Merkez Bankası, Faizi Tek Haneye İndirdi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizini 150 baz puan indirerek yüzde 10,50’den yüzde 9’a çekti. TCMB, bir önceki toplantıda da politika faizini 150 baz puan düşürerek yüzde 10,5 seviyesine çekmişti.

Haber Merkezi / Merkez Bankası, faiz kararına ilişkin yayınladığı metinde şu ifadeleri kullandı:

Jeopolitik risklerin dünya genelinde iktisadi faaliyet üzerindeki zayıflatıcı etkisi artarak sürmektedir. Önümüzdeki döneme ilişkin küresel büyüme tahminleri aşağı yönlü güncellenmeye devam etmekte ve resesyonun kaçınılmaz bir risk faktörü olduğu değerlendirmeleri yaygınlaşmaktadır. Türkiye’nin geliştirdiği stratejik nitelikte çözüm araçları sayesinde temel gıda başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının olumsuz etkileri azaltılmış olsa da uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artış eğilimi sürmektedir.

Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Bununla birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları yüksek enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğu ile işgücü piyasalarındaki katılıklara bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini vurgulamaktadırlar. Ülkeler arasında farklılaşan iktisadi görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası adım ve iletişimlerinde ayrışma artarak devam etmektedir. Finansal piyasalarda artan belirsizliklere yönelik merkez bankaları tarafından geliştirilen yeni destekleyici uygulama ve araçlarla çözüm üretme gayretlerinin sürdüğü gözlenmektedir.

2022’nin ilk yarısında güçlü bir büyüme gerçekleşmiştir. Yılın ikinci yarısına dair öncü göstergeler ise zayıflayan dış talebin etkisiyle büyümedeki yavaşlamanın sürdüğüne işaret etmektedir. Bununla birlikte, imalat sanayi üzerindeki dış talep kaynaklı baskıların iç talep ve arz kapasitesi üzerinde şimdilik sınırlı olan etkileri daha belirgin hale gelmektedir. İstihdam kazanımları benzer ekonomilere göre daha olumlu seyretmektedir.

Özellikle istihdam artışına katkı veren sektörler dikkate alındığında büyüme dinamiklerinin yapısal kazanımlarla desteklenmekte olduğu görülmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, turizmin cari işlemler dengesine beklentileri aşan güçlü katkısı devam etmektedir. Bunun yanında, enerji fiyatlarındaki yüksek seyir ve ana ihracat pazarlarının resesyona girme olasılığı cari denge üzerindeki riskleri canlı tutmaktadır. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edilmektedir.

Ayrıca, son dönemde belirgin şekilde açılan politika-kredi faizi makasının ilan edilen makroihtiyati tedbirlerin katkısı ile geldiği denge yakından takip edilmektedir. Kurul, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini destekleyecek araçlarını kararlılıkla kullanmaya devam edecek ve ilave tedbirleri devreye alacaktır. Uygulanacak politikalar aralık ayında açıklanacak olan 2023 Yılı Para ve Kur Politikası metninde kapsamlı olarak ilan edilecektir.

Enflasyonda gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışlarının gecikmeli ve dolaylı etkileri, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmektedir. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın güçlendirilmesi için atılan ve kararlılıkla uygulanan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesiyle dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Azalan dış talebin toplam talep koşulları ve üretim üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir.

Küresel büyümeye yönelik belirsizliklerin ve jeopolitik risklerin daha da arttığı bir dönemde sanayi üretiminde yakalanan ivmenin ve istihdamdaki artış trendinin sürdürülmesi ile arz ve yatırım kapasitesindeki yapısal kazanımların sürekliliği açısından finansal koşulların destekleyici olması kritik önem arz etmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin 150 baz puan düşürülmesine karar vermiştir. Kurul, mevcut politika faizinin küresel talebe ilişkin artan riskleri dikkate alarak yeterli düzeyde olduğunu değerlendirmiş, ağustos ayında başlatılan faiz indirim döngüsünün sonlandırılmasına karar vermiştir.

Fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir. Değerlendirme süreçleri tamamlanan kredi, teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir.”

Anadolu Ajansı’nın anketine katılan 18 ekonomistin çoğu, politika faizinin 150 baz azaltılarak yüzde 9’a indirilmesini bekliyor. Ekonomistlerden biri 100 baz puanlık ve biri de 125 baz puanlık indirim öngörüyordu.

