Depresyon Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Dünyada en sık görülen; en çok engellik yaratan hastalılardan birisi olan Depresyon, yaşanan sıkıntıların üzüntülerin sürekli olması, hayattan alınan keyfin yok olması, sürekli bıkkınlık ve çökkünlük halidir. 

Depresyonun kalp hastalıklarını 14 kat arttırırken inme (felç) riskini 3 kat arttırıyor. Uzmanlar depresyonun, alzheimera neden olan önemli bir faktör olduğunu belirtiyor! Yine depresyon, obezite ve kanser arasında sıkı ilişki olduğu kanıtlanmıştır!

Depresyonun belirtileri nedir?

Kişi çoğu zaman depresyonda olduğunu fark etmemektedir. Depresyonla birlikte görülen bunalım, enerji azlığı, halsizlik, aşırı ya da az uyku durumunu günlük hayatın parçası mı yoksa depresyon mu olduğunu ayırt edilememektedir. Depresyon belirtileri belli aşamalarda gerçekleşmektedir.

Konsantrasyon problemi, detayları hatırlamakta zorlanma, zor karar verme, kendini suçlu – değersiz – beceriksiz hissetme, iştah azlığı ya da aşırı iştah, agresif davranışlar, aşırı alkol tüketimi, hayatın yaşamaya değer bir yer olmadığı düşüncesi gibi belirtiler depresyon durumunda sıklıkla gözlenmektedir.

Depresyonun nedenleri nedir?

Ayrılık, çok sevilen bir yakının vefatı, evlilikte yaşanan sorunlar, problemli geçen çocukluk, maddi sıkıntılar, işsizlik ve daha pek çok etken depresyonun ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Ancak tüm bunlar depresyon geçirmek için yeterli olmamaktadır.

Çünkü bu durumları yaşayan pek çok kişide depresyon görülmemektedir. Depresyona yatkın olan kişilerde bu gibi sebeplerler etkili olmaktadır. Bunun yanında daha önce ailesinde depresyon geçiren kişilerde görülme olasılığı da vardır.

Depresyonun risk faktörleri nedir?

Depresyon görülmesinde pek çok etken risk faktörü oluşturmaktadır. Önemli bir yakının vefatı, madde ve alkol kullanımı, kaygı bozuklukları, erken ebeveny kaybı, maddi sıkıntılar, evlilik problemleri, işsizlik, sıkıntılı çocukluk, daha önce depresyon geçirme, kişilik yapısı, kullanılan bazı ilaçlar, hastalıklar, hormonal değişiklikler depresyon için risk faktörü taşımaktadır.

Depresyonun komplikasyonları nedir?

Depresyon kişinin ailesini ve kendisini oldukça olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Tedavi edilmediğinde pek çok komplikasyonun ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Madde ve alkol bağımlılığı, kaygı bozukluğu, iş, okul ve sosyal hayatta yaşanan sorunlar, aile içi çatışmalar, ilişki kurmada güçlük, sosyal soyutlanma ve intihar depresyonda görülen komplikasyonlar arasında gelmektedir. İntihar depresyonun en üst seviyedeki komplikasyonudur. Bu yüzden depresyon geçiren kişilerin mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Depresyon için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Depresyon geçiren hastaların öncelikle tedavi olmaları gerektiği anlamaları ve tedaviyi kabul etmeleri gerekmektedir. Doktor randevusuna verilecek olan tedaviye ve yeniliklere uyum sağlayacak şekilde gidilmelidir.

Depresyonun tetkik yöntemleri nelerdir?

Depresyonda tanı koymada genellikle belirtiler ve hastanın davranışları önemli bir rol oynamaktadır. Belirtilerin şiddeti ve ne kadar zamandır devam ettiği de tanı koymada önemlidir. Ortaya çıkan belirtilerin hastayı nasıl etkilediğine de bakılmaktadır.

Depresyonun tedavi yöntemleri nelerdir?

Depresyon, tedavisi uzun süren bir hastalıktır. İlaç tedavisi en sık kullanılan yöntemler arasında gelmektedir. Uygulanan ilaç tedavisi hastaların önemli bir kısmında etkili olmaktadır. Burada süreklilik önemlidir. Pek çok hasta ilaçları kullandıktan kısa bir süre sonra etki etmediğini düşünerek ilaç kullanımını bırakmaktadır.

Ancak depresyon ilaçlarının pek çoğu zamanla etki etmektedir. Bu yüzden ilaçlar doktor kontrolünde bırakılmalıdır. İlaç tedavisinin yanında psikoterapi yöntemleri, grup tedavileri, elektro konvülsif tedavi (şok tedavisi), fototerapi (özel bir ışık tedavisi) ve başka yöntemler de kullanılmaktadır.

Depresyon hastaları için yaşam stili önerileri

Depresyon hastalarının düşünce açısından birtakım değişikliklere gitmesi gerekmektedir. Öncelikle depresyonun bir zayıflık ve güçsüzlük belirtisi olmadığı bilinmelidir. Bu durum herkesin başına gelebilir. Çok önemli kararlarda hızlı davranmayın. Kendinizi diğer insanlardan soyutlamayın. İsteksizlik durumuna karşın kendinizi biraz zorlayarak yeni uğraşlar edinmeye çalışın.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Bronşit Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Akciğer bronşlarının yani akciğere giden hava yollarının iltihaplanması sonucunda ortaya çıkan rahatsızlıktır. Bronş, soluk borusunun akciğerlere giden iki koluna verilen isimdir. Üşütme, grip, rutubetli yerlerde yaşama, boğmaca ve tifo gibi rahatsızlıklar bronşların iltihaplanmasına neden olmaktadır.

Çocuklar ve yetişkinler arasında oldukça yaygın olan bronşit, grip ve soğuk algınlığı sonrasında oluşmakla birlikte çok ciddi bir rahatsızlık değildir. Bronşların çeşitli nedenlerden dolayı iltihaplanması söz konusudur.

Bronşit Çeşitleri

Bronşit çeşitleri akut bronşit ve kronik bronşit olarak ikiye ayrılmaktadır.

Akut Bronşit

Akut bronşit, bronşların iltihap dolmasıyla ortaya çıkar. Soğuk algınlığı ve kuru hava vücut direncini düşürerek bronşite neden olur. Akut bronşitte öksürük ilk başlarda kuru olarak başlasa da iltihabın ilerlemesi durumunda balgam ortaya çıkmaktadır. Akut bronşitte, ateş, halsizlik, öksürük, baş ağrısı ve hırıltı görülmektedir.

Bazı virüslerin neden olduğu bronşit tiplerinde ishal ve bel ağrısı da görülmektedir. Akut bronşit belirtileri görüldüğünde kişi mutlaka bir doktora başvurmalıdır. Rastgele antibiyotik ve ilaç kullanımı çeşitli olumsuzlukları beraberinde getirmektedir. C vitamini bakımından zengin gıdalar tüketmek bağışıklığa yararlı olabileceği gibi ballı ve ılık süt içmek de öksürüğe iyi gelecektir.

