Erdoğan, TTB’yi Hedef Aldı: İsminin Değiştirilmesini Sağlayacağız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, son olarak kimyasal silah iddiaları konusundaki tartışmayla gündeme gelen Türk Tabipleri Birliğini (TTB) ve Başkanı Şebnem Korur Fincancı’yı hedef aldı.

“Bakanlarımıza, Tabipler Birliği başta, meslek örgütlerinde yeni bir yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatını verdim. Tabipler Birliği Başkanı ile ilgili yargı harekete geçmiştir. Bu ismin (Türk Tabipleri Birliği) gerekirse yasal düzenlemeyle değiştirilmesini sağlayacağız” diyen Erdoğan, Fincancı ile ilgili olarak da “Böyle bir şahsın, adı Türk’le başlayan kurumun başında olmasının milletimizin tüm fertlerini rahatsız ettiğine inanıyorum” ifadesini kullandı.

Bozdağ: Böyle bir başkanı taşımak zorunda değiller

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da TRT Haber’e yaptığı açıklamalarda konuya değinerek benzer mesajlar vermişti. Bozdağ, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturmanın sürdüğüne işaret ederek “O yargı konusu bizim işimiz değil. Yargı kendi mecrasında işleyecek. Ama ondan bağımsız olarak söylüyorum: Türk Tabipler Birliği’nin üyesi olan hekimlerimizin hepsine sesleniyorum, odalara sesleniyorum böyle bir başkanı taşımak zorunda değiller. Milletine düşman, devletine düşman, terör örgütüne hayran birisiyle Türk Tabipler Birliği’nin anılmasını doğru görmem” ifadelerini kullanmıştı.

Fincancı ne demişti?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı kimyasal silah kullandığı iddialarıyla ilgili geçen hafta bir televizyon kanalına konuşan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, iddiaya konu olan görüntüleri izlediğini ve incelediğini belirterek “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik gazlardan, zehirli gazlardan, kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da ne yazık ki bu yasaklanmış silahların çatışmalarda kullanıldığını da görüyoruz” demişti.

Uluslararası sözleşmeler kapsamında bölgede bağımsız heyetlerce inceleme yapılması gerektiğini ifade eden Fincancı, “Burada önemli olan, bu tür silahları kullanan devletlerin sorumlu kılınması adına etkili bir soruşturmanın yürütülmesi, bu etkili soruşturmada da bağımsız heyetlerin görev alması olmalı” ifadelerini kullanmıştı.

Fincancı’nın bu ifadeleri sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama’ suçlarından soruşturma başlatmıştı.

Paylaşın

TTB Başkanı Fincancı’ya ‘Terör’ Soruşturması

PKK’ya yönelik operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığına dair görüntüler üzerine tıbbi değerlendirme yapan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak’ suçlarından soruşturma başlatıldı.

Haber Merkezi / Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre; TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, bugün PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2’nci maddesi kapsamında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 301/2’nci maddesi kapsamında ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak’ suçlarından soruşturma başlatıldı.

Şebnem Korur Fincancı ne dedi?

Fincancı, Medya Haber’de, sosyal medyadaki görüntüleri izlediğini ve incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik gazlardan, zehirli gazlardan, kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Tabii çok çeşitli kimyasal silahlar var. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da ne yazık ki bu yasaklanmış silahların çatışmalarda kullanıldığını da görüyoruz” dedi.

Uluslararası sözleşmeler kapsamında bölgede bağımsız heyetlerce inceleme yapılması gerektiğini ifade eden Fincancı, şunları söyledi:  “Burada önemli olan, bu tür silahları kullanan devletlerin sorumlu kılınması adına etkili bir soruşturmanın yürütülmesi, bu etkili soruşturmada da bağımsız heyetlerin görev alması olmalı.”

Ne olmuştu?

PKK’ya bağlı Halk Savunma Merkezi (HSM) Karargah Komutanlığı yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kuzey Irak’ta Şubat 2021’de Gare’den başlayarak Zap, Avaşin ve Metina bölgelerinde düzenlediği operasyonlarda “uluslararası düzeyde yasaklanmış bombalar ve zehirli gazlar üreten kimyasal silahlar” kullandığını iddia etti. Açıklamada, TSK’nın 2021 yılı boyunca 367 kez “yasaklı bomba” ve “kimyasal silah” kullandığı; saldırılarda 46 PKK’lının öldüğü öne sürüldü.

Paylaşın

‘Hekimler Göçü’ Tüm Zamanların Zirvesinde

Türk Tabipleri Birliği (TTB) verilerine göre ağustos ayında göçte “rekor” tazelendi. 143’ü uzman, 138’i pratisyen toplamda 281 hekim daha yurtdışına gitmek için TTB’ye başvurarak “İyi Hal” (Good Standing) belgesi aldı.

Ağustos ayında göçte ilk 3: İç hastalıkları, çocuk kalp ve damar cerrahisi, kadın hastalıkları ve doğum.

Geçen ay en büyük göç, 12’şer hekimle iç hastalıkları ile çocuk kalp ve damar cerrahisi branşlarında yaşandı.

