Bakırhan, Devlet Bahçeli’ye Seslendi: Erdoğan Çözümün Neresinde?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye seslenerek, “Siz Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasından bahsediyorsunuz. Ama ortağınız barış umudunuz yok etmek için son hızla devam ediyor” dedi ve ekledi:

“Siz bu sürece doğum sancısı diyorsunuz. iktidarınız bu sürece ölü doğum yaptırmak için çabalıyor. Kürt Türk ittifakını savunmak hepimizin görevidir. Biz barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz. Ortağınız ve yürütme erki olan Erdoğan çözümün neresindedir? Bu soruyu biz de 85 milyon insan da merak ediyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

“AKP iktidarı kaybettiği yerleri artık sandıkta alamayacağını çok iyi biliyor. Van’ı artık rüyasında bile göremeyeceğini çok iyi biliyor. Onun için kumpaslarla oyunlarla darbelerle bu iradeyi geri almaya çalışıyor. Van halkı, iradesi için günlerdir direniyor. Maalesef bir yargı var, yargı demek için bin şahit gerek.

AKP’nin özel kalem müdürü gibi çalışıyor. Polis talimatla gece yarısı evleri basıyor. Sonra kalkıp yargı kararı diyorlar. Hangi yargı kararı? Sandıkta yenemediğinizi yargı kumpasıyla pusu kurarak almaya çalışıyorsunuz. Van Büyükşehir Belediyemize bir gece yarısı çetevari bir şekilde girdiler. Sizden büyük darbeci, sizden büyük vesayetçi mi var.

Meclis Başkanı’na sesleniyorum. Senin vekilin, Şırnak halkının iradesini temsil eden Newroz Uysal’a yapılan işkenceyi kabul ediyor musun?

Van’dan Tişren’e kadar, bugünkü HDK operasyonuna kadar barış umudunu ortadan kaldırmak isteyen sabotajcı bir akıl var. Toplum 15 Şubat’ta Sayın Öcalan’dan çağrı beklerken iktidar çözümsüzlükte ısrar eden yaklaşımlarıyla topluma mesaj verdi. Bu sabah HDK’ye yapılan operasyonda en az 52 arkadaşımız gözaltına alındı.

Bu siyasi kırım operasyonu ülkenin barış, demokrasi ve çözüm arayışına yönelik topyekün bir saldırıdır. Bu baskıcı ve hukuksuz uygulamayı kınıyoruz, reddediyoruz. Her birimizin bu yolda alnımız aktır. Haklı mücadelemiz devam edecektir. Bu siyasi kırım operasyonlarının sayın Öcalan’dan gelmesi beklenen çağrının arefesinde olması, barış umuduna yönelik saldırıdır.

HDK’yi savunmaya devam edeceğiz. HDK biziz, biz HDK’yiz. Bir operasyon yapacaksanız hepimize yapın… Buradan Devlet Bahçeli’ye de sesleniyorum. Siz Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasından bahsediyorsunuz. Ama ortağınız barış umudunuz yok etmek için son hızla devam ediyor.

“Barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz”

Siz bu sürece doğum sancısı diyorsunuz. iktidarınız bu sürece ölü doğum yaptırmak için çabalıyor. Kürt Türk ittifakını savunmak hepimizin görevidir. Biz barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz. Ortağınız ve yürütme erki olan Erdoğan çözümün neresindedir? Bu soruyu biz de 85 milyon insan da merak ediyor.

Bugün Van’da kayyım atanıyor. Yarın Adana’ya İzmir’e de göz dikecekler. Bu sadece DEM Parti’ye yapılan bir şey değildir. Parti meselesi değil, demokrasi meselesidir. Birlikte mücadele etmekten başka şansımız yoktur.

Barış imkanı her konuşulduğunda ‘Kürtler AKP ile anlaşıyor diyenlere sesleniyorum’. Anlaşıyorsak Van’a neden kayyım atandı, neden Van’da gençlerimiz işkence görüyor? AKP ile anlaşan sizsiniz. 22 yıldır AKP ile mücadele eden en güçlü zemin burasıdır. Milletvekillerimiz, siyasetçilerimiz neden cezaevinde. Onlar rahat konforlu alanlarından değerlendirme yapıyorlar.

Antep’te BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklandı, kınıyoruz. Antep’te ciddi bir işçi direnişi var, biz de destekliyoruz. İşçilerin emekçilerin hakkını savunanların yeri cezaevi değildir.

Devlette bir akıl var ki barıştan, çözümden korkuyor. Kürtlerin düşman gibi gösterilmesine can atıyor. Çünkü iktidarları buna bağlıdır. Bu nedenle Kürt halkının her barış talebi kayyımlarla, gözaltılarla, tutuklamalarla sabote edilmeye çalışılıyor. Biz de sürekli güvercin tedirginliğinde yaşamaya devam ediyor.

Sayın Öcalan Kürdü bir tehdit olarak gören devlet algısının ortadan kalkması gerektiğini söylüyor. Gelin eski korkularımızı geride bırakalım diyor. Biz de bu paradigmayı destekliyoruz. Bu ülkenin ortak geleceğini, kardeşçe yaşam umudunu büyütmek istiyoruz.

Sürece ilişkin kaygıları olan muhalefete de seslenmek istiyorum; bu yeni paradigmayla güvenlik-beka uydurmaları statükocuların elinden alınacak, demokratik muhalefete geniş bir kazanım alanı açılacaktır. Onun için bu süreci desteklemek gerekiyor. Bu süreç sadece DEM Parti’nin sorumluluğunu alacak bir süreç değildir. Devletin zulmünün üzerini örten bu örtüyü almaya çalışıyor Öcalan.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan “Kayyım” Tepkisi: Bu Sömürge Hukuku Değilse Nedir?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Van Büyükşehir Belediyesine atanan kayyıma ilişkin, “Fazla söze gerek yok. Alınan önlemlere bakılırsa bu ülkede demokrasi var der misiniz? Van bu ülkenin bir kenti der misiniz? Bu işgal değil de nedir? Bu sömürge hukuku değilse nedir?” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Van’da kayyum atamaları ve İmralı sürecine ilişkin açıklama yaptı.

Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:  “Gelê Wanê mêvanên delal hûn bixêr hatin li ser çavan li ser saran hatin. Değerli basın emekçileri hepinizi saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz. Fazla söze gerek yok. Allah aşkına şu an alınan önlemlere, TOMA’lara, Türkiye’nin dört bir yanından buraya yığdırılan kolluğa bakılırsa bu ülkede demokrasi var der misiniz? Van bu ülkenin bir kentidir der misiniz? Bu bir işgal değil de nedir Allah aşkına! Böyle bir görüntü Türkiye’nin başka bir yerinde var mı? Bu sömürge hukuku değil de nedir? Gençlerin işkence ile gözümüzün önünde gözaltına alındığı, insanların bizimle buluşmasının engellendiği, Van halkıyla bizim aramıza bariyer, kalkan koymaya çalışan bu aklı kınıyorum.

Bu akıl yüzyıldır bu topraklarda hüküm sürüyor. Eğer yüzyıldır uyguladığınız inkarcı politikalar, red ve bastırma politikaları sonuç alsaydı, Bekir Kaya olur muydu, Nazmi Gür olur muydu, Abdullah Zeydan olur muydu, Neslihan Başkanımız olur muydu? Allah aşkına bu tekçi politikalarınızdan artık vazgeçin. Van halkı 14-14 yaparak size en büyük cevabı verdi. Van halkı “Bekir Kaya’yı alırsınız, belediyeyi gasp edersiniz ama ben de sandıkta hesabı 14-0 ile sorarım” dedi. Sizler buradan ders çıkarmak yerine 3 dönemdir Kürt halkının iradesine kayyım atayarak bu halkı durduracağınızı, kıracağınızı, davasından, kimliğinden vazgeçireceğinizi mi düşünüyorsunuz? Yanılırsınız. Büyük yanılırsınız.

Van halkıyla aramıza bariyer koyarak Van halkının kimliğinden vazgeçeceğini mi düşünüyorsunuz? Yanılırsınız. Bu Van öyle bir Van’dır ki haksızlığa, adaletsizliğe, onursuzluğa asla izin vermez. Bu Van yiğitlerin kentidir, barış annelerinin, onurluca mücadele eden yılmayan kadınların kentidir. Bu Van umudun, özgürlüğün, demokrasinin peşinde koşan gençlerin kentidir. Van yenilmez, pes etmez, Van gaspçı, hırsız kayyımlara asla onay vermez. Sizlerin Antep’ten, Gümüşhane’den, Kars’tan, Ardahan’dan buraya yığdığınız bu kolluk ve kayyımınız geçicidir.

Ama bin yıllardır burada yaşayan onurlu Van halkı kalıcıdır. Sizler gideceksiniz, yolsuzluk, hırsızlık yapan kayyımlarınız gidecek. Van halkının onurlu iradesi bir gün mutlaka burada tekrar iktidar olacaktır. Tekrar yerel yönetimleri alacaktır. Sizler gidicisiniz. Onun için zulüm yaparak vazgeçireceğinizi, kayyım atayarak bir daha yerel yönetimlerde halkın kendi iradesine sahip çıkmayacağını düşünüyorsanız yanılırsınız. 14-0 Van halkının onurudur. Bizler de onurlu Van halkının 14-0’ına sahip çıkacağız. 14-0 bizim için bir künye, sizin de alnınıza yazılmış kara bir lekedir. Ama lekeden utanır mısınız onu bilmem.

Ne demek istiyorsunuz siz şimdi? Kürtler siyaset yapamaz, Kürtler seçemez mi diyorsunuz? Kürtler belediye alamaz mı diyorsunuz? Dünyanın neresinde bir halkın iradesine 3 dönemdir kayyım atanıyor, gasp ediliyor? Hem de nasıl bir gasp. Allah aşkına gecenin 2’sinde 3’ünde sanki yabancı bir devletin bir kentini işgal ediyormuş gibi plastik mermilerle, joplarla, gazlarla onuruna sahip çıkan halkı yerlerde sürükleyerek döverek gözaltına alarak vazgeçiremezsiniz.

Eş Başkanımızın gözünü morartabilirsiniz ama direncini, onurunu, bağlılığını asla geri çeviremezsiniz. Bu morarmış göz sizin için büyük bir kötülük bizim için onurdur. Halkımız için dövülürüz de, sürükleniriz de, cezaevleri de yatarız, işkence de görürüz ama Bekir Kaya gibi Nazmi Gür gibi asla pes etmeyiz, asla eğilmeyiz, asla yorulmayız. Bu halkın davası onurlu bir davadır. Bu onurlu davanın demokratik bir barış ve eşit haklarla sonuçlanması için de mücadele etmeye, kazanmaya, halkın iradesine onuruna sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yargı kumpasıyla bizi vazgeçireceğimizi mi sanıyorsunuz?

Bütün Türkiye bütün dünya duysun. Abdullah Zeydan ne yapmış, hırsızlık yapmamış yolsuzluk yapmamış. Bir savcı beyefendi talimat üzerine suç icat etmiş. Bilirkişi ne demiş, bilirkişi demiş ki kardeşim böyle bir suç işlenmedi. O gün orada önlem alan jandarma ne demiş, demiş ki hayır bahsedilen şahıs suç mahalline gitmemiş. Peki utanmazlar sizin kendi kurumlarınız bir suç yok, bir suç oluşmamış demesine rağmen talimatla Abdullah Zeydan’a kayyım atayarak vazgeçireceğinizi mi düşünüyorsunuz? Sayın Öcalan ısrarla inatla 26 yıldır meselenin çatışma ve şiddet zemininden siyasal zemine geçmek için direniyor, uğraşıyor.

Yakın zamanda da bir yol haritası açıklayacak. Siz ne yapıyorsunuz? Siz çözüm istiyor musunuz, siz Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesinden yana mısınız? Siz bu irade gaspıyla nasıl çözeceksiniz? Siz bu Kürt düşmanlığı ile nasıl barışa ulaşacaksınız? Abdullah Öcalan çözüm için uğraşırken beyefendiler kayyım atıyor, yolsuzluk için hırsızlık için Kürt halkının iradesini gasp etmek için. Yok öyle yağma yok! Van sizi kabul etmez. Van bu kötülüğü unutmaz, Van bu onursuzluğa geçit vermez. Aklınızı başınıza toplayın, insan olun. Mert olun. Barış mı istiyorsunuz, çözüm mü istiyorsunuz, Kürt düşmanlığı mı istiyorsunuz, Kürt düşmanlığı mı yapacaksınız açık söyleyin bilelim. Ben açık söylüyorum. Bu el barış istiyor, bu el çözüm istiyor.