Kronik Bronşit

Kronik bronşit, akut bronşitin aksine uzun süreli öksürük ile birlikte yoğun balgam ile ortaya çıkmaktadır. Bronşitin kronik olarak nitelendirilmesi için en az 2 seneden beri devam ediyor olması ve her sene 2-3 ay kadar sürüyor olmalıdır.

Kronik bronşitte nefes darlığı sıklıkla görülmektedir fakat bununla birlikte yüksek ateşe pek rastlanmaz. Kronik bronşitin, akut bronşitte olduğu gibi en önemli sebeplerinden biri de sigara kullanımıdır. Kronik bronşit ciğer hastalıkları ve KOAH gibi hastalıkların arasındadır. Bunun yanında rutubetli hava, aşırı soğuklar ve ani hava değişimi bronşiti tetiklemektedir.

Bronşitin belirtileri nedir?

Yoğun balgam ve öksürük bronşitin en açık belirtileri arasında gelmektedir. Yorgunluk, hafif ateş, titreme, göğüs bölgesinde ve karında öksürmeye bağlı olarak gelişen ağrı ve hırıltılı solunum diğer belirtiler arasında gelmektedir.

Bronşitin nedenleri nedir?

Bronşit özellikle çocuklarda çok fazla görülmektedir. Vücut direncinin düşmesi ile bulaşan virüsler bronşları etkilemekte ve iltihaplanmaya sebep olmaktadır. Akciğerin uzun süre tahriş olması da bronşite neden olmaktadır. Bunda sigara kullanımı, kimyasal maddelerle uzun süre temasta bulunma, çevre kirliliği gibi faktörler de etkili olmaktadır.

Bronşitin risk faktörleri nedir?

Bronşitte çocuklar öncelikli risk grupları arasında gelmektedir. Sigara içenler, sigara kullanılan ortamlarda bulunanlar, gribal enfeksiyonlar, ileri yaş, düşük vücut direnci ve reflü bronşitte diğer risk faktörleri arasında gelmektedir.

Bronşitin komplikasyonları nedir?

Tedavinin yapılmadığı veya tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda amfizem, bronşektazi, kronik bronşit, zatürre gibi komplikasyonlar gelişmektedir.

Bronşit için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Bronşit belirtileri nedeniyle diğer solunum yolu enfeksiyonları ile karıştırılmaktadır. Bu yüzden doktorun doğru teşhis koyabilmesi ve doğru tedavi uygulayabilmesi için belirtilerin doğru gözlemlenmesi ve doğru aktarılması gerekmektedir.

Bronşitin tetkik yöntemleri nelerdir?

Başlarda soğuk algınlığına benzeyen bronşitte tanı konması güçleşmektedir. Fizik muayenede doktor akciğerleri detaylı şekilde dinleyerek muayeneyi gerçekleştirir. Kesin teşhis koymak için akciğer grafisi, balgam kültürü ve solunum fonksiyon testi gibi birtakım test ve tahliller uygulanır. Alınan sonuçlarla kesin tanı konulur.

Bronşitin tedavi yöntemleri nelerdir?

Doktorun gerekli gördüğü durumlarda kişiye özel antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Bunun yanında şiddetli öksürüğün neden olduğu kas ağrıları için ağrı kesici verilmektedir. Balgamın atılması için balgam söktürücü ilaçlar ve bol bol su tüketilmesi gerekmektedir.

Bronşit hastaları için yaşam stili önerileri

Bronşit olan hastanın öksürüğünün şiddetini azaltmak için odanın havasının nemli olması faydalı olacaktır. Bunun için hava nemlendirici cihazlar kullanabilirsiniz. Bol bol sıvı tüketilmesine özen gösterilmelidir. Kola, kahve, alkol gibi vücut sıvısını etkileyen içeceklerden uzak durulmalıdır. Bronşiti tetikleyecek parfüm, boya kokusu gibi ağır kokulardan ve sigaradan uzak durulmalı ve en az 8 saat uyuyarak istirahat edilmelidir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Boğmaca Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Bordetella Pertusis bakterisinin neden olduğu ve bulaşmadan 1-2 hafta sonrasında ilk belirtilerini göstermeye başlayan bulaşıcı bir solunum yolu enfeksiyonu olan Boğmaca, şiddetli bir öksürüğün eşlik ettiği, ileri evrede öksürük nöbetlerinin yoğunlaştığı, bebeklerde ölüme varan sonuçlar doğurabilen bir hastalıktır.

Boğmaca hastalığı bir kez atlatıldıktan sonra hastalığa karşı bağışıklık gelişir. Aşı ile sağlanan bağışıklık ise 5-7 yıl etkili olmaktadır.

Boğmacanın Belirtileri Nedir?

Burun akıntısı
Kırmızı ve sulu gözler
Yüksek ateş
Kontrol edilemeyen şiddetli öksürük
Burun tıkanıklığı
Yüz kızarması
Aşırı yorgunluk hali
Yüksek tizli ve hırıltılı nefes alma
Öksürükten sonra kusma
Nefes almanın bir süreliğine durması ya da nefes almakta güçlük (bebeklerde)
Cildin kırmızı ya da maviye dönmesi (bebeklerde)
Boğulur gibi nefes alma

Boğmacanın nedenleri nedir?

Havada damlacıklar şeklinde dolaşan bakteriler (pertusis); burun ve boğazdan hava yoluyla vücuda yerleşmektedir. Hastalığa neden olan etkin mikroorganizma bordetella pertussisdir. Bu mikroorganizma, solunum yolları ve broşlarda rahatlıkla üreyerek hastalığın oluşmasını sağlamaktadır.

Boğmacanın risk faktörleri nedir?

Hastayla temas, hasta odasının havalandırılmaması, yurt, okul, servis gibi kalabalık ortamlar ve çocuklar risk faktörleri arasında gelmektedir.

Boğmacanın komplikasyonları nedir?

Boğmacada ağır öksürük nöbetleriyle birtakım komplikasyonlar görülmektedir. Havale, karın fıtığı, deride veya göz akında kan damarı yırtılması gibi komplikasyonlar meydana gelmektedir. Bebeklerde görülülen boğmacada ise kulak enfeksiyonları, zatürre, nefes kesilmesi ve yavaşlaması, sıvı kaybı, nöbet ve beyin hasarı gibi komplikasyonlar görülmektedir.

Boğmaca için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Boğmacanın belirtileri, soğuk algınlığı ile karıştırılabileceği için ayırt edici özelliklere dikkat edilmedir. 2 haftadan fazla süren öksürük durumunda vakit kaybedilmeden doktora başvurulmalıdır.

Boğmacanın tetkik yöntemleri nelerdir?

Fiziki muayene sonrasında görülen klinik belirtiler tanıyı şekillendirmektedir. Laboratuvar testleriyle tespit edilen kandaki beyaz küre artışı ve eritrosit sedimentasyon hızında değişiklik olmaması boğmaca tanısının konmasını kolaylaştırmaktadır. Bunun yanında florosan antikor testiyle antijen araştırması yapılır. Kesin tanı için ise kültürde bakterinin üretilmesi ile konur.