Reuters anketine katılan 14 ekonomistin tamamı kasım ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faizlerin 150 baz puan indirileceği öngörmüştü.

Bloomberg HT Araştırma Birimi’nin anketine katılan 19 kurumdan, 16 kurum 150 baz puan, 1 kurum 100 baz puan, 1 kurum 125 baz puan ve 1 kurum 200 baz puan faiz indirimi öngörüyordu.

Paylaşın

Reuters: Merkez Bankası, Lira Üzerinde Kontrolunü Arttırdı

Swaplar hariç tutulduğunda net bazda 10-20 milyar dolar, brüt olarak ise yaklaşık 114 milyar dolar rezerve sahip olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), bu yıl yapılan yüze yakın yeni düzenleme ile 2023 seçimleri öncesinde lirayı istikrara kavuşturan rezerv yönetimi sistemine son rötuşları yaptığı öne sürüldü.

Yetkililer, bir yıl önce lirada yaşanan tarihi çöküşün ardından benimsenen politikanın büyük ölçüde ihracat gelirlerinden, yabancıların ev almasından ve piyasanın arz ve talebini hassas bir şekilde dengeleyen diğer kaynaklardan elde edilen yabancı fonlara dayandığını kaydetti.

Londra’da merkezli haber ajansı Reuters’a konuşan 10 bankacı ve ekonomistle bir Türk yetkiliye göre, geçmişteki lirayı destekleme planlarının aksine, Merkez Bankası’nın artık sürekli olarak kendi rezervlerini kullanması gerekmiyor.

Merkez Bankası bu konuda yorum yapmadı ancak üst düzey yetkililer ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni düzenlemeleri sık sık övüyor.

Bankacıların hesaplamaları, Merkez Bankası’nın yeni politikası kapsamında bu yıl yaklaşık 100 milyar dolar elde ettiğini gösteriyor. Ekim ve Kasım aylarının büyük bölümünde lira doları çok yakından takip etti ve 18,6 civarında sabit kaldı.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, izlenen bu politikanın Merkez Bankası’nın döviz kuru “politikası” üzerinde sıkı kontrol sağlamasına ve Ankara’nın Haziran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine kadar istikrarı korumasına yardımcı olabileceğini söyledi.

Türkiye’de resmi verilere göre enflasyon yüzde 85’i aşmışken, ekonomide veya lirada daha fazla dalgalanmadan kaçınmak Erdoğan’ın yeniden seçim planlarında önemli. Yine de muhalefet bu politikaları tersine çevirmeyi vadettiği için seçim, dalgalanmaya neden olabilir.

Lira özellikle Aralık ayında, fiyatların yükselmesine neden olan ve Erdoğan tarafından yönlendirilen alışılmışın dışında faiz indirimlerinin tetiklediği keskin düşüşlerle geçen yıl yüzde 44 değer kaybetti.

Lira bu yıl yüzde 29 daha değer kaybederken, Ağustos ortasından bu yana sadece yüzde 3 düştü. Son yıllarda yabancı yatırımcıların para piyasalarından neredeyse tamamen çıkması yetkililerin elini güçlendirdi.

Erdoğan Haziran ayında yaptığı bir konuşmada, “Fiyat istikrarını ise aldığımız diğer tedbirlerin yanı sıra, işimize gelen seviyedeki bir döviz kuruyla cari fazlayı artırarak sağlamayı planlıyoruz. Biz meseleye böyle bakıyor, buna göre çalışıyoruz” demişti.

“Döviz piyasasında yapay dalgalanma sürdürülemez”

Reuters’a konuşan bazı bankacılar ve ekonomistlerin eleştirileri, bu politikanın borç vermeyi yavaşlattığı, Ankara’nın ihracatçılar ve küçük işletmeler için parasal teşvike ve ucuz krediye öncelik vermesinin enflasyonun yükselmesine izin verdiği yönünde.

Birçok kişi döviz piyasasını yapay olarak dengelemenin sürdürülemez olduğunu söylüyor; özellikle de yüksek enerji ithalat maliyetleri bu kış zaten son derece olumsuz olan ticaret dengesini sarsarsa.

Tellimer Research’ten kıdemli ekonomisti Patrick Curran, “Türkiye şimdilik liralaşma politikalarıyla idare etmeye devam edebilir. Ancak ödemeler dengesi istikrarının ne kadar süreceği belirsiz” dedi.

Ancak toplantılara katılan kaynaklara göre Merkez Bankası bu hafta banka yöneticilerine, eleştirilerine rağmen düzenlemelerine ve politikalarına devam edeceğini söyledi.

