RSV (Respiratuar Sinsityal Virus) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Tüm yaş gruplarında özellikle bebekler ve yaşlılarda yaşamı tehdit eden solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan RSV (Respiratuar Sinsityal Virus); Grip ve soğuk algınlığına benzer şikayetlere neden olurken, tedavisinde gecikildiğinde akciğerleri tehdit ediyor.

Çocukların tümü 2 yaşına kadar en az bir kez RSV ile hastalanmakta ve hayat boyu bu enfeksiyonun tekrarı sık olarak görülmektedir. Büyük çocuk ve erişkinlerde RSV genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu; bebek ve küçük çocuklar ile prematüre doğanlarda, bağışıklık yetmezliği olanlarda ve yaşlılarda ciddi alt solunum yolu enfeksiyonları geliştirebilmektedir.

Belirtileri;

RSV tıpkı grip ve nezle bulgularına benzer şikayetlere neden olurken prematüre doğanlarda veya bebeklerde huzursuzluk, beslenmeme, sık nefes alma ya da solunum düzensizliklerine neden olmakla birlikte virüsün tek kaynağının insanlardır. Çevreden yada yakınlarındaki bu bulguları sergileyenlerden bireye çabucak bulaşır. RSV virüsünün bulaşması enfekte salgılar ile doğrudan ve yakın temasla oluşurken, virüs çevre yüzeylerce saatlerce, ellerde ise yarım saatten fazla canlı kalabiliyor.

RSV enfeksiyonunun tanısı solunum yolu sekresyonlarında RSV antijenine bakılarak konulur. Bu yaygın olarak kullanılan, hızlı sonuç veren ve % 90 oranında doğru sonuç veren bir yöntemdir. RSV virüsü genellikle kış ve erken ilkbahar aylarında yıllık salgınlar şeklinde görülmektedir. Hastalık genellikle Kasım- Aralık aylarında başlamakta, Ocak ve Şubat ayında zirveye ulaşmakta, Nisan ayı sonunda da sona ermektedir.

Tedavisi;

RSV enfeskiyonlar özellikle hassas yaş gurupları olan bebekler ve yaşlılar ile özellikli altta yatan hastalığı olanlarda ağır seyirlidir. Bu hastalarda oral alım bozulacağından hastalıkta ilk tedaviyi destek tedavisi oluşturur.  Sıvı kaybının yerine konması, solunumun dikkatle değerlendirilmesi ve oksijen desteği, üst solunum yolu aspirasyonu ve gerekirse solunum cihazına bağlanma uygulanması gerekebilir. RSV bronşiti sonrasında kulak iltihabı veya bakteriyel akciğer enfeksiyonu gelişirse antibiyotik kullanılır, bubnun dışında antibiotik etkisi söz konusu değildir. Ağır seyirli vakalarda hastane yatışı ile takip sıkça uygulanan bir durumdur. Özellikle 6 aylıktan küçük bebeklere tanı durumunda hastane yatışı önerilmektedir.

RSV’den korunmak münkün mü?

Anne sütünün desteklenmesi, sigara maruziyetinin engellenmesi, standart enfeksiyon kontrol önlemleri, risk gruplarının belirlenmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, rutin aşılama programına uyulması, hastanede yeni olguların hızla saptanması ve temas izolasyonu RSV’den korunma esastır. Hastalığın bulaşması hasta kişinin solunum sekresyonlarıyla kontamine olmuş yüzeylere dokunmakla veya öksürdüğü havadaki damlacıklar yoluyla olur. Hasta kişiyle kontağın sınırlandırılması, maske kullanımı ve el yıkama yayılımı azaltabilir.

RSV için kullanılabilir rutin bir aşı bulunmamaktadır; ancak 29 haftadan küçük doğan yüksek riskli prematürelerde, doğumsal kalp hastalığı ya da kronik akciğer hastalığı olan çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonunu önlemek için pasif immünizasyon yani RSV antikoru içeren Palivizumab(RSV monoklonal antikor)isminde yalnızca uzman hekim önerisiyle ve rapor çıkartılarak kullanılan bir ilaç mevcuttur.

RSV virüsünden korunmak için yüksek riskli bebeklere pasif immunizasyon yani ayda bir antikor verilmesi(palivizumab) önerilmektedir. Pasif immunizasyon uygulanması gereken hastalar şunlardır:

  • Gebelik haftası 29 haftadan küçük ve 1 yaşından küçük bebekler
  • Kronik akciğer hastalığı olan ve 2 yaşından küçük bebekler
  • Tedavi gerektiren kalp hastalığı olan 2 yaşından küçük bebekler

İlaç uygulaması RSV sezonu denilen Ekim-Mart ayları arasında ayda bir kez yapılmaktadır. Bu uygulamanın sezonda tam ve düzenli olarak yapılması ile ağır hastalık gelişimi ve hastaneye yatışlar azalmaktadır.

(Kaynak: medicalpark.com.tr)

Paylaşın

Böcek ısırması, sokması nedir ve ne yapılmalı?

Böcek sokması ve ısırması bazen böceğin türüne göre ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Böcekler çoğu zaman kendilerini savunma amacıyla sokarlar. Ancak sadece beslenme amaçlı sokan böcek türleri de bulunmaktadır. 

Toplumda en fazla görülen böcek sokmaları bal arısı, eşek ve yaban arısı sokması, akrep, kene, sivrisinek, pire, tahtakurusu olarak gösterilebilir. Görülecek belirtilerin şiddeti böceğin cinsinin yanı sıra kişinin duyarlılık düzeyine göre de farklılık gösterir. Bebek ve çocuklar, hamileler, alerjik bünyeye sahip bireyler ile yaşlılar genellikle böcek sokmalarında daha ciddi belirti gösteren gruplar arasındadır.

Böcekler zehirleme ve alerjik reaksiyon oluşturmanın yanı sıra bulaşıcı hastalıkların kişiden kişiye bulaşmasına da aracılık edebilirler. Sıtma, tifüs ve sarıhumma gibi hastalıklar böcek ısırmaları sonucunda bulaşabilecek hastalıklar arasında yer alır. Özellikle sıcak ve tropikal iklime sahip bölgelerde bulunan böceklerde bulaşıcı hastalık taşıma olasılığı daha yüksektir.

Böcek sokması belirtileri;

Böceğin ısırma anı genellikle biraz ağrıya neden olur. Isırmanın hemen ardından ciltte alerjik reaksiyon gelişmeye başlar ve ısırılan bölgede ısınma, kızarıklık, kaşıntı ve benzeri belirtiler ortaya çıkar. Gelişen alerjik reaksiyonu tetikleyen etken, böceğin iğne veya tükürük sıvısı yoluyla cilde bıraktığı zehirli maddedir. Genellikle çoğu böcek ısırığında bu belirtiler hafif seyreder ve kısa süre içerisinde azalarak kaybolur. Fakat böceğin salgılarına karşı alerjisi bulunan bireylerde belirtiler giderek artarak şiddetli sağlık problemlerini beraberinde getirebilir. Böcek ısırması belirtileri arasında şunlar yer alır:

  • Isırılan bölgede kızarıklık, kaşıntı, tahriş, ağrı ve şişlik
  • Su kabarcıkları ve iltihaplanma
  • Tek veya küme şeklinde oluşan kabarcıklar
  • Mide bulantısı ve kusma
  • İshal ve karın ağrısı
  • Nefes darlığı, göğüste sıkışma
  • Hırıltılı solunum
  • Dil şişmesi

Bunların yanı sıra ısırılan bölgede renk değişimi şeklinde bir böcek sokması belirtisi de söz konusu olabilmektedir. Böcek ısırması morarması gibi renk değişimi durumlarında mutlaka sağlık kuruluşlarına başvurularak muayeneden geçilmelidir.

Böcek sokması türleri;

Arılar, pireler, sivrisinek ve diğer sinekler, karıncalar, tahtakuruları, akarlar, at sinekleri, keneler, örümcekler, akrepler ve bazı diğer böcek türleri böcek sokmasına neden olabilir. Görülen belirtiler böcek ısırması türleri arasında değişkenlik gösterir. Çok yaygın olarak görülen sivrisinek ısırıklarında ısırılan bölgede küçük bir kabarıklık, hafif kızarıklık ve şiddetli kaşıntı olur. At sineği ısırıkları oldukça ağrılı olabilir ve ısırılan bölgede genellikle böcek sokması ve su toplaması bir arada görülür. Kene ısırıkları genellikle başlangıçta hiçbir belirti ve reaksiyona neden olmaz ve kişiler tarafından geç fark edilebilir.

Doğal ortamlarda yapılan aktiviteler sonrasında vücut ayna karşısında mutlaka kontrol edilmelidir. Keneler kırım Kongo kanamalı ateşi ve bazı diğer bulaşıcı hastalıkları taşıma olasılığı çok yüksek olan hayvanlardır. Bu nedenle kene ısırmasının fark edilmesi halinde asla bir müdahale yapılmamalı ve derhal hastaneye gidilmelidir. Bir diğer böcek ısırığı olan akar ısırmalarında genel olarak çok fazla kaşıntı söz konusu olur.

Örümcek ısırıkları örümceğin türüne göre değişmekle birlikte çok ağrılı olabilir, şiddetli kızarıklık ve şişlik meydana gelebilir. Ayrıca bazı örümcek türleri mide bulantısı, kusma, karın ağrısı gibi daha ciddi ve tıbbi müdahale gerektiren reaksiyonlara da yol açabilir. Arı sokmalarında şiddetli ağrı, ani şekilde gelişen bir şişlik ve kızarıklık söz konusudur. Karınca ısırıklarında genellikle iltihaplı şişlikler ortaya çıkarken akrep sokmalarında ciltte uyuşma, ağrı, yanma, şişme ve kızarıklık gibi durumlar ortaya çıkabilir. Tüm bu durumlarda alerjik bireylerde ani gelişen çok ciddi reaksiyonlar söz konusu olabildiğinden bir an önce sağlık kuruluşlarına başvurulması gerekmektedir.

Böcek sokması durumunda ilk olarak ısırılan bölgede ağrı, ısı artışı, şişme, kızarıklık gibi etkiler ortaya çıkar. Bunlar normal reaksiyonlardır. Çoğu zaman birkaç saat içinde etkisini yitirirler. Ancak daha sonra alerjik reaksiyon gelişme riski her zaman vardır. Özellikle böcek sokmasına maruz kalan kişinin alerjik yapısı varsa böceğin ısırdığı alanda kızarıklık daha yaygın olur. Ayrıca başka reaksiyonlarda ortaya çıkabilir. Astımı olan, alerjik yapısı olan ya da ürtikere yatkın kişilerde baş dönmesi, yutkunma zorluğu, kalp ritminin düzensizleşmesi, bulantı ve kusma, ateş, ishal gibi belirtiler görülebilir.

Böcek sokması durumunda ilk ne yapılmalı?

Böcek sokması durumunda ilk müdahale bölgenin sabunlu su ile yıkanmasıdır. Bölge sabunlu suyla yıkanarak antiseptik bir solüsyon sürülmelidir. Böylece olası bir enfeksiyon gelişimi önlenebilir. Ancak yıkama sırasında bölgenin kaşınmaması, çizilmemesi gerekir. Arı sokması söz konusu ise iğnenin çıkarılması da gerekecektir. Bu durumda cildin tahriş edilmemesi önemlidir. Şişlik varsa bölgeye buz sürülmelidir. Böcek sokması kollarda ve ellerde olursa bölgenin kalp seviyesinden üstte tutulması gerekir. Bu şekilde şişmeye engel olunabilir.

Kene sokması durumunda ilk müdahaleyi kendiniz yapmamalısınız. Bu parazit oval ya da yassı, kahverengi renkte olabilir. Genellikle otlaklarda, sulak yerde, hayvanların bulunduğu yerlerde görülen keneler soktukları zaman insanlara virüs bulaştırabilir. Isırma sonrasında bölgede şişme, kızarıklık ve kaşıntı ortaya çıkar. Özellikle kene sokması sonrası şiddetli ağrı, ishal, bulantı, kusma, ateş gibi belirtiler varsa müdahale etmeden bir doktora gidilmelidir.

Böcek sokması durumunda bölgeye kolonya sürülmesi de bölgede tahrişe neden olabileceği için önerilmemektedir. Ayrıca böcek sokması sonrası zehirlenme olmasın diye yoğurt, ayran tüketimi de etkili değildir. Yapılacak ilk müdahale her zaman bölgenin enfeksiyon kapmamasını sağlamak olmalıdır. Böceklerin daha fazla görüldüğü tatil yörelerinde bulunulacağı zaman yanınızda topikal steroid ve antihistaminik kremler de bulundurursanız bunları böceğin ısırdığı bölgeye tatbik edebilirsiniz.

Tedavisi;

Böcek sokması ilk yardım uygulamalarının ardından alerjik reaksiyon veya ciddi komplikasyon söz konusu ise sağlık kuruluşlarına başvurmayı gerektirir. Alerjik reaksiyonunun olmadığı durumlarda böcek ısırması tedavisi olarak ilk yardım uygulamaları genellikle yeterli olur. Su ve sabunla yıkama ve ardından dezenfekte etme, buz kompresi uygulama gibi işlemleri içeren ilk yardımın ardından alerjik reaksiyonlar nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuran hastalarda öncelikle hekim tarafından fiziksel muayene yapılır. Ardından genellikle antihistaminik ilaç tedavisi önerilir ve bunlar bölge üzerine uygulanan krem ve merhemler, ağızdan alınan ilaçlar veya damar yoluyla verilen antihistaminikler şeklinde olabilir.

Böcek sokması kaşıntı ve kabarıklıklara neden olduysa antihistaminik ilaçlar bunların iyileştirilmesine de yardımcı olur. Ağrı söz konusu ise ağrı kesici ilaçlardan yararlanılabilir. Kene ısırması durumunda birey kesinlikle bilinçsiz şekilde keneyi çıkarmaya çalışmamalıdır. kenenin yanlış yöntemle çıkarılması bir kısmının vücut içerisinde kalmasına ve ciddi sağlık sorunlarına yol açmasına neden olabilir. Bu nedenle sağlık kuruluşlarına başvurarak kenenin uzman kişiler tarafından çıkarılması sağlanmalıdır.

Ardından yapılacak tanı testleri ve muayenenin ardından enfeksiyon söz konusu ise buna yönelik tedavi uygulanır. Herhangi bir komplikasyon göstermeyen hastalar hekim tarafından verilecek öneriler doğrultusunda taburcu edilir. Alerji teşhisi alan hastalarda bir sonraki böcek sokmasında hemen kullanabilmek adına tedbir amaçlı ilaçlar reçetelendirilebilir. Böyle durumlarda özellikle de doğal ortamlara giderken bireyler bu ilaçları mutlaka yanlarında bulundurmalıdır.

Eğer siz de böcek sokması yaşadıysanız öncelikle ilk yardım uygulamalarını yapmalı, ardından alerjik reaksiyonlar gözlemlemeniz durumunda sağlık kuruluşlarına başvurarak hekim kontrolünden geçmelisiniz. Olası bir alerji durumunda bir an önce sağlık kuruluşuna başvurarak ciddi komplikasyonların gelişimini önleyebilirsiniz. Böcek sokması ile ilgili merak ettiğiniz konuları Grup Florence Nightingale Hastaneleri’nin uzman ekibine sorabilir, sorunuzla ilgili öneriler isteyebilirsiniz. Bize ulaşmak için web sitemizde yer alan iletişim formunu kullanabilir ya da 444 0436 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

Paylaşın

Botulizm nedir? Belirtileri, Tedavisi

Hemen ve yeterli tedavi edilmezse yüksek ölüm oranına sahip olan Botulizm, Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme. Kişiden kişiye bulaşan bulaşıcı bir hastalık türü değildir.

Botulizm, Clostridium Botulinum (ve bazı diğer Clostridium türlerinin) oluşturduğu nörotoksinlerin neden olduğu nadir görülen paralitik bir hastalıktır. C.botulinum gram pozitif, sporlu, mutlak anaerop bir bakteridir. Sporları tüm dünyada yaygın olarak bulunur. Botulinum toksini sinir kas kavşakları ve otonom sinapsları etkiler. Tip A-G arasındaki harflerle ifade edilen antijenik yönden farklı 7 tipi vardır.

Tip A, B, E ve F insanlarda hastalık yapar. Botulinum toksini insana toksik en güçlü zehir olmasına rağmen kas spazmları ile belirgin bazı hastalıkların tedavisinde ve kozmetik işlemlerde kullanılır. Botulizm güncel olarak beş klinik şekilde görülür; klasik gıda botulizmi, infant botulizmi, yara botulizmi, nedeni bilinmeyen olgular ve kazara gelişen botulizm. Botulizm görme bulanıklığı ve diğer bazı kraniyal sinir belirtileri ile başlar, simetrik, yukarıdan aşağıya inen kaslarda zayıflık ve gevşek tipte paraliziler gelişir.

Ateş yoktur, hastanın bilinci açıktır, duyu kaybı görülmez. Tanının esasını serum, dışkı, kusmuk ve gıda gibi uygun örneklerde toksinin gösterilmesi veya anaerop koşullarda C.botulinum’un üretilmesi oluşturur. Botulizmin tanısında en spesifik ve en sensitif yöntem farede toksin deneyidir. Hızlı tanı ve destekleyici tedavi botulizm tedavisinde en önemli noktalardır. Heterolog antitosik serumların gıda ve yara botulizminde biraz önemi olmakla birlikte infant olgularında kullanılmamalıdır.

Nasıl bulaşır?

Gıda kaynaklı botulizm mikroorganizmanın gelişimi esnasında üretilen toksini içeren gıdanın tüketilmesi ile oluşan ciddi bir gıda zehirlenmesidir. Botulismus toksini, konserve mısır, biber, yeşil fasulye, çorba, pancar, kuşkonmaz, mantar, olgun zeytin, ıspanak, ton balığı, tavuk ve tavuk ciğeri ve ciğer kafa ve hafif öğle yemeği etleri, jambon, sosis, doldurulmuş patlıcan, ıstakoz ve tütsülenmiş ve tuzlanmış balık gibi gıdalarda saptanmıştır.

Yıllık olarak kaydedilen birçok salgının, yetersiz işlenmiş gıdalarla, ev yapımı konservelerle alakalı olduğu görülmüştür. Zaman zaman ticari üretilen gıdalarda da rastlanmıştır. Sosisler, et ürünleri, konserve sebzeler ve deniz ürünleri insan botulizmi için en sık karşılaşılan gıda ürünleridir.

Belirtileri;

  • Gıda kaynaklı botulizm (aslında gıda kaynaklı zehirlenme) bakteri tarafından üretilen toksin içeren gıdanın tüketilmesi ile ortaya çıkan hastalıktır. Kuluçka süresi 4 saat ile 8 gün arasında değişmesine rağmen, gıda kaynaklı botulizmin başlangıç belirtileri, toksinli gıdanın tüketiminden sonraki 18-36 saat arasında ortaya çıkmaktadır.
  • Zehirlenmenin erken belirtileri, belirgin halsizlik, zayıflık ve baş dönmesidir.
  • Bulanık görme ve çift görme, ağız kuruluğu, konuşma ve yutkunmada zorluk çekme, kalp atımında azalma, tansiyon düşüklüğü, nefes alıp vermede zorluk, diğer kasların zayıflığı, ağrılı şişmeler, ciltte beklenmedik renk değişiklikleri, terleme bozuklukları, karın ağrısı, bulantı, kusma ve kabızlık genel belirtileri arasında yer almaktadır. Tedavi edilmediği takdirde yüksek ölüm oranına sahiptir.

Teşhisi;

  • Botulismus büyük ölçüde tanısı hastanın öyküsü, klinik ve epidemiyolojik özelliklere ve diğer olası durumların ayırıcı tanı ile dışlanmasına dayanmaktadır.
  • Hastalığın akla getirilmesinde belli bağlı (anahtar) klinik bulgular görme bulanıklığı, çift görme, güçsüzlük ve simetrik paralizidir. Rutin laboratuvar testlerinin tanıdaki yeri sınırlıdır.
  • Tanı, serum, dışkı, kusmuk, mide içeriğinde ya da hastanın yediği yemekte botulinum toksininin tespiti, veya dışkı veya yara kültürlerinden C. botulinumun izole edilmesiyle konulur.

Tedavisi;

Botulizmde yakın bir solunum takip ve desteği başta olmak üzere destekleyici tedavi yöntemleri hayat kurtarıcıdır. Hasta yoğun bakım ünitesine alınmalı, endotrakeal tüp veya trakeostomi ile solunum yolu açık tutulmalıdır. Tedavide polivalan antitoksin (antitoksik botilinum serumu) uygulanmalıdır. Antitoksin dolaşımda serbest olarak bulunan toksini nötralize etmesi fakat sinir uçlarına bağlanmış toksine etkisinin olmaması nedeniyle, antitoksin uygulanması olabildiğince erken yapılmalıdır.

Botulizm şüpheli hasta birkaç saat içinde başvurmuş ise kusturularak veya mide lavajı ile kalan toksinin atılmasına yardımcı olunabilir. Diğer yandan hastanın ağır ileus tablosu olmadıkça barsaklar purgatifle veya lavmanla boşaltılmalıdır. Yara botulizminde kristalize penisilin kullanılmalıdır. Penisiline alternatif olarak metranidazol kullanılabilir. Yara botulizminde ayrıca yaranın cerrahi temizliği gerekir.

Korunma yolları;

  • Ev konservelerinin hazırlanması sırasında yeterli ısı ve basınç uygulanmak ve tüketilmeden önce 10 dakika kaynatmak gerekir.
  • Şişmiş konservelerin açılmaması, kokuşmuş besinlerin yenilmemesi gerekir.
  • Mikrodalga fırınlar ne sporu öldürür ne de toksini etkisiz hale getirir.
  • Bir yaşın altındaki bebeklere bal verilmemelidir.

 

Paylaşın

Bahar Yorgunluğu Nedir? Belirtileri, Tedavisi

Mevsim geçişlerinden kaynaklanan değişiklikler beraberinde insan metabolizmasında da değişiklikleri beraberinde getiriyor. Bahar Yorgunluğu; mevsim geçişlerinden kaynaklanan ısı, ışık ve nem değişimine vücudumuzun adapte olmaya çalışması sürecidir.

Bir hastalık olarak tanımlanan ve dikkat edilmesi gereken Bahar Yorgunluğu, kronik yorgunluk sendromuna da dönüşebiliyor.

Bahar Yorgunluğunun belirtileri;

Bahar Yorgunluğu güneşin daha dik gelmesi ile ısınan denizlerden daha fazla suyun buharlaşması ve bununla beraber ortaya çıkan nem artışı sonucunda oluşur. Yaz ve sıcak geçen bahar aylarında hava sıcaklığı, yüksek nem ile bir araya gelince bunaltıcı bir gün yaşarız. Kendimizi yorgun ve bitkin hissederiz. Nemliliğin çok yüksek olduğu durumlarda gerçek hava sıcaklığı ile etkin hava sıcaklığı birbirine yakın seyreder.

Fakat sıcak ve kuru bir havaya göre çok daha fazla rahatsız edici bir etkiye sahiptir. Havadaki nem oranı düşük ise, yüksek sıcaklık olsa bile bu durumu dayanılır yapabilir. çünkü cilt üzerinde buharlaşmanın sağladığı bir serinlik etkisi mevcuttur. Ancak yüksek nem cilt ve onu çevreleyen hava içindeki buharlaşmanın etkisini yok ederek gerçek sıcaklığı daha yüksek seviyelerde hissetmemizi sağlayacaktır.

Kısaca; Bahar Yorgunluğu, insanlarda enerji azlığı, halsizlik, isteksizlik, uyku isteği, sabah yataktan zor kalkma, kas, eklem ağrıları, baş ağrısı, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle kendini gösterir.

Bahar Yorgunluğu vücudumuzu nasıl etkiler?

Bahar yorgunluğu incelendiğinde nemin ne derece hayatımızı etkilediği daha net görülmektedir. Nem artışı vücutta 2 yönlü etki eder. Birincisi; Burun boğaz ve orta soluk yollarında ödeme neden olarak akciğere giden oksijen miktarını azaltır. Vücut oksijen azalmasının etkilerini azaltmak için çeşitli bölgelerdeki kan damarlarını büzer. Bu etki ile ,

  • Mideye giden damarların büzülmesi ile gastritler artar.
  • Troid dokusuna giden damar büzülmesi ile troid hormon salgısı azalır.
  • Kalp ve diğer damarları daraltarak hipertansiyon ve kalp krizleri artar.
  • Cilt damarları daralması ile ciltte kuruma dökülme ve saç dökülmesi gözlenir.
  • Tüm damarlarda genel bir oksijenlenme azlığı nedeni ile halsizlik ve yorgunluk artar. Baş dönmesi ve dengesizlikler sık gözlenir.
  • Akciğer kapasitesi bu bölgedeki ödem nedeni ile daha da azalır. Bu sonuç nefes darlığı ve hareket ile sıkıntı hissini artırırİkincisi; Ortam nem oranında artış ayni zamanda terleme fonksiyonunu bozar. Bu bozulma hem vücut toksinlerinin atılmasını engeller hem de vücudun nem dengesini bozar. Bu da kişinin kendini dengesiz hissetmesine neden olur.

Bahar Yorgunluğundan korunmanın yolları;

  • Kronik yorgunluğa karşı en iyi ilaç tatile çıkmaktır. İmkanlarınızı zorlayarak birkaç günlüğüne de olsa kent dışına kaçın.
  • Her gün sabahları aç karnına en az 5 dakika yürüyüş yapın. Ancak bu yürüyüşleri güneşli günlerde yapmaya özen gösterin.
  • Her sabah 10-15 dakika aç karnına jimnastik yapın. Ama vücudunuzu aşırı yormaktan da kaçının. Jimnastik yapacağınız odayı ciğerlerinize bol oksijen girmesi için bir süre havalandırmayı unutmayın.
  • Sofranızdan meyve ve sebzeyi eksik etmeyin. Sevmeseniz de mevsimin özelliğini taşıyan meyve ve sebzelerin bütün çeşitlerinden bol miktarda yiyin.
  • Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı oluyor. Özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunuyor.
  • Günde 3 litre su için. Yemek yemeden ve yatmadan önce azar azar içerek vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.
  • Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.
  • Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. Çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir.
Paylaşın

Çocuklarda Ateşli Havale Nedir, Neden Olur?

Ateş nedeniyle oluşan havale, 6 ay – 6 yaş arası çocuklarda kasılmalarla görülen bir nöbet durumudur; herhangi bir ateşli hastalık sonucu vücut sıcaklığının 38 derecenin üstüne çıkmasıyla meydana gelir.

Özellikle ateşi çıkmaya duyarlı ve ailesel yatkınlığı olan çocuklarda meydana gelir. Anne babalar için ateşli havale endişe verici bir sorundur ancak her zaman tehlikeli değildir. 0-3 aylık bebeklerde yüksek ateşte mutlaka doktora görünülmesi gerekir.

Ateşli havale neden olur?

Ateşe genellikle çocuğun geçirdiği viral ya da bakteriyel enfeksiyonlar neden olur. Bademcik ve orta kulak iltihapları, bağırsak ve idrar yolu enfeksiyonları, tüberküloz, menenjit, zatürre de ateşe yol açar. Ayrıca lösemi, lenfoma ve bağışıklık sistemi hastalıkları da ateşin sorgulanması gereken durumlardır.

Çocuklarda ateşi havale belirtileri;

Yüksek ateş
Bilinç kaybı
Vücudun kilitlenmesi
Kasılmalar
Göz kayması
Solgunluk
Nöbet sonrası baygınlık hali

Ateşli havale nasıl tedavi edilir?

Ateşli havalede önemli olan, ateşe yol açan nedeni bulmak ve hastalığın tedavi edilmesidir. Havale nöbetini durduracak ilaçlar da kullanılabilir.

Ateşli havale kalıcı sorunlara neden olur mu?

Korkulanın aksine ateşli havale kalıcı hasar yaratmaz. Tekrarlanabilir ve havale geçirme oranı yaş ilerledikçe düşer.

Paylaşın

Asidoz Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Asidoz, kan ve vücut sıvılarının aşırı asitli olması durumudur. Daha geniş bir tanımla, Asidoz, organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

Haber Merkezi / Metabolik süreçlerin doğru biçimde çalışması ve dokulara uygun miktarda oksijen sevki için kan pH’sının 7.35 ila 7.45 gibi dar bir aralıkta tutulması gerekmektedir.

Asidoz pH’nın 7.35 altına düşmesine neden olan kanda aşırı miktarda asit, alkaloz ise pH’nın 7.45 üstüne yükselmesine neden olan kanda aşırı miktarda alkali bulunmasıdır. Asidoz, solunum veya metabolik asidoz olarak sınıflandırılır.

Solunum asidozunun nedenleri şunlardır:

Kifoz gibi göğüs deformiteleri
Göğüs yaralanmaları
Göğüs kaslarında güçsüzlük
Uzun süreli (kronik) akciğer hastalığı
Miyastenia gravis, amiyotrofik lateral skleroz veya kas distrofisi gibi nöromüsküler bozukluklar
Sedatif ilaçların aşırı kullanımı solunumun azalmasına neden olur
Şiddetli zatürre veya şiddetli tıbbi hastalıkla ilişkili akut solunum sıkıntısı sendromu gibi akut akciğer hastalığı

Metabolik asidoz, vücutta çok fazla asit üretildiğinde gelişir. Böbrekler vücuttan yeterli asidi çıkaramadığında da ortaya çıkabilir. Metabolik asidozun birkaç türü vardır:

Diyabetik asidoz (diyabetik ketoasidoz ve DKA olarak da bilinir), kontrolsüz diyabet (genellikle tip 1 diyabet) sırasında keton cisimleri adı verilen maddelerin (asidik olan) birikmesiyle gelişir .
Hiperkloremik asidoz, vücuttan çok fazla sodyum bikarbonat kaybı nedeniyle oluşur ve şiddetli ishalle birlikte ortaya çıkabilir.
Böbrek hastalığı (üremi, distal renal tübüler asidoz veya proksimal renal tübüler asidoz ).
Laktik asidoz.
Aspirin, etilen glikol (antifrizde bulunur) veya metanol zehirlenmesi.
Şiddetli susuzluk.

Laktik asidoz, laktik asit birikmesidir . Laktik asit esas olarak kas hücrelerinde ve kırmızı kan hücrelerinde üretilir. Oksijen seviyeleri düşük olduğunda vücut enerji için kullanmak üzere karbonhidratları parçaladığında oluşur.

Belirtileri:

Metabolik asidoz belirtileri altta yatan hastalığa veya duruma bağlıdır. Metabolik asidozun kendisi vücudunuz bunu telafi etmeye çalışırken hızlı ve derin nefes almaya neden olur.

Kafa karışıklığı veya uyuşukluk da oluşabilir. Şiddetli metabolik asidoz şoka veya ölüme yol açabilir. Bazı durumlarda, metabolik asidoz hafif, devam eden (kronik) bir durum olabilir.

Solunum asidozu belirtileri şunları içerebilir:

Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
Tükenmişlik
Letarji
Nefes darlığı
Uyku hali

Tedavisi:

Tedavi, asidoza neden olan sağlık sorununa yöneliktir. Bazı durumlarda, kanın asitliğini azaltmak için sodyum bikarbonat (kabartma tozundaki kimyasal) verilebilir.

Paylaşın

Höşmerim, Malzemeleri, Hazırlanışı

Höşmerim; Herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 60 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 lt. Süt
150 gr. tereyağı
2 adet yumurta
1 su bardağı şeker
½ (yarım) çay bardağı sıvıyağ
Aldığı kadar un

Üzeri için:

Ceviz içi, Kayısı içi veya Badem içi
Aldığı kadar şeker

Hazırlanış;

Karıştırma kasesine tuz ve iki yumurta kırılır ve çırpmaya başlanır. Kaseye süt ilave edilir. Kase sürekli karıştırılarak unu dökülür. Bir tavada iki iri top tereyağı eritilir ve çırpılarak sıvı kıvama gelen hamur, eriyen yağa dökülür.

Bir bardak şeker, pişen höşmerimin üzerine yavaş yavaş gezdirilerek karıştırmaya devam edilir. Bardakta az bir miktar şeker bırakılır. Höşmerim karıştırılıp kıvam verilirken kalan şeker de ilave edilir.

Helva kıvamına gelen höşmerim servis tepsisine güzelce yayılır. Tepsinin üzerine şekeri ve ceviz içi (badem içi, kayısı içi de olabilir) gezdirilir. Höşmerim sunulmaya hazırdır.

Paylaşın

Akondroplazi Nedir? Teşhisi Ve Tedavisi

Yaklaşık 15 bin ile 40 bin doğumda 1 görülen Akondroplazi,  sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Tanısı anne karnında iken veya bebeklikte kan testi ile genetik uzmanları tarafından rahatlıkla koyulabilir.

Doğum sırasında boy normaldir. Çocuk büyüdükçe yaşıtlarından boy olarak geri kalmaya başlar ve iskelet sistemindeki anormallikler belirginleşir.

Enkondral ossifikasyon dediğimiz kollar ve bacaklar gibi uzun kemiklerin büyümesini sağlayan kemikleşme şekli etkilenmiştir. Enkondral kemikleşme bozukluğu özellikle büyüme plaklarının orta kısımlarını etkiler. Böylece enkondral kemikleşme ile gelişen kemiklerden büyüme plağı geniş olanlar (humerus, tibia) en fazla etkilenirler. Gövde yüksekliği normaldir.

Diğer kemiklerden leğen kemiği ve kafatası normal gelişim gösterir. Bu durum kol ve bacaklarda kısalık oluşturmakla beraber gövdeye yakın kemiklerin daha da kısa olmasına yol açar, orantısız ve ‘rizomelik mikromelik’ kısalık olarak adlandırılır.

Maksimum boy erkeklerde 131 cm, kadınlarda 124 cm olur. Alın çıkıntılı, elmacık kemikleri ve çene kemiği küçük olur. Eller kısa ve geniş, orta parmak normalden daha kısadır. Sıklıkla ‘O’ bacak görülür. Dirsek eklemi tam olarak açılmaz (fleksiyon kontraktürü). Zekaları normaldir, şişmanlık birçok hastada önemli bir sorundur. Omurga kemiklerindeki gelişmeye bağlı olarak 20’li yaşlarda omurga problemleri ortaya çıkabilir.

Akondroplazinin nedenleri;

İnsan vücudunda FGFR3 adı verilen bir gen vardır. Bu gen, kemiklerin büyümesi ve korunması için çalışır. Bu genlerdeki mutasyonlar kemik kıkırdak değişiklikleri rahatsızlığına neden olur. Bozulmuş kemik büyümesi, hastanın cüceliklendirilmesine neden olur.

Akondroplazi Kimlerde Görülür?

Normal bir ebeveynin çocuğu bu tip bir hastalığa sahipse, diğer çocuklarda tekrarlama olasılığı oldukça düşüktür. Ancak ebeveynlerden biri otomozal dominant olması nedeniyle bu hastalığa sahip ise çocuğunda bu hastalığın olması ihtimali yarı yarıyadır. Her iki ebeveynde de bu hastalık aynı şekilde bulunuyorsa yine çocuklarda bu hastalığın olma ihtimali yarı yarıyadır. Ancak normal boya sahip olma durumu ise %25 şeklinde seyretmektedir. Bu durumda kişiler gebelik esnasında testler yaptırarak bu durumu öğrenebilirler.

Akondroplazi nasıl tedavi edilir?

Tedavide amaç deformiteleri düzelterek kişinin boyunu toplumdaki normal boyun alt sınırına kadar uzatmaktır. Kolların uzatılması ve düzeltilmesi ayrı bir tek seans ile yapılır.

İlk uzatma 5 – 7 yaşlarında

5 yaşından sonraki bu ilk 1-2 yıl çok önemlidir. Bu dönemde kemiklerin iyileşme potansiyeli çok iyidir. En fazla uzatma bu dönemde gerçekleştirilebilir. Bu seansta eksternal fiksatör ile uzatma ameliyatları gerçekleştirilir. Bu ilk seans iki ameliyattan oluşur.

Hastanın sorunlarına göre değişmekle beraber her iki femur (uyluk kemiği) veya her iki tibia (kaval kemiği) uzatılır. Bu iki seans ile 20-25 cm boy uzaması elde edilir. Kemik eğrilikleri bu seansta düzeltilmelidir ve kemikler olması gereken oranlara getirilir.

İkinci seans uzatma ameliyatları 10 -11 yaşında uygulanır. Bu aşamada uzayabilen manyetik uzatma rodları ile iki aşamada 14 cm kadar femur (uyluk kemiği) uzatması sağlanabilir. Üçüncü seans uzatmalar ise 14-16 yaşlarında gerçekleştirilir. Bu aşamada ise her iki tibia (kaval kemiği) 5-7 cm uzatılarak femur ve tibia boyları oranlı hale getirilir. Ayrıca kol kısalığı ameliyatıda bu yaş grubunda uzatılır.

Paylaşın

Alkolizm Ve Alkol Bağımlılığı Nedir? Tedavisi

Beynin ön bölgesindeki irade alanlarının işlevinin bozulmasıyla oluşan Alkolizm, alkolün fazla miktarda kronik olarak alınması sonucu karaciğer, sindirim sistemi, pankreas ve sinirlerde geri dönüşü olmayan bozuklukların ortaya çıkmasıdır.

Çok miktarda ve sıklıkla alkol tüketen, bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlığının bozulmasına rağmen alkol almak isteyen, tedavi edilmesi gereken kişiye Alkolik denir.

Alkol kullanımının bir kişide problem haline geldiğini ne zaman söyleyebiliriz?

Alkol kullanmanın problem haline dönüşmesi için kişinin sürekli alkol alıyor olması bile gerekmez. Kişi, zaman zaman kullansa da, alkol almaya bağlı olarak aşağıdaki problemlerden birisini dahi zaman zaman yaşıyorsa profesyonel yardımı gerektirecek düzeyde alkol kullanma problemi var demektir:

İşte, okulda ya da evde üstüne düşen görevleri tekrarlayıcı bir biçimde aksatma: Kişi alkol nedeniyle zaman zaman işini ya da okulu aksatır.
Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda yineleyici biçimde alkol kullanımı: örneğin alkol etkisinde iken araba kullanmak.
Alkol ile ilişkili ortaya çıkan yasal sorunlar: örneğin alkollü iken kavgaya karışıp göz altına alınma.
Alkolün neden olduğu ya da alevlendirdiği sürekli ya da tekrarlayıcı insanlar arası sorunlar: örneğin alkol nedeniyle eşle tartışmalara girmek.

Alkol bağımlılığı belirtileri;

Kişi tarafından alışkın olduğu etkinin sağlanabilmesi için kullanılan alkol miktarının giderek arttırılıyor olması; eskiden kullanılan, alışkın olunan alkol miktarı ile aynı hissin ve etkinin sağlanamaması (tolerans)
Kişinin kullandığı alkolün miktarını azaltması ya da alkolü bırakması sonucunda yoksunluk belirtisi dediğimiz bir takım ruhsal ve bedensel sıkıntılar içerisine girmesi ve yoksunluk belirtisi hisseden kullanıcının alkol alması ile rahatlama hissetmesi
Kullanılan alkolün kişi tarafından almayı tasarladığı miktardan fazla miktarda ve sürede kullanılması
Alkol sağlamak, alkol kullanmak ya da alkolün etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcanması
Alkol kullanımı yüzünden önemli toplumsal, mesleki etkinliklerin ya da boş zamanları değerlendirme etkinliklerinin azaltılması ya da bırakılması
Alkol kullanımını bırakmak ya da denetim altına almak için başarısız girişimlerin varlığı
Alkolden zarar gördüğü bilinmesine rağmen alkol alımına devam etmek

Yol açtığı sorunlar;

Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserleri
Doğru düşünme, karar verme ve hareket etme gibi beynin işlevlerini bozması
Uyku bozuklukları, baş ağrısı, göz tahribatı
Kalp ve kan dolaşımı hastalıkları
Kan pıhtılaşmasını engelleme
Karaciğerde ağır hasar

Alkol bağımlılığının tipleri;

Ruhsal ya da bedensel bir sıkıntıyı gidermek için olağandışı, aşırı alkol alma durumudur. Daha çok bir psikolojik bağımlılık söz konusudur. Bırakıldığı zaman kesilme belirtisi görülmez,
Olağandışı aşırı alkol alma sonucu gastrit, polinevrit, karaciğer yağlanması gibi bedensel bozukluklar çıkmasına karşın fiziksel bir bağımlılık ortaya çıkmamıştır.
Alkole ruhsal ve fiziksel yönden bağımlılık oluşur. İstemli denetim kalkar, içme isteği durdurulamaz. Bedensel bozukluklar gelişir. Alkol bırakıldığı zaman kesilme belirtileri ortaya çıkar.
Daha ağır bedensel ve ruhsal bozukluklar çıkmıştır. Alkole karşı direnç artımı oluşmuştur. Alkol azaltıldığında ya da kesildiğinde kesilme belirtileri oluşur.

Zaman zaman zorlantılı içme dönemleri görülür. Kişi alkole susamış gibidir. Aşırı bir istek ve tutku ile alkol arar, bulunca su gibi içer. Günler, haftalar bazen de aylarca süren bu dönemleri daha sonra anımsamayabilir. Alışılmışın çok üstünde içmelerine karşın alkole karşı dayanıklıdırlar.

Alkolizmin çeşitleri;

Psikolojik bağımlılık safhasında kişi ruhsal ya da bedensel bir sıkıntıyı gidermek için olağandışı, aşırı alkol alma durumundadır. Bırakıldığı zaman kesilme belirtisi görülmez. Bunun bir ileri aşamasında kişide aşırı alkol alma sonucu gastrit, polinevrit, karaciğer yağlanması gibi bedensel bozukluklar çıkmaya başlar ve bunlar fiziksel bir bağımlılığın ortaya çıktığının belirtileridir. Daha ileri aşamada istemli denetim ortadan kalkar, içme isteği durdurulamaz bir hal alır.

Bedensel bozukluklar gelişir ve alkol bırakıldığı zaman kesilme belirtileri ortaya çıkar. Bu alkole ruhsal ve fiziksel yönden bağımlılık oluştuğunun bir delilidir. Artık en ileri safhada kişi alkole susamış gibidir. Aşırı bir istek ve tutku ile alkol aramaya başlar ve bulunca su gibi içer. Günler, haftalar bazen de aylarca süren bu dönemleri daha sonra hatırlamayabilirler. Bu son safha kişinin psikososyal yıkımının en üst düzeyde olduğu ve alkolün kişiyi adeta esir ettiği safhadır. Şiddetle tedaviye ihtiyacı olduğu bir dönemdir. Çünkü alkole bağlı ölümler, zehirlenmeler ve kalıcı bozukluklar bu safhada oluşur.

Alkolizmin tedavisi;

Alkol sosyal kullanımı da olan bir psikoaktif madde olduğu için alkolün kötüye kullanımını veya alkol bağımlılığının geliştiğini kabul etmek zaman alabilir. Alkol kullanan birçok kişi sosyal kullanım düzeyinde devam ederken alkol bağımlılığı gelişmektedir. Alkol kullanan ve tedavi olmak isteyen, bu konudaki problemlerine çözüm arayan kişi ve yakınları hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM) ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi olabilirler.

Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.
Hedef ayıklıktır (sobriety). Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi için bu önemlidir.
Tedaviden sonra uzun süreli izleme gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile daha sonra izlenmezse tekrar alkol almaya başlaması muhtemeldir. Düzenli aralıklarla psikolojik danışma almak veya yardım gruplarına katılmak tekrar başlama riskini azaltır.
Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda sıklıkla görülür.
Alkoliğin ailesi alkolizm tedavisinde önemli bir faktördür. İçmeyi sürdürdüğü sürece onunla kalamayacağını belirten eşi alkoliğin alkolü bırakma denemesine girmesi için tek başına yeterli bir sebep oluşturabilir.
Alkol bağımlısı birey alkolizm için orijinal bir tedavi programını görmeyi reddediyorsa, hekim alkolik ilişkisini kesmemeli, tedaviyi kabul edeceği bir psikososyal krizi beklemelidir.

Paylaşın

Akne Nedir, Neden Olur, Nasıl Tedavi Edilir?

Akne, halk arasındaki adıyla sivilce; hayatın neredeyse tüm evrelerinde erkek, kadın, ergen, genç, orta yaşlı herkesi etkileyebilecek tıbbi bir hastalığın adıdır.

Çoğunlukla ergenlik ile başlayan ergenlik dönemi sonrasında yatışan fakat dönem dönem tekrarlayabilen orta yaşlarda yetişkin aknesi olarak tekrar karşımıza çıkabilen bir sorun.

Akne nasıl oluşur?

Ciltteki yağ bezlerinin iltihaplanması sonucu, fazla sebum (yağ bezlerinin meydana getirdiği salgı) üretilir. Oluşan bu sebum cilt gözeneklerinin kapatır. Oksijensiz bu ortam bakterilerin gelişmesine neden olur ve sonunda cilt yüzeyinde enfeksiyonlu kırmızı şişlikler oluşur.

Akne; kıl köküne yerleşmiş kabarıklıklar, komedonlar (siyah nokta) şeklinde olabildiği gibi bazen de yangıya neden olan içi iltihaplı lezyonlar, nodüller ve kistler şeklinde de olabilir.

Akne en çok yüz, gövde üst bölümü sırt gibi deride yağ bezlerinin yoğun olduğu yerlerde ortaya çıkmaktadır.

Akne neden oluşur, hangi hastalıkların belirtisi olabilir?

Aknenin nedeni (yağ bezlerinin neden iltihaplandığı) kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bazı durumlarda ve hastalıklar da akne oluşumunun arttığı bilinmektedir:

Akne; hormonal değişikliklere, strese, yanlış beslenmeye, sindirim sistemindeki bazı hastalıklara, böbrek sorunlarına, hijyen sorunlarına ve yine bazı cilt rahatsızlıklarına bağlı olarak gelişebilmektedir.

Akne tedavisi nasıl yapılır?

Unutmayınız ki akne bir tıbbi hastalıktır ve tedavisi bir uzman hekim tarafından planlanmalı ve takip edilmelidir. Öncelikle dermokozmetik, kozmetik ya da takviye edici gıdaların tedavi amacı ile önerilemeyeceklerini ve tıbbi hastalıkların tedavisinin ancak doktor kontrolünde yapılabileceğini hatırlatalım. Akne sorunu yaşayanlara her zaman ilaç tedavisi gerekli olmayabilir. Doktorunuz size ilaç kullanmanız gerekip gerekmediği konusunda karar verebilecek tek yetkili kişidir.

Akneler ( Sivilceler ) sıkılmalı mı?

Kesinlikle sivilceleriniz sıkmayın, ya da üstlerini kopartmayın. Akne sıkıldığı zaman cilt dışına bulaşan iltihap ve bakteri kadar cilt altında da yayılma olur. İyileşme süreci gecikir. Ayrıca kendiliğinden patlayan ya da iyileşme aşamasındaki akneler üzerinde oluşan kabukları kopartmayın. Bu gibi yanlış uygulamalar cildinizde kalıcı yara izleri (Scar) oluşmasına ve lekelere sebep olabilir. Doktorlar bazen özel yöntemler ve cihazlar kullanarak kistik akneleri boşaltabilirler. Ancak bu tıbbi tedavinin parçası olrak uzmanlarca yapılması gereken bir işlemdir.

Yağlı yemek sivilceye sebep olur mu?

Beslenme ile akne-sivilce oluşumu arasında kesin bir bağ gösterilememekle birlikte, son zamanlardaki araştırmalar, düzensiz beslenmenin ve özellikle fast food gıdaların, insülin direncinin ve erken Tip 2 diyabete yatkınlığın akneye sebep olan süreçleri şiddetlendirdiğini göstermekte. Bu nedenle dengeli beslenme cilt sağlığı için olduğu kadar akne karşıtı mücadelenin de vazgeçilmez bir parçası.

Akneye eğilimli ciltler için nasıl bir bakım gerekir?

Akneye eğilimli ciltler için kullanılacak bakım ürünleri ve makyaj malzemeleri özenle seçilmelidir. Aksi durumda akneye yol açan etkenleri şiddetlendirmek riski söz konusu olabilir. Bu durumda uygun bir dermokozmetik cilt temizleme ürünü ile beraber yağlı ve akneye eğilimli ciltler için özel formüle edilmiş bir sebum dengeleyici nemlendirici, eğer gerek duyuluyorsa belirli sıklıklarla kullanılabilecek peelingler, maskeler ve yağlı ciltler için özel tonikler ve özel güneş kremleri kullanılabilir. Bunun için akneye eğilimli ciltler için özel dermokozmetikler kategorimizi inceleyebilirsiniz.

Paylaşın