Boğmacanın tedavi yöntemleri nelerdir?

Bebeklerde görülen boğmaca vakalarında genellikle hastanede tedavi uygulanmaktadır. Öksürük nöbetleriyle gerçekleşen oksijen dengesizliği ve olası komplikasyonlara karşı hastane ortamında tedavi uygulanmaktadır. Antibiyotik kullanımı mecburidir.

Boğmaca hastaları için yaşam stili önerileri

Boğmaca olan hasta ile özellikle hastalığı geçirmeyen kişiler çok fazla temas kurmamalıdır. Hastanın odası sık sık havalandırılmalı ve çarşafları sıklıkla değiştirilmelidir. Hastanın bu süreçte bol bol istirahat etmesi gerekmektedir. Ayrıca çocukluk çağı rutin aşılama takviminde yer alan boğmaca aşının yapılması ile büyük oranda hastalıktan korunulur.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Aşılama Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Aşılama, erkeğin sperm hücrelerinin alınarak kadının rahminin içine bırakılmasıdır. Aşılama işlemi esnasında, erkekten alınan spermler özel laboratuvar koşullarında hazırlanır ve gelişmiş bir plastik kanul yardımı ile rahim içine bırakılır.

Doğal yollarla hamile kalamayan kadınlar için geliştirilmiş bir yöntemdir. Tıp literatüründe artifisiyel inseminasyon olarak adlandırılan aşılama yöntemi, yumurtlama öncesinde erkeğin spermleri doğrudan rahmin içine enjekte edilmesidir. 1990 yılından bu yana modern anlamda uygulanmaya devam eden aşılama yöntemi en çok tercih edilen tedavi yöntemlerinden biridir.

%30-40 oranında olumlu sonuç veren aşılama yöntemi 1-2 yıl arasında doğal yollarla denenmesi ve herhangi bir sonuç alınamaması durumunda uygulanır. Aşılama tedavisi oldukça kısa bir sürede uygulanabileceği gibi ağrısız ve acısız bir tedavidir. Ancak aşılama yöntemi herkeste aynı oranda başarıyla tamamlanmamaktadır. 2-3 kez aşılama yönteminin denenmesine rağmen olumlu sonuç alınamamışsa tüp bebek tedavisi uygulanabilir.

Aşılama tedavisinde öncelikle gerekli hormon takviyeleri yapıldıktan sonra takip altında tutularak gebelik oluşturabilecek yumurtanın gelişmesini sağlanır. Daha sonra ise erkeğin spermlerinin alınıp yumurtanın döllenmesini kolaylaştıracak işlemlerden geçirildikten sonra kadının rahim ağzından içeri verilmesi ile işlem tamamlanır. ”Tüp bebek nedir, nasıl yapılır?” içeriği için bağlantıya tıklayınız…

Aşılama tedavisinde erkeğin spermleri alınırken hızlı hareket eden sağlıklı spermler seçilir. Alınan spermler yumurtaya yakın bir yere bırakılarak tüplere daha rahat ulaşmaları sağlanır. Ancak tüm bu işlemler öncesinde alınan spermler laboratuvar ortamında bazı işlemlerde geçirilir. Yapılan bu işlemler ile spermlerin hareketlilik ve kalite kazanması sağlanırken rahime enjekte edilmesi durumunda anne adayı herhangi bir acı veya sızı hissetmez.

Aşılama yöntemi nasıl yapılır?

Aşılama tedavisi iki yöntem ile uygulanmaktadır. Birinci yöntem İntraservikal (ICI) olarak adlandırılırken ikinci yöntem ise İntrauterin (IUI) olarak adlandırılmaktadır. Her iki yöntemin ortak noktası erkekten alınan spermlerin anne adayının rahmine yerleştirilmesidir. Ancak bu uygulamanın öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen farklı işlemler ile bu iki uygulama birbirinden ayrılmaktadır.

Birinci uygulama olan İntraservikal (ICI) tekniğinde erkekten alınan spermler anne adayının rahmine uygun açı ve tekniklerle yerleştirilir. Enjektör veya özel kanül yardımıyla ejekulat adı verilen madde anne adayının rahmine veya vajinal bölgeye yerleştirilir.

İkinci uygulama olan intrauterin (IUI) tekniğinde ise erkekten alınan sperm hücreleri anne adayının rahimine yerleştirilmeden önce yıkama işleminden geçirilir. Kimyasal maddeler ile yıkanan spermler böylelikle hareketlilik ve kalite kazanmaktadır.

Aşılama belirtileri nedir?

Aşılama, ancak kadın ve erkek üreme hücrelerini üretebiliyorsa gerçekleştirilebilecek bir işlemdir. Aşılama işlemi birkaç dakikalık bir sürede gerçekleşir. Kadın jinekolojik muayene pozisyonundayken, içinde birtakım işlemlerden geçirilmiş sperm bulunduran bir mikroenjeksiyon ile vajinadan içeri girilir. Bu spermler rahimde uygun bir ortama bırakılır ve yumurta ile birleşmesi sağlanır.

Aşılama nedenleri nedir?

Aşılama işlemi, birtakım sorunlardan dolayı doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlere çocuk sahibi olma imkanı tanır. Bu sorunlardan bazıları;
Kısırlık
Rahim ağzı şekil bozuklukları
Salgılama sistemindeki sıkıntılar
Spermin şekil, sayı veya işlev bakımından yetersiz olması
Yumurtlamanın uygun şartlarda gerçekleşmemesi
Cinsel ilişki problemleri
Kadının sperme karşı savunma sisteminin güçlü olması

Aşılama risk faktörleri nedir?

Doğal yöntemlerle çocuk sahibi olamamanın sebebinin kadın veya erkekte olması ihtimali eşittir. Üreme sistemindeki herhangi bir işlev bozukluğu, çocuk sahibi olma konusunda büyük bir engel olabilir. Bu engel, aşılama tedavisi ile aşılabilir.

Aşılama komplikasyonları nedir?

Aşılamanın olası komplikasyonu aşının tutmamasıdır. Yani, aşılama uygun şartlarda gerçekleşse bile tutma ihtimali %20 civarında olduğundan ilk aşıda çocuk sahibi olma şansı düşüktür. Bunun dışında, aşılama sebebiyle, 3’ten fazla yumurta aynı anda döllenebilir -ki bu sağlıklı olmadığı için istenmeyen bir durumdur- veya yumurtalar çok fazla gelişebilir. Ayrıca, enfeksiyon riskini en aza indirgemek için hijyen konusunda titiz davranılmalıdır.

Doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftler, ortalama bir sene boyunca, özellikle yumurtlama dönemlerinde cinsel birlikteliklerini sıklaştırmalıdır. Tüm bu çabalara rağmen istenilen sonuç alınamıyorsa, gerekli tedavi için bir alanında uzman kimseye görünülmelidir.

Aşılama tetkik yöntemleri nelerdir?