Bu el istiyor ki Kürt halkı kendi iradesini seçsin, kendi iradesi ile yönetilsin. Bu el diyor ki şiddet ve çatışma yerine demokratik zeminde sorunları müzakereyle, diyalogla çözelim diyor. Siz ne diyorsunuz? Allah aşkına kayyım atayarak, tutuklayarak, yargı sopasıyla muhalifleri, Kürtleri terbiye ederek mi çözeceksiniz? Ayıptır. Antidemokratik ülkeler, otoriter rejimler, diktatörler teker teker çöküyor, dersler alın Ortadoğu’dan. Türkiye’nin kurtuluşu kayyımda, gaspta, irade hırsızlığında değil; Türkiye’nin geleceği demokratik bir zeminde birlikte bu ülkedeki bütün renklerin başta Kürtler olmak üzere kardeşçe eşit bir şekilde yaşamasındadır.

Değerli halkımız, onurlu Van halkı, çok sayıda kurumumuz da var. Merak etmeyin. O belediye hep bizim olacak. O kayyım gidecek. O hırsızlık yapanlar gidecek. Yargıya talimat verenler gidecek. Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu halkları bu ülkeyi yönetecek hem de adil bir şekilde hem de kimsenin iradesini hapsetmeden, gasp etmeden yolsuzluk ve hırsızlık yapmadan. Ayıptır! Gerçi kime diyorum ki, kim utanacak ki? 2 dönem belediyeleri soydunuz, soğana çevirdiniz. Benim de belediye eş başkanlığı yaptığım Siirt’te trilyonlarca lirayla gasp ettiğiniz belediyeyi 500 milyon borçlandırdınız.

Van’ı milyonlarca lirayla borçlandırdınız. Utanmaz herifler. Van’ın hangi sokağında , hangi kahvesinde, hangi berberinde “kayyım nedir” diye sorarsanız hırsızlık, yolsuzluk, usülsüzlüktür der. Utanın biraz. Bu halkın iradesine saygı duyun. Kürt halkına düşmanlık etmeyin. En önemlisi son sözüm, karar verin. Demokratik çözüm mü, müzakere mi, diyalog mu, Kürt düşmanlığı mı? Buyurun bunun cevabını siz verin. Onurlu Van halkı hepinizin mücadelesi ve davası önünde saygıyla eğiliyorum. Burada bugün bariyerle olmasa yüzbinlere bizi karşılayacağınızı iradenize sahip çıkacağınızı da biliyorum. O günler de gelecek.”

“Diyalog süreci devam ederken iktidarın kayyım atamaları asla kabul edilemez”

Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Değerli basın emekçileri, kurum temsilcileri Van halkıyla dayanışmak için İstanbul’dan Ankara’dan gelen değerli kurum temsilcileri hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum, hoş geldiniz baş göz üstüne geldiniz. Hepimiz Van halkının yüreğine sığınarak buradayız. Bu faşist, otoriter rejimin baskılarına direnen Van halkının yanına geldik. 31 Mart’ta bir tarih yazdı Van halkı, sizleri kutluyoruz gurur ve onur duyuyoruz sizinle. Sizler 31 Mart’ta bu haksızlığa dur dediğiniz için bugün rövanş almak istediler.

Eş Başkanımız söyledi ceza verdikleri Abdullah Zeydan hem bilirkişi raporuna hem de jandarmanın ifadelerine rağmen, suçsuz olduğu ispatlandığı halde kararın bu şekilde çıkması rövanşist bir yaklaşımdır. Van halkından öç almak isteyen bir yaklaşımdır. Van’ın 14-0’lık başarısını hazmedemeyen bu iktidarın uygulamasıdır. Abdullah Zeydan, Neslihan Şedal seçilen bütün seçilmişlerimiz Kürt halkının ve Türkiye halklarının onurudur, öyle kalmaya da devam edecek.

Van belediyesi en çalışkan, en sevilen, en başarılı belediyelerimizden biridir. Biz bu sevgi selini 31 Mart’ta gördük, bu sevgi selini günlerdir kar ve kış demeden havanın eksi derecelerde olduğu Van’da belediyede nöbet tutan halkımızda gördük. Binlerce teşekkürler sevgili Van halkı. Belediyeye giriş fotoğrafları, o videolar. İçişleri Bakanı da Adalet Bakanı da sarayda oturan Erdoğan da iyi izlesin o videoları. Hani protesto ediyorlar ya sözüm ona yalandan, İsrail Filistinlilere nasıl davranıyorsa o belediyeye sabaha karşı girişleri aynı fotoğraftır. Adeta başka bir ülkeyi işgale gider gibi Van’ı işgal etmiş durumdalar. Karşımızda kurulan bariyelerleri çift kat kuruyorlar. Halkla buluşmamızı engellemek için. Siz nerede hangi kafayı yaşıyorsunuz? Van halkı zaten burayı 14-0 yaparak sizin kayyımcı anlayışınıza defolun gidin, sizi istemiyoruz demiştir.

Biz bu faşizan uygulamaların 1980’de Fatsa’da Terzi Fikri’ye nasıl yapıldığını biliyoruz. 1980’de Kenan Paşa’nın askeri postallarla Türkiye’de darbe yaptığını hatırlayalım. Aynı darbeyi şimdi saray, polis ve kolluk kuvvetiyle yapmıştır. O dönem geçici olan kayyımlar 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu ülkede kalıcı bir rejim haline getirilmiştir. Bu şahlıktır, padişahlıktır, faşizmdir, otoriterliktir ve biz halk olarak bunu asla kabul etmeyeceğiz. İstanbul’dan İzmir’den Çukurova’dan Ankara’dan lütfen hepiniz dönün ve Van’a kulak verin. Bugün sadece Kürtlerin seçtiği belediyelere değil, sadece Kürt halkının ittifak kurduğu belediyelere değil aynı zamanda kent uzlaşısı ile seçilmişlere dönük de operasyonlar hız kesmiyor.

Bugün bu iktidarın etekleri o kadar tutuşmuş ki, iktidarı kaybetme korkusu onlara o kadar sinmiş ki İstanbul’da kent uzlaşısı yapılmış yerlere de operasyonlar gerçekleştirdiler ve birkaç gün önce çok sayıda insanı tutukladılar. Bu faşizan ve otoriter uygulamalar devam ettikçe bizler halkımızla beraber Kürtler Türkler Araplar, bu ülkede yaşayan bütün farklı halklar ve inançlarla beraber çok daha büyük kent uzlaşıları kuracağız. Çok daha büyük demokrasi mücadelesi yürüteceğiz. Bu ülkede tesis edilmek istenen istibdad rejime, otoriter rejime karşı en geniş yelpazedeki demokrasi mücadelemizi sergilemeye devam edeceğiz.

Şu bilinsin ki bir yandan diyalog süreci devam ederken bu iktidarın kayyım atamaları asla kabul edilemez. Van halkının şunu iyi bildiğini biliyorum. 15 Şubat Sayın Abdullah Öcalan’ın komployla Türkiye’ye getirildiği gün. Böylesi tarihi bir günde bilerek, isteyerek ve planlayarak Van Büyükşehir Belediyemize kayyımı aynı gün atadılar. Bundan dolayı da sizleri kınıyoruz kınıyoruz kınıyoruz. Şu bilinsin ki onlar istedikleri kadar havadan, karadan saldırsınlar, tepemizde uçaklar uçursunlar. Kürt halkının, demokrasi güçlerinin iradelerine ipotek koymaya çalışsalar da bizler barış demekten vazgeçmeyeceğiz.

Barış için, demokrasi için ne bedel ödememiz gerekiyorsa zaten ödüyoruz, ödemeye de devam edeceğiz. Bizim için belediyeler dört duvar değildir. Bizim için belediyeler sokaktır, halktır. Bizim için belediyeler kadınlardır, gençlerdir, barış anneleridir. Biz hırsızlar tarafından çalınmış olan belediyelerin o dört duvarının içine hiçbir zaman sıkışmadık, sıkışmayacağız. Şu şöyle bilinsin, biz dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye devam edeceğiz, onurumuz olan seçilmişlere sahip çıkmaya devam edeceğiz. Mücadelemize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

DEM Parti’den Kayyım Tepkisi: Süreci Dinamitlemeyi Mi Hedefliyorsunuz?

Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atanmasına tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, “Saray’a ve doğrudan Erdoğan’a soruyoruz. Siz bugün Van’a kayyum atayarak var olan diyalog sürecini dinamitlemeyi mi hedefliyorsunuz? Barış sürecinin konuşulduğu ve toplumun umutlandığı bir dönemde, bu diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz?” dedi.

Tülay Hatimoğulları, “Bize bu kadar yoğun bir şiddet uygulamalarını ‘Nasılsa bir süreç devam ediyor, bu normaldir’ diye algılayacağımızı zannediyorlarsa çok yanılıyorlar. İktidar ve Erdoğan, barışı, bu diyalog sürecini sabote ededursun biz barış demekten, barış için bedel ödemekten ve mücadele etmekten bir adım bile geri adım atmayacağız. Bunu böyle bilsinler” ifadelerini kullandı.

Ankara’da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, kayyum atamasına tepki gösterdi. DEM Parti Meclis Grubu, Van’a gitme kararıyla yola çıkarken Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan basın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları ve Bakırhan şunları söyledi:

Tülay Hatimoğulları: “Yine sabaha karşı bir operasyonla, bir siyasi darbeyle uyandık. Gün geçmiyor ki bu topraklarda devletin ve iktidarın şiddetiyle karşılaşmayalım. Bugün de sabaha karşı Van Büyükşehir Belediyemize kayyım atandı. Bugün günlerden 15 Şubat. 15 Şubat, Sayın Öcalan’ın uluslararası bir komployla Türkiye’ye getirildiği gündür.

Basın emekçileri bize sürekli olarak, Sayın Öcalan’dan beklenen açıklamanın acaba böylesi sembolik bir günde, yani 15 Şubat’ta mı gerçekleşeceğini soruyordu. Biz de ‘Hazırlıklar yetişirse olabilir ama kuvvetle muhtemel hazırlıklar yetişmeyecek ve sonrasına bırakılacak’ diyorduk. İşte, böylesine sembolik günde ve Van gibi halkın direnişinde sembolleşen bir ilimizin büyükşehir belediyesine kayyım atandı.

Bugüne kadar AKP’nin, Saray’ın nasıl çalıştığını çok iyi biliyoruz. Bu sembolik günlere nasıl önem atfettiklerini çok iyi biliyoruz. Buradan Saray’a ve doğrudan Erdoğan’a soruyoruz: Siz bugün Van’a kayyım atayarak ne yapmaya çalışıyorsunuz? Siz bugün Van’a kayyım atayarak var olan diyalog sürecini dinamitlemeyi mi hedefliyorsunuz? Barış sürecinin konuşulduğu ve toplumun umutlandığı bir dönemde bu diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz? Bu soruları Erdoğan’ın cevaplaması gerekiyor.

Bakın, Erdoğan ayağının tozuyla yurt dışından geliyor ve kayyım atanıyor. Kayyımın elbette evvelden planlandığını, geçtiğimiz kayyım atamalarından çok iyi biliyoruz. Siirt Belediyesine kayyım olarak atanan şahsın günler öncesinden kendi ismini tabelaya yazdırarak cebinde taşıdığını biliyoruz. Erdoğan’ın da yurt dışından döner dönmez, ayağının tozuyla ‘Var olan planı uygulayın’ diyerek talimat verdiğini çok iyi biliyoruz.