Bu yıl yapılan yaklaşık 100 düzenleme, Merkez Bankası ve devlete döviz, kredi, kredi ve mevduat piyasalarında baskın bir rol verdi ve hükümetin söylediğine göre bu dönüşüm halka bir öngörülebilirlik sundu.

Bu değişiklikler arasında, şirketleri ve bireyleri döviz varlıklarını dönüştürmeye teşvik eden yeni, kur korumalı lira hesapları ve ihracatçılara döviz gelirlerinin büyük bir kısmını Merkez Bankası’na satma talimatı yer alıyor.

Reuters’a konuşan kaynaklar, sonuç olarak Merkez Bankası’nın, ithalatçıların ihtiyaçları ve güçlü bir turizm sezonundan elde edilen gelirler dahil dövizde daha iyi bir denge kurabileceğini söyledi.

Bankacıların hesaplamalarına göre, Merkez Bankası döviz kurunu dengelemek için elde ettiği 100 milyar doları piyasaya geri sattı.

55 milyar negatif rezerv bakiyesi

Hesaplamalar, bankanın geçen kış tüm enerji ithalatı taleplerini ve bu yıl ithalatla ilgili yaklaşık 100 milyar dolarlık döviz talebini karşıladığını gösteriyor.

Bu önleme ek olarak, Merkez Bankası uluslararası muhataplarından yaklaşık 23 milyar dolar alırken, Rusya da yerel nükleer yatırımın parçası olarak en az 5 milyar dolar transfer etti. Erdoğan bu durumu, “dost ülkelerin” yardım etmesi olarak değerlendiriyor.

Yeni politika, Merkez Bankası’nın rezervlerini lirayı doğrudan desteklemek için kullandığı ve döviz tamponunu kötü şekilde tükettiği bir dönemi kapatıyor.

Veriler, bu swaplar dikkate alındığında, bankanın yaklaşık 55 milyar dolar negatif rezerv bakiyesine sahip olduğunu gösteriyor. Swaplar hariç tutulduğunda rezervler net bazda 10-20 milyar dolar, brüt olarak ise yaklaşık 114 milyar dolar.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Kritik Mesaj: Regülasyonlar Sürecek

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kamuoyuna açık olmayan ve birçok banka yöneticisinin katıldığı toplantıda, bankacılık sektörü tarafından eleştirilen piyasa düzenleme regülasyonlarını kararlı şekilde sürdüreceği mesajını verdi.

Geçen hafta başında İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, Türkiye’nin serbest piyasa koşullarına geri dönmesi gerektiğini söylemiş ve menkul kıymet tesisi uygulamasının bankaları büyümeyi desteklemekten alıkoyduğunu, bankaları riske açık hale getirdiğini kaydetmişti.

Merkez Bankası, finansal istikrarı sağlamak amacıyla bir dizi önlemle döviz, tahvil, kredi ve mevduat piyasalarındaki kontrolunu arttırmıştı. Bu da gösterge yıllık tahvil faizinin yüzde 26’dan yüzde 10,5’e düşmesine neden olmuştu.

Reuters haber ajansına bilgi veren kaynaklar, gelecek yıl bankaların bilançoları üzerinde kontrollarını kaybedecekleri için büyük bir gelir kaybıyla karşılaşabileceklerini belirtti.

Reuters’a adını açıklamak istemeyen bu kaynaklar toplantıya İş Bankası’nın CEO’su dahil birçok bankanın yöneticisinin katıldığını bildirdi. Merkez Bankası, Reuters’ın konuyla ilgili sorusuna yanıt vermezken İş Bankası’na da henüz ulaşılamadı.

Kaynaklara göre Merkez Bankası’nın verdiği mesajlardan biri kaynakları sürdürülebilir ekonomik faaliyetler için gerekli alanlara yönlendiren politikaların devam edeceği oldu.

Kaynak, seçici kredi tutumunu da güçlendireceğini, bunun yatırımı, istihdamı, katma değerli üretimi ve ihracatı arttıracağını söyledi.

Merkez Bankası’nın geçen yıl attığı adımlar arasında ihracat ve üretim odaklı sektörlere kredilerin teşvik edilmesi yer alıyordu.

Merkez Bankası ayrıca bankaları, 2021’de değeri yüzde 44 düştükten sonra bu yıl da yüzde 29 düşen lirayı desteklemek için müşterileri döviz tasarruflarını dönüştürmeye ikna etmeye çağırıyor.