Aşılama işlemi için, kadın ve erkekten farklı tetkikler istenir.
Erkekten istenen bazı tetkikler: sperm analizi, fiziksel muayene, morfolojik değerlendirme, MAR testi, hormon ve serolojik testler.
Kadından istenen bazı tetkikler: fiziksel muayene, regl sürecinin belirli evrelerinde yapılacak olan hormon analizleri, genel hormon profili.

Aşılama tedavi yöntemleri nelerdir?

Aşılama işleminin kendisi bir tedavidir. Bazı nedenlerden ötürü, uzun süre çocuk sahibi olamayan erkek ve kadınlara yönelik bebek yapma tedavisidir. Genelde ilk aşının tutma ihtimali düşüktür. Gerekli şartlar sağlandığında, ikinci ve daha sonrasında uygulanacak aşılar da söz konusu olabilir.

Aşılama yaşam stili önerileri

Aşılama sürecinin tümünde, çiftlerin kendini her duruma hazırlamaları ciddi derecede önem arz etmektedir. Bu yüzden, uzman kişilerden her türlü bilgiyi edinmeli ve psikolojik olarak her duruma hazırlanmalıdır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Asit Reflüsü Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Mide içeriğinin (asidinin) patolojik şekilde mideden yemek borusuna (özefagusa) doğru geri kaçışı gastroözefageal reflü’dür. Hastalar göğüs kafesinin arkasında yanma (heartburn) şikayeti ile başvurabilirler.

Reflü bazen yemek borusunun arkasındaki yanmanın yanı sıra ağza gıdaların ve acı suyun gelmesidir. Reflü, sıklıkla yemeklerden sonra olur. Gastroözefageal reflü hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sıkça rastlanan bir hastalıktır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun %20’sinde reflü hastalığı bulunmuştur.

Asit Reflüsü belirtileri nedir?

Reflü belirtileri deyince ilk akla gelenler baharatlı, yağlı gıdalar, çikolata, alkol veya taze sıkılmış meyve suları tüketildiğinde artan şikayetlerdir. Mideden boğaza doğru yayılan ve daha ziyade yemekten sonra oluşan yanma, en sık görülen reflü belirtisidir.

Mide içeriğinin ağza gelmesi, yutma güçlüğü, görülen diğer önemli reflü belirtileri sayılır. Ağrılı yutkunma, geğirti, hıçkırık, bulantı ve kusma ise daha ender ortaya çıkar. Reflü; yemek borusu, mide ve bağırsak sistemi dışındaki sistemlerde de belirtilere yol açabilir.  Reflü öksürüğe, ses kısıklığına, diş çürüklerine ve boğaz arısına neden olabilir.

Asit Reflüsü nedenleri nedir?

Alt yemek borusu kası mideden yemek borusuna kadar yiyeceklerin ve asitlerin geri gelmesini engellemektedir. Üst yemek borusu kasıysa yiyeceklerin ve asitlerin gırtlağa akmasını engeller. Alt yemek borusu kası zayıf olduğunda ve sıkı kapanmadığı taktirde asit reflüye neden olmaktadır.

Asit Reflüsü risk faktörleri nedir?

Uzmanlar asit reflünün stresin tetikleyici bir unsur olduğunu vurgulamaktadır. Sigara, alkol, ve asitli yiyecekler, bir defada çok fazla yemek yemek yani yanlış beslenme alışkanlıkları da asit reflü oluşumu riskini artırmaktadır.

Asit Reflüsü komplikasyonları nedir?

Asit reflü ile yutma borusunun altında tahriş ve yaralanma sürdükçe burada darlık oluşumu riski çoğalır. Bu durum çok uzun süre devam ederse bu bölgede kanser gelişimi riskine sebebiyet verir.

Doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Asit reflüsünde doktor randevusu öncesi kullanılan ilaçları, şikayetleri ve beslenme stili hakkında detaylı bilgilerin not edilip doktor ile paylaşmanız faydalı olacaktır.

Asit Reflüsü tetkik yöntemleri nelerdir?

Hasta hemen bir Gastroenteroloji uzmanına gitmelidir. Asit reflünün tanısı ancak endoskopi yoluyla konulur. Yutma borusunu, mideyi ve on iki parmak bağırsağı ayrıntılı şekilde incelenmektedir. Bunun yanında sıkıntının nerede olduğu endoskopi ile kolayca anlaşılmaktadır.

Asit Reflüsü tedavi yöntemleri nelerdir?

Asit reflüsü tanısı konmuş bir hastanın ilk tedavi seçeneği ilaç tedavisidir. Verilen ilaçlar ile midedeki asit üretimi azaltılarak şikayetleri ortadan kaldırmaya çalışılmaktadır. Bununla birlikte doktorunuzun size vereceği beslenme terapileri bu şikayetlerinizin kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır.

Asit Reflüsü yaşam stili önerileri

Asit reflüsünden kurtulmak için öncelikle öğünlerde çok fazla yemekten kaçınılmalıdır. Özellikle akşam yemeklerine dikkat edilmelidir. Çünkü yemekten hemen sonra uzanmak asidin mideden kaçmasını kolaylaştırmaktadır. Akşam yemeği yatmadan iki saat önce yenilmelidir.

Hastalar yatarken vücudun üst kısmı ile başlarının yüksekte olmasını sağlayacak yastıklar kullanmak zorundadır. Sigara, alkol ve asitli yiyeceklerden uzak durmalı, çok fazla yemek yerine sık öğünlerde az az besin alınmalıdır. Bol bol su tüketilmeli, karın bölgesini sıkan kıyafetlerden kaçınılmalıdır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Asherman Sendromu Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Ashermann Sendromu veya diğer tabiriyle “rahim içi yapışıklıklar”; rahim boşluğunun bir bölümünde veya tamamında meydana gelen ve bu boşluğun kapanması, tıkanması ile sonuçlanan yapışıklıklardır. Yapışıklıklar tıbbi literatürde “adezyon” veya “sineşi” olarak da geçer.

Rahim içi yapışıklıklar tıbbi literaturde “intrauterin sineşi” veya “intrauterin adezyon” olarak da geçmektedir.

Ashermann Sendromu nasıl oluşur?

Hasara uğramış rahim duvarlarının iz bırakarak iyileşmesi sonucu oluşur.

Asherman sendromu en sıklıkla küretaj (kürtaj), sonrasında gelişmektedir. Bunu, spiral kullanım sonrası ve endometrit (rahim içi dokusunun enfeksiyonu) gibi rahim içi bölgesindeki irritasyonlar izlemektedir. Çocuk doğurmamış olan kadınlarda kürtaj ve spiral uygulamasının önerilmemesinin nedeni de budur.

Yapışıklıklar çoğu kez gebeliği takiben plasental doku kalıntıları için yapılan küretaj sonrası meydana gelmektedir.

Diğer sebepler arasında ise doğum, sezaryen, myom çıkarımı ameliyatı (myomektomi), düşük (abort) yapma, rahim içi kanamalar veya tüberküloz enfeksiyonu sayılabilir. Bazen menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda kendiliğinden de gelişebilir.