Üçüncü sırada 11 hekimle kadın hastalıkları ve doğum bölümü yer aldı.

Acil tıp branşından ise 9 hekim yurtdışının yolunu tuttu.

Onu 6’şar hekimle anesteziyoloji ve reanimasyon, göz hastalıkları ve ruh sağlığı ve hastalıkları branşları izledi.

8 ayda bin 677 hekim yurtdışı yolunda.

TTB’den “İyi Hal” belgesi alan hekim sayısı ocak ayında 197, şubatta 157, martta 213, nisanda 214, mayısta 161 ve haziranda 229’du.

Temmuzda 231 olan bu sayı, ağustosta kendi rekorunu kırarak 281’e çıktı.

Böylelikle yılın ilk 8 ayında yurtdışında görev yapabilmek için gerekli belgeye ulaşan toplam hekim sayısı bin 677’ye yükseldi.

Bu sayının 890’ını uzmanlar oluşturdu.

2022’de yurtdışına giden toplam hekim sayısı 2 bin 500’ü geçebilir

2022 senesinde “İyi Hal” belgesi alan toplam hekim sayısının 2 bin 500’ü geçmesi bekleniyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Sağlık Örgütleri Ankara’da Toplandı: Beş Acil Talep

Sağlık örgütleri, Sağlık Bakanı’nın “Beyaz Reform” adı altında duyurduğu düzenlemeleri değerlendirmek, çalışma koşullarının ve sağlık hizmetinin iyileştirilmesine dönük taleplerinin takipçisi olmak amacıyla Türk Tabipleri Birliği’nde (TTB) bir araya geldi.

Haber Merkezi / Toplantıda ilk olarak Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği ile Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği değerlendirildi. Yapılan konuşmalarda performans sisteminin aynı tarzda sürmesinin çalışma koşullarını ağırlaştırma ve sağlıkta şiddeti tırmandırma sonuçlarını doğurabileceği, yanı sıra disiplin ceza sayısının artabileceği belirtildi. Hukuki sürecin de ele alındığı toplantıda 5 acil talep belirlendi.

Taleplerin sıralandığı açıklama şöyle:

“1. Etkili Bir Sağlıkta Şiddet Yasası

Daha önce çıkarılan sağlıkta şiddet yasaları, sağlıkta şiddeti bitirmekte etkili olmaktan çok uzaktır. Etkili bir “Sağlıkta Şiddete Yönelik Yasa Teklifi”, Meclis açılır açılmaz, öncelikli olarak gündeme alınmalı ve yasalaşmalıdır.

“Beyaz Reform” adı altında yayımlanan son iki ödeme düzenlemesi (Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik), sağlıkta şiddeti azaltması bir yana sağlıkta şiddeti “teşvik” edecek düzenlemeler içermektedir. Sağlıkta şiddetin çözümü için her alanda,  bütünlüklü bir yaklaşım gerekmektedir.

2. Güvenli ve Sağlıklı Çalışma Koşulları

Daha iyi bir sağlık hizmeti verebilmemiz için;

Tüm hekimler ve sağlık çalışanlarının çalışma ortamları, çalışma süreleri ve iş yükleri; bilimsel veriler ışığında ilgili emek-meslek örgütlerinin de katılımı ve denetimiyle sağlanmalıdır.

Hekimleri de hastaları da mağdur eden, hekimlere karşı şiddet kaynağı olan, halkın sağlığını tehlikeye atan 5 dakikada muayene dayatmasından vazgeçilmelidir. Sağlık hizmetleri; hekimin ve toplumun hak ettiği şekilde; bilim ve evrensel değerler çerçevesinde sunulmalıdır.

Sağlık kurumlarında idarenin çalışanı denetlediği tek taraflı denetim mekanizması ortadan kaldırılmalı, çalışanların ve temsilcilerinin de olduğu kolektif denetleyecekleri bir sistem oluşturulmalıdır.

Çalışanlar üzerindeki disiplin soruşturmaları, görevlendirme vb. ile oluşturulan baskı kalkmalı, nitelikli çalışma koşulları ile nitelikli sağlık hizmeti öncelik olmalıdır.

Başta Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) olmak üzere kamusal bir hizmet olan sağlık hizmeti; kamu binalarında, kamu imkanlarıyla verilmelidir.

Sağlık hizmetlerinin temeli olan birinci basamak sağlık hizmetlerine yeterli kaynak ayrılmalı, hekim başı 1500 kesin kayıtlı birey düşecek şekilde aile hekimi sayısı artırılmalı, sevk zinciri altyapısı oluşturulmalı ve uzman aile hekimi sayısı birinci basamak sağlık hizmetlerini uygun ve yeterli düzeyde sağlayacak şekilde artırılmalıdır.

3. Nitelikli Eğitim

Üniversite ve uzmanlık eğitimi kontenjanları, ilgili emek ve meslek örgütlerinin ağırlıkta olduğu bir kurulla liyakate dayalı ve bilimsel ölçütlere göre oluşturulmalıdır.

Kontenjanların ve müfredatın belirlenmesi ve uygulanmasında; ülkenin gerçek sağlık hizmeti ihtiyacı, kurumların eğitimle ilgili yeterlilikleri gibi özellikler göz önünde bulundurulmalı;  uluslararası ve bilimsel standartlar sağlanmadan yeni eğitim kurumu açılmamalıdır. Sağlık sisteminde de eğitimde de koruyucu sağlık hizmetleri öncelenmelidir.

Sağlık meslek öğrencilerinin ücret ve staj olanaklarıyla ilgili mevzuatta düzenleme yapılmalıdır.

Asistan ve intörn hekimlerin eğitim, dinlenme haklarını ellerinden almayan ücret düzenlemesi derhal hayata geçirilmelidir.

4. COVID-19 Pandemisi Özelinde Güvence

COVID-19 tüm hekimler ve sağlık çalışanları için illiyet bağı aranmaksızın meslek hastalığı sayılmalı ve yasal dayanağı olmalıdır.

Pandeminin başlangıcından itibaren tüm hekim, sağlık çalışanlarının yıpranma payı, geçmişi de içerecek şekilde bir yıla 120 gün olmalıdır. Pandemi bittiğinde ise tüm sağlık çalışanlarına beş yıla bir yıl yıpranma payı verilecek şekilde düzenleme yapılmalıdır.

Pandemide sağlık kurumlarında ve filyasyonda görev alan diş hekimleri başta olmak üzere sağlık çalışanlarına kendi alanı dışında görevlendirmeler yapılmıştır. Pandemi dahi olsa tüm görevlendirmeler, alana uygun olan unvan ve görevlerdeki kişiler göz önünde bulundurularak planlı ve güvenceli bir biçimde yapılmalıdır.

5. Ekonomik ve Özlük Haklarımızın Korunması ve Geliştirilmesi

Tüm ücretler, özlük haklarından feragat etmemiz istenmeden; tek kalemde ve emekliliğe yansıyan şekilde olmalıdır. İzin, rapor ve eğitimlerde ücret kesintisi yapılmamalı; ücret belirlemede toplu görüşme değil toplu sözleşme esas olmalıdır.

Tüm sağlık çalışanları, yoksulluk sınırının üzerinde aylık net gelire sahip olmalıdır. Hekimlerin aylık en düşük net geliri, yoksulluk sınırının en az iki katı olmalıdır.

Tüm sağlık çalışanlarının en yüksek derece ve kademedeki ek göstergeleri 3.600’den başlatılmalı; hekimlerin en yüksek derece ve kademedeki ek göstergesi ise en az 7.600 olmalıdır.

Aynı işi yapan çalışanlar arasında farklı istihdam modelleri nedeniyle oluşan eşitsizliği gidermek amacıyla tek ve güvenceli istihdam modeli sağlanmalıdır.

İçinde bulunduğumuz mevcut ekonomik şartlar göz önüne alındığında, özellikle ASM’lerde olmak üzere tüm sağlık birimlerinde hizmetin yürütülmesi aksamaktadır. Bu nedenle sağlığa ayrılan bütçe yeterli hale getirilmeli, aile hekimliği kapsamındaki tüm ödemeler, günümüz şartlarına göre düzenlenmelidir.

Emekli aylıklarında Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur adaletsizliği giderilmeli; insanca yaşanabilir bir ücret herkesin hakkı olmalıdır.

“Beyaz Reform” diye nitelendirilen kapsam içi adil olmayan, kapsam dışı eşit olmayan (112, İSM, TSM, temel tıp bilimleri… ) tüm düzenlemeler adil ve eşit hale getirilmeli; zaten gecikmiş ve taleplerimizi karşılamakta yetersiz olan düzenlemelerin hepsi, 1 Temmuz 2022’yi kapsayacak şekilde yapılmalıdır.

Duyurulan yönetmeliklerde kapsam dışı kalan üçüncü basamak ile ilgili beklenen yönetmeliğin 15 Eylül 2022 tarihli uygulamada hayata geçirilmemesi durumunda, platform olarak acil eylem kararımızı açıklayacağımızı, tüm taleplerimiz gerçekleşene kadar eylemlere ve mücadeleye devam edeceğimizi bildiriyoruz.”

Paylaşın

Hekimler Göçü Temmuz Ayında Rekor Kırdı

Sağlıkta şiddet, mobbing, uzun nöbetler ve çalışma saatleri gibi ‘insani olmayan koşullar’ yüzünden Türkiye’den ayrılan hekim sayısındaki artış durdurulamıyor. Hekimler göçü temmuz ayında rekor kırdı.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre temmuz ayında, görevini yurtdışında sürdürmek için Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) “İyi Hal” (Good Standing) belgesi alan hekim sayısı, 231’le tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Bu hekimlerin 131’ini uzmanlar oluşturdu.

En çok hangi ülkeler tercih ediliyor?

Hekimler göçünde Almanya ilk sırada yer alırken onu Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada takip etti.

Hekimler göçünde geçen ay iç hastalıkları ile çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümleri 12’şer hekimle ilk sırada yer aldı.

Kadın hastalıkları ve doğum 11 hekimle üçüncü sırada, acil tıp ise 9 hekimle dördüncü sırada yer buldu.

“Hekimler göçü”nde en çok hangi illerden yurtdışına talep var?

Yurtdışında görev yapmak için gerekli olan belgenin talep edildiği kentlere bakıldığında ise İstanbul 95 hekimle başı çekti.

Bu durumun ana nedeninin İstanbul’daki hayat pahalılığı ve özellikle kiralardaki artış oranı olduğu ifade edildi.

Yaşam maliyetinin nispeten ucuz olduğu kentlere gitmek istemeyenlerin batı ülkelerini tercih ettiği belirtildi.

Listede Ankara 23 hekimle ikinci sırada yer alırken, onu 15 hekimle İzmir izledi.

Bursa 7, Adana ve Antalya ise 6’şar hekimle sıralamadaki yerini aldı.

Diyarbakır ve Kocaeli’den 5’er, Hatay ve Osmaniye’den ise 4’er hekim TTB’den “İyi Hal” belgesi talep etti.

Yılın ilk 7 ayında 747’si uzman bin 396 hekim yurtdışı belgesini aldı

Temmuz ayının verileri de eklendiğinde yılın ilk 7 ayında yurtdışında çalışmak için gerekli belgeyi alan hekim sayısı toplamda bin 396’ya yükseldi.

Bu hekimlerin 747’sini uzmanlar oluşturdu.

“İyi Hal” belgesi alan hekim sayısı ocak ayında 197, şubatta 157, martta 213, nisanda 214, mayısta 161, haziranda ise 229’du.

Bu yıl 2 bin civarında hekimin yurtdışının yolunu tutması bekleniyordu ancak ilk yedi aydaki veriler bu sayının çok daha yükseleceğine işaret etti.

Paylaşın

Türkiye Her Gün Yedi Hekimini Kaybediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hekimlere yönelik “Giderlerse gitsinler” söyleminin ardından, ülkede bu yılın ilk 6 ayı itibariyle yurtdışına gitmek için başvuran hekim sayısının rekor düzeyde arttığı ortaya çıktı.

Yaklaşık bin 200’ü aşkın hekimin yurtdışına gitmek için Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) belge almak için başvurduğu, yıl sonunda bu rakamın 3 binleri bulacağı belirtildi. Önceki yıllarda daha çok asistan ile pratisyen hekimlerin gitmek için belge almak istediği kaydedilirken, bu yıl uzman ve akademisyenlerin başvurularının artması dikkat çekti. Önümüzdeki yıllarda cerrahi, iç hastalıkları, çocuk sağlığı, anestezi, radyoloji, göz hastalıkları gibi branşlarda hekim eksikliği yaşanacağı vurgulandı.

BirGün’den Sibel Bahçetepe’nin haberine göre, 2002 yılında yurtdışına gitmek için belge isteyen hekim sayısı 59 iken bu sayı Aralık 2021’de bin 405’e çıkmıştı. Oysa bu yılın daha ortasında rakamlar bunun çok daha üzerinde. Günde ortalama 7 hekimin yurtdışına gitme girişiminin olduğu kaydedildi. Yurtdışına gitme hazırlığı yapan ve yurtdışına giden hekimler değerlendirmelerde bulundu.

“Böyle hayal etmemiştim”

Dr. Berfin Şenol (27) 2 yıldır Ankara’da özel bir hastanede hekimlik yapıyor. “Böyle olacağını bilseydim tıp fakültesini hiç seçmezdim” diyen Şenol, “Birleşik Krallık’ta bir yerde, artık neresi olursa orada doktorluk yapmak istiyorum. Son sınava girdim, geçtiysem muhtemelen birkaç aya gideceğim” dedi. Şenol, şu değerlendirmelerde bulundu: “Hekime, sağlıkçıya şiddet, iş yoğunluğu, ekonomik şartların yetersizliği gibi çok sayıda neden yüzünden gitmek istiyorum. Gitmek hiç kolay değil. Her gün anneme, babama bir şey olursa hangi uçakla, ne zaman, nasıl Türkiye’ye gelirim bunları düşünüyorum. Türkiye benim bildiğim, yetiştiğim ve özlediğim ülke değil artık. Burası açık hava cezaevi benim için. Kadın olduğum için mi, doktor olduğum için mi, kimliğim nedeniyle mi öldürüleceğim bunları düşünmekten yoruldum.”

“Hayal kırıklığı oldu”

Dr. Dilara Ateş (27) ise 7 ay önce İstanbul Sancaktepe’de çalıştığı hasteneden istifa ederek, Almanya’ya yerleşen hekimlerden biri.

Ateş, şunları söyledi: “Mezun olduktan sonra aslında Türkiye’de kalmayı ve TUS’a başvurmayı düşündüm. Ama daha sonraki ciddi ekonomik kriz, çalışma şartlarımızın kötü olması, can güvenliğimizin olmaması kesin kararı almama neden oldu. Çocuk uzmanı olmak istiyorum. Almanya’nın ekonomik ve özlük hakları çok daha iyi, hekime yönelik saygı da var, şartları da daha insani. Tıp fakültesini severek yazdım, çocukluğumdan beri istediğim bir bölümdü. Hekimlik mesleği şu an ne yazık ki itibarsızlaştırılıyor. Çok büyük hayal kırıklığına uğradım.”

“Pişman değilim”

ABD Minnesota Üniversitesi’nde nöroradyolog olarak görev yapan Dr. Can Özütemiz ise Türkiye’den Amerika’ya üst ihtisas yapmak amacıyla gidip kalanlar arasında. Özütemiz, 2016 yılında ABD’ye gittiğini anlatarak, “Türkiye’de yavaş yavaş değişen iklim beni kalmaya itti. Bakılan hasta sayısı, iş yoğunluğu, özellikle hem devlet hastanelerinde, hem de akademik kurumlarda önemli kurumlara insanların nitelikleri ve becerileriyle değil, daha çok siyasi ilişkileri, cemaat bağlantıları ile geldiğini gördüm. İkinci etken de Gezi direnişinden sonra yaşanan iklimdi. Hekime şiddet de tabii ki en önemli faktörlerden biri. Geriye dönüp baktığımda hiç pişman değilim” dedi. Özütemiz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hekimlere yönelik ‘giderlerse gitsinler’ açıklamasının kendisi için “bam telinin koptuğu nokta” olduğunu da söyleyen Özütemiz, “O açıklama herkeste büyük bir hayal kırıklığı yarattı” değerlendirmesini yaptı.

Ameliyat yapılamaz hale gelir

TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut ise geçen yıllarda daha çok genç ve pratisyen hekimlerin yurtdışına gittiğini ancak bu yıl tablonun değiştiğini, daha çok akademisyen ve uzmanların gitmek için başvurularda bulunduğunu söyledi.

Bulut, özetle şu bilgileri paylaştı:

“Alanlarındaki uzman isimler de Türkiye’den ayrılmak istiyor. Temel nedenlerden biri ekonomik. Ayrıca siyasi liderlerin ‘giderlerse gitsinler söylemi’. Bu çok kırgınlık yarattı. Çalışma koşulları çok kötü, beş dakikada bir muayene, günde 70-100 hastaya bakmak hekimlerde verimliliği düşürdü. Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlıkta çöküş yarattı. Bunu halen görmek istemiyorlar. Özellikle anestezi, yoğun bakım gibi belli alanlarda hizmet açığı oluşacak, cerrahi branşlardan gidişler daha fazla. Bu alanlarda gelecekte Türkiye’yi ciddi sorunlar bekliyor. 13 bin asistan kadrosu açtılar ama asistan kadrolarını eğitecek kadrolar yok, kim eğitecek bu asistanları? Önümüzdeki yıllarda bir takım ameliyatlar yapılamaz duruma gelir.”

Paylaşın

Yılda 130 Milyon Acil Başvurusu: Sistemin İflasının Göstergesi

Yılda yaklaşık 130 milyon acil başvurusunun olduğu Türkiye’de gerçek acil vakaların sağlık hizmetine erişiminde sıkıntılar yaşandığını belirten hekimler, “Aciller alarm veriyor” dedi.

Birgün’den Sibel Bahçetepe’nin haberine göre; Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu, ülkede acil başvuru sayısının yüksekliğine dikkat çekerek “Türkiye’de günde iki bin ve üzeri acil başvuru alan 10’dan fazla hastane acil servisi bulunmaktadır” dedi.

Prof. Karcıoğlu’na göre sorunun ana sebebi Sağlıkta Dönüşüm Programı ve benzeri müdahalelerle sağlığın ticarileşmesi. Bu durumun sağlıkta şiddeti de körüklediğini kaydeden Karcıoğlu, “Sağlığın ticarileşmesi, ‘müşteri’ye çevrilen halkın da bir şekilde hizmet alabilecekleri tek yer olarak acilleri görmeye alıştırılmalarıdır” değerlendirmesini yaptı.

Prof. Karcıoğlu, polikliniklerde çözülebilecek pek çok konunun acillerde çözülmeye çalışıldığı, bu nedenle acil yüklerinin her geçen gün arttığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

‘Geçerken bir muayene olalım dedik’, ‘çocuk son zamanlarda boy atmıyor, bir bakar mısınız?’, ‘tatildeyim işe geri dönemeyeceğim, bir rapor yazar mısınız?’gibi formule edebileceğim birçok idari durum veya polikliniklerde çözülmesi gereken durumlar acil servislere yönlendirilebilmektedir. Trajikomik olarak görülebilecek bu örnekler, aslında halkın suçlu değil çaresiz olduğunu, sağlık sistemine giriş kapısı olarak acillerden başka boşluk göremediğini göstermektedir. Çözüm için toplum tabanlı kurgulanan aile sağlığı merkezleri, meslek örgütleri ve sendikalarla birlikte geliştirilen bir sağlık sistemi şarttır.

“Acil servislerde dünyada bir yılda nüfusundan fazla hasta bakan tek ülke Türkiye’dir”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) İkinci Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten ise sağlık sistemindeki çöküşün sorumlusunun hekim ve sağlık çalışanları gibi gösterilmeye çalışıldığını kaydetti.

Ökten “Dünyanın hiçbir ülkesinde polikliniklerde bir hekim 100’den fazla hasta bakamaz, ama bizler bakmak zorunda bırakılıyoruz. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) hastalara en az 20 dakika ayrılması gerektiğini bildirmiştir. Aynı şekilde acil servislere bir günde bin-iki bin hasta gelmez. Şu an acil servislerde dünyada bir yılda nüfusundan fazla hasta bakan tek ülke Türkiye’dir” diye konuştu.

Ökten, acillere bu kadar hasta gelmesinin nedenlerini şöyle özetledi:

Polikliniklerden randevu alamayan ve çok geç randevu verilen hastaların acile başvurarak muayene olmak istemeleri. Çünkü acile başvuran hastaların yüzde 90’ından fazlası acil hasta değil. Biraz bekleyince bu sefer hasta ve yakınları acillerde olay çıkarıyor. Hekim ve sağlık çalışanlarına sözlü veya fiziksel saldırarak, şiddet uyguluyorlar. Normal poliklinik hizmetlerinden katkı payı vs. adı altında ücret kesildiği için, vatandaşlar acilde ücret alınmadığını bildiği için bu sefer acillere başvurarak normalde poliklinikte muayene olması gerekirken acillere başvuruyor. Bir diğer sorun ise basamak veya sevk sisteminin popülist politikalar uğruna terkedilmesidir. Sağlık ocakları sisteminde basamak sistemi vardı. Hasta önce sağlık ocağına uğrar oradan sevk edilirse 2. veya 3. basamak hastanelere gelirdi. Basamak sistemi kaldırıldığı için isteyen istediği hastaneye, istediği hekime gidiyor. Çözüm; en kısa sürede ‘Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nden vazgeçilmelidir. Performans ve döner sermaye sisteminin çalışma barışını bozduğu, eşitsizliklere neden olduğu için vazgeçilmelidir, basamak sistemine tekrar geri dönülmelidir. Aile hekimine gitmeden 2. veya 3. basamağa gidilmemelidir. Koruyucu sağlık sistemlerini önceleyen sisteme geçilmelidir.

“85 milyon bir ülkenin 130 milyona yakın bir acil başvurusunun olması sürdürülebilir bir sağlık sistemi değil”

Türkiye Acil Tıp Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Şehir Hastanesi Acil Tıp Kliniği’nden Prof. Dr. Ayhan Özhasenekler de acil servislerin yoğunluğunun siyasi politikaların sonucu olduğunu söyledi. Özhasenekler, ayrıca ülkede sağlık okur yazarlığının eksikliğine dikkat çekerek, özetle şunları kaydetti:

Poliklinik randevularını uygunsuz kullanmamız acil servislerin uygunsuz kullanılmasına neden oluyor. Sevk sisteminin kaldırılması da acillerin yükünü arttırdı. Birinci basamak koruyucu hekimlik anlayışını uygulanabilir şekilde yaygınlaştırmadığımız sürece insanların gerek acil servislere, gerek büyük hastanelerin polikliniklerine başvurusunu engelleyemeyiz. Başı ağrıyan da, sırtı kaşınan da acil servise başvurabiliyor. Bunların sevk zinciri dahilinde öncelikle aile hekimlerine başvurmaları, uygun görüldüğü takdirde sevk ile ikinci ya da üçüncü basamak sağlık kurumuna sevk edilmeleri acil servis yoğunluğunu azaltacaktır. 85 milyon bir ülkenin 130 milyona yakın bir acil başvurusunun olması sürdürülebilir bir sağlık sistemi değil. Bu sistemin iflasının göstergesi.

Paylaşın

TTB: Kovid 19’da Günlük Vaka Sayısı 16 Bini Aştı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aile Hekimliği, Kovid 19 anketinin sonuçlarını açıkladı. 39 ilden 396 aile hekiminin katıldığı ankete göre; Kovid 19 vakalarında Türkiye genelinde artış yaşandığı görülüyor.

Araştırmada, Türkiye’de günlük vaka sayısının 16 bini aştığı ifade ediyor. TTB’nin yaptığı araştırmadan öne çıkanları özetle şöyle:

  • Aile hekimlerinin izlem listelerinde ortalama 4,76 Kovid 19 tanılı hasta var. Her hasta Aile Hekimi izlem listesinde 7 gün kalmaktadır.  247 bin 62 Aile Hekimine oranlandığında toplam 117 bin 867 Kovid 19 tanılı kişi olduğu belirlendi. Bu, günlük 16 bin 838 hasta demektir.
  • Eş zamanlı olarak Sağlık Bakanlığı açıklamasında bu sayı haftalık 57 bin ve günlük 8 bin olarak verilmekteydi. Elde ettiğimiz veriler, bakanlığın açıkladığı sayının iki katıdır.
  • Tüm vakaların dörtte biri İstanbul’da iken bayram tatili ile salgın İstanbul’dan tüm Türkiye’ye taşındı.
  • Bayram öncesi yapılan anketimiz İstanbul’da ortalama 8,5 Kovid 19 tanılı hasta olduğunu ve günde 4 bin 857 kişiye Kovid 19 tanısı konduğunu gösteriyor. Tüm vakaların dörtte biri İstanbul’dadır. HES kodu ve izolasyon uygulaması yokken, toplu taşımada maske zorunlu değilken, bu durum salgının İstanbul’dan tüm Türkiye’ye taşınması demektir.
  • Anketimizi yanıtlayan iki aile hekiminden biri Kovid 19 geçirdiğini belirtmiştir. Tüm aile hekimlerinin yüzde 51’i Kovid 19 geçirmiştir ve ne yazık ki Kovid 19 geçirenlerin yüzde 54’ü son altı ay içinde Kovid 19 geçirmiştir. Kovid 19 tedbirlerinin kaldırılması, sağlık kurumlarında dahi maske ve mesafe tedbirlerinin uygulanmaması sağlık kurumlarını salgının merkezi haline getirmiştir.
  • Kovid 19 geçiren aile hekimlerinin yüzde 4’ünün hastaneye yatarak tedavi edildi.
  • Aile hekimlerinin yüzde 94’ü en son aşısını 3-12 ay önce olmuş. En son aşı dozunun üzerinden 6 ay geçen aile hekimi oranı yüzde 72’dir. Aile hekimlerinin yüzde 99’u aşı olmuştur. Ancak son aşı dozunun üzerinden geçen süre aşı ile koruyuculuk imkânını da azaltıyor.

Öneriler

  • Kovid 19 için bağışıklama kampanyası oluşturularak sağlık çalışanları, 50 yaş üstü yurttaşlar, Kovid 19 için riskli kronik hastalar ve daha önce hiç aşılanmamış özellikle 12 yaş altı da dahil tüm bireyler başta olmak üzere toplumun aşılanması sağlanmalıdır.
  • Sağlık kurumlarında bekleyen hasta sayısı azaltılmalıdır.
  • Sağlık kurumları başta olmak üzere tüm kapalı alanlarda maskesiz girişe izin verilmemelidir.
  • Sağlık çalışanlarına maske, temizlik malzemesi gibi koruyucu malzemeler derhal sağlanmalıdır.
  • HES kodu, hasta ve temaslı takipleri ile sağlıklı kişilerden uygun koşullarda ayırma, filyasyon uygulamasına derhal başlanmalıdır.
  • Test yapma konusunda isteksizlik son bulmalı Kovid 19 test merkezleri ve hızlı test uygulaması derhal başlamalıdır.
  • Sağlık çalışanlarının korunması için tüm sağlık çalışanlarına hızlı test temin edilmelidir.
Paylaşın

TTB: Vaka Artışı Çok Fazla, Önlemler Geri Gelmeli

Sağlık Bakanlığı’nın haftalık Kovid-19 verilerine vaka sayılarında artışın devam ettiği gözlemlendi. Verileri değerlendiren Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten, “Artış çok fazla. Çok hızlı bir yükseliş var. Acilen birtakım tedbirler almak lazım” dedi.

Sağlık Bakanlığı’nın haftalık Kovid-19 verilerine göre vaka sayılarının geçen haftaya göre iki kat arttığı görüldü. 4-10 Temmuz’da 117 bin 95 kişinin testi pozitif çıktı, 31 kişi yaşamını yitirdi, iyileşenlerin sayısı ise 61 bin 47 oldu. Önceki hafta vaka sayısı 57 bin 113, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 25 olarak açıklanmıştı. Türkiye’de ilk Kovid-19 vakasının belirlendiği 11 Mart 2020’den bu yana görülen vaka sayısı 15 milyon 297 bin 539’a yükselirken 99 bin 88 kişi yaşamını yitirdi.

“Sonbaharda ciddi yükseliş bekleniyor”

Verileri Cumhuriyet’e değerlendiren Türk Tabipleri Birliği (TTB) İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten, “Artış çok fazla. Çok hızlı bir yükseliş var. Önlem almak gerekir ama iktidar bu yönde bir açıklama yapmadı. Acilen birtakım tedbirler almak lazım. En başta maske, mesafe, hijyen gibi kişisel koruyucu tedbirlere yeniden dönmek geliyor. Aşılama hızı mutlaka artırılmalı. Sağlık Bakanlığı konuya daha ciddi yaklaşmalı. Gidişat ne yazık ki daha kötü olabilir. Ölüm sayılarında artış var. Sonbaharda ciddi yükseliş bekleniyor. Bunların hepsini değerlendirdiğimizde, önümüzdeki süreç ciddi geçebilir” dedi.

TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut ise “Beklenen bir şeydi. Önlemler çok hızlı gevşetildi. Dünya Sağlık Örgütü pandeminin bitişini ilan etmeden Türkiye, önlemleri kaldırarak vaka sayısının artmasına neden oldu. Bu, sonbahara girişte kat be kat artar. Bu dönemde yine maske, mesafe, hijyene çok dikkat etmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği Uyardı: Pandemi Bitmedi

Türk Tabipleri Birliği (TTB), yazılı bir açıklama yayınlayarak yetkililerin “pandemi bitti” algısı yaratabilecek tutumlardan kaçınması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, yeni dalgaya etki edebilecek güncellenmiş aşıların ekim-kasım aylarında hazır olacağının altı çizilirken, gerekli önlemler alınmadığı takdirde yıkıcı etkiler yaşanacağına dikkat çekildi.

Vaka sayılarındaki yeniden artışla birlikte, TTB tarafından konuya ilişkin “COVID-19 Pandemisi Bitmedi” başlığıyla bir açıklama yapıldı. Haziran ayının ortalarından itibaren başta İstanbul olmak üzere ülke genelinde yeni bir dalganın başladığı ve hızlanarak vaka sayılarını ciddi şekilde arttırdığı belirtilen açıklamada şu sözlere yer verildi:

“Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan 26 Haziran-3 Temmuz haftası için yeni olgu sayısı, günlük ortalama 8 bin 159 olup bir önceki haftanın iki katından daha fazladır. Öte yandan %30-40’ları aşan test pozitiflik oranlarının açıkça gösterdiği üzere gerekenden çok az test yapılmakta olduğu düşünüldüğünde, Avrupa’da benzer nüfus ve varyant profiline sahip ülkelerdeki günlük 80-100 bini aşan sayılar bizim için de geçerli olabilir.”

Aşılama oranı düşük

Yeni varyantların ağır hastalık yapmasını engelleyecek olan ek aşıları yaptırmış olan kişi oranının 18 yaş üstü nüfusta %33, 12 yaş üstü nüfusta ise %11 olduğu vurgulanan açıklamada, kısa sürede milyonlarca insanın hastalanması ve işe gidememesi nedeniyle birçok işkolunda işlerin aksayabileceği belirtildi.

Açıklamada, yeni dalganın başladığı bazı ülkelerde sağlık ve havayolları hizmetlerinde aksamalar görülmesinin altı çizildi. Covid-19’un ölümle sonuçlanmasa bile bazı kişilerde uzun dönemde komplikasyonlara neden olduğu da hatırlatıldı.

Yeni önlemler gerekiyor

TTB, vaka sayılarının azaltılması ve başta aşısız olan küçük yaş grupları ile risk altındaki ileri yaş ve eşzamanlı hastalıkları olan yurttaşların korunması için alınması gereken bir dizi önlem açıkladı:

  • Yetkili makamlar, pandeminin sona erdiği Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilmediği sürece “Pandemi bitti” şeklinde algılanabilecek açıklamalar yapmaktan kaçınmalı,
  • Ülkemizde vaka sürveyansının, tüm vakaları saptayabilecek şekilde genişletilmesi, vakalara ait yaş, cinsiyet dağılımları, aşılanma durumları, il ve ilçe verileri, yoğun bakım doluluk oranları, vefat edenlerin ayrıntılı özellikleri açıklanmalı,
  • Yapılmakta olan genomik sürveyansın yaygınlaştırılarak, elde edilen verilerin harekete geçebilmeyi sağlayacak şekilde güncel olarak paylaşılması,
  • Primer aşılama ve ek aşı dozlarının yapılabilmesi için ciddi kampanyalar şeklinde aşılama çalışmalarının yapılması, 12 yaşın altındaki çocuklar için uygun aşıların sağlanarak aşılamanın başlatılması,
  • Toplumda infeksiyonun yayılımını engellemek üzere kapalı alanlarda ve toplu taşıma araçlarında maske kullanım zorunluluğunun yanı sıra, kapalı mekanların havalandırılmasını sağlayacak önlem ve düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve pozitiflik saptananların veya temaslıların etkili izolasyonu için HES kodu uygulamasının hızla geri getirilmesi,
  • Yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle artacak insan hareketliliğinin virüsün yayılımını artıracağı ve en riskli grup olan yaşlıların bu yayılımdan doğrudan (ziyaretler nedeniyle) ve ciddi şekilde etkileneceği göz önüne alınarak topluma yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması ve önlemlere uyma çağrısında bulunulması,
  • İnfeksiyon geçirenlerin testlerini yaptırmaları, soğuk algınlığı (solunum yolu infeksiyonu) belirtileri/bulguları olduğu sürece; başkaları ile temas etmemeleri ve maske takmaları, evde kalarak işe gitmemeleri, özellikle kapalı ve kalabalık ortamlardan, yukarda belirtilen riskli kişilerle temastan kaçınarak infeksiyonun yayılımının engellenmesi konusunda katkıda bulunmaları, işverenlerin çalışanlarını bu yönde desteklemeleri böylelikle daha büyük işgücü kayıplarını engellemeleri gereklidir.
Paylaşın