Türk hükümetinin ekonomik programı Türkiye’nin kronik cari açığını kapatmak için düşük faiz oranlarını destekiyor, böylece istihdamı, yatırımı ve ihracatı arttırmayı umuyor.

Merkez Bankası politika faiz oranını son üç ayda 350 baz puan düşürerek yüzde 10,5’e indirdi. Ekim ayında enflasyon oranı ise yüzde 85’ti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sıradışı para politikalarını 2023 genel seçimlerine kadar sürdürmesi bekleniyor. Reuters haber ajansına göre anketler Erdoğan’ın seçimi kaybetme riskinin olduğunu gösteriyor.

Bankalar, Merkez Bankası’nın geçen yılki agresif faiz indirimlerini sürdürmek için sabit para mevduatlarını caydırmak ve kredileri hükümetin tercih ettiği sektörlere yönlendirmek için bir dizi yeni kuralı uygulamak zorunda kaldılar. Bu durum çok sayıda banka yöneticisini zor durumda bırakıyor.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın

IMF’den Türkiye’ye Enflasyonla Mücadele İçin ‘Faiz Artışı’ Tavsiyesi

Türkiye’ye enflasyonla mücadele için ‘faiz artışı’ tavsiyesinde bulunan IMF, politika faizindeki artışla birlikte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığını güçlendirecek adımların da atılmasını şiddetle tavsiye ettiklerini bildirdi.

Uluslararası Para Fonu (IMF), bu hamlelerin enflasyonu daha güçlü bir biçimde aşağı çekmeye ve rezervlerin zaman içerisinde yeniden oluşturulmasına destek vereceğini belirtti.

Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti 2022 yılı 4. madde değerlendirmesini tamamladı. Kuruluşun değerlendirmesinde enflasyonla mücadele için ‘faiz artışı’ tavsiyesi öne çıktı. Değerlendirmede Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığına da vurgu yapıldı.

IMF heyeti 2022 yılı 4. madde değerlendirmesini tamamlarken, kuruluşun değerlendirmesinde para politikasına ilişkin tavsiyeler öne çıktı.

Bloomberg HT‘nin haberine göre; kuruluş değerlendirmesinde politika faizindeki artışla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığını güçlendirecek adımların birlikte atılmasını şiddetle tavsiye ettiklerini bildirdi. IMF değerlendirmesinde bu hamlelerin enflasyonu daha güçlü bir biçimde aşağı çekmeye ve rezervlerin zaman içerisinde yeniden oluşturulmasına destek vereceğini belirtti.

Değerlendirmede yüksek enflasyon ve yükselen mali riskler dikkate alındığında sıkı maliye politikasının da yardımcı olacağı ifade edildi. IMF, bu politikaların tutunması durumunda kur korumalı mevduat da dahil olmak üzere makro ihtiyati ve düzenleyici tedbirlerin aşama aşama uygulamadan kaldırılması gerektiğini, böylelikle devletin finansal piyasalar ve kredi dağılımında daha sınırlı bir rol oynayabileceğini belirtti.

IMF’den yapılan açıklamada IMF heyetinin Ankara ve İstanbul’da 16-22 Ekim tarihleri arasında kamu ve özel sektörden farklı kesimlerle temaslarda bulunduğu açıklandı. Önümüzdeki haftalarda değerlendirme raporunun hazırlanacağı ve Ocak 2023’te İcra Direktörleri Kurulu tarafından raporun değerlendirilmesinin planlandığı belirtildi.

IMF, üye ülkelerde yılda bir kez konsültasyon çalışması yapıyor. Bu çalışma sırasında IMF yetkilileri ekonomik verileri toplarken ilgili ülkenin yetkilileriyle de görüşüyor.

IMF heyeti Türkiye’de konsültasyon amacıyla bulunduğu sırada farklı kesimlerle de bir araya gelerek ülke ekonomisi hakkında bir değerlendirme hazırlıyor. Bu değerlendirmenin gerekçe ve biçimleri IMF’nin ana sözleşmesinin 4. maddesinde yer aldığı için bu rapora 4. Madde Değerlendirme Raporu adı veriliyor. Bu rapor İcra Direktörleri Kurulu’nda görüşülüp onaylandıktan sonra ilgili ülkeye veriliyor.

Paylaşın

İktidar, ‘Düşük Faiz Politikası’ İle Neyi Amaçlıyor?