Asherman Sendromu belirtileri nedir?

Asherman Sendromu’nun en fazla görülen belirtisi kadının kürtaj işleminden sonra gördüğü adet dönemlerinde alıştığı adet kanamalarının miktarının azalması veya kürtaj sonrasında ilaç tedavisi verilmesine rağmen hiç adet görülmemesidir. Tekrarlayan düşükler ve gebe kalamama da Asherman Sendromu belirtisi olabilir.

Asherman Sendromu nedenleri nedir?

Asherman Sendromu’nun en büyük nedeni usulsüzce yapılan kürtajlardır. Kürtajlarda rahim içi tabakasının yüzeysel ve kanama sorunu yaratan kısımları dışarı alınmaktadır ve rahim iç tabakası yenilenmesinden sorumlu derin tabaka yerinde bırakılarak işlem sürmektedir.

Usulsüz yapılan kürtaj işlemiyle rahimde olan derin tabaka zarar görmekte ve zarar gören bölgeler birbirine yapışarak işlev bozukluğu meydana gelmektedir. Usulsüz kürtajların yanı sıra miyom çıkarılma ameliyatları ve sezaryen sonrasında da çok az da olsa Asherman Sendromu oluşumu görülmektedir. Cerrahi girişim olmaksızın da görülen Asherman Sendromu özellikle şiddetli pelvik iltihabı hastalıklarının sonucunda da meydana gelmektedir.

Asherman Sendromu risk faktörleri nedir?

Kısa aralıklarla sık sık tekrarlanan kürtajlar, kürtaj uygulandığında rahimde enfeksiyon oluşumu Asherman Sendromu riskini artırmaktadır.

Asherman Sendromu komplikasyonları nedir?

Asherman Sendromu tekrarlayan düşükler, geride biriken kanın yaptığı ağrı ve riskli gebelik durumlarına yol açmakla birlikte hiç adet görememe, adet kanamasında azalma ve kısırlık gibi durumlara neden olur.

Doktor Randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Asherman Sendromu’nda doktor randevusu öncesi kürtaj girişimleri, kullandığınız tüm ilaçları, şikayetlerinizi detaylı biçimde not edip doktorunuz ile paylaşmanız faydalı olacaktır.

Asherman Sendromu tetkik yöntemleri nelerdir?

Asherman Sendromu muayenede kendini belli etmez. Ultrasonografide endometrium normale yakın görülür. Rahim içine sıvı verilerek yapılan ultrasonografide rahim boşluğundaki yapışıklıklar görülür. Kesin tanı için histerosalpingografi (HSG, rahim filmi) çekilmesi gerekmektedir.

Asherman Sendromu tedavi yöntemleri nelerdir?

Asherman Sendromu tedavileri cerrahidir ve yapışıklıkların kesilmesi yoluyla uygulanır. Bu işlem histeroskopi işlemidir. Normal muayene pozisyonunda histeroskop denilen alet kullanılarak rahim içi boşluğun görüntülenmesi girişimlerini sağlayan bir endoskopik işlem olan histeroskopi yöntemi ile rahim içindeki yapışıklıkları görerek daha etkili ve başarılı bir tedavi mümkündür.

Yapışıklıklar giderildikten sonra yeniden oluşumu engellemek amacı ile hastaya kısa süreli spiral ya da balon konulmaktadır. Bu işlemlerden sonra hastaya ilaç tedavisi başlanır. Verilen ilaç tedavisi ise endometrium tabakasının gelişmesi için östrojen hormonudur.

Asherman Sendromu yaşam stili önerileri

Asherman Sendromu’nun oluşmaması için hastanın sık sık ve usulsüz tekrarlanan kürtaj işlemlerinden kaçınması gerekmektedir. Kürtaj işlemlerinin çoğunluğu gebelik sonlandırılmasına dayanmaktadır. Bu yüzden hastanın gebelik önleyici teknikleri doktoruna danışarak öğrenmesi ve kullanması yararına olacaktır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Arteriovenöz Malformasyon Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Arteriovenöz Malformasyon, beyindeki atar damar ve toplar damarlar arasında, normalde olmaması gereken bir takım bağlantıların olması durumuna denir. Doğuştan olan bir bozukluk olan Arteriovenöz Malformasyon’ların nedeni bilinmemektedir.

Arteriovenöz Malformasyon belirtileri nedir?

Başağrısı (ani başlayan, tek bir yerde veya her yerde, bazen migren ağrısına benzeyen), başağrısıyla birlikte olan kusma, görme bozuklukları (görmede azalma, çift görme, bulanık görme), havale geçirme, vücudun herhangi bir yerinde kas güçsüzlüğü, bilinç değişiklikleri (uykuya eğilim, kafa karışıklığı, yer-kişi-zaman isimlerini karıştırma, sinirlilik), ense sertliği. Bunların yanı sıra şu bulgular da ortaya çıkabilir: konuşma bozukluğu, koku almada bozukluk, bayılma, hareket bozukluğu, yüz felci, ani göz kapağı düşmesi, baş dönmesi.

Arteriovenöz Malformasyon nedenleri nedir?

Arteriovenöz malformasyonların nedenleri bilinmemekle birlikte genetik yatkınlık arteriovenöz malformasyon oluşumuna neden olmaktadır.

Arteriovenöz Malformasyon risk faktörleri nedir?

Ailede bir başkasında da arteriovenöz malformasyon hastalığı var ise oluşma olasılığı çok yüksektir. Arteriovenöz malformasyonlar erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülmektedir.

Arteriovenöz Malformasyon komplikasyonları nedir?

Arteriovenöz malformasyonlar beyin kanamalarına, beyin dokusunda düşük oksijene, ince yada zayıf kan damarlarında anevrizmalara, beyin içinde sıvı birikimine yani hidrosefaliye neden olmaktadır.

Doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Arteriovenöz malformasyonda doktor randevusu öncesi şiddetli ağrı, güçsüzlük, uyuşma, görme kaybı gibi şikayetlerinizi ve şikayetlerinizin ne zaman başladığı hakkında detaylı bilgileri not edip doktorunuz ile paylaşmanız faydalı olacaktır.

Arteriovenöz Malformasyon tetkik yöntemleri nelerdir?

Arteriovenöz malformasyonların tanısını serebral anjiografi, bilgisayarlı tomografi, beyin omurilik sıvısı testi ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile tetkik etmek mümkündür.

Arteriovenöz Malformasyon tedavi yöntemleri nelerdir?

Arteriovenöz malformasyonların birkaç tane tedavi seçeneği mevcuttur ve tedavi anormal damarların büyüklüğü ile konumuyla bağlantılıdır. Klinikte sadece baş ağrısı veya nöbetler gibi şikayetler varsa tedavide sadece ilaçlar kullanılabilir. Arteriovenöz malformasyonlar için bir diğer yöntem cerrahi olarak çıkarılmasıdır (rezeksiyon).