Değerli Türkiye halkları, sizler de çok iyi takip ettiniz. 31 Mart’ta Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Sevgili Abdullah Zeydan’a mazbatanın verilip verilmemesiyle ilgili tartışmalar yürüdü ve Van halkı tarihi bir direnişe imza attı. Van halkının o direnişi sadece Türkiye’de konuşulmadı. Ortadoğu’da, Avrupa’da ve dünyanın dört bir yanında konuşuldu. Bugün 15 Şubat hedeflenerek, 14’te 14 kazandığımız Van’da Büyükşehir Belediyemize yönelik bu adımın atılmasının rövanşist bir tutum olduğunun altını çizmek isterim.

Evet, bu iktidar, Kürt halkından ve Van direnişinden rövanş almaya çalıştığı için bugün kayyım atanmıştır. Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Abdullah Zeydan’a 3 yıl 9 ay ceza verildiğinde, hemen ertesi gün Van’a gittim. Van’ın o güçlü direnişine, o güçlü sahiplenişine ve eş başkanlarına gösterdiği sevgiye ve dayanışmaya bizzat tanıklık ettim. Bütün Türkiye de buna tanıklık ediyor. Havanın soğuk olmasına rağmen insanlar ateşler yakarak iradesine sahip çıktı, çıkmaya da devam ediyor. Atanan kayyımlar, bizim ve halkın nezdinde yok hükmündedir.

Bu bir komplodur, kumpastır. Sevgili Abdullah Zeydan ile ilgili karar verildiği günde bilirkişi raporu mahkeme heyetine sunuldu. Bilirkişi raporu Abdullah Zeydan’ın lehinedir. Aynı şekilde, askerlerden dinlenen tanıklar da mahkemeye verdikleri resmi ifadelerde, Abdullah Zeydan’ın o bölgeye girmediğini belirtmiştir. Bu ifadeler mahkeme tutanaklarında mevcuttur. Buna rağmen, beraatle sonuçlanması gereken bu kararın cezayla sonuçlanması kayyımın yolunu döşemek içindir. Bunları asla kabul etmiyoruz.

Bugün sadece Van’a değil, aynı zamanda İstanbul’a; sadece Kürt belediyelerine değil, aynı zamanda kent uzlaşısıyla seçilen İstanbul’daki belediyelere dönük yapılan saldırılar ortadadır. Kent uzlaşısına yönelik operasyonla göz altına alınan belediye meclis üyeleri ve belediye başkan yardımcılarının hepsi tutuklandı. Uzlaşıya ceza veren, uzlaşıyı yargılayan bir iktidar barış hakkında ne düşünüyor? Bu, bütün toplumu kaygılanmıştır.

Bugün dünyanın hiçbir yerinde uzlaşı dava konusu edilmemiştir. Türk-Kürt kardeşliği dava edilmemiştir. Türk-Kürt kardeşliğini 1 Ekim’den bu yana Sayın Devlet Bahçeli yaptığı her açıklamada ifade etti. Bu saiklerle de değerlendirdiğimizde Devlet Bahçeli hakkında da dava açmaları gerekiyor. Çünkü başsavcı, gözaltına alma gerekçesinde kent uzlaşısını örgütsel bir suç, Kürt-Türk kardeşliğini ifade etmeyi örgütsel bir suç olarak göstermiştir. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz.

İrademizi gasp edenler, irademize çetevari biçimde çökenler bilsinler ki, İstanbul’dan Van’a, Edirne’den Hakkari’ye tüm kentlerdeki toplumsal dinamiklerle uzlaşılarımız çok daha etkili ve sonuç alıcı bir şekilde neticelenecektir. İktidar bunu böyle bilsin, böyle okusun. Kayyım atamalarını, gözaltı ve tutuklamaları, sabaha karşı Van Belediyesini korsanca basıp orada insanlara şiddet uygulayarak gözaltına almalarını, bize bu kadar yoğun bir şiddet uygulamalarını ‘Nasılsa bir süreç devam ediyor, bu normaldir’ diye algılayacağımızı zannediyorlarsa çok yanılıyorlar.

Bizler barış için on yıllardır bu topraklarda mücadele ediyoruz. Bizler Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için yıllardır bu topraklarda en ağır bedeli ödeyen siyasi hareketiz. Bileşenlerimizle, dost kurumlarımızla, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle birlikte yıllardır barış diyoruz. Onlar barışı sabote ede dursun, iktidar ve Erdoğan barışı, bu diyalog sürecini sabote ede dursun; biz barış demekten, barış için bedel ödemekten ve mücadele etmekten bir adım bile geri adım atmayacağız. Bunu böyle bilsinler.

Bu dönemde bize diz çöktüreceklerini zannedenlere, Kürt halkı üzerinde uyguladıkları Çöktürme Planının çöktüğünü bir kez daha hatırlatmak isterim. Bugün biz bu sürecin barışla taçlanması için elimizden gelen her türlü çabayı sergilemekteyiz. Erdoğan, AKP ve iktidar bunun tam tersini yapmaktadır. Türkiye’deki bütün muhalif kesimler ve toplumsal dinamikler bu diyalog sürecinin barışla taçlanmasını beklemektedir.

Burada oyunu bozan ve diyalogu dinamitleyen bu iktidarın kayyım atamalarıdır, tutuklamalarıdır, baskılarıdır. Bunları asla kabul etmediğimizi buradan bir kez daha ifade ediyoruz. Onlar ne yaparsa yapsın, biz barışın mücadelesini vermekten vazgeçmeyeceğiz. Aynı zamanda bu genişletilmiş baskı aygıtlarına karşı demokratik zeminde en güçlü şekilde mücadelemizi vereceğiz. Buradan Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, haktan ve adaletten yana olan tüm kesimlere seslenmek istiyorum. Kent uzlaşısı operasyonuna karşı duran herkese sesleniyorum.

Bu baskılara karşı demokratik zemindeki mücadelemizi her yerde ve alanda daha güçlü bir şekilde sürdürmenin zamanıdır. İstanbul’dan Van’a kadar faşizme karşı ortak demokratik mücadeleyi yürütme çağrısını buradan yineliyoruz. Kayyımlara ve bu baskılara karşı direnmeye, mücadelemizi meydanlarda ve demokratik zeminde sürdürmeye devam edeceğiz. Açıklamamız sona erdikten sonra Tuncer Başkan ve MYK üyelerimizle Van’a geçeceğiz. Bir açıklama da orada gerçekleştireceğiz.

Van halkıyla, bütün Türkiye halklarıyla bu faşizan uygulamaları protesto etmeye devam edeceğiz. Kayyım gasptır, darbedir; kayyım 12 Eylül’den daha beter bir darbedir. Bunları asla kabul etmiyoruz. Biz bu darbeci anlayışa karşı tüm gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz. Çağrımız da baskı altında olan, bu haksızlıklara karşı olan bütün kesimleredir. Gelin, hep birlikte bu otoriter rejimin uygulamalarına dur diyelim ve mücadelemizi büyütelim.”

“Erdoğan’ın yurt dışındaki demokrasi nutuklarına kim inanır? “

Tuncer Bakırhan: “Bugün 15 Şubat. 15 Şubat, uluslararası komplonun yapıldığı gündü. Bu komplo Kürt’ün Türk’e, Türk’ün Kürt’e kırdırtılmaya çalışıldığı bir planlamanın sonucuydu. Sayın Öcalan 26 yıldır bunu teşhir etti. Demokratik bir cumhuriyet için, Kürtlerin, Türklerin ve diğer halkların eşitçe ve kardeşçe bir arada yaşayacakları bir zemin için 26 yıldır direniyor. Sayın Öcalan demokratik bir çağrıya hazırlanıyorken, büyük bir hazırlık yapıyorken, tam da uluslararası komployla getirildiği günün yıldönümünde Van Belediyesine kayyım atanıyor.

Şimdi bunun art niyetli olmadığını söyleyebilecek kimse var mı? Komplonun yıldönümünde, 14-0 yapan bir kentimizin belediyesi gasp edilmiştir. İki dönemdir atanan kayyımcı anlayışı reddederek üçüncü dönemde de açık arayla bütün belediyeleri alan Van’da belediyemiz gasp edilmiştir. Gasp edilme sebebi de Sayın Zeydan’ın çatışma süren bir bölgeye, çatışmaları engellemek için gittiği iddiasına dayanan bir soruşturma. Bilirkişi raporunda zaten o bölgeye kimsenin gitmediği söyleniyor. Öyle bir görüntü de yok.

Orada güvenlik önlemi alan jandarmanın raporunda da kimseyi o alana bırakmadıkları söyleniyor. Ancak bilirkişi raporuna ve jandarmaya rağmen yargı ceza verdi. Türkiye yargısı emin olun ki tek partili dönemleri aratan bir noktadadır: Savcı hazırlıyor, polis tutukluyor, hakim ceza veriyor ve İçişleri Bakanı talimatıyla halkın iradesine kayyım atanıyor. Bunu kabul etmek, buna itiraz etmemek bizim kitabımızda yazmaz. Bizim mücadele geleneğimiz gaspa ve anti demokratik uygulamalara karşı mücadele eden bir gelenektir.

Sandıkta yenişemeyeceksin, Van halkı 14’te 14 yaparak kayyımcı politikalarına büyük bir ders verecek. Sen de hiç olmamış bir şeyi yargı eliyle bir suçmuş gibi gösterip ceza vereceksin. Korsanvari bir şekilde, çetevari bir şekilde gece saat 02:00’de gaz bombaları ve plastik mermilerle Van Belediyesini basacaksın. Gazetecileri, orada iradesine sahip çıkan halkı gözaltına alacaksın, ters kelepçe vuracaksın. Emin olun ki bu kötülüğü, bu düşmanlığı kimse unutmaz.

Bu kötülük ve düşmanlık yargının verdiği kumpas bir kararla örtülemez. 14’te 14 yapan onurlu Van halkı kendi iradesine sahip çıkacaktır. Yeri ve zamanı geldiği zaman sandıkta yine kendi iradesine sahip çıkacaktır. Sabah akşam terör diyorlar. Buradan sormak istiyorum: Sandıkta iradesini seçen halkın, kendi iradesine sahip çıkması mı terördür? Yoksa çetevari bir şekilde, sanki başka bir ülkenin toprağını işgal eder gibi toplarla ve tüfeklerle belediyeye girip halkın iradesini gasp etmek mi terördür?

Terör diyenler önce bunun cevabını versin. İnsan biraz utanır! Bir taraftan bir tartışma süreci devam ediyor, diğer taraftan bunu fırsat bilip halkın iradesi gasp edilmeye çalışılıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Van’dan İstanbul’a kadar örülmeye çalışılan bütün kumpaslara karşı direneceğiz, mücadele edeceğiz. Bu anti demokratik uygulamalara karşı kent uzlaşısını sokakta da caddede de örgütleyerek bu gaspın karşısında durmaya devam edeceğiz.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan 3 günlük yurt dışı gezisinde çözüm ve demokrasi nutukları atıyordu. Ancak tam da Türkiye’ye indiği saatlerde ayağının tozuyla kayyım atandı. Kim inanır dışarıdaki nutuklara? İnsanlar, Van halkının iradesine atanan kayyımlara bakarak sizin notunuzu verir. Sizi samimiyete davet ediyoruz. Amacınız nedir? Siz Kürt sorunu deyince ne anlıyorsunuz, ne yapmaya çalışıyorsunuz? Gerçekten bir çözümden mi yanasınız, bu tartışmaların bir çözüme evrilmesinden mi yanasınız? Yoksa bunları da gerekçe yaparak halkların iradesini gasp etmeye mi çalışıyorsunuz?

Biraz net olun, mertçe cevabını verin. Biz bir kez daha mertçe çözümden, barıştan, demokrasiden ve müzakereden yana olduğumuzu söylüyoruz. Şimdi soruyoruz iktidara, yürütme erkine: Siz neden yanasınız, ne istiyorsunuz? Bu gaspçı anlayışınızı nereye kadar devam ettireceksiniz? Bir taraftan bu gaspçı ve çetevari yaklaşım, diğer taraftan çözüm olmaz. Sizi aklı selime davet ediyorum, halkın iradesine saygı göstermeye davet ediyorum, Van halkının iradesine saygı göstermeye davet ediyorum.