İktidar, büyümeyi sürdürmek hedefiyle yüksek enflasyona rağmen Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nı (TCMB) faizleri düşürmeye zorluyor. Ancak büyümenin öncü göstergelerinden imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi (PMI), Ekim’de 46.4’e gerileyerek pandemiden bu yana en düşük seviyeye geldi. İmalat sanayi sekiz aydır üst üste daralıyor.

Ekonomistlere göre, Ukrayna savaşanın neden olduğu şok, “pandemi sonrası ihracat patlaması yaşanacak” beklentisini boşa çıkardı. Türkiye’nin en önemli pazarlarında talep daralınca fabrikalar durmaya başladı.

“Belki o kadar sert olmasa da pandemiyle benzer bir durum oldu” diyen TOBB Türkiye Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayii Meclis Başkanı Şeref Fayat, verilerin yavaşlamanın süreceğine işaret ettiğini kaydetti.

Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doçent Doktor Ata Özkaya’ya göre de hükümet, pandemi döneminde biriken küresel talebe yanıt vermek maksadıyla ihracatı arttırıcı önlemler aldı. Ancak talebin hiç kesilmeyeceğini düşünmek hatalıydı:

“Küresel ölçekte iki yıl kapalı kalmış hane halkından talep geldi. Bu bizi sanayi üretiminde yaklaşık sekiz ay boyunca yüzde 10 civarında artış hızına ulaştırdı. Şimdi geldiğimiz noktada ise sanayi üretiminin azaldığını ve düşüşün devam edeceğini görüyoruz.”

Enflasyon önlemi

Türkiye içinde de bir yılda yüzde 19’dan 83 buçuğa tırmanan enflasyon, yerli tüketicinin alışveriş iştahını azalttı.

“Enflasyonun çok yüksek bir seviyede olması, faiz indirimlerine rağmen kredi mekanizmasının çalıştırılmaması ihtiyacını beraberinde getiriyor” diyen Ekonomist Arda Tunca’ya göre iktidar, yüksek enflasyonun önüne bu şekilde geçmeye çalışıyor.

Enflasyonla mücadele için kredi hacimlerinin daraltılmasının doğru olduğunu kaydeden uzmanlara göre asıl sorun, birbiriyle çelişen iki politikanın aynı anda uygulanmasında.

Faiz politikasında çok ısrar eden hükümetin buradan dönemediğini söyleyen Tunca, “Merkez Bankası üzerinden uygulanan politikalarla buraya gelindi, şimdi bunu düzeltiyorum demek çok büyük siyasi risk” dedi.

Bankalar ve ekonomi yönetimi arasında çatlak

İktidara yakın A Para televizyonu tarafından Ekim ayının son günü düzenlenen Finansın Geleceği Zirvesi’ne İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın ekonomi politikalarına yönelik eleştirileri damga vurdu.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin de bulunduğu salona hitabında Aran, “Kredinin ucuzlamasına rağmen krediye erişim güçleşiyorsa bunun kimseye bir faydası yok” dedi. Aran, bir taraftan büyümeyi desteklemek adına faizler indirilirken, diğer yanda bankaların kredi verme kapasitesinin azaltılmasına tepki gösterdi.

Bankalar ve ekonomi yönetimi arasındaki ayrılığa dair DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’a değerlendirmede bulunan uzmanlar, para politikasındaki çelişkilere dikkat çekti.

Kredi sorunu neden yaşanıyor?

Ekonomistlere göre, siyasi bedel ödeyeceği endişesiyle faiz politikasından geri adım atamayan hükümet, enflasyonu dizginlemek için kredi musluklarını kısmayı tercih etti. Ancak bu sefer de işletmeler zora girdi.

Yaşanan sorunun kaçınılmaz olduğunu savunan ekonomist Güldem Atabay, “Yapay bir şekilde politika faizini düşürdükten sonra piyasa faizlerini de bu seviyeye çekmek için alınan makro ihtiyati önlemler eninde sonunda kredi dar boğazı yaratacaktı. O aşamaya geldik” diye konuştu.

Normalde faizler düştüğünde krediye erişimin kolaylaşmasının bekleneceğini kaydeden TOBB Türkiye Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayii Meclis Başkanı Şeref Fayat ise, “Bizde tam tersi oldu. Politika faizi düştüğü halde sanayicinin paraya daha zor ulaştığını, düşen faize rağmen daha az kredi vermeleri yönünde bankalara talimatlar verildiğini görüyoruz” dedi.