Endovasküler embolizasyon yönteminde kasık damarından ince bir kateter ile arteriovenöz malformasyon alanına ulaşılır ve arteriovenöz malformasyonu besleyen damar özel maddelerle tıkanılır. Stereotaktik radyocerrahi (Gamma Knife) ile Arteriovenöz malformasyonları yok etmek için tam odaklanmış radyasyon kullanılmaktadır.

Arteriovenöz Malformasyon yaşam stili önerileri

Arteriovenöz malformasyonlar için sık sık doktor kontrollerinde bulunulması, tedavilerini zamanında yaptırması hastanın yararına olacaktır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Arpacık Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Genellikle göz çevresinde ve kirpik diplerinde de görülen Arpacık, göz kapağındaki salgı bezlerinin bakteri veya mikrobik nedenlerle tıkanıp iltihaplanmasından kaynaklanmaktadır.

Arpacığa neden olan bir bakteridir. Bu bakteri türünün adı Stafilolok’tur. Stafilolok bakteri göz kapağı ve göz çevresinde iltihaplı bir enfeksiyon oluşmasına neden olmaktadır. Bakterinin dışında farklı nedenlerden dolayı da arpacık meydana gelmektedir.

Arpacık farklı şekillerde belirti vermektedir. Bu belirtiler gözde ağrı, acı batma, sulanma, kaşıntı ve kızarıklık olarak görülmektedir. Bazı vakalarda şişlik gözle görülür şekildedir. Bazı vakalarda ise görülmemektedir. Gözlerde ışığa karşı hassaslaşmalar yaşanmaktadır.

Arpacık belirtileri nedir?

Arpacık belirti belli durumlarla kendini göstermektedir. Kişilerde genellikle göz kapağı ve göz çevresinde meydana gelmektedir. Bu bölgelerde şişlik olarak kendini göstermektedir. Kişilerin gözünde ağrı ve acı oluşur. Ağrı hastadan hastaya farklılık göstermektedir. Bazı vakalarda hafif olurken bazı vakalarda şiddetli olarak görülür. Gözde batma sıklıkla görülen bir durumdur. Gözlerde sulanma ve kızarıklık oluşur. Aynı zaman kaşıntı hissi yaşanır.

Gözde ağrı
Gözde acı
Gözde batma
Gözde sulanma
Gözde kaşıntı
Gözde kızarıklık

Arpacık nedenleri nedir?

Bakteri ve mikrop kaynaklı bir hastalık olan arpacığa stafilokoksal bakteriler neden olmaktadır. Bu bakteriler burunda da bulunmaktadır. Eller yıkanmadan göze değdiğinde arpacığa davetiye çıkarmaktadır. Kronik göz kapağı iltihabı göz kapağında bulunan bezlerin ciltte yağlanma nedeniyle sık sık tıkanması da arpacık oluşuma riskini artırmaktadır. Kandaki yağ oranı yüksek olan kişilerde de arpacık oluşumu görülmektedir. Vücuttaki vitamin eksikliği ve makyaj malzemelerin başkalarıyla paylaşımı ya da yatmadan önce makyaj temizliği yapılmaması gibi hijyenik olmayan durumlarda arpacığa neden olmaktadır.

Arpacık risk faktörleri nedir?

Göz yorgunluğuna neden olan faktörler, ergenlik dönemi, fiziksel yatkınlık, bahar alerjisi, gözde kullanılan kozmetik ürünlerine karşı alerji, göz temizliğine önem göstermeme, stres, yağlı beslenme ve bağışıklık sistemini zayıflatan ilaçların kullanımı arpacık oluşumu riskini artırmaktadır.

Arpacık komplikasyonları nedir?

En önemli komplikasyonu göz ve göz çevresinde ciddi enfeksiyona neden olabilmesidir. İltihap iyileşse bile bezecikte kistleşme nedeniyle cerrahi tedavi gerekebilir. Eğer hemen tedaviye başlanmaz ise diğer göze de bulaşabilir. Arpacık, gözlerde yanma, batma, hafif bulanık görme ve hafif acıya sebep olmaktadır.

Doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Arpacıkta doktor randevusu öncesi şikayetlerinizi ve şikayetlerinizin ne zaman başladığına dair bilgileri detaylı bir şekilde not edip doktorunuz ile paylaşmanız faydalı olacaktır.

Arpacık tetkik yöntemleri nelerdir?

Arpacık için bir göz hastalıkları uzmanına gitmeniz gerekmektedir. Genellikle göz muayenesi ile ileri tetkiklere gerek kalmadan tanı konulur.

Arpacık tedavi yöntemleri nelerdir?

Göz hastalıkları uzmanı hastayı muayene ettikten sonra verdiği damla ve antibiyotiklerle arpacıktan kurtulmuş olunur. Hasta eğer vaktinde göz hastalıkları uzmanına görünmediyse ya da tedaviye yanıt vermediyse arpacığın ameliyat ile göz kapağından alınması gerekebilir.

Arpacık yaşam stili önerileri

Arpacığın ilk aşamasında doğru tedavi ile başka arpacık oluşumu engellenmiş olunur. Kişinin kendi kendine bir tedavi uygulamaması ve göz temizliğine daha fazla dikkat etmesi gerekir. Hastanın yüzüne kullanacağı havlu temiz olmalı ve gözlerin kirli ellerle temasından sakınılmalıdır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Apandisit Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Apandisit, kalın bağırsağa bağlı olan ve yaklaşık 9 cm uzunluğunda olan ince uzun bir organımızdır. Apandis karnın sağ alt bölümünde bulunur. Apandisin iltihaplanarak şişmesi nedeniyle meydana gelen ağrı “apandisit” olarak adlandırılmaktadır.

Apandisin görevi sindirim için gerekli olan iyi bakterilere ev sahipliği yapmasıdır. Bunun yanı sıra apandisin bağışıklık sistemine katkıda bulunmaktadır. Apandisin gerekliliği tam olarak belirtilememekle birlikte olası bir durumda apandisin alınması kişinin yaşamını ve vücut işleyişini etkilemediği belirtilmektedir.

Kısacası apandisi alınmış bir kişinin vücut işleyişinde herhangi bir değişiklik söz konusu olmaz. Genellikle 10-30 yaş aralığında görülen apandisit, apandisin bir enfeksiyon sonucunda iltihaplanarak tıkanmasıdır. Apandisit, sıkça karşılaşılan bir rahatsızlık olmakla birlikte dikkat edilmesi gereken tehlikeli bir durumdur. Zamanında müdahale edilmeyen apandisin patlaması durumunda enfeksiyon vücuda yayılarak hasta için ciddi bir tehlike oluşturabilir.

Enfeksiyon sonucunda oluşan iltihaplanma ve şişlik şiddetli ağrılara neden olmaktadır. Karın bölgesinde meydana gelen ağrı daha sonra karnın sağ alt kısmında yoğunlaşarak şiddetlenir. Hayati önem taşıyan ve korkulan bir durum olan apandis patlaması, enfeksiyonun vücuda yayılarak kişinin sağlığını tehlikeye atmaktadır. Bu nedenle bu bölgede meydana gelen ağrılar ciddiye alınmalı ve ağrının uzun sürmesi durumunda mutlaka bir hastaneye gidilmelidir.