Türkiye’yi bir kayyım rejimiyle yönetmeye çalışıyorlar. Demokrasiden korkan, sandıktan korkan, halkın iradesinden korkan ve Türkiye halklarının rızasını artık alamayacağını anlayan bu sistem bu kayyımcı anlayışla yol yürüyemez, bir yere gidemez. Bu yol, yol değil. Bu yol, sandıkta halkın iradesine çarpar, Van’da olduğu gibi 14’te 14 olur. Tabela partisi olursunuz. Birazdan Van’a geçeceğiz ve iradesine sahip çıkan halkımızla birlikte olacağız. Onlar gibi mücadele edeceğiz, direneceğiz. Bu gaspı, bu siyasi darbeyi kabul etmeyeceğiz. İktidarı bu gaspçı anlayıştan vazgeçirene kadar da mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz.”

Soru: Geçen günlerde Öcalan’ın bir mektubunun Kandil’e ulaştığı iddiaları gündeme geldi. Bir mektup gönderildi mi ve bu mektup nasıl gönderildi?

Hatimoğulları: Biz de Sayın Öcalan’ın örgütünün yapmış olduğu açıklamaları basından izledik. Kendilerine bir mesajın ulaştığını kamuoyuyla paylaştılar. Mektubun heyetimiz üzerinden gittiği de bilinen bir şey. Sanırım bu kadar bilgi yeter. Uçakla mı gitti, kuşlar mı götürdü o kadarını bilmiyorum tabii ki.

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Türkiye’nin Size İhtiyacı Var

Kalp kapakçığı ameliyatı geçiren Devlet Bahçeli’yi arayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Bahçeli’ye “Barış ve kardeşlik çalışmaları konusunda Türkiye’nin size ihtiyacı var” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kalp kapakçığı değişten Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye geçmiş olsun dileklerini iletti.

DEM Parti’den yapılan açıklamada, “Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, kısa süre önce ameliyat olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi telefonla arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti. Bahçeli’nin sağlık durumunu soran Bakırhan, ‘Barış ve kardeşlik çalışmaları konusunda Türkiye’nin size ihtiyacı var’ dedi” ifadelerine yer verildi.

Devlet Bahçeli, geçtiğimiz perşembe günü Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nde kalp ameliyatı oldu. Bahçeli, iki gün sonra taburcu oldu.

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan: Tarihi Bir Süreçten Geçiyoruz

”Özgürlük İçin Demokrasi Mitingi”nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Tekçi ve mezhepçi rejimler, farklılıkları yok sayan otoriter rejimler birer birer çöküyor. Ortadoğu’daki bu kaos, kriz ve çatışmanın ortasında en güvenli şey kapsayıcı olmaktır, farklılıkları kabul etmektir, ötekileştirmemektir. İnançların ve kimliklerin kendi farklılıklarıyla adil ve eşit bir zeminde yaşamasını sağlamaktır. Sayın Öcalan ne yapıyor? Tam da bunu yapıyor” dedi ve ekledi:

“Amed özgür olsun, Amed’in iradesine kayyım atanmasın, Siirt’in Koçerleri kendi kimliği ve yaşam biçimiyle özgürce yaşasın diye bir yol haritası hazırlıyor. Sayın Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor, onurlu bir mücadelenin yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan sadece Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan bütün etnik ve inanç gruplarının eşit olmasının yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye demokratik olsun. Sayın Öcalan istiyor ki Kürtler özgürce anadilini konuşsun, anadilinde eğitim görsün. Sayın Öcalan istiyor ki Kürt halkının seçmiş olduğu iradeye kayyım atanmasın. Amed’i Amed’in iradesi yönetsin, Batman’ı Batman’ın iradesi, Siirt’i Siirt’in iradesi yönetsin.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat’ta yapması beklenen açıklamasından önce, Diyarbakır’da “Barış İçin Özgürlük Mitingi” düzenledi. Mitingde konuşan Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

Değerli Amed halkı, Vedat Aydın’ın yoldaşları, direnişin ve mücadelenin başkenti, sizleri saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Vazgeçmeyen, direnen, mücadele eden duruşunuz karşısında saygıyla eğiliyorum. Sizler öyle bir mücadele sahibisiniz ki sizi reddedenler, inkar edenler, yok sayanlar yeniden İmralı kapılarını açarak Sayın Öcalan ile görüşmeye başladı. Bu görüşmenin mimarı sizlersiniz, bu eser sizlerindir. Tekrar Kürt meselesinin Türkiye’de tartışılmasını sağlayan siz değerli halkımızsınız. Onun için sizlerle ne kadar gurur duysak azdır. Bugüne kadar mücadele eden, direnen, kimliğine ve diline sahip çıkan siz Amedliler, Batmanlılar, Siirtliler, Kürdistan coğrafyasında yaşayan tüm Kürtler; onurlu bir barış, diyalog ve müzakere için dün olduğu gibi bugün de bu sürece sahip çıkacak, Türkiye’de demokratik ve eşitlikçi bir zeminin oluşmasına katkı sunacaksınız.

“Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor”

Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Tekçi ve mezhepçi rejimler, farklılıkları yok sayan otoriter rejimler birer birer çöküyor. Ortadoğu’daki bu kaos, kriz ve çatışmanın ortasında en güvenli şey kapsayıcı olmaktır, farklılıkları kabul etmektir, ötekileştirmemektir. İnançların ve kimliklerin kendi farklılıklarıyla adil ve eşit bir zeminde yaşamasını sağlamaktır. Sayın Öcalan ne yapıyor? Tam da bunu yapıyor. Amed özgür olsun, Amed’in iradesine kayyım atanmasın, Siirt’in Koçerleri kendi kimliği ve yaşam biçimiyle özgürce yaşasın diye bir yol haritası hazırlıyor. Sayın Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor, onurlu bir mücadelenin yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan sadece Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan bütün etnik ve inanç gruplarının eşit olmasının yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye demokratik olsun. Sayın Öcalan istiyor ki Kürtler özgürce anadilini konuşsun, anadilinde eğitim görsün. Sayın Öcalan istiyor ki Kürt halkının seçmiş olduğu iradeye kayyım atanmasın. Amed’i Amed’in iradesi yönetsin, Batman’ı Batman’ın iradesi, Siirt’i Siirt’in iradesi yönetsin.

Değerli halkımız, biliyorum tereddütleriniz ve kuşkularınız var. Çok zulüm gördünüz, çok baskı gördünüz. Bu tartışma sürecine de tereddütle yaklaşmanız gayet normaldir. Bu meydanda, bu surların dili olsaydı Amed halkının yaşadığı zulmü ve baskıyı anlatmaya kelimeleri yetmezdi. İşte siz, faili meçhullere, katliamlara ve yok saymalara rağmen bugün on binlerle bu alanda yine yeniden ve daha güçlü bir şekilde iradenize sahip çıkarak bu baskıcı rejime doğru yolu gösterdiniz! Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye barışını sağlayarak Ortadoğu’da güçlü bir ülke olsun. Türkiye, barışını sağlayarak demokratik reformlarla bölgede örnek olsun. Sayın Öcalan istiyor ki savaşa ve çatışmaya ayrılan 3 trilyon dolar Siirt’in yoksuluna, Batman’ın emekçisine, Edirne’deki asgari ücretliye, Ankara’daki emekliye harcansın. Sayın Öcalan, kalkınmış, demokratik, refah içerisinde yaşayacağımız, herkesin kendi kimliğiyle özgürce yaşayacağı bir Türkiye’nin yol haritasını hazırlıyor. Şimdi soruyorum: Sizler Sayın Öcalan’ın yanında mısınız?

“Kürtler masada kandırılacak bir halk değil”

Sizler Sayın Öcalan’ın hazırladığı ve kısa süre içerisinde açıklayacağı demokratik çözümün yol haritasının yanında mısınız? Sizler baskılara inat, ret ve inkara inat, zulme inat barışı ve demokrasiyi savunmaya devam edecek misiniz? Emin olun ki sizin bu gür sesiniz, bize güç veren birliğiniz ve görüntünüz, önümüzdeki günlerde hepimize layık bir barış sürecine evrilecektir. Merak etmeyin, korkmayın. Kürtler 100 yıl önceki Kürtler değil. Kürtler masada kandırılacak bir halk değil. Kürtler Türkiye’nin ve bölgenin en dinamik, en güçlü, en örgütlü halkıdır. Siz var oldukça hiç kimse ama hiç kimse bizleri kandıramaz. Siz güçlü olduğunuz müddetçe bizi reddedenler, tıpkı bugün olduğu gibi çözüme ve müzakereye gelmek durumunda kalacaktır. Onun için güçlü olun, inançlı olun, umutlu olun. Kesinlikle sizlere layık, geçmişimize layık, bedellerimize layık bir süreç olacaktır.

İnşallah yakın zamanda Sayın Öcalan’ın bizlerle ve Türkiye halklarıyla paylaşacağı bu süreci hep birlikte göreceğiz. Me gelek ba û bahoz dît. Lê em newestiyan. Me dev ji doza xwe berneda diyordu bir şair. Evet, biz çok şey yaşadık ama mücadelemizden vazgeçmedik. Biz çok şey gördük ama mücadele etmekten, barışı savunmaktan geri durmadık. Şimdi bizlere daha büyük bir görev düşüyor. Beraber olacak mıyız? Birlikte olacak mıyız? Genciyle, kadınıyla hep birlikte bu ülkeyi demokratikleştirecek miyiz? Rojava’da yaşayan, Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan halklar için statü talep etmeye devam edecek miyiz? Her ne kadar bu iktidar Kuzey ve Doğu Suriye’ye İHA/SİHA’lar gönderse de oradaki kardeşleriniz, soydaşlarınız, yoldaşlarınız inşallah demokratik haklarını kazanacaktır. Sizin burada onlar için ortaya koyduğunuz bu dayanışmayı da unutmayacaklar. Türkiye’ye demokrasi, Türkiye’ye özgürlük, Rojava’ya statü demeye devam edecek miyiz?

Sayın Recep Tayip Erdoğan geçen gün “Diyarbakır’ın kaderi Türkiye’nin kaderidir. Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur” dedi. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: Diyarbakır’ın kaderi Türkiye’nin kaderi, Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzuruysa, o zaman Sayın Erdoğan, bu meydanda toplanan Diyarbakırlıların dediğine kulak ver. Diyarbakır ne diyor? Barış diyor, Kuzey ve Doğu Suriye’ye statü diyor. Diyarbakır ne diyor? Sayın Öcalan’a özgürlük diyor. Diyarbakır ne diyor? Sayın Öcalan’ın açıklayacağı yol haritasının arkasındayım diyor. Diyarbakır adalet ve eşitlik istiyor. Baskının ve zulmün son bulmasını istiyor. Sana katılıyoruz Diyarbakır. Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur. Onun için burada huzuru sağlayacak adımlar acilen atılmalıdır.

Değerli halkımız bir konu daha var. İktidar burada çözüm, Rojava’ya SİHA/İHA demeye devam ediyor. Türkiye’de çözüm, Rojava’da savaş olmaz. Türkiye’de barış tartışmaları, Rojava’da savaş planları olmaz. Türkiye’de barış olacaksa Rojava da bu kapsama alınmalı. Türkiye, Suriye’de Kürtlerin, Alevilerin ve diğer halkların kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşadığı bir rejimin oluşması için oyun kurucu olmalıdır, bozucu olmamalıdır. Türkiye kendi tekçiliğini Suriye’ye ihraç etmek yerine, Suriye’yi Arap Cumhuriyeti olarak değerlendirmek yerine, oraya demokrasiyi ihraç etmelidir. Demokratik Suriye demelidir. Suriye’nin bütün halkları ve inançları kapsayacak bir noktaya gelmesini sağlamalıdır.

“12 metrekarede müzakere olmaz”

12 metrekareye milyonlarca insanın yüreğini sığdıramazsınız. Öcalan milyonların yüreğidir, umududur. Milyonların umudu bir hücrede izolasyon altında kaldığı müddetçe de biz sizin samimiyetinize güvenemeyiz. 12 metrekarede müzakere olmaz. 12 metrekarelik hücrede demokrasi olmaz. Öcalan’ın Amed halkıyla buluşmasını sağlayın, Amed halkının Öcalan’la buluşmasını sağlayın. Öcalan’ın toplumla, toplumun Öcalan’la buluştuğu reformları acilen yaparak bir yol temizliği yapın. Amedliler coşkunuzu biliyorum, inancınızı ve kararlılığınızı görüyorum. Emin olun ki güzel günler bizi bekliyor. Ölümün olmadığı, kanın akmadığı, canların yitmediği, adaletin ve demokrasinin olduğu, kendi iradenizin sizi yönettiği bir Türkiye’ye az kaldı.

Birlikte olursak ve güçlü örgütlenirsek güçlü barışı sağlayabiliriz. Bizim köklerimiz sizlersiniz. Sizler olduğunuz müddetçe ve biz bu kaynaktan beslendiğimiz müddetçe emin olun ki Kürtler, Türkiye’de yaşayan herkes güzel yaşayacaktır. İnsanların kimliğinden dolayı ötekileştirilmediği, gazetecilerin tutuklanmadığı ve katledilmediği, siyasi tutsakların serbest bırakıldığı bir Türkiye’yi oluşturuncaya kadar sizlere söz olsun ki Vedat Aydınlara, Apê Musalara, Mehmet Sincarlara, Sevê Demirlere layık bir mücadele ortaya koyacağız. Bugün burada ortaya koyduğunuz bu iradeyi ve duruşu, bu talepleri İmralı Heyetine aktaracağız; Amed’in, Batman’ın ve Siirt’in selamlarını da Sayın Öcalan’a ileteceğiz.

Değerli Amedliler, İmralı Adası idamlarla anılan bir adadır. İmralı Adası tecritle, 12 metrekarelik hücreyle anılan bir adadır. Biz istiyoruz ki İmralı Adası barışla anılsın. Biz istiyoruz ki İmralı Adası barış adası olsun. İmralı’yı barış adası yapıncaya kadar mücadele edeceğimize ve Kürt halkına, Türkiye’deki ezilenlere ve emekçilere onurlu bir barış ve gelecek hediye edeceğimize olan inançla hepinizi tek tek selamlıyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Hepimize kolay gelsin.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Öcalan, Onurlu Bir Barışın Formülünü Hazırlıyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Sayın Öcalan tarihi bir açıklama için hazırlığını sürdürüyor. Açıklamanın içerisini net olarak bilmemekle birlikte; açıklamanın kendisinde Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi yatıyor” dedi ve ekledi:

“Mesele sadece bir çağrı meselesi değil. Çağrı yapılabilir. Bu konuda Sayın Öcalan’ın bir hazırlığı olduğunu dün de söyledik. Çok tarihi bir açıklamaya hazırlandığını belirttik. Bu tarihi açıklamada Türkiye’nin demokrasisini ve demokratikleşmesini, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünü, onurlu bir barışın formülünü Sayın Öcalan hazırlıyor.”

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) “Toplumsal Barış ve Özgürlük Buluşmaları” sürüyor. Diyarbakı’daki Çand Amed Kongre Merkezi’nde bu kapsamda halk buluşması gerçekleştirildi.

Buluşmada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “Yeri geliyor bu ülkeyi yönetenler, ‘Kürt sorununun çözümü Diyarbakır’dan geçer’ diyor. Bazen birileri çıkıp ‘AB’nin yolu Amed’den geçer’ diyor. Amed sadece bizim gözümüzde değil, aynı zamanda bu ülkeyi yönetenler açısından da çok önemli bir kent. Biz de tekrar ediyoruz. Hem çözümün ve barışın yolu Amed’den geçer, aynı zamanda Ankara’dan da geçer. Biz de Amed’in yanına Ankara’yı ekleyelim.

Çünkü bu çözüm ve barış süreçleri aynı zamanda tarafların birlikte oturup istişare ettikleri, müzakere ettikleri ve bir sonuca vardıkları bir süreçtir. Amed ve Ankara bu tartışmaların bir çözüme evrilmesinin merkezleridir. Zaten Türkiye çözümü derken biz tam da bunu kastediyorduk. Yüz yıldır Türkiye’de devam eden, son 40 yıldır Türkiye’nin enerjisini, ekonomisini, toplumsal enerjisini emen, büyük bir sorundan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu sorun aynı zamanda ekonomiktir, sosyaldir, siyasaldır, toplumsaldır. Birçok yönü olan böylesine devasa böylesine önemli bir sorunun tartışıldığı bir süreci yaşıyoruz.

Bahçeli ile başlayan, İmralı’ya iki kez heyetimizin gitmesiyle birlikte Sayın Öcalan’ın sürece dahil olduğu çok önemli tartışmalar yürütüyor Türkiye. Bu tartışmalardan bir süreç çıkmasını umuyoruz, bu tartışmaların bir barış sürecine evrilmesini istiyoruz. Bunu istemek yetmiyor, aynı zamanda bunun altyapısını da oluşturmak gerekiyor. Aynı zamanda onurlu bir barışa dönüşmesi için bu meseleye sahip çıkmamız gerekiyor.

“Halkın dahil olmadığı hiçbir mücadele başarıya ulaşmaz”

Bu meseleyi kendi meselemiz gibi görüp, biraz daha fazla ve güçlü yüklenmemiz gereken bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Sizin burada söyleyeceğiniz düşünceler bizim için de esastır. Çünkü bizim yolumuzu açan bizatihi halklarımızın kendisidir. Halkın dahil olmadığı, bedel ödeyenlerin söz hakkının olmadığı hiçbir mücadele başarıya ulaşmaz. 40 yıldır bütün zulüm ve baskılara bugün Kürt meselesi tartışılıyorsa tam da sizin dahil olmanızdan, sizin bu meselenin ana aktörü olmanızdan ve bizim de öyle görmemizden kaynaklıdır. Emin olun bu partiyle halk arasındaki, Kürt hareketiyle Kürt halkı arasındaki bu ilişki takdire şayan bir ilişkidir. Halkın bizzat katıldığı, söz söylediği, düşüncesini ifade ettiği, yeri geldiği zaman eleştirdiği, önerileriyle mücadeleyi zenginleştirdiği başka bir mücadele yoktur.

Sayın Öcalan tarihi bir açıklama için hazırlığını sürdürüyor. Açıklamanın içerisini net olarak bilmemekle birlikte; açıklamanın kendisinde Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi yatıyor. Mesele sadece bir çağrı meselesi değil. Çağrı yapılabilir. Bu konuda Sayın Öcalan’ın bir hazırlığı olduğunu dün de söyledik. Çok tarihi bir açıklamaya hazırlandığını belirttik. Bu tarihi açıklamada Türkiye’nin demokrasisini ve demokratikleşmesini, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünü, onurlu bir barışın formülünü Sayın Öcalan hazırlıyor.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Bakırhan’dan “Öcalan” Açıklaması: Tarihi Çağrıya Hazırlanıyor

Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yakın zamanda ‘tarihi bir çağrı’ yapacağını ifade etti.

Grup toplantısı sonrası gazetecilerin konuya ilişkin sorularını da yanıtlayan Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir çağrıya hazırlanıyor. 15 Şubat mı olur biraz sonrası mı olur bilmiyorum ama evet tarihi bir çağrı yapılacak Sayın Öcalan tarafından” dedi ve ekledi:

“Tarihi bir çağrı birçok şey içerisinde barındırıyordur kesin. İçeriği bilmiyorum. Çünkü orada ne olduğunu çok bilmiyoruz. Gidip gelen heyetlerle, heyetlerden aldığımız bilgilere göre konuşuyoruz ama muhtemelen bu çağrı içerisinde benzer şeylerin olma ihtimali yüksek. Söyledim arkadaşlar çok kısa bir sürede. Bir hazırlık var, bir çalışma var. Tarihini belirtemiyorum. Yani 15 Şubat’ta olabilir biraz sonrası da olabilir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yakın zamanda ‘tarihi bir çağrı’ yapacağını ifade eden Bakırhan, çıkışta gazetecilere verdiği yanıtta da “15 Şubat’ta sonrasında da olabilir” dedi.

DEM Parti olarak geçtiğimiz günlerde Alevi örgütlerinin temsilcileriyle bir araya geldiklerini hatırlatan Bakırhan “O toplantının gündemi de Alevilerin eşit yurttaşlık talebi olduğu gibi tabii ki çözüm tartışmalarıydı. Gördük ki Alevi canlar da tartışmaları destekliyorlar. Bir kez daha onlara teşekkürlerimi iletmek istiyorum” dedi.

6 Şubat depremlerinin 2. yıl dönümüne az kaldığını hatırlatan Bakırhan “Depremzede yurttaşlarımızla dayanışma içindeyiz. Onların taleplerinin bugün de yarın da sözcüsü olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Bakırhan şöyle devam etti: “İktidar deprem bölgelerinde çok iyi eserler yapıyorlarmış gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Emin olun Antakya toz duman içinde, insanların hala çadırlarda yaşadıkları bir Antakya ile karşı karşıya kaldık. Deprem bölgesindeki yurttaşlara söz veren iktidar yine sınıfta kaldı. Depremzedelerle dayanışma içinde olacağız.”

Konuşmasında iktidarı da hedef alan Bakırhan “Bu ülkeyi yönetenler yüz yıldır demokrasiden korkarak ülkeyi yönetiyorlar, hakkını arayan kimliğini arayan kesimlere karşı bu rejim hiçbir zaman demokratik olmadı. AKP iktidar da demokrasi iddiasıyla gelmişti ancak demokrasinin zerresi kalmadı, neredeyse geçmiş günleri aratacak hale getirdi ülkeyi. Bağımsız ve adil bir yargı için tek bir adım atılmadı. Yalnızca iktidar değil yandaş bir gazeteci bile şikayet etse insanlar tutuklanıyor” ifadesini kullandı.

Konuşmasının devamında Pınar Gültekin cinayetine değinen Bakırhan, “Adli tıp raporuna göre diri diri yakıldığı tespit edilen Pınar Gültekin davasında bu canice öldürmeye Yargıtay haksız tahrik indirimi istiyor, bu yargıya nasıl güveneceğiz. Bu karardan Yargıtay vazgeçmeli.

“Yandaş olmak tek geçerli sebep” diyen Bakırhan, bürokraside liyakatın kaybolduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: “Hiçbir zaman olmadığı kadar akademisyenin ihraç edildiğini görüyoruz. Gerçekleri yazan gazeteciler cezaevine giriyor. Kimse kimseyle dayanışmasın istiyorlar ama biz her yerdeki acıya ve haksızlığa ses çıkaracağız.”

Muhalefetin yönetimindeki belediyelere yönelik operasyonlar da Bakırhan’ın konuşmasında yer buldu. Bakırhan “Sadece bizimle yetinmiyorlar baskıcı kayyımcı zihniyeti batıya ihraç etmeye çalışıyorlar. Artık CHP’nin belediyelerine de kayyım atıyorlar. Yerel yönetimlere hangi partiden olmasına bakmaksızın sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.

Basına yönelik baskılara tepki gösteren Bakırhan “Gazeteciler cezaevlerinin değişmez müdavimi oldular” dedi. Siirt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren Bakırhan, şöyle devam etti: “Kayyım, cebinde isimliğiyle dolaşıyormuş. Kayyımcı anlayışı kınıyoruz. Siirt halkı da Türkiye halkları da kabul etmiyor. Siirt halkının iradesi yok sayıldı, bir halkın umudunu çalmak, ekmeğini çalmaktan daha büyük bir hırsızlık ve vicdansızlıktır.

Aslında cezalandırdıkları eşitlikçi hizmettir. Milletvekili olduğum Siirt’in bu cumhuriyetten çekmediği şey kalmadı. Bir kent düşünün, onlarca yılını olağanüstü hal ile geçiriyor. Kürtler vardır ama siyasi iradeleri yoktur yaklaşımından iktidarı vazgeçirmeye çalışıyorum. Kürtlere de iradesine de saygı duyacaksınız.

İster hoşunuza gitsin, ister gitmesin, kayyum atamaları Kürt düşmanlığıdır. Aynı zamanda modern sömürgeciliğin en karanlık yüzüdür. Kürt halkı büyük bedellerle ırk ayrımcılığına karşı mücadele etti. 90’ların karanlık faili meçhul cinayetlerini nasıl tarihe gömdüyse kayyımcı anlayışı da tarihe gömeceğine eminim. Bu kayyımcı anlayış, AKP’nin alnında kara bir leke olarak kalacak.