Finansmana erişimin oldukça güçleştiğini anlatan İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel de şirketlerin dayanacak gücü kalmadığı görüşünde.

Bakan Nebati’den yanıt

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre 2022’nin ilk dokuz ayında, önceki yılın aynı dönemine kıyasla kapanan şirket sayısı yüzde 62,7 arttı. Önel, enflasyon yüzünden halkın satın alma gücünün düştüğü bir ortamda kredi hacimlerinin daraltılmasının kapanan şirket sayısındaki artışı tetiklediğini dile getirdi. Önel ayrıca, şirketlerin artık uzun vadeli ve sabit faizli krediye erişemediklerini de kaydederek, bunun iş yapma kapasitelerini olumsuz etkilediğini belirtti.

Çarşamba günü başlayan Müsiad Expo 2022 fuarı açılışında iş dünyasından gelen eleştirilere yanıt veren Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, “Kredilerdeki söylemlerinizi haklı ve doğru kabul ediyoruz” dedi. Bakan Nebati, krediye erişim ve vadelerin kısa tutulması gibi sorunların “gelip geçici” olduğunu savundu.

Seçim hesabı mı yapılıyor?

Halihazırda döviz mevduatı belirlenen limitleri aşan bankalar, reel faizin çok altındaki oranlardan tahvil almaya zorlanıyor. Bankalara yönelik bu tedbirle Hazine’ye aktarılan kaynağın, yaklaşan seçimlerde kullanılacağı iddia ediliyor.

“Bankaların tahvil alması demek Hazine’ye uygun imkanlı borç vermeleri demek. Politika faizinin düşürülmesindeki maksat da Hazine’nin ucuza borçlanmasını sağlamak” diyen Dr. Özkaya, bu iki önlemle kamunun borçlanma kapasitesinin arttırıldığı ve bunun seçim öncesi harcamalar yoluyla büyümenin desteklenmesi için kullanılacağı görüşünde.

BDDK ve Merkez Bankası düzenlemeleri gereği bankalar, yabancı para mevduatlarının yüzde 5’ine kadar tahvil tutmak zorunda. Yeni yıldan itibaren TL mevduat oranı yüzde 50’nin altında kalırsa ilave 2 puan daha tahvil alımı yapmak zorundalar. Ayrıca ihracat ve yatırım amaçlı olmayan ticari kredi kullandırmaları durumunda, sağlanan finansmanın yüzde 30’u oranında tahvil tutma şartı bulunuyor.

Reel faizin çok altında getiri sağlayan bu kağıtların satışıyla elde edilen gelirin hükümet için ucuz finansman kaynağı olduğunu kaydeden Atabay ise “İktidar kamu harcamalarıyla seçim yatırımı yapacak. Bu da ucuz finansman olarak kullanılıyor” ifadesini kullandı.

Benzer görüşü dile getiren Tunca da, “Bir taraftan çok açık şekilde seçim finanse ediliyor, diğer taraftan bankalar suçlanarak toplumun gözünde kredi vermeyen, piyasaya nakit sağlamayan yapılar gibi gösteriliyor” dedi.

Paylaşın

Merkez Bankası, ‘Yerli Bankaları’ Uyardı: Döviz Alım Satım İşlemlerini…

Yurtiçi bankalara yurtdışı yerleşik bankalarla döviz alım satım işlemlerini piyasa saatleri dışında yapmamaları konusunda uyarıda bulunan Merkez Bankası, bu konularda gerekli adımların atılmaması halinde tedbir alacağını belirtti.

Merkez Bankası, Mayıs ayında da aynı konuda sözlü uyarıda bulunmuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yurtiçi bankalara yurtdışı yerleşik bankalarla döviz alım satım işlemlerini piyasa saatleri dışında yapmamaları konusunda yazılı uyarıda bulundu.

Reuters haber ajansının gördüğü Merkez Bankası iletisinde şu ifadeler yer aldı:

“Son dönemde yurtiçi bankalarımızın özellikle geç saatlerde yurtdışı yerleşik bankalar ile döviz alım satım işlemi gerçekleştirdiği görülmüştür.

Bu konuda gereken hassasiyetin gösterilmesi, bankamız politikalarının etkinliği ve finansal sistemin sağlıklı işleyişi açısından önem arz etmekte olup, bankalarımızın gerekli tedbiri almaları beklenmektedir.”

Uyarı yazısında ayrıca bankaların yurtdışı yerleşiklere yüksek miktarda TL gönderdiği ve bu tutarların dövize dönüştürüldüğüne dikkat çekildi ve bankalardan müşterilerine bu işlemleri yurtiçi piyasalarda yapmalarının mümkün olduğunun bildirilmesi ve önerilmesi istendi.

Bu konularda gerekli adımların atılmaması halinde Merkez Bankası’nın tedbir alacağı belirtildi. Merkez Bankası, Mayıs ayında da aynı konuda sözlü uyarıda bulunmuştu.

21 Ekim itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 1 milyar 56 milyon dolar azalışla 75 milyar 116 milyon dolara indi.

Brüt döviz rezervleri, 14 Ekim’de 76 milyar 172 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Söz konusu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 4 milyon dolar azalarak 39 milyar 855 milyon dolardan 38 milyar 851 milyon dolara geriledi.

Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 21 Ekim haftasında bir önceki haftaya kıyasla 2 milyar 59 milyon dolar azalışla 116 milyar 26 milyon dolardan 113 milyar 967 milyon dolara indi.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 1 Milyar 56 Milyon Dolar Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 21 Ekim itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 1 milyar 56 milyon dolar azalışla 75 milyar 116 milyon dolara indi.

Haber Merkezi / Brüt döviz rezervleri, 14 Ekim’de 76 milyar 172 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Söz konusu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 4 milyon dolar azalarak 39 milyar 855 milyon dolardan 38 milyar 851 milyon dolara geriledi.

Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 21 Ekim haftasında bir önceki haftaya kıyasla 2 milyar 59 milyon dolar azalışla 116 milyar 26 milyon dolardan 113 milyar 967 milyon dolara indi.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Merkez Bankası, Yıl Sonu Enflasyon Tahminini 65,2’ye Yükseltti

Merkez Bankası, enflasyonun 2022 yılı sonunda yüzde 65,2 olarak gerçekleşeceği, 2023 yıl sonunda yüzde 22,3 ve 2024 yıl sonunda ise yüzde 8,8 seviyesine gerileyerek, azalış eğilimini sürdüreceğinin tahmin edildiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Bankanın bir önceki enflasyon beklentisi bu yıl sonu için yüzde 60,6, gelecek yıl sonu için yüzde 19,2 ve 2024 yılı sonu için yüzde 8,8 seviyesinde bulunuyordu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, yılın son Enflasyon Raporuna ilişkin sunum yaptı. Kavcıoğlu’nun sunduğu sunumda öne çıkan ifadeler şöyle:

“Yurt içi iktisadi faaliyet, yaşanan büyük arz şoklarına rağmen, sürdürülebilir bir yapıda ve kesintisiz bir şekilde devam ediyor.

Yılın ikinci yarısına ilişkin göstergeler ihracatın yüksek seviyelerini koruduğuna ve yatırım eğiliminin güçlü kalmayı sürdürdüğüne işaret ediyor.

2023 yılına ilişkin büyüme tahminleri önceki rapor dönemine göre küresel ölçekte önemli ölçüde aşağı yöne güncellenmiştir.

Temmuz başından bu yana öncü göstergeler, zayıflayan dış talebin etkisiyle üçüncü çeyrekte büyümede sınırlı bir yavaşlamaya işaret ediyor.

Yapısal dönüşümün cari denge üzerindeki yansımalarını izlemeye davam ediyoruz. Cari dengedeki iyileşme ikinci çeyrekte de devam etti.

Enerji maliyetlerinin küresel çapta olağanüstü seviyede yükseldiği bu sürecin sonunda enerji fiyatlarının normalleşme eğilimine girmesiyle birlikte ülkemizin büyürken cari fazla verdiği bir dış dengeye kavuşacak.

İhracat üzerindeki aşağı yönlü riskler bir önceki rapor dönemine göre arttı.

Ağustos ayı itibarıyla, yatırım ve ihracat kredilerinin toplam ticari krediler içerisindeki payı yüzde 28’i aşarak son 20 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Yılın üçüncü çeyreğine ilişkin öncü göstergeler, talep koşullarında önceki çeyreğe göre daha ılımlı bir seyre işaret ediyor. Yatırım eğilimleri gücünü koruyor.

Sanayi üretiminde, yakaladığımız ivmenin ve istihdamdaki artışın sürdürülmesi için finansal koşulların, özellikle finansman maliyeti kanalıyla destekleyii olması gerektiğini düşünüyoruz.

Uyguladığımız makroihtiyati tedbirlerin etkinliği sayesinde kredi kompozisyonunda hedefli kredi politikamızla uyumlu değişiklikler gözledik.

Kredi faizlerine yönelik devreye alınan makroihtiyati düzenlemeler sonrasında parasal aktarımın desteklendiğini ve TL ticari kredi faizlerinin 10 puan civarına gerilediğini görüyoruz.

Tüketici kredilerinin ticari kredilere olan oranı azalırken, yatırım ve ihracat kredilerinin ticari krediler içerisindeki ağırlığı önemli ölçüde arttı.

Liralaşma stratejimiz çerçevesinde bankacılık sektörünün pasif kompozisyonunda da TL’nin payının artmasını önemsiyoruz.

Merkez Bankası olarak ekonomi politikalarının kontrol alanının dışında kalan söz konusu arz kaynaklı maliyet baskılarına faiz artırımlarıyla karşılık vermenin etkili olmayacağını değerlendiriyoruz.

Enflasyonun düşmesini üretimi destekleyerek ve üretim gücümüzü artırarak sağlayabiliriz.

Önümüzdeki dönemde TL payının daha da artacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla bu kanaldan döviz kurlarındaki istikrara katkı sağlayarak enflasyonu besleyen önemli bir unsuru da kontrol altına almış oluyoruz.

Enflasyonun daha hızlı gerilemesi için beklentilerin ve kur istikrarının dezenflasyon süreciyle uyumlu olmaları gerekiyor.

Firmalarımızın fiyatlama davranışlarında bozulma yaşanmasına ve sağlıksız fiyat oluşumlarına izin vermeyeceğiz. Bunun sonucunda, beklentilerin ve kur istikrarının enflasyondaki düşüşü desteklemesini sağlayacağız.

Enflasyonu bir süreliğine değil, kalıcı olarak ve tamamen düşürecek bir programı sabır ve kararlılıkla uyguluyoruz.

Yaptığımız uygulamalarla tahvil ve ticari kredi faizleri önemli oranda geriledi. Kredi gelişmeleri hedefli kredi politikalarımızla uyumlu seyretti.”

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Tüketici Güven Endeksi Ekim Ayında Yüzde 5,3 Arttı

Tüketici güven endeksi, ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 5,3 oranında arttı; Eylül ayında 72,4 olan endeks, ekim ayında 76,2 oldu. Endeksin 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / TÜİK, Tüketici Güven Endeksi’nin ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 5,3 oranında artarak 76,2 olarak kaydedildiğini açıkladı. TÜİK’ten yapılan açıklama şöyle:

“Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, Ekim ayında bir önceki aya göre %5,3 oranında arttı; Eylül ayında 72,4 olan endeks, Ekim ayında 76,2 oldu.”

Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Merkez Bankası, Politika Faizini Yüzde 10,5’e

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 12’den yüzde 10,5’e indirdi. Merkez Bankası, son iki toplantısında da 100 baz puan indirim yapmıştı.

Haber Merkezi / TCMB tarafından yapılan açıklamada, “TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadarelindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir” denildi.

Açıklamada, “Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır” ifadeleri kullanıldı.

Gelecek ay yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında da benzer bir hamlede bulunacağının sinyalini veren Merkez Bankası, “Kurul, takip eden toplantıda da benzer bir adım atıldıktan sonra faiz indirim döngüsünün sona erdirilmesini gündeme almıştır. Fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir. Değerlendirme süreçleri tamamlanan kredi, teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir” dedi.

Merkez Bankası, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını Eylül ayında 100 baz puan düşürerek yüzde 13’ten yüzde 12’ye indirmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  geçen ay yaptığı açıklamada, “Faizimizi tek haneli rakama indirmeliyiz” demişti.

Erdoğan, son aylarda faiz konusunda sık sık değinerek, faiz artışına kesinlikle gidilmeyeceği mesajını verdi. Ancak yerli ve yabancı ekonomistlerin büyük çoğunluğu bu politikanın faiz konusundaki yerleşik uygulamalara ters olduğu görüşünü savunuyor.

TCMB’nin belirlediği politika faizi ile enflasyon arasındaki makasın gittikçe açılması, piyasalarda ve ekonomistlerde uzun zamandır endişelere yol açıyor.

TÜİK’in verilerine göre geçen ay enflasyon yıllık 83,45 olarak gerçekleşti. TCMB’nin bu son kararı ile faiz ve enflasyon arasındaki makas 73 baz puana çıkarak rekor kırdı.

Paylaşın