Apandisit ağrısının yanı sıra kusma, mide bulantısı, ateş, kabızlık, ishal, sırt ağrısı ve gaz gibi sorunlar görülebilmektedir. Apandisitin en belirgin özelliği karnın sağ alt bölümde meydana gelen şiddetli ağrıdır. Ancak bu ağrıya eşlik eden diğer sağlık sorunları kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. Bazı kişilerde kabızlık, ishal veya gaz gibi sorunlar meydana gelirken bazılarında ise iştahsızlık, ateş ve kusma gibi belirtiler de gözlemlenebilir.

Apandisit Teşhisi

Öncelikle göbek deliği çevresinde başlayan hafif ağrı ilerleyen saatlerde karnın sağ alt kısmında yoğunlaşarak şiddetleniyorsa akla ilk gelen belirtilerden biri apandisittir. Bu ağrının şiddetlenmesi ve uzun sürmesi durumunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Aksi halde erken teşhis edilmeyen ve önlem alınmayan apandisit, apandisin patlamasıyla birlikte ciddi bir tehlike oluşturabilir.

Aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda bir an önce doktora başvurmalısınız;

Kanlı ishal
Sık sık idrara çıkma
İdrar yaparken hissedilen yanma
Aniden ortaya çıkan keskin ve şiddetli ağrı
Kilo kaybı
Uzun süren karın ağrısı
İştahsızlık ile birlikte bulantı ve kusma
Baş ağrısı
Ateş

Çeşitli hastalıkların belirtileri ile benzerlik gösteren apandisit, teşhisi zor olan rahatsızlıklardandır. Kişinin doktora gitmeyi ihmal ederek rastgele ağrı kesici ilaç içmesi ağrının dinmesine yardımcı olarak teşhisin zorlaşmasına sebebiyet verir. Öncelikle iltihabın belirlenmesi için karın bölgesi muayene edilir. Sonrasında ise idrar testi ve rektal muayene yapılır. Karın bölgesinin ultrasyon ile incelenmesinden sonra ise kan testi ile kanda iltihabın olup olmadığı incelenir.

Apandisit Ağrısı ve Akut Apandisit Belirtileri Nelerdir?

Apandisit kalın bağırsak ile ince bağırsağın birleşim yerine yakın kör bir bağırsaktır. Normalde küçüklerde çocuklarda ve bebeklerde Salma mekanizmamıza yardımcı olan bir organdır. Ancak yaş ilerledikçe bu özelliğini kaybeder ve kör bir organ şeklinde kalır. Kör bağırsak dediğimiz apandistin değişik sebeplerden dolayı iltihaplanması akut apandisit dediğimiz acil müdahaleyi gerektiren tabloyu ortaya çıkarmaktadır.

Akut apandisite günümüzde değişik sebepler yol açabilmektedir.Karşımıza çıkan sebepler arasında apandisit lümeninin yabancı bir cisimle tıkanması ki bu yabancı cisim yediğimiz bir meyve çekirdeği olabilir, yediğimiz bir etin kemik parçası olabilir. Bunun dışında apandisitin kendine ait lenfoit yapısının şişmesine ve tıkanmasına bağlı olabilir.

Bir takım enfeksiyonlar birtakım parazitler apandisitin ve kalın bağırsağın birtakım tümörleri ile apandisit lümenin tıkanmasına bağlı ortaya çıkabilir.
Apandisit de karşımıza çıkan en sık belirti karın ağrısıdır. Karın ağrısı özellikle karın üst kısmında mide kısmından başlar. Daha sonra karnın sağ alt kısmına doğru iner.
Mide de başladığı için hastaların çoğu midede ülser veya galsit olabileceği düşüncesiyle acil polikliniğe başvururlar.
Fakat yapılan tahliller sonrası akut apandisit tespit edilir.
Bu ağrı dışında hastada meydana gelen iştahsızlık da sık görülen belirtilerdir.
Bunun yanında bulantı kusma olabilir.
Ateş halsizlik de bu tabloya eklenebilir.

Apandisit Belirtileri

Apandisitin başlıca belirtisi karın bölgesinde meydana gelen ağrıdır. Bu ağrı daha sonra karnın sağ alt bölümünde yoğunlaşarak şiddetlenir. Apandisit ağrısı böbrek ağrısı veya böbrek taşı ile karıştırılabilir. Bu nedenle oldukça dikkat edilmeli ve ağrının uzun sürmesi durumunda bir an önce en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Apandisitte karın ağrısına eşlik eden başka belirtilerde söz konusudur. Bu belirtiler kişiden kişiye değişebileceği gibi kabızlık, ishal, ateş, mide bulantısı, iştahsızlık, gaz ve sırt ağrısı olarak sıralanabilir.

1. Apandis Ağrısı

Apandisitin ilk belirtisi göbek deliği çevresinde meydana gelen ağrıdır. Hafif bir şekilde başlayan ağrı, ilerleyen saatlerde keskin ve şiddetli bir ağrıya dönüşür. Ağrı apandisin şişmesiyle birlikte karnın sağ alt bölümde yoğunlaşır. Öksürme ve yürüme gibi durumlarda ağrı şiddetlenebileceği gibi karnın sağ alt bölümüne bastırılmasıyla hissedilmeyen ağrı baskının hafiflemesinden sonra şiddetlenerek hissedilir duruma gelir.

Dikkate alınmayan apandisit gerekli önlemlerin alınmaması durumda patlayarak hastanın sağlığını ciddi anlamda tehlikeye atabilir. Bu nedenle apandisitten şüphenilmesi durumunda mutlaka bir uzmana başvurmalısınız. Aksi halde rastgele içilen ağrı kesici ilaçlar ağrınızın dinmesine yardımcı oluken teşhisin gecikmesine neden olarak tedavide geç kalınmasına yol açabilir.

2. Karında Şişlik

Karın ağrısının yanı sıra karında şişlik oluşması apandisitin bir diğer belirtilerindendir. Enfeksiyon sonucu oluşan iltihap apandisin şişmesine neden olur ve karın bölgesinin hassaslaşmasına neden olur. Kişi karın bölgesine dokunduğunda şiddetli bir ağrı hisseder ve karın bölgesinde bir şişlik söz konusudur.

3. Mide Bulantısı ve Kusma

Apandisit belirtilerinden bir diğeri ise mide bulantısı ve kusmadır. İlerleyen enfeksiyon ile karın ağrısı şiddetlenir ve kusma gibi problemleri de beraberinde getirir. İlerleyen enfeksiyon karın ağrısının yanı sıra, bulantı, kusma, kabızlık, ishal ve gaz sorunu gibi mide rahatsızlıkları ile benzerlik gösterek belirtiler meydana gelebilir.