Hem silah bırakma çağrısı yapıp hem de gençlerin, kadınların olduğu yerde gösteri yapıp silah göstereceksin. Bu uygulamayı yapanların açığa çıkarılması çağrısı yapıyorum. Kimse bize süreç var, bu kayyım uygulamalarını görmezden gelin demesin, kimse süreç var size tokat atarız sesinizi çıkarmayın, her hukuksuzluğu yaparız sessiz kalın demesin. Bizim belediyemizi gasp edenler bilsin ki bu halkın iradesi fermanla teslim alınmaz. Biz buradayız, diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Bu fermanlar vız gelir tırıs gider.

Türkiye’deki toplum bir barış sürecine evrilmesini istiyor. Bu tarih fırsatı bozmamak gerekiyor. Güvenlikçi bir perspektif ve zehirli bir dil bu süreci geriye götürür. Rasyonel bir çözüm arıyoruz Kürt sorunu için. Öcalan, çatışmaları fikri ve siyasi zemine çekme çağrısı yapmış iken iktidarın dili de buna uygun olmalıdır. Barış istemeyi güçsüzlük olarak algılamayı reddediyoruz.”

İmralı görüşmelerine değinen Bakırhan, “Sayın Öcalan Kürt sorunun köklü ve kalıcı çözümü için demokratik bir Türkiye’nin inşası için önümüzdeki günlerde bir tarihi çağrıya hazırlanıyor” diye konuştu.

“Çağrı 15 Şubat’ta olabilir”

Grup toplantısı sonrası gazetecilerin konuya ilişkin sorularını da yanıtlayan Bakırhan’a “Tarihi bir çağrıya hazırlanıyor. 15 Şubat mı olur biraz sonrası mı olur bilmiyorum ama evet tarihi bir çağrı yapılacak Sayın Öcalan tarafından” dedi ve ekledi:

“Tarihi bir çağrı birçok şey içerisinde barındırıyordur kesin. İçeriği bilmiyorum. Çünkü orada ne olduğunu çok bilmiyoruz. Gidip gelen heyetlerle, heyetlerden aldığımız bilgilere göre konuşuyoruz ama muhtemelen bu çağrı içerisinde benzer şeylerin olma ihtimali yüksek. Söyledim arkadaşlar çok kısa bir sürede. Bir hazırlık var, bir çalışma var. Tarihini belirtemiyorum. Yani 15 Şubat’ta olabilir biraz sonrası da olabilir.”

İmralı ziyareti olacak mı?” sorusuna da yanıt veren Bakırhan, “Henüz netlik yok. Çağrıyı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Kayyım” Tepkisi: Reddediyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yaptığı açıklamada, kayyum atanmasını reddettiklerini belirtti.

Haber Merkezi / Tuncer Bakırhan, “Halk iradesi, gaspçı zihniyeti yenecek. Belediye Eş Başkanlarımız hakkında uydurma gerekçelerle soruşturma açıp ceza vererek kayyım hukuksuzluğunun yolunu açmak siyasi hiledir. Siyasi hilekarlıkla barış ve demokrasi yan yana olmaz” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın yerine Siirt Valisi Kemal Kızılkaya’nın Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini duyurdu.

Kayyım atanmasına DEM Parti eş başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları da tepki gösterdi. Tuncer Bakırhan da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kayyum atanmasını reddettiklerini belirtti.

“Halk iradesi, gaspçı zihniyeti yenecek. Belediye Eş Başkanlarımız hakkında uydurma gerekçelerle soruşturma açıp ceza vererek kayyım hukuksuzluğunun yolunu açmak siyasi hiledir. Siyasi hilekarlıkla barış ve demokrasi yan yana olmaz” ifadelerini kullanan Bakırhan, “Sandıkta kazanamadığı halkın kurumlarını yargı ve idare yoluyla gasp eden bu zihniyeti en güçlü şekilde reddediyoruz” dedi.

Hatimoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “kayyım darbesine direnecekleri” mesajını verdi. Hatimoğulları, “Barış kayyımcı anlayıştaki ısrarla değil; demokrasiyle, hakla, hukukla sağlanır. Barışın umudunu yeşertmeye çalıştığımız bugünlerde gerçekleşen bu irade gaspını kabul etmiyoruz. Kayyım darbesine direnmekten, onurlu bir barış için mücadele etmekten tek bir geri adım atmadık, atmayacağız” ifadelerini kullandı.

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Barış Süreci” Açıklaması: Somut Bir Yol Haritası Yok

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “1 Ekim’den beri bir tartışma süreci başladı. Çözüm süreci demiyorum. Bir tartışma süreci. Çünkü kaç aydır tartışmanın ötesine geçen bir pratik yok, somut bir adım yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi için ortaya konmuş bir yol haritası yok. Sadece meselesinin sonuçlarıyla ilgilenen, meselenin ortaya çıkarmış olduğu sonuçların ortadan kaldırılmasını isteyen, meselenin esasına girmeyen, tartışmayan bir tartışma süreci yürüyor. Bu tartışma süreci artık bir süreç olacaksa pratik somut adımlara dökülmesi gerekiyor. Önce ne yapılması gerekiyor? İmralı’nın kilidinin açılması gerekiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Adana il örgütü tarafından düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Bakırhan’ın konuşması şöyle:

“Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 2000 öncesinde ben de bir süre Adana’da bulundum. Aslında siyaseti Adana’da öğrendim. Adana’daki mücadele birikimi ve direnişten çok şey öğrendik. Adana mertliğin, direnişin, dayanışmanın ve ortak mücadelenin kentidir. Hep böyleydi, böyle kalmaya da devam edecek. Adana’ya ve Adana’nın mücadelesine çok büyük saygı duyuyorum. Kadri Bağdu’yu rahmetle anıyorum. Kadri arkadaşımız gazete dağıtıyordu; biz de şu an burada olan birçok arkadaşımızla birlikte mahalle mahalle, ev ev dolaşıyorduk.

Demokrasi mücadelesine, sistemin zulmüne karşı mücadeleye davet ediyorduk halkımızı. Bugün burada Adana’daki bu renklerle birlikte olmaktan büyük gurur ve onur duydum. Umarım daha güzel günlerde bir araya geliriz ve bu yaşadıklarımızı yad ederiz. Türkiye’de bunun zemini var. Hiçbir zaman olmadığı kadar umudumuz büyük, mücadelemiz büyük geleceğe dair. Başarıya ulaşmamız için çok önemli bir zemin ve fırsat yakalamış bulunmaktayız. Bunu hep birlikte mücadele ederek ve dayanışarak bir yere getireceğimize eminim. Kadri Bağdu’yu katledenleri unutmadık. Sistem Kadri Bağdu şahsında binlerce faili meçhul cinayeti bize unutturmaya çalışıyor. Benzer birçok dava cezasızlıkla sonuçlandı.

Ama bir gün mutlaka buradaki renkler yönetim olduğunda, demokratik bir yargı olduğunda; sadece yolsuzlukların ve talanın değil, bizden aldıkları yoldaşlarımızın da hesabını soracağız. Bunun sözünü, Kadri Bağdu şahsında bütün yaşamını yitirenlere ve ailelerine vermek istiyorum. Salonda çok kıymetli ve değerli arkadaşlarımız var. 30 yılını cezaevinde geçiren, pes etmeyip bugün aramızda olan arkadaşlarımıza da selam ve sevgilerimi iletmek istiyorum. Onlar bu mücadelenin yenilmeyeceğinin en güzel fotoğrafıdır. 30 yıl sonra tekrar bizimle birlikte oturmaları, mücadele etmeleri çok kıymetlidir. Arkadaşlarımıza, hevallerimize geçmiş olsun, hoş geldiniz diyoruz. Ödediğiniz bedellerin karşılığında fazlasıyla demokratik kazanımlar olacağını belirtmek istiyorum.

Ortadoğu’da çok ciddi çatışmalar ve savaşlar var. Çok çetin bir süreç yaşanıyor. 100 yıl önce bütün kimlikleri yok sayan tekçi ve vesayetçi rejimler birer birer çöküyor, ortadan kalkıyor. Bu rejimler sadece kendi halklarına kötülük yapmadılar, aynı zamanda Ortadoğu’yu da emperyalist güçlerin müdahalesine açtılar. Bugün Ortadoğu’da kanayan bir yara var, bir kaos var, içinden çıkılmaz bir durum var. Ama Ortadoğu’da başka bir şey daha var. 100 yıldır yenilmeyen, kimliğine sahip çıkan, otoriter ve tekçi rejimlere itiraz eden halklar da var. O halklar pes etmediler, direndiler ve bugün Ortadoğu’da bizim umudumuz olan bir sistem ördüler.

Kuzey ve Doğu Suriye’den, Rojava’dan bahsediyorum. Rojava, uğruna çok insanın bedel ödediği bir mücadelenin yarattığı bir sonuçtur. Orada halklar birlikte yaşıyor, orada hiçbir kimlik yok sayılmıyor. Orada hiçbir inanç yok sayılmıyor. Orada Hıristiyanlardan Ermenilere, Çerkeslerden Araplara Alevilere ve Kürtlere kadar birçok halk bir arada yaşıyor. Orada kadın özgürlükçü bir paradigma var. Seküler, diğerinin yaşamına karışmayan bir zemin var. Reel sosyalizmden sonra “bitti tükendi” denilen umudu yeşerten bir zemin var, bir yaşam biçimi var. Halkların, emperyalizme ve kapitalizme karşı demokratik bir şekilde bir arada kavga etmeden yaşayabileceğini kavradıkları için Kuzey ve Doğu Suriye’ye emek veren; bugün dünyanın umudu olan o zemini yaratan herkese saygılarımızı iletiyoruz.

“Rojava’yı tehdit olarak gören tek ülke Türkiye”

Ortadoğu’da kan akıyor ama bir yer var ki 13 yıldır tek bir Arap’ın burnu kanamamış, tek bir Hıristiyan inancından dolayı dışlanmamış. Yok sayılanlar yönetime gelmiş; kentini, ilçesini, köyünü, mahallesini yönetiyor. Kaynaklar oradaki insanlar arasında eşit bir şekilde paylaşılıyor. Orada emperyalist/kapitalist sistem karşısında olan bir yaşam biçimi var. Ama direnişlerinden dolayı, birlikteliklerinden dolayı bütün dünyanın sempatisini üzerlerine topluyorlar. Bütün dünya Rojava’yı örnek gösteriyor, oradaki yaşam biçiminden ilham alıyor. BM’ye bağlı 205 ülke var ve Türkiye dışındaki bütün ülkeler Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye statü elde etsin diyor.

Tek bir ülke var akışın tersine gidiyor. O ülke de maalesef Türkiye. Dünya, ‘Kürtler IŞİD barbarlığını yendi’ diyor, Kürtler ve birlikte yaşadığı halkların yarattığı bu zemine saygı duyuyor ama Türkiye orayı tehdit olarak görüyor. Ya Türkiye doğru yolda ya da 200’ün üzerindeki ülke doğru yolda. Sizce hangisi? Bence Türkiye’nin gözünü Kürt nefreti bürümüş ve yanlış yolda. Yanlış yolda gittiğini kabul etmiyor. Dünyaya umut olan, kadınlara umut olan, Ortadoğu karanlığında aydınlık bir gelecek inşa eden Kuzey ve Doğu Suriye yönetimiyle Türkiye’nin iyi ilişkiler geliştirmesi gerekiyor.

Türkiye HTŞ ile görüşüyor, Suriye’nin daha nasıl olacağını bilmediğimiz rejimiyle görüşüyor ama dünyanın saygı duyduğu Rojava’yı tanımadığı gibi bir taraftan da SMO adlı çetelerle bir karmaşa çıkarmaya çalışıyor. Türkiye’yi bu yanlış siyasetten vazgeçmeye çağırıyoruz. Türkiye’yi Kürtlerle diyalog ve müzakere kurmaya çağırıyoruz. Türkiye’yi 100 yıllık Kürt düşmanlığından, Kürt karşıtlığından vazgeçmeye çağırıyoruz. Gerçekten Türkiye’de bir barış istiyorlarsa ve bu konuda samimilerse Türkiye’de barış, Kuzey ve Doğu Suriye’de savaş olmaz. Orada da barış olmalıdır. Kürtleri Rojava, İran, Irak Kürtleri diye ayıramazsınız. Bir yerde el uzatmayı, diğer yerde namlu ucu doğrultmayı kimse kabul etmez.

Kürtler hiç kabul etmez. Kürtlerin dostları, devrimciler, sosyalistler, emekçiler, ezilenler hiç kabul etmez. Türkiyeli yöneticiler Suriye’nin valisi gibi konuşuyorlar. Suriye devleti Türkiye’ye bağlı bir vilayetmiş gibi konuşuyorlar. Bürokratlar ve bakanlar, Suriye’nin dışişleri bakanı gibi konuşuyor. Çeşitli halkların olduğu, kriz ve kaosun hüküm sürdüğü bir yerde demokratik bir rejimin kurulması için katkı sunması gereken Türkiye’yi, Suriye’nin valisi olmaktan çıkmaya davet ediyorum. Suriye Suriyelilerindir. Suriye Kürtsüz olmaz, Alevisiz olmaz.

Suriye, gerçekten Suriye olacaksa; Kürtler, Aleviler ve diğer etnik ve inançsal grupların eşit bir şekilde yaşayacakları bir zeminde olur. 100 yıl önceki tekçi, farklı kimlikleri ve inançları reddeden bu anlayıştan, bu anlayışı desteklemekten vazgeçmeye çağırıyoruz. Türkiye, Suriye’de yapıcı bir rol oynamalıdır; bozucu bir rol oynamamalıdır. Türkiye, Suriye’deki rejimin karakterinin demokratik olması için mücadele etmelidir. Aksi halde Suriye’ye büyük kötülük yapar. Esad’a olan hıncını Alevilerden alacak bir rejim olmasın istiyor insanlar. Kadınlar çalışamaz, kadınlar sokağa çıkamaz diyen bir rejimi kimse istemez. Suriye, demokratik ve kapsayıcı olmalı. Her kimlik özgürce yaşamalıdır.

1 Ekim’den beri bir tartışma süreci başladı. Çözüm süreci demiyorum. Bir tartışma süreci. Çünkü kaç aydır tartışmanın ötesine geçen bir pratik yok, somut bir adım yok. Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi için ortaya konmuş bir yol haritası yok. Sadece meselesinin sonuçlarıyla ilgilenen, meselenin ortaya çıkarmış olduğu sonuçların ortadan kaldırılmasını isteyen, meselenin esasına girmeyen, tartışmayan bir tartışma süreci yürüyor. Bu tartışma süreci artık bir süreç olacaksa pratik somut adımlara dökülmesi gerekiyor.

Önce ne yapılması gerekiyor? İmralı’nın kilidinin açılması gerekiyor. Önce Sayın Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’ın koşullarının oluşturulması gerekiyor. Sayın Öcalan, koşulları oluşturulmadan müzakereyi nasıl yürütecek? Bir heyetin gitmesiyle müzakere yürütülmez. Sonra Kürt meselesi nedir, nasıl çözülecek? Bu konuda, başta iktidar ve ana muhalefet olmak üzere Türkiye’deki siyasi partilerin kendi önerilerini, yol haritalarını ortaya koyması gerekiyor.

Kürt meselesi sadece iktidarın çözeceği bir mesele değil. Kürt meselesinin çözümünde muhalefet de aktif rol almalı, toplumsal kesimler de rol almalı. Türkiye’nin bütününü ilgilendiren bu mesele, bir görüşme trafiğiyle ya da sadece iktidarın bir ortağının söylemiyle bir yere varmaz. Kürt meselesi 100 yıllık bir meseledir, yapısal bir meseledir; toplumsaldır siyasaldır, kültüreldir. Birçok boyutu olan bir meseledir. Kürt meselesi toplumla çözülür. Kürt meselesi, Adana’daki renklerin onayı alınarak, bu renklerin talepleri ve önerileri dikkate alınarak çözülür.

Hükümeti bu konuda adım atmaya çağırıyoruz, samimi olmaya çağırıyoruz. Eğer bu tartışma süreci bir süreç olacaksa, zehirli dilden vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürtleri tehdit eden, parmak sallayan, meseleyi getirip sadece silaha bağlayan bu anlayıştan vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürt meselesi çözülürse, silah meselesi de çözülür. Kürt meselesinin çözümünde iyi niyet adımları atılırsa, silah meselesi de çözülür. Dolayısıyla artık toplum yoruldu yalan duymaktan. Toplum somut ve pratik adım atılmasını bekliyor. Umarım bu meseleye ilişkin yürütülen tartışmalar artık bir yere varır ve bu bir çözüm süreci mi değil mi hep birlikte karar veririz.

Bir taraftan bu tartışma var, diğer taraftan tutuklamalar ve kayyım atamaları devam ediyor. Gün yok ki onlarca siyasetçi arkadaşımız ceza almasın, gün yok ki kayyım atanmasın. Artık kayyım sadece Kürt illerine, DEM Parti belediyelerine de atanmıyor. Yavaş yavaş artık CHP belediyelerine de kayyım atanıyor. Eğer bunun önünü dayanışma ve mücadeleyle kesemezsek, kayyımlar sadece yerel yönetimlere değil birçok yaşam alanına, örgütlü alana atanacak. Kayyımdan rahatsız olanların bir arada olması, dayanışma içinde olması gerekiyor.

Kayyımcı anlayışa, halkların iradesini inkar eden anlayışa itiraz etmesi gerekiyor. Bu olmazsa, iktidar, ‘DEM’in belediyesi kötü kayyım atıyorum’, ‘CHP’nin belediyesi şunları yaptı’ diyerek iradenizi yok sayacak. Ana muhalefet partisine burada büyük görev düşüyor. Batman kayyımı ne ise Esenyurt kayyımı odur. Beşiktaş’taki halkın iradesini yok sayan tutum ile Mardin’deki sistemin ortaya koyduğu tutum aynıdır. Beşiktaş ile Esenyurt’u ayrı değerlendirirsek, Batman ile Mardin’i ayrı yere koyarsak muhalefet yapma olanağını ortadan kaldırmış oluruz.

Ana muhalefet partisini bütünlüklü davranmaya, atanan bütün kayyımlara karşı aynı itirazı ortaya koymaya çağırıyoruz. Çünkü bizim için Beşiktaş da aynıdır, Batman da aynıdır, Esenyurt da aynıdır, Mardin de aynıdır. Halkın iradesine kayyım atanmıştır, halkın oy hakkı ortadan kaldırılmıştır. Yapılan siyasi bir darbedir, bir kumpastır. Bizim için fark etmez, başka bir partinin belediyesi de olabilir. Muhalefete aynı nazarla bu kayyımcı anlayışa bakması ve ortak mücadele çağrısı yapıyoruz.

“Kayyımcı anlayış sürerse bir süreç olduğu söylenebilir mi?”

Nereye gitsek şunu duyuyoruz. ‘Yahu size el uzatıyorlar, diğer yandan kayyım atıyorlar, tutuklama yapıyorlar, cezaevlerinde hasta tutsakları ölüme terk ediyorlar, ekonomik adaletsizliği hiçbir dönem olmadığı kadar toplumun en ücra köşelerine yayıyorlar’. Biz de halkımıza şunu söylüyoruz: ‘Evet, sistemin karakteri aynı; henüz değişen bir şey yok ama biz bu pratiğin, halkın iradesini gasp eden bu anlayışın değişmesini istiyoruz.’ Kayyımcı anlayış değişmezse bir süreç olduğu söylenebilir mi? Cezaevlerinde hasta tutsakları ölüme terk eden bu anlayış devam ederken, biz Adana’daki halkları bir tartışma süreci olduğuna nasıl ikna edeceğiz? Dolayısıyla iktidarı samimiyete davet ediyoruz. Eğer gerçekten Türkiye’nin bu büyük meselesini çözmek istiyorsa, iktidarı bir plana ve programa, somut söylem ve adıma davet ediyoruz. Aksi halde Adanalıya, Mardinliye, Halfetiliye vereceğimiz bir cevap yok.

Biz durduğumuz yerde duruyoruz, durmaya devam edeceğiz. Kimliksizliğe hayır, iradesizliğe hayır, kayyıma hayır, yoksulluk ve yolsuzluk düzenine hayır demeye devam edeceğiz. Dün ne yaptıysak bugün de aynısını yapacağız. Bizim muhalefet yapma biçimimizde hiçbir değişiklik olmadı, olmayacak. Kürt meselesi çözülse de biz muhalefet partisi olarak muhalefete devam edeceğiz. Ama bu tartışmaların ne olduğuna da hükümetin atacağı adımları hep birlikte değerlendirerek karar vereceğiz. Biz sizin adınıza karar alan ve uygulayan bir siyasi parti değiliz.

Biz bu tartışmalar başlar başlamaz önce halkımızla ve örgütümüzle buluştuk, demokratik kamuoyuyla buluştuk. Bileşen ve ittifak partilerimizle buluştuk. Hatta bileşen ve ittifak olmayan partileri de ziyaret ettik. ‘Şöyle bir durum var, bunun ne olduğunu biz de anlamaya çalışıyoruz ama barışa evrilmesi için elimizi taşın altına koyuyoruz’ dedik. Bu konuda muhalefet partileri çok olumlu bir tavır ortaya koydu. Onlara buradan teşekkür ediyoruz. Bunu çok kıymetli buluyoruz. Eğer iktidar samimi bir süreç başlatırsa, başta ana muhalefet partisi olmak üzere herkesi bu meselesinin çözümünde rol almaya davet ediyorum.

Bu kayyımcı anlayış kendisini değiştirmelidir. Türkiye değişti. Bu kayyımcı anlayış artık Türkiye toplumunun istediği bir anlayış değil. Ya kendisini değiştirir ya da yerel seçimlerde olduğu gibi Türkler, Kürtler ve emekçiler bu iktidarı değiştirmek durumunda kalır. Kendileri karar verecek. Ya demokrasi ya Kürt meselesinin çözümü ya ekonomide adalet ya yeni demokratik bir Türkiye ya da AKP’siz bir Türkiye önümüzde duruyor. Eğer bunlar yapılmazsa, bu meseleyi çözecek bir yönetimi Türkiye halkları birlikte getirecektir.

Sayın Öcalan çok önemli şeyler söyledi. ‘Şiddet ve çatışmadan arındırılmış hukuki ve siyasi zemin oluşturulursa, bu meselenin çözümünde ben varım’ dedi. Arkadaşlar, Kürt meselesi Türkiye’nin ekonomisini ve enerjisini yutan bir meseledir. Emeklilerin bu kadar düşük ücret almasının, asgari ücretlinin geçinmemesinin sebebi de bu çatışmalardır. Kürtleri yok sayan bu politikalardır. Türkiye’nin 3-4 trilyon dolarını bitiren, Türkiye’yi yoksullaştıran en önemli mesele Kürt meselesidir. Bu mesele demokratik yollarla çözülürse, emekliler de asgari ücretliler de hak ettiği ücreti alacaktır. Barınamayan öğrenciler barınacak, ekonomik adaletsizlik ortadan kalkacaktır.

Bu mesele devam ettiği müddetçe biz yoksullaşacağız, AKP’ye yakın sermaye sınıfı zenginleşecek. Bu mesele devam ettiği sürece AKP ‘terör’ sopasıyla Beşiktaş Belediyesini de Esenyurt Belediyesini de Batman Belediyesini de dövmeye devam edecek. Dolayısıyla bu meselenin çözümü en çok muhalefeti ilgilendiriyor, en çok ezilenleri ilgilendiriyor. En çok bu salonda oturan bu bileşeni ilgilendiriyor. En çok Alevileri ilgilendiriyor. Bu meseleyi çözebilirsek, yoksulluk düzenini durdurabiliriz, hukuksuzluğu ortadan kaldırabiliriz.

Yoksa AKP’nin zor ve zulüm politikalarına uzun yıllar maruz kalmak durumunda kalırız. Bu salona büyük görevler düşüyor. Bu salon barış diyorsa, barış olur; çözüm diyorsa, çözüm olur. Adana, Kars, Siirt barışa sahip çıkarsa, barış olur. Barışı iktidarın insafına bırakacak değiliz. Barış iktidarlarla gelmez. Barışı toplum ister, iktidar da yapmak durumunda kalır. Hiçbir iktidar, toplumdan demokratik bir talep gelmiyorsa, barışa ve çözüme gelmez. Toplum itiraz etmiyorsa, iktidar baskısını ve ekonomik zulmünü devam ettirir. Onun için bu salona, Türkiye halklarına büyük görevler düşüyor.

Asgari ücretliye yüzde 30 zam yapıldı, emekli ve çalışanlara yüzde 11-15 arası zam yapıldı ama bir yoksulun muayene ücreti 10 kat artırıldı. Bu yol 612 bin öğrenci, okul giderlerini karşılayamadığı için kaydını yapamadı. Anaokulundan üniversiteye kadar 612 bin çocuk ve genç okula gidemiyor. Niye, ekonomik durumlarından dolayı. Yoksulluk, açlık ve geleceksizlikle dolu yılları yaşıyoruz. Yoksulluk olmasın, açlık olmasın, umudumuz ve geleceğimiz olsun, gençlerimiz gelecek olsun diyorsak dayanışacağız, mücadele edeceğiz, vazgeçmeyeceğiz, birlikte olacağız.

İktidarın zulüm politikalarına karşı birlikte mücadele edeceğiz. Aksi halde zam dolu, zulüm dolu yılları yaşamak zorunda kalacağız. Bizim bir tercih yapmamız lazım. İktidarın tercihi net: Kürt yok diyor, Alevi inancını yaşayamaz diyor, kadın yok diyor, gençlerin geleceği yok diyor, demokrasi yok diyor, özgürlük yok diyor. İktidar bunları söylüyor. Biz de niye diyeceğiz? Özgürlüğü, demokrasiyi, eşitliği, Kürt meselesinin demokratik çözümünü ortaya koyacağız, mücadele edeceğiz.

Bu tarihi zamanda daha fazla mücadele edeceğiz, sahayı ve sokağı daha fazla örgütleyeceğiz. Her birimiz kendi mahallemizde kendi sorunlarımızla mücadele ediyorsak, sadece kendi sorunlarımızı görüyorsak, ‘AKP-MHP iktidarı neden 22 yıldır iktidarda?’ demeyelim. Biraz bunun sorumlusu biziz, muhalefettir, siyasi partilerdir. Önümüzdeki dönemde bunları aşmak muhalefetin en temel görevlerinden biridir.

Dayanışma önemlidir; katliamları ve zulmü durdurur, otoriter rejimleri götürür. Bizi yok sayanlara varlığımızı hatırlatır, cezaevlerinin kapısını açar. Bizi yok sayan bu sisteme var olduğumuzu kanıtlayacak yegane mücadele aracıdır. Onun için bugün burada olduğu gibi daha fazla dayanışmaya, daha fazla mücadele etmeye davet ediyorum. Bu otoriter sistemin korktuğu tek şey var o da dayanışma. Eğer biz dayanışabilirsek, rahat davranamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Onun için muhalefet ayrı, DEM Parti ayrı diyorlar. Batman Belediyesi ayrı, Beşiktaş Belediyesi ayrı diyorlar. Kürt kadınlar ayrı, Türk kadınlar ayrı diyorlar.

Kürtlere ayrı hukuk, Türkiye’ye ayrı bir hukuk diyorlar. Toplamında hepimizin boğazını sıkan, hepimizi biçare ve yoksul bırakan bir sistemden bahsediyorum. Önümüzdeki günlerden umutluyum. Çünkü burada Denizlerin, Mahirlerin, Sakinelerin yarattığı bir gelenek var, bir gençlik var.

Çünkü bu topraklarda Pir Sultan var; bu topraklarda Yaşar Kemaller, Yılmaz Güneyler, Ape Musalar, Gurbetelliler, Metin Göktepeler yaşadı. Yaşar Kemal’in bir sözü ile bitirmek istiyorum: ‘Mücadele haktır’. Bugün tam da bizim bütün konuşmalarımızı özetleyen anahtar cümle budur. Mücadele haktır, barış haktır, eğitim haktır, sağlık haktır, Kürt olmak haktır, Alevi olmak haktır, emekçi olmak haktır, insanca yaşamak haktır. Bu haklarımıza mücadele ve dayanışmayla ulaşabileceğimizi biliyorum. Hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın

Bakırhan: Herkesi Barışa Destek Vermeye Çağırıyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası toplantısında yaptığı konuşmada, “Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor. Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz.”

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Türkiye Büyük Millet Meclisine iletmek üzere “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası başlattı. Deklarasyona HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu, HDK bileşenleri ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan katıldı.

Bakırhan ise burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Çok önemli bir gündemle buradayız. Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde aslında yaşadığımız birçok soruna sebebiyet veren şeyi, barışın olmamasını konuşuyoruz. Barışın olmaması halinde oluşan tabloyu değerlendiriyoruz. Buradan nasıl bir çıkış sağlayacağımızı değerlendiriyoruz. Bunun için eylem ve etkinlikler yapıyoruz.

Bugün de HDK’nin başlattığı önemli bir kampanya için buradayız. HDK’nin bu kampanyayı başlatması değerlidir. HDK halkların, emekçilerin ve ezilenlerin bahçesidir. Bütün renklerin çatısı altında bulunduğu bir zeminden bahsediyoruz. Bu zeminin barış için bir kampanya başlatması kıymetlidir. Biz de DEM Parti olarak bu kampanyayı destekliyoruz. Üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları eksiksiz bir şekilde yerine getireceğimizi en başta belirtmek istiyorum.

Ortadoğu’yu görüyoruz, Türkiye’nin yaşadıklarına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Hiçbir dönem olmadığı kadar hem Ortadoğu’da hem Türkiye’de siyasal zemin bir kırılmayla karşı karşıyadır. Bu kırılmaları önlemenin yolu da var. Kendi iç demokrasisini ve toplumsal barışını sağlamış olan ülkeler bu yaşanan kaos ve kriz ortamından en az etkileniyorlar, en az kırılmayla çıkabiliyorlar. Ancak kendi barışını sağlayamayan, tekçi ve inkarcı, farklılıkları yok sayan bütün sistemler bu kırılmada ciddi bir güvenlik ve gelecek kaygısı yaşıyor. İşte biz de tam da bugün burada Ortadoğu’daki bu kaos ve krizden Türkiye ve Türkiye halklarının en az şekilde etkilenmesi için sorumluluk almış bulunmaktayız. Bu sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz.

Türkiye bugün tarihinin en büyük kırılmalarından biriyle karşı karşıya kalmayabilirdi. 2013-2015 yıllarında çok değerli bir süreç yürütüldü. Bu süreç demokratik bir zemine taşırılabilseydi, belki bugün yaşadığımız kaygıları yaşamayacaktık. Ortadoğu’daki kaygıların hangi olumsuz etkilerinin buraya yansıyacağını bu kadar kendimize dert etmeyebilirdik. Ama iktidar iki yol arasından tekçi olanı tercih etti, otoriterliği ve zulüm politikalarını tercih etti.

Türkiye hiçbir zaman olmadığı kadar baskıcı ve otoriter bir rejimin olduğu bir süreci yaşamaktadır. Demokrasi yok, özürlükler yok, toplumda ciddi bir çürüme var. Her anlamdaki bu çürümeyi sokaklarda, kentlerde görebiliyoruz. Sadece bununla da kalmıyor, ekonomik olarak da ciddi bir çöküş var. Türkiye artık ekonomiyi çeviremeyecek bir noktaya geldi. Hatta emekli maaşlarını nasıl ödeyeceklerinin kaygısını taşıyorlar. Böyle bir yönetimle karşı karşıyayız. Bu çürüme, kaos ve krizin tek bir sebebi var, o da Türkiye’nin kendi iç barışını, toplumsal barışını sağlayamamasıdır.

Kaynaklar nereye gidiyor? Emekliler, emekçiler, asgari ücretliler ezilirken kaynaklar SMO’lu çetelere maaş olarak gidiyor. Kaynaklar, güvenliğe ve savunmaya gidiyor. Kaynaklar, Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik bir zeminde yaşayanlara karşı SİHA-İHA olarak, top olarak, mermi olarak gidiyor. Barışı savunanlar bunu sormak ve sorgulamak zorundadır. Bu kaynaklar hepimizindir. Bu kaynaklar 85 milyon Türkiyelinindir. Eğer barış diyeceksek, bu kaynakların nereye gittiğini de sormak ve sorgulamak durumundayız.

Evet, savaş bir çürüme ve yoksullaşma yarattı. Savaşın kendisi çöküş ve acı demektir. Buradan çıkmak gerekir. Hem HDK hem DEM Parti olarak hem sol ve sosyalist güçler olarak biz bu çıkışın yolunu defalarca işaret ettik. Demokratik bir zeminde diyalog ve müzakere ile Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere kendi sorunlarını çözmesi gerektiğini belirtiyoruz. Bunun dışında bir yol yok. Bunun dışındaki bir yol bir yere çıkmaz. Bunun dışındaki bir çözüm barışa çıkmaz, Türkiye’yi barışa ve refaha kavuşturmaz.

Sayın Erdoğan’ın Diyarbakır’daki bahsettiği refah ve huzur meselesi tam da toplumsal barışı sağlamakla olur. Biz çözümün yanındayız. Meselelerin demokratik yöntemlerle çözülmesini istiyoruz. Dün yine Cumhurbaşkanı, “Gerekli çağrı yapılırsa tüm Türkiye kazanır” dedi. İyi ve doğru bir tespit. Evet, gerekli çağrı yapılsın ama gerekli çağrının yapılması için de koşullar oluşturulsun.

Bu çağrıyı yapacaklar neye göre çağrı yapacaklar? Demokratik bir zemin var mı? Bir samimiyet var mı? Bir güven ortamı var mı? Çağrı yaptıktan sonra bu çağrının muhataplarının nereye gideceğinin, nasıl yaşayacağının, hangi zeminde yaşamlarını sürdüreceğinin garantisini verecek bir yer var mı? Hepimizin “Evet, budur” diyebileceği bir adres var mı? Yok. Biz de istiyoruz ki koşullar oluşsun, çağrılar yapılsın ve artık bu ülke çatışmalardan, savaşlardan ve şiddetten arınsın. Herkes kendi kimliği ve inancıyla, kendi farklılıklarıyla bu ülkede yaşasın istiyoruz.

Herkesi barışa destek vermeye çağırıyoruz”

Onun için demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve birlikte yaşam diyoruz. Bunları siyaset olsun diye, seçimlerde üç beş oyu alalım diye söylemiyoruz. Biz barışa inandığımız için söylüyoruz. HDK’nin yapmış olduğu bu çalışma önemlidir. Başarıya ulaşacağına eminim. HDK’nin bir bileşeni olarak bizim de sokak sokak, cadde cadde, ev ev dokunmadığımız, gitmediğimiz, barışı anlatmadığımız tek bir yer kalmayacaktır. Bütün örgütümüzle ve yapımızla buna destek verdiğimizi tekrar belirtmek istiyorum.

Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz. Sabahın köründe kimin kapısının çalınacağı belli değil. Hangi kurumun tehdit edileceği belli değil. İstanbul Barosuna yönelik girişimi gördünüz. Onlar da yeni bir kongre kararı aldılar. Beşiktaş ve Akdeniz Belediyelerinin son günlerde yaşadıklarını gördük. Bu savaş karanlığından çıkabiliriz; koşullarımız var. Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor.

Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz, buradaki bileşenlerdir. Bu imza kampanyasıyla birlikte daha aydınlık ve güzel günlere ulaşabiliriz. İmza kampanyasını destekliyoruz. Türkiye’nin bütün emekçilerini, ezilenlerini, inanç ve kimlik gruplarını bu imza kampanyasına destek vermeye çağırıyorum. Hepimize başarılar. Kolay gelsin.”

Paylaşın