyatlarındaki artışta kur gelişmelerine duyarlı olan ulaştırma araçlarının bakım onarımı kaleminin yanı sıra eğitim ve sağlık hizmetleri gibi geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi güçlü olan kalemlerin etkisi öne çıkmıştır.

Temel mal fiyatları mayıs ayında yüzde 3,90 oranında yükselmiş, yıllık enflasyon yüzde 34,16’dan 0,91 puan artarak yüzde 35,07 olmuştur. Mayıs ayında yıllık enflasyon dayanıklı mal ile giyim ve ayakkabı alt gruplarında artış kaydetmiş, diğer temel mallarda ise gerilemiştir. Dayanıklı mal fiyatları (altın hariç) aylık yüzde 3,48 oranında yükselirken, yüzde 6,37 oranındaki fiyat artışıyla otomobil öne çıkan alt kalem olmuştur. Türk lirasındaki görünüm ve iç satışlardaki canlı seyirle birlikte otomobil fiyatlarında güçlü bir artış eğilimi yaşanmıştır. Giyim ve ayakkabı alt grubunda fiyatlar yüzde 9,96 oranıyla tarihsel mayıs ayı ortalamasının üzerinde artarken, bu gelişmede yöntem değişikliğine bağlı olarak yeni sezon ürünlerinin endekse girişinin nisandan mayıs ayına kaymasının etkisi hissedilmiştir.

Enflasyonun ana eğilimi 2022 yılı sonrası dönemde yavaşlasa da yüksek seyrini sürdürmektedir. Mevsimsellikten arındırılmış verilerle aylık artışlar B ve C göstergelerinde bir önceki aya kıyasla yükselirken, bu görünüm alternatif çekirdek enflasyon göstergeleri tarafından da teyit edilmektedir. Mevsimsellikten arındırılmış B ve C endekslerinin üç aylık ortalama artışları 2022 yılının şubat ayında sırasıyla yüzde 8,8 ve yüzde 8,4 ile en yüksek noktasına çıkarken, mayıs ayı itibarıyla yüzde 2,5 ve yüzde 2,8 seviyelerine gerilemiştir. Mayıs ayı itibarıyla B ve C endeksinin mevsimsellikten arındırılmış artış oranları sırasıyla yüzde 2,9 ve yüzde 3,6 olarak gerçekleşmiştir (önceki ay yüzde 2,3 ve yüzde 2,6). Medyan enflasyon ve SATRIM gibi alternatif çekirdek göstergelerde de önceki aya göre artışlar gözlenmiştir.

Talep ve üretim

Yılın ikinci çeyreğine ilişkin veriler, iktisadi faaliyetin özellikle iç talep kaynaklı güçlü seyrini sürdürdüğünü teyit etmektedir. Perakende satış hacim endeksi deprem kaynaklı etkilere rağmen yılın ilk çeyreğinde yıllık bazda yüzde 28,7 oranında artmıştır. Nisan ayında endeks yıllık bazda yüzde 23,7 oranında yükselerek artış eğilimini sürdürmüştür. Nisan ayı itibarıyla çeyreklik bazda artış oranı ise yüzde 3,3 oranında gerçekleşmiştir. Kartla yapılan harcamalardaki artış eğilimi ikinci çeyrekte devam etmiştir. İmalat sanayi firmalarının ikinci çeyrekteki kayıtlı siparişlerine bakıldığında iç piyasa siparişlerinin yıllık bazda 2,6 puan ile kuvvetli artış kaydettiği görülmektedir.

Güncel veriler deprem bölgesinde ekonomik faaliyetin beklenenden hızlı toparlanmasını sürdürmesiyle afet kaynaklı daralmanın büyük ölçüde telafi edildiğini göstermektedir. İlk çeyrekte ülke genelinde istihdam artışı afetin etkisiyle yavaşlarken nisan ayı itibarıyla mevsimsellikten arındırılmış istihdam 31,6 milyon seviyesinde gerçekleşerek afet öncesinde ocak ayındaki 31,7 milyon seviyesine oldukça yaklaşmıştır. Mevsimsellikten arındırılmış işgücüne katılım oranı ise yüzde 53,9 düzeyinde gerçekleşerek afet öncesi seviyesine ulaşmıştır.

Nisan ayında yıllıklandırılmış cari işlemler açığı enerji fiyatlarına bağlı olarak gerileyen enerji ithalatındaki düşüşe rağmen 2022 yılının nisan ayındaki 19,7 milyar dolar seviyesine kıyasla 38,1 milyar dolar artarak 57,8 milyar dolara yükselmiştir. Bu artış hizmetler dengesindeki güçlü seyre rağmen dış ticaret açığındaki yükselişin etkisiyle gerçekleşmiştir. Nisan ayı itibarıyla yıllıklandırılmış olarak ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı önceki yılın aynı dönemindeki seviyesine göre 54,0 milyar dolar artarak 100,2 milyar dolara yükselmiştir. Aynı dönemde yıllıklandırılmış hizmetler fazlası 14,9 milyar dolar artarak 51,6 milyar dolara çıkmıştır. Parasal koşulların ve beklentilerin etkisiyle altın ithalatı cari açıktaki artışta önemli rol oynamaktadır. Yılın ilk dört ayında toplam altın ithalatı bir önceki yılın aynı dönemindeki seviyesine kıyasla 9,2 milyar dolar artışla 11,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Mayıs ayı geçici dış ticaret verileri altın ithalatının artış ivmesini sürdürdüğüne işaret etmiştir. Yurt içi talepteki güçlü seyir tüketim malları ithalatı kanalıyla cari işlemler açığını artırıcı etkide bulunmaktadır. Mayıs ayına ilişkin geçici dış ticaret verileri ve haziran ayı için yüksek frekanslı veriler mevsimsellikten arındırılmış olarak ihracattaki nispeten yatay seyre karşın ithalatın, söz konusu grupların katkısıyla artış eğilimi sergilediğine işaret etmektedir.

Turizm gelirlerinin beklentilerin üzerinde ve yıl geneline yayılmış seyri ile yılın ikinci yarısında cari dengeye güçlü bir katkı sunacağı tahmin edilmektedir. Seyahat gelirleri yılın ilk dört ayında bir önceki yılın ilk dört ay toplamına göre 2,1 milyar dolar artarak 10,3 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Yabancı ziyaretçi sayıları da benzer şekilde yılın ilk dört ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 29,2 artarak 9,5 milyon kişi seviyesinde gerçekleşmiştir. Turizm gelirlerinin artan katkısıyla cari işlemler hesabının yılın ikinci yarısında daha dengeli bir seyir izleyeceği tahmin edilmektedir. Turizm gelirlerindeki güçlü seyir ile enerji ithalatındaki normalleşmenin döviz piyasasında arz kaynaklı olarak sağlıklı fiyat oluşumu ve istikrara katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Diğer taraftan, artan turizm faaliyeti kısa vadede talebi artırarak tüketici enflasyonu üzerinde risk oluşturmaktadır.

Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla yıllık büyümesi, deprem kaynaklı etkilere karşın, bir önceki çeyrekteki yüzde 3,5’e kıyasla artış göstererek yüzde 4 olmuştur. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak ise çeyreklik bazda büyüme yüzde 0,3 oranında gerçekleşmiştir. Yıllık büyümeye net ihracatın katkısı -2,8 puan, yatırımların katkısı 1,2 puan, geri kalan tüketim sektörünün katkısı ise 5,6 puan olmuştur. Yıllık büyümeye en yüksek katkı yurt içi talepten gelirken zayıf seyrini sürdüren dış talep ve deprem kaynaklı geçici üretim kaybı sanayi sektörünün büyümeye katkısını sınırlamıştır. Özel tüketim yıllık büyümesi yüzde 16,2 olurken, özel ve kamu kesimi tüketim ve yatırım harcamalarını içeren nihai yurt içi talep büyümesi yüzde 12,1 olmuştur. Bu dönemde, makine-teçhizat yatırımları yıllık bazda yüzde 8 büyüyerek artış eğilimini on dördüncü çeyreğe taşımıştır.

Nisan ayında sanayi üretim endeksi, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak aylık bazda yüzde 0,9 oranında azalmış, çeyreklik bazda ise yüzde 0,8 oranında artarak deprem sonrası toparlanma eğiliminin devamına işaret etmiştir.

Maliyet koşulları

2022 yılının ikinci yarısından itibaren gerileyen küresel emtia fiyatları girdi fiyatı kanalıyla tüketici enflasyonundaki düşüşü desteklemiştir. Diğer taraftan, döviz kurları ve işgücü maliyetindeki artışlar nedeniyle üretici fiyatları üzerindeki baskı artmaktadır.

Yurt içi üretici fiyat endeksi mayıs ayında enerji imalatı grubundaki gerilemenin etkisiyle yüzde 0,65 ile ılımlı bir artış kaydetmiş, yıllık üretici enflasyonu yüzde 52,11’den 11,35 puan düşerek yüzde 40,76 olarak gerçekleşmiştir. Uluslararası emtia fiyatları mayıs ayında genele yayılan düşüşler sergiledikten sonra haziran ayında yataya yakın bir seyir kaydetmektedir. Küresel arz zincirindeki baskılara dair göstergeler ve uluslararası taşımacılık maliyetleri düşük seyretmektedir. Küresel emtia fiyatlarındaki gerilemeyle birlikte mevcut küresel arz koşulları enflasyon açısından olumlu görünümünü sürdürmektedir. Diğer taraftan, döviz kuru gelişmelerinin önümüzdeki dönemde enerji ve ithal edilen diğer girdi fiyatları üzerinde baskı unsuru oluşturacağı beklenmektedir.

Hanelere sağlanan doğal gazın mayıs ayında tamamının, sonraki 11 ay süresince de 25 metreküpünün bedelsiz sunulması mayıs ayında tüketici fiyatları artışında belirgin bir yavaşlamaya yol açarak enflasyon üzerinde 2,4 puan düşürücü etki oluşturmuştur. Söz konusu düşürücü etki, ilave destekler söz konusu olmazsa, havaların soğuması ve ısınma amaçlı enerji tüketiminin devreye girmesiyle birlikte yılın son çeyreğinde tersine dönerek enflasyonu artırıcı yönde olacaktır.

Enerji fiyatlarındaki olumlu seyre karşın, sermaye malları, dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları alt endekslerinde manşet üretici fiyatlarından ayrışan bir görünüm izlenmiştir. Bu görünüme ek olarak, Türk lirasındaki değer kayıpları, artan kur oynaklığı ve ücretlerde genele yayılan artışın yakın dönemde enflasyon üzerinde maliyet yönlü ilave baskı oluşturacağı öngörülmektedir. Söz konusu etmenlerden tüketici fiyatlarına geçişkenliğin, özellikle talep koşullarının güçlü olduğu dönemlerde hızlı gerçekleştiği görülmektedir. Öncü göstergelere göre, başta dayanıklı tüketim malları olmak üzere enflasyon sepetindeki birçok kalemde kur artışları tüketici enflasyonuna yansımaya başlamıştır.

Hizmet enflasyonunda katılık

Hizmet sektöründe fiyat artışları yüksek seviyelerini sürdürmekte, grup enflasyonu mallara kıyasla katılık arz etmektedir. Yurt içi talep etkisinin daha belirgin olduğu hizmet sektöründe aylık artışlar 2022’ye kıyasla halen yüksek seyretmektedir. Mevsimsellikten arındırılmış tüketici fiyat artışlarının son üç aylık ortalaması B göstergesinde yüzde 2,5 iken, hizmetlerde yüzde 3,7’dir. Buna ek olarak hizmet sektörüne ait yayılım endeksi tarihsel ortalamasının üzerinde seyrederek artışların sektör geneline yayıldığını göstermektedir.

Yükselen konut fiyatları ve geçmiş enflasyona endeksleme davranışına ek olarak gayrimenkul piyasasındaki arz-talep uyumsuzlukları, kira artışlarını yukarıya çekerek tüketici enflasyonunu olumsuz yönde etkilemektedir.

Gıda, ücret ve turizm kaynaklı gelişmelerden önemli ölçüde etkilenen lokanta ve otel alt grubunda aylık artışlar süreklilik gösteren bir görünüm arz etmektedir.

Kira, eğitim, sağlık, eğlence-kültür başta olmak üzere belirli hizmet kalemleri geçmiş tüketici enflasyonuna dönük fiyatlama davranışı sergileyerek, enflasyonist etkilerin uzun bir zamana yayılmasına neden olmaktadır.

Enflasyon beklentileri

Enflasyonun 2023 yılında bir miktar yükseldikten sonra parasal sıkılaştırmanın birikimli etkilerinin devreye girmesiyle gerileyerek önce tarihsel ortalamalara, sonra da orta vadeli hedefe kademeli olarak yakınsayacağı öngörülmektedir. Kredi genişlemesi, maliyet baskıları ve döviz kuru gelişmeleri enflasyon üzerindeki baskıların artabileceğine işaret etmektedir. Enflasyon beklentilerindeki mevcut seyir ve fiyatlama davranışlarındaki bozulma, enflasyon görünümüne dair yukarı yönlü riskleri canlı tutmaktadır.

Haziran ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre: On iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 29,84’ten 0,81 puan artışla yüzde 30,65; gelecek yirmi dört ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 17,74’ten 0,38 puan yükselişle yüzde 18,12; beş yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 8,22’den 0,15 puan aşağı güncellenerek 8,07 olmuştur.

Parasal ve finansal koşullar

Kurul, para politikası kararıyla birlikte kredi büyümesi ile kredi ve mevduat faizlerine ilişkin tespitlerde bulunmuştur. Finansal istikrar perspektifiyle, duyarlılık analizleri yapılarak bankacılık sisteminin politika faiz oranlarındaki artışlara karşı güçlü ve dayanıklı olduğu değerlendirilmiştir.

Kredi büyümesi iç talebi artırarak enflasyon üzerinde risk oluşturmaktadır. 16 Haziran 2023 itibarıyla, 2022 yılı sonuna kıyasla bireysel kredi bakiyesi kredi kartlarında yüzde 65,7, taşıt kredilerinde yüzde 63,1, ihtiyaç kredilerinde yüzde 27, konut kredilerinde yüzde 21,3 olmak üzere toplamda yüzde 38,1 oranında artmıştır. Diğer taraftan, son PPK döneminden bu yana ihtiyaç kredi büyümesi yavaşlamıştır. Bu gelişmede kredi büyümesine dayalı menkul kıymet tesisi uygulamasının kapsamının genişletilmesi ve var olan düzenlemeler nedeniyle mevduat faizlerindeki artış etkili olmuştur.

Kredi ve mevduat faizleri ile politika faizi arasındaki fark bir önceki PPK döneminde artmıştır. 16 Haziran 2023 haftası itibarıyla sektördeki ortalama ihtiyaç kredisi (KMH hariç) faizleri düzenleme öncesi döneme göre 749 baz puan artarak yüzde 41,7 seviyesine yükselmiştir. Türk lirası ticari kredi faizleri yatay bir seyir ile yüzde 14,7 olarak gerçekleşmiştir. Mevduat faizi önceki PPK döneminden bu yana 674 baz puan artışla yüzde 30,3’e yükselmiştir. Kur Korumalı Mevduat hesaplarında faiz üst tavanının kaldırılmasının yukarı yönlü etkisi devam etmektedir.

Bu çerçevede Kurul, parasal sıkılaştırma ile birlikte mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçevenin sadeleştirilmesi süreciyle piyasa mekanizmalarının işlevselliğinin artırılması gerekliliğini değerlendirmiştir.

Para politikası

Kurul politika faizini enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaşmasını sağlayacak parasal ve finansal koşulları oluşturacak şekilde belirleyecektir. Kurul, mevcut para politikası çerçevesinin enflasyon görünümü ve yukarı yönlü riskler göz önüne alındığında yüzde 5 enflasyon hedefini gerçekleştirmekten çok uzak olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Fiyat istikrarındaki bozulmanın makroekonomik istikrarı ve özellikle finansal istikrarı tehdit ettiğine dikkat çekilmiştir. Bu doğrultuda Kurul, adımları gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilen bir parasal sıkılaştırma sürecinin uygulanmasına karar vermiştir. Parasal sıkılaştırma sürecinin enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar devam etmesi öngörülmüştür.

Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 8,5’ten yüzde 15 düzeyine yükseltilmiştir. Kurul alınan bu kararı, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için başlatılan parasal sıkılaştırma sürecinin ilk adımı olarak öngörmektedir.

Kurul, parasal sıkılaştırma sürecinin makroekonomik ve finansal koşullar üzerindeki etkilerine dair analizleri incelemiştir. Faiz artırım senaryolarının enflasyon, kredi büyümesi, kredi ve piyasa faizleri, ekonomik aktivite, beklentiler gibi anahtar makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri ile bankacılık stres testleri değerlendirilmiştir. Enflasyon görünümü bu doğrultuda yeni adımların atılmasını gerekli kılmaktadır.

Enflasyon ve enflasyon eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir.

Kurul, hedeften oldukça uzaklaşan enflasyonun para politikasının etkin kullanımını gerektirdiği tespitinde bulunmuştur. Parasal sıkılaştırma sürecinin başlaması ile para politikasının etkinliği artacaktır.

Buna ek olarak Kurul, mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçevenin makro finansal istikrarı destekleme konusunda zayıf kaldığı ve piyasa mekanizmalarının işlevselliğini olumsuz etkilediği tespitlerini yapmıştır. Bu doğrultuda söz konusu çerçevede sadeleşme politikası benimsenmiştir. Mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçeve, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek şekilde sadeleştirilecektir. Yumuşak bir geçiş süreci için sadeleşme politikasının kademeli olmasına karar verilmiştir. Sadeleşme sürecinde dönüşümün hızı ve sıralaması etki analizleri ile belirlenecektir. TCMB tarafından yapılan düzenlemelere ilişkin etki analizleri söz konusu çerçevenin tüm bileşenleri için enflasyon, faizler, döviz kurları, rezervler, beklentiler, menkul kıymetler ve finansal istikrar üzerindeki yansımalarıyla birlikte bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilerek yapılacaktır.

Bununla birlikte, fiyat istikrarının sürekliliğini sağlamak hedefiyle, TCMB cari dengeyi iyileştirecek stratejik yatırımları desteklemeye devam edecektir.

Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede almaya devam edecektir.”

Paylaşın

Erkan: Merkez Bankası’nın Birinci Önceliği Fiyat İstikrarı Ve Enflasyon

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, faiz artışı kararının ardından bankacılarla görüşmüştü. Erkan’ın gelecekte izlenecek politikalara ilişkin altını çizdiği başlıklar bankacıları umutlandırmış.

Hafize Gaye Erkan, TCMB’nin birinci ve temel önceliğinin fiyat istikrarı ve enflasyon olacağını vurgulamış. Bankaları bunaltan ihtiyati tedbirlerin aşama aşama sadeleştirileceğini duymak da bankacıları sevindirmiş. Erkan’ın kurların aşağıda tutulmasını sağlamaya yönelik rezerv satışının son bulduğunu kesin bir dille ifade etmesi de dikkati çekmiş.

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan kamuoyuna açık ilk sunumunu 27 Temmuz’da İstanbul’da yılın üçüncü enflasyon raporunu açıklarken yapacak. Enflasyonla mücadele ve para politikası yaklaşımı merak edilen Erkan da önceki enflasyon raporu toplantılarında olduğu gibi ekonomistlerin ve ekonomi gazetecilerinin sorularını yanıtlayacak.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan, faiz artışı kararının ardından bankacılarla gerçekleştirdiği toplantıda, para politikasında radikal değişikliklere gidileceğine ilişkin mesajlar verdi.

Ekonomim gazetesinin edindiği bilgiye göre, birinci önceliğin enflasyonla mücadele olduğuna işaret eden Erkan’ın, toplantıda güçlü TL’ye vurgu yapan tutumu dikkat çekti.

Önümüzdeki günlerde para politikası kapsamında atılacak adımlara ilişkin açıklamalarda bulunan Gaye Erkan’ın, döviz kurunu baskılama amaçlı “makro ihtiyati önlemler”in de kademeli olarak kaldırılacağını söylediği öğrenildi.

Öte yandan, Bakan Şimşek’in geçen haftaki açıklamasında işaret ettiği TCMB rezervlerindeki artışın, döviz satışının sonlandırılmasını teyit ettiği belirtiliyor.

“Testi keşke TL’ye yönelerek yapsaydınız”

Kaynakların verdiği bilgiye göre TCMB Başkanı Erkan, faiz artışı kararının hemen ardından bazı özel bankaların döviz alımına yönelmelerine de sitemde bulundu.

Erkan bankacıların “Gelen talepleri kullanarak test etmek istedik” sözlerine, “Keşke testi TL’ye yönelerek yapsaydınız; döviz alım taleplerini faiz kararından birkaç dakika sonra değil, zamana yayarak karşılasaydınız” karşılığını verdi.

Toplantıda, TCMB Başkanı Erkan’ın gelecekte izlenecek politikalara ilişkin altını çizdiği başlıklar bankacıları umutlandırmış. Erkan, TCMB’nin birinci ve temel önceliğinin fiyat istikrarı ve enflasyon olacağını vurgulamış. Bankaları bunaltan ihtiyati tedbirlerin aşama aşama sadeleştirileceğini duymak da bankacıları sevindirmiş. Erkan’ın kurların aşağıda tutulmasını sağlamaya yönelik rezerv satışının son bulduğunu kesin bir dille ifade etmesi de dikkati çekmiş.

Son dönemde yürürlüğe konulan 200’ün üzerinde bankacılık düzenlemesinin karlılıklarını düşürdüğünden yakınan bankacılar, reel sektör kredileri konusunda özeleştiri de yapmışlar. Erkan’ın reel sektörün finansman sorununun çözümü yaklaşımı üzerine bankacılar, “Evet, reel sektöre kredi veremedik. Krediler, KKM karşılığı verilenlerle sınırlı kaldı” demişler. Özel bankalar, “Kamu bankaları vergi topluyor, biz toplayamıyoruz” yakınmalarını da Başkan Erkan’a iletmişler.

Enflasyon raporu sunumu 27 Temmuz’da

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan kamuoyuna açık ilk sunumunu 27 Temmuz’da İstanbul’da yılın üçüncü enflasyon raporunu açıklarken yapacak. enflasyonla mücadele ve para politikası yaklaşımı merak edilen Erkan da önceki enflasyon raporu toplantılarında olduğu gibi ekonomistlerin ve ekonomi gazetecilerinin sorularını yanıtlayacak.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Haftalık Net Rezerv Artışları Yükselişe Geçti

Liranın değerini korumak için rezervleri kullanma uygulamasından vazgeçen Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) haftalık net rezerv artışları yükselişe geçti. Merkez Bankası’nın net rezervleri geçen ay tüm zamanların en düşük seviyesi eksi 5,70 milyar dolara inmişti.

Merkez Bankası’nın net foreks rezervlerinin geçen hafta 8,5 milyar dolar artarak 9 milyar dolara yükseldiği hesaplandı. Net foreks rezervleri haftalık en büyük artışını gerçekleştirerek yeni bir rekora ulaştı. Bundan önceki haftalık net rezervlerdeki en büyük artış 8,2 milyar dolar ile 2002 yılı Şubat ayında gerçeklemişti.

Lira bugün dolar karşısında çoğunlukla aynı düzeyde seyrederken Merkez Bankası’nın haftalık net rezerv artışları yükselişe geçti. Reuters haber ajansına konuşan bankacılar, bu artışın Merkez Bankası’nın liranın değerini korumak için döviz satma politikasından vazgeçmesiyle gerçekleştiğini düşünüyor.

Dün yeni bir rekor seviyeye gerileyen lira, bugün çoğunlukla yatay seyretti.

Reuters’a konuşan bankacılar ayrıca, geçen hafta Merkez Bankası’nın rezervlerinde büyük bir artış olduğunu söylediler. Merkez Bankası, liranın değerini koruyabilmek için rezervlerini kullanma uygulamasından vazgeçmişti.

Dolar bugün likiditenin az olduğu erken saatlerde 26,10 lira değerinde işlem gördü. İlerleyen saatlerde 25,55 liradan işlem gören dolar, günü 26,03 lira ile kapattı. Dün dolar 26,05 lira ile günü kapatmıştı.

2023 yılında lira bugüne kadar yüzde 28 değer kaybetti. Liradaki değer kaybı, büyük ölçüde Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından gerçekleşti. Erdoğan seçilmesinin ardından, yüksek enflasyon karşısında faiz oranlarını düşürme gibi aykırı ekonomi politikalarından geri adım attı.

Merkez Bankası, ekonomi politikalarındaki değişimlerin parçası olarak, piyasadaki döviz talebini karşılamak ve liranın değerini korumak için rezervlerini kullanma uygulamasından vazgeçti.

Uzun süredir devam eden düşüşle geçen ay Merkez Bankası’nın net rezervleri tüm zamanların en düşük seviyesi eksi 5,70 milyar dolara inmişti.

Reuters haber ajansına konuşan dört bankacı, Merkez Bankası’nın net foreks rezervlerinin geçen hafta 8,5 milyar dolar artarak 9 milyar dolara yükseldiğini hesapladı. Net foreks rezervleri haftalık en büyük artışını gerçekleştirerek yeni bir rekora ulaştı.

Bundan önceki haftalık en büyük artış 8,2 milyar dolar ile 2002 yılı Şubat ayında gerçeklemişti. 23 Haziran’da bankanın toplam rezervlerinin 4,5 milyar dolar artarak 107,5 milyar dolara ulaşması bekleniyordu.

Merkez Bankası geçen hafta politika faizini 650 baz puan yükselterek, ekonomide ortodoks politikalara dönüşün sinyalini verdi.

Faiz artışı beklenenden düşüktü. Bazı analistler, Wall Street deneyimli yeni Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın Erdoğan yönetiminde sınırlı manevra alanına sahip olabileceğinden kuşkulanıyor.

Merkez Bankası ayrıca son yıllarda liralaşmayı hedefleyen bazı tedbir uygulamalarını sonlandırdı.

Erdoğan, uzun bir süredir faiz artırımının enflasyona neden olacağı görüşünü savunuyor. Merkez Bankası’nın faiz indirimleriyle 2021’deki kur krizinin ardından enflasyon yükselişe geçti.

Geçen Ekim’de yıllık enflasyon yüzde 85,51 ile 24 yılın zirvesine ulaşmıştı. Sonrasında düşüşe geçen yıllık enflasyon, henüz tek haneli rakamlara inebilmiş değil.

Reuters haber ajansının bir anketinde, Haziran ayı için aylık enflasyon yüzde 4,84 görülürken, yıllık enflasyon yüzde 39,47 olarak bekleniyor.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Prof. Dr. Demiralp: Enflasyonla Mücadele Birincil Öncelik Olmayabilir

Merkez Bankası’nın faiz kararını yorumlayan Prof. Dr. Selva Demiralp, “Özellikle de eldeki cephanenin kısıtlı olduğu, faiz artışı konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan fazla izin çıkmadığı bir noktada, erken gelecek yüklü bir faiz artışı psikolojik olarak daha güçlü bir etki yaratabilir, beklentiyi daha hızlı aşağı çekebilir ve bu şekilde ilerde daha az faiz artışı ile daha çok mesafe alınabilirdi” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“Böyle bir yolun seçilmemiş olması enflasyonla mücadelenin de birincil öncelik olmadığına, bundan ziyade ödemeler dengesi ile ilgili bir krizi önleyecek, içeriye bir miktar döviz girişi sağlayacak geçici bir programın ön planda tutulacağına işaret ediyor olabilir.”

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, Merkez Bankası’nın faiz kararını BBC Türkçe için yorumladı. Demiralp, “Merkez Bankası’nın faiz artırımı yeterli mi, karar U dönüşü mü?” başlıklı yazısında şunları ifade etti:

“Merkez Bankası, yeni başkan Hafize Gaye Erkan liderliğinde 22 Haziran’daki ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini 650 baz puan artırarak yüzde 8,5’ten yüzde 15’e çıkardı. Kararı takiben Cuma gecesi açıklanan düzenlemelerle bankacılık sistemi üzerindeki baskılar da bir miktar hafifletildi.

22 Haziran’da açıklanan PPK toplantısının karar metni, en azından prensip olarak eski anlayışın çöpe atıldığı izlenimi veriyor. Vaktiyle eski metinlerden tek tek çıkarılmış olan “sıkı para politikası” ibaresinin tekrar metne girdiğini görüyoruz.

Hatta bir adım daha ileri gidilip “Kurul, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için parasal sıkılaştırma sürecinin başlamasına karar vermiştir” ifadesi ile “enflasyonu düşürmek için faiz artırmak gerektiği” net bir şekilde ifade ediliyor.

Bu şekilde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Haziran tarihinde tekrar hatırlattığı “enflasyonu düşürmek için faizin düşmesi gerektiği” tezine ters düşen ancak ortodoks iktisatın temel anlayışını doğrulayan bir anlayışın savunulduğunu gözlemliyoruz.

Eski anlayış tıkandı, yan yollara sapıldı

22 Haziran’da açıklanan karar, kafamdaki en “güvercin” faiz artışının bile altında kaldı. Faiz artışının bu kadar düşük dozda kalmasını eski anlayıştan keskin bir kopuş ya da bir U dönüşünden ziyade eski anlayışın önünün tıkandığı bir noktada yan yollara sapma olarak yorumluyorum.

Eski dönemin muhasebesinin yapılmaması, “Yeni Ekonomi Modeli (YEM)” çerçevesinde agresif faiz indirimlerine giden PPK üyelerinin görevlerini korunması bu fikrimi destekliyor.

Faiz artışının düşük tutulması “kademeli” artış patikasının parçası mıdır, yoksa daha fazla faiz artışına izin çıkmadığının bir işareti midir?

Ben ikinci olasılığı yüksek buluyorum. Zira yeni ekibin temiz bir sayfa açıldığına, atılan adımın uzun soluklu olacağına dair vereceği sinyal açısından ilk faiz artışının sembolik bir önemi vardı.

Kaldı ki piyasa faizlerinin zaten yüzde 40’lı seviyelere ulaşmış olması, Merkez Bankası’nın kararının pratikteki sıkılaştırıcı etkilerini sınırlı tutacak, daha çok beklenti kanalını devreye sokmaya yarayacaktı.

Miktar az da olsa faiz artışına gidilmesi, YEM’e göre bir iyileşme değil midir? Elbette öyledir ve dengesizlikleri düzeltemese de en azından derinleşmesini engeller ve görece bir iyileşme sağlar. Ancak bu iyileşmenin ne kadar uzun soluklu olacağı, YEM ile derinleşen dengesizliklerin ne kadar düzeltilebileceğine dair ipuçları açısından önemli bir fırsatın harcandığını düşünüyorum.

Enflasyonla mücadele birincil öncelik olmayabilir

Şayet yeni ekibin amacı samimi şekilde yıllık enflasyonu yüzde 40 seviyesinden devralıp yüzde 5’lik hedefe indirmekse, önlerinde çok uzun ve maliyetli bir yol var. Çünkü enflasyon ne kadar yükselir ve o seviyelerde ne kadar uzun süre kalırsa enflasyon beklentilerini düşürmek için gereken acı reçete de o kadar büyür.

Bu durumda, o maliyeti asgariye düşürecek çözümler geliştirmek ve iletişim politikasını etkin olarak kullanabilmek önemli. Benim tercihim önden yüklemeli olarak gelecek faiz artışlarının piyasa beklentilerini aşağı çekmesi olurdu.

Özellikle de eldeki cephanenin kısıtlı olduğu, faiz artışı konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan fazla izin çıkmadığı bir noktada, erken gelecek yüklü bir faiz artışı psikolojik olarak daha güçlü bir etki yaratabilir, beklentiyi daha hızlı aşağı çekebilir ve bu şekilde ilerde daha az faiz artışı ile daha çok mesafe alınabilirdi.

Böyle bir yolun seçilmemiş olması enflasyonla mücadelenin de birincil öncelik olmadığına, bundan ziyade ödemeler dengesi ile ilgili bir krizi önleyecek, içeriye bir miktar döviz girişi sağlayacak geçici bir programın ön planda tutulacağına işaret ediyor olabilir.

Yetersiz faiz artışı hayatımızı nasıl etkiler?

Faiz artışı bir “acı reçete” olduğuna göre öncelikle bu reçeteyi alıp sağlığımıza kavuştuğumuzda neler olacağını anlayalım.

Acı reçetenin nihai amacı ekonomide enflasyon kaynaklı dengesizliklerin önüne geçmektir. Fiyat istikrarının sağlanması durumunda maaş artışları öngörülebilir enflasyon oranına göre gerçekleşeceği için alım gücünde yaşanan erimenin önüne geçilir.

Kurdaki değer kaybı da enflasyona bağlı olduğundan kur sakinleşir. TL’nin değerinin korunması, TL cinsi tasarruf araçlarını cazip hale getireceği için dolarizasyonun önüne geçilir. Bankalar TL cinsi uzun vadeli borçlandıklarında dış borç azalır.

Yatırımcı güveni, fiyat istikrarı ve finansal istikrar olan bir ortamda canlanacağı için üretim kapasitesini artıracak, üretkenlik artışına imkan sağlayacak yatırımlar için uygun zemin sağlanır.

Şimdi de bu reçetenin yetersiz dozda kaldığı düşük faiz artışlarına odaklanalım.

Yetersiz dozda verilen ilaç tedavi sağlamaz. Semptomları bir süre hafifletir. Ancak altta yatan sorun devam ettiği için sonrasında daha ciddi tedavi gerekebilir.

Nasıl ki yetersiz dozda antibiyotik alırsanız daha dirençli bakteri ile karşılaşıp daha yüksek dozda ilaca ihtiyaç duyarsanız, enflasyon da ne kadar katılaşırsa tedavisi o kadar zorlaşır.

Faiz artışlarının ağırdan alınması bir taraftan enflasyon beklentilerinde arzu edilen düşüşü sağlamazken, diğer taraftan halihazırdaki negatif reel faiz ortamı nedeniyle TL cinsi tasarruf araçlarına olan dönüş yetersiz kalır. Bu durumda kur ve enflasyon üzerindeki baskılar devam eder.

Yani bugün düşük tutulan ilaç, nihai olarak enflasyonu düşürmek için uygulanması gereken acı reçetenin dozunun artmasına neden olur.”

Paylaşın

Reuters’tan Dikkat Çeken “Merkez Bankası” Analizi: İyi Bir Mesaj Olmadı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan başkanlığındaki ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizi yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükselti. Karar sonrası ilk kez dolar 24,41’i, euro da 26,84’ü görmüştü. Türkiye’nin kredi temerrüt takası (CDS) ise 21 puan yükselerek 518’e çıktı

Merkez Bankası’nın faiz artırım kararı sonrası açıklamada bulunan Bakan Şimşek, “Finansman koşulları çok elverişli de olsa, karlılık çok cazip de görünse öngörülebilirlik olmadan kalıcı yatırım ve istihdam artışı sağlamak mümkün değildir. Öngörülebilirliği sağlayacak olan ise güvendir. Güven, ancak kurala göre politikalar uygulanarak temin edilebilir” dedi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararının ardından “Yatırımcılar, ikna edici olmayan faiz artışıyla kaçırılan fırsata hayıflanıyor” başlıklı bir analiz yayımladı.

Uluslararası yatırım şirketlerinden uzmanların görüşlerine yer verilen analizde, alınan faiz kararı sonrası yatırımcıların Türkiye piyasasına yönelik planlarını bir süre daha bekleterek paralarını kenarda tutmaya devam edebilecekleri iddia edildi.

TCMB, Perşembe günü Hafize Gaye Erkan başkanlığındaki ilk Para Politikası Toplantısı’nda (PPK) politika faizini yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükseltmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faizleri rekor düzeydeki enflasyona rağmen indirme doğrultusundaki ısrarına uyan Şahap Kavcıoğlu’nun başkanlığındaki Merkez Bankası, politika faizini 2021 yılındaki yüzde 19 seviyesinden yüzde 8,5’e kadar düşürmüştü. Göreve geldikten sonra ekonomide ortodoks politikalara dönüş sinyali veren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in önerisiyle Erkan’ın Merkez Bankası Başkanı olarak atanması ise faizlerin hızla eski seviyelerine doğru yükseltileceği doğrultusundaki beklentileri artırmıştı.

Merkez Bankası kararından önce yapılan Reuters anketi de faizlerin yüzde 21’e yükseltileceği yönünde bir beklenti olduğunu ortaya koymuştu.

Reuters analizinde, faiz artırımının 650 baz puanla sınırlı kalmasının, piyasalarda “Erkan’ın enflasyonla agresif biçimde mücadele için kısıtlı imkânının bulunduğu” izlenimi uyandırdığı belirtildi.

Viktor Szabo: İyi bir mesaj olmadı

Edinburgh merkezli uluslararası yatırım şirketi Abrdn’nin gelişmekte olan piyasalar yatırım direktörü Viktor Szabo, “Bu işi ciddiye aldıklarını göstermelerini sağlayacak mükemmel bir fırsatı kaçırdılar” değerlendirmesinde bulundu. Szabo, “İster siyasi kısıtlamalardan olsun ister bankacılık sisteminden korkmalarından, ama bu iyi bir mesaj olmadı” ifadesini kullandı.

Merkez Bankası rezervlerinin eridiği ve yabancı yatırımcıların Türkiye’den kaçtığı bir dönemde, yatırımcı dostu Şimşek’in bakanlığa getirilmesi ve TCMB Başkanı olarak Erkan’ın atanmasının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uygulattığı ekonomi politikalarının bazılarından geri dönülmesi için hızlı bir manevra yapılacağı yönündeki beklentileri kuvvetlendirdiğini hatırlatan Reuters, “Ancak analistler Perşembe günkü karardan sonra Erkan ve Şimşek’in Türkiye’nin gerçekten rota değiştirdiğini ispatlamak için daha da sıkı çalışması gerekeceğini söylüyor” diye ekledi.

New York merkezli küresel yatırım şirketi VanEck’in gelişmekte olan piyasalar portföy yöneticisi Eric Fine, TCMB hakkında yaptığı yorumda, “Artık daha az güvenilir görünüyorlar” dedi.

Fine, “Rezervler kullanılarak kurlara yapılan müdahalelere ihtiyaç duyulmasını engelleyecek seviyeye kadar faiz artırmaları lazım. Bunu yapmadılar” diye konuştu.

Paris merkezli Societe Generale finans şirketinin baş stratejistlerinden Marek Drimal, “Muhtemelen şu an için uzun vadeli yatırımcılar için yeterli değil. Sebebi de ekonomideki sorunların bazılarının büyüklüğü” dedi.

Ancak Drimal dâhil birçok uzman olumlu işaretler de görüyor. Drimal, defaatle faiz oranı konusunda kademeli hamlelerle ilerleyeceklerinin sinyalini veren Şimşek’in mesajlarını hatırlattı.

Tahmin edilebilir ve piyasa temelli ekonomi politikaları izleneceği vaadinde bulunan Şimşek, enflasyon hedefli modelin de sermaye girişini sağlayacağını iddia etmişti.

Dan Wood: Ölçülü hayal kırıklığı

ABD merkezli William Blair şirketinden gelişmekte olan piyasalar yöneticisi Dan Wood, “yatırımcı hayal kırıklığının ölçülü olması gerektiği” görüşünde.

Merkez Bankası’nın enflasyonda belirgin bir iyileşme sağlanana kadar faiz artırmaya devam edeceğinin sinyalini verdiğini belirten Wood, “Daha ortodoks bir ekonomi politikasına dönüleceğine işaret edilmesi, şüphesiz ki olumlu bir durum” dedi.

Kredi derecelendirme kuruluşu Scope Ratings’in direktör yardımcısı ve bir başka kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’ten bir ülke analisti de faizlerin artırılmasının olumlu olduğunu ancak asıl sorunun, Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Erkan’ın faiz artırmaya devam etmesine izin verip vermeyeceği olduğuna dikkat çekti.

New York merkezli yatırım yönetimi şirketi Neuberger Berman’dan portföy yöneticisi Kaan Nazlı, “Yatırımcıların hemen havlu atacağını sanmıyorum çünkü hâlen önümüzdeki aylarda gerisinin geleceğine dair beklenti var” dedi.

Nazlı, “Piyasa çok temkinli. Bu nedenle yeniden güven tesis etmek uzun zaman alacak. Ciddi boyutta ve daha uzun vadeli girişler için sıkı para politikasının epey bir süre sürdürülmesi gerekeceğini düşünüyorum” tahmininde bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı Erkan’dan “Enflasyonla Mücadele” Mesajı

Banka yöneticileriyle bir araya gelen Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, “Şundan emiminki hükümetimizi belirlediği hedefler doğrultusunda enflasyonla mücadele için tüm kurumlarımız kollarını sıvamıştır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunu istikrarlı ve kararlı bir şekilde yapacağımızdan eminim. Fiyat istikrarı, finansal istikrar için çok önemli, hem fiyat istikrarı hem finansal istikrarı sağlayarak enflasyonla mücadele edeceğiz.”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan başkanlığındaki ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizi yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükseltilmişti.

Piyasalarda hareketliliğe neden olan kararın ardından, Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan banka yöneticileriyle bir araya geldi.

Merkez Bankası Başkanı Erkan, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bankacılık sektörümüzle bir araya geldik verimli bir görme oldu. Bize sorunlarını ve makroihtiyati çerçeveyi sadeleştirme sürecindeki taleplerini ilettiler. Şundan emiminki hükümetimizi belirlediği hedefler doğrultusunda enflasyonla mücadele için tüm kurumlarımız kollarını sıvamıştır.

Bunu istikrarlı ve kararlı bir şekilde yapacağımızdan eminim. Fiyat istikrarı, finansal istikrar için çok önemli, hem fiyat istikrarı hem finansal istikrarı sağlayarak enflasyonla mücadele edeceğiz.”

Şimşek: Kararlılıkla kademeli olarak bu süreç yönetilecektir

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul’a hareketinden önce Ankara Esenboğa Havalimanı’nda basın mensuplarının sorularını yanıtlamıştı.

Şimşek, yaptığı değerlendirmede, “Ekonomi politikalarımız kısa vadede fiyat istikrarını ve finansal istikrarı hedeflemektedir. Bu hedeflere ulaşmada kararlıyız. Merkez Bankasının dünkü açıklamasında belirtildiği gibi bu bir süreçtir. Kararlılıkla kademeli olarak bu süreç yönetilecektir” ifadesini kullanmıştı.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, bu mesajını Türkçe ve İngilizce olarak paylaştığı mesajda da tekrarlamıştı.

Paylaşın

Merkez Bankası, Politika Faizini Yüzde 8,5’tan Yüzde 15’e Yükseltti

Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak, politika faizini yüzde 8,5’tan yüzde 15’e yükseltme kararı aldı. Böylece Merkez Bankası, Hafize Gaye Erkan’ın başkan olarak atanmasıyla birlikte 27 ay sonra ilk kez faiz artırımına gitti.

Haber Merkezi / Merkez Bankası, 2022 yılında ilk faiz indirimini ağustos ayında gerçekleştirmişti. Banka, politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 13’e çekmişti.

Ardından eylül ayında 100, ekim ve kasım aylarında ise 150’şer baz puanlık faiz indirimleri gelmişti. Aralık ve ocak aylarını pas geçen Merkez Bankası, şubatta 50 baz puanlık faiz indirimiyle politika faizini yüzde 8,5’e çekmişti.

Faiz kararının açıklanmasından önce piyasa anketlerinde beklenti faizin yüzde 17 ila 30 arasında bir seviyeye yükseltileceği yönündeydi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Piyasası Kurulu (PPK), tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Para Politikası Kurulu (Kurul) politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 8,5’ten yüzde 15 düzeyine yükseltilmesine karar vermiştir.

Kurul, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için parasal sıkılaştırma sürecinin başlamasına karar vermiştir.

Küresel ekonomide enflasyon düşerken, halen uzun dönem ortalamalarının çok üzerinde seyretmektedir. Bu nedenle, bütün dünyada merkez bankaları enflasyonu düşürmeye yönelik tedbirler almaktadır.

Ülkemizde, yakın döneme ilişkin göstergeler enflasyonun ana eğiliminde yükselişe işaret etmektedir. Bu gelişmede yurtiçi talepteki güçlü seyir, maliyet yönlü baskılar ve hizmet enflasyonundaki katılık belirleyici olmuştur. Kurul, bu unsurlara ek olarak fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın enflasyon üzerinde ilave olumsuz etki yapacağını öngörmektedir.

Kurul politika faizini enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaşmasını sağlayacak parasal ve finansal koşulları oluşturacak şekilde belirleyecektir. Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir. Enflasyon ve enflasyon eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir.

Parasal sıkılaştırma sürecinin başlaması ile para politikasının etkinliği artacaktır. Bununla birlikte, fiyat istikrarının sürekliliğini sağlamak hedefiyle, TCMB cari dengeyi iyileştirecek stratejik yatırımları desteklemeye devam edecektir.

Kurul, mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçeveyi, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek şekilde sadeleştirecektir. Sadeleşme süreci, etki analizleri yapılarak kademeli olacaktır.

Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede almaya devam edecektir.”

Hafize Gaye Erkan, son 4 yıl içinde Merkez Bankası’nın başına getirilen 5. isim

Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanı, Hafize Gaye Erkan’ın Merkez Bankası Başkanı olarak atanmalarının faiz oranlarında artışa gidileceği yönünde bir işaret olarak yorumlanmıştı.

Merkez Bankası başkanlığına Mart 2021’de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Naci Ağbal’ın yerine Şahap Kavcıoğlu atanmıştı. Kavcıoğlu, düşük faiz politikasıyla liradaki değer kaybı karşısında “liralaşma” adı verilen bir stratejiyi takip etmişti.

Lira son 10 yılda dolar karşısında yüzde 90’a yakın değer kaybetti. Enflasyon ise Kasım 2022’de resmi verilere göre yüzde 85’i geçerek 1998’den bu yana görülen en yüksek seviyeye çıkmıştı.

Merkez Bankası Başkanlığına atanan Hafize Gaye Erkan, 9 Haziran’da görevi Şahap Kavcıoğlu’ndan devralmıştı. Erkan son 4 yıl içinde Merkez Bankası’nın başına getirilen 5. isim oldu.

Paylaşın

Fitch, Türkiye İçin Faiz Tahminini Açıkladı: 2025’e Kadar Yüzde 25 Olacak

Fitch Ratings, Merkez Bankası’nın (TCMB) faizi yüzde 25’e çıkaracağını ve faizin 2025’e kadar bu seviyede kalmasını bekliyor. Kuruluş, Türkiye’nin 2023 büyüme beklentisini ise yüzde 2,5’te sabit tuttu.

Haber Merkezi / ABD merkezli uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, küresel ekonomik beklentilere dair bir rapor yayımladı. Raporda 2023 için küresel büyüme beklentisi yüzde 2’den yüzde 2,4’e yükseltilirken Türkiye’nin 2023 büyüme beklentisi yüzde 2,5’te sabit tutuldu.

Türkiye’nin 2024 büyüme tahmini de yüzde 3’te sabit tutuldu. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) faizi yüzde 25’e çıkaracağını öngören Fitch, faizin 2025’e kadar bu seviyede kalmasını bekliyor.

Öte yandan Reuters haber ajansının anketine katılan 18 ekonomist, Merkez Bankası’nın haftalık repo oranında artış öngörüyor. Ancak Merkez Bankası olası faiz artışının boyutu ve hızı gibi atabileceği adımlar konusunda bilgi vermediği için oranın hangi seviyede olacağı belirsizliğini koruyor.

Bazı ekonomistler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşük faiz politikasından vazgeçme konusundaki bağlılığına şüpheyle yaklaşıyor. Uygulanan bu politika doğrultusunda Merkez Bankası’nın 2021’de yüzde 19 olan politika faizi zaman içinde aşamalı olarak yüzde 8,5’e düşürüldü.

Faiz artırımına dair tahminlerin ortalamasına göre, 1.250 baz puan artışla faiz oranı bu ay yüzde 21’e çıkacak. Öngörüler yüzde 12,50 ila yüzde 30 arasında değişirken, bazı ekonomistler artışın kademeli gerçekleşeceğini düşünüyor.

Lira’nın değerini şimdiye kadar müdahalelerle korumaya çalışan Merkez Bankası’nın net döviz rezervleri eksi 5,7 milyar dolar ile rekor seviyeye düştü.

Rezervlerdeki düşüş nedeniyle uzmanlar, olası bir ödeme dengesi krizi konusunda uyarıda bulunuyor. Türkiye’nin cari işlemler açığı geçen yıl 48,4 milyar dolara yükseldi.

Yükselen enflasyon karşısında faiz indirimleri büyük ölçüde liranın değer kaybetmesine neden oldu. Lira 2018’den beri yüzde 80’den fazla değer kaybetti.

Yetkililer, ülkeyi terk eden yabancı yatırımcıların ve dövizin geri dönmesini ve böylelikle Merkez Bankası’nın liranın değerini sabit tutmak için müdahalesinin azalmasını umuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Merkez Bankası ile birlikte uygulayacağı politikaları onayladığını ve faiz artışına yeşil ışık yaktığını söylemişti.

Faiz artışı, yeniden seçilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüksek enflasyonla başa çıkmak için ortodoks ekonomi politikalarına yöneldiğine dair güçlü bir işaret olarak görülecek.

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, hayat pahalılığının ana gündem maddesi olduğu bir dönemde koltuğa geçti. Enflasyon geçen Ekim ayında yüzde 85,5 ile son 24 yılın zirvesine ulaşmış, geçen ay yüzde 40’ın altına gerilemişti. Türk Lirası’ndaki değer kaybı ise, geçen ayki seçimlerden sonra rekor seviyelere ulaştı.

Paylaşın