Ancak bu belirtiler kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Enfeksiyon sonucu iltahaba neden olan apandisit, yükselen ateş ile belirti verebilir. Ateşin yükselmesine neden olan bağışıklık sistemi böylece enfeksiyonun daha fazla yayılmasını önler. Genellikle karın ağrısı ve şişlik gibi sorunların ardından gelen ateş, titreme, terleme, baş ağrısı ve ürperme gibi sorunları da beraberinde getirir.

Apandisit Tedavisi

Apandisitin tedavi yöntemi ameliyattır. Öncelikle iltihap akıtılır ve sonrasında ciltte yaklaşık 10 cm bir kesik açılarak apandis alınır. Ameliyat sırasında hastaya genel anestezi uygulanır. Ancak apandisin patlaması sonucunda iltihap vücuda yayılmış ise ameliyat sırasında bu iltihap temizlenir.

Ameliyattan 12 saat sonra ayağa kalkabilen hasta 2-3 gün sonrasında ise günlük yaşantısına geri dönebilir. Ancak ameliyat sonrasında kusma, baş dönmesi ve göz kararması gibi durumlar söz konusu ise mutlaka doktora başvurulmalıdır. Bunun yanı sıra ameliyat bölgesinde kızarıklık, akıntı ve ağrı gibi durumlarda dikkat edilmesi gereken unsurlardır.

Apandisit hastaları için yaşam stili önerileri

Apandisit ameliyatı sonrasında hasta ortalama olarak 7-10 gün sonra kişi günlük aktivitelerine dönebilmektedir. Ameliyat sebebiyle özel bir kısıtlama gerekmemektedir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Aort Kapak Hastalıkları Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Aort kapak hastalığı, kalbin sol bölgesinden tüm vücuda giden anaatardamar arasında olan kapacığın geriye kaçırma yani kapanamama bozukluğudur. Bu durum farklı nedenlerden dolayı meydana gelmektedir.

Haber Merkezi / Aort kapak hastalıkları genellikle doğuştan kalbin iki yaprakçıklı olması, doğuştan bağ dokusu yetmezliği olması ve romatizmal kireçlenme nedenleriyle oluşmaktadır.

Aort Kapak Hastalıkları belirtileri nelerdir?

Aort kapak hastalıkları aort kapak darlığı ve aort kapak yetmezliği olarakikiye ayrılarak farklı şekilde görülmektedir. Yaşanan bu rahatsızlıklar iki farklı hastalıklar olsa da genellikle belirtileri aynı şekilde seyreder. Her iki hastalıkta oluşan belirti ve şikayetler genellikle bayılma, göğüs ağrıları, çarpıntı, yorgunluk ve nefes darlığı olarak olarak görülmektedir. Bu şikayetlerin hepsi aort kapak yetmezliği ve aort kapak darlığı anlatmaktadır.

Bayılma
Göğüs ağrısı
Nefes darlığı
Çarpıntı
Yorgunlu

Aort Kapak Hastalıkları nedenleri

Aort kapak darlığı ve aort kapak yetmezliği hastalıkların oluşma nedeni genellikle aynıdır. Bu iki hastalığın ilk nedeni doğumsal nedenlerdir. 3 yaprakçıklı olması gerekli kapakların iki yaprakçıklı olması ile yaşanır. Bu durum nedeniyle kapak tam olarak kapanamaz. Kapağın tam olarak kapanamaması ise aort yetersizliğinin oluşmasına neden olmaktadır.

Kapakların 3 yaprakçıklı olmaması hali aort kapak darlığına da neden olur. Romatizmal hastalıklar özellikle ateşli romatizmal hastalıklar aort kapak darlığını oluşturan etkenler arasındadır. Aynı zamanda aort kapak yetersizliğide bu durumda görülmektedir. Yaşın ilerlemesi ile kapaklarda kalınlaşma yaşanır. Kalınlaşmalar esnekliğin bozulmasını sağlar. Bu yüzden aort kapak yetmezliği görülür.

Aort kapak hastalıklarının oluşmasında farklı nedenlerde vardır. Bunlar genellikle bazı hastalıklardan oluşur. Bu hastalıklar birbirinden farklı durumlardan meydana gelen hastalıklardır. Hipertansiyon, şeker hastalığı, börek yetmezliği, kolestrol ve bağ dokusu hastalıkları aort kapak hastalıklarında risk faktörleri olarak bilinmektedir. Aynı zamanda sigara kullanımı bu hastalıkta risk faktörleri arasındadır.

Doğuştan iki yaprakçıklı olması
Bağ dokusu yetmezliği
Ateşli romazitmal hastalıklar
Yaşın ilerlemesi

Aort Kapak Hastalıkları risk faktörleri nedir?

Yaşlanma, kapaklardaki kireçlenmenin doğal sebebidir. Bu yüzden, aort kapak hastalıkları açısından, 65 yaş ve üstündeki bireyler birincil risk teşkil ederler.

Aort Kapak Hastalıkları komplikasyonları nedir?

Aort kapak hastalıklarının komplikasyonları, hastalığın türüne bağlı olarak değişiklik gösterir.
Aort darlığı rahatsızlığında görülen birtakım komplikasyonlar: Göğüs ağrısı, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu, bayılma.
Aort yetmezliği rahatsızlığında görülen birtakım komplikasyonlar: Göğüs ağrısı, aşırı hissedilen yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı.

Doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Herhangi bir kalp sorunundan şüpheleniliyorsa, yapılacak ilk iş hastanelerin kardiyoloji bölümlerine gitmek olmalıdır.

Tetkik yöntemleri nelerdir?

Aort darlığının tetkik yöntemleri: Kalp ultrasonu yöntemiyle kalpte üfürüm sesinin var olup olmadığına ve darlığın derecesine bakılır. Aort kapak alanı; 1.5 cm2’den büyük ise hafif aort darlığı, 1.0 cm2 ile 1.5 cm2 arasında ise orta aort darlığı, 1.0 cm2’den küçük ise ciddi aort darlığı teşhisi konur.
Ayrıca tanı amaçlı cerrahi müdahalede bulunulabilir.
Aort yetmezliğinin tetkik yöntemleri: Aort darlığını teşhis birtakım yöntemler kullanılarak sol karıncık boşluğunun boyutuna ve kalbin kasılma fonksiyonuna bakılır.

Aort Kapak Hastalıkları tedavi yöntemleri nelerdir?

Aort kapak hastalıkları; romatizmal ateş rahatsızlığının oluşmasını önlemek ve enfeksiyon riskini en aza indirmek amacıyla gerekli ilaçlar ile tedavi edilebilir. İleri boyuttaki rahatsızlıklarda aort kapağını değiştirmek üzere cerrahi müdahale söz konusu olabilir.

Aort Kapak Hastalıkları yaşam stili önerileri

Aort kapak hastalıkları gibi kalp rahatsızlıkları riskini minimuma indirmek için, yaşam boyu sürekli çalışan kalbe iyi bakmak gerekir. Sağlıklı beslenmeli, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan vazgeçmeli, yaşa ve şartlara uygun düzenli egzersizleri ihmal etmemelidir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın